Sonntag, 30. August 2009

Fenerbahce-Manisaspor: 2-1; Ilk puan kaybi cok yakinda, izlemeye devam edin


Sion maci ile ilgili yazdigim yaziyi su cümlelerle baglamistim:

"...ilk maglubiyetin hatta belki de sok edici bir hezimetin cok uzaklarda olmadigini söylemek mümkün."

Bugün sayet bu öngörü gerceklige dönüsmemisse bu öncelikle 10 kisi kaldiktan sonra birden bire hirslanan ve korkunc bir mücadele ortaya koyan oyuncularin, arkasindan da hakemin sayesindedir... Ama bahsi gecen tehlikenin hala ensemizde oldugu gercegini degistirmez bu durum...

Yani lafin özü Fenerbahce her an tökezleyebilir; bundan eminiz. Tabii ki her takim her an puan kaybedebilir. Bu degil bahsedilen husus. Fenerbahce'de bu durumun zil cala cala gelmesi, kendisini hissettirmesi, anlatmak istedigim.

Dedigim gibi; önce Diyarbakir, arkasindan Sion, bugün de Manisaspor karsisinda oldugu gibi Fenerbahce ilerleyen günlerde de bir sekilde sahadan galip almayi basarabilir; ama bu durum var olan sorunlarin onarilmadigi müddetce varligini ortadan kaldirmayacaktir. Pekii nedir o sorunlar?

Üc karsilasmanin da ortak bir özelligi var, daha dogru bir ifadeyle üc rakibin: Oldukca agresif ve sert bir presle Fenerbahce'ye top yaptirmamaya calistilar...

Ve Fenerbahce bu direnc karsisinda oldukca büyük zorluklar yasadi. Diyarbakirspor karsisinda rakibinin kondisyon yetersizliginden istifade ederken ikinci yari bu prangalardan kurtulabilmisti. Sion karsisinda ise mazeret hazirdi; kadro yari yariya yedekti ve oyuncular genel anlamda isteksiz ve hevessizdiler...

Manisaspor karsisinda Fenerbahce as takimla yer almasina karsin Sion karsisindaki zorluklari aynen yasadi. Cünkü Manisaspor hem cok agresif ve sertti hem de ikinci yariya solugu kesilen bir Diyarbakirspor düzeyinde degildi...

Fenerbahce neden acmakta zorlaniyor bu takimlari? Bunun cevabi basit aslinda. Böyle takimlari acmak icin; ya oyunu kanatlara yikacak ve cizgiye inerek rakibin dengesini bozduktan sonra, ceza sahasinda yerden ve havadan etkili olan golcünüzle sonuca gideceksiniz ya da pozisyon yaratamiyorsaniz dahi uzaktan sutlarla veyahut duran top organizasyonlariyla rakibi acmaya calisacaksiniz...

- Fenerbahce topu kanatlara yikamadi; cünkü Santos da Kazim da rakipleri tarafindan bir hayli yogun bir sertlikle durduruldular. Gökhan Gönül'ün olmayisi daha da etkisizlestirdi Fenerbahce'nin kanadini. Carlos'tansa benim zaten bir ümidim ve beklentim yok; sizi bilmem.

- Fenerbahce duran top organizasyonlarinda da artik eskisi kadar basarili degil, cünkü yüksek toplara kafa vurabilen, bir Nobresi bir Lucianosu vs. yok Daum'un. Önder'i zaten biliyoruz; Lugano'ya da kimse iyi kafa vuruyor demez umarim.

- Fenerbahce cepheden sut da cekmiyor. Takimin iyi sutörleri olmasina ragmen nedendir anlamiyorum, nerdeyse paslasarak rakip kaleye kadar girecekler. Bu sadece bu macta degil, geride kalan bütün karsilasmalarda rastladigimiz bir olay.

Fenerbahce ile ilgili dikkatimi ceken bir baska husus da, takimin takim halinde hücumda veyahut savunmada yeterli düzeyde cogalamamasi.

Kazim ani bir kontra ataga cikiyor sagdan ve ileride birbirinden bir hayli uzakta duran Guiza ve Alex'ten baska kimse yok hücumda. Manisaspor ise en az 6 kisiyle kapanmis geride. Veyahut takim set hücumundayken top kaptirilmis ve bir anda Manisaspor kontra ataga cikiyor ve Fenerbahce'de en az 5 oyuncu ilerde kalakaliyor; geriye dönemiyor... Korkarim; Fenerbahce Daum'in gecen seferki Fenerbahce macerasinin ilk senesindeki gibi ortasahasiz 5 ileride 5 geride iki ayri takim halinde oynayacak...

Bunlar Fenerbahce'nin onarilmasi gereken takim arizalari. Bir de tabii oyuncu bazindan bireysel eksikleri var.

Önder; ona cok destek ciktim. Cikmamin nedeni cok iyi bir oyuncu olduguna inanmam degildi. Sadece Lugano ve Edu gibi siradan savunma oyuncularini dahi bu kadar yücelten Fenerbahce taraftarinin bu adama bu kadar yüklenmesinin haksizlik oldugunu düsünüyordum. Hala da öyle düsünüyorum o ayri; ama Allah askina o calimlar yenmez ki kardesim.

Emre; Fenerbahce icin su anda en önemli oyuncu, Gökhan ile birlikte... Ne Alex, ne de digerleri Emre kadar fark yaratabiliyor takimda. Ama bu kadar cirkef ve sevimsiz olunmaz ki yahu. Gecen hafta Diyarbakir karsisinda daha ilk yarida oyundan atilmasi gerekiyordu hakemin yüregi yetmedi, bu hafta ise kacinilmaz oldu. Emre'nin kisilik bozuklugu var. Bunda süphe yok. Fenerbahce'nin ona psikiatr bulmasi lazim.

Cristian; daha evvel de söyledim. Josico, Maldonado, Selcuk gibi adamlara alismis Fenerbahcelilerin gözüne isil isil geliyor olabilir. Bir de elbette pasaportunda Brezilya yazili olmasi cok önemli. Öyle tuhaf bir Fenerbahceli toplulugu var. Su Cristian bir kuzeyli olsaydi coktan yerin dibine sokmuslardi. Fenerbahce'nin bu seviyede bir oyuncu ihtiyaci yoktu. Bunun daha iyisi Aurelio bile bence yeterli degildi ki, onun da gerisinde bir Cristian'i begenmem mümkün degil. Hele hele böyle vasat bir isme 7 milyon verilmis olmasi benim canimi acitiyor.

Konuyu toparlarsak; kayipsiz ilerleyen ama yiginla eksiligi ile tatmin edilicilikten uzak bir Fenerbahce izledigimizi söyleyebiliriz. Bu dönemlerin kayipsiz gecilmesi önemli kuskusuz, son dakikalarda mac kopartmak ve reaksiyon gösterebilmek de arti hususlar Fenerbahce adina, ama bunlar asla yeterli degil.

Bayern'de yeni transfer olmayacak

Ben degil, Bayern'in menejeri Hoeness söylüyor bunu. Bu sezon hic olmadigi kadar cok para yatirmislardi zaten; yeni gelecek transferler de ekstra yük olurdu artik....

35 milyon eruo, Gomez...
25 milyon euro, Robben...
14 milyon euro, Timo...
7,5 milyon euro, Pranjic...
2,5 milyon euro, Braafheid...

Yaklasik 90 milyon euro... Bayern bile olsa bu takim harcayanin belini bir hayli bükecek miktarlar bunlar. Rafinha söylentileri de böylelikle kapanmis oldu. Hatta bana kalirsa Bayern lige üc macta 2 puan degil de 6-7 puan ile baslasaydi Robben transferi dahi gerceklesmezdi...

Gecen hafta harlanmaya calisilan ates simdi sönmüse benziyor. Ribery yeniden problem yaratmaya baslarsa, siklikla sakatlandigi söylenen Robben sakatliklar yasarsa ve bu sayede bu iki isimden beklenenler elde edilemezse, takimin sistemi yeniden aksamaya baslarsa, yangin yeniden cikartilacaktir Säbener'da...

Aksi durumda ise paranin gücü yeniden konusmus olacak.

Samstag, 29. August 2009

FC Bayern - Wolfsburg: 3-0


Bayern'de sistemin degiseceginin isaretini gecen hafta Mainz'de vermisti Van Gaal. Ilk önce 4-2-3-1 ile cikmislardi sahaya ve ikinci yariya 4-3-3 e dönmüslerdi. Gecen hafta ikinci yaridaki basarili denilebilecek oyun ayni zamanda 4-3-3'ün de Bayern'in üzerine kusanacagi yeni elbisesi olmasini sagladi.

Wolfsburg karsisinda benim favorim Bayern'di ama ne olur ne olmaz demekten de kendimi alikoyamiyordum. Öyle ya; gecen haftaki Mainz macinda da Bayern favoriydi...

Sahaya, dedigim gibi, 4-3-3 ile cikti Bayern. Pranjic'in son birkac haftadir solbeke cekilmesi sene basina göre bir yenilik. Braafheid'tan memnun kalmayan sadece bizler degiliz demek ki. Ortasaha üclüsü, Schweinsteiger, Timo ve Hamit'ten olusmustu... Ileri üclü ise, geldiginden beri forma giydigi her karsilasmada basarili olmus Olic, bu sezonun süprizi ve Van Gaal'in prensi Müller ve Gomez...

Buna karsilik Wolfsburg klasik sistemi ve oyuncuriyla cikmisti sahaya... Oyunun ilk yarida hakimi Bayern'di... Hak ettigi bir sonucla da devreye girdi...

Wolfsburg sezonun ilk karsilasmasindaki tatmin edici Stuttgart performansi disinda vasatin üzerine cikabilen bir oyun koyamiyorlardi ortaya zaten; bugünkü sonucla siradan bir takim olduklarini ve bu sezon yukarda gezinmelerinin cok mümkün olamayacagini gösterdiler...

Besiktas kendi ic sorunlarini halledebilirse, CSKA ve Wolfsburg gibi tam disine göre iki takimla karsilasacak...

Bayern ikinci yariya Robben degisikligi ile basladi. Zaten ilk onbirde bekleniyordu. Van Gaal yedek soyundurmayi tercih etti. Robben ve arkasindan da Ribery'nin girmesiyle saniyorum takim daha da net sekillendi...

Öyle tahmin ediyorum Van Gaal baklava dilimi denilen dizilisten vazgecip 4-3-3 de israr edecek. Bu dizilisin ilerdeki isimleri ise solda Ribery, sagda Robben, ortada Gomez seklinde olacak.

Oldukca etkileyici bir hücum hatti. Olic, Klose, Toni ve Müller gibi yiginla hücumcu da yedekte bekleyecek... Oldukca zengin ama sanki biraz da gereksiz bir siskinlik olusacak.

Sonuc itibariyla Bayern kendisiyle dalgaya gecmeye hazirlananlara hala buralarda oldugunun mesajini vermis oldu. Daha ilk günden beri Bayern icin kriz havasi estirmeye calisan Tageszeitung ve Bild gibi pacavra bulvar gazeteleri de avuclarini yalasinlar bir süre...

Freitag, 28. August 2009

Fenerbahce-FC Sion: 2-2


Daum'u 13-14 oyuncu ile oynar sürekli diye elestiririm ama bugünkü Sion rezaletini gördükten sonra bu konuda kendisine yönelik yaptigim elestirileri gözden gecirecegim; bu kesin.

Oyunun teknik detaylari üzerine gitmenin cok manasi olmadigini düsünüyorum; cünkü Fenerbahce'de sistem ve anlayis ayniydi, isimleri degismis oyuncular disinda. Sahaya sürülen oyuncularin, yerlerine girdiklerinden kalite olarak cok geri kalmalari bu muazzam farki ortaya cikartti.

Hak edilmemis bir penaltiyla kotarilmis bir beraberlikten bahsediyoruz su anda. Büyük bir skandali ve hezimeti de konusuyor olabilirdik; saka yok.

Bu sezonun en büyük transferi ne Santos, ne Cristian ne de digerleri. Bu sezonun en büyük transferi, klise tabirle bu sezon eski formunu yakalamak üzere olan, Emre... Tartismasiz bir sekilde su anda Fenerbahce'de farki yaratan ve takimin kalitesini birkac gömlek yukariya cikartan isim Emre...

Bugünkü karsilasmanin tüm ciplakligiyla ortaya koydugu gibi, Emre'nin olmayisi takimi bir degil, bircok noktada olumsuz yönde etkiliyor: cünkü Emre olmadiginda onun yerine forma giyen Selcuk, Cristian'in yerine geciyor, Cristian da Emre'nin pozisyonuna kayiyor.

Bu zincirleme degisim de pesi sira iki noktanin da normalinin gerisinde performans saglamasina yol aciyor; ne Selcuk, esasinda o bölgenin sahibi olan Cristian'in yerini tutabiliyor cünkü onun kadar basarili paslar atip takimin oyunu acmasinda yardimci olamiyor, ne de Cristian, Emre'nin olmasi gerektigi yerde oynadiginda Emre kadar takimin oyununu ileriye tasiyip, diriplingleriyle rakip savunmanin dengesini bozabiliyor.

Daum'un Emre'nin olmayacak olmasi hali icin baska planlari devreye sokmasi lazim bence. Bu isim Topuz mu olur, Özer mi; bilmem, ama Cristian'in Emre'nin pozisyonunda oynayacak kalibrede ve kalitede olmadigi cok acik.

Bunlarin disinda Semih'in hala cok formsuz oldugunu; Kazim'in istikrarsizliginin devam ettigini; Gökhan'in kendi ortalamasinin altinda kaldigini; Ugur Boral'in 18'de bile olmasinin ayip oldugunu; savunmada müsbet yönde bir gelismenin maalesef henüz kat edilemedigini geride kalan macin isiginda söylebiliriz kisa kisa...

Sonuc itibariyle toparlarsak; Fenerbahce'nin sezonun ilk maglubiyetiyle burun buruna geldigini hatta belki de olasi bir saf disi kalma durumundan haksiz bir penaltiyla kurtuldugunu; takimin yol almasi gereken daha cok mesafenin oldugunu ve ilk maglubiyetin hatta belki de sok edici bir hezimetin cok uzaklarda olmadigini söylemek mümkün.

Arjen Robben Bayern'de...


Bu haberi nasil karsilayacagimi bilemedim. Hoeness'in ifadesine bakilirsa Robben cok büyük olasilikla Bayern ile anlasmis durumda. Halledilmesi gereken kücük bir takim pürüzler kaldigini söylüyor.

Bonservisi 25 milyon €. Bayern'e ekstra bir güc katacagi kesin. Ama bu takimin esas derdi 10 numara pozisyonu degil miydi; Robben bilingi üzere kanatlardan etkili olan bir isim. Sag taraftan delip gelecek, söylenenlere bakilirsa. Hamit'e kulübenin yolu gözüktü saniyorum. Ribery de 10 numara pozisyonu icin "bir deneyelim bakalim" demis; denesinler bakalim sonuc ne olacak.

Mittwoch, 26. August 2009

Ümit Özat'a göre Tuncay Köln'ü istiyor

Basliktaki iddiada bulunmus Özat, Köln gazetesi Express'e... Lakin bu transferin Köln'ün ekonomik sartlari geregi gerceklesmesi olanaksiz. Fenerbahce'ye gelir mi; onu da baska posta saklayalim.

Montag, 24. August 2009

Arbeitssieg; Diyarbakirspor-Fenerbahce: 1-3


Almancada güzel bir futbol terimi var: Arbeitssieg. Bugünkü Fenerbahce galibiyetini tanimlamak icin "cuk" oturan bir tabir. Bir takimin kazanmasi gereken bir karsilasmayi, zorlanarak da olsa, kötü oynayarak hatta dökülerek de olsa bir sekilde kazanmasi neticesinde elde edilen galibiyetler icin söylenir.

Diyarbakirspor karsilasmasinin kolay gecmeyecegini tahmin edebiliyorduk. Böyle kolay gözüken karsilasmalar, hele bir de deplasman mücadelesi ise sizin icin bir kâbusa dönüsebiliyorlar... Bunun en taze örnegini Mainz'de gördük, Bundesliga'da.

Dedigim gibi mac baslamadan önce karsilasmanin zor gececegini ama yine de Fenerbahce'nin kazanacagini düsünmekteydim. Gelgelelim, karsilasmanin ilk yarisin ilk 20 dakikasindaki görüntüyü görünce sezonun ilk puanini Diyarbakir'in cimlerinde biracakacagimizi düsünmeye baslamistim.

Cünkü sahada bir hayli "zehirli" bir mücadele vardi, yani oyuncular cok gergin, tribündekiler öfkeli, ikili mücadeleler cok sertti; ayni zamanda Fenerbahce henüz daha sahaya yerlesememis, oyununu kuramamis ve savunmasindaki hatalar dizisinin bir sonucu olarak 1-0 da geriye düsmüstü.

Yani puan kaybetmek icin hersey müsaitti. Ama Daum'un ögrencileri 2005-2006 sezonunda yasadiklari akil kacirtici deplasman kayiplarini tekrarlamaya niyetli degil bu sezon. Ilk yari bitmeden atilan muazzam gol, Fenerbahce'ye maci getireceginin habercisi olmustu saniyorum. Fenerbahce o dakikaya kadar topu sahaya yaymakta, mesur ayaga bas oyununu oynamakta zorlaniyordu ama o dakikada muazzam bir kombinasyon ve pes pese yapilan 7-8 pasla gole ulasti.

Iste Fenerbahce'nin bundan sonraki cikmasi gereken mertebe, böyle sert ve sizi agresif presle yildirmaya calisan takimlar karsisinda bu olaganüstü pas dolasimini daha siklikla yapabilecek hale gelmek. Fenerbahce'de böyle rakipler karsisinda bu isleri koca 45 dakikada ancak bir defa filan yapiliyor su dönemde. Bkz. Sion karsilasmasinin ilk yarisi. Bkz. Diyarbakirspor karsilasmasinin ilk yarisi.

Ilk yariyi 1-1 ile bitirmek yetti Fenerbahce'ye... 1-0 geride girseler ve ikinci yarinin hemen basinda da gol bulamamis olasalar isleri cok zor olurdu ama öyle olmadi; hem devreye 1-1 girdiler hem de ikinci yarinin basinda(55. dk.) Kazim ve Emre üretimi muhtesem bir gol daha attilar. Hem ilk golde hem de ikinci goldeki büyük payi ile Emre'nin Fenerbahce icindeki rolü ve önemi gittikce artiyor. Hayranlikla izliyoruz.

Karsilasma 1-2 olduktan sonra iki takim da oyun disiplininden koptu. 1-3 olduktan sonra da sahada futbolun estetiginden uzak sacma sapan bir rus ruleti vardi. Iki takimin da ortasahasi yok olmus; topu alan rakip kaleye inmekteydi... Bu sürede Fenerbahce'nin bir gol daha cikartabilmesi lazimdi; beceremediler...

Fenerbahce'de, Gökhan, Emre, Kazim sahanin en iyisi ve alinan galibiyetin en büyük mimarlariydilar... Semih, Guiza, Cristian ve Santos vasatin üzerine cikamazken; Lugano, Bilica ve Carlos tam manasiyla döküldüler...

Lugano'nun karsilasma icinde yaptigi hatalari, Fenerbahce'nin yedigi goldeki payini, Bilica'nin uygulamaya calistigi bazi ofsayt pozisyonlarini yer tutuslarindaki yanlislik nedeniyle bozmasini bilmiyorum izledi mi, Önder'in mac icerisinde yaptigi hatalari cimbizla cikartip cikartip yazanlar. Lugano'nun ayni zamanda hakeme yönelik yaptigi bir isaret var ki hakem sirti dönük olmasa kirmizilik. O dakikada saniyorum karsilasma hala 1-1 ve Lugano atilmis olsa 10 kisi ile Fenerbahce maci kazanabilir mi; belli degil... Ama iste bu Güney Amerikalilarin ayricaligi oluyor sürekli bu camiada... Böyle bir adam bastaci edilebiliyor.

Bilica da Lugano gibi günün en kötülerindendi, hatta ondan da kötüydü. Carlos zaten Fenerbahce'nin her zaman icin en zayif halkasi ama Fenerbahce'nin isimlere cok önem veren hocasi elbette onunla oynamaya her zaman devam edecek. Ocak ayinda gitmesi beklenen bir isimle oynayip durmak yerine onun yerine kim devam edecekse ona simdiden yatirim yapilsa fena olmaz herhalde...

Sonuc itibariyle Fenerbahce zaman zaman cok karanlik ama ayni zamanda kimi bazi yönleriyle ümitli olmamizi saglayan oyunuyla kazasiz bir sekilde yoluna devam ediyor.

Galatasaray ve vaat ettikleri

Galatasaray; her seyden evvel bol gol vaat ediyor, izleyenlere, taraftarlarina... Ayni zamanda sürekli hücum eden ve gol arayan bir takim vaat ediyor. Rakibin kim olduguna bakmaksizin doksan dakika boyunca gol kovalayan.

Blog dünyasindan ögrendigim bir sey var ki, Galatasaraylilar takimlarina cok güven duyan, patalojik düzeyde iyimser bir taraftar toplulugu.

Gökhan Zan faciasini bile muhtesem bir transfer olarak selamlamislardi. O bakimdan, Elano, Baros, Keita, Arda gibi oyunculardan kurulu hücum hattina sahip bir kadronun ve herseyden evvel bunlarin basinda Rijkaard gibi bir calistiricinin bulunmasinin bu taraftarlarda yarattigi eforiyi tahmin etmek hic de zor degil. Taraftarlarin tasidigi bu heycani ve arzuyu futbol takimi da kendi icinde tasimakta...

Mactan sonra oyuncularin tek tek Rijkaard ile kucaklasmasi, Rijkaard'in burdaki isine dört elle sarilip her seyi en azindan simdiye kadar dört dörtlük yapmasi, bu durumun ispati aslinda...

Galatasaray henüz kendisini zorlayacak bir rakiple karsilasmadi. Kazandigi karsilasmalarda aslinda bir hayli tuhaf isler de oldu. Gaziantep'in savunmasi berbatti. Denizli ise devreye penalti yaparak 1-1 girmese belki baska isler acardi basina. Kayserispor karsisinda da, atilan ilk 2 gol, "höh" artik dedirten cinslerdendi... Yani aslinda Galatasaray farka hep rakiplerinin gardi düstükten sonra gitmesini basardi. Rakiplerin o gardinin düsmesinde de yapilan cok acayip hatalarin, kendi kalesine atilan gollerin rolü cok büyük. Galatasaray da bütün mac boyunca golü düsününce farklar kacinilmaz oluyor...

Ama diyelim orta sahada iyi pas yapan, geride cok iyi alan daraltip hiz kontra ataga cikabilen ve yan toplarda saglam durabilen bir takim karsisinda ne yapabilir Galatasaray bilmiyoruz; cünkü böyle bir takimla henüz karsilasmadilar...

Benim sampiyonluk adayim Fenerbahce; cünkü Fenerbahceliyim. Ama objektif kriterlerle en azindan su anda ortaya cikan görüntüye bakarsak, Galatasaray'in sampiyonluga en yakin takim oldugunu görürüz. Cünkü, yönetim, taraftar ve takim arasinda muazzam bir güven ve sevgi bagi var. Inanmislik denilen olgu bu olsa gerek. Fenerbahce taraftari öyle degil örnegin; yapilan transferleri selamlarken her firsatta Aziz Yildirim'a lanet okuyan insanlarin cogunlukta oldugu bir taraftar toplulugundan bahsediyoruz. Kendi takimlarindaki oyunculardan, mesela Önder'den, Selcuk'tan nefret eden ve oynanacak olan bir karsilasma öncesinde keske Fenerbahce bu macta col gol yese de Önder'i gönderseler surdan diyebilen kötücül insanlari okuyabiliyouz Fenerbahceli bloglar arasinda.

Fenerbahce'de birkac maclik puan kaybiyla Galatasaray'da yasanacak olan birkac maclik pespesine puan kaybinin yaratacagi olumsuz hava aynisi degil; onu anlatmaya calisiyorum.

Somut örnek vereyim: Galatasaray sampiyonlugu kacirmak üzere olursa taraftarlarin cogu, bu futbolun adaleti yok, bu takima sampiyonluk yarisirdi, diyecekler.

Fenerbahceliler ise, savunma göbegini zayif kurdugu icin-bence olabilecek sartlar icinde en iyisini kurdular ama ben genelin düsüncesinden bahsediyorum- yönetimi suclayacaklardir...

Iste bu ruh halinin farkligi da biraz önplana cikartiyor Galatasaray'i...

Sonntag, 23. August 2009

Tolunay Kafkas ve Sueleymanou Hamidou


Kayerispor yöneticilerini tebrik etmek lazim. Istikrara, Türkiye Ligi'nde esine cok rastlamadigimiza bir seye önem veriyorlar. Tolunay Kafkas ile üc yildir devam ediyor olmalarindan söz ediyorum.

Ama her güzel seyin de bir sonu gelmelidir artik. Bir teknik adamla iki yil üstüste calismak yeterlidir aslinda onun takima neler katip katamayacagini ölcebilmek icin. Tolunay Kafkas'in da, biraz da Ertugrul Saglam'in mirasinin sayesinde, elde ettigi ilk sezonundaki basarilarin üzerine takimina hicbir sey katamadigini görmekteyiz...

Bunu anlamanin yolu Kayserispor'un olanaklari, yaptigi yatirimlari ve bunun karsiliginda bulunduklari yere bakmaktan gecer. Bir Sivasspor cikisi beklemek sürekli belki mantikli olmayabilir. Ama özellikle de büyüklerin döküldügü gecen sezonda dahi ilk 5'e girememis olmasi aslindan kücük capli bir skandali ifade etmektedir...

Ingiltere'den transfer yapabilecek kadar genis vizyonun, olaganüstü bir stadyumu futbolumuzun hizmetimize sokabilen aklin daha iyilerine layik oldugunu düsünmekteyim.

Kayserispor denilince aklima bir de benzersiz yetenekteki kalecileri geliyor. Dedigim gibi bu derece iyi transferleri yapabilen- ama teknik adamlari sayesinde biraz da bunlarin hicbirinden verim alamayan- futbol aklinin bu kaleciye nasil tahammül edebildigini anlayamiyorum. Izledigim her macinda banko iki "sapsalligi" var Hamidou'nun... Öyle pozisyonlarda öyle goller yiyor ki, bütün takimin direncini bir anda kiracak cinsten. Hani ben maci izlerken artik o hatalar üzerine maci izlemeyi birakip evin yolunu tutuyorum ki takimin geri kalan futbolcularinin, "kardesim biz neden yirtiyoruz ki kendimi, bu adam bu golleri yedikten sonra" dememesi mümkün degil...

Bugünkü Galatasaray-Kayserispor karsilasmasini izlerken düsündüm bütün bunlari. Ligimizin kalitesi artacaksa, bu büyüklerin, Galatasaray, Fenerbahce, Besiktas'in. kadrolarini milyonlarca euroluk yabanci transferle sisirmesiyle degil; Kayserispor, Bursaspor, Trabzonspor, Gaziantepspor gibi takimlarin güclenmesi, bu gücleriyle büyükleri zorlamasi ve onlarin marazlarini tüm ciplakligiyla ortaya cikartabilmesi ile mümkündür ancak.

Iste bu aksamki karsilasmada gördük kü, Galatasaray'a 4 golle boyun egen Kayserispor, yaptigi onca yatirima ve eldeki onca potansiyeline ragmen bunu yapmaktan cok uzak. Maalesef. O halde Kafkas'a yol görülmeli artik...

Bundesliga'da 3. Hafta; kisa kisa...


Cumartesi günü karsilasmalarindan gözüm daha cok Mainz-Bayern mücadelesindeydi... Biraz da iste Dortmund-Stuttgart; Köln-Frankfurt karsilasmalarina göz attim...

Sirayla gidelim:

Mainz-Bayern: Tahmin ediyorum Bayern, Mainz macina cikarken, bu karsilasmayi cepte görmekteydi. Yalan yok; bizler de öyle... Karsilasmanin düdügü calindiginda Mainz'i ne kadar hafife aldigini Bayern'in net bir sekilde görmekteydik. Kafalarda o kadar az hazirlanilmis ki maca; bütün ikili mücadeleleri kazanan, her kritik pozisyonda ilk müdahalede bulunan, topu sahaya sakin ve agir basli bir sekilde yayan Mainzlilerdi... Ayrica Van Gaal'in kendi transfer ettigi oyuncularla kurdugu sol kanat tam bir faciaydi. Braafheid ve Pranjic, daha önce de söylemistim, bu kalibrede bir takim icin cok hafif kaliyorlar. Özellikle de Braafheid, ilk onbire dahi giremeyecek bir isim.

Van Gaal'in karsilasmaya yeni bir sistemle; 4-2-3-1 ile cikmisti... Mainz'i ne kadar hafif aldiklari burdan da belliydi. Simdiye kadar, yani Van Gaal geldiginden bu yana, Bayern hep 4-1-2-1-2 oynadi... Hazirliklik maclarinda da ligin ilk iki haftasinda da... Hicbir mac pratigi olmayan yeni dizilisin faturasi da agir oldu haliyle. Iki farkli geriye düsünce bir baska anlasilmayan is daha yapti hoca; Hamit ve Pranjic'i cikartarak, 4-3-3 hatta 4-2-1-3 gibi tuhaf bir dizilisle yayildi sahaya ikinci yari. Daha agresif ve karsilasmayi kazanmayi arzuyalan bir Bayern vardi sahada, ama ilk yarida yaptiklari hatalarin geri dönüsü olmadi. Rakip kaleye yolladiklari 17 suttan sadece bir tanesi gol oldu...

Bayern'de sular birazcik isinmaya basladi. Son 40 yilinin en kötü lig baslangicini yaptilar. Haftaya da lig sampiyonunu agirliyorlar evlerinde. Isleri yine kolay olmayacak. Ribery huzursuzluk yaratmaya devam ediyor. Schweinsteiger da Van Gaal'in 10 numara pozisyonunda oynamak istemiyor. Diger denediklerinden de memnun kalamadi hoca. Simdi merak edilen gelisme; Van Gaal'in sistemi nasil devam ettirecegi. Ikinci merak edilen husus ise, Ribery macerasinin nasil sonlanacagi. Van Gaal ve Bayern'i zor günler bekliyor; hem de oldukca zor...

Dortmund-Suttgart: Babbel, calistigi teknik adamlardan en cok Hitzfeld'den etkilenmis, belli. Kötü de yapmamis, Hitzfeld, benim gördügüm en iyi teknik direktör. En iyi. O derece iddialiyim. Bu etkilenmenin sonucunda aynen onun gibi sürekli rotasyona tabii tutuyor takimini. Lakin Hitzfeld'in takimlari genelde homojen dagilmis kadro kalitesini ihtiva ediyordu. Babbel ise, Pogrebynak'i Schiebar ile rotasyona tabii tutmak durumunda. Muazzam bir kalite farki var arada. Ve tecrübe. Bu da belki Schiebar gibi genc oyuncularin gelismesine cok büyük katki sagliyor ama, diger taraftan puan kayiplarina yol acabiliyor.

Köln-Franfurt: Köln bildigimiz gibi. Beter olsunlar demek geliyor icimden. Yapilan bu derece büyük aptalliklarin faturasi ödenmeliydi; ödeniyor. Tek özelligi güclü sol ayagiyla toplara abanmak olan Podolski'yi mesih ilan eden taraftarlara ancak böylesi müstehâk. Daha önceki yazdigim Köln yazilarinda da söylemistim: Köln'ün belirli bir hücum plani yok. Top rakip sahaya gecince neler yapilacak, kimler topla bulusacak, kimler nereye kacacak, top kimlerle bulusturulacak; yani hücum olarak nasil varyasyonlara girisilecek belli degil. Bütün karsilasma boyunca topa hakim olan taraf Köln'dü ama özetler izlenince daha iyi anlasilacaktir; kaleye cekilen tek bir sut yok, tehlikeli olacak. Bu derece ham bir takim. Geride kalan üc haftada sadece 1 puan alabildiler ve ligin dibine demir atmis durumdalar. Önümüzdeki haftalarda ise sirasiyla, Hamburg, Schalke, Stuttgart ve Leverkusen ile oynayacaklar. Bu seriden 1 puan bile alabileceklerine inanmiyorum. Nürnberg ve Freiburg ile birlikte bu sezonun en güclü düsme adayi bence artik iddia edilebilir, Köln.

Pazar günü ise üc karsilasma vardi ama ben sadece Wolfsburg-Hamburg karsilasmasini izlemeye calistim.

Hamburg icin, daha dogrusu hocasi icin cok olumsuz seyler yazdim burda. Ama son iki haftada aldiklari sonuclarla beni utandirmaktalar... Onlar böyle oynasinlar da ben utanayim, hatta rezil olayim; sorun degil. Yeni transferler de yavas yavas takima katki yapmaya basladilar. Ilk macinda Rozehnal cok saglam gözükmedi ama, Elia korkunc derecede faydali ve yerinde bir transfer. Ze Roberto'yu birakmakla da ne kadar büyük bir aptallik yaptigini görecek Bayern. Hoeness'in bir de ne kadar iyi bir menejer oldugunu söylerler. Simdi yeri degil, ben onun böyle tonlar yanlis transfer hamlesinden bahsedebilirim, son 6 sezon icinde gerceklestirdigi.

Wolfsburg beni sasirtiyor. Veh, Magath'in taktiginde oynayan bir isim esasinda. Onun yerine Veh'in getirilmesi o yüzden cok anlasilir. Lakin bu savunma anlayisiyla yeniden sampiyon olmak cok zor. Alinan maglubiyet degil, o takim savunmasi Wolfsburg'un canini ilerki haftalarda da cok yakar. Sampiyonlar Ligi'nde ise averaj takimi dahi olabilirler...

Spor Medyasinda transferler


Zaman cok okudugum ve sevdigim bir gazetede degildir... Bazen Ali Bulac'i okumak icin bazen de yazmissa, Etyen Mahcupyan'in yorum bölümündeki yazisini okumak icin tiklarim. Onun disinda elim linkine varmaz pek.

Gazetenin spor servisi icin de ayni bakisi tasiyorum. Örnegin Milliyet öyle degil. Milliyet'i de, Zaman gibi, sevmem ama spor servisi cok hosuma gider. Hatta en cok takip ettigim spor bölümü Milliyet'inki diyebilirim. Neyse, uzatmayalim...

Iste bu gazete uzun yillardir sürdürdügü; "biz cemaat gazetesi degiliz her görüse acigiz ve renkliyiz" söylemini gercekleme cabasini devam ettirmekte...

Gazetenin yaptigi bu yatirimlardan spor servisi de kendi payina düseni aliyor tabii ki: Önce Ahmet Cakir geldi Radikal'den... Arkasindan da Milliyet'ten Zeki Col. Bugün ögrendigimize göre ise, eski Fenerbahceli ve Galatasarayli futbolcu Semih Yuvakuran, eski hakem Ali Aydin ve Okay Karacan Zaman ile anlasmis...

Hayirli olsun; ama bu isimler de benim fikrimi degistirmeyecek....

Samstag, 22. August 2009

Neler oluyor bu takima?

Önce Mehmet Topuz'un sakat oldugu haberleri geldi bizlere... Cok üzerinde durulmadi.
Arkasindan Sivasspor macinda Alex arka adalesini tutarak cikti oyundan...
Yetmedi Sion macinda da Deniz ayni sorunla karsilasti...
Ve son olarak da ögreniyoruz ki, Deivid'de de ayni problem var...

Daum Sion macindan sonra bu konuyu arastiracaklarini kan testleri vs yapacaklarini söylüyordu... Ama sorunun ne oldugu belli degil. Sene basi asiri yüklemeyse bunun nedeni; cok kötü... Ilerleyen günlerde daha epeyce oyuncunun saklatligi ile karsilasacagiz demektir...

Freitag, 21. August 2009

Aurelio'nun Galatasaray'a gelebilirligi


Dünkü Sion macini izlerken duydum spikerden; Aurelio kazandi davayi gibilerinden birseyler söyledi... Tahkim kurulu Aurelio'nun ceza ödemesi gerekmedigine kanaat getirmis. Ondan bahsediyor.

Bu karari bekliyordum, zira buna benzer sorunlar genelde oyuncu lehine cözülüyor UEFA'da... Benzeri bir durumun bizim ülkemizde de olmasi beklenirdi haliyle... Neyse uzatmayalim.

Simdi Aurelio rahatlikla Türkiye'de baska bir takimda top kosturabilir. Baska takim derken kimi isaret ettigim elbette belli. Aurelio ile ilgilendigi bir sir olmayan Galatasaray.

Galatasaray istedikten sonra bu transferin gerceklesmeme olasiligi yok. Betis icin su anda pahali bir oyuncu oldugunu okuyorduk sürekli. Ellerinden cikartmak istemeleri normal. Galatasaray'in Aurelio'yu alacak gücü de mutlaka var. Elano'ya, Keita'ya bunca parayi bulduklarina göre ona da bulurlar... Aurelio da seve seve gelir oynar, Galatasaray'da...

Lakin bu transfer ne kadar gereklidir; anlamis degilim. Ayhan dünkü karsilasmanin izleyebildigim bölümlerde gizli kahramaniydi... Baris'in gecen sezondan beri yine o bölgede istikrarli ve basarili bir oyun oynadigini biliyoruz. Mehmet Topal iyilestikten sonra tartisilmaz bir isim zaten. Bir de Mustafa Sarp'i almissin. Belki hatta ilerde, macina göre Elano'yu da orda oynatacaksin... Linderoth'u saymiyorum bile...

O halde ne gerek var Aurelio'ya?

FC Sion-Fenerbahce: 0-2


Artik iyice ümitsiz bir girdaba girmek üzere olan is arama calismalarimin bir yenisinde, birkac is basvurusunu tamamladiktan sonra laptopu sirtlayip ayrildim kütüphaneden... Sirt cantasini eve birakip Köln'de bir Türk kahvehanesinde Fenerbahce'nin macini izlemeye cikacaktim...

O sirada Show Türk'te Sivasspor'un macinin verilmekte oldugunu fark ettim tesadüfen. Bilmiyordum. Bir 20 dk. bakabilirdim; öyle yaptim. Shakhtar'in pas trafigi basimi döndürdü... Sivas'in durumu ise icler acisiydi nerdeyse; neden bu takimin bu kadar dagitildigini ve bu yeni alinanlarin nerden bulunduklarini anlayamadim... Ibrahim Sahin isimli adami daha fazla izleyemeyip, 20 dk. dolmadan kahvenin yolunu tuttum. Yoldayken pespese alinan bu maglubiyetlerle artik bir efsanenin sonuna gelindigini düsündüm.

Bu seferde karsima Trabzonspor'un maci cikti, ben Fener'i beklerken ekranda... D-Smart, Lig Tv, saolsunlar onca para yatiriyorlar bu islere ama anladigim kadariyla maclari dönüsümlü verecek sisteme gecmeyi cok zahmetli görüyorlar... Tiklim tiklim dolmus mekanda kendime yer bulmaya calisirken ne olup ne bittigini anlamadan Toulouse bir tane daha takti Trabzon'a...

Bu karsilasmayla ilgili bir sey yazabilecek durumda degilim... Ama alinan sonucun Trabzonspor'a cürmünden fazla zarar verecegini tahmin ediyorum, düsünüyorum. Hugo Broos'un icin pespese alinan bu maglubiyetler oldukca büyük sanssizlik... Ersun Yanal konusunda cok büyük bir hata yapan bu camia umarim ayni hataya bu alinan maglubiyetler sonrasi yeniden düsmezler ve Broos'un ipini cekmeyi akil etmezler...

Derken Trabzonspor maci biter bitmez mekan sahibi kanali degistirdi ve Fenerbahce macina kavusabildik. Kalabalik. Arkalarda bir yerde kendime bir tabure üstünde yer bulabilmisim. Önümdep ekrani tam olarak görmemi engelleyen, direk ve insanlar... Zaten karsilasma da baslamisti biz Trabzponspor maci bitesinceye kadar beklerken. Kadrolari dinleyemedim cünkü spikeri duyamiyordum, oyunculari secemedim, cünkü cok uzakta oturuyordum vs.

Sürec icerisinde anlamistim; Deivid, Lugano ve Deniz idi takimda kendisine yer bulanlar, bilinenlerin yaninda... Deivid ismi sasirtmadi beni. Deniz; sasirtti ama ayni zamanda bir mantik zeminine de oturuyordu: Lugano oynadigi icin yanina da bir tane topu geriden sokabilen stoper koymak istemisti Daum anlasilan.

Lugano'nun oynamasi ise bekleniyordu ama yine bir hayal kirikligi idi benim icin... Daha iki gün önce havaalanina inmis bir adam ne hakla forma giyebiliyor; anlamiyorum... Ama iste Daum bu, hep böyle yapiyor zaten.

Fenerbahce iyi top ceviriyor. Eyvallah. Tempoyu da yükseltme cabasi icerisinde... Henüz daha bir Shakhtar seviyesinde degil bu pas trafigi. Zamanla o da olacaktir... Orda sorun yok. Ama o noktaya varana kadar Sion, Sivaspor gibi takimlar karsisinda bile pozisyon bulmakta zorlaniyorlar ve zorlanmaya devam edecekler. Bugün de Sion'un orta göbegi Fenerbahce'yi kilitlemekte sikinti yasamadi. Burda Alex'in olmamasinin önemli etkisi var, bunu kabul etmek lazim. Zira Alex ile Guiza artik cok iyi anlasmaya basladilar. Onun yoklugunda Deivid ile Guiza'nin ayni uyum icerisinde olduklarini söyleyemeyiz. Bunun yaninda Deivid, Alex kadar hizli düsünebilen ve ayni zamanda isabetli pas atabilen bir oyuncu degil.

Alex de agir bir oyuncu ama, en azindan cok hizli düsünüyor ve rakip savunma yerlesmemisken pasini aktarabiliyor ileri uca. Deivid ise ya cok kritik pas hatalari yapiyor ya da pas verme konusunda gecikerek, topu kaptiriyor. Alex'in Santos ile sagladigi pas alis veris uyumunu da yine saglayabilmis degil Deivid. Ama sdece Deivid'in Alex'in yerine oynamasiyla tanimlanamazr bu probmlem, zira Süper Kupa karsilasmasinda da Besiktas'in üclü orta sahasi karsisinda etkisizdi Fenerbahce hücumculari. Alex sahadaydi ve sahanin en etkisizlerindedi...

Bu sorunun asilmasi ancak su sekilde mümkün olabilir saniyorum:

1. Emre daha fazla ileri cikip takimin hücum kordinasyonlarinda aktif rol oynarak Alex'in prangalarindan kurtulmasina yardimci olacak, ki bunu son iki mactir yapmaya calisiyor.

2. Su anda da yapiyor ama, ileryen zamanla birlikte artan fiziki gücüyle Andre Santos soldan iceriye kat ederek, takimin orta saha gücüne de katkida bulunacak.

3. Daum, Kazim sevdasindan vazgecip, Topuz veya Özer'den bir tanesinin orda oynamasini saglayacak ve bu oyunculardan oynayani, Santos'un soldan yaptigini sag taraftan yapacak. Yani iceriye katederek Kazim gibi sürekli sag acik oynamaktan ziyade orta saha- oyuncu kurucu gibi oynayarak hem Alex ve Emre'nin yalnizligina care olacak hem de Gökhan'in koridorunu acacak.

Galiba bu üc husus Fenerbahce'nin su anda yasadigi hissedilen o "kabizlik" halinden kurtulmasi icin cok önemli araclar...

Karsilasmanin ikinci yarisinda Semih oynadigi bölümde bu konuda Deivid'ten cok daha basarili gözüktü... Öyle olmasi da zaten beklenebilir bir durum cünkü gecen sezon da orda oynadigi maclarda Semih oldukca iyi performanslar sergilemisti. Bkz. Besiktas-Fenerbahce: 1-2.

Deniz'in sansiz bir sekilde sakatlanmasi ve uzun süre oynayamayacak olmasi karsilasmayla ilgili deginilmesi gereken bir baska husus...

Guiza icin de birseyler söylemeden edemeyecegim. Iyi futbolcu oldugunu düsünüyorum. 14 milyon euro eder mi etmez mi o ayri bir tartisma konusu ama takimin hücum gücüne cok iyi katkilar yaptigi acik. Lakin kabul edelim ki bu adam iyi bir golcü degil. Son vuruslari hic basarili degil. Ikili oyunu oynayabilmesi; hareketligi ile rakip savunmalari dagitmasi; rakip savunmanin arkasina sarkmasi filan harika ama; ama iste iyi bir golcü maalesef degil...

Donnerstag, 20. August 2009

Varan 1: Dieter Hecking


Daha evvel Bundesliga'daki teknik adamlarin durumuyla ilgili girdigim postta, Dieter Hecking'in takimin performansina göre kalip kalmayacaginin belli olacagini söylemistim. Sene sonunu beklemiyordum ama haftalarin biraz daha ilerlemesini bekliyordum acikcasi bu karar icin...

Yanildim, daha ikinci haftadan, istifasin verdi hoca... Tabii ki onu istifaye ikna da etmis olabilirler... Hecking gecen yil da zaten cok günler gecirmisti takimda... Sürekli tartisilan isimdi... Bir sekilde ligte kalinca bu tartismalara kulak tikanip yola devam edildi... Ama futbolun ögrettigi bir sey var ki, böyle yipranmis isimlerle yola devam etsen de cok fazla ilerleyemiyorsun... Bir sezon sonraki ufak tefek aksakliklari tolere edemiyorsun... Ilk iki macta 1 puan aldigi icin bu teknik adam ile yollar ayrilmaz cünkü, sorun daha temelde... Ayni sikintilari Bochum'dan Koller de yasayacaktir, eminim..

Montag, 17. August 2009

Dünden Kalan; Schalke 04- Bochum: 3-0


Fenerbahce macindan eve döndügümde gecenin bir yarisiydi... Ondan evvel izledigim Schalke-Bochum macini yazma firsatim olmadi o yüzden... Ziyani yok. Bugün hallederiz.

Cok spektaküler girmeseler de lige iki haftadir kayipsiz ilerleyerek saglam bir görüntü veriyor Schalkeliler... Saglamlik burda rastgele secilmis kelime degil... Magath ile birlikte Schalke henüz ümit edilenin ve beklenenin cok gerisinde; tamam... Ama gözle görülürür bir gercek var ki takim yavas yavas Magath takimi oldugunu hissettiriyor.

Ne demek o?

Son yillarda Schalke, hep kirilgan ve her an kriz icine düsmeye hazir bir haldeydi... Bu her an krize girebilecek histerik kadin ruh hali yavas yavas yerini terk etmeye hazirlanmisa benziyor. Iste saglamlik bir kez daha cikti karsimiza... Saglamlik; takimdan öte tüm camianin ruh halini ima ediyor aslinda. Magath'a duyulan güvenden baska birsey degil bu.

Yani söylemek istedigimi somutlastirirsak: Bu gecen iki haftada, sayet takim kazanmasa ve bazi puan kayiplarina maruz kalsaydi, alisagelmis Schalke camiasinda homurtular yükselmeye baslar, teknik direktörün yeri sorgulanirdi. Bu sezonki Schalke'de ise, benim edindigim izlenim en azindan, bu gecen iki hafta kayipsiz gecilmemis olsaydi dahi su anki stabil ruh halinde farkli bir görüntü cikmazdi ortaya... Anlatmak istedigim bu...

Maca dönersek. Magath'in 4-4-2'nin baklava dilimi denilen ortasahali dizilisinin temsilcisi oldugunu bilmeyen yok. Gelgelelim, selefleri, Slomka ve Rutten, 4-3-3 oynadiklari icin takimi da ona göre kurmuslardi... Magath geldiginde siskin ama ayni zamanda cok ise yaramayan bir kadro ile karsilasti... Ise yaramiyordu cünkü, oyuncularin büyük cogunlugu hem benzeri pozisyonlarin benzeri seviyedeki oyunculariydi hem de Magath'in 4-4-2'sine uyma konusunda zorluk cikartacak gibi durmaktaydilar... En azindan hücum hattinda... Kuranyi ile ilerdeki cift santrafordan biri tamamdi... Yanina kim konulabilirdi; Farfan, Halil, Sanchez, Asamoah eldeki golcüler... Bunlarin hicbir tanesi ikinci forvet degil bahsedilen sistemde... Fuleli, daha cok acik oynamayi ve kenarlara cekilmeyi seviyorlar... Bir tek Halil icin belki, 4-4-2'nin ikinci golcüsü olmaya uygun denilebilir.

Magath'i bekleyen bir baska problem ise 10 numara pozisyonu... Baklava dilimi denilen ortasaha icin en önemli unsur... Magath'in elindeki kadroda buna uygun isim de yok. Geldiginden beri hayal kirikligindan öteye gitmeyen Rakitic'in buranin oyuncusu olamayacagi acik. Aachen'den gelen Holtby de yine genelde kenarlara kacmaya cizgiye inmeyi filan seven bir oyuncu. Stevanovic'ten öyle bir oyuncu yaratabilirdi belki hoca ama o da hazirlik macinda sakatlandi, uzun bir süre yok. Bir ara Farfan'i düsündügü söyleniyordu.

Iste bu sartlarda cikti iki haftadir Schalke karsilasmalarina... Yukarda bahsettigim nedenlerden ötürü de, kendisinden beklenilen klasik 4-4-2'lilerle cikmiyor sahaya... Dizilis sanki daha cok, 4-1-2-2-1 gibi bir hal aliyor. Yani Kuranyi ilerde tek santrafor. Onun arkasinda forvette ona destek verme yükümlülügündeki isimler Rakitic ve Farfan oluyor. Rakitic ikidir yerini ikinci devrenin hemen basinda Kenia'ya birakiyor... Önlibero bölgesi icin eldeki oyunculardan Jones sakat. Westermann'i orda kullanabilirdi hoca, ama oraya bir oyuncu transfer etmeyi uygun gördü ve Brezilyali Mineiro'yu transfer etti. Onu da Bochum karsisinda ilk defa izleme sansi bulduk... Savunmada ise Magath iki haftadir sahaya sürdügü ekibi degistirmiyor... Pander gelene kadar da öyle gidecek saniyorum...

Magath'in takimlarinin cok pas yapmadigini ortasahayi genelde direk gerekirse uzun toplarla gectiklerini biliyoruz... Bochum'da da durum böyleydi... Özellikle sagdan Rafinha ve bu senenin süprizi Moritz ile cok iyi bindirmeler yapiyorlar... Yüksek oyuncu Kuranyi'in yaratacagi karamboller ve onun acacaga bosluklara, Farfan, Rakitic, Moritz, Westermann (veya bir baskasi) girerek pozisyon bulmaya calisiyorlar... Temposu yüksek ve cok iyi oynayan bir takim halinde degiller henüz ama bu haliyle de sonuca gitmeyi becerebiliyorlar iki haftadir... Bir diger avantajlari ise henüz ciddi ekiplerle karsilasmadilar ve bir süre daha bu kolay fikstür devam edecek...

Zico ile yavas yavas sona dogru (mu?)


Fenerbahce'de büyük bir kitle var Zico'ya tapmaya hazir. Hatta öyleleriyle karsilastik ki, Fenerbahce'nin Zico'dan sonra varoldugunu dahi iddia etme cüretini gösterebildiler...

Gecen yilki yanlis teknik adam tercihi, ya da teknik adama uymayan kadronun korunmasi gibi nedenlerden ötürü Fenerbahce Zico gercegiyle yüzlesemedi...

Avrupa kupalarinda tempoyu düsürerek ve allah var geride iyi alan daraltarak bir hayli de sansla cok iyi bir yere gitmisti... Ama bu Zico'nun koca iki senede Türkiye Ligi icin uygun bir oyun anlayisi olusturamamasi gercegini degistirmedi. Yani aslinda basbayagi vasat bir hocaydi kendisi... Ama dedigim gibi gecen yilki berbat sezon bu gerceklikle yüzlesmesini geciktirdi Fenerbahce'nin... Yani yanlis olanin Zico'nun gidisi degil onun yerine devreye sokulan plan oldugunu göremedi Fenerbahceliler...

Neyseki kuzeylerden gelen haberler bizlere bunu gösteriyor artik yavas yavas... Fenerbahce'nin varligini Zico'ya borclu oldugunu iddia edenler ordan büyük basarilar beklemekteydiler, ama gelgelelim geldigi günden beri bir türlü vasatin üzerine cikamadi Zico performans olarak CSKA'da... Kendisinin performans egrisi tam bir "sinüs" diyagramini andiriyor... Üc hafta üstüste mac kazanmisligi yok... Simdiye kadar sampiyonluk yarisina tutunabilmis olmasi ligteki rakiplerinin de, ayni Fenerbahce döneminde oldugu gibi, cok iyi günler gecirmemesinden... Spartak Moskova, zaten teknik direktörünü kovdu bir defa bu sezon... Zenit de gecen hafta... Bir tek Rubin Kazan simdiye kadar en sorunsuz giden gibi durmakta ama onlarin da iki macta CSKA'ya kaybettiklerini düsünürsek, cok saglam olmadiklari ortada...

Bu hafta alinan sonuclar ama bir cok seyin degismesine yol acabilir... Zaten kulübün Zico'yla yollari ayirmayi düsündügü söylentileri cikiyordu... Belki de deplasmanda alinan Rubin Kazan galibiyeti bu ayriligi ertelemisti... Lokomotiv Moskova karsisinda alinan bu haftaki maglubiyet ise bütün bu krediyi yeniden tüketmeye yol acmis olabilir.

Henüz daha 12 hafta var ama, CSKA, Rubin'in 7, Spartak Moskova'nin da 6 puan gerisinde... Ayrilik cok uzaklarda görünmüyor...

Fenerbahce-Sivasspor: 3-0; güzel galibiyet


Maci izleyenler biliyor. Skorun anlattigi kadar rahat bir galibiyete ulasamadi Fenerbahce. Karsilasmanin 70. dakikasinda gelen gol- ki acik ofsayt, biraz daha gecikseydi su anda bambaska seyler yaziyor olabilirdik. O ilk golü bulunca devamini da artik bekleniyordu...

Nasil ki farkli galibiyetler kötü oyunun üstünü örtemezse, ofsayt olan bir golle ulasilan zorlu bir galibiyet de iyi oyunun üstünü örtemez. Iyi oyundan ziyate, verilen mücadelenin...

Denizlispor karsilasmasindan sonra yazdigim postta, gecen yila nazaran Fenerbahce'nin Denizli ayarindaki takimlar karsisinda daha rahat pozisyona giren bir ekip oldugunu ve bunun bir sene öncesinin takimindan ileriye dogru bir gidis oldugunu söylemistim.

Bu karsilasmada ise bir baska farka daha sahit olduk: Gecen yilki Fenerbahce, böyle sert ve agresif pres yapan takimlar karsisinda ayni direnci ve sertligi gösteremiyor oyundan cabuk düsüyordu... Bu sezon ise, en azindan su geride kalan Sivasspor macinda gördük ki, basta Emre, Cristian ve Gökhan olmak üzere bu agresiflige ayni agresiflikte cevap vermeye calisan bir takim var sahada...

Tabii hersey olaganüstü degil... Mücadele cok iyiydi ama, görüldügü gibi iyi kapanan sert bir takim karsisinda üretken olmakta hala zorluk cekilecek... Koskoca bir ilk yarida rakip kaleye yaklasamadi Fenerbahce... Ikinci yari ise, gole kadar kaydeger iki pozisyon vardi: Emre'nin kisisel cabalariyla yarattigi pozisyon ve direkten dönen sutu; Önder'in kornerden gelen topa öndirekte yaptigi kafa vurusu... Burda tabii maalesef 8. dakikada sakatlanan Alex'in yokluguna yormamak lazim bunu. Böyle sert rakipler karsisinda Alex de cogu zaman etkisiz kalmakta...

Alex'in sakatlanmasindan bahsetmisken, onun yerine giren Deivid'in, Carlos ile birlikte takimin en kötüsü oldugunu ve Daum'un Aragones döneminden ezberledigimiz degisiklik varyasyonlarinin disinda da bazi hamlelere girismesi gerektigini söylemeden edemeyecegim... Mevcut yedek kulübesinden dolayi Daum'un Alex'in yoklugunda Deivid'i kullandigi söylebilir... Dogrudur, ama tecrübelerim ve hislerim bana, yaninda Özer oturuyor olsaydi da Daum Deivid'i oyuna alirdi, demekte...

Gökhan Gönül ve Emre'nin mücadelesine ve gösterdigi iyi oyuna özellikle dikkat cekmek isterim. Bence tartismasiz ikisi takimin en iyisiydi... Emre'nin vücud dilinde 'bu takimin lideri benim' dedigini görür gibiydim... Hakikaten de verdigi mücadele, cektigi sutlar, kaptirdigi topun pesinden deli gibi kosususu, maci illaki kazanmak istemesiyle, Alex'e lider nasil olur dersi veriyordu adeta... Ben kendisinin transferinden dolayi cok kizmistim yönetime ama simdi görüyorum ki haksizmisim... Fenerbahce'yi birkac vites yukariya cikartiyor Emre ve farki yaratan isim oluyor... Lugano'yu bile affetmeye hazirlanan bu camia sen böyle devam ettikce, sana dünden yüregini acacaktir; emin ol...

Fenerbahce savunmasi yine yürekli hoplatti epeyce; tahmin ediyorum... Bunlar olacaktir... Ikili birbirlerine alisincaya ve üzerinlerindeki güvensizlikten kurtuluncaya kadar sürecektir bu durum. Cikilan 5 resmi karsilasmada kalesinde sadece 2 tane gol görmüs bir takimin savunmacilarina biraz daha tolerans göstermenin vakti geldi saniyorum... Önder'i rahat birakip Carlos'a baksalar biraz da Fenerliler cok iyi olacak...

Sonntag, 16. August 2009

Hugo Broos ve Trabzonspor


Trabzonspor'u dün ilk defa izledim... Iki televizyon vardi önümde. Birinde Köln-Wolfsburg, digerinde Trabzonspor-Diyarbakirspor karsilasmasi...

Iki maci kiyaslayinca, birinde takimlarin daha düsük tempoda ama daha kompakt ve daha sistemli oynadiklari görülmekteydi. Digerinde ise, takimlarin temposu berikine nazaran cok daha yüksekti ama ayni zamanda bir topun pesinde iki üc oyuncu kümelenmisken takimlarin geri kalan taraflari onlardan cok kopuk ve uzaklarda konumlaniyorlardi... Yani takimlarda oyuncular birbirlerine yakinlasamiyor; savunma ortasaha, forvet arasinda bütünlesmenin saglanamadigi görülüyordu.

Birinci bahsettigim, yani temposu düsük ama sistemli oynanan Bundesliga karsilasmasi idi. Digeri ise, Trabzon'un Diyarbakirspor ile olan mücadelesi...

Diyarbakir'daki bu hat kopuklugu anlasilabilir. Daha birkac hafta evveline kadar teknik direktörleri sahaya cikacak kadar oyuncuya sahip olmadiklarini söylüyorlardi. Trabzon icin aynisini söylemek mümkün degil... Bu konuda Diyarbakir'in önünde olmalari lazimdi... Aslinda zaman zaman da öyleydiler; büsbütün gözden cikartmayalim...

Hugo Broos'un bu hususta henüz cok calismasi lazim. Yani Trabzonspor'un sadece tempolu oynayan degil ayni zamanda kompakt olabilen bir takim olmasi gerekiyor. Belki de tempoyu biraz daha geriye cekip, yavas yavas rakibini bogan bir ekip olmasi...

Genel anlamda futbol camiasi insafsiz, ama Trabzonspor camiasi bu konuda birincidir. Broos'un sürekli kazanmasi lazim. Aksi taktirde, simdiye kadar, Ziya Dogan, Senol Günes, Ersun Yanal ve daha nicelerine yaptiklarini Broos'a da yaparlar... Sonra da Serdar Bali gibiler, digerlerine oldugu gibi Broos'un da arkasindan cirkince konusmalarini sürdürür...

Lugano yeniden bizde


Fenerbahceli taraftarlarin geneliyle anlasamiyorum.
Onlarin sevdigi isimlerin cogundan ben hoslanmiyorum bir sekilde nasilsa... Lugano da bunlardan birisiydi...

Onu ne karater olarak, saha icinde yansittigi ne de futbolcu olarak sevmiyorum. Cok büyük savunma oyuncusu denilen bu ismin, yaptigi hatalari ben saymaktan bikiyorum mac boyunca. En carpici örneklerden bir tanesi, AZ Alkmaar macinda bundan üc sene evvel, karsilasma 2-1 Fenerbahce lehine devam ederken kaleye sirti dönük oyuncuya yaptigi sacma sapan faulle takimin duran toptan gol yemesinin yolunu acmisti.

Lugano, disarda müsteri bulamayinca 2,5 milyon euroya Fenerbahce'de kalmis yeniden... Hayirli olsun diyelim, Önder ve Bilica'ya bir türlü güven duymayan taraftarlar en azindan biraz daha sükûnete girerler... Gerci hala Lugano yetmez, Edu giderse yerine yenisi alinmalidir diyenler var ama, neyse bosverin onlari artik; onlar ya sayi saymayi bilmiyorlar ya da...

Samstag, 15. August 2009

Cumartesinden kisa kisa

Bugün ne kadar Bundesliga maci olduysa hepsine söyle biraz göz attim. Beraberinde bir de Trabzonsor-Diyarbakirspor karsilasmasini aradan cikarttim. Sonrasinda da Galatasaray-Denizlispor macina niyetlendim. Ilk yarinin sonunda bünye isyan etti ve evin yolunu tuttum.

München-Bremen: Bu karsilasma bir önceki postta da yazdigim gibi Bayern'in hosuna gitmeyecek bir sonucla bitti. Ama ortaya cikan bu sonuc aldatici olabilir; Bayern oyun olarak gelecek icin ümit verirken, Bremen her sezon biraz daha geriye gitmekte... Forvet kismi cok yetersiz bence. Özellikle de Sanogo'yu görmeye tahammül edemiyorum, Bremenliler nasil ediyor bilmiyorum. Ayni seyi savunma icin de söylemek mümkün. Takim savunmasi zaten iyi degil de, bireysel olarak da korkunc hatalar yapiyorlar. Fenerbahceliler de Bilica ve Önder'den sikayet edip dursunlar, Mertesacker ve Pasanen'li bir savunmaya sahip olmak da vardi; Allah muhafaza.

Leverkusen-Hoffenheim: Sevmedigim bir adam (Heynckes) ile sevdigim bir adam (Rangnick) karsi karsiyaydi. Ilginctir, iki sezondur aldigi sonuclarla artik Leverkusen'in Hoffenheim'a ters gelen bir rakip oldugunu söylebiliriz herhalde. Ligte hicbir takim karsisinda düsmedikleri kadar zor duruma düsüyor Hoffenheim, Leverkusen karsisinda. Bugün de öyle oldu.

Hamburg-Dortmund: Daha 12. dakika gösterilirken, 3-1 idi skor tabelasi. Cok fazla söylebilecek birsey yok benim adima, cünkü yayinci kurulus, karsilasma 3-1 olduktan sonra cok fazla dönmedi Hamburg'a... Dortmund icin üzüldüm ne yalan söyleyim.

Frankfurt-Nürnberg: Frankfurt benim net favorimdi. Maca da iyi basladilar, ilk golü buldular, ikinciyi de bulabilecek oyunu oynadilar. Pozisyonlari da buldular. Ama iste sonuc sasirtici olabiliyor bazen, ilerleyen dakikalarda oyun tersine döndü ve Nürnberg beraberligi bence hak ederek aldi.

Stuttgart-Freiburg: Benim sampiyonluk adayim Stuttgart. Bu sezon Bundesliga'da destekledigim takim da ayni zamanda. Beklendigi gibi galip geldiler Freiburg karsisinda. Ama ilk yarida bir hayli zorlandilar. Babbel Hitzfeld'den cok etkilenmis; belli oluyor. Bir cok oyuncuyu rotasyona tabii tutmustu. Hitzlsperger 18 kisilik mac kadrosunda bile degildi. Magnin de disarda birakilanlarda oldu. Martin Lanig'in sakatlanmasi ise sansizlik odun adina. Stuttgart ilerki haftalarda daha iyi olacaktir. Hleb'in daha zamana ihtiyaci var.

Hannover-Mainz: Gecen hafta Leverkusen karsisindaki onurlu mücadelesini bu hafta da Hannover karsisinda sürdürdü Mainz. Respekt. Benim adam Bance golünü atti. Neden iki haftadir yedek cikiyor karsilasmalara anlamiyorum. Her seye ragmen Mainz, iki haftalik görüntü icinde ligten düsmeyi hak edenlerin basinda gelmiyor süphesiz.

Köln-Wolfsburg: Köln'de bugün muazzam bir hava vardi. Tribünler de cok güzeldi. Keske su Kölnlüler, futbolu sevdikleri kadar ondan anlasalar da... Ama ben bu kadar futbolu seven ama ayni zamanda bu derece futbola yüzeysel yaklasan bir topluluk görmedim. Takimlarinin icine düstügü bu durum aslinda hic süpriz degil. Soldo ile ilgili iyi düsünceler tasiyordum basta. Tanidigimdan degil, ama böyle genc teknik adamlara karsi hep iyimser duygular tasirim. Bir de hakkinda iyi seyler söylenip durmaktaydi... Caliskan oldugu, disiplinli oldugu, hirsli oldugu ve cok önemli bir stratejist oldugu yönünde filan. Ama Köln'ün Daum'un 2,5 yil icerisinde zar zor getirdigi noktadan geriye dogru gittini görmekteyim Soldo ile. Dakika 75'e geldiginde sahada yürüyecek hali yoktu artik Kölnlülerin. Daum zamaninda da savunmada sikintilar vardi ama hicbir zaman bu derece sacma sapan bosluklar verdiklerini görmememistim. Ve herseyden önemlisi Daum'layken bu takim genelde savunmaya yaslansa da ileri ciktigi anlarda ne yapacagini bilen, ne oynadigindan haberdar bir ekipti. En azindan bir struktur vardi takimin hücum kimliginde üretken olmasalar da... Simdi icler acisi bir haldeler... Novakovic'in eksikligi vs. degil bunlar. 3-1 ile hafif atlattilar, 7-1 de olabilirdi Wolfsburg maci, Dortmund'da da oldugu gibi... Köln düserse hic süpriz olmaz benim icin artik.

Trabzonspor-Diyarbakirspor: Trabzon galiba erken havaya girdi. Umarim gecen haftaki eforinin yerini bu hafta cinnet almaz. Trabzon'un sükunete ihtiyaci var cünkü. Trabzon'u ben cok tempolu buldum ama hatlar arasi cok kopuktu, ve henüz tam olarak takim olamadiklari gün gibi asikar. Neden herkes onlar icin en hazir takim diyordu; anlamadim. En hazir takim acik ve net bir sekilde Galatasaray. Diyarbakir'in golünü atan isim cok hosuma gitti. Iyi bir golcüye Trabzon'un da ihtiyaci var. Umarim yollarindan dönmezler. Iyi isler yapiyorlar bence cünkü.

Bayern München-Werder Bremen


Bundesliga'da bu hafta birbirinden önemli maclar. Hamburg-Dortmund, Leverkusen-Hoffenheim gibi. Ama hic süphesiz bir mac var ki, aslinda yavas yavas bir klasik olma yolunda ilerliyor ve bu haftanin da en önemli karsilasmasi. Bayern München'in evinde Bremen ile yapacagi karsilasmadan bahsediyorum.

Gecen sezon, Allianz Arena'da, Bayern, 5-2'lik cok agir bir yenilgi almak zorunda kalmisti. Bremen'in isi bu sezon bu kadar olmayacak; hem Bayern güclendi hem de Bremen, Diego'yu kaybederek büyük bir güc kaybina ugradi.

Ama yine de her zaman canini sikmayi basarmistir, Bremen Bayern'in...

Iki tarafta da eksik var. Van Bommel sakat. Ribery de hala 90 dakika oynayacak seviyede degil. Van Gaal, 10 numara pozisyonunda bugün muhtemelen Müller'i kullanacak. Forvette Gomez yine sahada olur, onun partneri ise, emin olamamakla birlikte Olic olacaktir diye düsünmekteyim. Klose saniyorum kulübede oturur. Eksik olan Van Bommel'in yerine herkes Timoschtschuk'u beklemekte ama Van Gaal burda da bir süpriz yapabilir ve onu sahaya sürmeyebilir.

Van Gaal'in oyun anlayisinda bekler cok önemli. Sag veya sol kanatta önce yogun paslarla rakip takimi kümelestirmeye calisiyorlar, ve rakip bu tuzaga düserse, bosalan kanattaki beke ters bir top atiliyor ve o da ileriye cikarak hücuma katiliyor. Lakin bu sefer, Braafheid ve Lahm'in karsisinda Marin ve Özil gibi iki tane cok tehlikeli isim var. O kadar rahat hücuma cikamayacaklardir.

Bremen'in de eksikleri cok. Naldo sakat. Zaten stabilite sorunu yasayan Bremen defansi icin daha da büyük bir handikap bu. Ben pek sevmem ama hocasinin cok güvendigi Boenisch de sakat. Onun yerine Tosic oynayacak solbekte...

Iki takim da henüz oturmus degil. Ama ilk görüntüler, Bayern'in Bremen'e nazaran daha iyi oldugu yönünde... Evinde oynuyor olmasini da göz önünde bulundurursak, Bayern'in favori oldugunu söylebiliriz. Ama kagit üzerinde bunlar. Benim hislerim Bremen'in Bayern'in canini yeniden sikacagi yönünde.

Freitag, 14. August 2009

Rahat birakin artik Hamit'i...


O sadece muazzam bir futbolcu degil, ayni zamanda bir profesyonellik abidesi; olaganüstü karakter sahibi, her zaman rahatlikla sirtinizi yaslayabileceginiz dürüst bir insandir.

Hamit Altintop'tan bahsediyorum. Bir ay evveline kadar Fenerbahce onunla ilgileniyordu. Gelemeyecegi belliydi, ama yine de pesini birakmadilar uzun süre... Ne kadar dogru bilmiyorum; simdi de Galatasaray'in Hamit'in pesini birakmadigi yaziyor.

Fenerbahce ilgilenirken, Hamit'i Bayern'de zor günler bekliyordu. Van Gaal takimin kadrosunu düsürecegini söylüyor ve uzun bir süre sakatlik yasamis olan Hamit en zayif halkalardan biri olarak görülüyordu. O dönemde Fenerbahce'nin (veya her hangi baska bir takim) onun pesinde olmasi cok anlasilabilirdi. O ise her zamanki gibi saga sola aldirmadan isini yapmanin pesine düstü ve kendini ispatladi Van Gaal'a... Simdi Van Gaal ondan sürekli övgüyle bahsediyor, ve o da ilk onbir icin formayi kapmis durumda. Bu haliyle Galatasaray'a, eger haberler dogruysa, tesbihte hata olmazmis, avcunu yalamak düser...

Birakin da Hamit futbolunu oynasin. Biliyoruz ki o Fenerbahce'den, Galatasaray'dan vs. cok daha iyilerine layik.

Van Gaal ile Bayern üzerine dobra dobra


Van Gaal, lafini esirgemeden, politik olmadan, acik acik konusmus... Daha önce Bayern hakkinda yazdigim bir postta, Braafheid ve Pranjiic, transferleri iler birlikte Hoeness ile Van Gaal'in perspektiflerinin ayni olmadigindan ve kafalarindaki Bayern'in cakismadigindan bahsetmistim.

Bahsettigim konusmasinda Van Gaal hakikaten de bunun böyle oldugunun ipuclarini acik bir sekilde seriyor gözler önüne:

-"Benim burda 2 seneden daha uzun bir süreye ihtiyacim var" (Bayern'in Van Gaal ile 2 yillik sözlesme imladigini hatirlayalim).

-"Sampiyonlar Ligini kazanmak cok uzun süre gerektirecek bir is. Belki de ancak benden sonra gerceklesebilecek bir utopi"

-"Benim su andaki amacim, takim üzerinde benim etkim hissedilsin ve sampiyonluk yolunda ilerledigimiz görülsün"

-"Bosingwa konusu kapanmistir, o gelmiyor" (Bosingwa'yi Hoeness'in israrla istemesine ragmen Van Gaal'in gönülsüzlügüne dikkat)

-"Ze Roberto'yu ben olsam birakmazdim, ama ben geldigimde gitmisti . Gomez ve Timoschtschuk transferleriyle de benim hicbir ilgim yok"

Köln'de sular durulmuyor, durulmayacak!


Novakovic, Express'e verdigi röportajda resmen, birakir giderim kafami bozmayin benim diyor... Tartismanin kaynagi ise söyle: Hafta ici oynanan milli maclar icin ülkesinin (Slovenya) milli takim kadrosuna davet edilen Novakovic, davete icabet ediyor ve ülkesinin yolunu tutuyor. Buraya kadar hersey normal.

Sikinti ise surdan basliyor: Novakovic, uzun bir süredir sakat ve Köln formasini giyemiyor. Ve su anda da sakatligi tam manasiyla gecmis degil, en azindan takimda yer alacak seviyede degil. Ama iyilesme döneminde. Bu durumda yeniden sakatligin nüksetme olasigi var elbette. Bu yüzden camia tepkili, ve onu milli takima katilmasini siddetle elestiriyorlar.

Novakovic'in buna karsi ileri sürdügü argüman ise su sekilde: Benim ülkem icin ne kadar önemli oldugum ortada. Grömediniz mi ben oyuna girerken, genc oyuncular ne kadar mutlu oldular, heycanlandilar. Durum böyle iken onlari yalniz birakamazdim. Giderken de fizyoterapistlerle görüstüm, burdan. Onaylarini aldim. 20 dk. oynadim ve hicbir agri da hissetmedim. Bütün bunlara ragmen hala anlayis göstermeyenleri anlamiyorum.

Novakovic sözlerini bir de dedigim gibi kafami bozmayin ceker giderim anlamina gelecek cümlelerle kapatiyor.

Köln'ün durumun iyi olmadigi ortada. Biraz daha bekleseler ücte biri fiyatina alabilecekleri Podolski'ye sacma sapan bir transfer politikasiyla 10 milyon euro vererek her seyleri bagladilar. Kadro sikintili, dar ve yetersiz. Gecen sezonun büyük gayretle elde edilmis olan basarisini bu sezon tekrar etmek güc cünkü ayni yetersizlikte bir kadro iki sezon üst üste ayni gayreti ve enerjiyi gösteremeyebilir; cok zor bur. Novakovic de bunlarin farkinda. Belki de gitmeyi zaten istiyor ve yolunu yapmaya baslamis durumda.

Dienstag, 11. August 2009

Bundesliga'daki teknik adamlarin gelecegi...

Bir önceki postta Labbadia'nin sezon sonunu göremeyecegi iddiasinda bulundum, diger teknik adamlar üzerinden bu tahminlere devam edelim.

Ilk sirayi takimda kalmayi sürdürecekler olanlara vermek istiyorum.

Thomas Schaaf: Bremen'in geleneginde var uzun süre ayni teknik adamla calismak. 1999'da basladigi görevinde su anda Thomas Schaaf ligin en eski teknik adami. Gecen sezon ligte kötüydüler, ama UEFA'da finale cikabildiler... SL+Uefa performansindan kulübün kasasina 30 milyon euro girdigi söyleniyor. Bu sezon da yine gecen senekine benzer bir lig performansi cikartacaklar, bu belli. Savunmadaki sikintilarin halledilmedigi belli oluyor. Ama buna ragmen Schaff'in görevinin basinda kalacagina eminim.

Ralf Rangnick: Hoffenheim efnaseni diye bir baslik acilacaksa futbol tarihinin bir yerlerinde, onun altindaki imzalardan birisi de süphesiz Rangnick'inki olacak. Iyi bir bütce sagliyor baskan, kaliteli transferler yapiyorlar. Ama o oyunculari secebilmek ve onlardan bir takim yaratip performans alabilmek de teknik adam meziyeti. Yani parayla aciklanabilecek bir sey degil Hoffenheim'in bu basarisi. Bu sezon da iyi bir sene gecericekler bence ve Rangnick görevinin basinda devam edeceklerden birisi olacak haliyle...

Lucien Favre: Isini düzgün yapan, istikrarli bir isim. Bu istikrarini koruyacagindan hic süphem yok, onunla yola devam.

Felix Magath: Zor olacak Schalke ile isi. Onarilmasi gereken cok sorun var. O da bunlari bilerek gitti oraya, basaracaktir tahmin ediyorum. Bu yil belki sampiyon olamayacak, ama tatmin edici sonuclara imza atarak gelek yil icin de devam etmeyi garantileyecektir. Zaten eli de bir hayli güclü olarak geldi Schalke'ye... Kolayca kovulacak bir durumda olsaydi Wolfsburg'u birakip oraya gitmezdi saniyorum.

Michael Skibbe: Galatasaray icin profili kücük geldi ama, Frankfurt, Köln, Hannover gibi takimlar icin bicilmis kaftandir bence... Frankfurt'un hedefi olan lig dokuzunculugu bence olasi bir ihtimal, görevinin basinda kalacak olanlardan o da...

Jürgen Kloop: Dortmund'daki ikinci sezonunda takimin üzerine koymaya devam edecek, bundan hic süphem yok. Dortmunda'la gecirecegi ücüncü sezonu heycanla bekliyorum.

Robin Dutt: Bir teknik adamla uzun süreli calisma gelenegine sahip takimlardan birisi de Freiburg.

Armin Veh: Wolfsburg kaldigi yerden devam edecek, ilk macta bunun isaretleri verdi. Basarili gececegi beklenen sezonun arkasindan, elbette Veh de görevine devam edecektir...

Markus Babbel: Lige iyi baslamadilar ama ben Stuttgart ve Babbel'den ümitliyim. Babbel'in de görevinin basinda kalmaya devam edeceklerden oldugunu düsünüyorum.

Bu isimlerin disinda bir de gelecekleriyle ilgili tam bir fikir sahibi olamadiklarim var. Öngöremiyorum. Ayrilmak durumda da kalbilirler, ama devam da edebilirler. Simdi de onlari listeleyim.


Louis Van Gaal: Sampiyon olursa kesin kalir. Ama olamazsa, ne olur akibeti, bilemiyorum. Genel performansina bir bakilir ve duruma göre bir sonuca varilir herhalde... Sampiyon olabilir mi pekii, Bayern; hic belli degil... Elbette favori onlar, ama onlar zaten her sezon favori olarak basliyorlar lige. O yüzden Van Gaal'in akibeti belirsiz bence.

Zvonomir Soldo: Soldo kötü bir tercih degildi aslinda... Ama kurulan takim, yani yürütülen transfer politikasi cok berbatti. Eldeki kisitli bütceyi daha ekonomik degerlendirip, dar kadoruyu derinlestirme arayislarina girmek yerine, üc kurus etmez Podolski'ye 10 milyon vererek transferi bitirdiler nerdeyse... Her hangi bir mevkiide herhangi bir sakatlik olsa simdi yerine koyacak oyuncular yok. Dortmund macinda takimin bicareligine yakindan sahit oldu. Köln'ün durumunu hic iyi görmüyorum. Küme düserlerse Soldo da gider... Ama kalabilirlerse, o da kalir...

Dieter Hecking: Hecking'in durumu da Soldo ile benzerlik tasiyor... Takim, ilerleyen haftalarda ligin dibine demir atacak olursa yol olacaktir... Ama emin bölgelerde dolasabilirse kalir yine...

Thomas Tuchel: Daha 35 yasinda. Maclar baslamadan teknik adamlari Anderson'u kovan Mainz'in basina getirildi. Ikinci bir Kloop gözüyle bakiliyor. Akibetini tam kestirememekle beraberi, küme düsse dahi Mainz devam edecegi yönünde bir hissim var ama tam da emin degilim.

Michael Oenning: Nürnberg'i 2. Bundesliga'dan birinciye basariyla tasidi... Burda ne yaparlar bilmiyorum. Aslinda kendisi ve takimiyla ilgili de cok bir malumatim yok. O yüzden herhangi bir fikrim de yok.

Bunlar da bu sekilde... Sirada gitmesine kesin gözüyle baktimlarim var.

Jupp Heynckes: Zamaninda iyi bir hoca olmus olabilir. Uyguladigi metod ise yaramis filan olabilir vs. Ama o kendisini degisen ve gelisen sartlara adapte etme konusunda böyle dik kafali oldugu müddetce kaybetmeye mahkum olacaktir... Schalke ve M'Gladbach deneyimleri tam bir hüsran oldu, son calistirdigi iki takim. Onlarin yanina Leverkusen'i de ekleyeceginden süphem yok.

Michael Frontzeck: Hep kaybedenlerden birisi de bu. Gecen sene Bielefeld'den kovulmustu. Yanlis hatirlamiyorsam. Gladbach neden böyle bir tercihte buludunde anlamak mümkün degil. Kacinilmaz son bence cok yakin. Ayrilik.

Marcel Koller: Vfl Bochum, gecen sezon zar zor tutundu lige... Eldeki kadroyla daha iyisini yapmak da mümkün olmayabilirdi... Bu sezonda benzeri bir dönem bekliyor onlari. Sonucta ligte kalsalar da herhalde bu ikili arasindaki son sene olacak bu.

Labbadia'yi da dün yazmistik zaten.

Ilk yolcunun adini acikliyorum: Bruno Labbadia


Onca iyi futbolcusuna ragmen Hoffenheim, Köln ve Mönchengladbach'in gerisinde kalarak 1. Bundesliga'ya cikaramamisti FürthLabbadia, ama kendisi Leverkusen ile anlasarak devam edecek olan sezonda 1. Bundesliga'da mücadele etme hakki elde etmisti...

Sasirmistim, Leverkusen'in basina onun getirilmesine... Ligin sonu geldiginde Leverkusen ile Uefa Avrupa Ligi'ne katilmayi bile basaramadi...

Sonrasinda yine sasirtici bir sey oldu, iki sezondur basarisizliklara imza atan bu isim Hamburg'un basina getirildi...

Hamburg'un zaten cok iyi kadrosu vardi, Olic disinda kayiplari da olmadi, ama onun üzerine 24 milyon euro gibi bir transfer harcamasi yaparak kadroyu daha da güclendirdiler... Hesabini yapmadim ama Bayern'den sonra bu sezon en fazla para harcayan takim olmasi lazim transfede... O bahsettigim 24 milyon euro sadece bonservis ücretleri icin ödenen paralardi... Bir de bonservissiz olsa da, Ze Roberto gibi yilligi 3,5 milyon euroya mal olan oyuncular da var...

Bu haliyle de tabii bircogumuz Hamburg'un zirvenin ortagi olacagini düsündük... Ama hazirlik maclari, Uefa ön eleme karsilasmasi (Randers karsisindaki), ve ligin ilk haftasindaki görüntü, Labbadia'nin bir hüsrana daha ugrayacaginin isareti gibiydi...

Benim tahminim o durki, Labbadia ligin sonunu görmeden gidecek olan isimlerden birisi, hatta listenin basina ilk yazacagim isim. Digerleri de baska postta insallah..