Sonntag, 18. Dezember 2011

Guzel Sonuc// Fenerbahce-Trabzonspor: 1-0

Skor disinda hersey aslinda bir onceki postta da belirttigim gibiydi. Trabsonspor geriye cekildi. Kapandi. Alan daraltti. Topu Fenerbahce'ye birakti. Fenerbahce ise bu sezon pekcok macta oldugu gibi-yani evinde oynadigi- rakibi uzerinde baski kursa da, daha dogrusu kuruyormus gibi yapsa da, topa sahip olsa da, rakip ceza sahasi onune yigilsa da, tehlikeli alanda tehlikeli aksiyonlar yapmaktan yani ozetle uretken olmaktan yine cok uzakti.

Oyle ki, golun oldugu korner atisina yol acan Topuz'un caprazdan girip kaleye cektigi sut disinda Fenerbahce'nin etkili hicbir sutu, pasi, verkaci, susu beya busu yok. Bu sezon butun maclarda oldugu gibi yan toplarda yine etkisiz olsaydi Fenerbahce, sonuca gitmekten gercekten cok zorlanirdi.

Ikinci yari iki taraf da nisbeten daha canliydi. Trabzonspor 10 kisi kalana kadar da dengeli gidiyordu oyun. Ama o kart bir anda isleri degistirdi, sonuca etki edemese de... Cunku Fenerbahce'nin farka gidebilecegi gibi Trabzonspor'un 10 kisiyle beraberligi yakalayabilecegi bir ortan olustu sahada. Ista bu bolumde Fenerbahce'nin degerlendiremedigi pozisyonlar onlarin bu sezonde en az alti puan farkla lider olmamalarinin en buyuk nedeni. Ve devre arasinda duzeltilmezse korkarim kacabilecek olan bir sampiyonlugun en buyuk musebbibi olacaktir.

Uretkenlik konusundaki sikintilari bir kenara birakirsak, derli toplu futboluyla ve aldigi sonucla Fenerbahce tebrigi haketti. Su son iki karsilasmada elde edilen sonuclar ve kismen oynanan futbol benim iki hafta onceki Galatasaray macin sonrasi yasadigim uzuntuyu yeniden canlandirmakta.

Aykut Hoca'nin macin gidisatina etki edisini bu sezon ilk defa begendim. Sahaya surulen kadrodan (Cristian in yerine Selcuk ile baslanmasi disinda; ki bunu da anlayabiliyorum) tutun da oyuncu degisikliklerine, dakikasina ve saha icindeki kurgu rotasyonuna kadar hersey yerli yerindeydi.

Saniyorum karsilasmanin sekseninci dakikasiydi. Gokhan'in Alex'e bombos pozisyonda cikarttigi topa Alex'in vurusu, ki benzerini berabere biten Samsunspior macinda yasamistik, onun geldiginden bu yana acik ara en kotu sezonunu gecirdiginin somut ornegi.

Mittwoch, 14. Dezember 2011

Trabzonspor maci öncesi

Tabii bu baslikla baslanmis bir yazinin normal sartlarda mactan birkac saat once yayinlanmasi gerekir. Ben de durumlar standart cercevelere cok fazla uymuyor; malum.

Gelelim derdimize...

Ekrana bakiyorum, televizyonun yani. Trabzonspor evinde Gencler karsisinda 2-1 maglup durumda. Ve karsilasmanin artik son anlari. Belki de yazi yayinlanana kadar sonlanmis dahi olacak. Bu da demektir ki Trabzonspor evinde aldigi agir Galatasaray maglubiyetinin uzerine yeni bir maglubiyet daha icsellestirmek zorunda kalacak.

Bu cok iyi bir durum degil. Trabzonspor'un bu aksam kazanmasini tercih ederdim. Trabzonspor'un bir maglubiyete daha tahammülü olamaz. Fenerbahce cephesinde ise söyle bir durum var: Onca sikintiya ragmen, hala ligin zirvesinde. Averaj dezavantajiyla geride. Olasi bir puan kaybi taraftari Galatasaray maci sonrasi daha bir uzecek ise de, takim icin cok önemli bir handikap dogurmayacak, puantaj acisindan.

Iste bu tarz mentel durumlar tartiya konuldugunda beraberlik daha önplana cikan bir sonuc gibi durmakta.

Gelgelelim isin teknik kismina. Iki takim da gecen sezondan cok sey kaybetti. Ama Fenerbahce takim ve oyun kalitesiyle bir tik önde durmakta. Trabzonspor'un asagi yukari ne yapacagini kestirebiliyoruz. Beraberligi oynamak istedikleri müddetce avantajlari var. Ziza sampiyonlar ligi karsilasmalari da göstermsitir ki, deplasmadaki yenilmeme denkelemi üzerine kurulu karsilasmalardan Trabzon su ya da bu sekilde istedigi sonucu alarak dönebilmekte. Yetersizlikleri daha cok, kazanmak durumda olduklari karsilasmalarda ortaya cikiyor.

Fenerbahce ise, son Bursaspor macinda adeta döktürmüs (ligin ve kendi standartlarinin cok üzerinde olmasini kasten) guzel bir sonuc almisti. Ama ayni Fenerbahce'nin ondan bir hafta önce Galatasaray karsisinda son yillarin en berbat "önemli mac" performansini ortaya koymustu. Yani aslinda Fenerbahce nin nasil cikacagini karsimiza bilemiyoruz.

Bursaspor karsisindaki gibi istekli olursa, rakibini zorlansa da yener. Ama, Galatasaray karsisindaki gibi bile olmasina gerek yok, bu sezonki performansinin ortalamasini sergilese galip gelmesi cok zor.

Sonuc olarak, benim öngürum maalesef, sonucun beraberlik olacagi yönunde. Ikinci bir tatli bir Bursaspor süprizi görecegimizi sanmiyorum. Maalesef.

Montag, 12. Dezember 2011

Guzel Sonuc; Bursaspor-Fenerbahce: 0-2

Bursaspor... Gecen sezondan itibaren, artik bazi takimlar da benim icin en az bir Galatasaray kadar, düsman, antipatik, sevimsiz, her daim yenilmesi gerekendir... Bursaspor da bunlardan bir tanesi.

Bu anlamiyla bu karsilasma önemliydi. En azindan benim icin. Tabii sadece bu yuzden degil, baska baska nedenlerden dolayi da cok önemliydi...

Her ne kadar artik pek tadi tuzu kalmadiysa da, Bursaspor, Bursaspor dur. Zorlu bir deplasmandir. Diyelim, bir Ankaragücü, bir Karabüksporla karsilasmak gibi degildir. Bu yuzden de iste önemliydi bu karsilasma. Daha bitmedi. Bir neden daha var; bu karsilasmanin neden ehemminiyetli oldugunu imâ eden: Son dört-bes haftadir cok sert bir düsüs icinde olan ve gecen hafta en büyük rakibine ezilerek yenilmis Fenerbahce'nin bundan sonraki gidisatiyla ilgili fikir vermesi ve yol gösterici olmasi nedeniyle... Yani bu karsilasma bir dönus olabilecegi gibi, artik hic geri dönüsü olmayan bir girdabin icine giris de olabilirdi...

Iste bütün bu noktalarin isiginda, oyundan, olandan bitenden gayri, tek basina skor dahi cok önemli... Galip gelmis olmak...

Bunun kiymetini, o skor elde edilirken ortaya konulanlar ise daha da arttirdi...

Gelin isterseniz, ortaya konulanlara daha yakindan bakalim:

1. Volkan, Ömer Erdogan'in muhtesem kafa vurusunu kurtarisiyla, gecen haftaki performansin sadece bir "black out" oldugunu ve kaygi edilecek bir sey olmadigini anlattik.

2. Serdar Kesimal'in hic siritmayisi, onca mac eksigine ragmen, neredeyse hic pozisyon vermeden karsilasmayi tamamlayan Fenerbahce takim savunmasinda onun katkisi elbette önemli bir yer tuttu. Bu durumu görünce Aykut Hoca'nin gecen haftaki Bilica tercihine daha da cok kizdim.

3. Aykut Hoca da kendisine kizmis olacak ki, Bekir'in sakatliginda yedek kulübesinde hic stoper olmadan gelmisti Bursaspor'a... Bu normal sartlarda kabul edilemez bir hata gibi gorulebilecek bir durum iken, Bilica isminin özelligi nedeniyle, sevindirici bir hadiye evrilmis oldu.

4. Stoch... Bu sezon Alex filan bir kenara, sayet sampiyon olunursa bu en cok onun sayesinde olacak bence...

5. Semih, maalesef yine cok etkili olamadi. Ama en azindan goldeki sokulusu, ve zaman zaman yaptigi pas servisleriyle biraz kipirdanir gibi oldugu yonunde ümit verdi.

6. Takim bazinda ise, kendine güvenen, derli toplu futbol oynamaya calisan, gecen haftaki hezimeti atlatmisa benzeyen bir takim vardi saha da ve süphesiz bu cok önemliydi. Tabii hala cok eksik var. Ozellik hucum bölgesinde kisirlik ve cogalamama durumu, takimi adeta sadece Stoch'un meziyetli ayaklarina teslim etmis gibi duruyor. Alex'in bu aksam da devam eden formsuzlugu özellikle dikkat cekilmesi gereken bir husus bu aksamla ilgili.

Blica-Serdar olayindaki gibi, bu aksamki futbolu görünce Fenerbahce'nin Galatasaray karsisinda ortaya koydugu futbolun asab bozuculugu daha da artti maalesef.

Samstag, 10. Dezember 2011

Haysiyetsiz basin

Normal sartlarda kolay kolay öfkelenen bir insan degilim. Am bizim futbol medyasindaki ahlaksizligi, utanmazligi gorunce cildiracak hale geliyorum.
http://www.blogger.com/img/blank.gif
Bugün Milliyet'te Emenike ile ilgili bir haber var. Haberda sampiyonlar ligine katilamayinca Rusya'nin Spartak Moskova takimina apar topar satilan Emenike... seklinde bir ifade var...

Pardon da bu Emenike, kendisine reva gorulenler ve basinin para sayarken goruntuleri var diye iftira kampanyasi baslatildigi icin gitmemis miydi burdan? Onun kaybinda en basta kendi mesuliyeti olanlar, simdi utanmadan hic alakalari yokmus bu iste gibi davraniyorlar.

Nasil sakin kalinabilir bu durumda, nasil aklini koruyabilir insan; bilmiyorum.

Iddianame üzerine bir cift laf!

Iddianamenin aciklanmasi iyi oldu. Aylardir suren kesmekesten kurtulduk. Artik "adini veremeyecegim falanca kaynadigimdan aldigim bilgilere gore savci..." diye baslayan cümleler okumayacagiz. Herkesten her seyi biraz daha fazla ve farkli "bilen" Baransu gibilerinin tecavuzune daha az maruz kalacagiz...

Iddıaname uzerınde teknık degerlendırme yapabilecek yetide degilim. Onca sayfayi tek tek okuyup eksik gedik arama zahmetine katlamaya da hic niyetim yok.

Benim ilk gunden beri durusum net cunku. Iddianamenin icerigi ve sucluluk sucsuzlukla ilgilenmiyorum. Ilk gunden soyledigim gibi, Aziz Yildirim'in bu futbol dunyasinda "temiz" kalmasi zaten supriz olurdu. Benim esas isyanim ve itirazim, ilk gunden itibaren, yaratilann manzaraya, olusturulmaya calisilan atmosfer, Fenerbahce baskanin emniyette cekilen fotograflarinin basina sizdirilma alcakligina, türk futbol dünyasindaki temizligi en fazla asker ocaginda askerligin temizledigi tuvaletler kadar olan Galatasaray grubunun birden bire camianin en ahlakli kesimi olarak salinip durmalarina, futbolcularinin alin terine sorgusuz sualsiz ve saygisiz dil uzatmalara, Ahmet Cakarlarin, Ermanlarin filan gun bugundur vurun Aziz"e düsturunun basini cekmelerine vs vs vs itiraz ettim.

Donnerstag, 8. Dezember 2011

Bilica'nin yerine kim oynayabilirdi?

Dünkü karsilasmayla ilgili Aykut Kocaman'i hemen herkes sahaya surdugu kadrodan dolayi ozellikle Alex'in konumu, Stochsuzluk ve Bienvenu tercihleri ekseninde cok elestirdi.

Bilica'ya da kiziyor tarflar... Ama genel kabul goren bir durum var; Bilica tercihinden dolayi Hoca'ya kimse elestirilerini yöneltmiyor. Cünkü, Bekir'in sakatligi, Kesimal'in de mac eksikligi ve hazir olmama olasiligi "hoca ne yapsin, oynatacak baska isim yok ki" sonucuna vardiriyor kisileri...

Fakat burda bir hususu atliyoruz. Bundan uc sene once, Aragones'in yine boyle bir dönemde, herkes Deniz Baris'i oynatmasini beklerken kendisinden stoperde, cesur bir kararla Gokhan Gönül'ü koydugunu unutmus olamayiz. Ustelik de o zaman elimizde iyi bir sagbek yedegi Orhan Sam gibi bir isim yokken. O karsilasmanin skorunu da, Gökhan'in hatasiz oyununu da bilen biliyor.

Iste sonuclar degil canimizi sikan. Aykut Hoca'nin bu konservatif ve tatli suprizler yaratmayan kararlari.

Mittwoch, 7. Dezember 2011

Kocaman ve Bilica; Galatasaray-Fenerbahce: 3-1

Dun firsat bulabilseydim, bu karsilasmayla ilgili buraya, favorinin Galatasaray oldugunu, bir beraberligin Fenerbahce icin iyi bir skor olacagini yazacaktim.

Ama gelgelelim bu derece kepaze bir oyun ve skor beklemiyordum. Sansliydik; yoksa 6-0'lik tarihi skorun rövansi rahatlikla alinabilirdi bugün.

Isin bu derece rezil bir skora ve oyuna evrilmesinde en buyuk sorumlu da Aykut Kocaman ve Bilica idi. Bilica'nin durumunu bir kenara birakalim ve fakat Kocaman'in kararlarini mutlaka konusmaliyiz...

Sakatliklari kabul ediyorum; Topuz, Bekir gibi oyuncularin eksikligi sizi elbette sikintiya sokacaktir, ama ikinci yarinin basi gostermistir ki, bu sartlarda dahi Fenerbahce alisilagelen ve sayesinde buyuk rakipleirne karsi her zaman ustunluk sagladigi kurgusuna hic de fena sayilmayacak oyuncularla sahip olabilmekte.

Elimizdeki santrafor Guiza olsaydi anlardim, ama yabanci sinirlamasinin oldugu bu yuzden de Stoch'un kenarda tutulmasi gerektigi bir anda sahadaki tercihlerinizden bir tanesinin Bienvenu olmasini nasil anlamlandirabilecegiz. Kabul ediyorum Semih cok formsuz. Ama Bienvenu de ondan etkili degil. Ve en azindan yabanci degil.

Aykut Kocaman benim cocukluk kahramanim, bunu bu sitede bilmem kacinci kez yaziyorum. Ama onun teknik adamlik becerisi hakkinda Anadolu kluplerini calistirirken dahi her zaman rezervlerim olmustu. Derli toplu takimlar yaratabilme, belli bir sistem pasoyunu oynatabilme, takimlarina kimlik verebilme konusunda her zaman belli bir seviyeyi yakalasa da, Avci'nin, Saglam'in veya Bulent Uygun'un yaptigi flas imzalari hic atamamisti. Fenerbahce'nin basindaki seruveninde de bunu daha iyi anlayabiliyor ve bundan dolayi endiseye kapiliyoruz.

Futbol duz mantikla yurumuyor cunku. Gecen sezonun basinda, sadece hizli oyunculari transfer ederek bir anda fantezilerini susleyen 4-3-3 e gecebilecegini sandi, bu onun teknik direktorluk kariyerinin sonu oluyordu. Hucumcu cikartip, savunmaya yonelik oyuncu alarak kalesini daha iyi savunabilecegini dusunuyor ama bu maclarin cogunda tamamiyle rakibi uzerine cekmek zorunda kalarak daha fazla pozisyon vermeye basliyor. Ve bu aksam oldugu gibi ortasaha ve savunma oyuncularinin sayisi daha cok olunca daha kolay beraberlik alabilecegini saniyor ama Fenerbahce tarihi bir hezimetten zor kurtuluyor...

Bu degerli insani elbette bir cirpita silip atma derdinde degilim; gecen sezonki muthis sampiyonlukta da, bu sezonki krizi yonetme konusunda da olaganustu isler yaptigini biliyoruz. Ve fakat, mevcut krizin onda ciddi bir metal gerileme yarattigi gercek. Bu elestiriler de biraz bunu vurulamak adina. Zaten haftalardir suregelen formsuzlugunu bu aksamki performansiyla taclandirmis oldu. Ve benim duzelecegimiz yonunde hicbir umudum da yok.

Cunku ne takim kalitesi bunun icin yeterli, ne de hocanin bu kadar dagilmasina yol acan sike krizi kisa sure icinde netlesip takimin uzerindeki bulutlari yokedecege benzemekte ne de yonetim Aziz Yildirim'siz degisik hamleler yapabilecek duzeyde...

Umarim ben yanilirim...

Samstag, 3. Dezember 2011

Güzel Galibiyet; Fenerbahce-Ankaragücü: 4-2

Bu blogun bana kazandirdigi en guzel sey olan dostum Mustafa ile konusurken söylemistim, kolay bir galibiyet alacagiz diye. O ise bu tür maclardan her zaman endise ettigini soylemisti. Skor kolay bir galibiyet elde etmisiz hissini verse de oyunu izleyenler zaman zaman Mustafa'nin kaygilarinin cok da yersiz olmadigi teslim ederler.

Ama netice itibariyle guzel bir futbol izledik; her iki ekibin de bunda payi vardi. Onemli bir skor elde ettik. Ve herseyden onemlisi hafta icideki gelismeler; once TFF-UEFA ekseninde yasanan garabatin ortaya cikisi, sonrasinda Gül'ün degisen sike yasasini insanlarinda zihninde soru isaretlerini doguracak sekilde veto etmesi, takimi hic etkilememisti.

Bu olaylardan bahsetmisken, bunca olan bitenden sonra hala bu takimi elestiriyor olmaktan zaman zaman, kendi adima utandim. Ama biz yine de futbol konusurken olumsuz buldugumuz noktalari da soylemeye devam edelim; bu olan biteni de mumkun mertebe unutmadan ve takima insafsizlik yapmadan. Zaten derdimiz kendi aramizda muhabbet etmek; yoksa hic haddime degil, Aykut Kocaman'in hocalarini begenmemek veya Bienvenu'nun futbolculuguna laf etmek.

Donnerstag, 1. Dezember 2011

Haddini Bilmez Camia

Fenerbahce'den bahsediyorum... Surekli insanlarin canini sikiyor. Ne guzel canim Trabzonspor sampiyon olacakken, hepimiz bu kutlu hadiseye hazirlanirken, bu sinir bozucu takim ariza cikariyordu. O kadar da direnmisti hakli olarak Karabuk, Bursa, Antep vs ama ihh, olmuyor bu haddini bilmezler kendilerien bicilen rolu kabullenemiyordu.

Neyseki, 3 temmuzda gecmisten bugüne tertemiz bir sicile sahip olan Türk futbolu üzerine karabasan gibi coken bu haddini bilmez kirli camianin yaptiklarina bir dur denildi. Yeni Türkiye'de artik hicbir sey eskisi gibi olmayacakti netice de ve su tertemiz dunyamizi kirleten Aziz Yildirim ve onun her oynadigi karsilasmayi haketmeden kazanan kendini bilmez takimi cezasini cekmeli idi. Isler boyle guzel guzel gidiyordu; Aziz Yildirim gibi bu piyasanin tek karanlik sahsiyeti ceter kurmak ve yonetmekten tutuklanmis, onun evinde bulunmasa dahi guzel bir kurguyla ele gecirilen bir takim silahlar onun evinde bulunmus gibi aktarilmisti hepimize. Guzel seyler olacakti. Fakat bazi korkaklar, "sahip oldugumuz bilgilerle bu takimi kume dusuremeyiz" gibi bir takim zirva argumanlarla futboolumuzun temizlenmesinin onune engel koydu ve bu gerceklesmesini bekledigimiz guzel seyleri engellemis oldu.

Allah'tan UEFA ve ona destek vermeye hazir TFF'nin icinde piril piril insanlar vardi. Onlar bu kirli takima dur demeyi bildi ve SL'ye katilamaz karari verdi. Trabzonspor'u belki normal sezonda sampiyon yapamamislardi ama SL'ye katilmasini saglayabildiler cok sukur.

Ama iste bu utanmazlar bu seferde, hem UEFA yi hem de TFF yi mahkemeye verdiler. Olacak is miydi, bu. Buyuk baskan Ali Sen nediyordu; bunlari yapmak Fenerbahce'ye daha buyuk zarar verir. Fenerbahce sesini kisip oturmaliydi. Bu degerli adami dinlemedi terbiyesizler. Bir diger degerli isim Ahmet Cakar ne diyordu, Aziz Yildirim'in baskanligi dusurulsun, o sekilde rahatlar kulup. Turk futbolunun gelmis gecmis en karanlik figuru Aziz Yildirim'a sahip cikmaya devam ettiler.

Simdi de UEFA'nin CAS yaptigi savunma neticesinde TFF'deki bazi degerli isimlerin canini sikiyorlar. Ne olmus yani Lutfi Aribogan bunu soylemisse. Islerin bu noktaya gelmesinde buyuk Fenerbahceli MAA nin dedigi gibi, bu adamlarin ne sucu var sanki`?

Ama bu can sikici camia bir turlu kanullenmiyor itaat etmeyi ve boyun egmeyi. Her yere dusmeye kalkip yeniden dikiliyor karsimiza.

Sonntag, 27. November 2011

Tadsiz gidisat

Yazinki olaylardan sonra benim zaten diger pekcok Fenerbahceli gibi, artik bu ligi izlemekten zevk alabilmem sozkonusu olmayacakti. Yine de futbola baglayan bir sey vardi: takimin inatla kendi verdigi onur mucadelesi. Galibiyetleri sampiyon olmaktan, uc puani cebe indirmis olmaktan filan falan degil, takimin ayaginin tokezlemesini dort gozle bekleyenlerin canini sikiyor olmasindan dolayi askla karsiliyordum.

Sivasspor maciyla birlikte bu sihir de bozulmustu ve artik, iyice koptum. Ama yine de bir barin onunden filan gecerken o dev ekrani icerde gordugumde ve alex'in kel kafasi camdan disariya suzulerek bana ulastiginda kendimi tutamayip giriveriyorum iceriye. Son Genclerbirligi maci da boyle oldu.

Ama ne yazikki sonuc yine son zamanlarda oldugu gibi kotu oldu. Belki Genclerbirligi gibi bir deplasmanindan beraberlikle donmek bir anlamda iyi olarak yorumlanabilir ama esas keyif kacirtici olan durum baska: bu takim pozisyona giremiyor. Giderek takim, Aykut Kocaman'in Ankaraspor'una filan benzemeye basladi. Iyi mucadele, disiplinli oyun anlayisi, bos pas vs ama uretkenlik vasat alti.

Bu sorun halledilmedigi muddetce de ligin devre arasina bu takim dorduncu sirada bile giremeyebilir; demedi demeyin.

Uretkenlikteki bu kisirligin en buyuk sebebi Bienvenu olarak tespit edilmis olacak ki, simdiden forvet arayislari baslamis. Anliyorum ve dahasi katiliyorum; Bienvenu ile sampiyonluk mucadelesi zor olacak. Ama soyler misiniz bana, su son, Sivas ve Genclerbirligi macinda hangi top rakip ceza alanina pozisyon olarak geldi de Bienvenu tehlikeli noktalarda yakaladigi bu firsatlari heba etti. Biz Bienvenu'nün dikkat ederseniz, gol vurusu zayifligini, duracagi yerlerde sorun yasiyor olusunu vs hic konusmuyor ve sorun olarak oralardan bahsetmiyoruz (bana kalirsa o durumlar icin de cok kotu ama henuz onlarin lafini etme firsatimiz dahi olmadi) cunku, ilerde yalniz kaliyor olmasindan, takimin hucumda cogalamiyor olmasindan mutevellit bu arkadasimiz surekli geriye gelmeye, on alanda alex ve digerleriyle ikili oyunlar yapamya calisiyor ve ordaki beceriksizlikleri ile biz kendisinden mutlu olamiyoruz. Yani ilerde vasat ustu bir golcumuz da olsa, yine durum degismeyecekti sanirim.

Lafin ozu benim ciddi manada keyfimi kacirmaya basladi bu takim.

Mittwoch, 2. November 2011

Trabzonspor'un Sampiyonlar Ligi mücadelesi

Az evvel mac sonuclandi ve su anda TRT Spor'da "Ileri 3'lü" adli programda Ali Ece ve Bagis Erten Trabzonspor'un SL performansini bu aksamki macin ozelinden hareketle yola cikarak genel anlamda yorumlamaktalar.

Karsilasma baslarken de, spiker tüm ülke kenetlendik bu maci bekliyoruz filan diyordu. Aklim almiyor arkadaslar, nasil oluyor bu. Nasil, sanki hicbir sey yasanmamis, sanki Fenerbahce asil sampiyon olan ve sampiyonlugunun elinden alimasi kesinlesmemis bir takim olarak, UEFA nin zorlamasiyla bu kupa disinda birakilmamis ve sanki Trabzonspor kendi teknik direktorunun dahi keyfini kacirarak sekilde, birilerinin hediyesiyle burda oynamiyormuscasina bu kadar normal davraniyor herkes.

Benim indimde, Bagis Erten olsun, Ali Ece olsun, su veya bu olsun; bu sekilde davranmaya devam eden herkes Fenerbahce'nin de sikeci oldugunu, sike yapan taraf oldugunu ve gecen seneki sampiyonlugun lekeli oldugunu iddia ediyor, savcilik ve polisle ayni seyleri dusunuyor demektir. Ve eger Fenerbahce baskani aklanir Fenerbahce'nin sampiyonlugunun uzerindeki leke kalkarsa dahi, bu isimlerin boyunlarindan bu ahlaksiz yafta inmeyecektir. Onlar da benim icin Fenerbahce'nin emegine dil uzatanlardir artik.

Montag, 31. Oktober 2011

Gurur Aksami; Fenerbahce-Karabükspor: 1-0

Saniyorum, bu aksamla birlikte 27 mactir yenilmiyoruz. Bu mutluluk hepimizin ve bu takimla ne kadar gurur duysak azdir. Hele bu seriyi 85 dakika 10 kisi oynadigimiz bir karsilasmayla devam ediriyorsak, gurur duymaktaki hakliligimiz iki kat daha artmaktadir.

Bu duygularin disa vurumundan sonra bu mac ozelindeki degerlendirmelerimize gecelim.

Karsilasmada olumlu anlamda bahsedebilecegimiz pekcok husus vardi. Savunmada Yobo'nun üst düzey sezgisi ve liderligi, orta alanda Cristian'nin Oguz Cetin'i hatirlatan muhtesem performansi, kenarlardaki Topuz ve Caner'in insanustu mücadelesi ve ozverili futbolu; Emre ve Gokhan'in artan performanslari gecenin dikkat ceken olumlu yanlariydi. Zaten bu yuzden 10 kisi olmasina ragmen, sahada rakibine ustunluk saglayan, pozisyon bulan, oyun kuran, topa sahip olabilen ve oyunu istedigi gibi yonlendirebilen bir takim vardi, ilk yarida.

Ikinci yarida Karabukspor oyunun hakimi olmaya basladi, bunda elbette Fenerbahce'nin de katkisi vardi.

Iste bu noktadan itibaren, Fenerbahce'nin eksik, elestirilesi yanlari ortaya cikmaya basladi. Fenerbahce belki 27 mactir yenilmiyor ama hem gecen sezon bazi maclarda oldugu gibi hem de bu sezon bazi maclarin bazi anlarinda oldugu gibi oyunun kontrolunu anlasilmaz bir sekilde rakibe birakip sahasina cekiliyor. Bu ornegin Besiktas macinda da oldu ve o anlarin hemen arkasindan zaten golleri yedi.

Bu mactaki geriye yaslanisin anlasilir nedenleri vardi; kabul. Ama degil midir ki, bu macta Fenerbahce eksik kalmasaydi ve karsilasmasinin son 20 dakikasina yine 1-0 onde girseydi ayni sekilde geriye gomulup topu rakibine birakacakti. Bu saniyorum su anda takimin en cok uzerinde durmasi gereken ve iyilestirmesi gereken husus.

Bu mac ozelinde bu noktaya ek olarak elestirilmesi gereken bir nokta daha vardi.

Kabul ediyorum, Ridvan Hoca'nin da soyledigi gibi, teknik direktor ne soylerse soylesin, bir muddet sonra takimlar skoru koruma gudusuyle kendiliginden geriye yaslanir. Ama teknik direktorler takimlarina kenardan isaretle etki edemeseler de eylemleriyle, yani oyuncu degisiklikleriyle, sozlerini gecirebilirler.

Ne demek istiyorum; sunu: Emre'nin yerine Selcuk Sahin'i, sayet ayni sartlar altinda, Galatasaray'a, ya da Besiktas'a, ya da diyelim Lille'ye karsi oynuyorken alsaydiniz; son derece yerinde bir hamle olurdu. Cunku siz eksik kalmissiniz. O sartlar altinda skor ustunlugunu yakalamissiniz. O dakikadan itibaren de ne olursa olsun skoru koruma derdine dusersiniz ve bunu yapmanin en iyi yolu da savunma agirlikli oyuncularin saha icindeki sayisinin arttirilmasidir. Cunku sozkonusu bu rakipler zaten esit sartlarda oynasaniz dahi size zaman zaman kendi oyunlarini kabul ettirerek oyun ustunlugunu ele gecirme, pozisyon elde etme potansiyeline sahipler. Dolayisiyla siz ne yaparsaniz yapin o dakika o sartlarda artik sizin gomulmekten baska careniz kalmaz, bu durumda da Selcuk Sahin ismi, bitik ve gergin bir Emre'nin yerine en uygun isimdir.

Fakat rakibiniz bu aksam ki gibi, Karabukspor ise, bu tur bir degisiklikle siz, rakibinizin 3 birim olan size karsi oyunun hakimi olabilme ve cezasahaniza yonelme ihtimalini, atiyorum 5 birime cikarmasina yardimci olursunuz. Cunku Selcuk Sahin, topa sahip olabilen, onu iyi saklayabilen ve cok verimli kullanarak hucuma dogru katedebilen bir isim degildir, Emre gibi, Cristian gibi. O yuzden Selcuk'un dagitacagi her top yeniden rakibe gidecegi icin onlarin bir kez daha uzerinize gelmesine davetiye cikartmis olursunuz. Halbuki Emre ile Sezer yerdegistirseydi, eminim ki, Sezer ceza sahasi onunde kapilan toplari cok daha iyi saklar, daha iyi katederek hucuma dogru surer bu haliyle de rakibinin kalenizin onune yigilmis oyuncularinin geriye gitmesine yolacarak, takimin savunmasina bu yonuyle cok daha buyuk katki yapar.

Dedigim gibi bu metot, orta-ust duzey takimlarda ters tepebilir ama Karabukspor gibi bence sizi cok fazla tehditme gucu olmayan bir takim karsinda bu kadar iceri gomulerek, bir sans golunun olabilirligini arttirmis oluyorsunuz.

Bunun disinda bana kalirsa, en az son 10 dakikada Caner'in yerine de Stoch'un girmesi faydali olurdu diye dusunuyorum.

Ozetle bence Aykut Hoca'nin formsuzlugu devam ediyor.

Fakat butun bunlara ragmen, fevkalade iyi bir takimimiz oldugunu ve bu aksikliklarini giderirse bu ligin en buyuk favorisi oldugunu bir kez daha gormus olduk.

Sonntag, 30. Oktober 2011

Tadsiz Skorlar

Bu haftasonu tam bir hayal kiriligi oldu.

Buyuk bir heycanla izlemeye gittigim Gaziantep-Trabzonspor macindan oldukca sansli bir galibiyetle ayrildi Trabzonspor. Ve bu benim hic istemedigim bir seydi. Neyse, deyip Kayseri ile sevinmeye hazirlaniyordum. Bu sefer de (maci izlemedim ama) Galatasaray'in net bir skorla Kayseri'den galibiyetle ayrildigi haberini aldim. Oysa ne kadar da umutluydum. Ve nihayet, Besiktas. Gerci Besiktas'in puan kaybedecegini dusunmuyordum o yuzden bu skor cok da supriz olmadi.

Dunku Antep deplasmaninda Trabzonspor galibiyeti, bugünkü Kayseri deplasmanin Galatasaray'in kayipsiz donmesi... Bu skorlar, cok sevindigimiz, kotu oyuna ragmen kayipsiz dondugumuz Antep ve Kayseri deplasmanlarinin hanemizdeki arti degerini sifirladigi ima etmektedir. Bizim galibiyetlerimizin ancak Galatarasay ve Trabzonspur bu haftayi puan kaybiyla geride birakmis olsaydi bir manasi olacakti. Ama bizim gibi onlar da kayipsiz gectiler.

O yuzden maalesef son iki haftadaki puan kaybi, ligin psikolojik ustunlugunu kazanmammizin önüne gecerek su anda herseyi esit duruma getirmis oldu.

Fenerbahce'nin Karabuk karsinda kesinlikle ama kesinlikle galibiyetle ayrilmasi lazim.

Samstag, 29. Oktober 2011

Sevilesi bir takim; Gaziantepspor

Eger bu ülkenin futbolunun ilerlemesi gerektiginden bahsediyorsak, bunun Anadolu'dan iteleye kakalaya bir sampiyon cikartmakla olmayacaginin farkina varmali ve onun yerine sampiyon olur veya olmaz, istikrarli bir sekilde zirvede kendisine yer bulan; belli bir futbol kulturune sahip; yerel medyasi, taraftari ve stadyumu ile ligte agirligi olan takimlar yaratmaliyiz.

Buna aday olan ise su anda, Bursaspor'u bir kenara koyarsak, Gaziantepspor ve Kayserispor. Tolunay'in gitmesiyle birlikte artik kendisine mesafe konulmasi gereken bir takim da degil. Tolunay'in gerginligi ve sevimsizligi (hafazanallah) takima da sinmek uzereydi; ama allahtan oyuncular anlasilan bu "delikanli"dan biktilar ki, onun gonderilmesini saglayip simdi daha derli bir takim olarak yollarina devam ediyorlar.

Bugün gecen senenin zirve yariscisi bir takima karsi oyunun hicbir bolumunde mahkum oynamayan, hatta galibiyete rakibinden daha yakin taraf olan Gaziantepspor idi. Maalesef, sansiz bir maglubiyet almak zorunda kaldi. Benim acimdan can sikici olsa da, Antep camiasi icin gelecek aydinlik gozuktugunden bu skorun hic onemi olmamasi lazim.

Yollari acik olsun.

Freitag, 28. Oktober 2011

Yakin Mercek-3

Son bölüm forvet hatti icin. Üzülerek tespit ediyoruz ki bu sezonki forvet hatti Fenerbahce'nin son 9 sezon icerisindeki en kötüsü.

Kimse Kezman'dan memnun kalmadi ama, ona destek veren Tuncay vardi sahada. Sonra Deivid oldu. Alex ile birlikte elbette. Guiza aglaltilarak gonderildi ama, Bienvenu'den rahat iki gomlek ustundu. Maalesef Alex'li sistemin ve sansizliklarin kurbani oldu. Niang ise degil son dokuz sezonun bu takimda izleyebildigim en iyi hucum oyuncusuydu. Alex'li takimda oynayacak golcu oyuncuda olmasi gereken hersey vardi ve bunun hakkini vererek oynadi. Tabii butun bu donemlerde bir de formda bir genc Semih vardi yedek kulubesinde. Alex ise ya da daha genc ya da daha formdaydi.

Bu sezon ise, bir son dakika transferi olan Bienvenu cok yetersiz kaldi. Gelisir mi; belki ama bu zayiflamisligimizi kaldirmayacak ortadan. Semih son yillarin en formsuz sezonunda. Alex ise elbette bir yil daha yaslandi.

Buyuk oranda Cristian'in ve Caner'in ekstra performanslarina muhtac karsilasmalar yasayacagiz. Ve bu sezon sampiyonluk kaybedilirse bu forvet hattindan kaynaklacak. Lugano veya Luciano gibi bir hucum silahimizin da artik olmadigini unutmayalim.

Yakin Mercek-2

Cok uzun ve okumasi zahmetli olmasin diye yaziyi üce boldum. Bu kisimda da ortasaha icin kelam etmek istiyorum.

Ortasaha: Saniyorum ortasahada herseye ragmen bir Cristian mutsuzlugu tasiyordur Fenerbahce taraftarinin cogu. Cunku Cristian'dan beklenen belli bir sablon. Onun öyle olmasini istiyor taraftarlar, öyle olmasi gerektigine inaniyorlar. Burdan bakinca da onun katiklarini gozden kaciriyorlar. Nedir bu durum?

Hakikaten de Cristian, dinamik degil. Sahanin her yerinde rakibine pres koyan, guclu bir isim degil. Cok kolay geciyorlar kendisini ve kendisini gecen rakibini kovalayamacak kadar da agir. Fakat diger taraftan. Cristian yuksek ozguveni, futbolu bilen fundementali, gelismis oyun zekasiyla bu takima cok buyuk katki vermekte ve maalesef odak noktasi farkli oldugu icin gozden kacmakta. Fenerbahce belli bir olgun duzeyine erismisse artik, skor ne olursa olsun ve dakika kac olursa olsun, sakin bir sekilde top cevirerek hucum etmeye calisiyorsa, bunun en buyuk tasiyicilarindan bir tanesi Cristian'dir. Ornegin dunku karsilasmada o guzel golu olmayabilir ve skor aleyhimize sonuclanabilirdi; farketmez. Bu Cristian'in 86.dakikada ortasahada takimini komutan gibi yonettigi gercegini degistirmiyor. Bu tabii sadece Cristian ile olan bir sey degil. Alex'in de bunda katkisi var. Emre'nin de. Ama onlarin ki zaten bilindigi icin ben daha cok Cristian'a odaklandim.

Tabii gonul ister ki, hem bunlari yapsin ama hem de, eksik dedigimiz konularda da iyi olsun. Bu biraz tabii "Alex kossa Barcelona'da oynardi"ya benzeyen bir durum. Neticede futbol bir yonuyle boyle eksikleri bir yonuyle kuvvetli taraflari olan oyuncular butunu bir arada harmanlayip dengeleyebilmek ve bunlardan sonuc alabilmektir.

O yuzden Cristian-Emre ikilisi bence su anda kim ne derse desin bu ligin en iyi orta ikilisi ve takim icin Alex kadar tartisilmaz bir nokta.

Kenarlar ise biraz daha konusulmaya muhtac. Demin de dedigim gibi, biraz da bu eksiklikleri baska kuvvetli noktayla kapatmaktir marifet, O yuzden Cristian'in ortasahadaki yumsakligini bazi karsilasmalarda kapatmaya muhtac diger ifadeyle zorunlu olabilirsiniz. Bu durumda eldeki malzemeye bakarak Fenerbahce'nin kenalarindan Caner (Ugur) ve Topuz (Ozer) ikilisinin olmasi gerekir. Zira bu isimler takimin savunma direncine de pozitif katkisi olabilen, enerjik ve rakibini ters kanada kadar kovayalip rahatsiz edecek kadar mucadeleciler. As oyuncular elbette Caner ve Topuz. Onlarin yedegi de Ozer ve Ugur. Bu acidan bakildiginda da Stoch ve Dia ise maalesef bu halleriyle, ya oyuna son yarim saat katilan ya da nispeten zayif gorunen rakiplerle icsahada yapilan karsilasmalarda kadroda yerlabilecek oyuncu olmaya mahkumdurlar.

Dedigim gibi denge meselesi; Cristian'li Caner'li takimla mi hucumda ve savunmada daha ilerdesiniz; yoksa Dia'li (veya Stoch) Selcuk'lu takim mi savunmada ve hucumda daha iyi? birincisi degil mi?
Bu noktada tabii su an itibariyle, Emre'nin ve Topuz'un performanslarinin yukari cikmasi lazim. Caner ve Cristian ise bu sezonun en tatmin edici unsurlari.

Yakin Mercek-1

Fenerbahce'nin gelinen nokta itibariyle adim adim durumunu inleyelim istiyorum.

Kaleden baslarsak: Kalesinde bu takimin hicbir sorunu yok. Belki de en saglam noktasi. Aslina bakarsaniz, gorulen o ki, futbol anlaminda geride kalmis bu ulkenin en sorunsuz mevkisi zaten kale. Sadece Fenerbahce'nin degil, Besiktas ve Trabzonspor'un da kalesini koruyan isimler oldukca guvenilir isimler.

Savunma: Bu sezon Bilica olmayacak as kadroda. Bu guzel bir gelisme. Ideal savunma hatti ise, Gokhan-Bekir-Yobo-Zeigler. Belki Serdar, Bekir'in yerine gececek; bilmiyoruuz ama simdilik ideal hat bu. Burda saniyorum Lugano'yu ariyor pekcok taraftarin gozleri. Bana kalirsa Fenerbahce Lugano'nun, daha cok hucumdaki gücünün ve dunku gibi onemi buyuk, ozel karsilasmalarda sahaya koydugu karakterinin eksikligini hissedecek. Savunmada ise Lugano beni zaten hicbir zaman tam tatmin edememistir. Ornegin bir Yobo veya Uche'nin guvenini alamadim ben ondan. Birkac yil evvel yine boyle bir Besiktas karsilasmasinda, cezasahasi icerisinde kaleye sirti donuk Bobo'dan yedigi bir calim var ki hic unutamam. Iste bu yuzdendir ki, savunmada Lugano'nun eksikligi kapanir, ozellikle bu lig icin. Ama buyuk maclarda ve sikisan anlarda onun eksikligi hissedilecektir ve bu durum Fenerbahce'nin gelecek yil ki planlari arasinda olmalidir. Zira futbol zaten savunmasi hucumda hucumu savunmada basladigi anda mana kazanan ve ileri cikan bir oyun.

Savunmada Gokhan'in formsuzlugu da dikkate deger. Bunun ilerleyen gunlerde asilmasiyla, bir nebze daha iyi durumda olacagiz. Eminim.

Donnerstag, 27. Oktober 2011

Kötünün iyisi; Besiktas-Fenerbahce:2-2

Sahadaki oyuna bakinca, tempo acisindan iyi duzeyda; ama kalite acisindan vasat bir karsilasma izledik diyebilir miyiz? Saniyorum evet.

Guzel oyunun pesinde kosan futbol dilencisiyim diyen budalalardan degilim. Ben Fenerbahceseverim. Sahadaki kalitesizligi de rakip takim yaratiyorsa hicbir sikayetim olmaz; kendi takimim derli toplu isler yaptiktan sonra. Ama maalesef Fenerbahce'de hem kadro kalitesinin geriye gidisinin hem de hala takimin onemli oyuncularinin sakatliktan yeni cikmis olmasinin getirdigi formsuzlugun bir sonucu olarak tatmin edicilikten uzak bir durum vardi.

Ancak butun bunlara ragmen, hic umut kalmamisken takimdan artik beraberligi kurtarmis olmak geceyi zindan olmaktan kurtardi.

Nedir somut olarak takimda beni rahatsiz edenler gelin biraz onlardan bahsedelim.

Aykut Hoca, iki yilin bir getirisi olarak takima bir organize olabilme-en azindan belli biz duzeyde- yetisi kazandirmus durumda. Bunu sahada goruyorsunuz ve guzel bir sey bu. Ama diger taraftan bazi oyuncularin ciddi manada bir kalite sikintisi var ve bu sahada bazi konularda bir izleyici olarak sizin caninizi cok sikan goruntulerin ortaya cikmasina neden oluyor. Ornegin pasin siddetini ayarlayamayanlar, dogru noktada dogru yere kosamayanlar, hareketsiz kalanlar vs. Bu mactada da M. Topuz'un, Bienvenu'nun, Emre'nin, G. Gonul'un ve zaman zaman da Ziegler'in bu konudaki eksikliklerine cok sik sahit olduk. Bunun buyuk cogunlugu elbette oyuncularin formsuzlugundandi, yoksa Gokhan'in veya Emre'nin kalitesi elbette bu duzeyde degil, Bienvenu ve Topuz icin ayni iyi seyleri soyleyemesek de.

Bunun uzerine bir de Fenerbahce'nin hücum bölgesindeki hem Alex'in gucsuzlugu ve formsuzlugundan hem de Bienvenu'nun yetersizliginden mulhem etkisizligini ekleyince giriste bahsettigim can sikici tablo tamamlanmis oluyor.

Fenerbahce'de keyfimi kaciran bir sey daha oldu: Aykut hoca da formsuz gozukmekte. Belki yorulmustur filan ama her seye ragmen Caner, Stoch'dan da Ozer'den de cok daha faydali olurdu kalan dakikalarda da. Topuz'un cikmasi illaki gerekiyordu, ama onun yerine Stoch'un girip, Caner'in oraya kaymasi sozkonusu olamaz miydi? 2 haftadir yaptigi degisiklikler maalesef sonuc getirmedigi gibi o dakikaya kadar iyi kotu bir islerlik halinde olan takimini geriye goturuyor.

Bienvenu icin de sunu soylemek isterdim: Gecen hafta icinde "bizi mutlu edemeyecek, Niang'in yerini asla dolduramayacak ama Dia gibi Stoch gibi ondan da zaman zaman verip alacagiz.". Lakin bu macla birlikte bu iyimserlik duzeyinde bile degilim artik. Ve gittikce kendisini sahada gormeye tahammul edemeyecek hale geliyorum.

Sonntag, 23. Oktober 2011

Keyfim Kacti; Fenerbahce-Samsunspor: 0-0

Keyifsiz bir aksam oldu. Sonuc tatmin edicilikten uzak. O kadar cok alistirdi ki Fenerbahce bizleri galibiyete, kaybedilen her puan eski donemlerden biraz daha fazla keyif kacirici oluyor. Tabii bir de bu sezonun ozel durumu var buna ek olarak. Onuru zedelenmis, futbolla ilgilenen herkesin cirilciplak bir gerceklikla gozlerinin onunde gerceklesen mucadele olu bir sezonla hakettikleri sampiyonluguna dil uzatilmis bir takimin her maci eze eze kazanmansini istiyor insan. Yalan yok; futbolcular da bunu ispatlamak icin elinden geleni yapiyor.

Sonuc iyi degil belki ama, oynanan futbol ve mucadele beni tatmin etti diyebilirim. Ozellikle ikinci yarinin ilk 15 dakikasindaki etkili oyun guzeldi. O dakikada kalenin hemen disina cikan sutlardan bir tanesi o yalayarak gectikleri koseyi bulsalar zaten yeni bir farkli skoru konusuyor olabilirdik.

Benim canimi sikan ise iki sey oldu:

1. Aykut hoca, genel anlamda begendigim hatta begenmek ne kelime iki yildir gosterdigi performansla hayran oldugum bir isim. Ama acikcasi zaman zaman isler iyi gittigi halde takintili bir sekilde yaptigi standart degisiklikleri anlayamiyorum. Skorun henuz gelmemis olmasi bir sorun gibi gözukebilir ama o anada kadar sahada pozisyon uretebilen hizli paslarla rakip alana gidebilen bir takim varsa oyunda, gol olmasa dahi oyuncu degistirmemek daha manali degil midir? Bienvenu ve Dia girdikten sonra ne degisti?

2. Fenerbahce'nin net bir sekilde görülüyor ki ciddi manada bir golcü sikintisi var. Yillardir yerli yazarlarin pofpoflamasiyla bastaci ettigimiz Semih'ten kimseye bir fayda gelmez; kabullenelim. Bienvenu icinse soylediklerim bir post oncede duruyor, yineleyem gerek yok. Bizleri tatmin edemeyecek.

Her seye ragmen mucadeleden dolayi takimi tebrik eder, Samsunspor'u da onurli mucadelesinden dolayi kutlarim. Dia'ya da gecmis olsun.

Samstag, 22. Oktober 2011

Bienvenu

Kücük Hincal Mehmet Demirkol, demis ki, Fenerbahce seviyesine hicbir zaman gelemeyecek. Yetenegi yok. Kimin icin demis bunu; Bienvenu icin. Demirkol'u tanimasak ciddiye alabilirdik bu sözleri. Ne var ki, kendisi Daum'dan bu yana takip ederim, ne Fenerbahce'nin teknik direktorleri icin ne de Guiza, Kezman, Bienvenu gibi yenisezon transferleri icin pozitif ve olumlu ifadeler kullanmistir. Halbuki onun begenmedigi bu teknik direktorlerin hepsi bu takim icin saygideger isler yapmis ve iz birakarak gitmislerdir. Aragones de dahil buna. Niang'a dahi bu kibirli dili uzatabildigine gore biz kedisinin ya iyi niyetinden suphe edip baska hesaplarla bunlari soyledigini sanabiliriz ya da icinde kavruldugu kötumser ruh hali onun etrafi da bu derece cirkin gormesine yol acmakta.

Neyse biz kendisini kendisiyle basbasa birakip asil konumuza dönelim: Bienvenu.

Bunca hafta sonra sanirim artik kendisiyle ilgili daha kesin yargilarda bunulabiliriz. Trasfer edildiginde kimse ondan Niang'in yerini doldurmasini beklemiyordu. En büyük sansizligi ise Niang'in arkasindan gelmesiydi. Sayez Guiza veya Kezman olsaydi kendisinin öncülleri, daha mutlu olabilirdik bugün. Fakat su anda ne beni ne de tahmin ediyorum baska Fenerbahcelileri bu haliyle mutlu edemeyecek bir isim. Mutlaka faydasi olacaktir, mutlaka bu sezon sonunda da bence ulasilacak olan sampiyonluga onemli olcude katkida bulunacaktir; ama o kadar.

Bilmiyorum; belki de Aykut Hoca ile birlikte alisacagiz bu durumlara. Takim olan, tek tek elinden gelen herseyi veren oyuncularin bir butun olarak ortaya koydugu oyun ile sonuca varan ve icerisinde yildizlari olmayan bir futbol duzeni. Alex'in de birkac sene icerisinde miadini doldurup koseye cekilmesiyle tamamiyle makine duzeninde isleyen baska bir takim olabiliriz gibi geliyor bana.

Pekii Bienvenu'den bir Niang olabilir mi? Aslinda illaki olmak zorunda degil ama sezon basinda bu soru taraflar arasinda birbirlerine cok soruldugu icin deginmek istiyorum ben de: Niang'i Niang yapan en buyuk ozelligi gucu, inanilmaz hizi ve olaganustu cevikligiydi. Bienvenu de maalesef bunlarin hicbiri yok ve bunlar sonradan kazanilacak ozellikler degil. O yuzden ilerde Niang olabilir demek yanlismis. Baska baska yonlerini guclendirip degisik yonleriyle fark yaratan ve Niang gibi o da nevi sahsina munhasir bir isim olarak iz birakilir. O yuzden de illaki Niang olmasini beklemek gerekmez.

Ben performansinin bizi cok fazla tatmin etmese de bu yil, bir miktar daha artacagini dusunuyorum. Dia gibi, Stoch gibi; sonuca etki edecek, kurtardigi maclar olacak, ama yildiz olmayacak.

Montag, 17. Oktober 2011

Tebrikler: MIY-Fenerbahce:1-2

Yaklasik sekiz saatlik bilgisayar basinda gecirilen bir mesaiden sonra keyifli bir aksam gecirebilmek icin bu mac iyi bir firsat gibi duruyordu ama malesef evdeki hesap carsiya pek uymadi.

Önce daha mac baslar baslamaz, bu tür berbat stadyumlarin bir sonucu olarak acisi sonderece kötü bir görüntüyle karsilastim ilk evvela. Arkasindan berbat yagmur ve bunun sonucunda ortaya cikan yayin kesintisi. Yayina geri dondugunde berbat bir zeminde oynanamayan bir futbol vardi. Ikinci yariya girilirken umitlenmistim. Fena da baslamadi isler ama bu sefer de benim bulundugum lokal de elektrikler kesildigi icin Fenerbahce'nin ikinci golunden sonra yine koptum mactan ve bu sefer bir kez daha baglanamadim.

Taktik olarak soylenebilcek yeni ve degisik bir sey yok. Yaklasik 1,5 yildir ezberletik biz bu oyun anlayisini zaten. Iskeleti ise zaten 8 senedir izliyoruz. Ekleyecek yeni bir sey pek yok.

Tek tek bazi husulara deginelim:

1. Niang'tan sonra Bienvenu keyif vermiyor desem, katilir misiniz?
2. Attigi gole ragmen asla kendisinden umutlu olmamamiz gerektigini bir kez daha ispatladi diyebilir miyiz Ozer icin.
3. Emre nin artik biraz daha geride kaldigi ve Cristian in hucuma destek verdigi bir orta ikili cok etkili olacaktir; demedi demeyin.
4. Mehmet Topuz ve Gokhan geldikten sonra cok daha iyi olacaktir takim ve sampiyonlugun en buyuk favorisidir.
5. Ziegler'den dunya durdukca Fenerbahce'de durasi bir isimdir.

Mittwoch, 12. Oktober 2011

Sike Sorusturmasinin Isaret Ettigi-4

Biraz gecikerek de olsa hakkinda yazmaya basladigim Sike Sorusturmasiyla ilgili sanirim bu yazdigim dördüncü yaziyla fasili kapatacagim. Sanirim diyorum zira, simdilik kafamda yazacaklarimi toparladigimi düsünsem de kabaca ara ara ilerleyen donemlerde yeni seyleri eklemek ve biraz daha acikmak gerebilir.

Simdiye kadarki yazilarda sorusturmanin arkasinda ne yatiyor olabilecegini konustuk. Bu yazida ise daha cok sorusturma sonrasinda medyanin tavri ve bundan sonra bizi ne bekledigi uzerine tahminlerimin hakkinda yazacagim.

Ne demistik, biz bu sorusturmayi, alti muhtemelen cok da bos olmayan bir sike operasyonu paketiyle gizlenmis siyasi hareket olarak goruyoruz. Olay bir siyasi hareket ise sayet, bu sorusturma sonrasinda Fenerbahce karsisinda canhiras mücadele eden medya mensuplarinin da AKP ye angaje olmus isimler olmasi gerekmez mi? Evet, zaten Huseyin Gulerce, Mehmet Baransu filan gibi isimler tam da bu tanima ornek teskil edebilecek sahislar. Pekii Erman Toroglu ya da Ahmet Cakar; onlar da mi oyle?

Elbette degil. Iste bu sorusturmanin ortaya cikartigi ve aslinda tasidigi onca defoya ragmen sorgulanmasina en buyuk engel teskil eden sey bir gercek var: Gün bir donem Aziz Yildirim'in hismina ugramis, ondan korkmus veya cekmislerin intikam gunudur. Erman Toroglu, Ahmet Cakar su veya bu, tam da bu nedenle tartismamiz bir sekilde destekcigi olmuslardir bu operasyonun. Operasyonu yurutenlerin en buyuk sansi da zaten bu idi: Hedefteki isimlerin Fenerbahce ve Aziz Yildirim olmasi.

Medyadakilerin hepsi tabii sadece Aziz Yildiri'la olan gecmisteki hesaplarini kapatma telasindakiler degildi. Bir grupta var ki, zaten bunlar eskiden beri beni cok rahatsiz etmis ve bu blogta bunlardan zaman zaman bahsetmeye baslamistim. Daha cok sol gelenekten gelen, bunu da ozellikle vurgulamayi seven, ahlakcigili bayraklastiran ama bunu yaparken aslinda ahlaksizligin dibine surekli batan basindaki "biz guzel oyunun pesindeyiz"ciler. Tanil Bora nin da bunlarin arasina katilmis olmasi icin ise sadece buyuk uzuntu duydugumu soyleyebilirim.

Zaten kalitesi oldukca dusuk olan spor medyasinin bu seruvende de bunu bir kez daha sergiledigini gorduk. Yukarda bahsettigim, Aziz Yildirim'dan intikam almak isteyenler, Fenerbahce'ye dusmanlik etmek isteyenler, malum ahlakci cevre disinda kalanlardan duzgun, meseleyi sorgulayici, olayi derli toplu ele alici kimseyi gormedik. Ne mangalda kul birakmazgillerden Demirkol boyle bir sey yapti, ne de Ugur Meleke filan gibiler. Cunku gazetecilik acisindan bakildiginda bu olayin desifre edilecek, sorgulanacak elealinacak ve hakkinda konusulucak cok husus vardi, ama onlar basini kuma gommekten, hicbir sey soylememekten oteye gidemediler.

Bundan sonrasi icin de tahminim sudur: Ben sahsen bu sorusturma sonrasinda Aziz Yildirim'in tertimiz cikacagi, herhangi bir ceza ile karsilasmayacagi, butun bu olan bitenin ona yönelik büyük bir haksizlik olarak tescillenecegi (gercekte bu boyledir veya degil farketmez) yonunde en kucuk bir beklenti tasimiyorum, o yuzden de Fenerbahce'nin saga sola actigi davadan veya herhangi bir cabadan en kucuk bir umitlenme icine girmiyorum. Iddianame de kabul edilecektir, pesisira muhtemel cezalar da gecelektir. Bu nokta da ben turk adalet sistemine guveniyorum klisesini de hicbir sekilde kabullenmedigimi bagira bagira soylemek isterim. Bana kalirsa zaten, ne olacagi ve nasil sonuclanacagi ta basindan belli ama sadece isin kuralina uyduruldugu bir kurgu icindeyiz, supriz de bundan dolayi beklemek mantikli gozukmemekte.

Freitag, 7. Oktober 2011

Turkiye-Almanya: 1-3

Rdivanlar, Feyyazlar, Tanjulardan olusan jenerasyondan sonra cok fazla sevemez oldum bu milli takimi ben. Bir donem Ersun Yanal ile birlikte isinmaya baslamistim ama, onun gonderilisi ve Terim gibi zerre hoslanmadigim bir ismin ustelik de o sekilde gelisi ipleri tamamen koparmama neden olmustu o ip bir daha da baglanmadi aramizda.

O yuzden ben bu takimdan zaten ne umitliydim ne de bu takimin herhangi bir basarisinda herhangi bir mutluluk duymaktayim.

Zaten nasil olsun ki; elinden gelse bir kasik suda senin takimini ve camiani bogmak isteyen Trabzonsporlularin, Galatasaraylilarin sunun bunun yaninda ayni safta yer almak cok da hosuma gitmiyor artik ne yapayim. Sabri yi, Servet i, Burak i, Aurelio'yu filan desteklemek filan zerre kadar icimden gelmiyor.

Itiraf ediyorum; ben futbolsever degil, Fenerbahce severim.

Sike Sorusturmasinin Isaret Ettigi-3

Gectigimiz iki postta olayi neden bir sike sorusturmasi gorunumlu siyasi operasyon olarak gordugumu anlatmaya calistim. Soylediklerim haliyle cok kolaylikla komplo teorisi olarak netilendirilebilecek seyler. Onca tapeler dokulup sacildi ortaliga; nedir yani bunlarin hicbirinin bir manasi yok sorularini da elealmak lazim.

Fikrimi pesinen söyleleyim; kimseyi töhmet altinda birakmak istemem ama, Aziz Yildirim ve gider adi gecen yöneticilerin sike girisiminde bulunmus olma ihtimalini bulunmamis olma ihtimalinden daha yüksek görüyorum. Bunu sadece bu sorusturma sonrasinda akil etmis degilim, gectigimiz sezonlarin sonunda da ve ortada fol yok yumurta yok durumlarinda da sorulmus olsa ayni sekilde cevaplardim.

Cünkü karsimizda, yaklasik 13 senedir bu camur deryasi icerisinde varolma mucadelesi veren bir baskan duruyor. Herkesin pislik icinde oldugu bir dunyada temiz kalarak ancak kaybetmeye mahkum olan birisi. Degil midir ki kendisi kaybedilmis bir sampiyonluk sonrasindan, "anladim ki sampiyonluk sahada kazanilmiyor" demistir. Degil midir ki kendisinin 2006 yilinda buyuk bir koalisyonla sampiyonlugu ve türkiye kupasi ahlaksiz bir sekilde elinden alinmistir. Iki sezon sampiyonlugu son macinda kaybetmis, son uc sezondur sampiyon olamayan bir baskanin ligin son duzlugunda üstelik de bu futbol ortaminda aksi sekilde davranmasi zaten süpriz olmaz mi?

Madem öyle; o halde ben neyin kopmlosunu yazip duruyorum? Efendim sundan:

1. Bu olayi bir toplu temizlik operasyonu olsaydi; sadece Yildirim ve Fenerbahce hedefe konmaz, Trabzonspor ve Besiktas basta olmak uzere baska takimlar cok daha derinlikli sorusturma icerisinde olurlardi. Ve gecmise yonelik girisimde de bulunma cabasina girisilirdi.

2. Aziz Yildirim'in tutuklanir tutuklanmaz medyaya servis edilen dokumanlar, fotograflar, sunlar ve bunlar hep bir noktayi gosteriyordu; Daha emniyetteki sorgusu bile tamamlanmadan kendisinin suclu olduguna tüm türkiye nin inanmasini saglamak.

3. Huseyin Gulerce, Mehmet Baransu gibi futbolla simdiye kadar ne kadar ilgili olduklarini dahi bilemedigimiz ve kendilerinden futbol uzerine en kucuk bir lakirti isitmedigimiz gudumlu isimlerin operasyon patlar patlamaz yaptiklari yorumlar ve verdikleri dezenformasyon mücadelesi.

4. Ahmet Cakar'in Fenerbahceliler Aziz Yildirim'a sahip cikmayi biraksinlar ancak oyle kurtulur Fenerbahce tarzi kulagina fisildanildigi belli olan yorumlari kendinden emin olarak yapmasi; Mehet Ali Aydinlar'in sayet Fenerbahce Aziz Yildirim'i "satsaydi" Sampiyonlar Ligi'ne devam edebilirdi mealindeki laflari, esas gayreti acik eden ipuclari.

Her sey bir tarafa; sadece Fenerbahce nin hedefe oturduldugu bir sorusturma ne kadar inandirci?

Donnerstag, 6. Oktober 2011

Sike Sorusturmasinin Isaret Ettigi-2

Dün sike sorusturmasi üzerine bir takim seyler söylemistim. Konu derin. Üzerine söylenecek de cok sey var. Ama bunu bir yazinin icine sikistirmak hem cok mümkün olmamakta hem de mantikli gözukmemekte. Cünkü, uzun yazilar aciktir ki okura eziyet olabilmekte. Neticede bir Yildirim Türker kalemine sahip degilim ki, yazim uzun da olsa bir solukta okunabilsin. O yuzden kendimce makul buldugum uzunluklarda toparlamaya calistigim birkac yaziyla bu konuyu konusmaya devam etmek istiyorum.

Dün bu olayin, sike ambalajiyla paketlenmis siyasi bir operasyon olduguna inandigimi söylemistim. Dün acmaya calistim ama bugün ayni noktaya zaman zaman da tekrara düsecek olma ihtimalim karsisinda pesinen affinizi isteyerek deginecegim.

Türkiye 94 secımlerınden bu yana bır donusum yasamakta. Refah Partisinin secim "zaferi" ile birlikte cisimlesmis bu donusum, 28 Subatla birlikte akamete ugramis veya engellenmis gibi gozukse de aslinda onun etkisiyle 2002'de hizlanarak karsimizi bir kere daha cikti. Bahsettigim donusum kabaca cevrenin merkeze dogru hareketiydi. Bu donüsümün tasiyiciligini yapmaya en uygun aday olan AKP ve Tayyip Erdogan da her secimde büyük oy farklari ve guclenerek iktidarini percinledi.

Bu özguvenle birlikte el atmadigi ve degistirmeye calismadigi alan kalmayan Erdogan'in futbol dünyasina da elini sokmamasi beklenemezdi. Mehmet Ali Aydinlar'in tuhaf bir sekilde baskan yapilmasi ile birlikte basladi bu operasyon. Belli ki birileri, artik kim bilmiyorum, camur deryasindaki türk futbolunun temizlenmesi isteniyorsa ise en basta Aziz Yildirim ile birlikte baslanmasi gerektigini soylemisti. Hakikaten de Aziz Yildirim ismi, iclerinde azimsanmayacak sayida Fenerbahcelinin de bulundugu genis bir konsensüsce, dikdatör, zorma vb. kelimelerle esanlamli goruldu. Haliyle 'degisen' ve 'yenilenen' Türkiye'de Yildirim gibi hem cok güclü hem zihniyet olarak 'karsi cephe'de yer alan hem de cok temiz olmayan islere de karismisligi sozkonusu olabilecek bir ismin yeri olmamaliydi.

Nihayetinde bu noktaya gelindi.

Sike Sorusturmasinin Isaret Ettigi

Malum sike sorusturmasi hakkinda ben de Fenerbahce camiasinin genelinin dusuncelerini paylasiyor ve karsimizda temiz futbol ambalajiyla paketlenmis bir siyasi operasyon oldugunu dusunuyorum.

Bunun tam manasiyla nasil bir siyasi operasyon oldugunu bilmemekle birlikte; Fenerbahce yonetiminin cemaatten birilerine teslim edilme girisimi, Caliklar'in ihale rakibi olan Yildirim'in ortadan kaldirilmasi türünden yorumlari fazla gercekci bulmuyor ve katilmiyorum.

Soylene gelen bir husus var; yeni Türkiye. Bu yeni Türkiye projesinde mevcut siyasi iktidar, bircok kurumda yapisal donusum saglama gayreti icerisinde. TSK bu donusturme projesinden en fazla etkilenen ve halen en onplanda olani. Medya da ornegin artik eski medya degil ve daha da degisecek. Isdunyasi da yine ayni sekilde. Görunen o ki artik sadece Türk siyasi tarihinin degil dünya siyasi tarihine bir lider olarak adini yazdirmaya hevesli olan Erdogan, futbol camiasina da dokunmadan gecmek istemiyor.

Kurumsal yapisi en güclü olan camianin üzerinde oturan, bahsi gecen siyasi donusumde iktidarini terk etmekte olan zihniyet yapisinin tarafinda olan, cok büyük olasilikla kirli islere de bulasmisligi sozkonusu olan ve sadece Fenerbahce camiasi icerisinde degil muhtemelen türk futbol camiasinin en güclü (en azindan oyle olduguna inanilan) figuru olan Aziz Yildirim hedef olarak belirlenmis, belli ki.

Aziz Yildirim'in ortadan kaldirilmasi icin maalesef süregiden paket davalardan hicbir tanesi uydun adres degildi. Malum ergenekonla daha cok ceteler, bir takim isadamlari, kimi siyasetciler filan arindiriliyor. Balyoz paketinde devrik zihniyetin bekcisi olan askerler köseye sikistiriliyor ve etkisizlestiriliyor. Basindaki temizlik ise ODA TV sorusturmasiyla halledilecege benzer. Ahmet Sik orneginde oldugu gibi, ikna edicilikten uzak argumanlarla bile icerde tutulanlar var.

Bu temizlik elbette futbolda da ancak sike sorusturmasi adi verilen bir operasyonla yapilabilirdi ve karsimizda duran da su anda o. Zaten operasyondan hemen sonra Hüseyin Gülerce gibi, Mehmet Baransu gibi bir takim lojistik ikmal muhendislerinin devreye girmesi bu iddiami güclenediren göstergeler.

Sahsen ben Fenerbahce operasyonuna kadar, bu donusum hamlesini- hukuksuzluklar ve kisisel hesaplasmalar da oldugunu kabul ederek- genel anlamda destekliyordum.

Fakat is bu operasyona gelince biraz degisti. Birincisi Aziz Yildirim'in gordugu muamele hakkaniyetli degildi ve daha da otesi onun ve Fenerbahce'nin düsmanlarina kallesce saldirma firsati verdi. Ustelik, görebildigimiz ve teknik olarak isi daha iyi bilenlerden teyit ettirebildigimiz kadariyla, kendisinin sikeci damgasina yol acacak ve su anda iceride tutulmasina neden olacak kadar ciddi bir kanit yok ortada.

Bunlarin disinda, futbol dunyasindakilerin, sivil iktidari darbe yaparak devirmek isteyen pasalarla, oraya buraya bomya koyarak, kimi hedefsel isimleri katledip siyasi kaos yaratma pesinde kosan cetelerle, operasyonel faaliyet guden gazetecilerle vs. bir tutulmamasi lazim.

Konu daha da uzatilabilir ama simdilik keselim, bu konuya devam etmek isterim ama.

Montag, 3. Oktober 2011

Cristian Baroni


Yokluklar bazen güzel süprizler cikartiyor insanin karsisina. Bunun en güzel örnegi saniyorum Kemalettin Sentürk'dü.

Emre'nin, Gökhan'in, Topuz'un sakat; Niang'in Lugano'nun ve Santos'un da ayrilmis olmasi, Fenerbahce'yi aciktir ki bir hayli zayiflatmisti. Semih'in yetersizligi, Bienvenue'un beklenenin altinda cikmasi ile tüm ümit tasiyicisi Alex olarak kalmisti, takimin. Iste boyle muskul bir durumda ortaya yeni bir isim cikti. Baroni. Son iki sezonki hayal kirikligi kendisiyle ilgili anlasildiki onu yanlis tanimaktan kaynakliymis. Biz ordan Appiah, Aurelio filan olmasini istiyorduk saniyorum. O ise nevi sahsina münhasir; sahanin her alaninda rakibine direnc ve pres koymayan, mevkisi itibariyle beklendigi kadar sert olmayan, ama oyunu o noktadan cok iyi kurup takimin hücum gücüne son derece üstün bir katki saglayan önemli bir ortasaha oyuncusu oldugunu gösterdi. Yani o bilinen ve beklenilen anlamda bir 6 numara degil de, daha klasik anlamda bir ortasaha oyuncusu idi. O bölge icin illa ki bir Van Bommel'e, Selcuk Sahin'e, Saido'ya, Senna'ya, alismis bizim ezberlerimize ise bu durum yadirgatici gorunse de gercekte öyle olmadigi tüm ciplakligi ile asikar zira bütün önemli takimlarda artik, yukarda saydigim isimlerden olusmusyor, göbek oyunculardan illaki bir tanesi. Onun yerine oyunun hücum yönene cok önemli katki saglayabilecek, pas dagitabilecek, topu rakip kaleye tasiyabilecek, onemli paslar atacak, ceza sahasi icerisine girerek takimin direk skor yüküne katki saglayacak ikililer kullanilmakta artik.

Emre-Cristian ikilisi de tam manasiyla bu soylediklerime karsilik gelen, takim savunmasi icin ise, elbette Selcuk kadar olmasa da kesinlikle seffaf olmayan isimler. Keyfini cikartalim derim ben.

Sonntag, 2. Oktober 2011

Eskisehir; nerden nereye!

Skibbe'den umutluydum. Galatasaray'da olsun, Almanya'da calistirdigi cesitli takimlarda olsun, kendisin güven duymami saglayan bir cizgi koymustu ortaya. Doll da öyleydi. Ama görünen o ki, Doll gibi Skibbe de hayal kirikligi olacak.

Eskisehirspor bu kadrosuyla, Bülent Uygun ile ciksaydi karsilasmalara, eminim ki, Galatasaray ve Trabzonspor'a bu kadar kolay teslim olmazlardi.

Bülent Uygun'un nerde oldugunu biliyorum. Bu takimin basinda zaten olmasinin mümkün olmadigini da bilyiorum. Demek istedigim sadece, artik teknik direktör olarak iceriye daha fazla yönelmemiz gerektigi.

Umarim, yanilirim ama icimden bir ses, Skibbe ile Eskisehirspor'un ürkülen bir deplasman olmaktan uzak olacagini iddia ediyor.

Bilmem Kacinci Kez Merhaba

Sevgili Arkadaslar,

artik kacinci kez bu tarz bir yazi yaziyorum; bilmiyorum. O yuzden ben bile kendim yazdigimi ciddiye alamaz oldum; dolayisiyla siz de "hadi arkadasim, simdi yeniden bir suru perspektif ciziyorsun iki gun sonra yeniden yazmaz olursun" derseniz, valla haklisiniz derim, cunku bunun boyle olmayacagini artik ben de garanti edemiyorum.

Neyse, en son yazdigim posta baktim, M. Ali Aydinlar federasyon baskani adayi olmus, onun uzerine yazmisiz. Kendisinin nasil bir siyasi proje ile oraya getirtildiginden haberdar olmadan. Arkasindan da malum firtina koptu. O gunlerde bir cumle dahi yazmayip simdi ortaya cikmanin utanc verici bir durum oldugunu kabul ediyorum ve bu utanci tasiyorum, su anda. Ama bu donemde inanin zerre kadar keyfim kalmamisti yazmaya. Dahasi Herhangi bir anlamda umitli olmanin da manasiz oldugunu dusunmekteydim. Ne oldugunu hala tam manasiyla anlamadigim bir senaryo yazilmis cizilmis; oynaniyordu ve burda onun karsisinda umitlenip umitlenip cirpinmanin zavalliligina teslim olmak istemedim.

Sike sorusturmasi demisken. Bu sorusturmanin salt bir temizlik operasyonu olmadigi ilk gunden belliydi ilerleyen gunler bunu daha da netlestirdi. Kocaman in dedigi gibi, su futbol dünyasinda tek kirli Fenerbahce imis ve gerisi pürü pakmis gibi hedefe Fenerbahce'ye yerlestirdiler, yanina da gaz alma mahiyetli oldugu belli olan birkac yan aktor koydular, Türkiye degisiyorcu tetikcilerin de destegini alarak mezkur siyasi operasyonu temizlik operasyonu olarak paketleyip koydular onumuze.

Fenerbahce futbol takiminin bu duruma karsi onurli bir direnc gösterecegini ve bir sahsiyet baskaldirisina girisecegini cok iyi biliyordum; tek endisem giden oyunculardan dolayi artik kalite olarak buna guclerinin yetip yetmeyecegi idi; hakikaten de takimda ne Lugano nun ne Niang'nin ne de Santos'un yeri dolacak gibi duruyor ama takim verdigi olaganüstü mücadele ile bu durumu da tolere etmeyi basariyor.

Sike sorusturmasi hakkindaki düsüncelerimin detayina, takimin durumuna, yeni transferlere ilerleyen postlarda deginiriz diyerek simdilik burda kapatalim.

Sonntag, 12. Juni 2011

Mehmet Ali Aydinlar'in Adayligi


Bugün biraz sagda solda oturup cay, kahve vs. icerken gazetelerin büyük bir cogunlugunu da karistirma firsatina eristim. Ben hala internetten saglikli bir sekilde okuyamiyorum gazeteleri.

Özellikle simdiye kadar mütemadiyen büyük bir Aziz Yildirim karsitligi yapmis spor yazalarinin büyük bir istahla ve sevincle Mehmet Ali Aydinlar'in TFF Baskanligina adayligini desteklediklerini gördüm. Hemen hepsinin ortak söylemi, Türk futbolunu üzerinde kendisinden habersiz kus bile ucamaz Aziz Yildirim'a ragmen M. Ali Aydinlar'in baskan secilebilecek olmasi büyük bir olay...

Türk futbolunu hatta daha da ileriye götürerek Türk sporunu Aziz Yildirim'in yönettigi sacmaligini simdilik bir kenara koyalim ve bizim icin kiymetli bir isim olan Aydinlar ismi icin bu adayligin ne anlama geldigini tartisalim isterim...

Aydinlar potansiyel bir Fenerbahce baskan adayidir. Kadinlar Voleybol subesinde gerceklestirdikleri ile kisa sürede pek cok taraftarca sevilmis, hayranlik duyulmus bir kisidir. Bu haliyle, her ne kadar bu sampiyonluktan sonra sus pus olup ortaliktan kaybolmus olsalar da hic de azimsanmayacak ordanki Aziz Yildirim karsiti Fenerbahcelilerin de ümit tasiyicisi olmaya baslamistir...

Zaten Aziz Yildirim da "bir gün ben gidecegim ve Mehmet Ali Aydinlar'in yeri Fenerbahce baskanlik koltugudur" demisti.

Yani aslinda birkac muhtemel basarisiz sonuc sonrasinda Aydinlar'in Fenerbahce baskani olmasi cok da süpriz olmayacakti. Bütün bu durum Aydinlar'in zihninde de ciddi bir hat yaratmis olacak ki, o, Aziz Yildirim'a ragmen ve üstelik Fenerbahce'nin son yillarda tepe asagi gitmesi icin elinden geleni üstelik de ahlaksizca yapmaktan geri kalmayan, Besiktas-Galatasaray-Trabzonspor ve Gaziantep hattinin destegiyle secilmeye gönül indirmise benziyor... Kendisi "elbette Fenerbahce de beni destekleyecektir" diyor ama benim okuduklarimdan anladigim, Fenerbahce cephesinin, özellikle de Aziz Yildirim'in, aday olmak icin yukarda saydigim ekibin teklifiyle karar verirken kendisinden herhangi bir görüs sormayan, aday olduktan sonra da bu konuyu yine kendisiyle paylasma geregi duymayan Aydinlar'a kirgin oldugu yönünde.

Bu bilgiler ne kadar dogru, acikcasi hicbir fikrim yok. Ama bircok farkli yerde birbirine benzer ifadeler olduguna göre, tahmin ediyorum, bu kirginlik veya kizginlik durumu mevcut.

Neyse, Aziz Yildirim'in kimi destekleyecegi veya kimi baskan yaptirmak isteyecegi benim acimdan cok önemli degil aslinda; diger isim Mehmet Ali Aydinlar oldugu müddetce... Neticede karsimizda bir Haluk Ulusoy yok ve benim acimdan ister Aydinlar kazansin isterse de Aziz Yildirim'in destekleyecegi iddia edilen Göksel Gümüsdag, sonucta büyük bir Fenerbahce cephesi oturmayacak koltukta...

Benim esas üerinde durmak istedigim Mehmet Ali Aydinlar'in bu secimden zaferle cikmasi halinde nasil bir gelecek ile karsi karsiya kalacagi...

Bir defa kendisi cok iyi bir Fenerbahceli olarak bilindiginden, olasi baskanligi döneminde, yine olasi bir Fenerbahce basarisi halinde her ne kadar su anda kendisini oraya getirmek isteyenler Besiktas-Trabzon-Galatasaray hattiysa da, Fenerbahce'nin haksiz basarilarinda pay sahibi oldugu iddia edilecek ve yipratilacaktir. Bu olasilik, onun acisindan söyle bir sonucu da gebedir saniyorum: kendisi bunlarin farkinda oldugu icin Fenerbahce'ye gereginden fazla mesafeli davranma durumu ve bunun sonucunda olusabilecek olan bir karsi bloka istemeden de olsa sampiyonluk mücadelesinde destek saglamis olma hali. Örnegin bu sezon sözkonusu olsaydi, Trabzonspor icin pozisyon almis gibi görünme riskiyle karsi karsiya kalabilirdi, tarafsiz olacagim derken.

Mehmet Ali Aydinlar icin bekleyen bir diger risk ise, Fenerbahce'nin basarisizlikla sonuclandirdigi sezonlarda Aziz Yildirim'in haksiz da olsa hedefinde yer alacak olmasi ve bu durumun onun olasi bir Fenerbahce baskanligini daha o zamandan sakatlastirmasidir. Zira, her basarisiz sezonun arkasindan Aziz Yildirim muhaliflerinin sayisi artacak da olsa, bu basarisizliklarda Mehmet Ali Aydinlar'in da Yildirim'in isaret edecegi gibi suclanacagini, Fenerbahce kiyilirken buna Federasyon baskani olarak tepkisiz kaldigi düsünülecektir. Bu da, o taraftar toplugu acisindan Ayindlar'in uygun bir baskan olmayacagi anlami tasiyacaktir. Tabii mevcut kulüp yapisiyla taraftar topluluklarinin o kulübün baskani hakkinda ne düsündügü cok önemli olmayabiliyor, ama hicbir manasinin olmadigini söylemek de dogru olmaz.

Acikcasi ben, sayet Mehmet Ali Aydinlar hakikaten Fenerbahce baskanligini düslüyorsa bu hamlesini o acidan baktigimda kendisi adina cok mantikli bulmadim. Cünkü yukarda da aciklamaya calistigim gibi her durumda kendisi hedefe konulacak isimdir. Tabii benim göremedigim pek cok detay olabilir ve bu yüzden Aydinlar'in adayligi hem anlamli hem de kendisi adina faydali olacaktir. Umit ederim öyle olur ben yanilirim. Her ne olursa olsun Türk futbolu üzerindeki Galatasaray hegamonyasinin en azindan bu dönemde de etkisiz olacagini görmekteyiz, bu mutluluk verici. Zira simdiye kadar istisnalar disinda Federasyon baskanlari genelde Galatasarayli olurlardi...

Donnerstag, 2. Juni 2011

"Trabzonspur'u da kutlamak lazim..,"

"En az onlar da Fenerbahce kadar sampiyonlugu hakettiler", diye gider bu klise son günlerde. Bazen yanina "kupa keske ortadan ikiye ayrilsa da birisini birine birisini digerine vermek mümkün olsa".
"Trabzonspur'u kutlamak lazim, Fenerbahce'nin sampiyonlugunu onlar bu kadar anlamli kildilar..."

Sonuncu kismen anlasilabilir ama diger iki yumurtlama ürünü ve benzeri simdi aklima gelmeyen birsürüsünü duydukca ben, "noluyor yavu bu trabzon'u onore etme sevdasi nedendir" diye sormadan edemiyorum, vallahi.

Fenerbahce, 2005-2006 senesinde ve gecen sezon sampiyonlugu son macta kaybederken kimse, "Fenerbahce de bu kupayi haketti onu da kutlayalim" demedi.
Trabzonspor'un esprisi nedir, ayni puani almasi mi Fenerbahce ile... Inanmam.

Sakin bu, "aslinda biz Trabzonspur'un olmasini can-i gönülden isterdik ama lanet olsun ki Fenerbahce oldu" demek isteyip de diyemeyenlerin ic kazintisi olmasin

Montag, 30. Mai 2011

Saka misiniz yavu siz?


"Sevimli" Baskan Sadri Sener ve onun "delikanli" takimi artik giderek bir saka halini almaya basladilar.

Rakibiniz, hatta düsmaniniz ne olursa olsun bir miktar onurlu olmalidir. Ne yalan söyleyeyim ve ben bunu söyledigimde belki bir takim okurlar kizacaktir ama ben son iki sezonda, Bursaspor ve Trabzonspor gibi takimlari gördükce Galatasaray iyi rakipmis demekten kendimi alamiyorum.

Kaybetmenin ve yenilmenin de bir haysiyeti bir onulu durusu olmalidir. Ama her cümlelerinde delikanliliklarina vurgu yapan bu camia bir türlü yedigi darbeyi hazmedemedi. E bu da aslinda büyüklük kibirine kapilan kücüklerin gösterecegi bir tepki sanirim, normal olarak.

Bu sakaci ekip simdi de ligin tescil edilmemesi gerektigini düsünüyormus. Dayanak noktalari ise, Türk siyaset tarihinin ve dahi futbol tarihinin son yüzyilda basina gelmis en büyük felaketlerden birisi olan Gökcekler...

Konunun detayina surdan hakim olabilirsiniz, sinirlerinize hakim olabilirseniz elbette.

Sonntag, 29. Mai 2011

Aziz Yildirim'i Tartismak


Genel kani Fenerbahceli taraftalarin bir "monoblok" ima ettigi yönündedir. Özellikle bu sezon ayyuka cikan Türkiye'nin 4'te 3'ü Fenerbahce'den nefret ediyor söylemi ve bunun devaminda "biz bize yeteriz" yaklasimi bu iddiayi destekler niteliktedir.

Halbuki basarisiz olunan sezonlarin sonunda ortaya cikan görüntü ise bunun cok da öyle olmadigini anlatmaktadir bize...

Sayisal bir veri yok elimde. Ama biliyorum ki, su dönemlerde bloglarda dolasan; blog yazan, blog takip eden Fenerbahcelilerin büyük cogunlugu Aziz Yildirim ismine karsi ciddi manada tepki duymaktadir...

En önemli, en kaydedeger Fenerbahceli bloglarda yogun bir Aziz Yildirim muhalefeti güdülür. Oralarda Aziz Yildirim hakkinda yazilan her olumsuz yorum, okurlarin hemen hepsinden destek görmüstür. Yapilan yorumlara itiraz edenler pek göze carpmaz.

Bu elbette kesin bir yargi koymaz ortaya... Ama hic olmazsa bir seyi söyler: evet bu yönetiminden hoslanmayan bir grup var. Sayisi azdir veya coktur, önemli degil. Önemli olan varliklaridir. Ve evet bunlar baskanin degismesini istemektedirler.

Buraya kadar sorun yok. Burda, en azindan benim nazarimda deginilmesi gereken ve bu yazinin da yazilmasina neden olan esas husus; bu elestirilerin sadece sonuclar hüsran oldugu zaman ortaya cikiyor olmasi.

Fenerbahce bu sezon da bu performansa ragmen sampiyon olmayabilirdi. Son macta Sivasspor karsisinda sansiz bir puan kaybi yasanabilirdi. Gecen sezon Trabzonspor karisinda oldugu gibi. Her sey ayni; Kocaman'in hic fena sayilmayacak teknik adamlik performansi, 17 maclik seri, olaganüstü mücadele, basarili transfer hamleleri, bunlarin hepsi sabit ama sadece ve sadece Sivasspor macinin sonucu farkli... O zaman biliyoruz ki, bircok yerde "Aziz Yildim istifa" yazisi okuyor olacaktik, bugün.

O halde simdi neden degil? Yanlis anlasilmak istemem, Yildirim'in elestiriliyor veya tartisiliyor olmasi degil beni rahatsiz eden. Bunu yanlis buluyor da degilim. Bilakis, Yildirim elestirilerinin cogunu okudugumda, ben de bir hayli ikna oluyorum söylenenlerden. Yani bana uzak seyler de degil elestiriler.

Ama sonuca göre bu isin yapilmasi, yani sonuclar kötüyken firina sürülüp, iyiyken buzdolabina konmasinda bir sorun görüyorum. Ikinci olarak, bu hususun kriz zamanlarinda tartisiliyor olmasinin tartisma acisindan su günde tartisilmasindan daha verimsiz ve sonucsuz olacagini düsünüyorum. Bu meseleler su günlerde ele alinsa saniyorum daha verimli tartismalara ulasilir. Degerlendirmeler daha objektif olur.

Elbette kizginlik sonrasinda nasil negatif anlamda bir subjektiflik sözkonusu ise, bu tür basarilar sonrasindaki degerlendirmelerde de pozitif bir subjektiflik duruma sinebilir. Bu tehlike yine mevcut. Olabilir, yine de yakin zamanda bu konunun tartisilmasidan bence fayda vardir. En azindan muhalif olan kisilerin kaleminden bloglar arasinda...

Samstag, 28. Mai 2011

Emenike Transferi Üzerine


Emenkie transferi öncelikle hayirli ugurlu olmali, olsun.

Bu boyun borcunu ödedikten sonra gelelim ana temaya... Transfer elbette süpriz olmadi, söylentiler bizlere bir Emenike asinagili kazandirmis, en azindan ben, lig sonlarina dogru artik "bizim Emenike" demeye baslamistim.

Üzelerek itiraf etmeliyim ki bloglari, artik eskisi kadar yogun takip etmiyorum. O yüzdendir ki, en fazla, "Fenerbahceli taraftarlarin genel anlamda bu isten memnun oldugunu görüyorum" diyebiliyorum.

Ben de kendimi o kanatta görüyorum. Neden memnunuz pekii:

1. Bir defa karsimizda Youla, Preko olmaya aday, sadece süratiyle, kapanan kücük takimlarin üzerine abluka kurmus ve bu yüzden de gerisinde genis alanlar birakmis büyük takimlarla oynanan maclarda parlayan ve sirf bu ilüzyon sayesinde kendisine transfer sansi yaratmis adamlardan degil. Süratinin yaninda, boga gibi gücü ve mücadeleden cekinmeyen bir yapisi var. Klise cümle kurgusuyla "bir drogba degil" demek gereksiz, ama dedim artik. Ve fakat onda olan herseye sadece daha az kalitatif ölcüde bünyesinde sahip.

2. Istenildigi kadar tartisila dursun; yasi genc bir oyuncu. Gelisime acik ve Asamoah Gyan, Drogba vs. olmamasi icin hicbir sebep yok.

Gelelim itirazlara... Elbette comak sokucular bos durmuyor. Iclerinde samimi kaygi tasiyan Fenerbahcelilerin yaninda, sadece ve sadece Fenerbahce sözkonusu oldugu icin hemen her müsbet durumu basitlestirmeye ve degersizlestirmeye calisan kötücülükle kusatilmis genis bir güruh var, onlara göre bu transfer cok yanlis. Sebepleri:

1. Niang varken, bu adam ancak yedek olur. Yedek oynayacak birisi icin de, bu kadar para verilmez.

Bu argümana benim cevabim su. Birincisi biz Kocaman'in nasil bir sistemde oyanayacagini bilmiyoruz. Muhtemelen, bu sene de büyük bir yüzdeyle bagli kaldigi Niang'in tek santrafor oldugu klasik Fenerbahce ile devam edecektir, ya da edebilir diyelim. Ama yine biliyoruz ki, Kocaman yenilige, denemeye ve farkli isler yapmaya heveskar bir isim. Ki bunu krizlerle dolu son derece kritik bu sezonda dahi denemekten kacinmamis bir isim. Lafin özü: Emenike nin yedek kalacagina yönelik kesin bir kanaat yanlis.

Velev ki, öyle... Niang'in yasinin 32 oldugunu, zaman zaman yildirici rakip savunmalarin sertlige müsade eden Türk hakemligi sayesinde sakantlandigini düsünürsek, Emenike gibi gelecek vaat eden bir ismin yedek kalacak olsa dahi bu paraya alinmasinda bir sakinca yok.

Bu argümana ücüncü cevap. Paradan size ne arkadas, birakin onlari muhasebeciler düsünsün.

2. Emenike trasnferi ahlaki degil. Evet, evet yanlis okumadiniz. Bu komik argümani ileri sürenler de var. Bu gülünc duruma düsenlerin basinda da Ercan Güven geliyor herhalde.

Bu elestire cok söz söylemek gerekli mi bilmiyorum. Cünkü bu elestiri bütünüyle kötü iyet tasimakta ve yok yerden uydurulmakta. Bunlarin söyledikleri Emenike'nin sakatligi bahnede ederek Fenerbahce macinda oynamadigi. Fenerbahce yönetimi de bu transferi yaparak bu ahlaksizliga ortak olmus. Buraya yazarken bile sikildim bu durumdan. Birseyler söylemeye hakikaten gerek yok buna..

Freitag, 27. Mai 2011

Bagis Erten'Den güzel bir analiz.

Fenerbahce'nin ikinci yaridaki performansini ilginc bir sekilde herkes, neredeyse, devre arasi kampina bagladi. Kimse birkac haftada bu derece büyük degisiklik nasil olur, devre arasiyla bunun bu derece büyük iliskisi olamaz demedi...

Üstelik baska hususlar da atlandi. Örnegin Fenerbahce ilk yarinin sonlarina dogru da kipirdanmisti. Bu atlanmisti. Cok iyi hatirliyorum, Aykut Kocaman'in ben askerdeyken okudugum bir Sabah Gazetesi röportajini. Orda kendisi uzun uzun anlatmisti takimdaki gelismeleri. Ligin ilk yarisinin bitmesine bile bir hayli zaman vardi. Iyilesmeler belki skor olarak net hissedilmiyor, futbol anlaminda da sahada yeteri kadar kendini göstermiyordu. Ben o dönem maclari izlemeyemedigim icin kendi fikirlerimi söyleyemiyorum. Ama röoprtajdan anlasiliyorduki, takimin pas yüzdesi, temposu, etkin kosu mesafesi vs. gibi bir cok verilerde iyilesme oldugunu anlatiyordu tek tek hoca sayisal degerlerle de bunlari destekleyerek.

Ikinci yariyla birlikte gözden kacan bir baska husus da suydu, Trabzonspor beklenmedik bir puan kaybi döngüsü yasayinca Fenerbahce'nin motivasyonu ilk yaridakinin üzerine cikmisti. Ve Fenerbahce'nin ilk yarida yaninda olmayan sansi yaver gitmisti. Hakikaten de ben, ligin ilkyarisindaki kendim izleyemedigim ama arkadaslarimdan sorusturdugum Ankaragücü ve Gaziantep maclarindaki Fenerbahce'nin galip gelinen Antalya ve Manisaspor maclarindakilerden kötü oldugunu düsünmüyorum.

Neyse, Radikal'den Bagis Erten, benim bu dediklerimle paralel ama cok daha degerli cok daha güzel bir yaziya imza atmis. Okunmasinda ve okutulmasinda fayda var.

Bagis Erten: Kos Alex kos

Mittwoch, 25. Mai 2011

Kurnaz Demirkol


Aslinda daha önce dönebiliyordum bloga. Malum uzun bir aradan sonra yeniden baslamaya karar vermistik ama bu seferde araya müthis özgürlükcü ülkemizin enfes mekanizlarindan birisi daha devreye girmis ve bizler blogspot a erisemez olmustuk. Bu da motivasyonumu yeniden koparmisti buralardan.

Acildiktan sonra ise yazmaya baslayamadim. Cünkü komik ama komik oldugu kadar sevimli bir gerekcem vardi: Cünkü Fenerbahce cok iyi gidiyordu ve yazarsam bu büyü bozulacak diye korktum. Yani bir nevi totem yaptim ama son mac bitisine kadar yazmamaya karar verdim.

Sampiyonluk camiamiza hayirli olsun. Umarim ilerleyen günlerde meseleyle ilgili uzun uzun konusur yazisiriz. Ben bu dönüs postunu yine büyük askim M. Demirkol'a ayiracagim.

Kendisini malum cok severim.

Hazret gecen haftaki sali günkü uzun yazisinda Aykut Kocaman'a övgüler dizmis. Kurnaz ya, lafin icerisine "sene basinda Kocaman'in takimi icin 'son 30 senenin en kötüsü demistim'" vs gibi laflar sikistirmayi da ihmal etmemis. Güya özelestiride bulunuyor, samimi oldugu hissini yaymaya calisiyor, zamaninda elestirirken de art niyet tasimadigini yazdiklarinin sadece bir analiz oldugunu ima etmeye gayret ediyor. Biz de salagiz ya yutuyoruz bunu.

Halbuki hafizasi biraz güclü olanlar hatirlayacaktir, Demirkol'un o zamanlar nasil bir kibir ve küstahlikla yüklendigini Kocaman'a. Elestirilerinin dozunun basit bir analizden öte oldugunu. Kayserispor macindan sonra, akil olmadigini biliyorduk meger matematik de yokmus derken ve Denizli'nin yabanci sinirini asmasindan sonraki en büyük skandalin Kayseri'ye stoper götürmemek oldugunu söylerken ne derece kaynagi belirsiz bir kinle yüklendigini hatirliyoruz kendisinin hocamiza...

Kocaman'i savunan Altan Tanrikulu ile giristigi polemikte de neler yazdigini hatirliyoruz. Zaten biraz kalite olsaydi bizim medyamizda, bu sampiyonlugun hemen ertesinde Tanrikulu cikar o zamanlara atif yaparak bir bir suratina vururdu Demirkol gibilerinin yazdiklarini. Ama tabii ahlak konusunda cok eksigi oldugu icin bizim spor medyasinin birbirlerinin her daim ahbabi olan bu adamlar, iliskilerindeki yakinliklari bir kenara birakip da bu ahlaki kaygilari önceleyemiyorlar. Bakin Ridvan da bu konuda sessiz.

Ve bu bozuk zeminde elbette Demirkol'un sene basinda yazdiklarini böyle kivrak bir manevrayla maniple edip, dün "tifil" gördügü ve kellesinin yakinda alinacagindan emin oldugu Kocaman'a karsi bugün onun artik futbol dünyasinda yerini saglamlastirmis güclü bir figür oldugu gercegini görünce yaninda konumlanmaya calisiyor. Bu saatten sonra Demirkol'un Kocaman ile ilgili yazdigi her yaziyi böyle okumak mümkün. Taa ki onun yeninden zayifladigi ana kadar.

Dienstag, 1. März 2011

Arda'nin anlasilamaz degeri


Arda Turan ne zamandir futbol oynamiyor? Aylar oldu. Bu arayi da sakatligi nedeniyle vermek zorunda kaldi.

Hadi sakatlanmadan önce, ligteki, Galatasarayla Avrupa'daki, milli takimla Euro 2008'deki futbolundan dolayi önemli kulüplerin transfer listesinde olmasina inanabiliyorum. Ama daha gecenlerde gördügüm aylardir top oynamayan bu 'büyük' yetenegin hala büyük dünya kulüplerinin transfer listesinde oldugundan bahsedilmesine akil erdiremiyorum.

Bayern'in de Arda'nin pesinde oldugu söyleniyordu... Yahu neymis bu Arda? Nasil bir yetenek ne önemli bir degermis. Esi benzeri saniyorum kolay kolay bulunamayacak durumdaymis... Bayern gibi bir kulüp bile ne zamandir fubol oynayip oynamadigina bakmadan hala talep olabiliyor Arda'ya...

Yoksa bu spor medyasi bizi aptal mi saniyor?

Kimya bozucu Aykut Kocaman

"Trabzonsor'un üc penaltisi incelensin" demisti Aykut Hoca. Demez olaydi... Nasil olduysa o laf üzerine pek hassas bir ruhsal yapiya sahip narin Trabzonspor'un kimyasi bozuldu ve ikinci yarinin baslamasiyla birlikte puanlari pes pese kaybetmeye basladi.

Türk spor medyasinin essiz kalemleri ve Trabzonspor'un yöneticileri her kaybettikleri mactan sonra bütün bu kayiplardan sorumlu olarak Aykut Hoca'yi isaret etmekteler. Onun metafizik boyutlarda dolasan etki gücü bir anda koskoca bir takimi tepetaklak asagiya düsürebilmekteymis megerse...

Montag, 28. Februar 2011

Aykut Kocaman üzerine (1)


"Aykut Kocaman üzerine (1)" seklinde bir baslik, hem parantez icerisinde ima ettigi gibi bir dizi yazinin pespese gelecegini, hem de Yildirim Türker gibi usta isi bir portre yazisi yazacagimi isaret eden bir tini iceriyor olabilir, farkindayim.

Gelgelelim, cok da iddiali bir yazi beklemiyor sizi geride, onu söyleyeyim. Bu yaziyi yazmak askerdeki günlerimden bu yana hep aklimdaydi, bugüne kismet oldu.

Aykut Kocaman benim "ask" düzeyinde sevdigim, formasini sirtimda tasimayi hayal ettigim, mahalle arasinda top oynarken kendi kendimi gaza getirmek icin top ayagima geldiginde onun adini yine kendi kendime spikerlik yaparak zikrettigim yani kendimle özdeslestirdigim tek isim. Onun hakkinda yazilan kitap ise futbol üzerine okudugum sadece 3 kitaptan bir tanesi. Bu derece deperli olan bir ismin benim icini teknik direktörlük serüveni de bir hayli önemliydi. Maalesef mi demeliyim bilmiyorum ama ben sinemaya biraz da yönetmen sanati gözüyle baktigimdan "yönetmen" filmi olmayan filmleri cok ciddiye almiyorum. Futbolu da aslinda, biraz ama, bu gözle takip ediyorum.

Sahadaki takimin bir teknik direktör takimi olmasi önemli oluyor benim icin o takima sempati duymam acisindan. Özellikle "entelektüel-sol" futbol severler gibi "Schalke'yi severim, cünkü Schalke Gelsenkirchen'in maden iscilerinin takimi" demem, Schalke'yi takip ederim, cünkü onun saha kenarindan Magath vardir. Rangnick varken de izler, severdim Schalke'yi. Ama baska bir gün örnegin Huub Stevens gelir oraya, o zaman izlemeyi birakirim örnegin ben Schalke'yi...

Yeniden Aykut Kocaman'a dönelim. Aykut Hoca'yi da Istanbulspor serüveninden bu yana yakindan takip ettim. Aykut Kocaman'in adamligini, efendiligini vs. bir kenara birakalim. Esasen bir insan da zaten olmasi gereken hasletler, hani olmazsa anormal olmasi beklenen durumlar nedense böyle cok atif yapilan meziyetlermis gibi gösteriliyor. Böyle olunca da bu insanin hic hata yapmayan, hic kirlenmeyen, hic kurusu olmayan bir insan gibi algilanmasina yol aciliyor. Ve yeri gelip her insan gibi böyle düzgün kisilikler de "kusur" islediklerinde cok tuhaf karsilaniyor. Bkz. Trabzonspor'un son üc penaltisi incelenmelidir demeci sonrasinda kopan yaygara...

O yüzden Aykut Hoca'nin karakteri onu bu derece sevmemde süphesiz en büyük rolu oynayan etkendir ama bu onu yazi konusu yapmami gerektirmez.

Aykut Kocaman teknik adam her daim ayriksi bir yerde durdu. Ne Malatyaspor'da, ne Konyaspor'da ne de Ankaraspor'da somut bir basariya imza atamadi. Sayet somut basari bir kupa ise. Fenerbahce'nin basina gectigi ilk dönemlerde onun basarisiz olmasi icin elinden geleni arkasina koymayanlar, örnegin Demirkol, "Aykut Kocaman'in bu takimlarinda hicbir basarisi yok" dedi. Galiba onun o takimlarla bir kupa kaldirmasini, ya da Sivasspor gibi sampiyonluga oynamasini filan bekliyordu.

Halbuki futbol sonucuna pek cok parametrenin icice gecerek etki ettigi kompleks bir oyun. Bülent Uygun'un Sivasspor ile yakaladigi havayi belki yine kendisi bir daha hicbir takimda yakalayamacak. Ya da tersinden Aykut Kocaman gibi Abdullah Avci da hicbir somut basariya sahip degil. Onun da mi basarisiz oldugunu iddia edecegiz o halde?

Bakmamiz gereken bu hocanin eline aldigi takimlara imzasini atip atamadigir. Belki kadrosundaki yetersizlik, belki oyuncularin kaliteli de olsa karakter olarak kendisine uymayislari, belki yönetimle olan iletisim bozuklugu, belki camianin yetersizligi sonuca gitmesinin önünde birer engel olarak karsimiza cikar ama bu durum yapilanlari görmezden gelmeye neden olmamalidir.

Aykut Hoca'nin calistirdigi bütün takimlar belli bir sistem dahilinde ve plan cercevesinde oynamaya gayret göstermislerdir. Topa sahip olmak, topu cevirmek ve pas yaparak rakip kaleye inmek önemli karakteristik özelliktir Aykut Hoca icin. Savunma cok önemlidir ve bütün takim toplu halde savunmaya katki yapmalidir. Cok sert takimlar, öncelikle rakibini bozmayi düsünen ekipler ona göre degildir. Ve Konyaspor'da da, Malatyaspor'da da, Ankaraspor'da da bu durum net bir sekilde gözlemlenebilmistir.

Mesela Malatyaspor'un oynadigi bir Galatasaray karsilasmasi var. Soncu beraberlikle bitmisti ama ben o dönem Galatasaray'i bu derece mahkum eden, bu derece ezerek oynayan bir adanolu takimi hatirlamamaktaydim. Bu özelligi her maca yayamadilar, saniyorum camia icindeki bir takim catismalar ve oyuncu yetersizligi bunun temel nedenlerindendi ve hoca ayrilmak durumunda kaldi. Ya da Konyaspor'da iken Fenerbahce'nin meshur Anelka'nin faul yaparak attigi golle galip geldigi olay macta, Konyaspor Fenerbahce'ye adeta fark atacak bir oyun ortaya koymaktaydi ki o pozisyon bir anda altiüst etti herseyi... Anakaraspor'dayken de böyle belli cizgide, standartta cok macini izleyebildik. Herkes onun cok iyi kadrosu olan Ankaraspor'da is yapamadigini söyler halbuki onun cok iyi denilen oyunculari Ankaraspor dagildiktan sonra gittikleri takimda hic de önemli yerlerde olamamislardir. Mehmet Cakir Trabzonspor'da kadroya giremedi. Gerci su anda sakat ama olmasa durum degismezdi. Tita'dan bir Popov gibi, bir Cangele gibi bahsedebiliyor muyuz? Meye nerde? Ya da Kanote'den haberi olan var mi? Erhan Güven, Ömer Aysan, Ediz Bahtiyaroglu, Adem, Bilal... Su anda bu isimlerden önemli bir takimda önemli bir yer sahibi olan var mi? Bir tek Hürriyet Antep'in ortasahasinda kendisine yer bulabildi...

Yani demem o ki, anlatildigi kadar ciddiye alinacak bir kadrosu da yoktu/yokmus...

Böyle bir adamin sadece Fenerbahce degil, ülke futbolu acisindan da basariya ulasmasi cok önemli. O yüzden Fenerbahce'de sampiyonluga ulasmasini cok istemekteyim. Ondan bir Fatih Terim olmaz, olursa ancak efsane bir hoca olarak kendine has karakteriyle nevi sahsina münhasir bir "Aykut Hoca" dogar...

Ben bunun en basta cok mümkün olabilecegini düsünmemekteydim. Özellikle de Aykut Kocaman'in, egilmez bükülmez karakteri Fenerbahce'nin basinda cok sorun olur gibi bir fikrim vardi. O ise beni yaniltti. Saha disi etkenlerle de cok iyi basaedebilecegini kanitladi. Teknik acidan da Fenerbahce bence gecen seneki Daum döneminden daha cesitlemeli bir oyun oynuyor. Dia ve Niang gib iki ismi de takim kazandiran o.

Yani aslinda bu güzel insanin Fenerbahce'in basinda sampiyon olarak uzun süreli calismasini temenni etmemizin önünde hicbir engel yok. Umarim, ikinci yarinin baslamasiyla birlikte yaninda olan sansi sezon sonuna kadar onu terk etmez ve sadece Fenerbahce degil ülke de güzek bir futbol adami kazanmis olur.

Allah'in sopasi yok diye buna mi denir?


Trabzonspor-Kayserispor henüz baslamis. Ama o da ne? Kayserispor kalecisi Hamido, topu kaleden uzaklastirayim derken Trabzonsporlularin ayaklarina nisanliyor ve takiminin sonucu itibariyle geriye düsmesine neden olan bir harekette bulunuyor.

Su ise bakin ki, bu hareketin neredeyse birebir aynisini Volkan Babacan Fenerbahce karsilasmasinda yapmis; bircok insan bunun bir "kiyak" olduguna inanmisti, inanmakla kalmamis bunu imali laflarla disa vurmustu. Bunlardan birisi de Sadri Sener, Trabsonspor baskani idi.

Hakikaten bir ilahi adalet mekanizmasi varsa herhalde bu aksam yasadigimiz örnek, Sadri Sener'e Volkan'a yaptigi haksizliklardan dolayi verilecek en büyük cezaydi.

Umarim kendisi de bunu anlamis ve utanmistir yaptigindan, söylediginden.

Sonntag, 27. Februar 2011

Seriye devam: Fenerbahce-Kasimpasa: 2-0


Bugün gazetelere bakma firsatim olmadi. Eminim ki, özellikle köselerde bol bol Fenerbahce'nin 'tad vermedigi'nden, 'galibb geldi ama...'larindan, 'skor aldatmasin'larindan, 'kafalarda biraktigi soru isaretleri'nden, 'böyle giderse sampiyon olamazlar onu söyleyim"lerinden vs. bahsetmislerdir.

Oyun kötüydü evet. Hatalar coktu, amenna. Lakin unutulmamasi gereken bir nokta var; bu takim son 5 haftada, stres dozu üst düzeyde, zorluk derecesi had safhada önemli maclari basariyla geride birakti. O karsilasmalarin üzerine bir miktar gevsemek gerekiyordu, gevsenilmeliydi. Kasimpasaspor da bu ara gecis icin oldukca iyi bir rakipti. Iste dünkü karsilasmadaki "düsüs"ün, "konsantrasyon eksikligi" sebeplerini burda bulabiliriz.

Bu Fenerbahce'ye pahaliya patlayabilirdi, sükür ki olmadi. Ama aksi yönde bir oyunda da her zaman sonuc istenildigi gibi olmayabiliyor. Mesele burda takimin kaslarini birazcik gevsettigi bir karsilasmada da 3 puani cebine koyup koymadigidir; ve bu takim bunu basarmistir. Öyle tahmin ediyorum, ilerde yine "mana ve önemi" daha farkli olan karsilasmalarda (mesela Bursaspor karsisinda) son haftalardaki Fenerbahce'yi yeniden görebilecegiz.

Fakat bunun disinda genele isaret eden baska bazi endise verici hususlar da yok degil. Örnegin Niang veya Dia'nin oyunu rölantide götürmeye calistiklari görüldü, bu da yukarda anlatmaya calistigim gibi normaldi ama ayni zamanda bunun disinda bu oyuncularin cok farkli sorunlari da göze carpti. Daha önceki maclarda da farkedildigi gibi. Iki oyuncu da maalesef son toplari kullanmakta, topu uygun zamanda uygun noktaya cikartmakta fevkalade kötü idiler ve bu yukarda bhsetmye calisitigim "gevsemeyle" de ilintili degil. Tama temel bir sorun var. Özer'de de ayni sikinti yine mevcut. Bu durum öyle kolay kolay halledilebilir mi, cok emin degilim. Özer'den umidim yok. Niang da baska yönleriyle öyle etkileyici bir oyuncu ki, bu tarafini görmezden -takima zaman zaman cok zarar verse de- gelebiliyorum, ama Dia'dan hala ümitli olmaya calisacagim. O etkileyici hizi ancak toplari daha dogru kullanirsa manali olabilir cünkü ve henüz daha yasi cok genc. Bu kismi üzerinde calisilirsa olaganüstü bir oyuncuyu futbol piyasasina sunabiliriz. Aksi halde gecen hafta Besäktas karsilasmasinda kiyisindan döndügümüz, fark atacakken fark yemenin izdirabini cok aci yesilde ilerde tekrar tekrar yasayabiliriz.

Aykut Kocaman'in üzerinde ilerde daha detayli bir seyler yazacak olmakla birlikte Stoch'u kullanmaya calismamasi hakkinda bir iki laf etmeden de gecmeyelim; ve Özer'den de mi daha etkisiz kalirdi bu cocuk oyuna girse son iki karsilasmada diye soralim.

Samstag, 26. Februar 2011

Bu kuşak farklı bir kuşak

Futbolda yeni bir kuşak var teknik adamlar bazında. Bülent Uygun, Ertuğrul Sağlam, Tolunay Kafkas ve belki bunlardan biraz daha öncesine denk gelen ama büsbütün de ayrı düşünemeyeceğimiz Aykut Kocaman, efendim apayrı bir kategoride değerlendirilmesi gereken ama yaş ve duruş itibariyle bunların yanına monte edebileceğimiz Abdullah Avcı ve Ersun Yanal...

Bu kuşak kendilerinden önce gelen, çok çalışan ama çalışkanlıkları neticesinde yine de 'kazanan' bir profili ortaya koymayı başaramamış Ziya Doğan, Smaet Aybaba, Giray Bulak, Rıza Çalımbay gibilerinden farklılar... Her Anadolu takımında seyyar dolaşan, Sakıp Özberk, Hüseyin Kalpar, Yılmaz vural, Erdoğan Arıca vs. gibileriyle ise kıyaslanmaları asla mümkün değil.

Herşeyden önce belli ki Avrupa futbolunu takip ediyorlar. Sahip oldukları bir futbol felsefesi ve oyun planı var. Bunun neticesinde, aynen Aykut Kocaman'ın Sota için yaptığı harika tespitteki gibi; iyi organize olan, olanlı oynayan, bir düzen çerçesinde bir şeyler yapmaya çalışan birer antrenör takımı yaratıyorlar.

Bakın Tolunay Kafkas'ın Kayserispor ve Gaziantep'te yaptıklarına. Her iki takımda da teknik direktörün imzası net bir şekilde hissedilmekteydi. Her ne kadar Demirkol vs. gibiler Aykut Kocaman'ın Malatyaspor, Konyaspor ve Ankaraspor'da hiçbir başarısı yok dese de; biz onun bütün bu takımlarda emsallerinden farklı bir oyun oynadığını hatırlıyoruz. Sürekli pas yapan, pas yaparak kaleye inmeyi düşünen, rakibi oynatmamayı değil; kendisi oynayarak sonuca ve galibiyete gitmeye çalışan takımlar yaptı Aykut Kocaman. Erttuğrul Sağlam'dan bahsetmeye zaten gerek yok. Bülent Uygun da yine- insan olarak antipatik bir portre çizse de- Sivasspor'dan sonra Eskişehir'de ayrıksı bir performans sergiliyor.

Bu hocalardan biri veya birkaçı, Ertuğruk Sağlam'ı saymazsak, şampiyon hoca ünvanını pek yakında kazanacaktır. Ve böylece büyük bir gaz ve koca bir porsiyon şansla ülkenin futbol kültürüne egemen olan Terim ve Denizli ilüzyonundan kurtulmuş olacağız.

Freitag, 25. Februar 2011

Shameless


Yeni bir ülkeye yerleşmenin en güzel yanlarından bir tanesi... Henüz daha yeterli sayıda ve dozda edinilememiş arkadaşlıklar varken ve boş vakitlerin çoğu evde harcanırken yapılan en güzel şeylerden bir tanesi herhalde işe yarar tv kanalları ve programlar keşfetmek. İşe yarardan kastım, eğlenceli.
Almanya'dan döndükten sonra keşfettiğim bir kanal e2. Gecenin ilerleyen satlerinde alt yazılı yayınladıkları dizileri ilgimi çekiyor. Ama bir tanesine kadar rastladıkça izliyordum. Fakat daha yakın zamanda yayınlanmaya başlayan 'shameless' apayrı bir tad verdi bana. Mizah ve Zeki Demirkubuz filmlerinden tanıdık olduğum iç burkan hüzün güzel bir karışım içinde.
Bu kanalın zaten belli bir izleyici kitlesi vardır ve onlar çoktan farketmiştir diziyi. Ama ben yine de hatırlatmak veya tavsiye etmek istiyorum: Shameless, perşembe geceleri 23:00'de e2'de. Gecenin daha ilerleyen saatlerinde de tekrarı var.

Hayal kırıklığının adı: FB Ülker


Basketboldan teknik anlamda futbol kadar anlamam. Zaten farkındasınızdır, futbolda da genelde maçları teknik yönden irdelemekten uzak duruyorum. Çünkü aynı şeyleri bir klişe çerçevesinde tekrar edip durmak zorunda kalıyorsunuz bir süre sonra.
Efendim Alex geriye az geldi, filanca ileriye destek vermediği için takım hücumda çoğalamadı, bekler ortasahanın birer parçası olamadılar... Bunları ne okuduğum yazılarda duymak istiyorum artık ne de kendim birşeyler söyleceksem sohbetimin içerisinde malzeme etmek... Hal böyleyken zaten teknik olarak hakkında fazla malumatım olmayan basketbol müsabakası üzerinde teknik analiz yönünden bu yazıda topa girmem sözkonusu olamaz...
Ben her zaman olduğu gibi duygularımdan bahsedeceğim. Kafamın anlamadığı, rasyonel bir temele oturtamadığım, anlamlandıramadığım soruları ortaya bırakıp çekileceğim geriye...
Fenerbahçe Ülker pekçok taraftar topluluğunun da nefret objesi olan baş belası Tanjevic'inden kurtulup yine o taraftar topluluğunun büyük aşkı Aydın Örs ve basketboldan anladığını iddia edenlerin övgüyle bahsettikleri bir koçla başladı sezona...
Diyorum ya ben meseleye uzağım; o yüzden eli kalem tutan ve bu konuda yazı yazan herkesin söylediklerini kayıtsız şartsız kabul ettim. Buna göre Spaja müthiş hocaydı, Ukiç inanılmaz bir transferdi, Lavrinoviç şöyleydi, beriki böyleydi... Fakat dünkü maçtan sonra şunu düşündüm: Anlaşılan benim basketbolda referans kabul ettiğim Fenerbahçeli basketbol severler, PcLion Fc adlı blogtaki arkadaş gibi. Onun Galatasaray'ın her gerçekleştirdiği transfer sonrası büyük bir heycanla ve pozitif düşüncelerle bezediği yorumlarının nerdeyse hemen hepsinin bir süre sonra birer boşluğa düşmesi gibi...

Ukiç... Dün kötü günündeydi de böyle oldu.. kabul etmiyorum. Daha evvel de çok önemli maçlarda benzeri 'saçmalıklarına şahit oldum.

Takım... Rakibi ne istiyorsa ona izin verdi. Belki zaten çok olası değil ama, rakibine kendilerinin onlara attığı farktan daha az bir sayıyla yenilmeye dahi gayret göstermediler. Demek ki takım olamamın tek sorumlusu 'manyak' Tanjeviç değil...

Koç... Takım helva gibi dağılırken hiçbir şey yapmadan izlemek ne anlama gelmektedir?
Elbette FB ülker'in bu sezon gösterdikleri takdire şayan. Ama herhalde öncekilere yapılan haksızlıkları da es geçmemek lazım. Başarıya ulaşılan yola kolay girilmiyor. O takımı yaratmak da kolay olmuyor.

Donnerstag, 24. Februar 2011

Yeniden!


Ne zamandı şu bolga en son post girdiğim; hatırlamıyorum. Bir alttaki posta baksak buluruz tarihi, ama ne önemi var... Aylar olduğu hatta bir süre daha durmuş olsak yılı devirdiğimizi söyleyebiliriz...

Hayatla ilgili benim böyle bir devamlılık sorunum var. Özellikle de hiçbir sorumluluk duygusu hissetmediğim hallerde bir istikrar sorunu yaşamaktayım. Başladığım hiçbir işte de bu yüzden aynı tempoda devam edemem. Blog işi de öyle oldu biraz. Hala buraya girip çıkan veya bu yeni dönüşten sonra tekrar dönüp okumaya niyetli olanlar varsa şimdiden özür dilerim onlardan

En son Fenerbahçe'nin yeniden şampiyonluğa tutunuşu izlemiştik hepberaber. Sonrası yine hüsran oldu; ama o zaman ben çoktan ayrılmıştım burdan, birlikte değerlendiremedik. Bu arada bir askerlik hizmeti sıkıştırdım araya. Zaten biraz da onun stresiydi ta askere gitmeden aylar önce beni burdan kopartan.

Askerdeyken, döndüğümde çok şeyim olacak burayla ilgili yazacağım dedim kendime ama şu anki halime açıkcası bunda da pek gönüllü olmadığını söylemeliyim.

Biz ayrıyken başka bazı şeyler de oldu... Daum gitti. Ben istemiyordum. Kendisini sevmesem de. Fakat şimdi baktığımda iyi ki gitmiş diyorum. Aykut Kocaman geldi göreve. Bunu da istememiştim. Kendisini sevmediğimden değil ama. Bilakis çok severdim; tam da bu yüzden istemiyordum. Bu sevdiğim adamın en başta da Fenerbahçe taraftarlarınca haksızça ve ahlaksızca hırpalanmasından korkuyordum. Neticede korktuğum da oldu. Mesala Trajik adlı blogta açın bakın kendisiyle ilgili neler yazılmış sezon başında. Ya da Lambuja adlı yerde. Buralar Fenerbahçeli olduğu bilinen bloglar. Çok okunanlardan. O yazılan yazıların altındaki taraftar yorumlarına da bakın bir de...

Şu anda işler iyi gidiyor; sükunet hakim. Çok geçmez yarın birgün sonuçlar kötüye gitse işin rengi de değişir elbette.

Neyse... Kocaman oldukça zor olduğunu tahmin ettiğim Fenerbahçe camiasını idare etme işini bence hiç fena yönetmedi şimdiye kadar... Umarım şampiyonluğa ulaşır ve Ayku8t Kocaman gelecek yıl daha rahat çalışmak için kendisine bir alan açar.