Posts mit dem Label Trabzonspor werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label Trabzonspor werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

Montag, 22. März 2010

Trabzonspor-Galatasaray: 1-0// Yabanci sinirlandirilmasi kaldirilmali

Itiraf etmeliyim ki Trabzon deplasmanindan Galatasaray'in puan kaybiyla dönecegini hic tahmin etmiyordum. Ilginc degil mi? Sözkonusu olan deplasmanda neredeyse hic kazanamayan bir Galatasaray ve diger tarafta bu sene henüz daha mac kaybetmemis bir Trabzonspor iken bile... Zira Trabzonspor uzun zamandir sadece sampiyonluktan erken kopmakla kalmiyor sahip oldugu büyük takim tanimlamasina tezat sekilde büyük maclari kazanamiyordu. Hani yillar öncesinde de Trabzonspor sampiyon olamiyor, yaristan erken kopuyordu ama- su Ünal'li, Hami'li, Lemi'li, Iskender'li ve daha sonra yine Hami, Abdullah, Ogün, Sota vs.li takimlardan bahasediyorum- kolay kolay büyüklere puan kaybetmiyordu.

Lafi biraz uzatacagim ama kusura bakmayin bu noktada aklima gelen bir iki mactan bahsetmeden gecemeyecegim... Fenerbahce, kimin calistirdigini hatirlamadigim bir dönemde, Trabzon deplasmanina gitmisti, Fenerbahce sampiyonluga oynuyor Trabzonspor ise daha geriden takip ediyordu. Vokri, Aykut, Oguz filan vardi bizim takimd. Gerson da oynuyordu galiba. Trabzonspor, Orhan'i Hami'siyle Fenerbahce'ye Avni Aker'i dar etmisti ve galiba üc gol atmislardi. Yine benzeri sekilde Galatasaray'in cok güclü oldugu bir dönemde Ali Sami Yen'de onlari Sota ve galiba Abdullah'in golleriyle 2-0'la gecmislerdi. Ama ne oyundu Trabzonspor'un oynadigi. O dönemin en sert ve etkili ama ayni zamanda rakipleri tarafindan "pis" oyunu nedeniyle en cok nefret edilen stoperi Bülent Kormaz'i Sota'nin "madara" edisini bir saga bir sola yatirisini izlemek hala unutamadigim keyif anlarindan biriydi...

Neyse... Trabzonspor galip gerelek beni sasirtti. Ama oyuna baktigimizda aslinda Trabzonspor adina verdikleri mücadeleden gayri saniyorum cok fazla olumlu seyler söyleyemeyiz... Attiklari golde kendi gayretlerini takdir etmeliyiz ama o gole kadar pozisyon cikartamamalarini, buna mukabil rakip Galatasaray'in 2 tane cok net pozisyona girmesini gözden kacirmamaliyiz. Golden sonra, özellikle de Elano'nun cikmasiyla birlikte Trabzonspor by-pass olmus Galatasaray ortasahasini gecip rakip kale önüne iniyordu ama bu o golden sonra ancak mümkün olabildi.

Ortaya cikmasi tarihi farki ise Trabzonspor'un Türk futbolunun kalbur üstü oyunculari denilebilecek oyunculari saolsunlar harcadilar büyük bir cömertlikle. Iste de tam da bu noktada konuyu yazinin alt basligina baglamak istiyorum...

Bizlere cektirmeyin bu iskenceyi... Alti pasin icinden topu icer dürtemeyen, kaleciyle her karsi karsiya kalisinca bu sefer yazacak bu adam dedirtemeyen Umut Bulut'u, yaptigi her olumlu hareketin arkasindan mutlaka olumsuz bir hareketle tüm aksiyonu öldüren ve takimini oyundan düseren Engin Baytar'i, yaptigi üc ortayi israrla önündeki solbeke carptiran, kaleciyle karsi karsiya kalacakken topu keleye dogru sürmek yerine cizgiye sürerek, kendi kendisini etkisizlestiren Burak'i önemli oyuncular diye izlemeyelim artik. Onlara verilen paralarin onda biriyle emin olun, yabanci sinir serbest olsa cok daha iyi futbolcular izleyebilecegiz su ligte.

Bu galibiyet bizim ve Bursapor icin cok iyi oldu. Gönlüm Bursaspor'un bu aksam kazanmasi. Haftaya da Fenerbahce hala mutlaka kazanmali. Yine söylüyorum beraberlik dahi isleri cok güclestirir... Bunu yapabilecegi yönünde ümidim var; simdiden mac skoru tahmininde de bulunayim: 1-0 Fenerbahce.

Sonntag, 16. August 2009

Hugo Broos ve Trabzonspor


Trabzonspor'u dün ilk defa izledim... Iki televizyon vardi önümde. Birinde Köln-Wolfsburg, digerinde Trabzonspor-Diyarbakirspor karsilasmasi...

Iki maci kiyaslayinca, birinde takimlarin daha düsük tempoda ama daha kompakt ve daha sistemli oynadiklari görülmekteydi. Digerinde ise, takimlarin temposu berikine nazaran cok daha yüksekti ama ayni zamanda bir topun pesinde iki üc oyuncu kümelenmisken takimlarin geri kalan taraflari onlardan cok kopuk ve uzaklarda konumlaniyorlardi... Yani takimlarda oyuncular birbirlerine yakinlasamiyor; savunma ortasaha, forvet arasinda bütünlesmenin saglanamadigi görülüyordu.

Birinci bahsettigim, yani temposu düsük ama sistemli oynanan Bundesliga karsilasmasi idi. Digeri ise, Trabzon'un Diyarbakirspor ile olan mücadelesi...

Diyarbakir'daki bu hat kopuklugu anlasilabilir. Daha birkac hafta evveline kadar teknik direktörleri sahaya cikacak kadar oyuncuya sahip olmadiklarini söylüyorlardi. Trabzon icin aynisini söylemek mümkün degil... Bu konuda Diyarbakir'in önünde olmalari lazimdi... Aslinda zaman zaman da öyleydiler; büsbütün gözden cikartmayalim...

Hugo Broos'un bu hususta henüz cok calismasi lazim. Yani Trabzonspor'un sadece tempolu oynayan degil ayni zamanda kompakt olabilen bir takim olmasi gerekiyor. Belki de tempoyu biraz daha geriye cekip, yavas yavas rakibini bogan bir ekip olmasi...

Genel anlamda futbol camiasi insafsiz, ama Trabzonspor camiasi bu konuda birincidir. Broos'un sürekli kazanmasi lazim. Aksi taktirde, simdiye kadar, Ziya Dogan, Senol Günes, Ersun Yanal ve daha nicelerine yaptiklarini Broos'a da yaparlar... Sonra da Serdar Bali gibiler, digerlerine oldugu gibi Broos'un da arkasindan cirkince konusmalarini sürdürür...

Samstag, 15. August 2009

Cumartesinden kisa kisa

Bugün ne kadar Bundesliga maci olduysa hepsine söyle biraz göz attim. Beraberinde bir de Trabzonsor-Diyarbakirspor karsilasmasini aradan cikarttim. Sonrasinda da Galatasaray-Denizlispor macina niyetlendim. Ilk yarinin sonunda bünye isyan etti ve evin yolunu tuttum.

München-Bremen: Bu karsilasma bir önceki postta da yazdigim gibi Bayern'in hosuna gitmeyecek bir sonucla bitti. Ama ortaya cikan bu sonuc aldatici olabilir; Bayern oyun olarak gelecek icin ümit verirken, Bremen her sezon biraz daha geriye gitmekte... Forvet kismi cok yetersiz bence. Özellikle de Sanogo'yu görmeye tahammül edemiyorum, Bremenliler nasil ediyor bilmiyorum. Ayni seyi savunma icin de söylemek mümkün. Takim savunmasi zaten iyi degil de, bireysel olarak da korkunc hatalar yapiyorlar. Fenerbahceliler de Bilica ve Önder'den sikayet edip dursunlar, Mertesacker ve Pasanen'li bir savunmaya sahip olmak da vardi; Allah muhafaza.

Leverkusen-Hoffenheim: Sevmedigim bir adam (Heynckes) ile sevdigim bir adam (Rangnick) karsi karsiyaydi. Ilginctir, iki sezondur aldigi sonuclarla artik Leverkusen'in Hoffenheim'a ters gelen bir rakip oldugunu söylebiliriz herhalde. Ligte hicbir takim karsisinda düsmedikleri kadar zor duruma düsüyor Hoffenheim, Leverkusen karsisinda. Bugün de öyle oldu.

Hamburg-Dortmund: Daha 12. dakika gösterilirken, 3-1 idi skor tabelasi. Cok fazla söylebilecek birsey yok benim adima, cünkü yayinci kurulus, karsilasma 3-1 olduktan sonra cok fazla dönmedi Hamburg'a... Dortmund icin üzüldüm ne yalan söyleyim.

Frankfurt-Nürnberg: Frankfurt benim net favorimdi. Maca da iyi basladilar, ilk golü buldular, ikinciyi de bulabilecek oyunu oynadilar. Pozisyonlari da buldular. Ama iste sonuc sasirtici olabiliyor bazen, ilerleyen dakikalarda oyun tersine döndü ve Nürnberg beraberligi bence hak ederek aldi.

Stuttgart-Freiburg: Benim sampiyonluk adayim Stuttgart. Bu sezon Bundesliga'da destekledigim takim da ayni zamanda. Beklendigi gibi galip geldiler Freiburg karsisinda. Ama ilk yarida bir hayli zorlandilar. Babbel Hitzfeld'den cok etkilenmis; belli oluyor. Bir cok oyuncuyu rotasyona tabii tutmustu. Hitzlsperger 18 kisilik mac kadrosunda bile degildi. Magnin de disarda birakilanlarda oldu. Martin Lanig'in sakatlanmasi ise sansizlik odun adina. Stuttgart ilerki haftalarda daha iyi olacaktir. Hleb'in daha zamana ihtiyaci var.

Hannover-Mainz: Gecen hafta Leverkusen karsisindaki onurlu mücadelesini bu hafta da Hannover karsisinda sürdürdü Mainz. Respekt. Benim adam Bance golünü atti. Neden iki haftadir yedek cikiyor karsilasmalara anlamiyorum. Her seye ragmen Mainz, iki haftalik görüntü icinde ligten düsmeyi hak edenlerin basinda gelmiyor süphesiz.

Köln-Wolfsburg: Köln'de bugün muazzam bir hava vardi. Tribünler de cok güzeldi. Keske su Kölnlüler, futbolu sevdikleri kadar ondan anlasalar da... Ama ben bu kadar futbolu seven ama ayni zamanda bu derece futbola yüzeysel yaklasan bir topluluk görmedim. Takimlarinin icine düstügü bu durum aslinda hic süpriz degil. Soldo ile ilgili iyi düsünceler tasiyordum basta. Tanidigimdan degil, ama böyle genc teknik adamlara karsi hep iyimser duygular tasirim. Bir de hakkinda iyi seyler söylenip durmaktaydi... Caliskan oldugu, disiplinli oldugu, hirsli oldugu ve cok önemli bir stratejist oldugu yönünde filan. Ama Köln'ün Daum'un 2,5 yil icerisinde zar zor getirdigi noktadan geriye dogru gittini görmekteyim Soldo ile. Dakika 75'e geldiginde sahada yürüyecek hali yoktu artik Kölnlülerin. Daum zamaninda da savunmada sikintilar vardi ama hicbir zaman bu derece sacma sapan bosluklar verdiklerini görmememistim. Ve herseyden önemlisi Daum'layken bu takim genelde savunmaya yaslansa da ileri ciktigi anlarda ne yapacagini bilen, ne oynadigindan haberdar bir ekipti. En azindan bir struktur vardi takimin hücum kimliginde üretken olmasalar da... Simdi icler acisi bir haldeler... Novakovic'in eksikligi vs. degil bunlar. 3-1 ile hafif atlattilar, 7-1 de olabilirdi Wolfsburg maci, Dortmund'da da oldugu gibi... Köln düserse hic süpriz olmaz benim icin artik.

Trabzonspor-Diyarbakirspor: Trabzon galiba erken havaya girdi. Umarim gecen haftaki eforinin yerini bu hafta cinnet almaz. Trabzon'un sükunete ihtiyaci var cünkü. Trabzon'u ben cok tempolu buldum ama hatlar arasi cok kopuktu, ve henüz tam olarak takim olamadiklari gün gibi asikar. Neden herkes onlar icin en hazir takim diyordu; anlamadim. En hazir takim acik ve net bir sekilde Galatasaray. Diyarbakir'in golünü atan isim cok hosuma gitti. Iyi bir golcüye Trabzon'un da ihtiyaci var. Umarim yollarindan dönmezler. Iyi isler yapiyorlar bence cünkü.

Freitag, 7. August 2009

2009-2010 Sezonu Baslarken

Bu hafta ligimiz start aliyor... Beraberinde sevenleri(benim gibi) Bundesliga'ya da kavusuyorlar... Uzun gecen yaz arasi, elbette bizleri futbola karsi özlem dolduruyor. Ama itiraf etmeliyim ki, Fenerbahce'nin izledigim son üc resmi maciyla birlikte ben az da olsa nefsimi köreltmeyi basardim... Tabii bu benim sezonu heycanla beklememe engel teskil etmiyor...

Az sonra Vfl Wolfsburg- Vfb Stuttgart maci var mesela ve ben zamani nasil gecerecigimi bilmiyorum maca kadar... Bundesliga'nin icerisinde daha fazla kaybolmaden evvel yeni sezonla ilgili fikirlerimizi yaziverelim...

Fenerbahce, Besiktas, Galatasaray ve Trabzonspor'un yaninda, Bursaspor, Kayserispor, Gaziantepspor, Genclerbirligi ve Sivasspor yakindan takip etmeye calistigim, aldiklari sonuclari merak ettigim takimlar olacaklar... Geri kalani ise acik konusmak gerekirse beni cok ilgilendirmemekte...

Kendi takimim Fenerbahce'den baslamak istiyorum...

Fenerbahce ile ilgili son yazdigim postlardan da anlasilacagi gibi, cok iyimser degilim. Kötümserligim ama onlarin sampiyonluga ulasamayacagi yönünde bugünden olusmus olan bir kabullenmeyi ima etmiyor... Fenerbahce sampiyonluga yakin... En az Besiktas ve Galatasaray kadar yakin, su gün itibariyle... Beni hayal kirikligina ugratan hususlar ise cok daha derinde ve farkli mecralarda yatmakta. Simdi onlara girip konuyu dagitmaya gerek yok, nasilsa zamanla konusucagiz bunlari daha....


Besiktas, gecen yildan devam eden teknik kadrosuyla bu üc takim icinde teorik olarak en hazir olmasi bekleneni... Süper Kupa macinda izledigimiz takim ise, Fenerbahce'ye nazaran daha hazir göründüyse de, henüz beklenen düzeyde denilemez... Mustafa Denizli'nin teknik adamligindan hoslandigimi söyleyemem... Ama ayni zamanda kendisinin liderlik özelligini; kriz anini yönetebilme kabiliyetini ve bunun da sampiyonluk yolunda cok önemli bir aparat oldugunu; oynattigi oyunun detaylarina dalmadan sonuca gitmeyi basarabilen bir isim oldugunu inkâr edemem... Sampiyonlar Ligi, onlari bir hayli yipratacak ve ligteki puan kayiplarinda cok önemli bir rol oynacaktir... Cok iyi bozucu özelligi olan sert orta sahalarini hücumla bütünlestirebilirlerse ikinci kez sampiyon olmalari hic de kücük olasilik degil...


Galatasaray, yeryüzündeki en fazla antipati duydugum takimlardan. Ama iste kaderin cilvesi, bu takim beni bu sezon bir hayli kiskandiran islere imza atti... Rijkaard ve Neeskens, hamlelerinden bahsediyorum. Bu hocalarin garanti basari demek oldugunu iddia etmiyorum. Belki cok büyük sikintilar yasacaklar aksine... Bunlar önemli degil. Beni cezbeden sey burda; Galatasaray bir futbol akli olusturmaya calisiyor. Bir gelenegin, bir ekolun, bir futbol felsefesinin- iyi ya kötü o ayri bir tartisma konusu- temsilcisi iki calistiriciyi takimin basina getirerek (bunu ne kadar bilincli yaptilar onu da bilmiyorum) cok önemli bir ise imza attilar. Transferler de ayni sekilde... Gökzan Zan felaketini saymazsak, Galatasaray'in kagit üzerinde cok olumlu transferler yaptigini görmekteyiz...


Trabzonspor'u hic takip etmedim, ama ilginc bir sekilde iyi hisler tasiyorum onlarla ilgili... Yeni tebik direktörlerinin calismayi seven, disiplinli, is ahlaki üst düzeyde bir isim oldugunu ögrendik. Ve bu isim bana öyle geliyor ki Trabzonspor'a büyük kazanimlar saglayacak...

Bu ekiplerin disinda dedigim gibi Bursaspor'dan cok büyük beklentilerim var, gecen sezon kaldiklari yerden devam ederler umarim... Sivasspor'un da destekcisiyim; Bülent Uygun'u bahane ederek onun üzerinden Fenerbahce'ye vurmaya calisanlara inat... 60 puan citasi tutturduklari halde, onlar icin artik "olmus" diyebiliriz diye düsünüyorum.

Dienstag, 28. April 2009

Ersun Yanal ve Tranzonspor


Iki gün bilgsayardan uzak kalmak durumda oldum, futbol piyasasinda akil almaz derecede carpici gelismeler yasandi... Ersun Yanal ve Jürgen Klinsmann'in kovulmalarindan bahsediyorum... Bir sonraki postta, Klinsmann olayina döneriz, simdi Ersun Yanal'in kovulmasiyla ilgili konuya deginelim...

Yanal, son zamanlarda eski heycanimi yitirsem de, bu ligte kâle aldigim az sayidaki teknik adamdan birisidir... Belagatinin kötülügü, karnindan konusup durmasi, icine düstügü kriz anlarindan kendini cok iyi ifade edemesiyle vs. esasinda bir hayli olumsuzluklari beraberinde tasisa da, teknik adamlik acisindan bakildiginda, ayricalikli bir yere her daim konulmayi hakedenlerdendi...

Onun Trabzonspor deneyimi ise beni ümitlendirmisti... Cünkü Trabzonspor'u camia olarak sevmesem de, ligin kalitesinin artmasi, heycaninin yükselmesi acisindan varliklarini Türkcell Süper Ligi acisindan cok önemli buluyorum, o yüzden de güclü olmalarini hep temenni etmisimdir, dedigim gibi cok sevmedigim bir camia olmalarina ragmen...

Ersun Yanal'in performansinin tartisilmaz oldugunu iddia etmiyorum, aksine bir hayli sorgulanmasi gerektigi kanaatindeyim... Trabzonspor performansindan bahsediyorum... Sorgulanmak, tartisilmak, kritize edilmek ile kovulmak ayni seyleri ifade etmiyor ama... Medyaki haberlerde Ersun Yanal'in istifa ettiginden bahsediyor ama ben bilerek kovulmak fiilini kullaniyorum, cünkü ortada bir kisinin gönüllü olarak görevi birakmasi söz konusu degil... Istifaye zorlanilmis, birsekilde baska cikar yolu birakilmamis bir adamdan bahsediyoruz ki, bu da benim icin istifa degil, kovulmak dir...

Bulduklari her firsatta kendilerini övmekten, ne kadar delikanli olduklarindan bahsetmekten bikmayan Trabzonlularin, ayni zamanda silaha meraki bilinmektedir ve kendileri bu durumun konusulmasindan da bir hayli keyif alirlar... Ne ki, silah kullanmaya bu derece hevesli Trabzonlular, kullandiklari silahla hedef belirlemekte ayni oranda becerikli degiller, cünkü kendi ayaklarina sikma konusunda bunlar kadar mahir baska hicbir camia görmedim...

Bundan evvelki dört sezonda lig sonunda Trabzonspor'un aldigi puanlara bakalim...

1. 2007-2008: 49 Puan/ 6. Sira
2.2006-2007: 52 Puan/ 4. Sira
3.2005-2006: 52 Puan/ 4. Sira
4.2004-2005: 77 Puan/ 2. Sira

Bu sezon ise ligin bitmesine henüz 5 hafta varken 53 puan toplamislar ve lig ücüncüsü durumundalar... Yani geri kalan bes haftayi sakin kafayla calisma imkani buldugunu farzettigimiz olasi bir Ersun Yanal-Trazbzonspor beraberliginde lig sonuna kadar 11 puanin daha toplanip 64 puana ulasilarak, ligin en az ücüncü bitirilecegini öngörmemiz hic de hayalperestce olmaz... Bu da demektir ki, alasagi edilen kisi, son bes sezon icerisinde esasinda en iyi ikinci dereceyi elde eden kisi...

Ve Trabzonspor takimini düsündügümüzde bütün sezonu 13 oyuncu ile oynamak zorunda olduklarini görüyuruz... Yani ortada muazzam kaliteli ve ayni zamanda genis kadrosu olan bir takim yok... Hatta daha ileri giderek söylecek olursak, Kayserispor'un, Ankaraspor'un vs. kadrosundan cok daha üstün oldugunu rahatlikla ifade edemeyiz... Trabzon camiasi, harcanan milyon dolarlardan bahsediyorlar... Dogru... Ama bu sadece bu sezon olmadi ki, Trabzonspor, her dönem, üc büyüklerden sonra transfere en fazla para harcayan takim...

Ve siz düz bir mantikla, 'Sivasspor bu bütcesiyle ligin tepesinde dolasirken, biz onlardan üc kat fazla harcadigimiz halde onlarin altinda kaliyoruz o halde basarisisiz' diyorsaniz... Sunu da sormaniz lazim kendinize... 'Ama bizden üc kaf fazla para harcayarak lige giren Galatasaray ve Fenerbahce'De bizim altimizda... Besiktas ise kil payi ile bizden önde...'

Yani aslinda nerden bakarsaniz bakin kabul edilirligi bir hayli tartisilir bir hamleyi gerceklestirmis bulunuyor Trabzonspor... Ama bekleniyordu böyle bir hamle, o ayri... Zira mikro milliyetcilige cok düskün bu sehir, yillardir hep bizim evlatlarimiz klisesi pesinde kosup durmakla mesgul... Yanal'in en bastan beri onlar icin cok sevimli bir figür olmadigini, bu cami üzerinde karabasan gibi dolasan pekcok sayidaki 'Trabzonspor-bilge'sinden biri olan Serdar Bali'nin cümlelerinden okuyabilirsiniz... Ama ligin belli bir süresinde iyi giderken bu baltalar topragin altina gömülmüstü...

Sadece mevcut verilerden hareketle bu alinan kararin sacmaligini anlamak mümkün ama bir de pekii bundan sonrasi ne olacak diye sordugunuzda karsilastiginiz cevaplarla durumun vehametinin sanilandan daha büyük oldugunu görüyoruz... Kim gelebilir Trabzonspor'un basina... Bütün bu son yillarda olan biten sevimsizliklerden sonra kim gönlüyle kendisini atese atmak isteyecektir... Cünkü karsinizda düsünmekten aciz, herseyin en iyisini bekleyen ve hala 70'li yillardaki Trabzonspor efasenesinin rüyasini görmekle mesgul bir camia mevcut ve siz bu insanlarla muhatap olmak zorundasiniz... Yabanci bir hoca, yine olmayacaktir, cünkü gelecek olan bir yabanci hoca ile bundan daha iyi bir yerde olmak mümkün olmayacak bir sene icinde bu da yine, öfkeleriyle ünlü ve bu öfkelerinden hastalikli bir zevk alan bu sehrin insanlarinin o gelecek olan yabanci hocaya da sehri dar etmelerine yol acacaktir... Ve yine sehrimizin evladi edebiyati yapilmaya baslanacaktir...

Yani Trabzonspor hicbir zaman bir daha asla 'Trabzonspor' olamayacaktir...

Sonntag, 5. April 2009

Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi-2

Bu konuda daha evvel bir post yazmistim... Ligin sonlari yaklasmisken ve sitedeki anketin süresi tamamlanmisken yeni bir degerlendirmenin yazilmasi gerekiyor saniyorum...

Daha önceki postta, sirasiyla Galatasaray, Fenerbahce, Trabzonspor, Sivasspor ve Besiktas seklinde takimlara sampiyonluk sansi tanimistim... Ilginctir, en az sans verdigim ekip Besiktas, su andaki en sansli takim görünümünde... Ufukta herhangi bir tekleme sinyalleri de vermiyorlar... Besiktas'a yeniden döneriz, ama evvela Galatasaray ve Fenerbahce'den bahsedelim istiyorum...

Galatasaray, her seye ragmen lig sampiyon bitirme konusundaki en güclü ekipti... Ne var ki, el yordamiyla kulüp icerisinde yarattiklari kriz onlarin kacinilmaz olarak bu sona varmasina yol acti... Camia olarak hala sampiyonluga inaniyorlar... Galatasaray camiasinin bu özgüveni takdire sayandir zaten... Daha grup maclarinda kendilerini coktan UEFA'nin sampiyonu da ilan ediyorlardi... Lakin ben öyle düsünmüyorum. Deplasmandaki Trabzonspor beraberligi ve Hamburg karsisinda alinan maglubiyet bence Galatasaray'in sampiyonlugu da yitirdigini anlatan karsilasmalardi. Ama esasen dedigim gibi bu yola zaten Skibbe kovulup da Bülent yerine getirildiginde girilmisti... Sis bulutlarinin dagilip da gercegin ortaya cikmasi bir kac mac sürdü... Gecen yil Feldkamp'in kovulmasindan sonra da benzeri itirazlari dile getirmistim, ama o kovulmanin neticeisinde üst üste alinan alti galibiyet ve ulasilan sampiyonluk elbetteki yanlisin yanlis oldugunu ortadan kaldirmiyordu. Aksine yanlisi dogruymuscasina resmettidigi icin takima uzun vadede zarar vermesi kacinilmazdi... Ayni senaryonun bu sezon da gerceklesecegini varsaydilar, ama papaz her zaman pilav yemedi...

Fenerbahce icin artik birseyler söylemek istemiyorum... Biktim. Hevesim de yok. Daha önceki postta en cok sans gördügüm ekiplerdendi. Cünkü sahada oturtulmaya calisilan bir sistem ve taktik anlayisi görüyordum. O posttu girdigim zamanlarda da takim toparlanma asamasindaydi ve herkes gibi ben de bunun istikrarli bir sekilde devam edecegini, oturmus kadronun mac pratigini arttirdikca Aragones'in oynatmaya calistigi sistemin daha da basarili bir sekilde kendini gösterecegini düsünüyordum. Yanildim. Nedenine uzun uzun anlatmaya gerek yok yeniden.

Besiktas'a yeniden dönersek... Ben hala Besiktas adina cok sevinemiyorum, sampiyon olsalar da bu degismeyecek. Mustafa Denizli gibi bir isim o takimin basinda oldugu müddetce de o takim adina sevinmek mümkün olamaz bence... Besiktas, tam da Mustafa Denizli sayesinde sampiyon olacaktir belki, ama bu onlarin mesela gelecek sezon kriz yasamayacaklar ihtimalini degistirmez. Dogrudur, her takim kriz yasayabilir. Ama takiminiz basinda Denizli varsa bunun olmasi daha muhtemeldir... Bu sezonki diger iki büyügün istikrarsizligi Mustafa Denizli'nin her zamanki gibi, hicbir taktiksel anyalis ve sistem cercevesi icerisine otutturmadan macina ve pozisyonuna göre oynattigi "curcuna" ekibi adina islerin yolunda gitmesine neden olmustur. Ama bu durum gelecek sezon böyle olmayacaktir. Kendi yaklasik on aylik bir süre icinde Besiktas'in basinda olmus olacak, belki sampiyonluk da kazandirmis olacak, sezon basini hazrlik kampini ve istedigi transferleri yapmis olacak ama beraberinde su da olacak: Besiktas hala bir mac Yusuf, bir mac Tello, bir mac Delgado sayesinde puanlar toparlarken ortaya taraftari ümitlendirecek herhangi bir karakter veya kimlik koymayacak. Ve bu, sampiyonluk düzgülügüne girildigi su dönemde cok sorum olmaz ama sezon basinda böyle oldugu icin homurtularin yükselmesine neden olacak...

Tranzonspor'dan bahsetmek istemiyorum. Bence onlarin da herhangi bir sansi yok. Ümit ederim, Ersun Yanal ile yollarini ayirmazlar...

Sivasspor ile ilgili de yeni bir post girmek istedigim icin burda birsey yazmak istemiyorum.

Montag, 16. März 2009

Trabzonspor taraftari...


Kendi takimina bu derece zarar veren ikinci bir taraftar toplulugu var midir acaba yer yüzünde...?

Sonntag, 15. Februar 2009

Trabzonspor..?!?!?!?!?!?


Oynadigi bir "büyük" karsilasmayi daha kazanamayarak Besiktas yavas yavas kendisini sampiyonluk yarisinin disina dogru itiyor. Trabzonspor karsisinda topa sahip olan, daha cok rakip kaleye giden, gole yakin olan ve üstün olan taraf (bir ara istatistikler geldi ekrana; ceza sahasina yapilan orta sayisi Besiktas icin 34 gösterirken Trabzonspor icin saniyorum 5 idi) Besiktas'ti, lakin oyunsal anlamdaki bu üstünlügünü sonuca yansitamadi.

Besiktas mi üstün oynadi yoksa Trabzonspor mu onun oynamasina kendi ceza sahasina cekilerek izin verdi; ya da Trabzonspor mu oynayamadi Fenerbahce karsisindaki gibi yoksa Besiktas mi Fenerbahce'den cok daha iyi yayildigi icin sahaya ve daha iyi oynadigi icin izin vermedi Trabzonspor'a?

Bu sorularin cevabi saniyorum "hepsi" olarak gecerli...

Evet Besiktas cok üstün gözüktü, ama bunda kacinilmaz olarak Trabzonspor'un 1-0'lik skoru korumak adina geriye cekilip Besiktas'i kendi sahasinda kabul edisi de cok etkiliydi. Trabzonspor Fenerbahce macindakinden cok gerideydi; ama Besiktas da o zamanki Fener'den daha agresif ve istekliydi...

Neyse... Sonuc olarak, ortaya cikan beraberlik ile haftanin en karli takimi Fenerbahce oldu. Ama Trabzonspor takipcilerinden birisi olan Besiktas'a deplasmanda yenilmeyerek bir diger karli tarafti... En yakin rakibinden halen 5 puan önde. Lakin henüz bir sey söylemek icin cok erken...

Besiktas cephesinde ise isler cok icacici degil gibi... Ligin ilk yarisinda Fenerbahce ve Galatasaray'a karsi kaybederek büyük yara almislardi. Su anda henüz onlarla karsilasmadilar ama, evinde oynadiklari Trabzonspor macini süphesiz kazanmayi bekliyordu. Olmadi. Cuma gün Antep ile oynayacaklari karsilasma kendileri icin cok önemli. O macla ile birlikte yaristan bir hayli kopabilirler... Zira su anda Trabzonspor ve Sivas'tan 6 puan gerideler. Ve daha Galatasaray, Fenerbahce, Kayserispor gibi "devedisi" rakiplerle karsilasacaklar... Görüntü cok icacici degil. Ama bu görüntü aslinda Fenerbahce ve Galatasaray icin de gecerli... Yani hala birseyler söylemek icin, cok cok cok erken...

Samstag, 31. Januar 2009

Trabzonspor cok istahli...

Günün ilk iki karsilasmasi tahminlerimin dogrultusunda sonuclanmisti, bu hafta tahmin isinde iyiyiz hadi bakalim derken, ilk darbeyi cok gecmedi, günün ücüncü macindan aldik. Beraber sonuclacagini iddia ettigim Ankaraspor-Trabzonspor karsilasmasi, Trabzon'un üstelik de oldukca rahat bir sekilde 2-0 lik galibiyetiyle sonuclandi.

Karsilasmanin iki golünün de gecen hafta kacirilan Fenerbahce galibiyetinin bas sorumlusu olarak gösterilen iki golcü Gökhan ve Umut'tan gelmis olmasi oldukca manidar, dogrusu. Trabzon Ankaraspor'u cok iyi kilitledi, cok ciddi pozisyonlar da vermedi, birkac pozisyon bulduk Ankara ama, bunlari da bonkörce harcadi. Lakin Trabzonspor öyle bir görüntü sergiliyordu ki; o golleri atmis olsa Ankara, Trabzon'un elinden kurtulmasi mümkün yine de olmazdi. Trabzon her gecen hafta anlasilan o ki bir miktar daha ileriye gidiyor. Tabii yillarin birikmisligi sampiyonluk özleminin basariyla atlatilan her hafta sonrasi takimi biraz daha istahli ve motive hale getiriyor olmasi onlar adina en büyük sans. Oldukca muazzam bir kaleciye sahipler; yillar sonra ilk defa. Song ve Egemen, kemik gibi "masallah". Gökhan ve Umut, belki Sampiyonlar Ligi'nde basarili olmak isteyecek bir takim icin yeterli bir "duo" degil ama, bu ligi kazanmak icin fazlasiyla yeterli. Cale, daha ilk geldigi günden beri begendigim bir oyuncu. Collman da su anki varolan hedef icin yeterli geliyor. Selcuk, bence en iyi yerli oyuncularimizdan. Bütün bunlarin yanina yukarda bahsettigim istah ve takimin oyun ritminin cok iyi oturmus olmasi, Trabzonspor ile ilgili sampiyonluk sansi konusundaki kötümserligi degistiriyor demeliyim.

Rakip Ankaraspor cephesinde ise ortaya konulan islerden cok hosnut kalmadim. Ankaraspor bu maca kadar 33 puandaydi. ligin dördüncü sirasindaydi. Besiktas ve Fenerbahce'yi altina almisti. Galatasaray'in ise gerinsindeydi ama averajla. Oldukca göz kamastirici bir bilanco. Tabii bunlari yapabilmis bir takimdan kendi evinde oynadigi bir karsilasmada insan biraz daha iyi bir performans bekliyor. Cünkü, Ertugrul Saglam'li Kayserispor'un, ve Sivas'in yaptigini yapmasini bekliyorsunuz Ankara'dan da, ama görünen görüntü su haliyle bunu vermiyor. Belki gelecek sezon....

Ankaraspor'da yeni transfer Meye'yi iki mactir oldukca genis bir zaman izleme sansimiz oldu. Kupadaki Denizlispor macinda 70 dk. ve Trabzonspor karsisinda 90 dakika sahadaydi. Sonuc hic tatmin edici degil. Söyle aciklamaya calisayim. Ankaraspor ilerde tek bir golcü birakiyor, onun arkasinda fuleli, hizli, bileklerine hakim üclü bir hat kuruyor (Neca-Bilal, Özer, Mehmet Cakir), bu hattin gerisini ise ikili bir önlibero ile tutuyor. Bekleri siklikla hücumda görüyoruz. Simdi bu sistemde forvetteki oyuncunun klasik bir tabir olacak ama; iki özelligi bünyesinde tasimasi gerekiyor. Sirtini rakibe yasayip kendisinin gerindeki arkadaslarindan aldigi paslari saklayip takimin hücumda cogalmasini saglayacak bir oyuncu olabilmeli. Bu birinci özellik. Bunun icin en önemli sartlar, oyuncu cok güclü olmali ve ayaklarina hakim olmali. Meye güclü görünüyor ama ben 90 dakika boyunca birakin Egemen veya Song'u, zaman zaman birebir mücadele icerisinde oldugu Serkan'a karsi dahi fiziksel bir üstünlük kurdugunu görmedim. Haliyle de hicbir top saklayabilme, takimini rakipleri devire devire (M. Yildiz gibi) hücuma tasima mahirligini göremedik.

Bu tarz bir oyun kurgusunun golcüsünde beklenilmesi gereken diger özellik ise, cok hizli kosular yapabilmesi, genis alanda karsisina aldigi rakip savunmaciyi ikili sikistirma yoksa cogu zaman gecebilmelsidir. Birkac kez Meye'nin Trabzonspor savunmasini takim ilerdeyken az adamla genis alanda yakaladigini gördüm ve hicbirinde karsisindaki tek bir kisiden olusmus Trabzonspor savunmasini gecemedi. Geride biraktigi 160 dk. da bir golcü rakip kaleye tek bir sut cekmez mi; Meye'nin ben ne Denizlispor karsisinda ne Trabzonspor karsisinda rakip kaleye gönderdigi tek bir sutunu dahi görmedim. Mehmet Cakir yokladi rakip kaleyi, Özer , Neca yokladi, Hurriyet, Adem ikilisi ha keza. Hatta Ramazan ve Erhan gibi iki savunmaci dahi rakibi sutlariyla tehdit ettiler ama santrafor Meye'nin tek bir sutunu görmedim ben. Bilmiyorum cok mu erken bu yargi icin ama, asla tatmin edici bir transfer degil.

Sonntag, 25. Januar 2009

Fenerbahce-Trabzonspor: 0-0

Iki post evvel haftanin tahminlerini yapmistim kendimce. Tahminlerimin icinde bu maca kadar bir karsilasmayi saymazsak hic birini tutturamamistim, ilginctir yanilmayi en cok istedigim macta yanilmadim.

Sonucta Fenerbahce'nin takilacagi yönündeki iddiam herhangi bir veriye dayanmiyordu aslinda. Öylesine bir his. Metafiziki bir durumdu. Oluyor bazen bu. Old Traffort'ta Man U'yu 1-0 yendigimiz mactan önce de olmustu bu his yogunlasmasi, Inter'i Istanbul'da yendigimiz mactan önce de... Neyse, maca dönelim.

Karsilasmayi Fenerbahce kazanabilirdi de. Ama kazanabilirligi kadar kaybetme ihtimali de vardi. Heleki ikinci yaridaki Trabzonspor'u görünce Fenerbahce 1 puana dua etmeli seklinde düsünülebilir. Ama ilk yariya bakarsak da, Trabzon da cok net pozisyonlara sahipti evet ama gole daha yakin olan ekip her haliyle Fenerbahce idi. Hülasa, beraberlik, adalet duygusu acisindan bu macin en optimum sonucuydu. Galatasaray'in takildigi bir haftada, kendinden yukardaki rakibiyle olan bu karsilasmayi kazanmak cok önemliydi Fenerbahce icin elbette. Ama bu ligte bu puanlarin kaybedilmesi normaldir.

Maci uzun uzun anlatmaya gerek yok. Soluk da yetmez zaten. Nerdeyse her saniyesi pozisyondu. Ben bireysel anlamda Fenerbahceli oyuncularin durumlarina egilme taraftariyim.

Ümid ederim diyecegim ama ise yaramayacagini biliyorum; Alex'in bu haftaki oyunu "aman efendim onsuz Fenerbahce bir hic, o bulunmaz bir hint kumasi, o insanötesi bir varlik, o tanrinin bir lütfu" gibi sacmalayanlara kapak olmustur. Fenerbahce ayaga pas yaparak tempolu bir hücum futbolu oynamak istiyor. Ama o da ne; Alex'in ayagina gelen her top ile takim ya temposunu kaybediyor, cünkü Alex durarak oynuyor, ya da biraz sert oynayan onun yanindaki rakibine taopu teslim ediyor. Ve inanilmaz bir vurdumduymazlikla zahmet edip kaptirdigi pesi alma cabasi icerisine girmiyor da. Ayni zamanda, korneri ve duran toplari sadece onun iyi kullanabildigini düsünen bu Alex hayranlari Alex'in bu macta kullandigi duran toplara da biraz daha normal gözle bakabilmislerdir.

Fenerbahce savunmasi cok iyi; ama takim halinde savunmaya kapandiklarinda, kale önüne yigildiklarinda. Sayet, biraz acik oynayip hucüma cikarlarsa, golü düsünüyorlarsa savunma darmadagin oluyor. Besiktas macinda, Kayseri macinda, Galatasaray macinda ve Arsenal macinda avarel Edu ve ruh hastasi Lugano'nun arasina atilan her top gol veya gol pozisyonu olmustu. Trabzonsporlu forvetler becerikli veya sansli olsa bunun bir tekrari bu macta da sözkonusu olacakti. O halde nedir; Fenerbace birbirlerine oldukca benzerlik arzeden bu iki oyuncudan en azindan birinden vazgecip, ki bu isim bence avarel Edu olmalidir, onun yerine Lugano ile iyi bir ikili olusturabilecek, onun arkasina kacirdigi top ve adamlari süpürebilecek güclü olmasa da, cevik ve hizli bir oyuncunun alinmasi lazim. Ki bu oyuncunun oyuna topu sokma konusunda mahir bir isim olmasi lazim.

Ve Guiza... Saniyorum ona taninan kredilerin artik tükenmesinin zamanidir. Fenerbahce'nin oyun yapisi bu. Bu saatten sonra cift forvetli sisteme gecilemeyecegine göre. Bu sistemde de Guiza'nin basarili olamayacagi net bir sekilde ortaya ciktigina göre saniyorum Semih ile maclara baslamakta fayda var.

O halde Cöp tekesi: Guiza, Alex, Lugano, Edu.

Ve iyiler.

Deivid... Her yerdeydi. ortahada, savunmada, kanatlarda, ve forvette. Herseyi yapti. O bu takimin en degerli oyuncusu.

Gökhan Gönül... Cok güzel bindirmeler, cok cabuk geri dönüsler. Yattara'nin son dereceli tehlikeli kesmelerine ters kademeye müthis zamanlarda girerek yaptigi yerinde müdahaleler. Sen cok degerlisin Gökhan.

Selcuk... Bazen tuttugu formun da havasiyla kendisini devlestiren düz ve isvi futbolcu kimliginden show adamina dönüsmeye basladi. Bu eksiklikleri görmezden gelirsek, hele ki, Josico'yu göz önüne alirsak, Selcuk, Ballack gibi kaliyor onun yaninda.

Trabzonspor harika oynadi. Ilk yaridaki, Galatasaray macinda hic begenmemistim mesela onlari. Cok fazla maclarini izlememistim. Ama o Galatasaray maciyla edindigim izlenim Trabzonspor'un bu sezon sonuca gidemecegi yönündeydi. Sampiyonluk yarisinda. Ama bu mactaki performanslariyla bu düsüncelerimi bütünüyle degistirdiler. Olaganüstü bir iki yönlü futbol anlayislari var. Cok iyi basiyorlar. Kondisyonlari da cok iyi. Eger gol bölgesindeki elemanlari bir gömlek daha iyi futbolcular da olsa idi, bu hafta tarihi bir skorla Kadiköy'den ayrililabilirlerdi.