Dünkü karsilasmayi izlerken sürekli zihimde su cümleler dolasti: Bir de fikstür avantajindan bahsedilip duruyor. Bu zeminle esasinda fikstür avantaji denilen sey tam manasiyle bir dezavantaj teskil edecege benziyor. Keske takimin disarda oynamak zorunda kaldigi karsilasmalarin sayisi daha fazla olsaydi...
Bunlari düsünen sadece ben degilmisim. Ariel Ortega adli blogta da neredeyse birebir ayni seyler düsünülmüs. Arkhe yine benim bir önceki postta yazdiklarima cok paralel seyler söylemis. Ve nihayet Mehmet Demirkol kösesinde bir an evvel maclarin Olimpiyat Stadina alinmasi gerektigini yoksa ev sahibi avantajinin yitirilecegini iddia etmis.
Olimpiyat Stadina gidilmesini mantikli bulmuyorum. Ihtimal de vermiyorum. Ama hemen herkesin üzerinde anlastigi bir gercek var ki bu zeminin canimizi cok yakacagi...
Ya zeminle ilgili nasil olacaksa olacak ve bir an evvel iyilestirmenin yollari aranacak, ya da takim en azindan Saracoglu'ndaki karsilasmalarda farkli bir oyun plani gerceklestirmeye calisacak. Cok sevdigi ve kurmaya calistigi ayaga pas oyunundan bir süre feragat edecek. Ne de olsa, Daum bu isi Fenerbahce'ye su andan Rijkaard'tan daha yogun ve basarili yaptiriyorsa da hala Rijkaard oyunun güzelligini isteyenler icin bir tanri iken Daum bu isin katili...
Montag, 8. Februar 2010
Sonntag, 7. Februar 2010
Avantaji kullanamamak

Bu sezon kacinci defadir taraflar yani Galatasaray ve Fenerbahce birbirlerine bir adim öne gececek firsati sunuyor iken digeri bunu elinin tersiyle itiyor. Bir post altta Galatasaray'in beraberliginin ne derece önemli oldugunu söylemistim, ama maalesef Fenerbahce bu sansi degerlendiremedi...
Fenerbahce'nin bu tökezlemesinde diri ve mücadeleci rakibi Diyarbakirspor kadar maalesef kendi sahasi da rol oynadi... Fenerbahce ayaga oynadigi hizli paslarla sonuca gitmeye calisan bir takim. Bu karsilasmanin basinda da bunu denedi. Ama öyle bir sahasi var ki, bu tarz bir futbol oynamak hic de kolay olmamakta... Hele bir de karsinizda fizik düzeyi yüksek, iyi mücadele eden ve kapanan disiplinli bir takim varsa söz konusu olan zemin de bütünüyle rakib icin islerlik kazanmakta...
Her seye ragmen Özer sakatlanip cikana kadar fena gitmiyordu Fenerbahce. Belki pozisyon bulmakta sikinti yasamisti (sadece iki tane), ama en azindan topa hakim olabilmekte, her an gol gelebilir hissini vermekteydi. Yani sahada yerleri belli, sistemi belli, iskeleti belli bir ekip vardi ve bu ekip er ya da gec sonuca gidecekti. Fakat nedendir bilmiyorum Özer'in sakatlanmasiyla oyuna giren Guiza ile birlikte Fenerbahce'nin sistemli takimi yerini rus ruleti oynayan bir cilgina birakti. Takim tam ortadan ikiye yarilmis bir tarafta rakip ceza sahasi cevresinde yigilan forvet oyunculari diger tarafta ise Diyabakirspor'un her dönem topa hakim olabilen sprinter golcüleriyle mücadele etmek durumunda kalan savunmacilar...
Bu panige neden kapinildi ve neden böyle bir düzensizlige girildi ben anlayamadim. Halbuki geride yeteri kadar süre vardi ve Özer sakatlandiginda oyuna pek ala orta sahada görev yapacak bir isim alinarak ayni düzende devam edilmeye calisilabilirdi. O sayade Diyarbakirspor'un elde ettigi golü göremeyecegine emin olabilirdik...
Bu konudan cok anlamam ama zeminle ilgili de konusmak isterim. Umarim Lugano ve Özer'in sakatliklarinda bu zemin rol oynamamistir. Yoksa hakikaten cok yazik. Size avantaj saglamasi gereken sahaniz, sadece oyun planinizi bozmakla kalmiyor oyuncularinizin da sagligini ciddi manada tehliye atiyor demektir ki bunun adi skandaldir...
Hakem icin ise söylenebilecek tek söz var; rezalet... Evvela Fenerbahce geriye düstükten sonra bütün faullerde taktir hakkini Fenerbahcelilerden yana kullandi. Ama ayni isim, penaltiyi calamadi. Topuz'u oyundan atisi artik düsen seviyenin dip noktasi denilebilirdi ki, neden o kadar oldugu anlasilmayan uzatma süresi de olmasi gerekenden kisa kullanilarak daha da cukura inilebilecegini gösterdi...
Samstag, 6. Februar 2010
Fenerbahce icin büyük firsat

Kayseri deplasmani ligin en zorlu birkac deplasmanindan birisi... Burdan galibiyetle dönmek büyük meziyet, beraberlik ise son birkac sezondur büyükler icin vaka-i adiye...
Galatasaray'in basina gelen de buydu... Mücadele olarak Galatasaray'in fena bir mücadele ortaya koymadigi görülüyor. Ama o ligin basindaki istahlarindan ve pozisyon bulma kabiliyetlerinden cok seyi yitirdikleri asikar.
Üc takimin kafa kafaya yaristigi ve sezon sonuna kadar da öyle devam edecegi ligte birinin kaybettigi her puan bir digerinin büyük kazanci durumunda... Bu beraberlik bu yüzden her haliyle Fenerbahce icin büyük bir avantaj.
Galatasaray'a gelince...
Son üc haftadir Fenerbahce'nin aksine kötü bir performans koyuyorlar ortaya. Ortada belki cok fazla dramatize edecek bir durum yok ama diger taraftan bakildigi zaman beklentilerin bu derece yükseltildigi bir noktada kaybedilen her puan veya ortaya konulan her düsük performans cok büyük bir endiseyle izlenmekte...
Rijkaard'i tanri, Nesskens'i peygamber, Haldun'u deha olarak nitelerseniz ve atilan adimlara karsi en ufak bir kusku tasimayip, analitik yaklasimdan kacinirsaniz varacaginiz nokta da bu olur...
Bu takimin santraforu yokken neden Nonda gönderilir dememisseniz, bundan daha beter sonuclara müstâhaksiniz demektir....
Freitag, 5. Februar 2010
Özer sola

Fenerbahce'nin son haftalardaki yükselen performansi rakiplerinin canini siktigi gibi kendi icerisindeki "sinik", hicbir halti begenmeyen, bildikleri tek sey Aziz Yildirim elestirisi olan traftarlari da heyecanlandirmisa benziyor...
Lakin bu dönemde ortaya cikan Ugur Boral sakatligi gercekten cok büyük bir sansizlik. En basta da onun adina. Bu noktada takimin solunda eksiklik olacagi asikar. Ama ben yine gözünü transfere diken taraftarlarin aksine devre arasinda buraya bir takviye yapilmaliydi demekten ziyade, oraya kadro icerisinde cözümlerin bulunabilecegine inaniyorum. Vederson'dan yeterli performans alinamayabilecegini hissettigim icin de sol önde oynayacak ismin Özer Hurmaci oldugu kanaatindeyim...
Bakalim sizler ne diyorsunuz?
Dienstag, 2. Februar 2010
Demirkol'un durdugu yer!

Blogu yakindan takip edenler bilecektir ki, Deemirkol ile ilgili burda sürekli elestiriler yer alir. Nasil almasin? Kendisi gecenlerde, Aykut Kocaman'in istifadan döndügü haberlerinden sonra Spor Servisi'nde, "bence bizim bildigimiz tanidigimiz Aykut Kocaman zaten simdiye kadar coktan gitmeliydi" deyiverdi.
Haydaaaa... Nerden cikti simdi o? Ferudun her zamanki hablerinden birine imza atiyor, Kocaman ikinci defa istifadan döndü diye. Demirkol da Ferudun'u ve onun Fenerbahce ile ilgili problemlerini bilmezmis gibi olayin üzerine atlayip atesi körüklemeye calisiyor. Temellendirmesi de su: "Edu'ya yapilanlardan sonra Kocaman'in o kulüpte kalmamasi gerekirdi..."
Edu'ya ne yapildigini bilmiyoruz. Edu birsey anlatiyor, fakat buna mukabil yönetim de baska birsey söylüyor! Ve ben hala neden yönetime degil de Edu'ya inanmamiz gerektigine ikna olabilmis degilim. Bu noktada Demirkol, Mehmet CIftci'nin Edu ile yaptigi röportaja vurgu yapiyor ve utanmadan yönetimin bu röportaja cevap vermediginden bahsediyor. Halbuki yönetim yukarda da bahsettigim gibi Edu olayini ilk ciktigi dönemlerde yalanlamisti, sonrasindaki Ciftci röportajinda ise Ciftci'nin neden israrla böyle haberler yaptigini anlatmaya calisan bir aciklama yapmisti.
Demirkol'un bu noktada devreye giren refleksleri su sekilde gelisiyor. Daha önceki aciklamayi unut. Sonrasinra yapilan Ciftci röportajina hic elestirel ve süpheci yaklasma. Yönetimin bu adam zaten menejerlik yapiyordu ifadesini ise, böyle aciklama olmaz diye görmezden gel. Ve bu noktadan itibaren yillardir Fenerbahce'ye bir akil lazim, bir direktör bir CEO lazim diyen birisinin tam da öyle bir isim ve kurum yapilandirilmaya calisilirken o ismin simdiye kadar istifa etmesi gerektigini söylemesi ve bu yapiyi bozmaya calismasi cok ahlaki degildir. 100 seneyi askin bir süredir varolan bir kulübün geleneklerine hic uymayan bir yapinin oturtulmasi elbette o kadar kolay olmayacakti. Ve elbette bu yapilanma otururken cok krizler cikacak, cok sorunlar olusacak. Bu noktada bu sportif direktörlük kurumunu yillardir savunagelen birisinden beklenen ilk firsatta bu kisi istifa etmeliydi demesi mi, yoksa bu tür sikintilar olabilir, bu yol dogru bir yol, umarim Kocaman hemen yilip birakmaz ve bu yolda hem o hem de yönetim sabirla yollarina devam ederler demesi mi?
Dürüst ve namusuyla bu isi yapiyorsa elbette ikincisi. Ama kimse kusura bakmasin ben bu konuda ona gövenmiyorum artik. Bunu son zamanlardaki tüm cikislarindan ve aciklamalarindan anlayabilirsiniz. Bakiniz medyada bir de Ayhan Tumani cephesi olustu. Klan seklinde herkes ona yüklenmekte ve yine basta Vatan Gazetesi olmak üzere belirli spor servisleri araciligiyla onunla futbolcularinin arasinda sorun oldugu hissi yayilmaya calisilmakta. Bütün bu haberlerin üzerine, ikide bir Demirkol'un Ayhan Tumani'nin Türkcesiyle alay etmesi, onunla dalga gecmesi ve sürekli Daum'un ne dedigi tam olarak cevirilemiyor mizmizlanmalari tesadüf olamaz...
Sizi bilmem, benim icin Demirkol'un ne istedigi ve nerde durdugu cok acik. Benim icin bir Deniz Derinsu'dan, bir Mehmet Ciftci'den bir Kemal Belgin'den, bir Ferudun'dan veyahut bir Gürcan'dan farki yok onun... Yazarligini pek sevmem ama, bir Altan veya bir Ridvan olamayacaktir asla Demirkol...
Montag, 1. Februar 2010
Rotasyon önemli mi gercekten?

Daum'un takimin basina getirilisinden hosnut olmadigimi, daha dogru bir ifadeyle cok fazla heycanlanmadigimi daha evvel birkac kez yazdim saniyorum. Nedenleriyle birlikte. Yeniden girmeye gerek yok. Konumuzla alakali kismini alip yolumuza devam edelim:
"Daum rotasyona cok önem vermez ve elinden gelse tüm sezonu ayni 11 ile bitirmeye calisir." Kabaca bu idi argümanlarimdan birisi. Ben ise aksine rotasyonun futbolda cok önemli olduguna, sahadaki oyuncularin herhangi bir eksikliginde, onlarin yerine yedeklerin oynadiginda hicbir eksikligin hissedilmemesi icin o oyuncularin her an hazir olmasi gerektigine bunun icin de onlarin da sürekli belirli bir takim rotasyonlarla takimda yer bulmasi gerektine inanirim.
Lakin dünkü Sivasspor maci bana bu konuda acaba mi dedirtti itiraf etmeliyim. Daha evvel dogru düzgün süre almayan, Deniz, Ugur gibi oyuncular oynadiklarinda bir anda bu kadar basarili olabiliyorlarsa, onlar zaten rotasyona girmeseler dahi hep hazir durumdalar demektir... Bu da su demek oluyor, oyuncunun hazir olmasi icin illaki rotasyon gerekmiyor.
Belki de Daum, aynen bu sezon Babbel'in Stuttgart'ta yasadigini yasamak istemediginden, yani rotasyonun ayni zamanda takima da bir iskelet otutturmayi zorlastiracagini öngörerek bu yolu izledi. Yedekteki isimleri ise her an hazir tuttu. Özer aldigi her sürede hep begenildi. Slecuk'a ilk defa bu kadar az tepki geldi. Deniz ve Ugur'dan insanlar hayranlikla söz ediyor.
Saniyorum bu konudaki elestirilerimizi de Daum ile ilgili, gözden gecirmeliyiz artik yavas yavas...
Mittwoch, 27. Januar 2010
Fenerbahce'nin Vizyonsuzlugu!
Bloglar arasinda dolasirken dikkatimi ceken bir husus var. Fenerbahceli taraftarlar Galatasaray'in yaptigi transfer hamlelerinden dolayi ciddi manada kiskanclik ve huzursuzluk icindeler. Panige kapilmislar ve henüz transfer yapmadigi icin yönetimi, beceriksizlikle, is bilmezlikle ve vizyonsuzlukla sucluyorlar...
Transfer ne icin ve nasil yapilir? Bir noktada ihtiyaciniz vardir ve siz belli bir plan dogrultusunda uzun zamandir zaten izlemekte oldugunuz oyunculari o ihtiyaciniz oldugu noktaya monte etmek icin girisimlerde bulunursunuz... Ezeli rakibiniz havali transfer yapiyor diye, siz de yapmaya kalkarsaniz bunun adi vizyonlu olmak vs. degil, aptalliktir...
Kewell, Baros, Neill, Jo, Dos Santos, Keita, Rijkaard, Nesskens. Galatasaray'in son iki sezonda yaptigi "flash" transferler... Bu listeyi gören rakip takim taraftarlarinin öncelikle de zaten hicbir zaman hicbir seyi begenmeyen Fenerbahceli taraftarlarinin canini sikacagi asikar... Lakin önemli olan bir husus var: bu ikisi iki farkli takim. Tasidiklari dinamikler de o yüzden ayni degil. Ihtiyaclari ve eksikleri farkli. Fenerbahce'nin trasnfer politikasi ve vizyonsuzlugu elestirilecekse, bu Galatasaray'in yaptigi hamlelerden soyutlanarak yapilmali, onun gölgesinde veya etkisinde kalarak degil...
O haliyle düsündügümüzde belirli bir takim eksikliklerin oldugu asikar. Örnegin Daum gönderildiginde veyahut gittiginde yerine gelen Zico'nun belirli bir plan dahilinde degil, mecburiyetten, zaman darligindan ve transfere cok gec kalinmasindan dolayi takima getirildigini hatirliyoruz... Onun eline verilen kadro olusturulurken de menejerler araciligiyla yine cok ciddi bir plan ve perspektif cercevesinde olmayan Deivid, Edu gibi isimlerin transfer edildigini biliyoruz. Aragones döneminde de Guiza transferi basarisiz görünse de hamle itibariyle olumlu karsilanirken, takimda cok önemli bir bosluk olusturan Aurelio'nun alternatifinin son dakikaya kadar belirlenmedigi Josico hamlesiyle net bir sekilde gözler önüne serilmisti.
Bu sezon basinda ise, takima kazandirilaran Cristian ve Santos gibi isimlerin bazi taraftarlarca cok begenilse de beni tatmin etmedigini söylemek isterim. Fenerbahce'nin bu isimleri uzun zamandir izleyerek ve arastirarak mi transfer ettigini yoksa yine menejerler ve tavsiyeler dogrultusunda pazardan alir gibi -daha evvel cokca yaptigi- mi transfer ettigini henüz tam olarak bilmiyoruz...
Fakat buna mukabil bütün bu kaotik ve olumsuz tabloya ragmen, ligte lider, her iki kupada da yoluna son derece basarili bir sekilde devam eden bir takim var ortada... Yabanci transferler hususunda tatmin edilicilikten uzak kalsa da, yerli isimlerde oldukca basarili bir cizgi tutturdugunu yine söylemeliyiz yönetimin...
Örnegin iki sezon evvel getirilen Emre dolayisiyla yönetime nefret kustugumu cok iyi hatirliyorum. Lakin su anki manzara beni ciddi manada yaniltti. Topuz hamlesini de cok sinir bozucu bulmustum ama henüz tam resim cikmasa da ortaya, zaman bu konuda da beni haksiz cikartacak gibi. Gökhan Ünal ile ilgili de ayni hataya düsecegim seklinde bir his var icimde.
Velhasil söylemek istedigim; bir olduyu ele alip incelerken bunu bir bütün olarak degerlendirmeli ve bu yapinin ortaya koyduklarini dikkatlice okumaliyiz...
Yabanci transferlerde ne derece tatmin edicilikten uzaksa da bu yönetim (ki bu hususta PVH, Alex, Lugano, Luciano, Appiah, Aurelio gibi taraftarlarin sevgilisi olan yabanci isimleri transfer edenlerin de ayni yönetim oldugunu unutmadan) yerli isimlerde cok iyi hamleler yaptigini ve bütün olarak son alti sezonda 3 lig sampiyonluga 2 defa lig ikinciligine ve bir defa SL ceyrek finaline ulastigini görüyoruz. Bu sezon da yine sampiyonlugun en büyük favorisi ve demin de dedigim gibi her iki kupada da cok iyi gitmekte. Yani vizyonu, olaganüstü transfer hamleleri ve neredeyse tanri ilan edilecek olan teknik direktörüyle herkesin yere göge sigdiramadigi Galatasaray'in her anlamda önünde durmakta bu vizyonsuz ve becereksiz yönetimin takimi...
Kimsenin memnun kalmadigi, Kazim, Carlos ve Önder'in takimdan ayrilmasi nedense birden bire yine birer eksiklik ve zayiflama olarak okundu. 'Önder gitti onu begenmiyorduk ama simdi onun yerine adam almalisin' diyenlerin ayni zamanda 'iyi de kimi?' sorusuna verilecek cevabi olmali bence. Cünkü yabanci ismin belli bir siniri var, yerli oyuncu olarak da alabileceginiz oyuncular ve potansiyelleri belli. 'Su Kazim'a verilen süre biraz da Özer'e ve Topuz'a verilse' diyenlerin simdi o gittikten sonra illaki de transfer diye diretmeleri yaman bir celiski degil midir ey talip?
Fenerbahce, Önder affini da icine alarak söylüyorum, kadro sikintisi yasamamaktadir. Takimdan ayrilan Kazim ve Carlos'un gidislerini ise Topuz, Özer ve Ugur gibi oyuncularin daha fazla süre almasina, Santos'un da esas mevkisinde oynamasina yol acacak kutlu hadiseler olarak okuma taraftariyim... Enseyi karartmayalim ve rakiplerin yaldizli transferlerinin isiltisinda sarhos olmayalim...
Transfer ne icin ve nasil yapilir? Bir noktada ihtiyaciniz vardir ve siz belli bir plan dogrultusunda uzun zamandir zaten izlemekte oldugunuz oyunculari o ihtiyaciniz oldugu noktaya monte etmek icin girisimlerde bulunursunuz... Ezeli rakibiniz havali transfer yapiyor diye, siz de yapmaya kalkarsaniz bunun adi vizyonlu olmak vs. degil, aptalliktir...
Kewell, Baros, Neill, Jo, Dos Santos, Keita, Rijkaard, Nesskens. Galatasaray'in son iki sezonda yaptigi "flash" transferler... Bu listeyi gören rakip takim taraftarlarinin öncelikle de zaten hicbir zaman hicbir seyi begenmeyen Fenerbahceli taraftarlarinin canini sikacagi asikar... Lakin önemli olan bir husus var: bu ikisi iki farkli takim. Tasidiklari dinamikler de o yüzden ayni degil. Ihtiyaclari ve eksikleri farkli. Fenerbahce'nin trasnfer politikasi ve vizyonsuzlugu elestirilecekse, bu Galatasaray'in yaptigi hamlelerden soyutlanarak yapilmali, onun gölgesinde veya etkisinde kalarak degil...
O haliyle düsündügümüzde belirli bir takim eksikliklerin oldugu asikar. Örnegin Daum gönderildiginde veyahut gittiginde yerine gelen Zico'nun belirli bir plan dahilinde degil, mecburiyetten, zaman darligindan ve transfere cok gec kalinmasindan dolayi takima getirildigini hatirliyoruz... Onun eline verilen kadro olusturulurken de menejerler araciligiyla yine cok ciddi bir plan ve perspektif cercevesinde olmayan Deivid, Edu gibi isimlerin transfer edildigini biliyoruz. Aragones döneminde de Guiza transferi basarisiz görünse de hamle itibariyle olumlu karsilanirken, takimda cok önemli bir bosluk olusturan Aurelio'nun alternatifinin son dakikaya kadar belirlenmedigi Josico hamlesiyle net bir sekilde gözler önüne serilmisti.
Bu sezon basinda ise, takima kazandirilaran Cristian ve Santos gibi isimlerin bazi taraftarlarca cok begenilse de beni tatmin etmedigini söylemek isterim. Fenerbahce'nin bu isimleri uzun zamandir izleyerek ve arastirarak mi transfer ettigini yoksa yine menejerler ve tavsiyeler dogrultusunda pazardan alir gibi -daha evvel cokca yaptigi- mi transfer ettigini henüz tam olarak bilmiyoruz...
Fakat buna mukabil bütün bu kaotik ve olumsuz tabloya ragmen, ligte lider, her iki kupada da yoluna son derece basarili bir sekilde devam eden bir takim var ortada... Yabanci transferler hususunda tatmin edilicilikten uzak kalsa da, yerli isimlerde oldukca basarili bir cizgi tutturdugunu yine söylemeliyiz yönetimin...
Örnegin iki sezon evvel getirilen Emre dolayisiyla yönetime nefret kustugumu cok iyi hatirliyorum. Lakin su anki manzara beni ciddi manada yaniltti. Topuz hamlesini de cok sinir bozucu bulmustum ama henüz tam resim cikmasa da ortaya, zaman bu konuda da beni haksiz cikartacak gibi. Gökhan Ünal ile ilgili de ayni hataya düsecegim seklinde bir his var icimde.
Velhasil söylemek istedigim; bir olduyu ele alip incelerken bunu bir bütün olarak degerlendirmeli ve bu yapinin ortaya koyduklarini dikkatlice okumaliyiz...
Yabanci transferlerde ne derece tatmin edicilikten uzaksa da bu yönetim (ki bu hususta PVH, Alex, Lugano, Luciano, Appiah, Aurelio gibi taraftarlarin sevgilisi olan yabanci isimleri transfer edenlerin de ayni yönetim oldugunu unutmadan) yerli isimlerde cok iyi hamleler yaptigini ve bütün olarak son alti sezonda 3 lig sampiyonluga 2 defa lig ikinciligine ve bir defa SL ceyrek finaline ulastigini görüyoruz. Bu sezon da yine sampiyonlugun en büyük favorisi ve demin de dedigim gibi her iki kupada da cok iyi gitmekte. Yani vizyonu, olaganüstü transfer hamleleri ve neredeyse tanri ilan edilecek olan teknik direktörüyle herkesin yere göge sigdiramadigi Galatasaray'in her anlamda önünde durmakta bu vizyonsuz ve becereksiz yönetimin takimi...
Kimsenin memnun kalmadigi, Kazim, Carlos ve Önder'in takimdan ayrilmasi nedense birden bire yine birer eksiklik ve zayiflama olarak okundu. 'Önder gitti onu begenmiyorduk ama simdi onun yerine adam almalisin' diyenlerin ayni zamanda 'iyi de kimi?' sorusuna verilecek cevabi olmali bence. Cünkü yabanci ismin belli bir siniri var, yerli oyuncu olarak da alabileceginiz oyuncular ve potansiyelleri belli. 'Su Kazim'a verilen süre biraz da Özer'e ve Topuz'a verilse' diyenlerin simdi o gittikten sonra illaki de transfer diye diretmeleri yaman bir celiski degil midir ey talip?
Fenerbahce, Önder affini da icine alarak söylüyorum, kadro sikintisi yasamamaktadir. Takimdan ayrilan Kazim ve Carlos'un gidislerini ise Topuz, Özer ve Ugur gibi oyuncularin daha fazla süre almasina, Santos'un da esas mevkisinde oynamasina yol acacak kutlu hadiseler olarak okuma taraftariyim... Enseyi karartmayalim ve rakiplerin yaldizli transferlerinin isiltisinda sarhos olmayalim...
Abonnieren
Posts (Atom)
