Mittwoch, 31. Dezember 2008

Boeteng Köln'de...

Böyle diyor Köln'ün yerel gazetesi Express. Express yaziyorsa genelde söyle bir durur ve olayin üzerinden birkac günün gecip baska kaynaklarin da bu transferi onaylamasini beklerim.

Ama anlasilan o ki bu sefer tamam. Ganali ortasaha oyuncusu Boeteng Köln'ün yolunu tutmus durumda. Boeteng'in agzindan Ocak'ta Köln'deyim dedigi yazilmis.



Böyle bir elemana ihtiyaci var miydi Köln'ün pekii? Elemani pek tanimiyorum. Ortasaha oyuncusu ama, defansif özellikleri agirlikli olan bir oyuncu mu yoksa daha hücuma dönük, takimin santraforlarini paslariyla besleyebilecek bir filigran mi?

Sayet ilk sikki temsil ediyorsa acikcasi cok gerekli oldugundan emin degilim, o bölgeyi, Petit ve Pezzoni ile oldukca basarili bir sekilde domine edebildi FC bu sezonun ilk yarisinda zaten. Esas eksikligi, Antar'in oynadigi forver arkasi ortasaha oyuncusuydu. Lübnanli'dan neredeyse hic faydalanamadi. Ve anlasilan o ki, Antar su anda kulüple sorun yasiyor. O bakimdan onun yerine alinmis bir oyuncuysa cok yerinde bir transfer olmustur demek.

Ümit Özat ile Röportaj

Fenerbahce'de bir hayli olumlu izler biraktiktan sonra hem kendi hem de cocuklarinin gelecegi acisindan Avrupa yolunu tutmus, kendisine bu konuda firsat saglayan eski hocasi Daum'un yanina gitmisti büyük kaptan.

Ilk senesinde Köln'de, oldukca iyi isler yapti. Ikinci ligin asist kraliydi. Sag-bekte oynuyordu ve Köln taraftari onu cok benimsemisti. Bu durum kendisini kisa süre zaten belli etti ve takimdaki daha ikinci senesinde kaptanlik mevkiine yerlestirildi.

Ama olcak bu ya, kaptan bir karsilasmada sahanin ortasina yigildi kaldi. Az su icti dediler. Kilo vermek icin hem agir antreman yaptigi halde cok yemek yemedi dediler kisa sürede bir sürü kilo vermis bu olma dediler vs. Ama sonuc farkli cikti. Kalbinde iltihap varmis. Nedir, ne degildir bilmiyorum ama, futbol oynama ihtimali yeniden görünen o ki cok az.

Neyse giris faslini cok uzattik. Takimiyla birlikte su anda Türkiye'de olan Umit röportaj vermis bir gazeteye. Istedim ki görmeyenler olabilir, bir kismini burda özetleyerek atkaralim bu röportajin.

Fenerbahce'de iken de hep akli basinda laflar etmisti Kaptan. Simdi de devam ediyor. Mesela gazetecinin, "İLK 6 hafta 4 yenilgi, son 10 haftada 8 galibiyet, 2 beraberlik... Bu nasıl iş?" sorusuna,

“ASLINDA bu sezon Zico’yla yaşadığımız ilk seneye benziyor. Hem rakipler, hem bizlerin çok puan kaybettiği 2006-07 gibi. Ama geçen seneki takımdan çok da olmasa iskelette eksilme var. Sakatlıklar var. Yeni hoca geldi. Takımı tanıması zaman alıyor. Bu ortamda hoca ilk etapta gördüğü oyunculara şans vermeye çalışıyor. Bu tür kayıplar normal. Ama Sivas ve Trabzon’u ayrı tutunca 3 Büyük takım puantaj olarak çok düşük kaldılar. Şampiyonluğu kaybettiğimiz sene ilk yarıyı 43 puanla, sezonu 81 puanla bitirdik Zico ile 67 ile ligi garantilemiştik. Genel düşüş var.”

gibi son derece makul cevaplar vermis. Mesela Fenerbahce taraftarinin genelinde görünen, Aragones kaka o geldi böyle oldu ah Zico olsa böyle mi olurdu gibilerinden sacmalamasinin izlerini görmek mümkün degil bu akli basinda adamda.

Devam edelim.

soru: "BUNUN sebebi lig mi, Fener mi, Zico-Aragones geçişinin faturası mı?"

“AVRUPA’DA çeyrek final oynamış bir F.Bahçe daha iyi olmalıydı. İlk haftalar
topladığın puanlar önemlidir. İkinci yarılar hem hava, hem fiziki şartlar itibariyle çok zor olur. İlk yarı daha iyi yerlere getirir. F.Bahçe’yi başarılı kılan iki derbiyi iyi geçmesi oldu. İki derbiyi iyi değerlendirdiler. Zirveye ortak olmasının nedeni iki derbi galibiyeti. G.Saray, 1996 -98 arası iki derbi kazanmadan şampiyon oldu. Puan olarak geride isen derbiler 6 puan değerinde. F.Bahçe 12 puan aldı. Hem de moral buldu. Tablo Anadolu takımlarının çıkışını, 3 Büyükler’in düşüşünü gösteriyor.”
Ve esas bombayi Argones hakkindaki düsüncelerinde patlatiyor büyük kaptan. Aragones'in geldigi günden bu yana, yasindan saglik durumuna ordan Ispanya ile elde ettigi sampiyonlugu o kadroyu ben de yapardim demeye getirene kadar herseyi diline dolayan densizlere su güzel cevabi yapistiriyor tokat gibi:

“AVRUPA şampiyonu oldu, her şeyi dediler, ‘Biz de yapardık’ falan filan. İspanya 30 sene şampiyon olmamış. Bir başarısı var inkâr edilemez. Kalkıp Aragones’in antrenörlüğünü tartışmak cahillik olur. Maçtaki hatalarını tartışabilirsin. Ama antrenörlük bilgisini, tecrübesini tartışmak cahillik. Hiddink 3 ay kaldı F.Bahçe’de. Kötü müydü? Senden sonra gitmiş Real Madrid’i çalıştırmış. Rusya’ya yarı
final oynatmış. Başarmadığı iş yok. Kötü mü peki? Türk takımları Del Bosque,
Aragones, bilmem kimi getiriyor. Adamlar Cannavaro, Guti, Figo,
Beckham, Ronaldo, Ronaldinho ile çalışmış. Ama sen adamın eline Ahmet’i
Mehmet’i veriyorsun, aynı başarıyı bekliyorsun.
"
Ve kaptan devam ediyor:

"...Oyuncu grubu, malzeme iyi olmazsa Mourinho’yu getirsen hikâye. Bugün bizim ligimizdeki sekizinci dokuzuncu takıma Mourinho’yu getir. Seviye aynı kalır. Bu ülkedeki 70 milyon, iki şeyi çok iyi biliyor: Spor ve siyaset. Ama ikisinde de geldiğimiz nokta ortada. Bakıyorsun, başarı kazanan 3 tane hoca (Terim, Denizli, Güneş) çıkartmışsın.”
Fenerbahce'nin ihtiyaci oldugu söylenen önlibero mevkiisine olasi bir transferle ilgili de,

“ÜÇ tane ön libero var. Chelsea’den Essien gelecekse gelsin. Selçuk’tan
iyisini almayacaksan niye alacaksın.”


demis. Fenerbahce'nin ligteki sansiyla ilgili ise oldukca iyimser Ümit Özat:

“AVRUPA’DA başarısız oldu bu takım. Ama Türkiye Ligi’nde başarısız denildiği sezonda liderin 2 puan gerisinde. Kımıldarsa ligin üstüne çıkar. F.Bahçe’nin herkes kadar, hatta herkesten fazla şampiyonluk şansı var. Biraz kımıldarsa en güçlü adaydır. İlk yarıdaki gibi kötü başlarsa, rakiplerin durumu önemli. Rakipler kaybetmezse şansı azalır.”

Özat'in Guiza sorunsaliyla ilgili söyledikleri ise bir hayli ilginc ve dikkat deger bence.

“YILLARDIR bu böyle. Ben 6 yıl oynadım. İleri ucu ile arkası arasındaki uçurum çok fazla. Güiza yalnız kalıyor. Semih’le oynadığında 2-3 kişiyle ceza alanına giriyor ama Alex de olunca bu kez orta saha düşüyor. Sonra Kayseri maçındaki gibi 4-1 yeniliyorsun.. Güiza’nın La Liga’da 27 gol atması önemli bir kriter. Ben Avrupa’da oynadım.. Uyum sorununu bilirim. Deivid için neler söylediler.. Ben ‘Futbolcunun kralı’ demiştim. Yanılmadım. Şimdi ‘Deivid yok böyle oldu’ dediler. Güiza da patlama yapacak. Bir kenara yazın, ben yine yanılmayacağım.”

Röportajin bence en dikkate deger kisimlari burasiydi. Ama daha detayli halini isteyen yukardaki linkten okuyabilir.

Kaynak: 27/12/08 tarihli Vatan Gazetesinden Hakan Yasar röportaji

Ve Mehmet Yildiz kaldi...

Klise spor diliyle söylersek Mehmet Yildiz Sivasspor'da devam ediyor yoluna. Birkac post evvel bu sonucun ortaya cikacagini söylemistik. Kahin degiliz tabii ki, Bülent Hoca'nin telefonda 5 Milyon Euro veren alir lafi vadigimiz bu sonucu önceden mustuluyordu.
Bence varilan bu sonuc her iki taraf icin de iyi oldu. Hatta üc taraf. Sivasspor, kendi sisteminin cok önemli bir parcasi olan oyuncusundan ayrilmak zorunda kalmadi ve basarisini kalicilandirmak yolunda önemli bir kazanc elde etti. Galatasaray, elindeki forvet bollugu icerisinde transfer etseydi bence oldukca büyük masraf yapacak ama bunun karsiliginda cok büyük verim alamayacakti. Mehmet Yildiz ise, kendisini var eden bu sistemden ve takimdan koparak yitip gitme tehlikesinden kurtuldu.

Dienstag, 30. Dezember 2008

Kayseri Kadir Has Stadyumu (yeniden)

Birkac post evvel söz edilen stadin agustos ayi resimlerini yayinlayip bu is daha cok sürer demistim. Dün de Özhaseki, simdiki stadin yerini devretmek zorunda olduklarini ama, yapilan yeni stadyumun da beklenilen, öngörülen zamanda acilamayacagini bu yüzden de ikinci yari belli bir süre maclarini baska sehirlerde oynamak zorunda olduklarini söyledi.


Bekleniliyordu bu durum. Ama ilginctir, bugün ayni kisi agzindan stadin bitmek üzere oldugu, artik gün saydiklarini söyledigi haberleri cikti, beraberinde en yeni fotolarla.




Bahsettikleri "gün sayma" tam olarak ne anlam tasiyor bilmiyorum ama, su haliyle bu stadyumun bu sezon sonuna zor yetisecegini düsünmüyorum. Bitti bitiyor denilen stadin bir hayli ince isinin oldugu kesin.

Yeniden K-1 Yokohama Finalleri

Daha önce bir dizi post ile turnuvaya deginmistik. Badr Hari vs. Peter Aerts; Remy Bonjaks vs. Jerome Lebanner ve Badr Hari vs Remy Bonjasky maclarinin videolarini da vermistik.

Aslinda Semy Schilt'in bir önceki turda Peter Aerts'a elenmis olmasi bu seferki turnuvayi bir hayli heycanli kiliyordu. Peter Aerts, bu turnuvayi son üc senedir üst üste kazanmis olan dev Semy Schilt'i bir kenarda birakarak geliyordu turnuvaya ve en önemli favorilerden biriydi. Kendisi de zaten daha evvel üc defa kazanmistir bu turnuvayi. Öbür taraftan son senelerde eski formundan oldukca uzaksa da Remy Bonjaks her zaman icin bu turnuvanin favorisiydi. Jerome Lebanner ilerlemis yasina ragmen hicbir zaman kazanamamisti bu turnuvayi ama her zaman da favoriydi. Bu sene de öyle olacakti elbette. Ve yeni kusagin Bad Boy'u Badr Hari firtina gibi eserek geliyordu.

Bu sekilde final macina kadar ulasildi. Remy Bonjasky cok iyi bir oyuncla Lebanner'i saf disi ederken, Badr Hari muhtesem bir karsilasmayla Peter Aerts'i saf disi birakmisti.

Bu ikilinin birbirlerini sevmedigi biliniyordu zaten. O yüzden mac icerisinde olusacak herhangi bir gerginlik süpriz olmayacakti. Asagidaki videodan da görüldügü gibi, basit bir gerginlikten cok daha fazlasi oldu.



Karsilasma sonrasinda Remy Bonjasky'nin göz yaslarini görüyoruz. Bu göz yaslari ne icindi cok cözemedik. Badr Hari'nin yaptiklari elbette kabul edilemezdi K1 kurallari cercevesinde bu durumda da atilmasi tamamiyle dogruydu, karsilasmanin hükmen galinin Remy Bonjasky olarak kararlastirilmasi da. Ama Remy daha önce de buna benzer sahte göz yaslari dökerek trübenlere oynamistir. Burda da karar verilene kadar yerden kalkamicak durumda oldugu izlenimi veren Bonjasky karar aciklanir aciklanmaz dimdik ayaga kalmis ve göz yaslarini akitip ben böyle sampiyonluk istemiyorum dercesine kafasini sallamistir. Badr Hari kadar olmasa da Remy de bu hareketleriyle kaybeden taraf olmustur, en azindan benim gözümde.

Bu olay sonrasi reaksiyonlar ise farkli farkli.

Remy Bonjasky, bu darbe benim icin sanki kurallar icinde yemisim de yerde kalmisim gibisinden pskolojik bir etki yaratabilir ve bunu olumsuz etkileyebilirdi. Badr da zaten bunu istedi. Saha icerisinde bana gücünü geciremeyecegini anlayinca bu sekilde bana vurarak beni yenmek istedi. Ben bu oyuna gelmedim elbette diyerek, bir tarafta ne kadar akilli ve tecrübeli oldugunu kanitlarken, diger taraftan yerde kivranma rolleriyle de belki de dogrusunu yapti dedirtti. Remy ayni zamanda Badr Hari, benim zaferimin piriltisindan calmistir diye kizginligini belirtmistir.

Badr Hari ise asagida görüntülerini izledigimiz video da, kendisinin emosyonel bir insan oldugunu o yüzden böyle bir hata yaptigini söyledi. Ama Remy'i de elestirmeden geri kalmiyordu: "Ben dövüsmek istedim, para vererek buraya bizleri izlemeye gelen insanlara dövüserek gormek istediklerini vermeye calistim, ama o istemedi, sürekli kacti. Bu olaydan sonra da yerden kalmayarak rol yapti"



Turnuda boy gösteren diger isimlerin bu olay hakkindaki degerlendirmeleri ise bir iki istisna disinda Badr Hari'ye yükleniyorlardi. Peter Aerts ve Jerome Lebanner, neredeyse isi, Badr Hari devam edecekse biz yokuza getirdiler. Ve bu durumu, biz sokak dövüsü yapmiyoruz, spor bu ve kurallari var dediler. Cok sempatik ve ringteki ürkütücü görüntülerinden eser yoktu. Badr Hari'nin yakin arkadasi Melvin Manhoef ise, Remy'i cok fazla defansif dövüstügü icin elestiriyor ve "bana birisi böyle birsey yapsa ben direk ringe yeniden döner ve onu öldürene kadar döverdim" diyerek neden en iyi arkadasinin Badr Hari oldugunun ipucunu göstermis oluyordu.

Sonuc Badr Hari yaptigi aptallikla kalirken, Remy turnuvayi ücüncü kere kazanarak 400.000 dolari cebine koyan isim oldu. Ve sporcunun sadece cevik degil ayni zamanda zeki ve ahlakli olmasi gerektigini gösterdi.

Montag, 29. Dezember 2008

Alex homurdaniyor...


Fenerbahce'de tartismalarin odagindaki futbolcusu Alex kafasini cikartti. Bu blogun az sayidaki okurlari bilir ki; Alex'ten hoslanmayiz. Tabii ki futbolculugundan, ama öbür taraftan Alex'in gerek takim icerisinde, gerek yönetm cevresinde gerekse de taraftarlar arasinda ciddi bir agirligi vardir.

O yüzden Alex mevzuu her zaman önemlidir ve kendi görüslerimden de taviz vermeden bu konulari adim adim islemeye calisacagiz bu blogta.

Alex kendi internet sitesinde söyle laflar etmis:
"...Diğer taraftan, Fenerbahçe'nin durumunu anlamıyorum. Dört yıldır bu kulübün futbolcusuyum ve sadece dört defa sakatlandım ve hiçbiri de ciddi sakatlıklar değildi. Benim saha içinde ki çalışmam da her zaman iyiydi. Herkese saygı duyuyorum ve herkesin de bana saygı duyduğuna inanıyorum. Ama şuana kadar kulüple yaptığımız görüşmeler sonrasında bende bazı şüpheler uyandı ve bundan dolayı rahatsız oldum. Hele bir de bunca zaman Fenerbahçe forması giymiş ve kulüp için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış olmama rağmen hala bu şüpheleri gideremedim...."
Alex kulübün kendisine karsi takindigi tavirdan belli ki rahatsiz olmus. Her zaman profesyonellige vurgu yapan, isimi yapiyorsam acalagim paradan da bir kurusu indirim yapmam diyen oyuncu ilginctir bu sefer, kulüp icin onca fedakarlik yapmisken, onca hizmet etmisken bana yapilan reva midir tarzindan kücük emrah makaminda ünlemeye baslamis.
Sitemini ettikten sonra da,
"Fenerbahce benim icin tabii ki önceliklidir ama bunca teklif ortadayken, degerimin bilinecegi yerde oynamayi düsünmek zorundayim"
diyerek aba altindan sopa göstermeyi de unutmamis.
Görünen o ki, Aragones'in Fenerbahce ile sezon sonunda ulasacagi noktayla paralel ölcüde Alex'in de konumu netlesecek. Fenerbahce sampiyon olursa ipler Aragones'in eline gececek ve Alex, o bahsettigi kendini kiymetini bilen cok iyi dört takimdan birine gitmek zorunda kalacak, ama yok Fenerbahce sampiyonlugu kacirirsa diger sampiyon olamamis hocalarin akibeti Aragones'e de ugrayacak ve yolun sonu bu sefer Aragones icin görünürken Alex yeniden iktidarini saglamlastiracak.

Mehmet Yildiz....

Iki senedir adindan cokca söz ettiren futbolcu Mehmet Yildiz. Ilk defa ama bu yakinlarda bu derece transfer oldu oluyor derecesinde kendisinden bahsedilir oldu.

Ama görünen o ki bu sefer de "yalan" hersey. Bülent Hoca bugün NTV'de Fuat Akdag ile Mehmet Demirkol'un konuguydu ve Mehmet Yildiz icin 5 Milyon Euro'dan bahsetti.

Duyarduymaz geriye kaykildigim sandelyemden düsecektim, zor toparlandim. Mehmet Demirkol bizim söyleyeceklerimizi söyledi zaten orda: O zaman bu sefer de Mehmet Yildiz Sivas'da kaliyor diyebiliriz.

Sonntag, 28. Dezember 2008

Fenerbahce üzerine...

Fenerbahce'nin Gökhan Emreciksin'den baska transfer yapmayacagi söyleniyor. Alinmak istenen diger yerlilerin fiyatlarinin yüksekligi yönetimi bu konuda geri adim attirmis. Ayni sekilde Maldonado'nun yerine getirilmek istenen yabanci futbolcu icin de sezon sonunun beklenmesine karar verildigi söyleniyor.

Aragones devre arasi transferlerine karsi. Takima uyum saglamasinin zaman alacagi ve beklenilen verimin elde edilemeyecegini söylüyor.

Aragones'in Fenerbahcelilerin genelinde cok sevildigini sanmiyorum. Buna ragmen yine de Aragones'in Fenerbahce'deki varliginin cok önemli oldugu kanaatindeyim. Fenerbahcelilik kültürü süphesiz Fener'i Fener yapan en büyük etken. Ama öte yandan bu kültür Fener'in eksikliklerinin ve zaman zaman icine düstügü krizlerin de yine en büyük nedeni. Fenerbahce taraftari her zaman icin transfer ister. Sürekli yeni transferler yapilsin ister. Üstelik bu isimlerin takima yarayip yaramayacagi, takimin onlara ihtiyaci olup olmadigi üzerine cok düsünmez. Ünlü isimler olmasi yeterlidir.

Gecmis Feyyaz, Tanju örnekleriyle doludur. Transfer konusundaki en basarili yönetim Aziz Yildirim ekibi dahi, Tümer, Emre Bölezoglu gibi irrasyonel transferlere imza atmistir.

Iste tam da bu noktada Aragones'in varligini cok önemli buluyorum. Aragones kendi futbol akliyla Fenerbahcelilerin sahip oldugu yukarda bahsettigim bu zihniyeti israrla hirpaliyor. Ve dogruyu gösteriyor camiaya. Onlar israrla transfer lazim derken, Aragones devre arasi transferlerinin gereksizliginden dem vuruyor.

Geriye dönüp bakalim söyle bir; hangi devre arasi transferinden verim alabildi Fenerbahce; Simao'dan mi, Maldonado'dan mi, Stevic'ten mi ve adini simdi hatirlayamadigim bir yigin isimden?

Sadece Fenerbahce degil, baska takimlar icin de gecerlidir bu durum. Yerli, ya da ic piyasadan diyelim ve nokta transferlere tamam. Bahsettigimiz, Fenerbahceli taraftarlarin beklentileri icerisinde olan sürekli yeni isimlerin alinmasi.

Aragones'in yaptiklari bu kadarla da sinirli degil bugün ajanslara düsen haberlere bakilirsa. Aragones'in Alex ile ilgili olumsuz rapor verdigi iddia ediliyor. Haberin dili devre arasinda habersizlikten kaynaklanan sayfa boslugu doldurmak icin yapilmis bir asparagas haberi animsatsa da, dogru olabilecek olmasi ihtimali süphesiz Fenerbahce'deki bahsettigimiz zihniyet devrimi icin cok heycan verici.

Samstag, 27. Dezember 2008

Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi

Blogumuzda yaptigimiz anket devam ediyor. Sitenin okur sayisini azligi ankete de yansimis durumda. Katilim henüz cok az. Ama az da olsa bizlere bir fikir sunuyor. Buna göre su anda 3'er kisi Fenerbahce ve Sivasspor'u sampiyonluga en yakin taraf olarak görürken, Galatasaray ve Trabzonspor icin 2'er kisi oy kullanmis. Ankaraspor'a kimse sans tanimazken, Besiktas'a da sasirtici bir sekilde sadece 1 kisi oy vermis.

Aslinda bu tür anketler gercek fikiri tam olarak yansitmaya da bilir. Cünkü, Fenerbahce diyelim mesela, oy verenler, kendisi Besiktaslidir ama Fenerbahce'yi sampiyonluga yakin görüyor mudur, yoksa Fenerbahceli oldugu icin mi Fenerbahce'ye oy vermistir. Bu tür durumlarda genelde ikinci sik devreye girer.

Neyse, ben de su ana kadar ki performanslarindan dogrultusunda bu takimlarin degerlendirmesini yapmak niyetindeyim bu postta.


1. Galatasaray: Bana kalirsa sampiyonlugun en büyük favorisi. Nedenlerini ise söyle siralabiliriz:
  • Ligin basindaki zorlanmalari ve yeni hocanin alisma devresini atlattilar.
  • Türkiye Ligi standartlarinda cok iyi bir kadroya sahipler. Hatta en iyi kadro onlarda diyebilirim.
  • Kalede Santics önündeki Servet-Meira onlarin önünde Mehmet Topal-Ayhan ikilisi ve ileri uctaki Lincoln-Baros hatti veya iskeleti hem islerlik hem de form seviyesi acisindan cok iyi durumda.
  • Bu tür yarislarda takimin kendine güven duymasi cok önemlidir ve taraftarlarin da takima. Galatasaray da sezon basinda Sampiyonlar Ligi'nden elenerek kücük capta bir krize ve güvensizlige dogru sürüklemisse de camiayi su anda Avrupa'da yoluna devam eden taraf olmalari, kendilerine yeniden "bu ligin aslani biziz" güvenini vermise benziyor.

2. Fenerbahce: Bana kalirsa Gatasaray'dan sonra en yüksek sampiyonluk sansi Fenerbahce'nindir. Hatta bu iki takim arasinda gecer diye düsünüyorum son haftalar. Fenerbahce'nin avantajlari ise sunlar.

  • Sampiyonlar Ligi'nden elenmis olmalari travmayi atlatiktan sonra ki atlatilmis durumda o travma, Fenerbahce'nin önündeki tek hedefin lig olmasi ve sadece lige konstre olabilecek olmasi cok büyük bir sans onlar adina.
  • Bir hayli tartismali da olsa, büyükler icerisinde iyi kadrolardan ve sonuca etki edebilecek yildizlara sahip takimlardan birisi Fenerbahce, Galatasaray gibi. Guiza-Semih-Alex-Deivid ekipmani her seye ragmen cok tehlikeli ve güclü.
  • Fenerbahce'nin diger artisi, diger büyüklere nazaran, ya da sampiyonluk adayi takimlara, iyi savunma kurgusuna sahip olmasi. Ve geriye yaslandigi zaman kolay kolay gedik vermeyisi.
  • Herkesin aksine fikstürün de Fenerbahce lehine olabilecegini düsünüyorum. Cünkü bir önceki maddede söyledigim gibi, Fenerbahce'nin cok iyi bir savunma kurgusu var ve esas sikintisi kendisi oynamak ve sonuca gitmek zorunda oldugu maclar. Oysaki, ligin ikinci yarisinda Inönü ve Ali Sami Yen'e gidecek olan Fenerbahce sayet maci kazanmak zorunda olan taraf olmazsa sahadan istedigi sonucu alip cikabilecek sistemi tasiyor.

3. Trabzonspor: Sampiyonluk sansi yukardaki ikiliye göre daha az olmakla birlikte, geride kalan diger adaylardan da daha sansli benim gözümde Trabzonspor. Trabzonspor'un kadrosu sampiyonluk icin yeterli degil. Esasen bu haliyle Trabzonspor'un ligi yukarlarda bitirelebilecek olmasi, ligin son haftasina kadar sampiyonlugu koruyarak kendi marka degerini güclü tutmasi yeterli Trabzonspor icin. Esas hedef gelecek senelerde sampiyonluk olmali.

4. Sivaspor: Sivas'in sampiyon olmasina gerek yok. Iki sezondur istikrarli bir sekilde zirveye oynamalari yeter de artar. Bu sezonda Uefa'ya katilacak seviyeye gelirlerse yeter onlar icin. Sivas icin hedef, bu performanslarini gelecek sezonlara da tasimasi olmali. Iyi bir stadyumla seyircileriyle bütünlesmeli ve ligin sert deplasmaslarindan futbol cenneti sehirlerinden biri olmali. Her sene zirveyi zorlayip samiyon olamasa dahi büyükleri ürküten taraf olabilmeleri. Tesislesmeleri tamamlar, kulüp bütcesini belirli bir güce getirirlerse zaten artik Genclerbirligi veya Bursaspor degil Sivasspor bu ligin Kayseri ile birlikte Deportivosu, Levrkusen'i veya Tottenham'i olurlar.

5. Besiktas: Sayet Ertugrul Saglam devam ediyor olsaydi Besiktas bugün daha iyi bir yerde olurdu bence. Mustafa Denizli ismi Besiktas'in basina gelebilecek en büyük felaketlerden birisiydi ve maalesef geldi. Mustafa Denizli ile Besiktas bu isi kaybetmistir.

6. Ankaraspor: Ankaraspor'un birakalim sampiyonlugu, ligin buralarina kadar gelmeleri sadece bizler icin degil kendileri icin de süpriz. Aslina bakarsak, bence Sivaspor'dan daha iyi bir kadroya sahipler. Ama onlar Sivasspor'un yaptiklarini yapabilirler mi; emin degilim. Oldukca iyi bir ilk yari gecirdiler ve aslinda oldukca stabil denilebilecek bir takim oyunu ve savunmasi sergilediler. En büyük sikintilari gol bulmak. Gol pozisyonlarina girmek veya girdikleri pozisyonlari degerlendirebilmek. Bu konu onlarin en büyük sikintisi, bunu halledebilirlerse, Besiktas'i ve Sivas'i altlarina alabilirler....

...........

Simdilik bu kadar degerlendirmelerimiz. Ilerleyen haftalarda bu yazdiklarimizi unutacak degiliz elbette. Gelecek sonuclara göre, fikri takip yaparak bu posta zaman zaman atiflarda bulunacagiz.

Freitag, 26. Dezember 2008

Kayseri Kadir Has Stadyumu

Son bitirilis tarihi nedir bilmiyorum, acikcasi umrumda da degil artik. Bilme kacinci aksama ve gecikme. Bilmem kacinci acilis tarihinin tutturulamamasi. Artik sinirim bozuluyor. Cünkü cok heveslenmis, bayramlik alinmis köylü cocuklari gibi mutlu olmustum bu stadyum haberini duyunca ilk.

O yüzden biraz da bu kizginligim. Asagida Agustos sonu cekilmis fotograflarini görceksiniz stadyumun. Onun üzerine gecen dört ayda zaten cok fazla yol alindigini sanmiyorum. Zaten Kayseri'de kis cok zorlu gecer. Bir süredir el sürülemiyordur. Bu görüntülerden benim anladigim bu stadyumun hizmete girmesi en yakin gelecek sezon basidir. O da cok iyi yüksek bir ihtimal degil yine sahsi kanimca.





Not: Fotograflar wowturkey.com'dan.

CL Arenasinda nostaljik bir seyahat

Günümüz futbolseverlerinin en fazla ilgiyle takip ettigi lig hic süphesiz Sampiyonlar Ligi. Pekii hafizalarimizi söyle bir yokladigimizda hatirliyor muyuz ilk Sampiyonlar Ligi ne zaman yapildi, hangi takim finali kazandi vs? Hatirlayanlar vardir elbette. Ama öyle tahmin ediyorum ki cogunun zihinde aynen benim de dün bu kücük arastirmayi yapmaya baslamadan önce fark ettigim gibi silinip gitmistir.

Ben de bunun üzerine 1993'ten 1997'e kadar olan süreyi kapsayan kücük bir seyahat hazirladim sizler icin. Sadece final maclarinin üzerinde durdum. Daha detayli bir arastirma icin maalesef yeteri kadar zaman yoktu. Sonraki zamanlar kapsayan bir post da borcumuz olsun.

Dikkatinizi cekecektir sizin de videolari izledikten sonra. O tarihe kadar finallerde bariz bir Italyan hakimiyeti var. Milan pespese 3 Juvestus da 2 defa finale kalmis. Ikisi de bunlardan birer tanesini kazanmis. Geri kalanlarini ise, 1 Alman, 1 Hollanda, 1 de Fransiz takimlari kazanan taraf olmuslar. O tarihe kadar hicbir Ingiliz takiminin birakin kupa kazanmayi, finale dahi gelememis olmasi elbette dikkat cekici. Ispanyollari ise 1 defa 1994 yilind Milan'in karsisinda kepaze olurken Barcelona ile görüyoruz.

Neyse efenim iyi seyirler.

5. Borussia Dortmund - Juventus Turin 1997 CL Final (Münih)

Uygun stadyum mu bulunamiyordu; bilmiyorum. Basladigindan 4 sene sonra yeniden Münih'e verilmesi final macinin cok ilginc.

Neyse, maca gelelim. Tabii bu kapismada favori bir sezon öncesinin sampiyonu Juventus. Karsilasma boyunca da atak olan taraf yine onlar. Ama efektif olan, cok iyi kontraya cikan ve yakaladigi pozisyonlari affetmeyen Hitzfeld'in yarattigi mucize Dortmund. Kisa sürede Dortmund 2-0 önde. Ama usta hoca Hitzfeld hala birakmiyor sogukkanliligini cok küyük bir sevinc yasadiktan sonra konstresini hic bozmadan devam ediyor karsilasmayi izlemeye. Del Piero cok klas bir olle skoru 2-e getiriyor.

Juventus maci cevirecek derken, Hitzfeld yine ustaligini konusturuyor. Skorunun üstüne yatmak icin savunma oyuncusu almak yerine genc bir oyuncuyu aliyor oyuna. Lars Ricken. 18 yasinda. Ve bu oyuncu yakaladigi pozisyonu affetmiyor. Cok klas bir golle sonuclandiriyor maci ve Hitzfeld'in efsanesinin ismini kaziyor Sampiyonlar Ligi defterine.

4. Juventus - Ajax 1996 CL Final (Roma)

Ajax'in bir sezon öncesi sampiyonluga ulasan kadrosu yeterince yagmalanamamis olacak ki henüz, 1996'daki finalde yine görüyoruz kendilerini.

Bu sefer rakipleri Milan degil (ilginc) ama bir yine bir Italyan; Juventus.

Karsilamanin normal süresi kir sacli delikanli Ravanelli'nin ve Litmanen'in golleriyle 1-1 bitiyor. Uzatmalarda da gol olmuyor. Penaltilarda ise, Edgar Davids (kendisi daha sonra Juventus formasi giymistir, bildigimiz gibi) kaciriyor ve Juventus Lippi ile kupaya ulasan taraf oluyor.

3. Ajax - AC Milan 1995 CL Final (Viyana)

Bu seferde Avusturya'nin estetik saheseri baskenti Viyana'dayiz. Finaldeki isimlerden bir tanesi yine AC Milan. Bosuna dünyanin en büyük takimi denmiyor saniyorum onlar icin.

Milan o sezonda Capello tarafindan calistiriliyor. Ajax ise Van Gaal'in komutasi altinda.

Ajax bir sene öncesinin kupasi sahibi Milan'i 1-0 maglup ederek kupaya ulasiyor. Ilk basta bu süpriz gibi görülsede, Ajax'in kadrosundaki isimlere göz attigimizda hic de süpriz olmadigi anlasiliyor.

Daha sonralari, Milan, Madrid, Barcelona ve Juventus gibi takimlarda uzun süre forma giyen, Seedorf, Davids, Kluviert, Van der Saar, Overmas Ajax'in kupaya uzanan bu takiminda forma giyen isimler.

Ajax'in golünü atan isim ise Patrick Kluivert. Ve o golü attiginda 18 yasinda.

2. AC MILAN - Bercelona CL Final 1994 (Atina)

Ikinci duragimiz ise Atina. Bir sene sonra Milan yine finale kalan takim. Bu sefer rakibi Barcelona.

Barcelona'nin basinda görüntülerde de görüdügmüz gibi efsane isim Cruyff var. Diger tarafta ise buz adam Capello.

Karsilasma öncesi Barcelona acik favori. Ama sonuc cok sasirtici. Milan, Massaro'nun 2, Savicevic ve Desailly'in birer golüyle 4-0 gibi spektaküler bir skorla galip geldi.

Bir tarafta Papin, Savicevic gibi isimleri görürken diger tarafta Romario'yu, Keomann'i görmek beni heycanlandirdi acikcasi.

1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)

Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.

Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.

Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.

Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.

Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.

1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)

Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.

Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.

Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.

Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.

Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.

Ridvan Dilmen Bursa'da...

Eger büyük bir süpriz olmazsa (ki haberin icin Ridvan adi geciyorsa bu tür süprizler süpriz sayilamaz) Ridvan Dilmen Bursaspor'un basina gececek.

Bursaspor, son yillarda performans acisindan cok gerilere düsmüsse de bu ligin kiymetlilerindendir. Olmazsa olmazidir. Eger Anadolu'dan bir sampiyon cikacaksa hic süphesiz bu potansiyeli en fazla tasiyan takimdir. Taraftariyla, güclü gelenegiyle, yerel medyasiyla vs. O bakimdan Ridvan gibi popüler ve kendi capinda iddiali bir adamin orayi tercih etmesi anlasilabilir.

Ama ben bu gelismeden cok mutlu ve ümitli degilim, ne yalan söyleyim. Ridvan ismi bana hic güven telkin etmiyor.

Herseyden evvel Ridvan'in bahsedildigi kadar veya övüldügü kadar üstün teknik dehasi olduguna inanmiyorum ben. Bursaspor ile de vasatin üzerinde bir performans cikaracigini asla düsünmüyorum. Beni Ridvan ile iligli en fazla endiselendirense bir süre sonra birakip gidebilecegi ihtimali kulübü. Bu konuda Ridvan maalesef hic güvenilir degildir.

Bir süre sonra onu yeniden tvlerde büyüklerin hocalarini asip kestigini görürsek sasirmayalim derim ben.

Donnerstag, 25. Dezember 2008

Sivas'a yeni stadyum...

Daha Futbolun Kabeleri postunun mürekkebi kurumamisken, internette Bülent Uygun'un verdigi bir röportaja rastladim. Hoca orda, Basbakan'in, simdiki stadin yerine TOKI'ye 35.000 kisilik yeni bir stadyum yaptirdigindan bahsediyor. Benim icin cok yeni ama bir o kadar da mutluluk verici bir haber bu. Sizlerle paylasmadan edemedim.

Bülent Hoca'yi, ne yalan söyeyim pek sevmem. Cok konusuyor. Konusurken sanki biraz bos konuyor. Fazla hamaset edebiyatlarina daliyor, popülizm yapiyor sikca. Ama bu Sivasspor'un elde ettigi basarinin üstünü örtmez elbette. Onun bundaki payini da görmezden gelemeyiz. O yüzden hakkini vermek lazim ki, son iki senenin en flas hocasidir kendisi.

Bülent Hoca röportajda ayrica, bu sene gecen senenden farklarinin daha fazla deneyim ve dikkat oldugunu söylüyor. 5 puan öndeyken sampiyonlugu kaybettiklerini bu sene ayni hatayi yapmayacaklarindan bahsediyor.

Bülent hoca bunlarin yaninda, oyuncularina "türbülans" gibi komik bir isim koyduklari özel antreman metodlari uyguladiklarindan bahsediyor. Bu antreman metoduna göre her futbolcu icin ayri bireysel antreman programi varmis ve programlar o futbolcunun kendi kisisel gelisimini daha olumlu yönde etkiliyormus. Ersun Yanal'in da benzeri bir sistemde calistigindan bahsedilirdi.

Bülent Hoca'nin ayrica hakemlerle ilgili de önerisi var. Bülent Hoca hakemlerin antreman yaptiracak antrönerlerinin olmadigindan bahsediyor. Maclarda yapilanlari ve oyuncu davranislarini onlara gösterecek bir analizin eksikliginden sikayetci hoca. Hakemlerin emeklilik maaslarinin ve sosyal haklarinin olmasi gerektigini sözlerine eklemis ayrica. Bunlarin eksikliginin onlarin isini profesyonelce yapmasini etkilediginden bahsediyor.

Röportajin tamamini ve yukarda bahsettiklerimle ilgili detayli bilgileri gazeteden okuyabilirsiniz.

Ediz Bahtiyaroglu


Özer Hurmaci ile birlikte Aykut Hoca'nin futbolumuza kazandirdigi bir diger genc yetenek. Stoper. 1986 dogumlu. 1.90 boyunda. Cok yetistirebildigimiz bir futbolcu tipi degil aslinda bu tarz oyuncular. En büyük artisi ise, Fenerbahce formasi giyen Edu veya Lugano'dan cok daha iyi sokabiliyor topu oyuna. Modern futbolda bu özelligin ne kadar önemli oldugunu ise hepimiz biliyoruz. Genclerbirligi'nde parlak bir performans sergiyelen Risp'i yedekte birakti.

Futbolun Kabeleri...

Futbolun sadece sahada olan bitenle iliskili degilim. Oyuncularin kimligi, ne kadar yetenekli oluslari, AC Milan-Inter karsilasmasinin sonucu kadar, takimlarin forma estetikleri de ilgilendirir beni. Ve tabii ki de her biri bir takimin (veya bazen birkac takimin birden) magbedleri olan stadyumlar da her zaman ilgimi cekmis, yeni yapilan bir stadyumlarla ilgili insaat gelismelerini adim adim takip etmeye calismisimdir.


Hic alakam olmadigi halde, Kayseri Kadir Has Stadyumu'nun ihalesi iptal edilince Kayserisporlular kadar üzüldüm. Trabzon'da 70.000; Ankara'da ve Izmir'de 52.000; Antalya, Sivas ve G.Antep'te 35.000 kisilik futbol stadyumlarinin kondurulmasini cocuklugumda milli takimimiz aday kadrosu aciklandiginda Fenerbahce'den Ridvan Dilmen, Galatasaray'dan Ugur Tütüneker, Tanju Colak vs. gibi Avrupa'daki filanca bir takimdan falanca bir türk futbolcusunun cagiracalagini hayal ettigim gibi hayal ediyorum simdi.
Ülkemizin bu konuda kisir olmasi beni stadyum askindan irak tutmuyor elbette. Elimizin altinda internet tiklayip dolasiyoruz dünyanin tüm estetik ve ambiyans saheseri stadyumlarini. Bu postta bunlarin bir derlemesini yapmaya calistik.
Ilk sirayi, Avrupa'nin en büyük stadyumu Camp Nou aliyor haliyle, devam edenleri seyirci kapasitesine göre siraladim:

1. Camp Nou, Bacelona, FC Barcelona, 99.000:


2. Wembley, London, Milli Takim, 90.000:



3. Santiago Barnebau, Madrid, Real Madrid, 81.000:



4. Stade de France, Paris, Milli Takim, 80.000:


5. Guiseppe Meazza, Milano, AC Milan/Inter, 80.000:


6. Old Trafford, Manchester, ManU, 76.000:


7.Allianz Arena, Münih, FC Bayern, 70.000:



8. Veltins Arena, Gelsenkirchen, Schalke 04, 61.00:

9. St. James Park, Newcastle, Newcastle United, 53.000:



10. LTU Arena, Dusseldorf, Fortuna Dusseldorf, 52.000:


11. Amsterdam Arena, Amsterdam, Ajax, 52.000:



12. Manuel Luiz de Lopera, Sevilla, Betis Sevilla, 52.000:


......
Elbette belirli bazi kriterler cercevesinde bu postu hazirlamissak da, neden bu stadyum secildi de, x stadyumundan burda bahsedilmemis sorusu icin tek bir cevap yok. Mesela Emirates Stadyumundan bahsetmedim, cünkü Wenger'i sevmem, ondan dolayi Arsenal'i sevmem ve bu yüzden Emirates stadyumundan bahsetmem hic. 45.000 kapasitenin altina düsmüs olan bir stadyumun benim icin cezbediciligi yoktur, bu da baska bir sebep. Bazi stadyumlar icin de, yeterli güzellikle fotograflara rastlayamadigim icin buraya girememislerdir. Ve tabii ki zaman; bu kadarcik bir calismayi hazirlamak icin dahi, inanmayacaksiniz belki ama, 1 saatten fazla zaman harcadim. Bu yüzden sinirlar keyfi ve dar oldu.
Not: Fotograflar icin, Uefa.com, Stadionwelt.de ve Fussballtempel.net sitelerinden istifade edilmistir.

Dienstag, 23. Dezember 2008

Ottmar Hitzfeld ile Röportaj...


Maalesef ben degilim röportaji yapan. Ama bunu cok isterdim, o ayri mesele.
Üzerinde hergün baski oldugunu, bu baskinin sagligini, yasam kalitesini tehdit ettigini ve bu yüzden artik klüb takimi calistirmak istemedigini söyleyerek ayrilmisti Hitzfeld Bayern'den. Onun icin desteklerdim Bayern'i. O gidince Bundesliga'nin degeri de düsüyor. O derece kiymetli gözümde.
Hoca simdi Isvicre milli takimini calistiriyor. Haliyle eskisi kadar ekranlarda ve gazetelerde göremiyoruz kendisini. Özlemistik. Sükür ki bu hafta Alman haftalik gazetesi Die Welt'e bir röportaj vermis degerli hoca. Özetleyerek ve cevirerek aktariyorum röportaji:

Welt Online: Eski takiminiz, Sampiyonlar Ligi eleme mücadelesinde Sporting Lisbon'la eslesti. Bu eslesmeden ne bekliyorsunuz?
Ottmar Hitzfeld: Bayern, simdiye kadar avrupa maclarinda iyi bir performans sergiledi. Lisabon karsisinda da bunun devam edecegini düsünüyorum. Bayern'in yari finale kadar ilerleyecegini düsünüyorum, belki finale de...

WO: Neden sadece Bayern alman futbolunun Sampiyonlar Ligi'ndeki temsilcisi oluyor?

OH: Bu tabii alman futbolu icin üzücü. Ama bu tecrübeye ve kaliteye dayali bir durum. Ayirca Sampiyonlar Ligi'nin Bayern icin her zaman ayri bir anlami olmustur.
WO: Sizden sonra göre gelen Klinsmann, Haziran sonundan bu yana Bayern Münih'te görev yapiyor. Su ana kadarki performansini nasil degerlendiriyorsunuz Klinsmann'in?
OH: Klinsmann baslangictaki bazi zorlanmalari atlatabildikten sonra takimi iyi kurgulamayi basardi. Sistemi otutturdu. Sezon basinda cok sayida gol görüyorlar kalelerinde. Simdi defansiv anlamda oldukca stabil durumdalar. Ilk devreyi basarili bir sekilde bitirmesinin en önemli nedeni de bence defanstaki bu basaridir.

WO: Klinsmann ilk geldiginde göreve, Bayern Münih'te bir devrim olacagindan söz ediliyordu.
OH: Tabii normal bir sey, yeni bir teknik adamin yeni seyler denemesi, kendine göre bir sistem otutturma cabasi icerisinde olmasi. Yenilikler her zaman icin iyidir. Onun en dogal hakkidir bazi seyleri benden farkli yapmak. Bu beni sasirtmadi.
WO: Ilk devrede, Klinsmann zorlandigi anlarda sistemini yeniden 4-4-2'ye yani sizin sisteminize cevirdi. Bu sizde bir memnuniyet yaratti mi?
OH: Hayir. Bu mantigin gerektirdigi bir seydi ve süpriz olmadi. Eger yeni denenilen birseyde basarili olunamiyorsa, normal olarak test edilmis olana yönelilir. Bu böyledir. Ve 4-4-2 sistemi bir sezon evvel Bayern'in basariyla uyguladigi bir sistemdi.

WO: Bu seneyi, Alman Milli Takim acisindan nasil degerlendiriyorsunuz?

OH: Avrupa Sampiyonasi'nda finale kaldilar. Bu onlar adina konusuyor zaten. Dünya Kupasi grup eleme mücadelelerine de cok iyi basladir. Löw cok iyi is cikartti.

WO:Frings ve Ballack gibi tecrübeli oyunculardan vazgecilebilecegi yönünde cok tartisma yasandi, bu konuda ne diyeceksiniz?

OH: Bir teknik adamin genc oyunculari ön plana cikartmasi istenir. Ve Almanya'da üzerinde durulabilecek, güvenilebilecek pek cok genc yildiz yetisiyor. Ama öbür taraftan, tecrübeleri oyuncularda da kolay kolay vazgecilmez. Ballack, su anda Alman Milli Takiminin en önemli oyuncusudur. Ve dünya standartlarindadir.

WO: Podolski'nin Bayern'den ayrilmasi gerektigini düsünüyor musunuz?

OH: Podolski uzun süreler caba sarf etti, kadroya girebilmek icin. Maalesef olmadi. Saniyorum artik onun icin de daha fazla sans bulup kendisini daha fazla gelistirebilecegi bir yere gitmesinin zamani geldi.

WO: Bundesliga'ya yeni cikmis Hoffenheim, ilk yarinin süpriziydi. Bu modellin gelecekte alman futbolundaki yeri ne olacaktir?

OH: Bu projenin arkasinda ne kadar ciddi bir paranin yatirildigina bakarsak saniyorum bu kadar büyük sansasyon olmadigini anlariz su anki durumun. Hoffenheim'in basariya ulasmasindaki bu konzeptin gelecekte ise yarayacagina eminim. Ve baska deneyenleri de olacaktir. Her halükarda Hoffenheim dikine oyunu ve hizli konbinasyonlariyla alman futboluna heycan getirdi.

WO: Ikinci devrede de Hoffenheim'in ayni performansi gösteregine inaniyor musunuz?

OH: Evet. Ama bilmeleleri ve kendilerini ayarlamalari gereken bir sey var: Ikinci yari takimlar onlari tanidigi icin durmanin yollarini daha rahat bulacaktir.

WO: Bunca sene kulüb teknik direktörlügü yaptiktan sonra, milli takim calistirisi olmak nasil bir sey?

OH: Hayat kalitem yükseldi. Günlük stresten uzaklastim. Kulüb takimlarini birakip, milli takim calistirici ve televizyon yorumcusu olmak benim bilincli yaptigim bir secimdi zaten.

WO: Cünkü bu sayede daha baski var üzerinizde?

OH: Baski insanin üzerinde her zaman var. Simdi de Isvicre ile 2010 Dünya Kupasi'na katilma mücadelesi icerisindeyiz. Ama bu baski, günlük hissedilen bir baski degil.

WO: Bundesliga'ya yeniden dönmek sizin icin, söz konusu olabilir mi?

OH: Böye birsey su asama da düsenemiyorum bile.

Montag, 22. Dezember 2008

UK Championship 2008

Ve UK Championship'te zafer Shaun Murpyh'nin. Dün gece gec saatlere kadar süren final karsilasmasinda genc oyuncu Murpyh zor da olsa finali rakibi Fu karsisinda 10-9 kazanarak zafere ulasti.

Murpy ayni zamanda bu turnuvadaki sergiledigi performansla iki sene evvelki günlerine döndügü izlenimi verdi. Bu Murpyh'nin kariyerinde kazandigi ücüncü turnuva, yani WeltRang listesini etkileyen.
Bu turnuva neticesinde elde ettigi basariyla Shaun Murpy dünya siralamasinda ücüncü siraya yükseldi. HongKonglu rakibi Fu ise altinci sirada yer alti.
Listenin ilk onunu olusturan isimler su sekilde:
  1. Ronnie O'Sullivan (ENG)
  2. Stephen Maguire (SCO)
  3. Shaun Murphy (ENG)
  4. Allister Carter (ENG)
  5. Ryan Day (WAL)
  6. Marco Fu (HKG)
  7. Joe Perry (ENG)
  8. John Higgins (SCO)
  9. Mark Selby (ENG)
  10. Mark Allen (NIR)

Musa Aydin


Sivasspor ligimize renk katan takimlarin basinda geliyor. Kadrosuna baktigimizda cok büyük yildiz olacaktir ilerde dedigimiz pek fazla oyuncu da yok aslinda. Zira bu Sivasspor kadro itibariyle büyük oranda bir zamanlar ligin cesitli anadolu takimlarinda vasat performans sergileyen oyunculardan kurulu.

Ama bu oyuncular icerisinde de parmak isittiranlar yok degil. Bunlardan birisi de Musa Aydin. Kendisinin Genclerbirligi kalesine gönderdigi sut, onun kalitesi hakkinda ciddi ipculari veriyor zaten. Ama mac icerisindeki genel performansi da hakikaten cok umut verici. Yasi 28. Genc bir futbolcu diyemeyiz. Ilerde cok büyük bir yildaz da olacak diyemeyiz. Komik olur. Büyük takimlardan birine gecerse ayni isleri yapabilir mi, ondan da emin degilim. Zira mezarliklar bu sekilde kendi takimlarinda parlayip büyük takimlarda yok olup giden oyuncularla dolu.

Ben onun herhangi bir Istanbul takimina transfer olmasini da istemiyorum. Sivasspor bu istikrarini devam ettirebilirse zaten her yil bir süre Avrupa'da futbol oynayacaktir. Bir tur olur, iki tur olur, üc tur olur; fark etmez. Bu ona yeter. Ilhan Parlak gibi, Kemal Aslan gibi, Burak Yilmaz gibi hayal kirikligi olacagina varsin iyi oldugu yerde devam etsin.

Sonntag, 21. Dezember 2008

Bir derbinin ardindan..!

Az önce sonuclanan Galatasaray-Besiktas karsilasmasi tuttugum takim olmamasina ragmen Besiktas icin öfke ve üzüntü karisimi bir duygu yumagina sürükledi beni.

Futbolla ilk tanistigim zamanlarda Besiktas Türkiye Ligi'ni kasip kavuruyordu. Ben o zaman cevremdeki herkesin Fenerbahceli olmasindan kaynakli bir Fenerbahce taraftariydim ama Besiktas gözümde ligin en iyi takimiydi. Gordon Milne'nin o Besiktas'i saniyordum ki hicbir zaman yenmek mümkün olmaz. Istatistikleri bilmiyor Besiktas'in aslinda diger iki büyük, Fenerbahce ve Galatasaray karsisinda aslinda gecmisi itibariyle daha gerilerde oldugunu bilmiyordum.

Iste Süleyman Seba'nin sebatla belki de, gerisinde kaldigi diger iki büyügünün boyuna yetistirdigi takimi simdi yine istikrarli bir sekilde yok ediliyor. Besiktas'in sahaya koydugu futbol, kadrosundaki futbolcular, bel bagladigi yildizlari, getirdigi ve kovdugu teknik adamlari vs. Insanin Besiktasli olmasina gerek yok bu manzara karsisinda üzüntü duymasi icin. Koskoca bir camia, bir dev nasil bu hale getirilebilir, öfke duymamak mümkün degil...



Karsilasmanin kirilma ani, elbette Delgado'nun kirmizi kartiydi. Hakeme bu kart icin bir sey diyemiyorum, esas sakatlik, bu hakemlik standartini ülkenin basina bela edenlerde. Kurallarda belki yaziyor evet, sizden sari kart isteyen oyuncuya kart göstermelesiniz diye. Ama bu kurallarda zaman zaman elbette esnetilebilir, esnetilmelidir. Yoksa o kurallara bakilirsa her macta korner atislari sirasinda ceza sahasinda yasananlardan dolayi en az dört penalti olmali. Delgado, israrli sekilde faulle durduruluyor Galatasarayli futbolcular tarafindan. Oyuncu artik isyan ediyor, cani yaniyor. Kart göstersene diyor. Refleks. Hakemin otoritesini sarsacak, kendi takima avantaj ve/veya rakip takima dezavantaj saglayacak hicbir sey ifade etmiyor o jest. Yeter artik diyor, yeter. Canim yaniyor. Gör artik. Ve rakip oyuncularin darbelerine maruz kaldigi icin magdur tarafta olan Delgado, bir de üstüne kart görerek, oyun disina atiliyor. Oyuncusu oyundan atildigi icin eksik kalan takim da magdur duruma düsüyor. Az evvel en önemli oyuncusu sürekli faulle durduruldugu icin oyuna hakimiyet kurmakta zorlaniyordu o takim, simdi bir de o oyuncusu atildigi icin iyice magdur taraf oluyor.

Hakem ne icin orda; adalet dagitmak icin. Böyle yaparak adalet dagitilmis mi oluyor pekii? Hayir aksine, yukarda dedigim gibi bir taraf ciddi manada dezavantaja ugruyor. Böyle hakemlik müessesine lanet olsun demek geliyor insanin icinde. Baska birsey degil.

Ilk golde Rüstü'ye faul yapilip yapilmadigi, Lincoln'e yapilan hareketin penalti olup olmadigi konularina da bir sey diyemiyorum artik.

Tabii bu hakem durumu Besiktas'in icler acisi halinin üzerine örtemez. Zapo'ya, Seric'e, Holosko'ya, Bobo'ya bir takimi mahkum birakanlar gitmeden Besiktas'in belini dogrultmasi mümkün degil.

UK Championship 2008



Bir süredir Snooker ve dolayisiyla aktif turnuva UK Championship'i ihmal ettik. En sonra ceyrek final karsilasmalariyla ilgili postu girmistik.

Dün yari final karsilasmalari da tamamlanmis oldu ve bugün aksam saatlerinde finalde Fu-Murpyh karsilasacak. Yarinalde Murphy'in Maguire'i ezici bir skorlar saf disi etmesi biz, O'Sullivan taraftlarini mutlu etti. Zira Ronnie'nin siralamadaki en yakin takipcisi Maguire'in elenmesi final oynayamayacak ve haliyla turnuvayi kazanamayacak olmasi onu bir sonraki turnuvaya kadar Ronnie'nin arkasinda tutmaya yetti.

Yarin ise benim acik ara favorim Shaun Murpyh. Bahis firmalarinin da öyle.

"Dan dun..."

Bir sey oldu Altan Tanrikulu'na. Az sayidaki iyi adamdan birisiydi, hala öyle hos.

Lakin son günlerde sacmaliyor gibi sanki.
Örnegin dünkü yazisinin son paragrafinda söyle demis Altan Tanrikulu :

"...Aragones'ten çok bahsetmek istemiyorum.. Eğer şampiyonluğa oynayan bir takım 6 haftadır gol atamayan bir rakip karşısında; üstelik 2-0 öndeyken bu kadar zorlanıyorsa bir sorun var demektir.. Bütün "pas" yapan, "adam geçen", "çabuk" oynayan adamlarınızı çıkarıp, "dan dun" oynayarak Konya'yı yenersiniz.. Yenersiniz de Kiev'de gol pozisyonuna bile giremezsiniz...."

Fenerbahce'nin bu seneki en büyük sikintisinin hücumda cogalmak ve gol pozisyonlarina girmek oldugu zaten biliniyor. Bu yeni birsey degil. O yüzden paragrafin ilk basinda söylediklerine itiraz da edemiyorum ama son kismi ne alla'seversen Altan Bey?

Bütün pas yapan, cabuk oynayan adamlari cikartip dan dun oynayan adamlari almak demek ne demek? "Dan dun" tuhafliginin haftanin birden fazla gününde cok büyük bir gazetenin hatiri sayilir bir kösesine sahip olan bir gazetecinin siginacagi, siginmasi gerektigi sözler oldugunu düsünmüyorum. Aksine bu lafi edebilmis olmasi onun, herhangi bir tasra kirathanesindeki futbol izleyicisinden farkli olmadigini gösterir bence.

Maci izledik. Degisiklikler su sekilde gerceklesti: Emre cikti, Deniz girdi. Deniz mi dan-dun oynayan bir oyuncu. Dan-dun oynamak ne demek hem? Emre ikinci yarinin basindan oyundan ciktigi ana kadar sahada yoktu adeta. Buna karsilik risk almak isteyen Konyaspor karsisinda deplasmanda öne gecmis ve 3 puana yakin olan ekibini kaza kursununa kurban gitmemesi icin oyundan düsen bu oyuncusunun yerine Deniz gibi orta sahayi saglamlastirabilecek bir oyuncuyu oyuna almasi kadar normal ne olabilir bir hocanin? Diger degisiklikle su sekildeydi: Ugur-Vederson. Herhalde, birazcik vicdan ve izan sahibi olan herkes kabul edecektir ki, Ugur bir virtüöz iken Vederson bir kazma degildir. Esasen teknik acidan seviye olarak birbirlerine yakindirlar. Ve yine Ugur oyundan cikarken hic de Altan Bey'in iddia ettigi gibi pas yapan, oyun kuran adam gecen vs oyuncu tipinden örnekler de sunmuyordu. Bir hayli kötü durumdaydi ve oyundan cikmasi kadar anlasilir bir sey yoktu. Son degisiklik de, Deivid-Ali Bilgin seklinde gerceklesti. Ali Bilgin ile Deivid kiyaslanamaz evet, ama yine unutmayalim ki Deivid de oyundan ciktigi sirada artik oyundan cok düsmüstü. Aragones de her zamanki gibi takiminin direncini güclü tutmak icin o dakikalarda degisikliklere gidiyor burda da gayet adaletli davraniyor. Deivid bu hafta Alex'ten de kötüydü o yüzden onu cikartti. Ama aksi de olabilirdi. Deivid cikinca yerine alabilecegi oyuncular icerisinde en iyisinin Ali Bilgin olmasi da saniyorum herhalde Aragones'in sucu degil...?

Altan Tarikulu bugünkü yazisinda benzeri bir tuhafliga imzasini atmis:

"...Denizli hucumu Bobo ve Holosko üzerine kurmali. Nobre'yi ikinc yarilarda kullanmali. Holosko ve Bobo'nun hem sürati hem adam eksiltme özellikleri hem de gol vuruslari Nobre'ye oranla daha iyi. Besiktas hücum hattini bu ikili üzerine kurarsa tekrar sampiyonlugun en güclü adayi olur...."

Bu kadar basit iste bu is. Mustafa Denizli neden bunu akil edemiyor bilmiyorum. Altan Tanrikulu cözmüs halbuki...

Freitag, 19. Dezember 2008

Murat Tosun...


Ankaraspor bu sezon gösterdigi performansla dikkat cekiyor. Sivas'a alistik. Sahip oldugu olanaklar ve kadro derinligi ile Kayserispor'un da yaptiklari hic süpriz degil. Gerci Kayseri'den yapabileceginin de altinda kaldi gibi.

Ligin esas süprizi, kendileri de sezon basinda daha cok sakin sakin takilmak isteyen Ankaraspor camiasinin ortaya koydugu performans. Durum böyle olunca tabii Ankaraspor'un oyunculari büyüklerin istahlarini kabartiyor. En fazla Özer Hurmaci dikkat topluyor. Hurriyet'in de adinin Besiktas ile gectigini duydum. Ne kadar dogru bilmiyorum. Mehmet Cakir'in zaten simdiye kadar neden byüklerin dikkatini cekmedigini anlamamistim, Ankaraspor vardi onun farkinda. Sakatlanmasaydi o da bu sezon sonunda transfer borsasini mesgul edebilirdi.

Simdiye kadar adinin bu söylentiler icerisinde dolasmamiyor olmasina sasirdigim bir isim daha var Ankaraspor'da: Murat Tosun. Murat Tosun, istatisliklerle hic aram olmadigi icin simdi kesin rakamlari veremeyecegim ama, biliyoruz ki, bu seneki Ankaraspor performansinda golleri ve asistleriyle birlikte en fazla katkisi olan oyunculardan. Uzun boyuna ragmen bileklerine cok hakim. Oyun zekasi cok güclü. Caliskan. Birkac sezon öncesinin popüler forveti De Nigris'i kulübeye göndermis olmasi süpriz olmasa gerek.

Özer zaten biliniyor, Theo Weeks'ten de zaten bahsettik bu blogta, onlarin yaninda Murat ve bir de savunma oyuncusu Ediz'i gözden kacirmayalim derim ben.

Kim ciksin...Kim ciksin...?

Bilingisi üzre bugün ögleden sonra Sampiyonlar Ligi ve Uefa kurallari cekilecek. Galatasaray da yoluna devam ettigi icin özellikle Uefa Kupasi ile ilgili bölümü sicak takip altinda tutacagiz ülke olarak.

Muhtemel rakipler su sekilde: Bordeaux, Bremen, Shaktar, Aalborg, Zenit, Marsilya ve Kiev.

Öyle tahmin ediyorum herkes, yani Galatasaray'in yoluna devam etmesini isteyenler Aalborg'u istiyor. Aalborg gercekten zayif da mi öyle isteniyor yoksa isminin cilizligina aldanip bu kaniya variliyor; cok emin degilim. Sanki ikincsi. Öyle oldugu icin de bence tehlikeli bir eslesme olur. Zira ne oldugunu pek bilmedigimiz bir rakiple karsi karsiyasiz. Metalist icin de ayni seyler söyleniryordu en basta. Ama öteyandan, Bordeaux ve Kiev bir hayli tanidik takimlar ve saniyorum Galatasaray'in klise tabirle disine göre. Bremen, Marsilya, Zenit kuralari hic iyi olmaz. Galatasaray acisindan. Shaktar icin ise hicbir yorum yapamiyorum.

Donnerstag, 18. Dezember 2008

UK Championship 2008'de devam eden ceyrek final karsilasmalari...-3

Dün oynanan ve ara ara aktuel skorlarini verdigimiz ceyrek finalin ilk iki karsilasmasi gece neticelendi. Sonuclar benim tahminlerimin tam tersi yönde gelisti.

Perry, sevimsiz koreli Fu karsisinda 9-7 ile maci kaybederken, Carter da Williams'i 9-8 ile safdisi etti.

Bugün ise;

"Murphy-Lee" ve "Higgins-Maguire" karsilasmalari yapilacak. Süphesiz, Higgins Maguire kapismasi erken final niteliginde, kazanmasini istedigim taraf ise Higgins. Zira, Maguire siralamada su anda O'Sullivan'in gerisindeki isim ve onu yakalamasi an meselesi. Higgins kazanirsa Ronnie bir sonraki turnuvaya kadar yerinde durabilecek.

Mittwoch, 17. Dezember 2008

UK Championship 2008'de devam eden ceyrek final karsilasmalari...-2

Kaynak: Eurosport.de
...............

HonhKonglu sevimsiz Fu, Perry'i karsisinda skoru 6-5'e getirmis durumda. Williams-Carter karsilasmasi ise, 6-4 Williams'in üstünlügü ile devam ediyor.

UK Championship 2008'de devam eden ceyrek final karsilasmalari...-1

Bir önceki postta, bugün oynanacak ceyrek final maclarindan bahsetmis ve kendimce favorileri söylemistim.

Bu iki karsilasma su anda devam etmekte ve aktuel skor su sekilde:

Perry-Fu=3-3
Williams-Carter=5-2

...

Williams-Carter karsilasmasi biraz daha hizli ilerliyor ve Carter su anda esasen skoru 5-3 getirmek üzere.

UK Championship 2008'de toplu sonuclar ve Ceyrek Finale kalanlar

Dün gece tamamlanan maclar neticesinde, süpriz denilebilirse sadece bir süpriz disinda sonuclar beklendigi gibi geldi.

Buna göre:

Higgins-Junhui=9-4
Murphy-Allen=9-7
Perry-O'Sullivan=9-5
Williams-Dott=9-7
Fu-Stevens=9-5
Lee-King=9-5
Carter-Ebdon=9-5
Maguire-Robertson=9-8

....

Dün gece maalesef sevgilimiz O'Sullivan, hic frame kazanamadan kaybetti Perry karsisinda. Bu macta ama hakkini teslim etmek lazim, Perry muhtesem bir oyun sergiledi. Gecen sene de benzeri bir performansla Maguire'i da saf disi ettigini düsünürsek Perry'in hafife alinacak birisi olmadigini görürüz. Öte yandan, O'Sullivan bu macta daha önce pekcok macinda hayranlarinin tanik oldugu konstrasyon eklikligi ve sacma sapan hatalardan basini kaldiramadi ve sonuc süpriz olmadi haliyle. Dün takip edebildigim bir diger mac olan Higgins-Junhui karsilasmasindan edindigim izlenim, Higgins'in bu turnuvanin en formda ismi oldugu yönünde. Bakalim sonuclar nasil gerceklesecek.

Turnuvaya bugün su iki macla devam edilecek:

Perry-Fu
Carter-Williams

.....

Bana kalirsa bu iki karsilasmadan Perry ve Williams galip ayrilacak.

Dienstag, 16. Dezember 2008

UK Championship'de dördüncü günde sonuclar

Robertson-Maguire=5-3
Carter-Ebdon=4-4
Murphy-Allen=4-4
Higgins-Junhui=7-1

....

Bu karsilasmalara devam edilecek. Az önceki postta, Robertson karsisinda Maguire durumu esitleyecektir derken, Allen Murphy zorlar diyordum. Sonuclar tam tersi cikti. Ama yine de bir hayli kritik gidiyor maclar. Higgins-Junhui karsilasmasi disinda.

Halen devam etmekte olan aksam grubunda ise sonuclar su sekilde:

Perry-O'Sullivan= 6-5
Dott-Williams=6-6
Stevens-Fu=4-8
Lee-King=7-5

Öyle anlasiliyor ki, dünü basarili bitiren O'Sullivan bugün zorlaniyor. 5-3 basladigi karsilasmada bugün henüz hic frame kazanamadi. Umarim böyle devam etmez. O olmadan bu sporun tadi yok zira.

Gecici Sonuclar...

Kaynak: Eurosport.de

UK Championship'te dördüncü günün ilk maclari su anda yapiliyor. Devam eden bu karsilasmalarda sonuclar su sekilde:

Robertson-Maguire=3-1
Ebdon-Carte=2-2
Allen-Murpyh=3-1
Higgins-Junhui=3-1

....

Belki bilmeyenler vardir okurlar arasinda. UK Championship'te bu turlar 17 Frame üzerinden yapilir. Yani 9 Frame'i alan taraf maci da alir. Uzun oldugu icin maclar genelde iki gün üzerinden yapilir. Yani bugün baslamis olan yukardaki maclar toplam oynan frame sayisi sekize ulastiginda gün biter. Ve yarin kaldigi yerden devam eder. Haliyle yukardaki sonuclar gün icerisindeki aktuel sonuclardir ama gün sonucu degildir henüz, zira maclar halen devam ediyor.

Bu serinin maclari tamamlandiginda tabii ki blogta sonuclar yerini alacak.

Yukardaki devam eden maclarin su andaki sonuclarina söyle bir göz atarsak. Favorilerden Higgins icin isler su anda iyi gidiyorken, Murpyh ve Maguire geriye düsmüs durumdalar. Yakisikli Robertson'in (Yukarda fotografta) bence antipatik Maguire karsi önde olmasi süphesiz cok mutluk verici sahsim adina. Ama unutmayalim ki bu skor henüz hicbir sey ifade etmiyor. Murpyh icin ise isler bence Maguire'nkeden daha zor zira, Allen genc kusagin en büyük yeteneklerinden birisi. Ve Robertson'undan bence daha tehlikeli bir rakip.

UK Championship

Snooker'da sezonun en presijli turnuvalarindan bir tanesi olan UK Championship'te dün tamamlanan karsilasmalarda alinan sonuclar su sekilde:

Murpy-Gould= 9-7
Allen-Binghan=9-2
Junhui-Davis=9-6
Ebdon-Hingginson=9-8
Higgins-Swail=9-7
Robertson-Holt=9-7
Maguire-Burnet=9-3

......

Görüldügü gibi, Murpy, Higgin Maguire gibi favoriler yollarina tam gaz devam ediyorlar. Turnuvanin su gününde bütün favoriler icin hersey günlük gülistanlik degil elbet. Bir önceki günde tamamlanan maclarda Mark Selby ve Stephen Hendry, önceki Mark Williams'a digeri de Stephen Lee'ye ayni skorlarla 9-7 kaybederek elendiler turnuvadan.

Montag, 15. Dezember 2008

Come on Ronnie...!

Kaynak: Eurosport.de

Yesil culhanin üzerinde büyüleyici isler yapan The Rocket yeniden sahnede. Bu hafta sonu baslayan UK Championship, biz snooker hayranlarini yeniden özledigi yildizlarina kavusturdu. Elbette her sezon oldugu gibi bu sezonda yine seri baslari favori isimler; Shaun Murpy, John Higgins, Stephen Maguire ve elbette Ronnie O'Sullivan.

Ben hasta bir Sullivan taraftari oldugum icin bu blogta da yorumlar elbette tarafli olacak, ama bu diger isimlere de haksizlik edecegmiz anlamina gelmiyor.

Sonntag, 14. Dezember 2008

Serdar Bali ve Hakemler....

Serdar Bali'yi ilk defa Lig Tv'de maclari yorumlarken tanidim, bundan iki sezon veya üc sezon evvel. Cok üzerinde durmamistim o vakit. Sonralari, Show Tv'de yayinlanan ve benim futboldan daha cok eglence programi diyerek dikkatle ve severek takip ettigim 6 Pas programinda karsima cikti.

Hakan Can, Hakan Ünsal, Melih Gümisbicak, Gürcan Bilgic ve Ahmet Cakarli gecen seneki program kadrosunun altinci elemaniydi. Meger eski bir futbolcuymus, Trabzonsporlu. Ünlüymüs de. Besiktas'a da transfer olmus. Ama gönlü Trabzon'dan yana. Ve bu taraftarligini hic de üzerini örtmeye gerek görmeden program boyunca yaptigi bütün yorumlarinda ortaya koymustur tüm ciplakligiyla. Onun icin Trabzonspor'un medyada az yer almasi sinirlenme sebebidir, Sivassporlularin bizim takimimiz sampiyonluk mücadelesi veriyor ama hala Trabzonspor'un maclari naklen veriliyor bizimkiler verilmiyor diyerek itiraz etmeleri de deliye dönme nedenidir ve Trabzonspor'un kazandigi kaybettigi bütün maclarda hakemler de yine düsmandir. Her zaman Trabzonspor'a karsi bir kutsal ittifak kurulmus ve bu takim yenilip tüketilmek istenmektedir, ona göre.

Gecen seneki programda verdigi bir sözü yerine getirmis ve bu sezon israrla hakemlere karsi dilini iyice sivrilterek Trabzonspor'un kolay lokma olmadigini kanitlamaya calismaktadir. Neydi pekii o söz: "Bu sezon böyle gecti, ama seneye Trabzonspor cok iyi bir kadro kurarak sampiyonluga oynacaktir, aman ha bu hakemler bu seneki gibi yönetmesinler maclarini Trabzonspor'un yoksa olacaklara karismaz bu camia" mealinde aciktan tehditlerini savuruyordu.

Ve dedigim gibi bu sezon sözünü tutarak Star Gazetesindeki kösesinde her Trabzonspor maci sonrasi hakemlerin mütemadiyen Trabzon'un aleyhine kararlar verdigini iddia etmektedir. Karsilasmanin, yukarda da söyledigim gibi, Trabzonspor'un galibiyetiyle veya maglubiyetiyle bitmesinin hicbir önemi yoktur; sayet Trabzonspor kazandiysa hakeme ragmen kazanmistir. Eger kaybettiyse hakem Trabzon'un üc puanini calmistir. Trabzonspor camiasi veya kendi gazetesi bu kötücül ve aglak provakatif yazilara ne kadar tahammül eder bilemem ama, ben burda kendisinin bu yüz kizartici yazilarini her hafta burda afise etmeye son derece kararliyim.

Ilk önce bu haftaki yazisindan kesitler alalim. Malum, Trabzon dün Bursaspor karsisinda sahadan 2-1 yenik ayrilmis ve sampiyonluk mücadelesinde cok önemli bir 3 puan kaybetmistir. Ve Serdar Bali, bizleri sasirtmamis, kösesinde maglubiyetin bas sorumlusu olarak hakemi hedef göstermistir:

  • "...Kısaca 2-1 kazanacakları maçı sahanın yıldızı olan hakem Abitoğlu’nun yardımı ile 2-1 mağlup bitirdiler...." (Star, 14.12.08, Serdar Bali)

  • "...Kötü de oynasalar, geçmiş 3 maçta verdikleri puanları kötü oyunlara değil, hakemlere feda ettiklerini, şampiyon olmak için onları da yenmelerinin gerektiğini kafalarına sokmalıdırlar... "(Star, 14.12.08, Serdar Bali)

  • "...Buradan bir kere daha sesleniyorum: Ey yönetim; söylüyorum, yazıyorum, anlamıyorsunuz. Futbolcunun cezası kalkıyor, ofsayttan gol yeniliyor ve attığı gol ofsayt deniyor. Uyanmanız için daha ne yapmamız lazım... Size dışarıyı kollayın dedim ama siz anlamadınız. Alın karşılığını görün!!...""(Star, 14.12.08, Serdar Bali)

  • "...bütün camiayı bir araya getirip, kulübe karşı yapılan bu harekata, Trabzon’un büyük lokma olduğunu göstermenin yollarını araştırmalıdır. Hakem olaylarının erken başlamasının belki Trabzon’a çok faydası olacaktır...." (Star, 14.12.08, Serdar Bali)

Evet, ne kadar dehset verici degil mi; bence öyle.

K-1 2008 Final

Merakla bekledigim 2008'in K-1 final turnuvasi sonunda yapildi. Olagaüstü maclar yapilmis olmasina ragmen turnuva sonuc itibariye bende hayal kirikligi yaratti demeliyim. Turnuvada destekledigim Remy Bonjasky sampiyon oldu ama; ne olma. Final karsilasmasinin ikinci raundunda rakibi Badr Hari'nin aptalca kurallari cignemesi sonucu Remy Bonjasky kazanan taraf ilan edildi. Bu da normal elbette. Kim kurallar bunu söylüyorsa tamam. Evet de, Bonjasky bu noktalarda maalesef cok da ahlakli davranmiyor.

Hakemler Badr Hari'nin diskalifiye kararini aciklayana kadar yerde kivranan ve ayaga kalkamayacakmis gibi davranan Bonjasky nasil olduya rakibi diskalifiye edilir edilmez hemen ayaga kalkti ve bir de üstüne popülist bir konusma yapti.

Badr Hari'nin aptalligi da yanina kar kalmis oldu. Zira bu aptalligi yapmasa saniyorum kazanma ihtimali bir hayli yüksekti.

Peter Aerts VS Badr Hari - 2008 K-1 GP

Badr Hari VS Remy Bonjasky K1 World GP 2008

Donnerstag, 11. Dezember 2008

Cok sükür; izdirap bitti..!

Dün gece hic süphesiz bütün Fenerbahceliler gibi beni de kahreden bir mac oynandi, kizlari güzel bir dogu avrupa ülkesinde. Benim icin ise en güzeli, karsilasmanin hangi dakikasiydi hatirlamiyorum, Ali Bilgin oyuna girerken tabelada görünen "10" numara idi. Yani Alex'in cikmasi.

Maci izledigim kahvehanede benim disimda herkes bu degisikligi gördügünde homurdanmakla mesguldü. Alex cikartilir miydi vs...

Aslinda burda bir kulübün, ya da kendilerince bir cumhuriyetin zihniyetindeki arizalari görüyoruz. Fenerbahce her zaman icin mücadeleden, tam saha presten, alan savunmasindan, total futboldan; velhasil sistemden ziyade kendince yildiz oyunculara sirtini yaslayan bir takim oldu. Böyle bir kültürü var kulübün ve taraftarlarinin. Haliyle kulübün baskaninin da böyle bir futbol mentalitesine sahip olmasindan normal bir durum yok. O yüzdendir ki, Fenerbahce yillardir ihtiyaci olan oyunculari almaktan ziyade, yine kendince isim yapmis, marka degeri tasiyan, bos alan bulduklarinda sokak veya sirk futbolu enstantenelerini izleyiciye sergileyebilen oyunculara itibar etmistir.

Kezman'in nasil bir futbolcu oldugunun önemi yoktur. Özellikle Avrupa'da basarili olmak isteyen Fenerbahce statüsündeki bir takimin "o" maclarda tek santrafor oynama zorunlulugu günümüz futbolunda bir gercek iken yönetim, ya da diger ifadeyle baskan bu bahsi gecen santrafor mevkiisi icin uygun isim olarak Kezman'i görür. Zira o, aynen Fenerbahce Cumhuriyeti'nde egemen olan zihniyetteki gibi Kezman'in "adi"na tav olmustur. Ve bu senede yiginla parayi Fenerbahce tek basina ilerde oynayacak, topu saklayip ortasahadan hücumcularin ilerde cogalmasini saglayacak, gerekirse iki rakip defans oyuncusunu sirtina alip götürebilecek, hava toplarina mutlaka hakim bir isim transfer etmesi gerekirken, Ispanya Ligi'nin gol krali oldugu icin Guiza'yi almistir. Ispanya Ligi'nin gol krali olmasi yeterli bir referanstir bir futbolcunun iyi golcü oldugunu kanitlamak icin. Öyledir evet de o futbolcuyu gol krali yapan bir de takiminin oynadigi sistem vardir. Acaba ne kadar dikkat edilmistir buna? Anlasilan hic dikkat edilmemis. Zira Guiza, Fenerbahce'ye elbette cok faydali olabilir; ama ancak sistem degisikligi ile. Hemen yaninda yukarda özelliklerini anlatmaya calistigim bir santrafor ile.

Ve tabii ki Alex... Fenerbahce üzerinde hakim olan bu zihniyetin bu takima verdigi en büyük zarardir Alex. Kendisinin, özellikle Türkiye Ligi'ndeki zayif takimlar karsisinda yaptigi show bunlari görmek isteyen Fenerbahce taraftarini elbette cezbetmistir. O yüzden Alex sahada dolassa dahi cikartilmamalidir, bu zihniyete göre. Halbuki Alex sadece dünkü macta degil, Fenerbahce'ye geldiginden bu yana hicbir büyük macta cok büyük isler basaramamistir. Bu tür maclarda cok iyi oldugu durumlarda ise zaten Fenerbahce takim olarak cok iyi olmustur. Yani o maclarda Ugur Boral'in dahi yildizlastigini görebiliriz. Alex ile ilgili en önemli sorun onun mutlak hakimiyeti. Fenerbahce takimindaki tuhaf iktidari. Hicbir zaman yedek olmayisi. Takima ne verdiginin tartisilmayisi. Hemen yani basindaki rakip oyuncuya pres yapmaya üsenirken, kendisinin hicbir durumda insiyatifi eline alip takimi sürükleyemeyisi.

Oysai o isler icin kullanilmasi gereken oyuncu tipi de cok farklidir elbette. Top saklayabilen oyuncu olmasi lazim; Alex bunu yapamaz. Driplinkle rakip saha icerisine harmanlayabilmesi lazim; Alex'in geldiginden bu yana driplinklerle oyuncu gectigini gören var mi? Uzaktan cok iyi sutlar atabilmesi lazim; Alex'in rakip cok iyi kapaniyorken, ceza sahasi disindan sert sutlarina sahit olan var mi?

Pekii ne var Alex'de. Cok iyi golcü. Gol pozisyonlarina cok iyi sokulabiliyor. Forvetteki arkadaslarini, ani ve isabetli ara paslarla cok iyi besleyebiliyor. Duran toplari, "freekick"ler haric cok iyi kullanabiliyor. Kornerleri de. Özellikle cez sahasi icerisinde yumsak bilekleriyle ve zekasiyla cok tehlikeli olabiliyor. Ama dünkü gibi bir macta hicbir ise yarayamiyor cünkü, Fenerbahce ceza sahasi icini birakin cevresine sokulamiyordu.

Dün ve bu sezon anadoludaki maclarda da ayni sekilde, Fenerbahce rakip sahaya gitmekte, ceza sahasina sokulmakta hep sikinti yasiyor. Kapanan rakipleri delemiyor. Cünkü ileri hücum hatti buna müsait degil. Guiza, daha cok bos alan buldugunda rakip savunmanin arkasina yaptigi öldürücü kosularla etkili. Yani daha cok kontra atak oynayan, oynamak durumunda olan takimlar icin. Alex ise, Fenerbahce rakibin ceza sahasina, basin olsun yerlesik olsun farketmez, girdigi andan itibaren öldürücü bir silah. Ama takimi oraya sokabilecek yeteneklerden mahrum Fenerbahce. Bunun icin savunmadan oyuncularindan itibaren, oyuncularin topu hücum bölgesine tasiyabilecek yetenklerde olmasi lazim.

Oysaki Fenerbahce'de maalesef Edu ve Lugano bu vasiflara cok fazla sahip degiller. Sol ve sagbekleri takimin bu durumlar icin yeterliyse de önlibero mevkisindeki iki oyuncusunun vasatin dahi altindaki yetenekleri takimin en büyük sikintisi. Ugur Boral'in istikrarsizligi takimi bu vasiflara sahip tek oyuncusu Deivid'e mahkum ediyor maalesef. O ise sakatliktan yeni cikmis bir oyuncu olarak ancak bu kadarini yapabilir.

Esasinda Fenerbahce'nin derdi burasi iste. Alex'in takimda olmasi degil aslinda, iktidarin, liderligin, hakimiyetin onun eline verilmesinde. Halbuki o bir Hagi degil. Vasiflari nedeniyle olamaz da. Alex'in Fenerbahce'deki konumu bu yüzden tartisilmaya degerdir, hatta Alex üzerinden bu Fenerbahceli zihniyeti....

Dienstag, 9. Dezember 2008

Das neue Stadion...

Bu günlerde sadece Almanya'da degil, futbol ile yakindan ilgilenen herkesin dikkatini ceken bir futbol takimi dolasiyor cimlerin üzerinde: TSG Hoffenheim.
Dieter Hoop ve Ralf Rangnick'in basini cektigi bu "proje" kisa zamanda ulastigi nokta ile ayni zamanda gelismek isteyen pekcok 'azimli' kulüb icin de süphesiz iyi bir örnek. TSG Hoffenheim mucizesine, basindan bugüne nasil gelindigine detaylica deginen daha ayrintili bir girdi girmek borcumuz olsun, evvela takimin halen yapilmakta olan yeni stadyumundan bir kac manza resmi ile giris yapalim.



Alttaki iki resim ise, simülasyondan elde edilen, stadyumun bitmis halinin sanal görüntüsü:


Sonntag, 7. Dezember 2008

Kirmizi Kafa Konusuyor yine...


Bayern bildigim kadariyla dünya üzerinde en fazla fancluplerine sahip takimlardan birisi. Ama öteyandan, Almanya icerisinde Bavyeralilar disinda hic seveni yok. Tabii bunun icin bircok neden saymak mümkün.

Ama bizim bugün kendisinden bahsedecegimiz sahis da öyle tahmin ediyorm bu Bayern nefretinin önemli nedenlerinden birisi: Uli Hoeness.

Kendisi Bayern München'in menejeri. Bir diger ifadeyle futbol subesinin patronu. Transferleri o yapar, teknik adamlari o belirler, transfer bütcesini o ayarlar vs. Uzun yillar süregiden görevi boyunca oldukca basarili oldugu yadsinamaz. Onunla birlikte Bayern büyümüstür de büyümüstür. Hoeness sonuc odakli baktigimizda takdiri hak etse de, bu sonuca ulasirken kullandigi metod ve üslûpla nefret objesi olmayi yine ayni sekilde haketmektedir.

Hoeness Bundesliga icerisinde Bayern'in tartisilmaz hakimiyetine tehdit olusturabilecek bütün unsurlara karsi düsman davranislar icerisinde olmustur. Onun bu psikolojik savas icerisindeki saldirilarindan Bremen'in menejeri (su anda ismini hatirlamiyorum), Bayer Leverkusen ile cok iyi isler yapmakta olan Daum ve son olarak da Rangnick nasibini almistir.

Ilk saydigim iki kisi ile yasanmis olan polemiklere belki ilerde deginiriz ama bugün bu yazinin yazilma nedeni kendisinin Rangnick ile ilgili söyledikleri.

Bugün "Kult" oldugunu söylenen Doppelpass programina konuktu kendisi ve Rangnick ile ilgili su sözleri sarf etti: "Eger Hoffenheim'in gelisiminde canimi sikacak seyler varsa o da Rangnick'un ukâkaliklaridir". Kendisi laflarinin devamini ise söyle getirmistir:

"Kendisi simdiye kadar calistirdigi bütün takimlarda, ilk yilinda basarili olmus ama ertesi sene kovulmustur. Ayrica, yükseklerde havanin onun simdiki bulundugu yerden daha dar oldugunu anlayacaktir."

Görüldügü üzre Hoeness, takimi Bayern icin potansiyel tehdit olusturacak takimlara karsi her zamanki yaptigi gibi bu sefer de Hoffenheim'a savas acmis durumda. Daha dogrusu Rangnick üzerinden Hoffenheim'a vurma hesabinda. Bakalim bu sefer nereye kadar basarili olacak.
Konununyle ilgili su linkten daha detayli bilgilere ulasilabilir:

Samstag, 6. Dezember 2008

Theo Weeks


Bana kalirsa Turkcell Süper Ligi'nin bu sezonki yildiz adayi. Harikâ bir önlibero. Son derece güclü, ayni zamanda ayaklarina da cok hakim. Ve daha 18 yasinda.
Fenerbahce hic aramasin sagda solda önlibero. Elindeki Maldonado'dan on tane, Josico'dan da 5 tane eder bu Liberyali genc.

Sonntag, 30. November 2008

Hakan Sükür icin terapi salonu olarak Stadyum


TRT'deki Stadyum'u hepimiz izliyoruz. Bu kesin. Iki haftadir Stadyum'un yeni bir konugu var. Hakan Sükür.
Hakan Sükür, geldigi andan itibaren Stadyum programi maclari ve futbolu konusmaktan ziyade, Hakan Sükür'e karsi yapilan haksizliklari dillendirme stüdyosuna döndü, kendi agzindan.

Neden dolayi oraya cikartilmistir, hangi etkenler bundan rol oynamistir vs. Bilemiyorum. Ama bildigim bir sey bu adamla birlikte Stadyum basarisindan ve sevimliliginden bircok sey kaybediyor. Bu durum rayting rakamlarina da etki etmis durumda bildigim kadariyla.

Bu konu üzerine cok sey söyleyecegiz daha.

Alex'in yeri


Genelde ezberler ve kliseler üzerine ahkâm kesen spor medyasinda son olarak Alex'in yeri tartisma konusu oldu. Bunlara göre, Alex, Aragones tarafindan yanlis yerde oynatilmakta. Aragones Alex'i önliberoda oynaratak cok büyük bir hata yapiyor. Bu sekilde hem takim savunmasini zayiflatirken hem de Alex'in hücumdaki etkinliginden istifade edilemiyor.

Genelde anlamiyla bakildiginda mantikli bir yaklasim, ama is o kadar basit degil bana kalirsa. Fenerbahce'nin en büyük sikintilarinin basinda son yillarda bütünüyle Alex'e ipotek olmasidir. Alex sayesinde oynamaktadir takim adeta. Ama bu durum takimi fazlasiyla kisirlastirmaktadir zira Alex sahada olmazsa veya performans konusunda sikinti yasarsa Fenerbahce'de ayni oranda gerilemektedir. Bu oyun dizilisi ile ise, Alex'ten bagimsiz bir takim olma yolunda ilerlemekte Fenerbahce. Alex ise yeni yerinde verimli olmaya calismalidir. Hem takimin takim savunmasina katki saglamali hem de hücum gücüne destek olmalidir. Alex ise bu konuda su ana kadar basarisiz elbette. Itirazlarda burda dügümleniyor.
Ama biz burda "wunschkonzenrt" yapmiyoruz degil mi; yani Alex kulübün bir calisani olarak nereye konulursa orda verimli olma cabasi vermelidir, olamiyorsa da onun yerine daha iyi elbette bulunur. Bu yüzden Fenerbahce'nin gittigi yol dogru yoldur.