Posts mit dem Label Besiktas werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label Besiktas werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

Montag, 22. Februar 2010

Fenerbahceli icin derbi sonucun anlami ve Keita'nin dirsegi

Fenerbahce'yi cok ciddi bir sekilde ilgilendiren bir derbi daha geride kaldi. Bazilari saniyorum ortaya cikan sonucun tam da Fenerbahcelilerin istedigi bir sonuc oldugunu iddia ediyor veya düsünüyorlar. Hakikaten öyle mi pekii?

Bütün Fenerbahceliler adina konusamam, ama benim icin bu sonuc iyi bir sonuc degil. Kazanan taraf Besiktas olsaydi daha cok mutlu olurdum.

Söyle ki;

Galatasaray icin Inönü'de alinacak olan bir 1 puan hic de kayip sayilmaz. Olagandir, sampiyonluk hesaplamalarinda mutlaka defterlerine bu maci 1 puan olarak yazmislardi. En azindan bu maca kadar da ligin zirvesinde olduklari ve simdiye kadarki hesaplarinda cok tutarsizlik olmadigi icin bu mactaki "normal" karsilanacak olan beraberligin illaki yerine bir galibiyet ikame edilme zorunlulugu dogmamisti. Hafta ici Atletico deplasmanindan elde edilen avantajli skorun üzerine bu aksam da en azindan yenilmemis olma hali camia üzerinde ciddi manada olumlu bir hava yaymistir. Zaten Galatasarayli bloglar arasinda biraz dolasirsaniz cok rahatlikla anliyorsunuz bu moral motivasyon halini. Sahadaki futbolcu özgüveni biraz da taraftarindaki bu destekten bulmakta. Sampiyonluk yarisinda bu cok önemlidir.

Su anda Fenerbahce'nin de en cok sahip olmasi ama ayni zamanda en az sahip oldugu seydir bu moral olgusu.

Besiktas'in galibiyet almasinda halinde yarisa Fenerbahce ve Galatasaray kadar ortak olacagi icin bu aksamki sonucla en azindan onun bir miktar geride kalmasi durumu Fenerbahceli acisindan bir avantajmis gibi gözükebilir ilk basta, zaten Fenerbahceliler icin en iyi sonuc beraberlikti yanilgisi burada basliyor.

Cünkü Besiktas'in o kadar cok sorunu var ki, hem saha ici hem de saha disi anlaminda, bu aksamki olasi bir galibiyetle sansi diger ikisine karsi en azindan kagit üzerinde esit gibi gözükse de ilerleyen dönemlerde yeniden tökezleyecegi icin iki takima en azindan bu sene rakip olamayacagini en bastan beri düsünmekteyim...

Tabii bir de Keita mevzusu var deginmek istedigim. Kendisinin attigi bu ücüncü dirsek. Hani söyle oyuncuyu gecerken yanlislikla elim carpti süsü verilen direklere de benzemiyor bunlar. Direk... Bunun anlami kirmizi ve oyuncunun cezalandirilmasi. Bu pozisyonlara görüntülerden ceza veriliyor diye biliyorum, yanlis bilmiyorsam. Kasimpasa maci sonrasi cezalandirilmamisti saniyorum, bu aksam en azindan bunun görülmesi lazim...

Keita'nin belliki karakter bozuklugu oldugunu gösteren bu cirkinlikleri 'ama ona onca faul yapan oyuncuyu hakem bir sekilde sari kartla kontrol altina almadigi icin o da sinirlenip dirsegi vuruyor napsin, hakem Ibrahim'in sertliklerine göz yummaliydi' seklinde hafifletmeye calismak ise ahlaksizlikla es degerdir. Yildiz futbolculari koruyalim yaygarisini yaparken o yildiz futbolcularin bu yaptiklarini da elestirmeden gecmeyelim... Keita'nin yaptigi tekil bir olay degil; bu üc oldu...

Samstag, 19. Dezember 2009

Besiktas'tan beklenen son


Karsilasmanin sadece özetlerini izledim. Herkes bir takim taktiksel yorum yapmis zaten. Sahada oynanan ayni oyun, ama nedense Mehmet Demirkol'un yazdiklariyla Feyyaz Ucar'in yazdiklari birbirini tutmuyor. Yani demem o ki, bu tür sadaha takimlar su sekilde dizilmisti, onun önünde bu, berinin arkasinda su oynuyordu ama bu oynamaliydi cünkü bu yüzden x'in geriye düsleri zorlandi vs vs vs hepsi bla bla bla...

Chemedya bugün güzel bir post yazmis. Yirmi yildir Ömer Üründül'ün ayni laflari ederek medyada kendine yer bulabildigini anlatan. Aslinda sadece Üründül degil böyle olan.. Tüm futbol medyasi bu kaliplardan beslenmekte... Hadi bu da bir nebze, kabul edilebilir.

Ama yukarda ismini saydigim kisilerdeki gibi ayni mac icin, birisi Bursaspor'un agir zemine ragmen yerden ve pas yaparak futbol oynamaya calistigini yaziyor, digeri ise buna mukabil ekiplerin zeminden dolayi topu havadan sisirdigini iddia ediyorsa ve bu bahsedilen seyler ayni oyun üzerine ise hakikaten bir sakatlik var burda demektir...

Yani demem o ki, bu tür teknik analizlere cok fazla yüz vermenin alemi yok...

Neyse esas söylemek istediklerime gelelim... Üc hafta evvel, Besiktas sekiz mac üst üste kazanir ve Galatasaray ile Fenerbahce pespese tökezlerken medyamiz tüm hafizasini silip Mustafa Denizli'yi yüceltmek ve diger iki takimla özellikle de Fenerbahce ile ilgili olumsazlastirici felaket haberleri yapmakla mesguldü...

Dedigim gibi bundan üc hafta önce Diyarbakirspor karsisinda Besiktas'in bu serisini sonlandiracagini ve inise gececegini söylemistim. Ona göre de diger iki takimin yeniden düzelecegini. Galatasaray ve Fenerbahce bir hafta gecikmeyle de olsa dedigim gibi bellerini dogrultmak üzereler... Ikisinin de, özellikle Fenerbahce'nin bu haftaki karsilasmasi cok ama cok önemli...

Besiktas ise bekledigim gibi tikir tikir sürdürmekte düsüsünü... Bunu tahmin etmek aslinda cok zor degildi. Cünkü Besiktas kazandigi karsilasmalarda hic de iyi bir oyun koymuyordu ortaya... Alinan galibiyetler sadece bu defonun üzerini örtmekteydi... Ama her iyi gidisinin bir sonu olacagi gibi bu sonuc da kacinilmazdi... Yine ayni sekilde su da acik bir sekilde görüldü ki, Besiktas'in cok saglam oldugu iddia edilen savunmasi takim hücumu düsünerek oynadigi vakit cok kolay dagilmakta...

Yani sonuc olarak, Besiktas gercegi ortaya daha net cikmakta ve bu haliyle bu takimin Fenerbahce ve Galatasaray'in istekleri dogrultusunda basarili olmayacagi tüm ciplakligiyla belirmekte...

Sonntag, 13. September 2009

Galatasaray-Besiktas: 3-0; Rüstü 2. Ligte dahi kaleci olamaz


Galatasaray'in isildayan takiminin güclü bir takim karsisinda neler yapabilecegi merak ediliyordu. Besiktas karsilasmasinin da bu noktada degeri büyüktü. Ve maca bakinca, sonuca ragmen Galatasaray'in iyi bir futbol oynayamadagini görüyoruz. Buna milli takim arasinin yol actigini söyleyenler var; olasi elbette. Ama sadece bununla aciklamak da yersiz. Bloglarda yazilanlara bakiyorum. Herkes bir Mustafa Denizli elestirisi tutturmus gidiyor. Hicbirinin de yaratici bir yaklasimi yok bu noktada. Bildikleri tek sey; hemen herkesin malumu olan Mustafa Denizli'nin maceraciliklari...

Yaptiklari da sundan baska bir sey degil: Sahada zaten oynanmis ve bitmis oyuna bakiyorlar. Ellerinde apacik duran bu manzaradan aksayan yerleri ele aliyorlar ve o yerlere neden, mesela Holosko veya Fink, oynamamisti diyerek akillari sira analiz yapiyorlar. Cünkü zihinleri onlara, Serdar Özkan'in yerine Holosko oynadidiginda otomatikman o pozisyonlarin gol olacagini söylüyor. Halbuki, Holosko oynasaydi ne olurdu sorusunun cevabini bilmemiz mümkün dahi degil. Iyi olmasi ihtimali ise daha kötü olmasi ihtimali kadar ancak.

Daha kötü olmasi diyorum cünkü skordan bagimsiz olarak baktigimizda Besiktas'in oynadigi futbol cok kötü degildi. Ikinci golü yiyene kadar oyunun genel hakimiydiler. Tek sikintilati pozisyon bulmakta yasdiklari sikintiydi. Buna ragmen yeteri kadar net gol pozisyonu da buldular. Bunlari yapamiyorsa oyuncular artik aslinda takimin hocasinin yapabilecek cok fazla birseyi kalmiyor bu noktada... Mustafa Denizli'yi sevmememe, begenmememe ve ta gecen sezondan beri üc büyüklerin icinde bu sezon takimindan gönderilecek ilk hoca oldugunu söylememe ragmen bunlari düsünüyorum.

Galatsaray icin birsey yazmaya niyetim yok; ortalikta yiginla biri bin yapan; Fenerbahce maclarinda hata oldugunda 'bu ligte sonuclara maalesef futbol disida etkenlerde rol oynayacak böyle' diyen ama Galatasaray macinda yapilan hatalar icin 'büyütülmemesi lazim' diyen Galatasarayli blog var, ordan okuyabilir insanlar zaten herseyi...

Besiktas icin üzülmekteyim. Bu derece iyi bir grup yakalamisken SL'de, biraz daha iyi olabilmelerini yürekten temmenni ederdim. Lakin elde oyuncu kalitesi yeterli degil. Daha iyi bir kadro kurmalari beklenirdi. Hoca da bunun farkindaydi ama yönetim beceremedi, daha iyisini kurmayi. Üzücü.

Samstag, 8. August 2009

Yildiray Bastürk

Bekleniyordu... Sonunda gerceklesmis. Delgado'nun sakatligi neticesinde ve Denizli'nin kafasindaki sistem geregi yeni bir "10" numaraya ihtiyaci vardi Besiktas'in, benim tercihim bir yabanci olurdu, ama onlar belki de sartlar geregi karari Yildiray'da kilmislar...

Yildiray da kronik sakatlardan ve devamliligi olmayan bir isim... 2007-2008 sezonunda 2008 Avrupa Sampiyonasina katilacak takimlarin aday kadrolari aciklanacagi dönemlere kadar yatarak gecirmisti günlerini Yildiray, ama sonraki kipirdanisi onu bir yere götürmedi maalesef. Gecen sezon da yine ligte, kupada ve Uefa'da toplam 5 kere forma giydigini ve bunlarin da hicbirinde 90 dk yi tamamlayamadigini görüyoruz kendisinin...

Yildiray'i artik düsünmedigini söylemisti zaten Babel. Stuttgart menejeri de haliyle yilligi brüt 3,5 milyon euroyu bulan bu oyuncuyu elinden cikartmak istiyordu...

Daha önceleri, formda oldugu zamanlarda, büyük takimlarimiz pesinden kosarken konusmaya bile tenezzül etmeyen Yildiray'in oldukca iyi kazandigi Stuttgart'tan Istanbul'a gelmesi icin bir hayli yüksek bir yillik ücret talep ettigini tahmin ediyorum...

Ne diyelim, dilerim hayirli olur Besiktas'a...

Freitag, 7. August 2009

2009-2010 Sezonu Baslarken

Bu hafta ligimiz start aliyor... Beraberinde sevenleri(benim gibi) Bundesliga'ya da kavusuyorlar... Uzun gecen yaz arasi, elbette bizleri futbola karsi özlem dolduruyor. Ama itiraf etmeliyim ki, Fenerbahce'nin izledigim son üc resmi maciyla birlikte ben az da olsa nefsimi köreltmeyi basardim... Tabii bu benim sezonu heycanla beklememe engel teskil etmiyor...

Az sonra Vfl Wolfsburg- Vfb Stuttgart maci var mesela ve ben zamani nasil gecerecigimi bilmiyorum maca kadar... Bundesliga'nin icerisinde daha fazla kaybolmaden evvel yeni sezonla ilgili fikirlerimizi yaziverelim...

Fenerbahce, Besiktas, Galatasaray ve Trabzonspor'un yaninda, Bursaspor, Kayserispor, Gaziantepspor, Genclerbirligi ve Sivasspor yakindan takip etmeye calistigim, aldiklari sonuclari merak ettigim takimlar olacaklar... Geri kalani ise acik konusmak gerekirse beni cok ilgilendirmemekte...

Kendi takimim Fenerbahce'den baslamak istiyorum...

Fenerbahce ile ilgili son yazdigim postlardan da anlasilacagi gibi, cok iyimser degilim. Kötümserligim ama onlarin sampiyonluga ulasamayacagi yönünde bugünden olusmus olan bir kabullenmeyi ima etmiyor... Fenerbahce sampiyonluga yakin... En az Besiktas ve Galatasaray kadar yakin, su gün itibariyle... Beni hayal kirikligina ugratan hususlar ise cok daha derinde ve farkli mecralarda yatmakta. Simdi onlara girip konuyu dagitmaya gerek yok, nasilsa zamanla konusucagiz bunlari daha....


Besiktas, gecen yildan devam eden teknik kadrosuyla bu üc takim icinde teorik olarak en hazir olmasi bekleneni... Süper Kupa macinda izledigimiz takim ise, Fenerbahce'ye nazaran daha hazir göründüyse de, henüz beklenen düzeyde denilemez... Mustafa Denizli'nin teknik adamligindan hoslandigimi söyleyemem... Ama ayni zamanda kendisinin liderlik özelligini; kriz anini yönetebilme kabiliyetini ve bunun da sampiyonluk yolunda cok önemli bir aparat oldugunu; oynattigi oyunun detaylarina dalmadan sonuca gitmeyi basarabilen bir isim oldugunu inkâr edemem... Sampiyonlar Ligi, onlari bir hayli yipratacak ve ligteki puan kayiplarinda cok önemli bir rol oynacaktir... Cok iyi bozucu özelligi olan sert orta sahalarini hücumla bütünlestirebilirlerse ikinci kez sampiyon olmalari hic de kücük olasilik degil...


Galatasaray, yeryüzündeki en fazla antipati duydugum takimlardan. Ama iste kaderin cilvesi, bu takim beni bu sezon bir hayli kiskandiran islere imza atti... Rijkaard ve Neeskens, hamlelerinden bahsediyorum. Bu hocalarin garanti basari demek oldugunu iddia etmiyorum. Belki cok büyük sikintilar yasacaklar aksine... Bunlar önemli degil. Beni cezbeden sey burda; Galatasaray bir futbol akli olusturmaya calisiyor. Bir gelenegin, bir ekolun, bir futbol felsefesinin- iyi ya kötü o ayri bir tartisma konusu- temsilcisi iki calistiriciyi takimin basina getirerek (bunu ne kadar bilincli yaptilar onu da bilmiyorum) cok önemli bir ise imza attilar. Transferler de ayni sekilde... Gökzan Zan felaketini saymazsak, Galatasaray'in kagit üzerinde cok olumlu transferler yaptigini görmekteyiz...


Trabzonspor'u hic takip etmedim, ama ilginc bir sekilde iyi hisler tasiyorum onlarla ilgili... Yeni tebik direktörlerinin calismayi seven, disiplinli, is ahlaki üst düzeyde bir isim oldugunu ögrendik. Ve bu isim bana öyle geliyor ki Trabzonspor'a büyük kazanimlar saglayacak...

Bu ekiplerin disinda dedigim gibi Bursaspor'dan cok büyük beklentilerim var, gecen sezon kaldiklari yerden devam ederler umarim... Sivasspor'un da destekcisiyim; Bülent Uygun'u bahane ederek onun üzerinden Fenerbahce'ye vurmaya calisanlara inat... 60 puan citasi tutturduklari halde, onlar icin artik "olmus" diyebiliriz diye düsünüyorum.

Dienstag, 4. August 2009

Nihat Kahveci


Belli bir popüleriteye ulasan Türk futbolcusundan hoslanmamaya basliyorum. Benim onlara ünlendikce, büyüdükce; tabir-i cizse semirdikce olusmaya baslayan bir "gicigim" yok aslinda... Bu isimlerden hoslanmamaya basliyorum cünkü bu oyuncular bir süre sonra, "karsiki daglari ben yarattim", "ben bu takimin her seyiyim" modunda salinmaya basliyorlar saha icerisinde...
Bu izdirap verici hastaligin pencesine düsen bir baska "star" da Nihat Kahveci... Ispanya'ya ilk transfer oldugunda oynadigi findik sirketinin reklamlarinda tüm sevimliligi ile endam eden bu genc adam, orda alisilagelen Türk futbolcusu profilinin aksine basarili bir cizgi cizdikce, tuhaflasmaya da basladi... Biz bu tuhafliklari onun milli takimda forma giydigi karsilasmalarda görmekteydik zaten... Olmayacak mesafeden sut denemeleri, mütemadiyen takimdaki diger arkadaslarini azarlamasi, olur olmaz her duran topun basina gecmeye calismasi vs.
Pazar günü oynanan Süper Kupa karsilasmasi akabinde yapilan yorumlarin icerisinde hem Nihat'a giydirmeler vardi... Iclerinde "Nihat'in sisen sut egosu..." gibi utandirci Türkce tabirlerde bulunanlarin da oldugu yiginla insan onun bu simarikligindan bahsediyordu... Sasirmistim; cünkü bu adam en az son iki seneki bütün milli maclarda böyleydi zaten...

Sonntag, 2. August 2009

Manasiz bir kupanin gölgesinde


Futbolseverlerin futbola susamisligi, Avrupa Kupalarina katilabilmek icin yapilan ön eleme karsilasmalariyla bir nebze olsun giderilmisse de, tam bir doyuma ulasilmadigi kesin. Öte yandan, Besiktas gibi henüz resmi bir karsilasma cikmamis takimlarin taraftarlarin, bu susamisligi daha da fazladir.

Iste bu susamisliga cok iyi gelecek bir karsilasma oynanacak Besiktas ile Fenerbahce arasinda. Adina Süper Kupa denilen bu düzenlemede bilindigi üzere, lig sampiyonu ile Türkiye Kupasi'nin sahibi karsi karsiya geliyor, prosedür geregi. Gectigimiz sezon ama, hem ligi hem de Türkiye Kupasi'ni kazanan taraf olarak tek bir ekibi gördügümüz icin karsimizda, istisnai bir durum cikiyor karsimiza. Ve gecen yilin dublesini yapmis Besiktas'a rakip olarak Fenerbahce cikiyor sahaya.

Tabii bu durum bazilarinda huzursuzluga yol acmis durumda. Bana da sorarsaniz bir tuhaflik var bu iste. Hem kupanin, hem de ligin muzafferi olarak Besiktas'a, bu kupa hic oynanmadan teslim edilebilir(di). Diger taraftan bu durum kamu vicdaninda, "yahu lig ikinciligi mi önemli, yoksa kupada finalist olmak mi; elbette lig ikinciligi o zaman Besiktas'in karsisina neden Sivas cikmadi Fener cikiyor" itirazlarin yer etmesine de yol acabilir. Bunlarin hepsi tartisilir konular. Ligin kupadan önemli oldugu argümanina yasladigimiz haksizlik oldugusunu daha da desersek zaten sunu da söylemek mümkün: Lig ikincinsi SL'ye katilabilme sansi elde ederken, sadece UEFA'da oynama hakki eden Kupa sahibinin ondan daha az önemli oldugu aciktir. O halde neden bu kupayi zaten direk lig birincisiyle ikincisi oynamamaktadir?

Gelgelelim, bence son derece sacma ve aslinda hazirlik macindan öte bir manasi olmayan bu kupanin kendi icinde de bir aciklamasi var: Kupa, haliyle karsilasmasi gereken iki takim olmali. Bunlardan birisi lig basarisi kontenjanindan, digeri de kupa basarisi kontenjanindan olmali. Sayet, bu sezon oldugu gibi, her ikisini de ayni takim kazanmissa, o takim sahip oldugu iki hakkin, önemsellik acidan ön planda olaninin kontenjanindan kupada oynamaya hak kazanir. Yani Besiktas lig sampiyonu, dolayisiyla lig kontenjanindan kupada oynayacaktir. Ölye olunca diger rakibin kupa kontenjanindan orda olmasi gerekmektedir. Orda öncelige sahip olan takim da Besikatas'in arkasindaki Fenerbahce'dir...

Bu durum aslinda son derece aciktir ve bu kupanin oynadigi her ülkede ayni prosedür islemektedir. Buna ragmen, elbette anlasicagi üzere Galatasaray taraftari "ne hakla Fenerbahce oynar bugün diyebilmektedir". Niyetin adalet pesinde olmak olmadigi temel motivasyonun Fenerbahce nefreti oldugu elbette kendisi apacik ele vermektedir bu itirazlarda.

Arkadaslarimiz ortaya cikan ve Sivasspor'un hakkinin yendigi bu acimasiz durumda tarafinin elbette "hak"tan yana oldugunu mustuluyor ve bu yüzden Besiktas'i destekledigini söylüyor. Tabii Sivas'in Anderlecht karsisinda aldigi agir yenilgiden haz alirken simdi onlarin hakkinin pesine düsmüs olmanin gülünclügü bir tarafa, fanatik takim taraftarinin sahip oldugu ezeli rakip nefretinin bastirilmaya calisilmasindan mütevvellit hüzünlü bir durum da cikiyor ortaya burda.

Zira, 'burda söz konusu takim Fenerbahce degil de Galatasaray olsaydi bu göz yasartici adalet arayisi pesinde olur muydunuz' sorusunun cevabi elbette 'hayir' olacaktir. Ve yine ayni sekilde benim yukarda da söylemeye calistigim gibi sayet burda vicdanlari huzursuz edici haksiz bir durum varsa, burda o haksizligin sadece Fenerbahce icin uydurulmus bir seymis gibi bahsedilmesinin ne manasi vardir?

Yani aslinda vardimiz nokta su oluyor: Ben Galatasarayligim (Fenerbahceliyim) ve bu yüzden Fenerbahce'den (Galatasaray'dan) nefret ederim. Onun oynayacagi her karsilasmada da rakibini desteklerim.

Sayet acikca ve dürüstce bunlar yazilsaydi cok daha dogru bir durus takinilmis olurdu. Ve bize de söyleyecek hicbir laf düsmezdi, cünkü ben de Galasatasaray'in oynadigi her karsilasmada rakibini tutmaktayim ve saniyorum yeryüzündeki böyle büyük cekismelerin oldugu iki takim taraftari arasinda bu durum cok alisilmis ve dogal birsey.

Mittwoch, 13. Mai 2009

Evet yine hüsran


Benim böyle maclarda icime dogar sanki bazi seyler... Lanet olsun ki yine oldu... Ligteki mactan önce skorun Fenerbahce lehine olacagina hissetmistim, bu mactan evvel de Besiktas lehine.. Ve maalesef öyle oldu. 

Fenerbahce yine iyi baslamisti maca aslinda... Ama öyle bir gol yediki akil almaz... Berbat bir kalecisi var Fenerbahce'nin, galiba maci da onu ilkonbire alarak kaybetmisti Fenerbahce... O golün etkisini Fenerbahce Guiza'nin ayagindan buldugu golle telafi etti ama, ikinci yari yapilan bir degisiklik macinin sonunu tamamiyle getirdi... 

Kendisini yazar sanan Altan Tanrikulu Semih oyuna girerken, Ugur'un cikartilmasi gerekiyor diyordu... Hakikaten de Aragones öyle yapti... Cok sasirdim, halbuki benim bildigim ve sevdigim Aragones o dakikaya kadar hicbir sey yapmayan Alex'i cikartirdi... Ama o da Altan Tanrikulu bünyesi gibi düsündü ve Ugur'u cikartti... Iste o dakika da bir de yine berbat kaleci aptalca bir gol yeyince sonuc kacinilmaz oldu... Cünkü yapilan degisiklik Fenerbahce'nin iyi kötü isleyen sistemini zaten alt üst etmisti... Orta saha hakimiyetini tamamiyle de kaybetti Fenerbahce... Tabii bunun üzerine ne diyordu Altan Tanrikulu biliyor musunuz: "Aragones'in Ugur'u cikarttip, Semih'i almasi hata idi, aslinda Alex'i hic baslatmamaliydi ve ilerde oyuna almaliydi"... 

Yuh olsun sana be yuh... Sen degil miydin, Ugur cikmali diyen Semih girerken... 

Ve bu ahlaksiz bünye söyle bir laf da etti macin sonlarina dogru: "Fenerbahce bu macta galib gelseydi, ayni takimla ayni hocayla devam edecegi icin bir seneyi daha kaybederdi, ama simdi kupayi kaybetti ama keskin degisikliklerle gelecegini kurtardi"...

Zihnin parlakligini görüyor musunuz? Yapilacak olan keskin hamleler ne? Bunlarin olumlu sonuc verecegini nerden biliyorsun? Bunlar olacagi garanti mi ki, sen bir macin kaybedilmesini buna tercih edebiliyorsun? Böyle bir adamin futbol adina fikir yürütmesi kabul edilir gibi degil... 

Alex ile ilgili de birseyler söylemeden edemeyecegim, Alex'in oynamadigi her macta Fenerbahce'nin ortasahayi daha iyi domine ettigi bir gercekken hala nasil bu adama bu kadar ihtiyac duyuyor Fenerbahce... Esasin da mac kopmadan evvel de Fenerbahce'nin en etkisi adamiydi kendisi... 

Tabii esasen maci Fenerbahce, yine söylüyorum oyunu oyun anlaminda fena gitmezken yedigi akil almaz gollerle Volkan Babacan yüzünden kaybetti...

Not: Yazini basina oturdugumda mac 3-1 idi... Bitirdigimde 4-2 oldu... Besiktas'in golüne diyecegim yok da, Fenerbahce'nin aldigi penalti evlere senlik... 

Ha bir de penaltidan golü atan isim kim tahmin edin: Tabii ki attigi yiginla golle istatistikleri alt üst eden Alex... Iste onun golleri bu goller... 

Yine mi hüsran!


Aragones, "bir takimi üc kere yenmek zordur" demis... Ne kadar da dogru söylemis...

Bu aksamki kupa finalinde ligtekinden cok daha farkli bir Besiktas bekliyorum ben de... Tahminim bu sefer Fenerbahce'nin bir derbi mücadelesinden istedigini alamadan ayrilacagini yönünde...

Sonntag, 3. Mai 2009

Besiktas-Fenerbahce:1-2


Macin acik ara favorisiydi Besiktas... Kimse Fenerbahce'ye sans taniyormu... Radikal gazetesinin her derbi öncesi yaptigi ünlülerden tahminler kösesinde Besiktas'in galip gelecegini iddia edenlerin sayisi digerlerini en az ona katlamisti. Cok bilmis Demirkol, derbilerin sonucu belli olmaz ama diyen partneri Fuat Akdag'a gevrek gevrek, "bu sefer belli ama ya, sonucun ne olacagi acik" diyordu... Dogru mu uydurma mi; bilmiyorum, Yusuf, Ugur'a sizi besleriz dedigi iddia ediliyordu vs. vs. vs.

Anlasilan bütün bu dile getirilenler Fenerbahce'nin maca daha iyi motive olmasini saglamis... Fenerbahce'nin Galatasaray karsisindaki rezalet oyununu gördükten sonra "Bu takimdan utaniyorum" demistim. Cünkü ben her ne kadar, yönetim, Aragones, bu sezonki elde edilen basarisizlikta en büyük sorumlularsa da, Fenerbahce'nin mevcut kadrosunun orta koydugundan cok daha iyisini yapabilecegine inaniyorum... Simdi ayni mantikla bugünkü  mactan sonra Fenerbahcelileri kutlamak ve takimdan gurur duymak gerektigi söylenebilir, ama acikcasi bu da cok icimden gelmiyor... Yukarda yazdigim gibi, Aragones'in sistemine uymuyor olabilir bu takim, ama yine de istedikleri zaman bu sistem icerisinde de ise yarar performanslar sergileyebiliyorlar... Iste bunun örnegi bu aksamki mac... Kayserispor karsilasmasi... Ilk yarida elde edilen Galatasaray galibiyeti... Kupada oynanan hemen hemen bütün karsilasmalar... Belli ki oyuncular acik ve net sekilde oynamiyorlar, yeterince mücadele etmiyorlar... Bugün cok daha iyi bir yerde, ayni hoca ve sistemle olmak mümkünmüs...

Neyse maca dönersek... Fenerbahce genel itibariyle bakildiginda hak edilmis bir galibiyet aldi... Guiza, Semih cok iyi oynadilar... Guiza'nin faydali olabilmesi icin Fenerbahce'nin ilerde cift santrafor oynamasi gerektigi bir kez daha anlasilmis oldu... Fenerbahce Holosko'nun golüne kadar oyuna daha cok hakim olan tarafti... Bir ara topla oynama oraninin %61 e %39 Fenerbahce lehine oldugunu gördük... Sadece rakip oyunculari degil kendi oyuncularini da terörize eden Emre'nin oyundan alinmasi muazzam bir karardi, ama maalesef onun yerine giren Deniz, kendisinden beklenmeyecek derecede kötüydü... Belki o da Aragones'in -bence- ona karsi yaptigi bu forma haksizliklarina karsi artik dayanamiyordu... Golden sonra Besiktas'in hirslanmasi tabii ki beklenen bir durumda ama bu kadar cok Fenerbahce üzerine gelebilmesi önce Emre, arkasindan da Semih'in oyundan cikmasi ve onlarin yerlerine giren Deniz'in beklendiginden kötü olmasi Kazim'in ise zaten top saklama yeteneginin olmamasi ortasahanin tamamiyle Besiktas'a gecmesine yol actigi icin mümkün olabildi... Yani aslinda Aragones, konta atak oyuncularini oyuna sokarken bunlardan beklediklerini alamadigi gibi takimin top tutabilme yetenegine sahip birkac ismini de disariya aldigi icin son dakikalarda gelen bu yogun baskinin en büyük sorumlusu oldu... 

Fenerbahce'de dikkat cekilmesi gereken iki isim daha var. Ali Bilgin ve Gökhan. Onu stoperde görmek saniyorum cok büyük bir süprizdi ama oldukca iyi bir oyun ortaya koydugunu söylemek saniyorum cok abarti olmaz. Aragones mactan sonra, 'bekten daha faydali olabilecegini düsünüyorum stoperde, bek oynarken hücumdaki son toplari kullanmada her zaman hata yapiyordu' demis... Iste Aragones'i bu yüzden seviyorum ben... Her seferinde Gökhan Gönül'ün sagbekteki bu savrukluklarindan sikayet ederim ama kimseye anlatamazdim bunu. Ali Bilgin ise her gecen gün biraz daha üzerine koyarak ilerliyor sag bekte... Belki de bu durum Gökhan Gönül'ün o bölgede alternatifsiz olmasindan dolayi yaptigi zaman zaman sorumsuz hareketlerini de kontrol etmesini saglar... 

Besiktas ise, Fenerbahce nasil beklenenden iyiyse, beklenenin cok altinda kaldi... Ernst saniyorum geldiginden bu yanaki en kötü futbolunu oynadi... Bobo, Gökhan Gönül karsisinda boy avantajini dahi kullanamadi... Holosko'yu ayri bir kenara koymak lazim, attigi gol tek kelimeliyle muazzamdi... Sivok, anormal derecede sert bir oyuncu... Ki bu bahsettigimiz kontrolsüz bir sertliktir ve aslinda sadece rakip oyuncu icin degil kendi sagligi icin bile tehdit olusturuyor... Rüstü, bir türlü bikmadi su gol yiyecegini anladigi anda pozisyonu birakip ellerini kaldirip yan hakeme bakmaktan... Hali saha topcusu Yusuf, üzerine dogru düzgün baski uygulamayan Eskisehirli futbolcuya attigi calimla dillere destan olmustu, saglam bir savunma hattiyla karsilastiginda hicbir varlik gösteremeyecegini bir kez daha gördük... Delgado, ben ondan cok ümitliyim ama maalesef bu macta bekleneni veremedi Besiktaslilar adina... Denizli'den hoslanmam ama Yildirim Demirören'in üzüntülü halini gördügüm zaman Besiktas icin 'sampiyon olsunlar be' dedim kendi kendime...

Freitag, 1. Mai 2009

Illüzyon


Bugünlerde Besiktas semalarinda günes daha bir baska isildiyor... Bunun temelinde elbette Besiktas'in ligin zirvesinde bulunmasi ve sampiyonlugun en büyük adayi olmasi yatiyor... Ne ki bu günesin isiltilari, gözleri bir hayli kamastirmis, ruhlari sarhos etmise benzer...

Bugünlerde ortaya dökülüp sacilan Mustafa Denizli güzellemelerinin, baska bir anlami olamaz yoksa... 

Besiktas, dedigim gibi, sampiyonlugun en güclü adayi... Muhtemelen de sampiyon. Bu elbette " basari". Öbür taraftan Besiktas sampiyon olsa dahi toplayacagi puan en fazla 70. Bu da lig tarihinin en düsük performansiyla sampiyon olan Zico'nun berbat Fenerbahcesinin "üstün" basarisinin egale edilmesi anlamina geliyor... 

Son yillarin en kötü sezonlarindan birini yasiyoruz... Fenerbahce ve Galatasaray yönetim hatalarinin kurbani olarak zaten zirve yarisindan uzaklar... Ankaraspor, Eskisehirspor, Kayserispor, Gaziantepspor, Genclerbirligi sahip olduklari potansiyeli ve kaliteyi lige maalesef tam manasiyla yansitamamislar... Bir tek son yillara nazaran daha bir kipirdanmis Trabzonspor vardi, onun da birde bire düsüse gecmesi yine saniyorum Besiktas'in sansi olarak degerlendirilmeli... Yani ligte isleri yolunda giden ve yapmasi gerekenleri geregince yapmaya özen gösteren nerdeyse sadece bir ekip var ve onlar da ilginctir su anda zaten Besiktas'in önündeler... 

Mustafa Denizli'nin geldigi zamanlarda kaybettigi puanlar aslinda normal sartlarda o Besiktas'in ligten havlu atmasina anlamina gelirdi... Ama bu yukarda saydigim etmenler dolayisiyla Besiktas lige tutundu... Ve tabii bunun sayesinde kopulmayan sampiyonluk yarisinin son düzlügünde bir Mustafa Denizli takimindan her zaman bekleyecegimiz skor odakli futbolla elde edilen seri galibiyetlerle ulasildi bu noktaya... 

Velsahil, Mustafa Denizli ile ilgili güzelleme yapmanin; bakin görüyor musunuz o geldi artik baskan da konusmuyor gibilerinden (sanki baskan cocuk, Denizli de onun agzina biber sürerek onu terbiye etmis bir yetiskin) normal bir zekanin gölüp gececegi abartili övgülerin; onun Türkiye'nin en büyük iki hocasi oldugunu iddia eden klise ve biktirici argümanlarin (nedense Türkiye futbolunun bu en büyük hocasi, Kocaelispor, Manisaspor, Aachen gibi siradan takimlara gittiginde herseyi eline yüzüne bulastirmakta); onu gülünc bir sekilde Einstein'a, bir futbolcunun agzindan alindigi iddia edilen bir demecle benzetmelerinin  kabul edilir hicbir tarafi yok... 

Tabii ki Denizli ile Besiktas yollarini ayirmayacaktir ve tabii ki elde edilecek olan bu sampiyonluk cok önemlidir... Ama bu Besiktas'ta lale devrinin geldiginin anlamina gelmez... Bana kalirsa Besiktas Denizli ile gelecek yil cok büyük sikintilar icerisinde olacaktir ve muhtemelen büyüklerin hocalari icerisinde yollanmasi gündeme gelecek ilk kisi halini alacaktir... Bunlarin farkina varilsa saniyorum fena olmaz... Yoksa bugün onu yere göge sigdiramayan medyanin yarin alay etmesini görerek akil saglimizi yitirme asamasina gelebiliriz... 

Freitag, 24. April 2009

Fink ve Besiktas iliskisi...

Besiktas'in Frankfurt'un orta saha oyuncusu Michael Fink ile anlastigi yazilmakta Türk basininda... Mevzuu hanüz Alman basinindan da teyit edemedim... Lakin en son ki Ernst tecrübesi bu haberlere karsi daha ikna kiliyor beni...

Su kesin: Fink Frankfurt'tan ayrilacak... Ama nereye? Iste orasi muglakti simdiye kadar... Ama dedigim gibi yerli basinda imza atildigindan bahsediliyor... Olabilir..

Bunun dogru oldugu kabulunden hareketle konuyla ilgili birkac sey söylemek isterim: Her seyden evvel Ernst'in performansinin tatmin edici olmaktan da öteye gecmesi bu transfere daha da hevesli kilmistir Besiktas kanadini ve tahmin ediyorum, ortada duran bu Ernst olgusu olmasa, su anda bu transfere karsi daha fazla süpheyle bakilcakti...

Fink, Ernst ile kiyaslanamaz bile... Ondan daha genc, ama Ernst, Milli Takima kadar yükselmis bir kariyeri cebinde tasiyordu buraya gelmezden evvel. Her ne kadar Besiktas'a gelmeden hemen önceki performans seviyesi, bugünkü Besiktas'ta gösterdiginin cok altindaysa da Fink ile yine de deger skalasinda kiyaslanamazdi... Yani aslinda Besiktas icin bir hayli soru isaretleri icermesi muhtemel bir transfer ile karsi karsiyayiz...

Bu sezon Frankfurt'ta 27 lig macina cikmis... Bunlardan 24'ü ilkonbirde. Frankfurt ile attigi gol sayisi 5. Bir önlibero icin fena bir sayi degil bence... Objektif kriterlerle yapilan degerlendirmeye baktimizda ise, Frankfurt genel kadrosu icerisinde en faydali olmus oyunculardan birinden bahsettigimizi söylebiliriz... Lakin bu da cok fazla umutlu olmayi gerektirmiyor... Zira, Fink'ten daha az sayida forma giyse de performans ortalamasi, ayni kriterler geregince cok gerisinde kalmamis Galatasaray'dan tanidigimiz Inamoto'nun... Ondan süphesiz daha üstün bir isim Fink, ama Ernst'in yarattigi heycani ve iyimserligi cok cabuk olumsuza cevirebilecek bir isim olma potansiyelini yine kendi icerisinde tasiyor...

Hülasa, Besiktas'a, tipik bir Alman caliskanligi ve disiplinli profesyonelligi ile faydasi olacaktir, ama bu beklentileri karsilar mi veya ne kadar karsilar, benim icin kocaman bir soru isaretidir... Transfer ettigimiz oyuncunun Bundesliga'nin ortanin alti seviyelerinden bir takimin oyuncusu oldugunu unutmayalim...

Sonntag, 5. April 2009

Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi-2

Bu konuda daha evvel bir post yazmistim... Ligin sonlari yaklasmisken ve sitedeki anketin süresi tamamlanmisken yeni bir degerlendirmenin yazilmasi gerekiyor saniyorum...

Daha önceki postta, sirasiyla Galatasaray, Fenerbahce, Trabzonspor, Sivasspor ve Besiktas seklinde takimlara sampiyonluk sansi tanimistim... Ilginctir, en az sans verdigim ekip Besiktas, su andaki en sansli takim görünümünde... Ufukta herhangi bir tekleme sinyalleri de vermiyorlar... Besiktas'a yeniden döneriz, ama evvela Galatasaray ve Fenerbahce'den bahsedelim istiyorum...

Galatasaray, her seye ragmen lig sampiyon bitirme konusundaki en güclü ekipti... Ne var ki, el yordamiyla kulüp icerisinde yarattiklari kriz onlarin kacinilmaz olarak bu sona varmasina yol acti... Camia olarak hala sampiyonluga inaniyorlar... Galatasaray camiasinin bu özgüveni takdire sayandir zaten... Daha grup maclarinda kendilerini coktan UEFA'nin sampiyonu da ilan ediyorlardi... Lakin ben öyle düsünmüyorum. Deplasmandaki Trabzonspor beraberligi ve Hamburg karsisinda alinan maglubiyet bence Galatasaray'in sampiyonlugu da yitirdigini anlatan karsilasmalardi. Ama esasen dedigim gibi bu yola zaten Skibbe kovulup da Bülent yerine getirildiginde girilmisti... Sis bulutlarinin dagilip da gercegin ortaya cikmasi bir kac mac sürdü... Gecen yil Feldkamp'in kovulmasindan sonra da benzeri itirazlari dile getirmistim, ama o kovulmanin neticeisinde üst üste alinan alti galibiyet ve ulasilan sampiyonluk elbetteki yanlisin yanlis oldugunu ortadan kaldirmiyordu. Aksine yanlisi dogruymuscasina resmettidigi icin takima uzun vadede zarar vermesi kacinilmazdi... Ayni senaryonun bu sezon da gerceklesecegini varsaydilar, ama papaz her zaman pilav yemedi...

Fenerbahce icin artik birseyler söylemek istemiyorum... Biktim. Hevesim de yok. Daha önceki postta en cok sans gördügüm ekiplerdendi. Cünkü sahada oturtulmaya calisilan bir sistem ve taktik anlayisi görüyordum. O posttu girdigim zamanlarda da takim toparlanma asamasindaydi ve herkes gibi ben de bunun istikrarli bir sekilde devam edecegini, oturmus kadronun mac pratigini arttirdikca Aragones'in oynatmaya calistigi sistemin daha da basarili bir sekilde kendini gösterecegini düsünüyordum. Yanildim. Nedenine uzun uzun anlatmaya gerek yok yeniden.

Besiktas'a yeniden dönersek... Ben hala Besiktas adina cok sevinemiyorum, sampiyon olsalar da bu degismeyecek. Mustafa Denizli gibi bir isim o takimin basinda oldugu müddetce de o takim adina sevinmek mümkün olamaz bence... Besiktas, tam da Mustafa Denizli sayesinde sampiyon olacaktir belki, ama bu onlarin mesela gelecek sezon kriz yasamayacaklar ihtimalini degistirmez. Dogrudur, her takim kriz yasayabilir. Ama takiminiz basinda Denizli varsa bunun olmasi daha muhtemeldir... Bu sezonki diger iki büyügün istikrarsizligi Mustafa Denizli'nin her zamanki gibi, hicbir taktiksel anyalis ve sistem cercevesi icerisine otutturmadan macina ve pozisyonuna göre oynattigi "curcuna" ekibi adina islerin yolunda gitmesine neden olmustur. Ama bu durum gelecek sezon böyle olmayacaktir. Kendi yaklasik on aylik bir süre icinde Besiktas'in basinda olmus olacak, belki sampiyonluk da kazandirmis olacak, sezon basini hazrlik kampini ve istedigi transferleri yapmis olacak ama beraberinde su da olacak: Besiktas hala bir mac Yusuf, bir mac Tello, bir mac Delgado sayesinde puanlar toparlarken ortaya taraftari ümitlendirecek herhangi bir karakter veya kimlik koymayacak. Ve bu, sampiyonluk düzgülügüne girildigi su dönemde cok sorum olmaz ama sezon basinda böyle oldugu icin homurtularin yükselmesine neden olacak...

Tranzonspor'dan bahsetmek istemiyorum. Bence onlarin da herhangi bir sansi yok. Ümit ederim, Ersun Yanal ile yollarini ayirmazlar...

Sivasspor ile ilgili de yeni bir post girmek istedigim icin burda birsey yazmak istemiyorum.

Samstag, 21. März 2009

Sonucu basindan belli mac; Sivasspor-Besiktas: 1-1


Sonucu basindan belli-idi diyorum ama, macin özellikle ikinci yarisindaki görüntü macin her an taraflardan birine gidebilecek bir potansiyeli tasidigini glsteriyordu.
Gecen haftadan Fenerbahce ve Galatasaray'in bu yarista artik isleri bitti demistim. Sagolsun, Fenerbahce beni utandirmadi, dün. Önümüzdeki maclarin sonucuna göre Galatasaray konusunda da hakli olup olmadigimi görecegiz... Yine büyük konusacagim ve bugünkü sonuclar itibariyle bu ilikinin yanina Trabzonspor'u da ekleyecegim...

Dönelim yeniden haftanin en önemli macina...

Sivasspor'u bu ligi yakindan taniyan herkes cözmüs durumda... Geride rakibi oldukca sert bir futbolla durdurmaya calisiyorlar... Sonra tempolu baskin hücumlarla gol bularak öne gecmeye calisiyorlar... Sayet bunu basarirlarsa ne ala; o vakit gerideki sertliklerinin dozajini artirarak o skoru korumaya ugrasiyorlar... Rakip bugünkü Besiktas gibi erken bir geri dönüs golü bulursa bu taktikleri suya düsebiliyor... Ama bulamazsa ikinciyi de yine bir kontradan bularak maci alabiliyorlar... Bu oyun anlayislari onlari sevimsiz kilan etmenlerden... Ama kadro ve taktik olgunluk anlaminda daha fazlasini da bizlere sunamayacak bir takim, bahsettigimiz... Eger Sivas, golü yiyen taraf olursa, özellikle de böyle büyük maclarda, oyun disiplininden hemen kopmasi ile ünlü bir takim... Fenerbahce maclarinda bunun örnegini gördük... Bugünkü macta böyle bir duruma düsmemis olmamalari ise tam bir sans... Sayet kupada oynanan Galatasaray macinda da Kamanan'in o füzesi olmasa, orda da ayni sikintiya girerlerdi... Neyse, konumuz bu mac...


Besiktas ise tipik bir Mustafa Denizli takimi... Allah düsman oldugum bir takimin basina dahi vermesin bu hocayi... Besiktas Mustafa Denizli ile sampiyon olabilir, sorun o degil... Ama hicbir vakit ne oynadigi belli olan, sistemli ve kisikli bir takim olamaz... Yoktur cünkü Denizli'nin heybesinde bunlarin karsiligini verecek yetiler... Kadrosundaki lig standartinin üzerindeki oyuncularin sirtini yüklenip giden bir takimdan bahsederiz sürekli, onun calistirdigi takimlarda... Bu macta da ayni manzara ile karsi karsiyaydik... Yusuf'un tamamiyle bireysel yeteneklerine bagli solosu ile iceri katedisi ve sonrasinda Tello'nun cektigi güzel sutla elde edilen gol, tüm bir doksan dakikada bahsedebilecegimiz Besiktas adina...

Besiktas'ta da, Ernst son haftalardaki formunda uzakti... Ekrem Dag, Murat Erdogan ile girdigi her mücadeleden maglup ayrildi, ama buna Denizli'nin bir cözüm aramayisi cok ilgincti... Sivas'in golü de burdan geldi... Sivaspor'da ise, Murat Erdogan'i cok begendim... Genelde begendigim Musa Aydin fevkalade kötüydü... Takima adina harcadigi iki pozisyon ise akil almaz derecede önemliydi... Thum en önemli isleri yapan isimlerden, golü de o atti.

Mehmet Yilmaz icin uzun uzun birseyler yazmak lazim ama, simdilik kisacik geceyim... Ikili oyun nedir, nasil oynanir konusunda zerre kadar fikri olmayan, futbol zekasi sifir bir isim.... Allah'tan, kendi adlarina, Galatasaray böyle bir isim icin 5 Milyon Euro vermemis devre arasinda...

Melih Gümisbicak ile ilgili de dikkatimi ceken bir husus vardi... Lig TV spikerleri en kücük ve masum konularda dahi yorum yapmadan mac anlatmalariyla biliniyorlar ve bu yönleri aslinda benim icin cok büyük bir eksiklik... Tarafsiz olmak adina cok kuru ve yavan bir durum cikiyor cünkü ortaya... Hal böyle iken; Melik Gümisbicak'in, Sivassppor'lu Ibrahim'in gördügü sari kartla ilgili "gec bile kaldi bu karti görmek icin" laflari cok dikkat cekiciydi... Hakli olmasina hakliydi ama, genelde böyle davranmadiklari icin dikkat cekiciydi...

Samstag, 21. Februar 2009

Denizli direksiyonu kontrol altina aldi (gibi)...

Trabzsonspor macindaki cok üstün oyunun arkasindan herkesin cok zor gececegini düsündügü bir deplasmandan iyi bir oyunla degilse dahi cok iyi bir skorla ve üc puanla dönmesi Besiktas'in güzel günlerin baslangici olabilir.

Her ne kadar Fenerbahceli olsam da Besiktas'a da her zaman ucundan kiyisindan sempatim olmustur; imrendigim, hayran oldugum zamanlar da olmustur, mesela Seba dönemleri vs... Simdilerde de ise, Denizli ve Demirören'in varligi ile üzülmekteyim onlar adina...

Neyse, aslinda dünkü oyun, tipik bir Mustafa Denizli futbolydu... Denizli'yi Fenerbahce'yi calistirdigi dönemlerde yakindan tanima, oyun felsefesini, futboldan ne anladigini cok iyi anlama firsatimiz oldu. Zaman onu degistirmiyor, daha o dogrusu o kendisini yenilemiyor: Hicbir vakit, belirli bir sistemin, ne oynadigi belli olan bir takimin yaraticisi olmamistir Denizli... Takiminin performansi mactan maca degisiklik arzeder... Oynadigi oyun anlayisi ve sahaya sürdügü kadro da.

Sirtini kendi capinda yildiz denilebilecek oyunculara dayar ve onlarin üzerinden sonuca gider... Süphesiz, basta Tello olmak üzere, Delgado, Nobre, Bobo vs. Türkiye Ligi standartlarinda üst seviyede oyunculardir... Delgado ve Tello'nun sutlarina, tehlikeli serbest vuruslarina; Bobo ve Nobre'nin cezasahasi icerisindeki havadan ve yerden hakimiyetine dayanarak götürmeye calisir isleri... Bu baska takimda baska isimlerle olur... Ama mentalite aynidir. Türkiye Ligi'nin üc büyüklerden birini calistiriyorsaniz bu anlayisla kazanmak cok olasidir... Bu üc kulüp de zaten her vakit en azindan o ligin standartlarinin üzerinde bir donanima sahiptirler... Arkalarindan ciddi bir taraftar destegi de vardir. Bir de buna, takim sampiyonluk havasini yakaladiktan sonraki medya destegi ve yönetimin federasyon ve hakemler üzerine etki etme cabalarinin sonucunu da eklersek, Denizli her zaman sonuca ulasmaya yakindir; bu üc takimdan hangisini calistirirsa calistirsin...

Ne ki bu lig standartlarinda yakaladigi basariyi, onun Avrupa'da göstermesi artik hicbir vakit mümkün degildir... Sadece Avrupa degil, diyelim bu sezon sampiyon olmus bir Denizli takimindan gelecek sezon üstüne koyarak ilerlemesini asla bekleyemezsiniz, hatta onun bu oyun anlayisi sürekliligi ve sistemi saglayamayisi bir sezon sonra sizi hic tahmin etmediginiz sekilde ucurumun ucuna dogru da sürükleyebilir... Besiktas'i maalesef Denizli ile bütün bu tehlikeler bekliyor, bu sezon sampiyon olsalar dahi...

Gelelim Antep'e...

Sahaya iyi yayliyorlar, evet. Topu iyi ceviriyorlar evet. Kenarlara inmeye, oyunu kanatlara acmaya, velhasi modern futbolun gereklerini yerine her vakit getirmeye calisiyorlar... Ama diger taraftan, yedikleri bir gol sonrasi dagilip gitmek, oyundan ve disiplinden tamamiyle kopmak; bulunan onca pozisyonu (Besiktas karisisinda gol alabilmek icin daha kac pozisyon bekliyorsunuz!) golle sonuclandiramamak; esasinda bu takim neden bu kadar asagilarda sorusunun cevabini veriyor... Ve simdiye kadar Antep'i pohpohlamaya calisan Mehmet Demirkol ve taifesini bulundugu yeri hak etmiyor bu takim, serzenislerine cevaben de bizlere; hayir efendim bal gibi de hakediyor, burdan daha bir yere bu haliyle cikamaz bu takim dedirtiyor....

Sonntag, 15. Februar 2009

Trabzonspor..?!?!?!?!?!?


Oynadigi bir "büyük" karsilasmayi daha kazanamayarak Besiktas yavas yavas kendisini sampiyonluk yarisinin disina dogru itiyor. Trabzonspor karsisinda topa sahip olan, daha cok rakip kaleye giden, gole yakin olan ve üstün olan taraf (bir ara istatistikler geldi ekrana; ceza sahasina yapilan orta sayisi Besiktas icin 34 gösterirken Trabzonspor icin saniyorum 5 idi) Besiktas'ti, lakin oyunsal anlamdaki bu üstünlügünü sonuca yansitamadi.

Besiktas mi üstün oynadi yoksa Trabzonspor mu onun oynamasina kendi ceza sahasina cekilerek izin verdi; ya da Trabzonspor mu oynayamadi Fenerbahce karsisindaki gibi yoksa Besiktas mi Fenerbahce'den cok daha iyi yayildigi icin sahaya ve daha iyi oynadigi icin izin vermedi Trabzonspor'a?

Bu sorularin cevabi saniyorum "hepsi" olarak gecerli...

Evet Besiktas cok üstün gözüktü, ama bunda kacinilmaz olarak Trabzonspor'un 1-0'lik skoru korumak adina geriye cekilip Besiktas'i kendi sahasinda kabul edisi de cok etkiliydi. Trabzonspor Fenerbahce macindakinden cok gerideydi; ama Besiktas da o zamanki Fener'den daha agresif ve istekliydi...

Neyse... Sonuc olarak, ortaya cikan beraberlik ile haftanin en karli takimi Fenerbahce oldu. Ama Trabzonspor takipcilerinden birisi olan Besiktas'a deplasmanda yenilmeyerek bir diger karli tarafti... En yakin rakibinden halen 5 puan önde. Lakin henüz bir sey söylemek icin cok erken...

Besiktas cephesinde ise isler cok icacici degil gibi... Ligin ilk yarisinda Fenerbahce ve Galatasaray'a karsi kaybederek büyük yara almislardi. Su anda henüz onlarla karsilasmadilar ama, evinde oynadiklari Trabzonspor macini süphesiz kazanmayi bekliyordu. Olmadi. Cuma gün Antep ile oynayacaklari karsilasma kendileri icin cok önemli. O macla ile birlikte yaristan bir hayli kopabilirler... Zira su anda Trabzonspor ve Sivas'tan 6 puan gerideler. Ve daha Galatasaray, Fenerbahce, Kayserispor gibi "devedisi" rakiplerle karsilasacaklar... Görüntü cok icacici degil. Ama bu görüntü aslinda Fenerbahce ve Galatasaray icin de gecerli... Yani hala birseyler söylemek icin, cok cok cok erken...

Freitag, 9. Januar 2009

Yusuf'un transferi...

Günlerdir Yusuf ile yatip kalkiyoruz. Ha oldu ha olcak derken, sonunda gerceklesti beyzadenin transferi.

Ama beklenenden farkli olarak süpriz bir sekilde Besiktas'a. Yusuf'un Trabzonspor'a yaptigi etik midir yoksa profesyonel oyunculuk kurallari icerisinde kabul görmesi gereken bir sey midir; bilemiyorum, ama bence Trabzon adina hayirli bir is olmusken, Besiktas'in önce Mustafa Denizli, arkasindan da Yusuf transferleriyle düstükleri ve daha da derinlerine inecekleri kesin olan kuyuyu hak ettiklerini düsünüyorum artik.

Mustafa Denizli'yi hoca diye takimin basina getirirseniz, Yusuf gibi, birkac sezon evvel Fenerbahce'de ortaya koyduklariyla ne yapabilecegi ya da yapamayacagi belli olan adami da transfer edersiniz, devre arasi kurtaricisi olarak. Pek birsey kalmiyor maalesef söylenecek.

Sonntag, 21. Dezember 2008

Bir derbinin ardindan..!

Az önce sonuclanan Galatasaray-Besiktas karsilasmasi tuttugum takim olmamasina ragmen Besiktas icin öfke ve üzüntü karisimi bir duygu yumagina sürükledi beni.

Futbolla ilk tanistigim zamanlarda Besiktas Türkiye Ligi'ni kasip kavuruyordu. Ben o zaman cevremdeki herkesin Fenerbahceli olmasindan kaynakli bir Fenerbahce taraftariydim ama Besiktas gözümde ligin en iyi takimiydi. Gordon Milne'nin o Besiktas'i saniyordum ki hicbir zaman yenmek mümkün olmaz. Istatistikleri bilmiyor Besiktas'in aslinda diger iki büyük, Fenerbahce ve Galatasaray karsisinda aslinda gecmisi itibariyle daha gerilerde oldugunu bilmiyordum.

Iste Süleyman Seba'nin sebatla belki de, gerisinde kaldigi diger iki büyügünün boyuna yetistirdigi takimi simdi yine istikrarli bir sekilde yok ediliyor. Besiktas'in sahaya koydugu futbol, kadrosundaki futbolcular, bel bagladigi yildizlari, getirdigi ve kovdugu teknik adamlari vs. Insanin Besiktasli olmasina gerek yok bu manzara karsisinda üzüntü duymasi icin. Koskoca bir camia, bir dev nasil bu hale getirilebilir, öfke duymamak mümkün degil...



Karsilasmanin kirilma ani, elbette Delgado'nun kirmizi kartiydi. Hakeme bu kart icin bir sey diyemiyorum, esas sakatlik, bu hakemlik standartini ülkenin basina bela edenlerde. Kurallarda belki yaziyor evet, sizden sari kart isteyen oyuncuya kart göstermelesiniz diye. Ama bu kurallarda zaman zaman elbette esnetilebilir, esnetilmelidir. Yoksa o kurallara bakilirsa her macta korner atislari sirasinda ceza sahasinda yasananlardan dolayi en az dört penalti olmali. Delgado, israrli sekilde faulle durduruluyor Galatasarayli futbolcular tarafindan. Oyuncu artik isyan ediyor, cani yaniyor. Kart göstersene diyor. Refleks. Hakemin otoritesini sarsacak, kendi takima avantaj ve/veya rakip takima dezavantaj saglayacak hicbir sey ifade etmiyor o jest. Yeter artik diyor, yeter. Canim yaniyor. Gör artik. Ve rakip oyuncularin darbelerine maruz kaldigi icin magdur tarafta olan Delgado, bir de üstüne kart görerek, oyun disina atiliyor. Oyuncusu oyundan atildigi icin eksik kalan takim da magdur duruma düsüyor. Az evvel en önemli oyuncusu sürekli faulle durduruldugu icin oyuna hakimiyet kurmakta zorlaniyordu o takim, simdi bir de o oyuncusu atildigi icin iyice magdur taraf oluyor.

Hakem ne icin orda; adalet dagitmak icin. Böyle yaparak adalet dagitilmis mi oluyor pekii? Hayir aksine, yukarda dedigim gibi bir taraf ciddi manada dezavantaja ugruyor. Böyle hakemlik müessesine lanet olsun demek geliyor insanin icinde. Baska birsey degil.

Ilk golde Rüstü'ye faul yapilip yapilmadigi, Lincoln'e yapilan hareketin penalti olup olmadigi konularina da bir sey diyemiyorum artik.

Tabii bu hakem durumu Besiktas'in icler acisi halinin üzerine örtemez. Zapo'ya, Seric'e, Holosko'ya, Bobo'ya bir takimi mahkum birakanlar gitmeden Besiktas'in belini dogrultmasi mümkün degil.