Donnerstag, 6. August 2009

Cirkinlik


Honved-Fenerbahce karsilasmasindan geriye tek bir görüntü kaldi aklimda. Karsilasmanin bitisinde Honvedli bir oyuncu geldi ve Alex ile formasini degistirmek istedi...

Alex'in buna karsi davranisi ise su idi: yüzüne bile bakmadan, soyunma odasinin yolunu tutmus iken, cikarttigi formasini rakip oyuncuya verdi. Formasini verirken rakibinin yüzüne bile bakmayan bu kibirli insan, elbette onun formasini almaya tenezzül etmiyordu...

Kulübünün kendisiyle kontrati uzatmamasini, teknik adaminin takimi calistirisini kendi web sitesinden elestirme cürretini gösteren Alex'in bunu yapmasi tabii ki sasirtici olmadi.

Marco Aurelio


Bizlere ulasan haberlere bakilirsa Aurelio zor günler geciriyor. Ikinci lige düsen kulübünde en pahali oyuncu oldugu söyleniyor, ne kadar dogru bilmiyorum.

Uzun süredir devam eden sakatligi da cabasi. Ve yine söylentilere bakilirsa Betis bu külfetinden dolayi Aurelio'yu elinden cikartmak istiyor ama müsterisi yok. Türkiye'ye dönmesi ise cok zor gözüküyor cünkü ortada cok ciddi bir ceza var Aurelio'nun ödemesi gereken ve bu sürec tamamlanmadan onun yeniden Türkiye'ye dönmesi cokolasilik dahilinde degil.

Su anda nasil bir ruh hali icindedir, süreci nasil degerlendiriyordur; bilmiyorum. Ama hem Lugano, hem Aurelio örnelerinin bizlere anlatmasi gereken bazi seyler var saniyorum. Birlikte calistiginiz menejerler sizleri sikintiya sokabiliyor, basiniza is acabiliyorlar...

Futbolcu milleti kadar aptal millet yoktur derdi bir futbolcu arkadasim. Öyle midir bilmiyorum, sanmiyorum da, ama bir gercek var ki, futbolcular, her islerini menejere birakmak yerine kendileri de biraz sürecle ilgili kafa yormali, düsünmeli ve isin icinde olmalilar anladigim kadariyla. Aksi taktirde böyle köylü kurnazi Bayram Tutumlu gibi adamlarin elinde heder olup gidebiliyorsunuz...

Bu oyuncular en azindan ayrildiklari kulüplerle aralarini sicak tutarak ayrilabilmeli... Bugün her sey sizin lehinize görülebilir; Aurelio örneginde oldugu gibi muhtesem bir sezon sonunda cok iyi tekliflerle karsilasmis ve artik Fenerbahce gibi takimlar sizin burun kiviracaginiz ekipler olabilir, ama gün gelir, keser döner sap döner, bütün bunlarin hepsine muhtac olabilirsiniz...

Mittwoch, 5. August 2009

Sampiyon Adayim: Vfb Stuttgart


Iki sezon evvel büyük bir süprizle sampiyon olmuslardi... Arkasindan gecen sezon cok kötü basladiklari ligte, bir sezon evvelinin sampiyon hocasi Armin Veh'in kovulmasiyla birlikte onun yardimcisi Markus Babel'in göreve gelmesi sonrasinda yeniden "cosmus" ve 'son düzlükte yine mi sampiyon olacaklar yoksa' dedirtmislerdi... Ama olmadi, ligi ücüncü bitirdiler ama bu kötü baslayan lig icin basariydi yine de...

35 milyon euroya Gomez'i adeta 'kakaladilar' Bayern'e... O adam dünyanin hicbir yerinde o kadar etmez cünkü... Bence tabii...

Onun disinda bu basarili kadrodan hicbir eksilme yok... Uzun bir süre ondan gelen parayla ne yapariz acaba telesa icinde sagda solda pahali oyuncu pesinde kostular; Huntelaar'in kapisinda yatilar vs. olmadi...

Ama sonunda iki klas transfer gerceklestirmeyi bildiler. Barcelona'dan eski oyunculari, cok büyük yildiz Hleb kiralandi ve forvete, Gomez'den bosalan yere Zenit'in ve Rusya milli takiminin golcüsü Pogrebnyak transfer edildi...

Pogrebnyak-Cacau ikislinin hücum hattini, Hitzlsperger, Lanig, Khedira üclüsünden ikisinin önlibero bölgesini olusturdugu; Hleb, Simak, Hilbert gibi cok kaliteli orta saha oyunculari ve Boulahrouz, Sardar Tasci, Magnin, Boka gibi kaliteli savunma oyunculariyla bütünlenen bu pek kaliteli kadronun Hamburg ile birlikte Bayern'i en cok zorlayacak ekip oldugunu söylebiliiriz...

Genc teknik adam Babel'den de sürekli övgüyle bahsedilmekte ve kendisinin calisma stilinin Hitzfeld'e benzedigi söylenmekte...

Bu kadro, bu teknik adam, yenilen stadyumu ve belki de benim yeni memleketim olacak olmasi ile Stuttgart sampiyonluk adayim...

Erdogan Aktas ile atv Haber


atv Haber adina medyada güzel bir gelisme oldu. Habertürk kanalinin tepesindeki isim Erdogan Aktas, artik atv Haber dairesi baskani, ya da bir diger ifadeyle atv Haber genel yayin yönetmeni.

atv Haber'in Fuat Ugur geldikten sonra korkunc derecede kan kaybettigini gözlemliyorduk. Bunun üzerine kanal bir hamle yapmis ve ana haber sunucusu Fuat Kozluklu'yu görevden almisti... Hamle yanlisti, zira, sikinti haberlerin dilindeydi... Kanalin haberleri verirken tutundugu tavirdi vs. Fuat Kozluklu ise sadece önüne konulanlari okumaktaydi ve ondan daha ileri giden bir misyonu ve etkisi yoktu bu iste...

Nesterin esas vurulmasi gerek yer, daha derindeydi; Fuat Ugur'da... Tek bildigi sey AKP yalakaligi olan Fuat Ugur'a neticede darbe indirilmis oldu. Simdi kanalin haber dairesinin basindaki isim Erdogan Aktas... Kendisini NTV'den beri begenerek takip ederim. atv Haber'in basina gecmesinden ötürü de büyük mutluluk duydum, yolu acik olsun...

Bance'den eksi esine tokat!

Bance ile ilgili daha evvel bir post girmistim... Cok begendigim bir futbolcudur... Türkiye Ligi'nden bir takimda da görmeyi ck arzularim. Mainz ile kendisinin bu sezon Bundesliga'da iyi isler cikartacagini ve Mainz düsse dahi kendisinin herhangi bir takima transfer olup 1. Bundesliga'da oynamaya devam edecegine inaniyorum...

Neyse uzatmayalim, bu 1.92'lik arkadas, muhtemelen eskiden alarinda iliski olan bir kadini, bir takim ayrilik ve iliski problemlerinden dolayi aralarinda cikan tartismada tokatlamis... Ama bu dayak yiyen bayanin kimligi henüz netlesmemis durumda...

Dienstag, 4. August 2009

Nihat Kahveci


Belli bir popüleriteye ulasan Türk futbolcusundan hoslanmamaya basliyorum. Benim onlara ünlendikce, büyüdükce; tabir-i cizse semirdikce olusmaya baslayan bir "gicigim" yok aslinda... Bu isimlerden hoslanmamaya basliyorum cünkü bu oyuncular bir süre sonra, "karsiki daglari ben yarattim", "ben bu takimin her seyiyim" modunda salinmaya basliyorlar saha icerisinde...
Bu izdirap verici hastaligin pencesine düsen bir baska "star" da Nihat Kahveci... Ispanya'ya ilk transfer oldugunda oynadigi findik sirketinin reklamlarinda tüm sevimliligi ile endam eden bu genc adam, orda alisilagelen Türk futbolcusu profilinin aksine basarili bir cizgi cizdikce, tuhaflasmaya da basladi... Biz bu tuhafliklari onun milli takimda forma giydigi karsilasmalarda görmekteydik zaten... Olmayacak mesafeden sut denemeleri, mütemadiyen takimdaki diger arkadaslarini azarlamasi, olur olmaz her duran topun basina gecmeye calismasi vs.
Pazar günü oynanan Süper Kupa karsilasmasi akabinde yapilan yorumlarin icerisinde hem Nihat'a giydirmeler vardi... Iclerinde "Nihat'in sisen sut egosu..." gibi utandirci Türkce tabirlerde bulunanlarin da oldugu yiginla insan onun bu simarikligindan bahsediyordu... Sasirmistim; cünkü bu adam en az son iki seneki bütün milli maclarda böyleydi zaten...

Bir Santaj Girisimi de Daum'a...


Gectigimiz aylarda Skibbe ile ilgili bir santaj olayi haber olmustu... Daha dogrusu bundan yillar evvel gerceklesmis olan bir santaj olayinin perdesi aralanmis ve mahkeme sonuclanmisti...

Benzeri bir olay bu seferde Daum'un basina gelmis durumda... Daum'un gectigimiz aylarda Düsseldorf havaalaninda calinan laptopu bu seferki santajin objesi... 100.000,00 € santajda bulunanlarin beklentisi...

Laptopun icerisinde oyuncu sözlesmeleri, Daum'un ailevi fotograflari ve miras beyannamesi varmis... Skibbe'ninki gibi mahrem fotograflarin söz konusu olmadigindan olsa gerek, Daum santaja hic kulak asmamis ve sayet bu kisi laptopu oldugu gibi teslim ederse ona bulmus gibi bir miktar ödeme yaparim ama cok cok büyük para bekliyorlarsa avuclarini yalasinlar o zaman isi avukatima devrederim demis...

Sonntag, 2. August 2009

Öpülen takim


Aziz Baskan, öpen bir takim yaratacagindan bahsediyordu ama yapilan hamleler bunun olacagi yönünde isaretler vermiyordu.

Öyle ya, transferler sekillendikten sonra anlasilmistiki, Fenerbahce gecen seneki takimin iskeletinden tutun da, sahadaki dizilisine göre bircok seyi muhafaza etmekteydi. Ve etmeye de devam edecekti. As takima nokta transferle sadece iki tane takviye yapilmisti ve onlarin da mücadelenin, temponun ve sertligin Türkiye Ligine göre nisbeten düsük olan Brezilya'dan geldikleri icin "öpen" takim karakterine ne derece uyacaklari soru isaretiydi. Geriye yeni sezon icin ümitli ve heycanli olmayi saglayan tek bir etken kaliyordu: Takimin gece sezon yasadigi agir depresyondan yeni teknik adami sayesinde cikmasi ve canlanarak ortaya mücadeleci bir kimlik koymasi. Ama karakterlerinde hirsin ve mücadelenin zaten cok fazla yer etmedigi (Alex, Deivid, Carlos, Kazim) oyuncular canlansa canlansa ne kadar canlanabilirdi ki?

Bütün bunlarin isiginda oynanan Honved karsilasmasi ile ilgili de yazdiklarim cok iyimser seyler degildi. Halbuki internetten edindigim izlenimle
re göre Fenerbahce taraftarlarinin cogunlugu aksi düsüncedeydi ve Fenerbahce ile ilgili cok büyük iyimserlik icindeydiler. Bir tek sorun vardi: Savunmanin göbegi. Her tarafi muhtesem bu takimin göbegi en zayif noktasiydi onlara göre.

Muhtemelen alinan 2-0'lik Besiktas karsilasmasi sonrasi da ayni efori devam edecek. Ben ise ayni kötümserligi bu galibiyete ragmen tasimaktayim. Hatta birazcik sahip oldugum iyimserlik ilk yarida izledigim Fenerbahce ile birlikte iyice yok olmus durumda.

Sahada cünkü hic de öyle vaat edildigi gibi öpen bir takim yoktu. Pardon vardi, bir tane, ama bu karsi taraftaki siyah beyazli ekipti. Besiktas ilk yarida Fenerbahce'ye, savunma cevresinde cok iyi presle basti, orta sahayi da domine ederek Fenerbahce'yi sadece uzun ve kontra toplara mahkum etti. Bunlardan da sonuca gidebilirdi Fenerbahce. Özellikle Guiza'nin muhtesem performansiyla cok iyi birkac pozisyonu buldu, ama Fenerbahce taraftarlarinin büyük sevgilisi Alex onlari heder etti, birakti.

Ilk yarinin bizlere anlattigi baska gerceklerde de vardi. Örnegin Cristian, bu ilk zor sinavinda bir hayli silik kaldi. Onun karsisindaki Ernst, aynen ilk geldigi günlerdeki gibi Besiktas'in en göze batan ve en etkili isimlerindendi. Kazim da, aldatici sezon basi performanslarindan birini bizlere Honved ve Boluspor karsisinda yine tekrarladigini, aslinda kendisinin Daum ile yeniden dogmus filan degil, ayni tas ayni hamam oldugunu gösterdi. Her topu ezen ve her siki markajda kendini yere adan Alex ile ilgili ise lafim bitti zaten benim. Andre Santos sanki biraz daha kipirdanmisti ve ilerleyen günlerde Fenerbahce orta sahasinin islerligi acisindan cok önemli isler yapacaginin isaretlerini vermekteydi. Takim oyunu olark baktigimizda ise, Fenerbahce ilk yari bu yogun presi acma kabiliyetini gösteremedi. Daum ile ilerledigi iddia edilen takim söz gelimi Aragones'in takimin zaman zaman cok iyi yapabildigi pas oyununda bir hayli gerilemis gibiydi. Aynen daha evvelki 3 yillik Daum periyodunun ilk senesindeki orta sahasiz, ileriye uzun toplarla varmaya calisan takimin görüntüsüne bürünmüstü Fenerbahce. Bu görüntü elbette cok can sikiciydi.

Ikinci yarida Besiktas'in da tempoyu düsürmesilye oyun heycanini bir miktar yitirmisti ki, Alex alisik oldugumuz cok etkisiz serbest vuruslarindan birini vurdugunda, Sivok'un büyük bir sanssizlikla harekete gecen elleri önce Alex'in sonra da Fenerbahcelilerin imdadina yetisti. Penalti kullanma konusunda kimsenin ustaligina laf söyleyemecegi Alex skoru Fenerbahce lehine degistirirken galiba Fenerbahce'nin defolarinin da üzerinin örtülmesini saglamis oldu. Sonrasi bildik; Denizli esitligi yakalamak istedikce acik veren savunmasinda Guiza ve Alex isbirliginde ikinciyi de bularak Fenerbahce sonuca gitti.

Fenerbahce savunmasinin elestirilerin odagindaki isimlerle ilgili de bir takim seyler söylemeden gecmek olmaz. Hem Bilica hem de Önder cok ciddi bireysel hatalar yaptilar. Özellikle Önder'inkiler skorun bir anda degismesine yol acacak cinstendi. Bilica'nin ise mesela Fenerbahce'nin sag cizgisinde Ismail ile girdigi mücadelede rakibine hükmedemeyisi kocaman bir eksiydi onun adina.

Tabii bu söylediklerimle simdiye kadar onlari sürekli elestirdikleri icin karsilarinda oldugum Fenerbahcelilerle ayni konuma düsmüs gibi görünüyor olabilirim. Ama hayir. Ben zaten bu oyuncularin bu hatalari yapacagini biliyorum. Ilerleyen haftalarda da yapacaklar. Benim itirazim ayni hatalari defalarca yapmis Lugano-Edu ikilisi göklere cikartilirken su öpen takim olacagi iddia edilen ekibin icinde ortaya en fazla mücadele koyan bu ikiliye daha toleransli olunmasi gerektigi seklinde. Yine Fenerbahcelilerin yere göge sigdiramadiklari Gökhan Gönül'ün özellikle ilk yarida Bobo karsisinda icine düstügü perperisan durumu da gördük. Onun arkasini toplayan yine yogun mücadelesiyla hep Önder oldu. Ama yine de, Gökhan'a layik görülen methiyelerin onda biri Önder'e bagislanmamayacaktir... Anlatmak istedigim biraz da bu.

Manasiz bir kupanin gölgesinde


Futbolseverlerin futbola susamisligi, Avrupa Kupalarina katilabilmek icin yapilan ön eleme karsilasmalariyla bir nebze olsun giderilmisse de, tam bir doyuma ulasilmadigi kesin. Öte yandan, Besiktas gibi henüz resmi bir karsilasma cikmamis takimlarin taraftarlarin, bu susamisligi daha da fazladir.

Iste bu susamisliga cok iyi gelecek bir karsilasma oynanacak Besiktas ile Fenerbahce arasinda. Adina Süper Kupa denilen bu düzenlemede bilindigi üzere, lig sampiyonu ile Türkiye Kupasi'nin sahibi karsi karsiya geliyor, prosedür geregi. Gectigimiz sezon ama, hem ligi hem de Türkiye Kupasi'ni kazanan taraf olarak tek bir ekibi gördügümüz icin karsimizda, istisnai bir durum cikiyor karsimiza. Ve gecen yilin dublesini yapmis Besiktas'a rakip olarak Fenerbahce cikiyor sahaya.

Tabii bu durum bazilarinda huzursuzluga yol acmis durumda. Bana da sorarsaniz bir tuhaflik var bu iste. Hem kupanin, hem de ligin muzafferi olarak Besiktas'a, bu kupa hic oynanmadan teslim edilebilir(di). Diger taraftan bu durum kamu vicdaninda, "yahu lig ikinciligi mi önemli, yoksa kupada finalist olmak mi; elbette lig ikinciligi o zaman Besiktas'in karsisina neden Sivas cikmadi Fener cikiyor" itirazlarin yer etmesine de yol acabilir. Bunlarin hepsi tartisilir konular. Ligin kupadan önemli oldugu argümanina yasladigimiz haksizlik oldugusunu daha da desersek zaten sunu da söylemek mümkün: Lig ikincinsi SL'ye katilabilme sansi elde ederken, sadece UEFA'da oynama hakki eden Kupa sahibinin ondan daha az önemli oldugu aciktir. O halde neden bu kupayi zaten direk lig birincisiyle ikincisi oynamamaktadir?

Gelgelelim, bence son derece sacma ve aslinda hazirlik macindan öte bir manasi olmayan bu kupanin kendi icinde de bir aciklamasi var: Kupa, haliyle karsilasmasi gereken iki takim olmali. Bunlardan birisi lig basarisi kontenjanindan, digeri de kupa basarisi kontenjanindan olmali. Sayet, bu sezon oldugu gibi, her ikisini de ayni takim kazanmissa, o takim sahip oldugu iki hakkin, önemsellik acidan ön planda olaninin kontenjanindan kupada oynamaya hak kazanir. Yani Besiktas lig sampiyonu, dolayisiyla lig kontenjanindan kupada oynayacaktir. Ölye olunca diger rakibin kupa kontenjanindan orda olmasi gerekmektedir. Orda öncelige sahip olan takim da Besikatas'in arkasindaki Fenerbahce'dir...

Bu durum aslinda son derece aciktir ve bu kupanin oynadigi her ülkede ayni prosedür islemektedir. Buna ragmen, elbette anlasicagi üzere Galatasaray taraftari "ne hakla Fenerbahce oynar bugün diyebilmektedir". Niyetin adalet pesinde olmak olmadigi temel motivasyonun Fenerbahce nefreti oldugu elbette kendisi apacik ele vermektedir bu itirazlarda.

Arkadaslarimiz ortaya cikan ve Sivasspor'un hakkinin yendigi bu acimasiz durumda tarafinin elbette "hak"tan yana oldugunu mustuluyor ve bu yüzden Besiktas'i destekledigini söylüyor. Tabii Sivas'in Anderlecht karsisinda aldigi agir yenilgiden haz alirken simdi onlarin hakkinin pesine düsmüs olmanin gülünclügü bir tarafa, fanatik takim taraftarinin sahip oldugu ezeli rakip nefretinin bastirilmaya calisilmasindan mütevvellit hüzünlü bir durum da cikiyor ortaya burda.

Zira, 'burda söz konusu takim Fenerbahce degil de Galatasaray olsaydi bu göz yasartici adalet arayisi pesinde olur muydunuz' sorusunun cevabi elbette 'hayir' olacaktir. Ve yine ayni sekilde benim yukarda da söylemeye calistigim gibi sayet burda vicdanlari huzursuz edici haksiz bir durum varsa, burda o haksizligin sadece Fenerbahce icin uydurulmus bir seymis gibi bahsedilmesinin ne manasi vardir?

Yani aslinda vardimiz nokta su oluyor: Ben Galatasarayligim (Fenerbahceliyim) ve bu yüzden Fenerbahce'den (Galatasaray'dan) nefret ederim. Onun oynayacagi her karsilasmada da rakibini desteklerim.

Sayet acikca ve dürüstce bunlar yazilsaydi cok daha dogru bir durus takinilmis olurdu. Ve bize de söyleyecek hicbir laf düsmezdi, cünkü ben de Galasatasaray'in oynadigi her karsilasmada rakibini tutmaktayim ve saniyorum yeryüzündeki böyle büyük cekismelerin oldugu iki takim taraftari arasinda bu durum cok alisilmis ve dogal birsey.

Donnerstag, 30. Juli 2009

Fenerbahce-Honved: 5-1


Volkan-Gökhan, Önder, Bilica, Carlos-Cristian, Emre-Kazim, Alex, Santos-Guiza...

Fenerbahce'nin Honved karsisinda maca baslayan onbiri. Daha önceki yazilarimda belirtiklerimle cok büyük oranda uyusuyor bu kadro. Ben Topuz'u sag kanatta tahmin ediyordum, Kazim formayi kapmis gibi ama. Forvetteki tahminimiz de tutmamis gibi duruyor belki, lakin aslinda degil, cünkü savunmada Bilica ile Önder oynadigi müddetce Guiza'dan da vazgecmeyecektir Daum demistim. Semih yine kulübeye mahkûm yani.

Maca dönersek...

Bu rakibinin birkac gömlek üstününe Aragones'in takimiyken de yiginla gol atmisti Fenerbahce. O yüzden sonuc hicbir sey ifade etmiyor. Oyun olarak neler vardi ona bakalim...

Diziliste de süpriz yok. Bundan da daha evvel kerelerce bahsedildi. Dizilis ayniydi ama, gecen senenin depresyona girmis takiminin daha canli oldugu göüldü. Bu canliligin kaynagi elbette sezon basinin heycaninda da sakliy biraz.

Cristian ve Santos'un onbirde maca baslamasi, sasirtmadi. Ama öfkelendirdi, onu itiraf etmeliyim.

Hep ona dönüp örnek veriyorum ama... Louis Van Gaal takimin sezon basini hazirliginda bulunamadigi icin Luca Toni'ye birakin forma vermeyi, takimla dahi calistirmiyor. Fenerbahce'de ise daha dogru düzgün antremana cikmamis adamlar ertesi gün resmi bir macta ilk onbirde sahada. Onlarin direk baslamamasinin oyuncularin hazir olup olmamasiyla filan cok fazla alakasi yok. Mevzu hak mevzuu.

Eger ki Deniz sezon basindan beri sizin takimla hazirlik kampina katilmissa, aksatmadan tüm antremanlarini yapmissa, ve bu oyuncu sizin kadronuzda bulunduramayacaginiz kadar yeteneksiz ve kalitesiz degilse, bu macta ilk onbirde baslamayi Cristian'dan cok daha fazla "hak" etmisti. Guiza'nin oynamasini anlarim, cünkü Semih sakat ve yerine koyacaginiz baska santraforunuz yok. Ama Cristian ve Santos'un yerine bir sürü secenek var. Ve o secenekler bircok hazirliktan gecmis, kamplara katilmis; elbette onbirde baslayip yeni bir sans elde etmeyi sonuna kadar hak ediyorlar...

Ama hep söylüyoruz... Daum, sonuca bakar. Elbette o, hak hukuk, adalet vs pesinde olmayacaktir. Ilerde de mutlaka bu takimi, Alex ile, Santos ile, Cristian ile vs. kuracaktir. O yüzden bir an evvel o ideal onbirin mac pratigini arttirmak istemektedir. Bu oyuncularin basina bir is gelmezse de, Özermis, Topuzmus, Denizmis, Semihmis vs. avcunu yalasinlar forma konusunda.

Demin de söyledim, biraz daha canliydi takim. Ama su kesinki Daum'un takimlari savunmada her zaman ters ayak üstüne yakalanmaya, yerlesme hatalarini cok zayif takimlar karsisinda dahi yapmaya mahkum. Daha evvelki 3 yillik Fenerbahce deneyimde de vardi bu, 2.5 yillik Köln deneyiminde de. Takim savunmasi, takimin alan daraltma kabiliyeti, geriye dönebilme yetisi üc yilda, Zico'nun bir yilda kat edebildigi kadar bile yol kat edememisti onunla. Köln'de de durum cok farkli degildi. Simdi yeniden ayni sahneleri görecegimize eminim. Fenerbahce cok gol atacak ama cok da gol yiyecek; bu kesin. Cok gol yemesinin de sebebi sakin ha Lugano ve Edu yok da ondan diye algilanmasin. Daum'dan Daum...

Savunmadaki bu aksaklik disinda cok fazla sorun göze carpmadi Fenerbahce ile ilgili. Hücumda bence daha üretken olmali. Cünkü zaman zaman Honved karsisinda dahi tutulup kaldilar, belirli bir bölgeyi asla asamadilar.

Guiza, Emre takimin en etkilisi ve isteklisiydi. Kazim ve Gökhan'i da onlarin yanina ekleyebiliriz. Kazim'in ama devamlilik sorunu hala var. Cristian vasatti ama asla Maldonado olmadigini kanitladi. Ilerde de cok daha etkili olacaktir; o kesin. Santos'un zamana ihtiyaci var. Cok etkisizdi. Carlos sakatlantiktan sonra beke gecmesiyle birlikte daha da kayboldu. Hatta savunmada da hic saglam görünmedi. Deivid ve Alex ise bence takimin en kötü ikilisiydi.

Izlemeye devam edecegiz ama simdiden Fenerbahce'yi görür gibiyim:

Cok gol atan ama ayni zamanda cok gol yiyen; Avrupa kupasinda cok fazla ileriye gidemeyen, ama ligte sonuna kadar sampiyonluk yarisinin icinde olan; Özer ve Topuz gibi Türk futbolunun gelecegi gözüyle bakilan isimlerin yok olup gittigi, 13-14 kisiyle oynayan bir takim olarak izleyecegiz Fenerbahce'yi...

Bilica+Bekir+Önder vs. Lugano+Edu


Fenerbahce medyasinda, taraftarlarinda, bloggerlarinda en cok bu dillendirriliyor:

"Fenerbahce'nin savunmasi yetersiz. Bekir-Önder-Bilica üclüsünün ikisinden olusturulacak savunma birakin Avrupa'yi, lig icin bile yetersiz gelebilir, basimiz cok agrir. Ya Lugona veya Edu'dan biri dönmeli takima, ya da baska bir yabanci futbolcu alinmali oraya."

Tabii daha evvelinde kadronuz, Alex-Terry ikilisinden kurulu olsa idi ve onun arkasindan bu yukarda bahsettigim üclüye teslim edilmis olsa idi takim; bu kaygular yerinde olurdu.

Ayni taraftar güruhunun sahiplendigi, efsanelestirdigi ikili Edu-Lugano.

Iste bir tanesi, kapi kapi dolasip kendine kulüp ariyor, bir tane talipli bulamadi. Hamburg bile onu degil Lazio'nun stoperini tercih etti. Stoperini devreden Lazio ise alacak olsa herhalde simdiye kadar alirdi. Ya da Lugano'nun ücretinde ciddi bir indirime gitmesi lazim. Velhasil, o cok büyük savunma oyuncusuna nedense üst düzey hicbir takim talip olmuyor.

Edu, sakat. Sakat olmasaydi da simdi o da kendisine takim ariyor olsaydi, emin olun, Lugano'nun akibetinden farkli olmazdi. En fazla ülkesinde bir müsteri bulur kendine orda oynardi.

Fenerbahce-Arsenal macini hatirliyorum, Arsenalliler defalarca kez kaleciyle karsi karsiya kaldilar savunmanin arkasina ve arasina atilan toplar sayesinde. Sadece 5 gol yedi Fenerbahce ama iki katini da yiyebilirdi- o derece cok ve tehlikeli pozisyonlar verilmisti. O savunma Edu ve Lugano'dan kuruluydu.

Bunlari söylediginiz zaman söyle bir argüman öne sürüyorlar: "Ama orta sahanin zayifligi Arsenal forvetlerinin bu kadar kolay pozisyon bulmasina neden oldu"

Ne zamandan beri savunmada verilen aciklarin bas sorumlusu o savunma oyunculari degil de orta saha oyunculari suclu gösterilmeye baslanir oldu bilmiyorum. Sayet o forvetler defalarca kez orta sahadan cok tehlikeli paslarla beslenleser ama savunma göbegindeki oyuncular bu tehlikeleri defalarca kez toplasa ama aradabir kacirdigi olsa bunlarin da birkaci gol olsa denilebilir ki, savunma göbegi o yogunlukta elinden geldigi kadar direndi.

Bu ikili ne zaman cok iyi oynadi? Zico'nun Avrupa maclarinda. Cünkü o zaman Fenerbahce takim halinde iyi savunma yapiyor, geride cok iyi alan daraltiyor, sakin top yapiyor, tempoyu düsürüyor ve bu sayede hücuma cikarken kaptirilan toplarda genis alanda yakalanmiyorlardi. Geri kalan bosluklari da artik o kadar olsun savunma meziyetleriyle Edu ve Lugano toparliyordu.

Bu sezon, Daum'un yine tempoyu arttirmayi düsünen bir takim oynatmaya calisacagini tahmin ediyorum. Bu haliyle de Bilica ve Önder ikilisinin genis alanda yakalanmalari cok muhtemel. Ama ayni durum, bunlarin yerine bu efsanelestirilen Edu-Lugano ikilisi olsa da gecerli oldurdu...

Bilica, gerek Edu gerekse de Lugano'dan cok daha zeki, geriden oyunu kurabilen bir savunma oyuncusu. Ayni zamanda aynen Lugona gibi güclü ve rakibine ön alanda önceden basan bir isim. Bekir, agir oldugu hic tartisma götürmez Edu-Lugano ikilisine kiyasla cok daha cabuk. Araya atilan toplari süpürebilir. O da yine Bilica gibi topu geriden oyuna sokma konusunda diger ikisinden cok üstün. Sadece zamana ihtiyaci var. Pismesi, olgunlasmasi, oynayarak mac pratigini gelistirmesi lazim. Önder'in Edu'dan hicbir sekilde geri olduguna ise inanmiyorum.

Gercek olan bir baska sey daha var ki, savunma oyunculari uzun süren birliktelikleri sonrasinda basariyi yakalayabiliyorlar. Edu-Lugano ikilisinin ilk geldigi dönemleri de hatirliyoruz. Alkmaar, Frankfurt maclarinda yaptiklari hatalari unuttuk mu bu ikilinin?

Van Gaal Lucio'nun bile gitmesine göz yumuyor ve yerine monte etttigi isim henüz daha profesyonel hicbir mac yapmamis Badstuber. Paf takimdan yükselme A takima. Fenerbahce camiasi ve hocasi ise hala vasat seviyedeki Lugano, Edu gibi futbolculari icin belki büyük bir yildiz olacak olan Bekir'e burun kiviriyor.

Elano ve transfer basarisi



Galatasaray yönetimi transfer calislarinda parmak isirtmaya devam ediyor. Sadece % 15 verimle oynayan Lincoln'ü dahi bastaci edecek kadar yüregi genis Galatasaraylilar, onun kadar teknik ama ondan cok daha ahlakli ve disiliplinli bir futbolcuya elbette daha cömert olacaklardir.

Elano, Lincoln'ün Alex'in yanindan bile gecemeyecegi, Premier Lig'te forma giymis olani. Ayni zamanda, Lincoln'ün sirtina geciremedigi Brezilya formasini, defalarca kez tasimis olani.

Önce Rijkaar ve Neeskens, sonrasinda Keita ve simdi de Elano...

Bu basarinin önünde saygiyla egiliyorum.

Mittwoch, 29. Juli 2009

Schumacher yeniden pistte


Önce istemedigini belirtmisti ama galiba bugün, fikrini degistirmis. Massa'nin yerine yeniden pistlerde Schumacher.

O biraktiktan sonra ben de birakmistim Formel 1'i... Simdi yeniden döner miyim bilinmez ama en azindan sonuclari merak edecegim, o acik.

Rangnick; güzel futboldan asla ödün vermez

Saolsun Kicker, Bundesliga baslamak üzereyken takimlar hakkinda yorum sahibi olabilmemiz icin bizlere derli toplu bir hayli bilgi sunuyor.

Rangnick'in Hoffenheim'ini da ele almislar. Futbolseverlerin yakindan bildigi gibi Hoffenheim'in gecen sezon ilk devre ortaligi kasip kavurmustu. Acaba sampiyon olabilirler mi derken insanlar, onlar ikinci devre lig tarihinin en kötü ikinci devresini cikartan takim ünvanini taktilar omuzlarina. Ligi de bu yüzden yedinci sirada bitirebildiler ancak. Hoffenheim'in bu basarisi cok süpriz olmamisti benim icin aslinda. Rangnick de benim aynen Hitzfeld gibi, hayranlik duydugum bir hocadir. O nereye gitse ben de pesinden izini sürerim. En son Schalke'den kovuldugunda da sürekli haberlerini yokluyordum, nereyle anlasti, anlasacak seklinde. Icimden de hep Fenerbahce'de solugu almasini temenni ederdim.

O sirada ücüncü lig takimlarindan Hoffenheim'in basina gectigini duyunca cok sasirmistim. Ama tabii o Hoffenheim'in nasil bir perspektif koydugunu önüne, takimin sahibinin kim oldugunu görünce vs. saskinligimin yerini merak ve heycan almaya baslamisti. Bundan bir 5 sezon sonra -ki su anda simdeden 3 sezon öncesinden konusuyoruz- ortaya ne cikacak seklinde bir soru zihnimi kurcalamaya baslamisti.

Neyse, girisi cok uzattik. 5 sezon sonrasina daha 2 sezon var. 3. sezonunda ise cok bilmis futbol ulemasi Hoffenheim ile ilgili kalem oynatmaya basladilar; 'görüyor musunuz bir köy takiminin yaptigi süprizi' seklinde idi yaklasimlari. Hoffenheim'i biraz da Rangnick tesadüfünden dolayi daha önceden takibe almis birisi olarak onlarin bu saskinliklarina müstehzi bir sekilde gülerek gecirdim günleri...

Projenin dördüncü sezonunda neler bekliyor bizleri, nasil hazirlandi Hoffenheim, kimleri aldi, kimleri gönderdi, simdi bunlarin özetine bakalim, Kicker'den de yararlanarak:


Hoop ile Rangnick arasinda kücük bir sürtüsme olmustu. Hoop takimin kadrosunun yeterli oldugunu, özellikle ekonomik krizi de göz önünde bulundurarak yeniden büyük transferler yapmanin mantikli olmadigini söylüyordu. Rangnick ise buna karsin, takimin takiviyeye ihtiyaci oldugunu, kücük bütceli ve kücük hedefli bir takimla kendisini cok fazla idendifike edemeyecegini belirtmisti. Bu savasin galibi simdilik Rangnick gibi duruyor, cünkü Hoop'un en fazla 10 milyon euro ayiririz dedigi transfer bütcesi bir hayli asilmis durumda yapilan transferlerle:

1. Josep Simunic, Hertha Berlin'den, 7 milyon euro...
2. Franco Zuculini, Arjantin, Racing Clup, orta saha, 18 yasinda ve cok büyük bir yetenek olarak gösteriliyor, 4,6 milyon euro
3.Maicosuel, Brezilya, Botafogo, orta saha ve forvet, 23 yasinda, 4,5 milyon euro...

Bunlarin disinda, KSC'den Eichner var, solbek... Ve yine santrafora, Arabistan'dan, Prince Tagoe... Ikisi de bonservizsiz geldiler Hoffenheim'a...

Takimdan ise bir tek Selim Teber ayrildi, Skibbe'nin takimi Frankfurt'a...

Yukardaki resimde de görülecegi gibi cok hücumcu bir takim Hoffenheim... Savunmayi da, Simunic ile daha da güclendirmis durumdalar...

Ibertsberger ve Beck, gecen sezonun, Weiss ile birlikte en göze batan gencleriydiler... Carlos Eduardo ve Obasi zaten kalitesi tartisilmaz isimler... Ibisevic'in sahada tam manasiyla yer alabilmesi icin daha zamana ihtiyaci var saniyorum. Demba Ba yine sakat saniyorum. Ayrica VFB Stuttgart'a transfer olma hikayesi onu bir hayli sevimsiz duruma itti taraftarlarin gözünde. O yüzden biraz da Tagoue ve Maicosuel tranferleri yapildi.

Kicker'in beklentisi Rangnick'in gecen sezon oldugu gibi önce defansif yönü güclü bir üclü orta saha kurgusu olusturacagi seklinde. Onlarin önüne de üclü bir hücum hatti. Bu üclü nasil dizilir; degisebilir diyorlar. Mesela ilerde sadece bir santrafor (mesela Ibisevic) ve onun arkasinda sarkik Obasi ve Eduardo; ya da Obasi ve Ibisevic cirft santrafor, onlarin hemen arkasinda Eduardo vs seklinde... Tabii bu isimlerin arasina, sakatliklar ve form durumlarina göre yeni transferler de katilacak...

Oldukca kaliteli ve güzel bir kadrou... Hücum oynamayi seven Rangnick'ten de ancak böyle bir takim kurmasi beklenirdi zaten.

Kicker'in beklentisi ilk besin icinde bir yer, ligte... Ben de onlara katiliyorum bu hususta.

Dienstag, 28. Juli 2009

Magath'li Schalke'nin vaat ettikleri

Sadece Almanya icinden degil, disardan da, örnegin Türkiye'den, futbolseverlerin, Bundesliga denildiginde bu sezon en cok merak ettikleri ekiplerin basinda Magath'li Schalke 04 geliyor.

Kicker de bu konuyu merak edenler icin bir güzellik yapmis ve kendi analizini ortaya koymus:



Resimden de görüldügü gibi, Kicker'in iddiasi Magath'in Türkiye'de baklava dilimi denilen bir orta sahadan olusan 4-4-2 sistemini benimseyecegi seklinde. Gercekten de Stuttgart ve Wolfsburg serüvenlerini hatirladigimizda Magath'in bu dizilisi tercih ettigini ve ileri uctaki ikili forvetin arkasinda bir '10' numara konuslandirdigini görürüz.

Benim izledigim hazirlik macinda ise Magath bu sistemle sürmemisti takimini sahaya. O macta, ilerdeki Kuranyi'nin arkasinda Halil-Rakitic-Farfan'dan olusan bir zincir kurgulamisti ve onlarin arkasinda iki '6' numara ile orta sahayi bütünlemisti. Magath'in demin de dedigim gibi iki forvetin arkasinda bir 10 numara ile oynamaktan hoslandigini biliyoruz. Lakin Schalke'de elinde ne Misimovic, ne de Hleb var. Farfan, Rakitic gibi oyuncular ise daha cok kenarlara, cizgiye dogru acilmaya seven isimler. Mac pratigi ile birlikte, Farfan'dan bir '10' numara yaratilabilir mi; zaman icinde görebiliriz ama simdiden olumlu ya da olumsuz bir sey söylemek pek olasi degil. O bakimdan ben Kicker'in bu dizilisine bütünüyle katilamayacagim, en azindan bu sekliyle bir serh düsüyorum buraya.

Sahada gördügümüz 11 ile de alakali itirazlarim olacak. Mesela solbekteki Kobiashvilli'yi önliberoda görebiliriz. Cünkü Kobiashvili, sagbekteki Önder Turaci gibi, takiminin hücum gücüne katkisi cok iyi degil. Onun yerine, sakatligi gecince Pander olacak orda, o gelene kadar da hazirlik macinda o bölgede denedigi Jan Moravek olabilir orda. Westermann ise zaten Jones sakat oldugu icin orda ve dedigim gibi Jones dönene kadar Kobiashvili de orada denebilir. Bu haliyle Westermann stoperde de kullanilabilir, Höwedes'e alternatif olarak.

Kicker'in sistemle ilgili bir diger iddiasi da, Schalke'nin, Rutten'in topa sahip olmaya calisan ve bol pas yapan takimindan bir an evvel topu hücum bölgesine tasiyan bir takima dönüsecegi yönünde. Bu öngörüye ben de katiliyorum...

Sagacikta gördügümüz Holtby yildiz adayligini zaten ispatladi, onun yanina Jan Movarek (söylentilere göre 1,5 milyon euro), Vasilios Pliatsikas (0,4 milyon euro) dikkat edilmesi gereken isimler. Gecen yilin büyük hayal kiriklarindan biri olan Orlando Engelaar'in da yeniden ülkesine döndügünü belirtelim. 5,5 milyon euroya transfer ettigi bu oyuncuyu Schalke, PSV'ye yaklasik 3 milyon euroya devretti. Bu sezonun en pahali transferi ise Aachen'den gelen Holtby. Henüz daha 18 yasinda olan bu isim Schalke'ye 3 milyon euroya geldi.

Önce Rudi Assauer, arkasindan da Müller'in mahvettigi kulüb bütcesi anlasilan Magath döneminde toparlanacak. Yoksa sezonun en pahali transferi olarak 3 milyon euroyu görmezdik Schalke'de, bu rakam olsa olsa yapilan transferler arasinda en ucuzu olmus olurdu....

Kicker Schalke'nin ligte elde edebilecegi pozisyonun ilk beste bir yer oldugunu söylemis. Bu noktada da katilamayacagim onlara, bence Magath ilk sezonunda cok icacici sonuclar alamayacak ve onbir ile bes arasinda bir yerde kendisine yer bulacak tabelada.

Spor Basinin Nuray Mert'i olma yolunda; Mehmet Demirkol


Artik hicbir hafta yok ki, Demirkol, yazdigi kötümser yazilarla icimizi karartmasin.

Keita gelir, bir yigin kulp bulur.
Ferrari gelir, Gökhan Zan ondan iyiydi, bunu nerden buldunuz der.
Cristian ve dos Santos ile ilgili simdi, o parayi degmezler demektedir...
Daum gelir, bu adam zaten Avrupa'da basari pesinde kosmaz, o parasini alir keyfine bakar der...

Nuray Mert'i bilenler bilir, hemen hicbir konuda olumlu düsünceleri, yasanan sürecle ilgili iyimserlikleri yoktur. Sürekli homurdanir, sürekli huysuzlanir, sürekli siz bunlarin iyi oldugunu düsünüyorsunuz ama bunlar bos seyler der durur...

Artik ruhum sikilmis durumda ondan. Okumuyorum bile uzun zamandir. Mehmet Demirkol'un bu kötümserlikleri de beni cok yormaya basladi. Kendisine de bu konuda cok elestiri geliyor anlasilan ki, yazisini su cümlelerle bitirmis:

"Yine canınızı sıktım, biliyorum. Bu futbolun boş zamanında Ferrari muhteşem, Cristian 10 numara, Keita fevkalade demem lazım belki de."

Ya kurnazlik yapiyor kendince, ya da anlamiyor bizim gibilerin derdini. Cünkü kendisine kimse Fotomac gibi degerlendirsin demiyor olan biteni. Ama bu kadar kapkara, bu kadar kötümser de olunmaz ki yahu. Hic mi iyi tarafi yok, diyelim bir Keita transferinin, Ferrari'nin ya da Cristian'in... Halbuki gecen hafta kendisi idi, Cristian'i tanimiyorum o yüzden onunla ilgili birseyler yazmak istemiyorum diyen... Simdi nasil oluyor da o adamin pu parayi etmeyecegini yazabiliyorsun?

Zico geldiginde de cok olumsuz düsünceler tasiyordu Demirkol. Hatta ilk senesinde sampiyon olduktan sonra ikinci sezonuna girerken Zico ile Fenerbahce, Demirkol, 'cok bile kaldi onun simdiye kadar gitmesi gerekiyordu' dedi... Evet aynen böyle dedi. Gitmesi gereken Zico ile Fenerbahce'nin ceyrek finaline sahit olduk. Denizli Besiktas'in basina geldiginde de yine yiginla kötümser yazilar yazmistir. Ve Denizli sampiyon oldu...

Demek ki neymis, insan yanilabiliyormus... Öyle ic karartirip durmaktan bir yere varilmiyor, aksine yaydigin negatif ve sinir bozucu hava ile kalip kaliyormussun.

Gelecek sezonda FC Köln ve olasi problemleri

Ligin baslamasina cok az bir süre kaldi. Ama FC Köln'ün problemleri daglar gibi, önlerinde duruyor. Gecen gün Bayern karsisinda alinan 2-0'lik maglubiyet de bir hayli suratlari asmis durumda, Köln cenahinda.

Kicker, Köln'ün sikintilarini özetlemis maddeler halinde... Ve bunlari su sekilde siralamis:

Novakovic'in sakatligi ve kisa sürede takimda yer alamayacak olmasi, Podolski'ye yardim edecek, onun pozisyonlara gormesini saglayacakyeni yaratici oyuncu eksikligi, bu eksiklige care olmasi icin transfer edilen Maniche'in Nisan ayindan bu yana antremanlara cikmamis olmasi ve kilolari vs.

Ben bunun üzerine yine Podolski odakli bir problemi ekleyebilirim. 10 milyon euroluk maliyetiyle Podolski bu takima oldukca lüks bir oyuncu. Öbür taraftan tüm Köln taraftari Podolski'yi simdiden kurtari ilan etmis durumda. Halbuki bundan dört sezon evvel küme düstüklerinde kadrolarindaydi Podolski. Podolski üzerinde olusan bu yogun beklenti ve kadro yetersizliginden ötürü Podolski'nin olasi caresizligi, büyük bir hayal kirikligi ve takimin havasini bozucu bir etki yaratabilir.

Bu derece pahali bir oyuncuyu kadrosuna katip da var oldugu noktadan bir milim dahi ileriye gidemeyecek olmasi Köln'ün, taraftarlari icin elbette stres ve homurtu unsuru olacaktir. Köln ile ilgili bir baska problem olarak da Wome'nin bölgesi gösterilebilir. Siklikla sakatanmasi, haliyle devamlilik sikintisi yasamasi; zaman zaman izinsizce ortadan kaybolmasi vs. gibi nedenlerden dolayi, kadrosunda ikinci bir solbek olmadigi icin Köln'ün bu husus da basini agritabilir.

Bu sezon icin Soldo, Daum'dan farkli olarak, daha cok pas yapan ve kisa paslarla rakib yari alana yerlesmeye calisan bir takim kurmak istedigini söyledi. Eldeki malzeme ile bu ne derece mümkün; bilmiyorum.

Gecen sezon kadroda bir hayli yer bulabilen Vucicevic bu sezon yok. Onun yerine KSC'den bosvervizsiz Freis alindi. Freis daha golcü, ama Vucicevic'in de bileklerine olan hakimiyeti, Freis'da yok. Bunun disinda giden oyuncu yok kadroda. Boeteng'i Getafe'nin istediginden bahsediliyor. Orta göbegi, Petit ve Maniche ile kapatacagini onlarin yedegi olarak da kadroda, Pezzoni ve Matip'in varligini göz önünde bulundurursak, Boeteng'den gelecek parayi reddedemeyebilir diye düsünmekteyim, Köln'ün...

Sakatliklar düzelirse, antreman eksikleri de tamamlanirsa ideal onbirinin su sekilde olacagini tahmin ediliyor:


Daum'un dizilisinden farkli olarak Podolski'nin tam olarak ilerde olmasa da, Novakovic'in yakinlarinda dolasacagini söylebiliriz. Daum'layken Podolski'nin yerinde oynayan oyuncu su kadroda görülen Freis ve Ehret arasinda bulunmaktaydi, bu durum da Novakovic'i yalnizliga ittiyordu.

Petit ve Maniche ikilisinden kurulu göbeginden üretken olabilecegi düsünülebilir ama merak ediyorum bu haliyle orta saha direnci ne hale gelecek Köln'ün... Ehret ve Freis'in yerine Sonou ve Chihi isimli iki farki oyuncu daha var alternativ olarak. Ama onlarin da bu takima cok fazla faydasi maalesef olmaz.

Sayet baska takviye yapilmazsa bu takimla FC Köln'ün kümede kalma mücadelesinin icinde olacagini yeniden, iddia edebilirim, zira bu onbir her zaman sahada olmayacaktir ve maalesef eksik parcalarin hicbirinin yeri tam olarak dolacak durumda degil yedeklerin yetersizliklerinden.
Gecen sezon elde edilen lig onikinciligi ise bu sezon elde edilebilecek en iyi derece olur bence...

Freitag, 24. Juli 2009

Bir Hazirlik Macindan Ötesi...


Bundesliga'nin baslamasina iki hafta kaldi-sadece. Takimlar lig baslamadan önceki son hazirlik maclarina cikiyorlar...

Bu maclardan bir tanesi, Poldi'nin dönüsünün serefine Rhein Energie Stadion'da FC Köln ile Bayern arasinda yapildi...

Bizim de bu sayede lig baslamazdan evvel, iki takim hakkinda biraz daha detayli bilgi edinmemizin önü acilmis oldu. Öncelikle Bayern'den baslayalim...

Van Gaal birkac oyuncuyu saymazsak macin ilk yarisiyla ikinci yarisinda apayri iki kadro sürdü sahaya... Takimina oynatmak istedigi sistemle alakali da cok önemli ipuclarini gözler önüne serdi... Futbol aleminde bir hayli moda durumda olan, 4-2-3-1, 4-3-3, 4-5-1 seklinde önliberoyu iki oyuncuyla kapatan bir dizilisten uzak oynatacak Van Gaal Bayern'i...

Ayni zamanda yine cok az kullanilmakta olan cift santrafor olacak sahada... Ve daha da önemlisi, artik on yil öncesinde kaldi denilen cirft santraforun arkasinda bir "10" numara bulunduracak... Bu karsilasmada o bölgede Müller isimli genc bir yetenek (hakikaten cok önemli bir yetenek) oynadi, ama ilerde Ribery'nin olacagi kesin... Santraforda ise Gomez ile Klose ikilisi sahadaydi ilk yarida, ve saniyorum ligteki maclara da bu ikili ile cikacak sahaya, Van Gaal.

Bayern'in tek kisiye indirilmis önliberosunda ise bu aksam Van Bommel oynamaktaydi, lakin antreman eksikligini giderdikten sonra, Tyhmoschuk'un oranin degismez olacagini düsünmekteyim... Baklava dilimi dedikleri orta saha dizilisinde iki kenarda oynayan isimler ise, Pranjic ve Hamit idi... Pranjic ismi elbette sasirtmadi, oynamasini bekliyordum böyle bir diziliste... Ama birkac hafta evvel kesinlikle gönderileceklerden birisi gözüyle bakilen Hamit'in ilk yarida sahadan olan oyunculardan birisi olmasi oldukca sasirtici ve beraberinde sevindiriciydi...

Her firsatta "teklifler icin tesekkür ederim ama, ben burda kalip kadroya girmek icin mücadele edecegim" diyen Hamit'in bu konuda ne kadar ciddi oldugunun kanitidir bu... Ilk yarida da en iyi oyunculardan birisiydi kendisi. Zaten kumas olarak baktigimizda Hamit'in Ribery'i saymazsak o takimdaki hicbir oyuncudan daha kalitesiz oldugunu söyleyemeyiz. Sayet o gitmek zorunda kalir da, Baumjohann, Ottl, Lell, Schweinsteiger, Sosa, Pranjic vs. gibi oyuncular takimda kalanlar olursa kendisine cok yazik olur...

Bayern'in savunmasinda ise, hazirlik dönemin parlayan yildizlari Van Buyten ve Badstuber oynamaktaydilar...

Birkac gün evvelki yazimda kulübede kalacagini yazdigim Badstuber'in ilkonbir icin en sansli oyuncu oldugunu söyledi spiker, karsilasmanin ilkyarisini olusturan onbirde olmasi da bunu dogrular nitelikteydi... Kenardakiler bilindigi gibi, Lahm ve Braafheid... Lahm'i taniyoruz... Braafheid ise bana hic tatmin edici gelmedi... Oldukca agir bir bek olarak.

Bayern, belki de sezonun henüz baslayacak olmasinin verdigi canlilikla, oldukca agresif, rakibine daha kendi cezasahasi cevresinde pas yaparken basmaya calisan bir takim olarak cikti karsimiza... Hollandali'dan beklenen, varyasyonlu estetik hücum futbolundan ise henüz cok birsey göremedik.

Gelgelelim, diger tarafa... Podolski geri döndü diye tüm stadyumu dolduran komik taraftarlar yiginina sahip Rhein'in zavalli ve aptal takimina...

Kendileri icin bu derece agir ithamlarda bulunuyorum cünkü:

FC Köln, ekonomik kapastesinden ve yillardir icinde bulundugu sorunlardan ötürü, bir transfer sezonunda en fazla 10 ile 13 milyon euro arasinda bir miktar harcayabilir...

Diger yandan Köln, gecen yil ligi sahip oldugu kadro kalitesinin gerektirdiginin cok yukarisinda bitirmeyi basarabilmistir; ama bu durumda, daha önce defalarca örnekleri görüldügü gibi, bu ekipler kadrolarina en az dört saglam ve akillica takviye ile yeniden ligte kalma mücadelesi vermelidirler, cünkü bir sezon evvel, teknik adamindan oyuncusuna, taraftarindan yöneticisine bir sekilde büyük bir is basararak kalmayi basardiklari lig icin ayni kadro hicbir ise yaramayabilir...

Ama Köln ne yapmistir; Podolski'yi, sirf sehir onu cok seviyor, taraftarlar ona tapiyor, diye 10 milyon euro gibi nerdeyse bütün transfer bütcesine malolan bir miktarla transfer etmistir...

E takimin sol-beki gerek kronik sakatliklari gerekse de disiplinsizlikleriyle hicbir zaman sirtinizi tam manasiyla yaslayamayacaginiz Wome; oraya oyuncu alinmasi gerekiyordu; ne oldu?

Takimi ileriye tasiyabilecek, topa hakim olabilen ama ayni zamanda görüs acisi güclü oyun zekasi yüksek orta saha oyuncusuna ihtiyaciniz vardi; o ne oldu? Iste aylardir kadro disi kaldigi icin forma giymemis, topa ayagi degmemis, göbeklenmis, hocalariyla sürekli sorun yasayan Maniche'i almak durumunda kaldilar..

On liberoda hala sorun var. Petit yasli ve agir. Savunma yönü ise aksiyor. Onun partnerleri Matip, Pezzoni, Boeteng yetersiz... Onlarla ligte kalmaya calismak izidirap verici olabilir. Savunmadaki isimlerden Muhammed de öyle.

Buralarin hicbirine takviye yapilamadi. Cünkü bütün para aslinda takimin en sorunsuz bölgesi olan santrafora yapilan transfere yatirildi...

Sebebini bilmiyorum ama bir sekilde Köln ile ilgili tek bir iyimserlik var icimde o da yeni teknik direktör Soldo'nun beklenenden öte iyi performans cikartacagi yönünde... Dedigim gibi bunun icin bir somut neden gösteremem, böyle bir his var icimde.. Aynisi Trabzonspor'un hocasi Broos icin de gecerli.

Sahadaki oyuna bakarsak: Köln, Bayern karsisinda bir hayli etkisiz oldugu ve 2-0 kaybettigi karsilasmada zaman zaman oldukca cüretkar ve ümit vaad eden hücum varyasyonlarina giristi... Dedigim gibi oyuncularin kalitesindeki yetersizlik bu varyasyonlarin sonuca ulasmasini bir sekilde engelledi ama bunlarin olmasi dahi güzeldi.. Zira Daum'un zamaninda hicbir zaman bu kadar estetik ve güzel (tabii ki o bahsettigim kisa 'epoche'leri kastediyorum) oynarken göremedik Köln'ü...

Sonlari nasil olacak ben de cok merak ediyorum.

Sikmisim macinizi!

Ah Pierre Womé...
Bayilirim bu sol-beke ben... Ama bu muhtesem oyuncu ayni zamanda bir o kadar sorunlu, bir o kadar disiplinsiz...

Öyle olmasa zaten Inter ve Bremen ile SL'de boy göstermis adam, simdi Almanya'nin vasat düzeydeki takimlarindan birinde forma giymezdi...

Köln'deki ilk sezonunda da yaptigi yiginla disiplinsizlikle hatirlanan Kamerunlu, bu sezona da sakin girmeyeceginin isaretlerini vermeye basladi. Ilk önce, takimin sezon öncesi hazirlik kampina vaktinden cok sonra katildi; ki bu durum bu tür sorunlu ama ayni zamanda kendisini özel gören oyunculari icin vaka-i adiye olmus durumda- simdi ise Köln'ün yaptigi bir hazirlik karsilasmasinda yedek kulübesinde dakikalarca telefonla görüsürken yakalandi...

Meier, bu konun cezalandirilmayacagi söylüyor; ama ne care, Wome'in bu ilk icraati degi, son da olmayacak...

Lüzumsuz maclarin agir kayiplari


Varsayalim, Dos Santos Fenerbahce'nin su hazirlik döneminde dördüncü lig takimlariyla yaptigi karsilasmalarin birinde sakatlandi...

Aylarca sahalardan uzak kalmasi gerekecek... Fenerbahcelilere soruyorum; ne yapardiniz?

Bu isim Dos Santos degil de, olmaz ya, olur a Fenerbahce'nin paf takimindan yetisen yeni ve gelecek vaad eden bir yildiz adayiniz olsa idi... Ve bu oyuncu sakatlansa, alti ay sahalardan uzak kalacagini söyleseler... Neler hissederdiniz?

Aci, üzüntü, kizginlik...? Hepsi ayni anda?

Magath'in heycanla bekledigim Schalke'sinde dikkatlerimi üzerlerine yogunlastiracagim üc isim mevcuttu bu sezon... Ücü de daha 18 yasinda. Jan Movarek, Vasilios Pliatsikas ve Pedrag Stevanovic...

Moravek ve Pliatsikas dis transferler... Stevanovic ise amatör takimdan transfer edildi A takima...

Bu sezon bu üc isimden bir veya birkacinin patlamasi beklenmekteydi... Gelgelelim, Stevanovic, bu aptal ve gereksiz hazirlik maclarindan birinde, Remscheid ile oynanan karsilasmada, sakatlandi ve maalesef uzun bir süre sürecek sakatligi...

Donnerstag, 23. Juli 2009

2009-2010 Sezonund Fenerbahce-II


Transferlerin tamamlanmasiyla birlikte- belki bir tane de stoper gelecek, ya da Lugona ile yeniden anlasilacak veyahut anlasildi; tam emin degilim- Fenerbahce üzerine yeni bir yazi yazmanin vakti gelmistir...

Daha evvelkinde Daum'un Köln'de kullandigi takim kurgusunu, dizilisi Fenerbahce'ye uygulayacagini söylemistim, 4-2-3-1'i yani... Fenerbahce kampini izleme firsati bulan gazetecilerde de, hazirlik maclarini izleyebilmis bloggerlarda da benzeri düsüncelerin olustugunu gördüm...

Demek ki, yanilma payini da sakli tutarak, bu kurgu üzerinden düsüncelerimizi derinlestirebiliriz...

Gelecek sezon ile ilgili cevaplanmasi gereken ilk soru 6+2 kuralina takilacak yabancilarin kim olacagi seklinde...

Yukarda dedim ya, madem genel kani 4-2-3-1 seklinde oynayacagini söylüyor Fenerbahce'nin o halde o sistem üzerinden gidelim:

Savunmadakiler asaga yukari belli: Gökhan-Bilica-Lugano( yabanci stoper)-Carlos.
Orta ikili hic tartismasiz: Emre-Chirstian
Orta-ileri üclü: Topuz (Özer-Kazim)-Alex-Santos
Santrafor: Semih

Bu kadro yapisinda, Guiza ile Deivid kadro disinda kaliyor... Diyorlar ki, '14 milyon euro'luk adam disarda kalir mi?'... 'Kesinlike kalmaz' diye de ekliyorlar... Cok saglam bir argüman bence... Kalmasi zor... Iyi de Deivid 14 milyon euro degil ama o da disarda olmaktan hosnut kalmayacak ve bir hayli huzursuzluk cikartacaktir...

Ee bunlarin ikisine kadroda yer acsaniz, Carlos'u mu, nokta transfer dedigimiz Santos'u mu, Selcuk'u yeniden onbirde oynatip Christian'i mi kenarda tutacaksiniz..? Bekir ve Önder yeterli degil Fenerbahce'nin yükünü bütün sezon kaldirmak icin diyoruz, o halde savunma göbegindeki yabancilardan birisi de yine alinamayacak kenara...

Yani nerden bakarsak bakalim, cok zor bir denklem... Daum'a kolay gelsin. Galiba yine en uygun ihtimal benim yukarda yazdigim dizilis yine de... Karsilasmanin ilerleyen dakikalarinda cesitli degisikliklerle rotasyon usûlü kulübe oturmak zorunda kalan oyuncularin hazir tutulmasi saglanir ve sorun cikartmalarinin önüne gecilmis olabilir...

Kadro olusumuyla ilgili ilerki günlerde daha net seyler söylebiliriz. Simdilik bununla kapatalim.

Ve gelelim, takimin genel oyun karakterinin nasil olacagina:

Aziz Yildirim kosan, mücadele eden, sert ve arzulu bir takim yaratacagini söylemisti. Bu cümleleri isitenler onun büyük bir kadro revizyonuna gidecegini tahmin ediyorlardi... Ama az evvel yazmaya calistigim kadroyu görünce, aslinda son iki sezonda kacan sampiyonluklarin en büyük sorumlusu olan, kosmaz, mac secer, sorumsuz ve ahlaksiz oyuncu toplulugunun olusturdugu takim iskeletinin korundugunu görmekteyiz...

Yani, biz seneye öpen takim yaratmak istiyoruz var misin Alex denildiginde o bizim bildigim Alex gidecek yerine, Gerrard gibi takimin maglubiyetin isyan edecek bir lider gelecek degil. O bir örnek sadece... Takimin icerisine iki tane belki de üc tane yeni isim monte edilmis olacak. Ve bunlar ne kadar fark yaratacak; oldukca muglak...

Hülasa, daha evvelde de birkac kez dile getirdim, takimla ilgili cok muazzam bir beklenti ve heycan icerisinde degilim, umarim bunda icerisinde bulundugum depresyonun da etkisi vardir.

Borowski yeniden Bremen'de


Christian'in gelmesiyle birlikte Fenerbahce ile hicbir iliskisi kalmamisti artik Borowski'nin... Simdi yeniden eski takiminda...

Henüz net bir aciklama yok. Söylentilere bakilirsa da, gecen sene Bayern'e parasiz transfer olan Borowski, eski takimina 750.000 ila 1.5 milyon euro arasi bir miktara patlamis... Eger gercekten bu kadar düsükse, Pizzaro icin de girisimlerine devam edebilirler saniyorum.

Luis Van Gaal'in takiminda yer bulamayacagi kesindi... Adam illaki 22 kisiye indirecegim kadroyu diyor... Borowski'ye ise yillik 3,5 milyon euro ödüyor Bayern. Bir an evvel elinden cikartmanin derdine düsmüstü onlar da...

Iki tarafta memnun bu alisveristen saniyorum. Ama ben Bremenli olsam biraz icim buruk olurdu, ne yalan söyleyim!

Dienstag, 21. Juli 2009

Sonunda: Andre Santos ve Christian Fenerbahce'nin iki yeni transferi


Brezilya ligi ile hic bir iliskim yok... En önemli takimlarinin (Sao Paolo vs.) bile adini yazamam dogru düzgün... O bakimdan bahsi gecen, bahisten de öte artik forma giyecegi kesinlesen bu isimleri daha evvel hic izlemisligim yok...

Haberler düstükten sonra nete, forumlardan, haberlerin altina yorum yazanlardan, eksi sözlük'ten, bloglar arasinda Brezilya ligi üzerinde söz hakki oldugunu iddia edenlerden vs. yogun bir bilgi toparlama arayisi icine girdim...

Filanca takimda su kadar oynadi, filanca da bu kadar oynadi, sonra ordan buraya transfer oldu, orda su kadar mac forma giydi vs. gibi beni zerre kadar ilgilendirmeyen rakamlari bir kenara birakirsak, okuduklarimdan geriye iki oyuncu hakkinda sunlar kaldi:

Andre Santos: flas denilecek özellikte bir transfer. Konfederasyon Kupasi'nda forma giymis ve dikkatleri üzerine toplamis... Sol-acik oynayacak. Bileklerine hakim, süratli denilebilir ve devamliligi var... Ama tabii bir dünya yildizi degil, olmaya da aday degil...

Christian: Hernannes, Mauricio, Borowski isimlerinin gectigi bölge icin bir hayli sönük kalmisa benziyor... Ben bilmiyorum yukarda dedigim gibi edindigim bilgilerin yalancisiyim... Hatta ikinci bir Maldonado olma ihtimali dahi tasiyor... Sert bir oyuncu, söylenenlere bakilirsa... Görev adami... Uzaktan sut denemeleri var, youtube'dan da görmek mümkün. Ama anladigim kadariyla, oyunu acacak, ileri bölgedeki isimleri pozisyona sokacak, topu kendi yarisahasindan alip rakip sahaya kadar tasiyacak bir oyuncu degil... Sertlik denilince aklima Gencler'den tanidigimiz Zdebel geldi, görev adami denilince de, Ernst... Saniyorum Ernst'in biraz daha cirkefini görecegiz takimimizda...

Bütün bu edindigim izlenimler dogru ise, benim burdan cikartacagim sahsi sonuc su olur:

Fenerbahce yönetimi, pekala iyi bir adim atmistir transferde... Iki tane cok sorunlu bölgeye, iki tane isim transfer edilmistir... Ve bu isimler, sözde, Türkiye Ligi icin oldukca yeterli oyunculardir, yerlerine geldikleri Selcuk, Deniz, Ugur gibi oyunculardan cok daha üstündürler...

Dünya yildizi degiller, olmalari da beklenmiyor... Olabilir, ama öbür taraftan bir Anelka, bir Carlos gibi tamamiyle tribünlere oynanan; sahaya, takima hicbir faydasi olmayan transfer hamlelerinden cok daha faydali ve dogru hamlelerdir...

Hayirli olsun.

Montag, 20. Juli 2009

Daum, Adalet ve Pedagoji


Herr Daum, amatör küme takimlarindan Adling ile yapilan karsilasmada ikinci golü atan oyuncuya öfke kusmus:

"Furkan'ın attığı golden sonraki hareket hiç hoşuma gitmedi. Basit bir gol attıktan sonra öyle çok sevinmemeliydi. Zaten Kazım'ın hazırladığı bir pozisyondu. Futbolcuların şov yapmasını değil, Fenerbahçe için çalışmasını bekliyorum. Fenerbahçe için şov yapan değil, savaşan futbolcu lazım"

Daum'un huysuz, kendini begenmis, narsist bir artist oldugunu cok iyi biliyorduk, bu sözlerle de bunu yeniden ispatliyor nitekim...

Genc bir oyuncu, Fenerbahce'ye hasret yiginla gurbetcinin izledigi, adicesinden bir macta gol attiktan sonra seyircilere kosmus. Pek ilkeli ve disiplinden taviz vermeyen hocamiz ise bu "simarikliga" tahammül göstermeyip, Furkan'in agzinin payini vermis...

Yilmaz Vural, biz Daum'la ayni dönem mezun olduk, benim notlarim onunkinden iyiydi der hep... Baska derslerini bilemem ama pedagojiden yerlerde sürünmüs olsagerek... Zira oyuncusunun yaptigi hatalari ona anlatmak isteyen ama bunu mümkünse onu kaybetmeden yapma taraftari olan bir insanin yapacagi is degildir yukardaki cümleleri basin önünde kurmak... Bir hayli zayif oldugunu tahmin edebilecegimiz Furkan'nin özgüveninin, hocasinin bu sevimsiz laflarindan sonra ne hale geldigini tahmin etmek saniyorum cok zor degil...

Daum'un esas niyetinin Furkan'a dogruyu göstermek olmadigi da cok acik. Öyle olsa, zaten pozisyonu Kazim hazirlamisti gibi, cesaret kirici, kisiyi direk ezmeye yönelik, senin yaptigin ne ki hesabi ancak hastalikli bir ruhun kurabilecegi cümleyi o araciga sikistirivermez...

Artist Daum, bununla da kalmamis, yaptigi cirkinliginin üzerini kulaga cok hos gelen "fenerbahce icin sov degil, savasan futbolcu lazim" lafi ile örtmeye calismis... Videoyu izleyenler, bu ifadelerin bu konuyla hic mi hic uymadigini net bir sekilde görürler, cünkü Furkan'in yaptiklarinin savasmak veya savasmamak fiileriyle uzaktan yakindan alakasi yok... Derdimiz simarikliksa, Furkan'in yaptiginin en az dört katini saha icinde ve disinda yapmakla mesguldür bizim tanidigimiz Kazim, ama Daum'un benzeri bir tepkiyi ona verdigine sahit olmadik.

Hemen burda bir soru: Ayni "simarikligi" Alex, Deivid vb oyunculardan birisi yapsaydi, sizce Daum ayni tepkiyi verir miydi?

Cevablari duyar gibiyim: Hayir vermezdi.

O halde ortada adalet ahlakiyla ilgili de ciddi bir sikinti var. Kendisine kampa erken katilmasi gerektigi bildirildigi halde gec katilan Alex'e hicbir yaptirim uygulamadan, direk takimla calismalara alan Daum'un disiplinden, calismaktan ve savasan takim yaratmaktan bahsetmeye de cok fazla hakki yok...

En azindan biz yemiyoruz bunlari, Herr Daum...

2009-2010'da Bayern


Bayern'i ilk defa dün ve evvelsiki günT-Cup'da izleme firsati buldum. Her biri 30'ar dakikalik devrelerden olusan 60'ar dakikalik iki karsilasmada Bayern'in zaman zaman belirli bir seviyeye yaklassa da gerek Hamburg, gerekse de Schalke karsisinda beklenenin cok altinda bir seviyede dolastigini gördük...

Hoeness kupasiz, hayal kirikliklari icerisinde gecen bir sezon sonrasinda cok büyük degisiklikler yapacaklarini söylemisti... Özellikle Barcelona'da, icerisine düstükleri utanc verici durum ve onlarin aslinda kendileriyle ayni seviyede gördükleri takimlarin cok gerisinde olduklari gerceginin suratlarina tokat gibi carpilmis olmasi, biraz da bu demecleri verdirtmisti Hoeness'a...

Degisim evvela teknik direktör ile saglandi... Arkasinda da transferlere 50 milyon euro civarinda bir miktar ayrildi...

Van Gaal ile ilgili süpheler mevcut ama yeni sezon icin yapilan hazirliklar icerisinde su anda en az tartisilir durumda olan obje yine de Van Gaal, zira cok büyük degisiklikler olacagini söyleyen Hoeness'in transfer hamleleri beklentilerin cok uzaginda kaldi...

Bayern'in gectigimiz sezonki problemlerine bakmakta fayda var önce...

Kahn biraktiktan sonra yillardir onun yerine gecmeyi bekleyen Rensing devralmisti kaleyi.. Ama Rensing'in performansi vasatin dahi üzerine cikamamisti... Kulübedeki bir diger isim Butt'un da Rensing'den daha güvenilir bir görüntü cizdigi söylenemez...

Hitzfeld döneminde cok güzel performans sergileyen Lell, Demichelis gibi isimler Bayern'in aksayan savunmasinin en buyük nedenlerindedi gectigimiz sezon... Ottl ve kiralik gelen Oddo da büyük olmak iddiasindaki bir takim icin yeterliligi tartisilir isimlerdi...

Orta sahadaki isimlerde de ayni sorunla karsilastik... Bir hayli ciddi sakatlik problemi yasayan Hamit, yine Hitzfeld dönemindeki performansinin gerisinde kalmisti... Van Bommel'in yaratici oyuncu zekasi eksikligi Ze Roberto'nun da artik yasi itibariyle bütün oyun boyunca ayni konstanti yakalayamayisi bütün yükü Ribery'nin üzerine yikmisti... Ribery'i kilitleyen rakipler, Bayern'i de islemez hale getiriyordu...

Ilerdeki Toni'nin inanilmaz agirligi, Klose'nin uzun süren sakatliklari, zaten bu seviyede bir takimin oyuncusu olmayan Podolski'nin yetersizlikleri Bayern'in icin gecen sezonki hezimetin sonunu azirlayan etkenlerden bazilariydi...

Tabii bütün bunlarin yaninda kendinden önceki hocanin oyunculardan aldigi performansi alamayan Klinsmann da bir diger sorun kaynagi idi...

Bayern evvela teknik adamini degistirdi, ve Klinsmann sorununa iyi bir cözüm buldu... Gibi, en azindan...

Ama sorunlarin geri kalanina cözüm olarak getirilen eylemler maalesef sonuc vermekten uzak...

En büyük problemlerden birisi kaleydi, orda hala hicbir degisiklik olmadi... Bu sezon da bu kalenin sikinti cikartabilecegini düsünmekteyim...

Gecen sezen stabiliteden bir hayli uzak durumdaki Bayern savunmasina takviye yapmak gerekiyordu belki ama, takviye olarak yapilan isimleri görünce insan hic yapilmasa da olurdu diyebiliyor: Braafheid, Badstuber, Görlitz....

Isimler hicbir sey ifade etmiyor degil mi?

Braafheid, Hollanda'nin Twente Enschede gibi bir takimindan transfer edilmis sol-bek...Bu sayede Philip Lahm sag-beke gecis yapabilecek... Böylece Lell'den kurtulabilecek Bayern... Ama diger taraftan bu ismin taraftarlara ve futbol severlere verdigi güven cok büyük soru isareti... Barcelona karsisinda aldiklari utanc verici maglubiyetin acisiyla harekete gecen menejerin bu seviyede transferlere yönelmesi beklenmezdi saniyorum... Ama belli ki Van Gaal'in transfer politikasi ve kafasindaki Bayern ile Hoeness'in hedefledikleri-en azindan onun dudaklarindan cikanlardan hareketle edindiklerimize dayanarak- arasinda büyükce bir makas farki var...

Bayern'in altyapisinda yetisen Bastuber'in de kulübeyi senlendirmekten öteye gidemeyecegi kesin... Görlitz icin de ayni cümleleri kurmak mümkün...

Bir de bunun üzerine Bayern savunmasindaki uluslararasi klastaki tek isim olan Lucio'nun kaybini düsünürsek, savunmanin gecen seneden daha ileriye gitmedigini üstüne üstlük bir de Lucio gibi cok büyük bir acik verdigini söylebiliriz...

Orta sahada da durum ayni... Gelen oyuncular Zenit'ten Tyhmoschuk ve yine Hollanda'nin vasat takimlarindan olan Heerenveen'li Pranjic... Pranjic'in iyi bir Ribery yedegi olacagi kesin... Ama daha ötesini beklemek mümkün degil... Tyhmoschuk ile de Ze Roberto'nun yeri daha iyisiyle dolmus gibi duruyor...

Vam Bommel-Ze Roberto göbegininin yerini Vam Bommel-Tyhmoschuk alacak ve ne kadar bir öncekinden bir vites yukarda da olsa büyük bir degisim saglamayacagi acik bu revizyonun...

Bununla birlikte yaratici oyuncu eksikligi takimin orta sahasinda hala mevcut...

Forvet hamlesi ise Bayern'in tam bir faciayi isaret ediyor... Elde Toni varken Gomez'i almak, belki daha hareketli ve hizli oldugu icin anlasilabilir ama ekonomik krizin Bayern'i dahi vurdugu dönemde böyle bir isime 30 milyon euro ödemek kabul edilemez bir hatadir... Benim iddiam, Gomez'in birakin 30 milyon euro'yu degecek, bes kurus etmez bir performans sergileyecegi yönünde... EM 2008'deki Gomez performansidir benim icin referans Gomez'in Bayern gibi bir kulübte ne yapacagi sorusuna cevaben, Stuttgart'ta yaptiklari degil...

Hamburg'dan gelen Olic ise, kendisinden önceki Podolski'nin kaderini paylasmaktan öteye gidemeyecektir...

Yani lafin özü, Bayern, bu sezon da beklentilerin cok uzaginda kalacaktir... En azindan uluslararasi anlamda... Hatta benim sahsi kanaatim, Van Gaal'in sistem otutturma cabasi bir hayli zaman alacagindan bu sezon ligde de iyi bir sezon beklemiyor onlari...

Sonntag, 19. Juli 2009

Maniche az evvel Köln-Bonn Havaalanina indi


FC Köln beklenmeyen bir süprize imza atti. Saatlar 18:00 e dogru yaklasmisken Potekizli yildiz Maniche Kölnn Bonn havalanina inis yapti.

Havalanindan direk Geißbockheim'da bulunan kulüp tesislerine gecen oyuncu orda bir dizi saglik kontrolünden gececek...

Kölnlüleri bu transferin cok heycanlandirdigi bir gercek, ama bir hayli zor ve problemli oldugu bilinen bu yildizla teknik direktör Soldo nasil idare edecek, cok önemli bir soru isareti... Sayet Soldo bu viraji basarili bir sekilde alirsa, FC Köln kendisini en cok rahatsiz eden orta sahanin hücuma dönük bölümündeki merkezi oyuncu acigini cok iyi bir isimle kapatmis olacak...

Cok büyük bir süpriz gerceklesmezse kesinlesmis gözüyle bakabilecegimiz bu transferde Köln'ün bir diger Portekizlisi Petit'i emegini unutmamak lazim

Samstag, 18. Juli 2009

Fenerbahce'nin mide bulandirici boyuta ulasan transfer cikmazi

Liglerin baslamasina cok fazla bir süre kalmamisken, ve takimin sezon basi hazirlik kampinin en önemli bölümünün bir haftalik kismi dahi geride kalmisken Fenerbahce'nin yabanci oyuncu transferinde en kücük bir ilerleme katetmeyisi yönetiminin bu konuda bir hayli basarisiz oldugu yönündeki düsüncelere haklilik kazandirmakta...

Sessiz ve derinden... Haftalar öncesinden... Galatasarayli yöneticiler kapti geldi, Rijkaard ve yardimcisini, üzerinden bir hafta gecti gecmedi, yine sessiz ve derinden Keita'yi cikartti basinin karsisina...

Fenerbahce'nin ise simdiye kadar kimseyi cikartabilmisligi yok ekranlara. Basinda yazilip cizilen isimlerden de taraftarlarin artik, benim gibi, midesinin bulanmakta oldugunu düsünüyorum. Uzun bir süre Poulsen ile yatip kalktilar. Olmadi. Emana adi gecti bir ara; heycanlandik, ama balon cikti, ne ki...

Pesinden Bayernli oyuncular kapti gündemi... Van Gaal'in istemedikler... Önce Lucio... Olmayacagi cok belliydi, nitekim 8 milyon euro'ya Inter'in oldu... Sirada Borowski ve Hamit var...

Ikisinin de Bayern'de yer bulamayacagi kesin... Ama Hamit'in israrla Türkiye'ye gelmek istemedigi de kesin. O yüzden, onu unutalim derim ben. Hamit haberi görürseniz de sayfayi cevirin, Hasan Celal Güzel'i görür görmez sayfayi ceviren eski Radikal okurlari gibi...

Borowski'nin ise ilk tercihi Bremen, tabii ki... Ama heyhat, Bremen'in buna verebilecek parasi yok. Iki sezon evvel bonservissiz Bayern'e kaptirdigi oyuncuyu yiginla para verip geri almak da istemiyorlar galiba... Onlarin ilk tercihi, para bulurlarsa Pizzaro olacak. Ayni bölgenin adami degil, tamam, ama bulurlarsa para, onu orda kullanmak isteyeceklerdir. Borowski'yi alacaklarini veya alabileceklerini sanmiyorum. O bakimdan kesinin agzi acilabilirse, Fenerbahce ile Borowski münasebeti, sayet yazilan cizilenler büsbütün bizim basinin uydurmalarindan ibaret degilse ve Fenerbahce yönetiminin gercekten böyle bir niyeti varsa, bir hayli gercekci bir transfer hikayesi hüviyeti tasiyabilir.

Tabii dedigim gibi bunlar üzerinde spekülasyon yapmaktan ileriye gidemiyoruz cünkü bir türlü kesin bir aciklama yapilmiyor, cünkü belli ki sonuca varilamiyor...

Bunlarla kalsak iyi, simdi de iki de bir Kocaman'in Brezilya seferlerini okuyoruz... Kocaman'in önce Maurisio isimli bir oyuncu icin gittigini ve anlastigini yazdilar... Oyuncuyu taniyanlar onun bir orta saha oyuncusu oldugunu söylediler... Emre'ye benzemekteymis... Galiba önlibero mevkisinde bu isim oynayacak dedik ve ilk transferimiz hayirli olsun diye ekleyecektik ki, yine bu transfer hikayesiyle ilgili somut bir haber yansimadi resmi kaynaklardan. Beklemeye gömüldük bir kez daha...

Bugün yine gazatelerden okuduk: Kocaman yeniden Brezilya'ya gitmis... Bu sefer de anlasmak oldugu isimler Cristian adli bir oyuncu ile Amero adli bir baska oyuncu... Cristian ile ilgili kimi yerlerde savunmaci oldugu yaziyor... Ama haberlerin altinda yazan yorumlara baktigimizda ise, onun stoper vs olmadigini, önlibero oldugunu anliyoruz... Hani Maurisio'yu almislardi oraya? O hikaye de mi "hikaye"den ibaretti? Amero konusunda ise ihtilaf yok: o bir sol acik.

Ama nereye kadar bu transfer haberlerinin asli var, iste orasi cok kalin soru isaretleri iceriyor...

Freitag, 17. Juli 2009

Sivasspor-RSC Anderlecht Eslesmesi


Aldigimiz haberlere göre Sivaspor'un Sampiyonlar Ligi'ne katilma yolunda asmasi gereken ilk rakip Belcika ekibi olmus...

Belcika takimi bizlere cok yabanci degil artik. Iki sezon evvel, Fenerbahce'nin ön eleme turunda rakibi olmustu... Simdi Sivaspor'a rakip... Ahmed Hassan ve Serhat yolu ile de az cok kulagimizda asinaligi olan bir ekip...

Bundan on sene evvel olsaydi elbette Anderlecht, Sivasspor karsisinda su günün sartlari icin bir Bayern gibi dururdu... Gelisen futbol sartlari ilginc bir sekilde bu eslesmeyi Sivasspor'un oldukca iyi bir kura cektigi yönünde okumamiza yol acmis durumda... Her seye ragmen benim favorim, Anderlecht, Sivas'in ise zaten hedefi UEFA Avrupa Ligi olmali...

Yine de kurdugu yepyeni dinamik takimiyla Bülent Hoca ve ekibinin tatli bir süpriz yapmayacagini iddia edemez kimse...

Mittwoch, 15. Juli 2009

Lugano ve Dimyat Pirinci


Lugano'ya Fenerbahceli taraftarlarin büyük bir muhabbet besledigi dogru. Ama ben o gurubun icinde degilim.

Oyuncu olarak, evet, iyi bir futbolcu. Zaman zaman yerini kaybetse de, bir hayli savruksa da, oyunu okumasi ve acmasi yetersizse de, takim icinde verdigi mücadele ile sahip cikilmasi, kadroda tutulmasi tercih edilecek bir oyuncudur...

Gelgelelim bu oyuncu, gectigimiz sezonun ortalarindan itibaren yönetimin israrli tekliflerine ragmen takimda kalmaya yanasmamis ve kendisine Italya'da bir kulüp arama yolunu secmistir... Bu amacta, sakatlanma riskinin de önüne gecmek icin Galatasaray karsilasmasinda yaptigi kasitli hareketle 4-5 maclik ceza alma yoluna bile basvurmustur...

Simdi görüyoruz ki Fenerbahce'nin teklif ettigi 3 milyon euro ücreti kabul etmeyen; yilligina 4 milyon euro isteyen ve bunun da ilk iki yilligini pesinen ödenmesini talep eden arkadas, bekledigi gibi Italyan kulüplerine kapagi atamayinca yeniden dönüp dolasip Fenerbahce'nin kapisinda almis solugu...

Duygular der ki, "siktir edin gitsin". Ama biliyoruz ki Daum kendisini ister takimda. O olmazsa da muhtemelen baska bir stoper arattiracaktir Fenerbahce'ye... O yüzden yeniden anlasma yoluna gidilmesi Lugano ile, ama bu sefer yönetimin elinin daha güclü oldugu bir halde, muhtemeldir...

Duyumlarimiz Fenerbahce'nin daha önceki önerdigi 3 milyon euro'nun da altina inecegi ve 2.5 önerecegi dogrultusunda. Aslinda 2 milyon euro dahi önerilse yeridir. Haketmistir zira kendisi bunu ve Fenerbahce'ye muhtactir su asamada...

Tabii bu Lugona serüveni Fenerbahceli taraftarlar icin bir ders olmus mudur bilemem. Fenerbahce camiasinda söyle bir taraftar kitlesi var:

Lugano olsun, Zico olsun, Aragones olsun, Daum olsun gelen her ismi öncelikle büyük bir hosgörüsüzlükle karsilarlar... Ilk hatalarinda da kellesini ister... Tabii Fenerbahce'nin kimseye yaranamayan baskani Yildirim da, genelde arkasinda durmaya calismistir bu isimlerin, bir müddet en azindan... Dinemo Kiev maci sonrasi Zico'nun kovulmasini isteyenlerin de, Lugano'dan bu ligte en az on tane bulabiliriz diyenlerin karsisina cikan ve 'onu bizzat kendim begendim ve aldim, bu takima faydali olacaktir' diyen isim olarak belirir Aziz Yildirim.

Ama sonra iste, Aurelio gibi, Tuncay gibi, Lugano gibi futbol hayatini baska yerlerde devam ettirmek isteyen oyuncular takimdan ayrilmak istediklerinde caresiz kalan yönetime yukardaki paragrafta betimlemeye calistigim taraftar kitlesi öfke kusmaya baslar. Tuhaf bir sekilde kendilerini oyuncularin yaninda konumlandirirken, yönetimin daha dogrusu Aziz Yildirim karsisinda kendilerini konumlandirilar... Olaylari bilmeseniz ve bu insanlarin gözünden okumaya calissaniz, israrla takimda kalmak isteyen isimlere cesitli kaprisleri ve sevimsizlikleri yüzünden kapiyi göstermistir Yildirim.

Iste olan biten bu Lugano olayi, daha öncesinde yasanan Tuncay ve Aurelio olayinin da aslinda ne sekilde cerayan ettigini net birsekilde önümüze koymaktadir.