Montag, 22. März 2010
Trabzonspor-Galatasaray: 1-0// Yabanci sinirlandirilmasi kaldirilmali
Lafi biraz uzatacagim ama kusura bakmayin bu noktada aklima gelen bir iki mactan bahsetmeden gecemeyecegim... Fenerbahce, kimin calistirdigini hatirlamadigim bir dönemde, Trabzon deplasmanina gitmisti, Fenerbahce sampiyonluga oynuyor Trabzonspor ise daha geriden takip ediyordu. Vokri, Aykut, Oguz filan vardi bizim takimd. Gerson da oynuyordu galiba. Trabzonspor, Orhan'i Hami'siyle Fenerbahce'ye Avni Aker'i dar etmisti ve galiba üc gol atmislardi. Yine benzeri sekilde Galatasaray'in cok güclü oldugu bir dönemde Ali Sami Yen'de onlari Sota ve galiba Abdullah'in golleriyle 2-0'la gecmislerdi. Ama ne oyundu Trabzonspor'un oynadigi. O dönemin en sert ve etkili ama ayni zamanda rakipleri tarafindan "pis" oyunu nedeniyle en cok nefret edilen stoperi Bülent Kormaz'i Sota'nin "madara" edisini bir saga bir sola yatirisini izlemek hala unutamadigim keyif anlarindan biriydi...
Neyse... Trabzonspor galip gerelek beni sasirtti. Ama oyuna baktigimizda aslinda Trabzonspor adina verdikleri mücadeleden gayri saniyorum cok fazla olumlu seyler söyleyemeyiz... Attiklari golde kendi gayretlerini takdir etmeliyiz ama o gole kadar pozisyon cikartamamalarini, buna mukabil rakip Galatasaray'in 2 tane cok net pozisyona girmesini gözden kacirmamaliyiz. Golden sonra, özellikle de Elano'nun cikmasiyla birlikte Trabzonspor by-pass olmus Galatasaray ortasahasini gecip rakip kale önüne iniyordu ama bu o golden sonra ancak mümkün olabildi.
Ortaya cikmasi tarihi farki ise Trabzonspor'un Türk futbolunun kalbur üstü oyunculari denilebilecek oyunculari saolsunlar harcadilar büyük bir cömertlikle. Iste de tam da bu noktada konuyu yazinin alt basligina baglamak istiyorum...
Bizlere cektirmeyin bu iskenceyi... Alti pasin icinden topu icer dürtemeyen, kaleciyle her karsi karsiya kalisinca bu sefer yazacak bu adam dedirtemeyen Umut Bulut'u, yaptigi her olumlu hareketin arkasindan mutlaka olumsuz bir hareketle tüm aksiyonu öldüren ve takimini oyundan düseren Engin Baytar'i, yaptigi üc ortayi israrla önündeki solbeke carptiran, kaleciyle karsi karsiya kalacakken topu keleye dogru sürmek yerine cizgiye sürerek, kendi kendisini etkisizlestiren Burak'i önemli oyuncular diye izlemeyelim artik. Onlara verilen paralarin onda biriyle emin olun, yabanci sinir serbest olsa cok daha iyi futbolcular izleyebilecegiz su ligte.
Bu galibiyet bizim ve Bursapor icin cok iyi oldu. Gönlüm Bursaspor'un bu aksam kazanmasi. Haftaya da Fenerbahce hala mutlaka kazanmali. Yine söylüyorum beraberlik dahi isleri cok güclestirir... Bunu yapabilecegi yönünde ümidim var; simdiden mac skoru tahmininde de bulunayim: 1-0 Fenerbahce.
Sonntag, 16. August 2009
Hugo Broos ve Trabzonspor

Trabzonspor'u dün ilk defa izledim... Iki televizyon vardi önümde. Birinde Köln-Wolfsburg, digerinde Trabzonspor-Diyarbakirspor karsilasmasi...
Iki maci kiyaslayinca, birinde takimlarin daha düsük tempoda ama daha kompakt ve daha sistemli oynadiklari görülmekteydi. Digerinde ise, takimlarin temposu berikine nazaran cok daha yüksekti ama ayni zamanda bir topun pesinde iki üc oyuncu kümelenmisken takimlarin geri kalan taraflari onlardan cok kopuk ve uzaklarda konumlaniyorlardi... Yani takimlarda oyuncular birbirlerine yakinlasamiyor; savunma ortasaha, forvet arasinda bütünlesmenin saglanamadigi görülüyordu.
Birinci bahsettigim, yani temposu düsük ama sistemli oynanan Bundesliga karsilasmasi idi. Digeri ise, Trabzon'un Diyarbakirspor ile olan mücadelesi...
Diyarbakir'daki bu hat kopuklugu anlasilabilir. Daha birkac hafta evveline kadar teknik direktörleri sahaya cikacak kadar oyuncuya sahip olmadiklarini söylüyorlardi. Trabzon icin aynisini söylemek mümkün degil... Bu konuda Diyarbakir'in önünde olmalari lazimdi... Aslinda zaman zaman da öyleydiler; büsbütün gözden cikartmayalim...
Hugo Broos'un bu hususta henüz cok calismasi lazim. Yani Trabzonspor'un sadece tempolu oynayan degil ayni zamanda kompakt olabilen bir takim olmasi gerekiyor. Belki de tempoyu biraz daha geriye cekip, yavas yavas rakibini bogan bir ekip olmasi...
Genel anlamda futbol camiasi insafsiz, ama Trabzonspor camiasi bu konuda birincidir. Broos'un sürekli kazanmasi lazim. Aksi taktirde, simdiye kadar, Ziya Dogan, Senol Günes, Ersun Yanal ve daha nicelerine yaptiklarini Broos'a da yaparlar... Sonra da Serdar Bali gibiler, digerlerine oldugu gibi Broos'un da arkasindan cirkince konusmalarini sürdürür...
Samstag, 15. August 2009
Cumartesinden kisa kisa
München-Bremen: Bu karsilasma bir önceki postta da yazdigim gibi Bayern'in hosuna gitmeyecek bir sonucla bitti. Ama ortaya cikan bu sonuc aldatici olabilir; Bayern oyun olarak gelecek icin ümit verirken, Bremen her sezon biraz daha geriye gitmekte... Forvet kismi cok yetersiz bence. Özellikle de Sanogo'yu görmeye tahammül edemiyorum, Bremenliler nasil ediyor bilmiyorum. Ayni seyi savunma icin de söylemek mümkün. Takim savunmasi zaten iyi degil de, bireysel olarak da korkunc hatalar yapiyorlar. Fenerbahceliler de Bilica ve Önder'den sikayet edip dursunlar, Mertesacker ve Pasanen'li bir savunmaya sahip olmak da vardi; Allah muhafaza.
Leverkusen-Hoffenheim: Sevmedigim bir adam (Heynckes) ile sevdigim bir adam (Rangnick) karsi karsiyaydi. Ilginctir, iki sezondur aldigi sonuclarla artik Leverkusen'in Hoffenheim'a ters gelen bir rakip oldugunu söylebiliriz herhalde. Ligte hicbir takim karsisinda düsmedikleri kadar zor duruma düsüyor Hoffenheim, Leverkusen karsisinda. Bugün de öyle oldu.
Hamburg-Dortmund: Daha 12. dakika gösterilirken, 3-1 idi skor tabelasi. Cok fazla söylebilecek birsey yok benim adima, cünkü yayinci kurulus, karsilasma 3-1 olduktan sonra cok fazla dönmedi Hamburg'a... Dortmund icin üzüldüm ne yalan söyleyim.
Frankfurt-Nürnberg: Frankfurt benim net favorimdi. Maca da iyi basladilar, ilk golü buldular, ikinciyi de bulabilecek oyunu oynadilar. Pozisyonlari da buldular. Ama iste sonuc sasirtici olabiliyor bazen, ilerleyen dakikalarda oyun tersine döndü ve Nürnberg beraberligi bence hak ederek aldi.
Stuttgart-Freiburg: Benim sampiyonluk adayim Stuttgart. Bu sezon Bundesliga'da destekledigim takim da ayni zamanda. Beklendigi gibi galip geldiler Freiburg karsisinda. Ama ilk yarida bir hayli zorlandilar. Babbel Hitzfeld'den cok etkilenmis; belli oluyor. Bir cok oyuncuyu rotasyona tabii tutmustu. Hitzlsperger 18 kisilik mac kadrosunda bile degildi. Magnin de disarda birakilanlarda oldu. Martin Lanig'in sakatlanmasi ise sansizlik odun adina. Stuttgart ilerki haftalarda daha iyi olacaktir. Hleb'in daha zamana ihtiyaci var.
Hannover-Mainz: Gecen hafta Leverkusen karsisindaki onurlu mücadelesini bu hafta da Hannover karsisinda sürdürdü Mainz. Respekt. Benim adam Bance golünü atti. Neden iki haftadir yedek cikiyor karsilasmalara anlamiyorum. Her seye ragmen Mainz, iki haftalik görüntü icinde ligten düsmeyi hak edenlerin basinda gelmiyor süphesiz.
Köln-Wolfsburg: Köln'de bugün muazzam bir hava vardi. Tribünler de cok güzeldi. Keske su Kölnlüler, futbolu sevdikleri kadar ondan anlasalar da... Ama ben bu kadar futbolu seven ama ayni zamanda bu derece futbola yüzeysel yaklasan bir topluluk görmedim. Takimlarinin icine düstügü bu durum aslinda hic süpriz degil. Soldo ile ilgili iyi düsünceler tasiyordum basta. Tanidigimdan degil, ama böyle genc teknik adamlara karsi hep iyimser duygular tasirim. Bir de hakkinda iyi seyler söylenip durmaktaydi... Caliskan oldugu, disiplinli oldugu, hirsli oldugu ve cok önemli bir stratejist oldugu yönünde filan. Ama Köln'ün Daum'un 2,5 yil icerisinde zar zor getirdigi noktadan geriye dogru gittini görmekteyim Soldo ile. Dakika 75'e geldiginde sahada yürüyecek hali yoktu artik Kölnlülerin. Daum zamaninda da savunmada sikintilar vardi ama hicbir zaman bu derece sacma sapan bosluklar verdiklerini görmememistim. Ve herseyden önemlisi Daum'layken bu takim genelde savunmaya yaslansa da ileri ciktigi anlarda ne yapacagini bilen, ne oynadigindan haberdar bir ekipti. En azindan bir struktur vardi takimin hücum kimliginde üretken olmasalar da... Simdi icler acisi bir haldeler... Novakovic'in eksikligi vs. degil bunlar. 3-1 ile hafif atlattilar, 7-1 de olabilirdi Wolfsburg maci, Dortmund'da da oldugu gibi... Köln düserse hic süpriz olmaz benim icin artik.
Trabzonspor-Diyarbakirspor: Trabzon galiba erken havaya girdi. Umarim gecen haftaki eforinin yerini bu hafta cinnet almaz. Trabzon'un sükunete ihtiyaci var cünkü. Trabzon'u ben cok tempolu buldum ama hatlar arasi cok kopuktu, ve henüz tam olarak takim olamadiklari gün gibi asikar. Neden herkes onlar icin en hazir takim diyordu; anlamadim. En hazir takim acik ve net bir sekilde Galatasaray. Diyarbakir'in golünü atan isim cok hosuma gitti. Iyi bir golcüye Trabzon'un da ihtiyaci var. Umarim yollarindan dönmezler. Iyi isler yapiyorlar bence cünkü.
Freitag, 7. August 2009
2009-2010 Sezonu Baslarken
Az sonra Vfl Wolfsburg- Vfb Stuttgart maci var mesela ve ben zamani nasil gecerecigimi bilmiyorum maca kadar... Bundesliga'nin icerisinde daha fazla kaybolmaden evvel yeni sezonla ilgili fikirlerimizi yaziverelim...
Fenerbahce, Besiktas, Galatasaray ve Trabzonspor'un yaninda, Bursaspor, Kayserispor, Gaziantepspor, Genclerbirligi ve Sivasspor yakindan takip etmeye calistigim, aldiklari sonuclari merak ettigim takimlar olacaklar... Geri kalani ise acik konusmak gerekirse beni cok ilgilendirmemekte...
Kendi takimim Fenerbahce'den baslamak istiyorum...
Fenerbahce ile ilgili son yazdigim postlardan da anlasilacagi gibi, cok iyimser degilim. Kötümserligim ama onlarin sampiyonluga ulasamayacagi yönünde bugünden olusmus olan bir kabullenmeyi ima etmiyor... Fenerbahce sampiyonluga yakin... En az Besiktas ve Galatasaray kadar yakin, su gün itibariyle... Beni hayal kirikligina ugratan hususlar ise cok daha derinde ve farkli mecralarda yatmakta. Simdi onlara girip konuyu dagitmaya gerek yok, nasilsa zamanla konusucagiz bunlari daha....

Besiktas, gecen yildan devam eden teknik kadrosuyla bu üc takim icinde teorik olarak en hazir olmasi bekleneni... Süper Kupa macinda izledigimiz takim ise, Fenerbahce'ye nazaran daha hazir göründüyse de, henüz beklenen düzeyde denilemez... Mustafa Denizli'nin teknik adamligindan hoslandigimi söyleyemem... Ama ayni zamanda kendisinin liderlik özelligini; kriz anini yönetebilme kabiliyetini ve bunun da sampiyonluk yolunda cok önemli bir aparat oldugunu; oynattigi oyunun detaylarina dalmadan sonuca gitmeyi basarabilen bir isim oldugunu inkâr edemem... Sampiyonlar Ligi, onlari bir hayli yipratacak ve ligteki puan kayiplarinda cok önemli bir rol oynacaktir... Cok iyi bozucu özelligi olan sert orta sahalarini hücumla bütünlestirebilirlerse ikinci kez sampiyon olmalari hic de kücük olasilik degil...

Galatasaray, yeryüzündeki en fazla antipati duydugum takimlardan. Ama iste kaderin cilvesi, bu takim beni bu sezon bir hayli kiskandiran islere imza atti... Rijkaard ve Neeskens, hamlelerinden bahsediyorum. Bu hocalarin garanti basari demek oldugunu iddia etmiyorum. Belki cok büyük sikintilar yasacaklar aksine... Bunlar önemli degil. Beni cezbeden sey burda; Galatasaray bir futbol akli olusturmaya calisiyor. Bir gelenegin, bir ekolun, bir futbol felsefesinin- iyi ya kötü o ayri bir tartisma konusu- temsilcisi iki calistiriciyi takimin basina getirerek (bunu ne kadar bilincli yaptilar onu da bilmiyorum) cok önemli bir ise imza attilar. Transferler de ayni sekilde... Gökzan Zan felaketini saymazsak, Galatasaray'in kagit üzerinde cok olumlu transferler yaptigini görmekteyiz...

Trabzonspor'u hic takip etmedim, ama ilginc bir sekilde iyi hisler tasiyorum onlarla ilgili... Yeni tebik direktörlerinin calismayi seven, disiplinli, is ahlaki üst düzeyde bir isim oldugunu ögrendik. Ve bu isim bana öyle geliyor ki Trabzonspor'a büyük kazanimlar saglayacak...
Bu ekiplerin disinda dedigim gibi Bursaspor'dan cok büyük beklentilerim var, gecen sezon kaldiklari yerden devam ederler umarim... Sivasspor'un da destekcisiyim; Bülent Uygun'u bahane ederek onun üzerinden Fenerbahce'ye vurmaya calisanlara inat... 60 puan citasi tutturduklari halde, onlar icin artik "olmus" diyebiliriz diye düsünüyorum.
Dienstag, 28. April 2009
Ersun Yanal ve Tranzonspor
Iki gün bilgsayardan uzak kalmak durumda oldum, futbol piyasasinda akil almaz derecede carpici gelismeler yasandi... Ersun Yanal ve Jürgen Klinsmann'in kovulmalarindan bahsediyorum... Bir sonraki postta, Klinsmann olayina döneriz, simdi Ersun Yanal'in kovulmasiyla ilgili konuya deginelim...
Sonntag, 5. April 2009
Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi-2
Montag, 16. März 2009
Sonntag, 15. Februar 2009
Trabzonspor..?!?!?!?!?!?

Oynadigi bir "büyük" karsilasmayi daha kazanamayarak Besiktas yavas yavas kendisini sampiyonluk yarisinin disina dogru itiyor. Trabzonspor karsisinda topa sahip olan, daha cok rakip kaleye giden, gole yakin olan ve üstün olan taraf (bir ara istatistikler geldi ekrana; ceza sahasina yapilan orta sayisi Besiktas icin 34 gösterirken Trabzonspor icin saniyorum 5 idi) Besiktas'ti, lakin oyunsal anlamdaki bu üstünlügünü sonuca yansitamadi.
Besiktas mi üstün oynadi yoksa Trabzonspor mu onun oynamasina kendi ceza sahasina cekilerek izin verdi; ya da Trabzonspor mu oynayamadi Fenerbahce karsisindaki gibi yoksa Besiktas mi Fenerbahce'den cok daha iyi yayildigi icin sahaya ve daha iyi oynadigi icin izin vermedi Trabzonspor'a?
Bu sorularin cevabi saniyorum "hepsi" olarak gecerli...
Evet Besiktas cok üstün gözüktü, ama bunda kacinilmaz olarak Trabzonspor'un 1-0'lik skoru korumak adina geriye cekilip Besiktas'i kendi sahasinda kabul edisi de cok etkiliydi. Trabzonspor Fenerbahce macindakinden cok gerideydi; ama Besiktas da o zamanki Fener'den daha agresif ve istekliydi...
Neyse... Sonuc olarak, ortaya cikan beraberlik ile haftanin en karli takimi Fenerbahce oldu. Ama Trabzonspor takipcilerinden birisi olan Besiktas'a deplasmanda yenilmeyerek bir diger karli tarafti... En yakin rakibinden halen 5 puan önde. Lakin henüz bir sey söylemek icin cok erken...
Besiktas cephesinde ise isler cok icacici degil gibi... Ligin ilk yarisinda Fenerbahce ve Galatasaray'a karsi kaybederek büyük yara almislardi. Su anda henüz onlarla karsilasmadilar ama, evinde oynadiklari Trabzonspor macini süphesiz kazanmayi bekliyordu. Olmadi. Cuma gün Antep ile oynayacaklari karsilasma kendileri icin cok önemli. O macla ile birlikte yaristan bir hayli kopabilirler... Zira su anda Trabzonspor ve Sivas'tan 6 puan gerideler. Ve daha Galatasaray, Fenerbahce, Kayserispor gibi "devedisi" rakiplerle karsilasacaklar... Görüntü cok icacici degil. Ama bu görüntü aslinda Fenerbahce ve Galatasaray icin de gecerli... Yani hala birseyler söylemek icin, cok cok cok erken...
Samstag, 31. Januar 2009
Trabzonspor cok istahli...
Karsilasmanin iki golünün de gecen hafta kacirilan Fenerbahce galibiyetinin bas sorumlusu olarak gösterilen iki golcü Gökhan ve Umut'tan gelmis olmasi oldukca manidar, dogrusu. Trabzon Ankaraspor'u cok iyi kilitledi, cok ciddi pozisyonlar da vermedi, birkac pozisyon bulduk Ankara ama, bunlari da bonkörce harcadi. Lakin Trabzonspor öyle bir görüntü sergiliyordu ki; o golleri atmis olsa Ankara, Trabzon'un elinden kurtulmasi mümkün yine de olmazdi. Trabzon her gecen hafta anlasilan o ki bir miktar daha ileriye gidiyor. Tabii yillarin birikmisligi sampiyonluk özleminin basariyla atlatilan her hafta sonrasi takimi biraz daha istahli ve motive hale getiriyor olmasi onlar adina en büyük sans. Oldukca muazzam bir kaleciye sahipler; yillar sonra ilk defa. Song ve Egemen, kemik gibi "masallah". Gökhan ve Umut, belki Sampiyonlar Ligi'nde basarili olmak isteyecek bir takim icin yeterli bir "duo" degil ama, bu ligi kazanmak icin fazlasiyla yeterli. Cale, daha ilk geldigi günden beri begendigim bir oyuncu. Collman da su anki varolan hedef icin yeterli geliyor. Selcuk, bence en iyi yerli oyuncularimizdan. Bütün bunlarin yanina yukarda bahsettigim istah ve takimin oyun ritminin cok iyi oturmus olmasi, Trabzonspor ile ilgili sampiyonluk sansi konusundaki kötümserligi degistiriyor demeliyim.
Rakip Ankaraspor cephesinde ise ortaya konulan islerden cok hosnut kalmadim. Ankaraspor bu maca kadar 33 puandaydi. ligin dördüncü sirasindaydi. Besiktas ve Fenerbahce'yi altina almisti. Galatasaray'in ise gerinsindeydi ama averajla. Oldukca göz kamastirici bir bilanco. Tabii bunlari yapabilmis bir takimdan kendi evinde oynadigi bir karsilasmada insan biraz daha iyi bir performans bekliyor. Cünkü, Ertugrul Saglam'li Kayserispor'un, ve Sivas'in yaptigini yapmasini bekliyorsunuz Ankara'dan da, ama görünen görüntü su haliyle bunu vermiyor. Belki gelecek sezon....
Ankaraspor'da yeni transfer Meye'yi iki mactir oldukca genis bir zaman izleme sansimiz oldu. Kupadaki Denizlispor macinda 70 dk. ve Trabzonspor karsisinda 90 dakika sahadaydi. Sonuc hic tatmin edici degil. Söyle aciklamaya calisayim. Ankaraspor ilerde tek bir golcü birakiyor, onun arkasinda fuleli, hizli, bileklerine hakim üclü bir hat kuruyor (Neca-Bilal, Özer, Mehmet Cakir), bu hattin gerisini ise ikili bir önlibero ile tutuyor. Bekleri siklikla hücumda görüyoruz. Simdi bu sistemde forvetteki oyuncunun klasik bir tabir olacak ama; iki özelligi bünyesinde tasimasi gerekiyor. Sirtini rakibe yasayip kendisinin gerindeki arkadaslarindan aldigi paslari saklayip takimin hücumda cogalmasini saglayacak bir oyuncu olabilmeli. Bu birinci özellik. Bunun icin en önemli sartlar, oyuncu cok güclü olmali ve ayaklarina hakim olmali. Meye güclü görünüyor ama ben 90 dakika boyunca birakin Egemen veya Song'u, zaman zaman birebir mücadele icerisinde oldugu Serkan'a karsi dahi fiziksel bir üstünlük kurdugunu görmedim. Haliyle de hicbir top saklayabilme, takimini rakipleri devire devire (M. Yildiz gibi) hücuma tasima mahirligini göremedik.
Bu tarz bir oyun kurgusunun golcüsünde beklenilmesi gereken diger özellik ise, cok hizli kosular yapabilmesi, genis alanda karsisina aldigi rakip savunmaciyi ikili sikistirma yoksa cogu zaman gecebilmelsidir. Birkac kez Meye'nin Trabzonspor savunmasini takim ilerdeyken az adamla genis alanda yakaladigini gördüm ve hicbirinde karsisindaki tek bir kisiden olusmus Trabzonspor savunmasini gecemedi. Geride biraktigi 160 dk. da bir golcü rakip kaleye tek bir sut cekmez mi; Meye'nin ben ne Denizlispor karsisinda ne Trabzonspor karsisinda rakip kaleye gönderdigi tek bir sutunu dahi görmedim. Mehmet Cakir yokladi rakip kaleyi, Özer , Neca yokladi, Hurriyet, Adem ikilisi ha keza. Hatta Ramazan ve Erhan gibi iki savunmaci dahi rakibi sutlariyla tehdit ettiler ama santrafor Meye'nin tek bir sutunu görmedim ben. Bilmiyorum cok mu erken bu yargi icin ama, asla tatmin edici bir transfer degil.
Sonntag, 25. Januar 2009
Fenerbahce-Trabzonspor: 0-0
Sonucta Fenerbahce'nin takilacagi yönündeki iddiam herhangi bir veriye dayanmiyordu aslinda. Öylesine bir his. Metafiziki bir durumdu. Oluyor bazen bu. Old Traffort'ta Man U'yu 1-0 yendigimiz mactan önce de olmustu bu his yogunlasmasi, Inter'i Istanbul'da yendigimiz mactan önce de... Neyse, maca dönelim.
Karsilasmayi Fenerbahce kazanabilirdi de. Ama kazanabilirligi kadar kaybetme ihtimali de vardi. Heleki ikinci yaridaki Trabzonspor'u görünce Fenerbahce 1 puana dua etmeli seklinde düsünülebilir. Ama ilk yariya bakarsak da, Trabzon da cok net pozisyonlara sahipti evet ama gole daha yakin olan ekip her haliyle Fenerbahce idi. Hülasa, beraberlik, adalet duygusu acisindan bu macin en optimum sonucuydu. Galatasaray'in takildigi bir haftada, kendinden yukardaki rakibiyle olan bu karsilasmayi kazanmak cok önemliydi Fenerbahce icin elbette. Ama bu ligte bu puanlarin kaybedilmesi normaldir.
Maci uzun uzun anlatmaya gerek yok. Soluk da yetmez zaten. Nerdeyse her saniyesi pozisyondu. Ben bireysel anlamda Fenerbahceli oyuncularin durumlarina egilme taraftariyim.
Ümid ederim diyecegim ama ise yaramayacagini biliyorum; Alex'in bu haftaki oyunu "aman efendim onsuz Fenerbahce bir hic, o bulunmaz bir hint kumasi, o insanötesi bir varlik, o tanrinin bir lütfu" gibi sacmalayanlara kapak olmustur. Fenerbahce ayaga pas yaparak tempolu bir hücum futbolu oynamak istiyor. Ama o da ne; Alex'in ayagina gelen her top ile takim ya temposunu kaybediyor, cünkü Alex durarak oynuyor, ya da biraz sert oynayan onun yanindaki rakibine taopu teslim ediyor. Ve inanilmaz bir vurdumduymazlikla zahmet edip kaptirdigi pesi alma cabasi icerisine girmiyor da. Ayni zamanda, korneri ve duran toplari sadece onun iyi kullanabildigini düsünen bu Alex hayranlari Alex'in bu macta kullandigi duran toplara da biraz daha normal gözle bakabilmislerdir.
Fenerbahce savunmasi cok iyi; ama takim halinde savunmaya kapandiklarinda, kale önüne yigildiklarinda. Sayet, biraz acik oynayip hucüma cikarlarsa, golü düsünüyorlarsa savunma darmadagin oluyor. Besiktas macinda, Kayseri macinda, Galatasaray macinda ve Arsenal macinda avarel Edu ve ruh hastasi Lugano'nun arasina atilan her top gol veya gol pozisyonu olmustu. Trabzonsporlu forvetler becerikli veya sansli olsa bunun bir tekrari bu macta da sözkonusu olacakti. O halde nedir; Fenerbace birbirlerine oldukca benzerlik arzeden bu iki oyuncudan en azindan birinden vazgecip, ki bu isim bence avarel Edu olmalidir, onun yerine Lugano ile iyi bir ikili olusturabilecek, onun arkasina kacirdigi top ve adamlari süpürebilecek güclü olmasa da, cevik ve hizli bir oyuncunun alinmasi lazim. Ki bu oyuncunun oyuna topu sokma konusunda mahir bir isim olmasi lazim.
Ve Guiza... Saniyorum ona taninan kredilerin artik tükenmesinin zamanidir. Fenerbahce'nin oyun yapisi bu. Bu saatten sonra cift forvetli sisteme gecilemeyecegine göre. Bu sistemde de Guiza'nin basarili olamayacagi net bir sekilde ortaya ciktigina göre saniyorum Semih ile maclara baslamakta fayda var.
O halde Cöp tekesi: Guiza, Alex, Lugano, Edu.
Ve iyiler.
Deivid... Her yerdeydi. ortahada, savunmada, kanatlarda, ve forvette. Herseyi yapti. O bu takimin en degerli oyuncusu.
Gökhan Gönül... Cok güzel bindirmeler, cok cabuk geri dönüsler. Yattara'nin son dereceli tehlikeli kesmelerine ters kademeye müthis zamanlarda girerek yaptigi yerinde müdahaleler. Sen cok degerlisin Gökhan.
Selcuk... Bazen tuttugu formun da havasiyla kendisini devlestiren düz ve isvi futbolcu kimliginden show adamina dönüsmeye basladi. Bu eksiklikleri görmezden gelirsek, hele ki, Josico'yu göz önüne alirsak, Selcuk, Ballack gibi kaliyor onun yaninda.
Trabzonspor harika oynadi. Ilk yaridaki, Galatasaray macinda hic begenmemistim mesela onlari. Cok fazla maclarini izlememistim. Ama o Galatasaray maciyla edindigim izlenim Trabzonspor'un bu sezon sonuca gidemecegi yönündeydi. Sampiyonluk yarisinda. Ama bu mactaki performanslariyla bu düsüncelerimi bütünüyle degistirdiler. Olaganüstü bir iki yönlü futbol anlayislari var. Cok iyi basiyorlar. Kondisyonlari da cok iyi. Eger gol bölgesindeki elemanlari bir gömlek daha iyi futbolcular da olsa idi, bu hafta tarihi bir skorla Kadiköy'den ayrililabilirlerdi.