Posts mit dem Label Medya werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label Medya werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

Samstag, 10. Dezember 2011

Haysiyetsiz basin

Normal sartlarda kolay kolay öfkelenen bir insan degilim. Am bizim futbol medyasindaki ahlaksizligi, utanmazligi gorunce cildiracak hale geliyorum.
http://www.blogger.com/img/blank.gif
Bugün Milliyet'te Emenike ile ilgili bir haber var. Haberda sampiyonlar ligine katilamayinca Rusya'nin Spartak Moskova takimina apar topar satilan Emenike... seklinde bir ifade var...

Pardon da bu Emenike, kendisine reva gorulenler ve basinin para sayarken goruntuleri var diye iftira kampanyasi baslatildigi icin gitmemis miydi burdan? Onun kaybinda en basta kendi mesuliyeti olanlar, simdi utanmadan hic alakalari yokmus bu iste gibi davraniyorlar.

Nasil sakin kalinabilir bu durumda, nasil aklini koruyabilir insan; bilmiyorum.

Iddianame üzerine bir cift laf!

Iddianamenin aciklanmasi iyi oldu. Aylardir suren kesmekesten kurtulduk. Artik "adini veremeyecegim falanca kaynadigimdan aldigim bilgilere gore savci..." diye baslayan cümleler okumayacagiz. Herkesten her seyi biraz daha fazla ve farkli "bilen" Baransu gibilerinin tecavuzune daha az maruz kalacagiz...

Iddıaname uzerınde teknık degerlendırme yapabilecek yetide degilim. Onca sayfayi tek tek okuyup eksik gedik arama zahmetine katlamaya da hic niyetim yok.

Benim ilk gunden beri durusum net cunku. Iddianamenin icerigi ve sucluluk sucsuzlukla ilgilenmiyorum. Ilk gunden soyledigim gibi, Aziz Yildirim'in bu futbol dunyasinda "temiz" kalmasi zaten supriz olurdu. Benim esas isyanim ve itirazim, ilk gunden itibaren, yaratilann manzaraya, olusturulmaya calisilan atmosfer, Fenerbahce baskanin emniyette cekilen fotograflarinin basina sizdirilma alcakligina, türk futbol dünyasindaki temizligi en fazla asker ocaginda askerligin temizledigi tuvaletler kadar olan Galatasaray grubunun birden bire camianin en ahlakli kesimi olarak salinip durmalarina, futbolcularinin alin terine sorgusuz sualsiz ve saygisiz dil uzatmalara, Ahmet Cakarlarin, Ermanlarin filan gun bugundur vurun Aziz"e düsturunun basini cekmelerine vs vs vs itiraz ettim.

Mittwoch, 2. November 2011

Trabzonspor'un Sampiyonlar Ligi mücadelesi

Az evvel mac sonuclandi ve su anda TRT Spor'da "Ileri 3'lü" adli programda Ali Ece ve Bagis Erten Trabzonspor'un SL performansini bu aksamki macin ozelinden hareketle yola cikarak genel anlamda yorumlamaktalar.

Karsilasma baslarken de, spiker tüm ülke kenetlendik bu maci bekliyoruz filan diyordu. Aklim almiyor arkadaslar, nasil oluyor bu. Nasil, sanki hicbir sey yasanmamis, sanki Fenerbahce asil sampiyon olan ve sampiyonlugunun elinden alimasi kesinlesmemis bir takim olarak, UEFA nin zorlamasiyla bu kupa disinda birakilmamis ve sanki Trabzonspor kendi teknik direktorunun dahi keyfini kacirarak sekilde, birilerinin hediyesiyle burda oynamiyormuscasina bu kadar normal davraniyor herkes.

Benim indimde, Bagis Erten olsun, Ali Ece olsun, su veya bu olsun; bu sekilde davranmaya devam eden herkes Fenerbahce'nin de sikeci oldugunu, sike yapan taraf oldugunu ve gecen seneki sampiyonlugun lekeli oldugunu iddia ediyor, savcilik ve polisle ayni seyleri dusunuyor demektir. Ve eger Fenerbahce baskani aklanir Fenerbahce'nin sampiyonlugunun uzerindeki leke kalkarsa dahi, bu isimlerin boyunlarindan bu ahlaksiz yafta inmeyecektir. Onlar da benim icin Fenerbahce'nin emegine dil uzatanlardir artik.

Donnerstag, 2. Juni 2011

"Trabzonspur'u da kutlamak lazim..,"

"En az onlar da Fenerbahce kadar sampiyonlugu hakettiler", diye gider bu klise son günlerde. Bazen yanina "kupa keske ortadan ikiye ayrilsa da birisini birine birisini digerine vermek mümkün olsa".
"Trabzonspur'u kutlamak lazim, Fenerbahce'nin sampiyonlugunu onlar bu kadar anlamli kildilar..."

Sonuncu kismen anlasilabilir ama diger iki yumurtlama ürünü ve benzeri simdi aklima gelmeyen birsürüsünü duydukca ben, "noluyor yavu bu trabzon'u onore etme sevdasi nedendir" diye sormadan edemiyorum, vallahi.

Fenerbahce, 2005-2006 senesinde ve gecen sezon sampiyonlugu son macta kaybederken kimse, "Fenerbahce de bu kupayi haketti onu da kutlayalim" demedi.
Trabzonspor'un esprisi nedir, ayni puani almasi mi Fenerbahce ile... Inanmam.

Sakin bu, "aslinda biz Trabzonspur'un olmasini can-i gönülden isterdik ama lanet olsun ki Fenerbahce oldu" demek isteyip de diyemeyenlerin ic kazintisi olmasin

Freitag, 27. Mai 2011

Bagis Erten'Den güzel bir analiz.

Fenerbahce'nin ikinci yaridaki performansini ilginc bir sekilde herkes, neredeyse, devre arasi kampina bagladi. Kimse birkac haftada bu derece büyük degisiklik nasil olur, devre arasiyla bunun bu derece büyük iliskisi olamaz demedi...

Üstelik baska hususlar da atlandi. Örnegin Fenerbahce ilk yarinin sonlarina dogru da kipirdanmisti. Bu atlanmisti. Cok iyi hatirliyorum, Aykut Kocaman'in ben askerdeyken okudugum bir Sabah Gazetesi röportajini. Orda kendisi uzun uzun anlatmisti takimdaki gelismeleri. Ligin ilk yarisinin bitmesine bile bir hayli zaman vardi. Iyilesmeler belki skor olarak net hissedilmiyor, futbol anlaminda da sahada yeteri kadar kendini göstermiyordu. Ben o dönem maclari izlemeyemedigim icin kendi fikirlerimi söyleyemiyorum. Ama röoprtajdan anlasiliyorduki, takimin pas yüzdesi, temposu, etkin kosu mesafesi vs. gibi bir cok verilerde iyilesme oldugunu anlatiyordu tek tek hoca sayisal degerlerle de bunlari destekleyerek.

Ikinci yariyla birlikte gözden kacan bir baska husus da suydu, Trabzonspor beklenmedik bir puan kaybi döngüsü yasayinca Fenerbahce'nin motivasyonu ilk yaridakinin üzerine cikmisti. Ve Fenerbahce'nin ilk yarida yaninda olmayan sansi yaver gitmisti. Hakikaten de ben, ligin ilkyarisindaki kendim izleyemedigim ama arkadaslarimdan sorusturdugum Ankaragücü ve Gaziantep maclarindaki Fenerbahce'nin galip gelinen Antalya ve Manisaspor maclarindakilerden kötü oldugunu düsünmüyorum.

Neyse, Radikal'den Bagis Erten, benim bu dediklerimle paralel ama cok daha degerli cok daha güzel bir yaziya imza atmis. Okunmasinda ve okutulmasinda fayda var.

Bagis Erten: Kos Alex kos

Mittwoch, 25. Mai 2011

Kurnaz Demirkol


Aslinda daha önce dönebiliyordum bloga. Malum uzun bir aradan sonra yeniden baslamaya karar vermistik ama bu seferde araya müthis özgürlükcü ülkemizin enfes mekanizlarindan birisi daha devreye girmis ve bizler blogspot a erisemez olmustuk. Bu da motivasyonumu yeniden koparmisti buralardan.

Acildiktan sonra ise yazmaya baslayamadim. Cünkü komik ama komik oldugu kadar sevimli bir gerekcem vardi: Cünkü Fenerbahce cok iyi gidiyordu ve yazarsam bu büyü bozulacak diye korktum. Yani bir nevi totem yaptim ama son mac bitisine kadar yazmamaya karar verdim.

Sampiyonluk camiamiza hayirli olsun. Umarim ilerleyen günlerde meseleyle ilgili uzun uzun konusur yazisiriz. Ben bu dönüs postunu yine büyük askim M. Demirkol'a ayiracagim.

Kendisini malum cok severim.

Hazret gecen haftaki sali günkü uzun yazisinda Aykut Kocaman'a övgüler dizmis. Kurnaz ya, lafin icerisine "sene basinda Kocaman'in takimi icin 'son 30 senenin en kötüsü demistim'" vs gibi laflar sikistirmayi da ihmal etmemis. Güya özelestiride bulunuyor, samimi oldugu hissini yaymaya calisiyor, zamaninda elestirirken de art niyet tasimadigini yazdiklarinin sadece bir analiz oldugunu ima etmeye gayret ediyor. Biz de salagiz ya yutuyoruz bunu.

Halbuki hafizasi biraz güclü olanlar hatirlayacaktir, Demirkol'un o zamanlar nasil bir kibir ve küstahlikla yüklendigini Kocaman'a. Elestirilerinin dozunun basit bir analizden öte oldugunu. Kayserispor macindan sonra, akil olmadigini biliyorduk meger matematik de yokmus derken ve Denizli'nin yabanci sinirini asmasindan sonraki en büyük skandalin Kayseri'ye stoper götürmemek oldugunu söylerken ne derece kaynagi belirsiz bir kinle yüklendigini hatirliyoruz kendisinin hocamiza...

Kocaman'i savunan Altan Tanrikulu ile giristigi polemikte de neler yazdigini hatirliyoruz. Zaten biraz kalite olsaydi bizim medyamizda, bu sampiyonlugun hemen ertesinde Tanrikulu cikar o zamanlara atif yaparak bir bir suratina vururdu Demirkol gibilerinin yazdiklarini. Ama tabii ahlak konusunda cok eksigi oldugu icin bizim spor medyasinin birbirlerinin her daim ahbabi olan bu adamlar, iliskilerindeki yakinliklari bir kenara birakip da bu ahlaki kaygilari önceleyemiyorlar. Bakin Ridvan da bu konuda sessiz.

Ve bu bozuk zeminde elbette Demirkol'un sene basinda yazdiklarini böyle kivrak bir manevrayla maniple edip, dün "tifil" gördügü ve kellesinin yakinda alinacagindan emin oldugu Kocaman'a karsi bugün onun artik futbol dünyasinda yerini saglamlastirmis güclü bir figür oldugu gercegini görünce yaninda konumlanmaya calisiyor. Bu saatten sonra Demirkol'un Kocaman ile ilgili yazdigi her yaziyi böyle okumak mümkün. Taa ki onun yeninden zayifladigi ana kadar.

Dienstag, 1. März 2011

Arda'nin anlasilamaz degeri


Arda Turan ne zamandir futbol oynamiyor? Aylar oldu. Bu arayi da sakatligi nedeniyle vermek zorunda kaldi.

Hadi sakatlanmadan önce, ligteki, Galatasarayla Avrupa'daki, milli takimla Euro 2008'deki futbolundan dolayi önemli kulüplerin transfer listesinde olmasina inanabiliyorum. Ama daha gecenlerde gördügüm aylardir top oynamayan bu 'büyük' yetenegin hala büyük dünya kulüplerinin transfer listesinde oldugundan bahsedilmesine akil erdiremiyorum.

Bayern'in de Arda'nin pesinde oldugu söyleniyordu... Yahu neymis bu Arda? Nasil bir yetenek ne önemli bir degermis. Esi benzeri saniyorum kolay kolay bulunamayacak durumdaymis... Bayern gibi bir kulüp bile ne zamandir fubol oynayip oynamadigina bakmadan hala talep olabiliyor Arda'ya...

Yoksa bu spor medyasi bizi aptal mi saniyor?

Kimya bozucu Aykut Kocaman

"Trabzonsor'un üc penaltisi incelensin" demisti Aykut Hoca. Demez olaydi... Nasil olduysa o laf üzerine pek hassas bir ruhsal yapiya sahip narin Trabzonspor'un kimyasi bozuldu ve ikinci yarinin baslamasiyla birlikte puanlari pes pese kaybetmeye basladi.

Türk spor medyasinin essiz kalemleri ve Trabzonspor'un yöneticileri her kaybettikleri mactan sonra bütün bu kayiplardan sorumlu olarak Aykut Hoca'yi isaret etmekteler. Onun metafizik boyutlarda dolasan etki gücü bir anda koskoca bir takimi tepetaklak asagiya düsürebilmekteymis megerse...

Freitag, 25. Februar 2011

Shameless


Yeni bir ülkeye yerleşmenin en güzel yanlarından bir tanesi... Henüz daha yeterli sayıda ve dozda edinilememiş arkadaşlıklar varken ve boş vakitlerin çoğu evde harcanırken yapılan en güzel şeylerden bir tanesi herhalde işe yarar tv kanalları ve programlar keşfetmek. İşe yarardan kastım, eğlenceli.
Almanya'dan döndükten sonra keşfettiğim bir kanal e2. Gecenin ilerleyen satlerinde alt yazılı yayınladıkları dizileri ilgimi çekiyor. Ama bir tanesine kadar rastladıkça izliyordum. Fakat daha yakın zamanda yayınlanmaya başlayan 'shameless' apayrı bir tad verdi bana. Mizah ve Zeki Demirkubuz filmlerinden tanıdık olduğum iç burkan hüzün güzel bir karışım içinde.
Bu kanalın zaten belli bir izleyici kitlesi vardır ve onlar çoktan farketmiştir diziyi. Ama ben yine de hatırlatmak veya tavsiye etmek istiyorum: Shameless, perşembe geceleri 23:00'de e2'de. Gecenin daha ilerleyen saatlerinde de tekrarı var.

Samstag, 15. Mai 2010

Fenerbahçe ve Fenerbahçeli'nin hakkını diğerleri veriyor

Az evvel bloggerlarına laf ettik bu takımın taraftarlarından. Şimdi de medyadaki Fenerbahçeli olanlara öfkelenmek zamanı biraz....

İbrahim Seten, Ferudun Niğdelioğlu, Deniz Derinsu, Gürcan Bilgiç, Rıdvan Dilmen, Mehmet Demirkol filan falan... Bunların hepsi Fenerbahçeli olduğunu söylüyor. Rıdvan dışında hiçbirinden emin değilim. O bir tarafa. Aynı şekilde Rıdvan'ı Daum antipatisini görmezden gelirsek bu grubun dışına atabiliriz.

Diğerlerine gelirsek; sorarım siz bunlardan bir gün olsun bu takımla ilgili olumlu yazılar, övgüye değer hususlara dikkat çekmeler filan gördünüz mü? Şimdi hepsinin kahramını Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam. Fenerbahçe, Aziz Yıldırım ve Daum ne zaman lanet bir şey varsa o zaman yazı konusu bunların. Yalanlandıkları vakit de, 'ee tabii yalanlayacaklar, yoksa başkan onların canını okur' diyerek oyuncuların ağızlarından yazdıkları her saçmalığa da bir şekilde kılıf bulabiliyorlar.

Ama bunların karşısında bazı yazarlardan Fenerbahçe ile ilgili güzel şeyler okuyabiliyoruz. Örneğin Ercan Güven'in bugünkü yazısı. Bu husus, aslında yeni değil. Ama birgün olsun bunlardan Ercan Güven'den çok önceleri haberdar olduğuna emin olduğum Fenerbahçe muhabirleri ve onların müdürleri bahsetme gereği görmediler; neden? Onların ilgi alanında daha çok takımdan ayrılan Edu gibi Carlos gibi adamların ağzından takımlarını ve başkanını kötüleyen tek taraftlı haberler yapmak var. Nasılsa bunları sorgusuz sualsiz kabul edecek ve lanet olsun bu yönetime diyecek yığınla Fenerbahçe taraftarı da var. Onlara göre zaten Fenerbaçe yönetimi her zaman haksız, takımda forma giyen oyuncular ise mutlaka haklı. Neye göre; belli değil. Ibrahim Kutluay da tarşılılmaz ve kusursuzdu takımdan ayrılırken ve onu gönderen Başkan aşağılık bir dikdatörün tekiydi, Edu'nun sakatlık nedeniyle gönderilmesinde de Edu tamamiyle mağdur olmuştu... Aurelio'da da, Semih'te de suçlu olan tek taraf vardı...

Neyse, Fenerbahçe'ya hakkını teslim eden bir isim daha vardı medyada. Benim Kaan Koç'a karşı davranışlarından dolayı hakkında çok ağır şeyler yazdığım Atilla Gökçe. Gökçe de bundan haftalar önce Türkiye'nin Euro 2016 adaylığı için gelen heyet için düzenlenen yat gezisine, davet edildikleri halde sudan sebepler bildirerek katılmayan Rijkaard, Şenol Güneş, Sağlam ve Denizli'ye karşı; verdiği sözü tutan ve daveti kabul edip orda az da olsa adaylık sürecine katkı sağlayan Daum'u övmüştü. Atilla Gökçe olmasaydı, biz Demirkol'dan, ahlak kumkuması Radikal yazarlarından, Gürcan Bilgiç'ten bunları öğrenemeyecektik...

Teşekkürler Atilla Gökçe, teşekkürler Ercan Güven... Güzel oyunun peşinde olmak, kuru boş Rijkaard hayranlığı ve Daum düşmanlığı ile olmuyor maalesef...

Donnerstag, 6. Mai 2010

Daum'un ve Aziz Yıldırım düşmanlarıa gün doğdu

Kaç gündür Fenerbahçe sorunsuz gidiyordu ya; kimbilir nasıl keyifler kaçmıştı. Bu halinde bile takım bir türlü övülemiyor, kendilerini 'saygın futbol yorumcusu' mertebesinde konumlandıranların programlarında Arda haberleri kadar yer bulamıyordu.

Rıdvan kazanılan maçlardan sonra bile elde edilen bu başarıdan Daum'u hiç hisse sahibi yapmaya kararlıydı. Demirkol'un zaten Aiziz Yıldırım ve Daum düşmanlığı malum... Kazanırken bunları yapan adamların kaybedilen bir maç sonrası neler yazabileceğini tahmin etmek çok zor olmasa gerek. İşte Demirkol'un bugünkü yazısı tam anlamıyla bunun bir kanıtı.

Arkadaşımızın keyiften dört köşe olduğu yazısında dışa vurduğu duygulardan çok net anlaşılıyor. O kadar gözü dönmüş ki, Deivid-Emre değişikliğini golden önce olmuş gibi yazmaktan çekinmiyor. Çünkü Daum'a saldırmak için elindeki tek işe yarar alet. Yazısının sonunu bitirişi ise tam manasıyla ibret verici:

'...teknik direktör farkı sıradan bir hocayla dünya üçüncüsü kadardı...'

Demirkol bunu hep yapıyor. İlk yarıdaki kaybedilen Beşiktaş maçından sonra da Daum'u Denizli karşısında böyle küçülttükçe küçültmüştü. Nedense ikinci yarıdaki maçtan sonra sonra aklına hiç öyle bir kıyas gelmemiş bunun yerine bu kötü oyunun hesabını bize kim verecek vs gibi sahtekarca laflar etmişti.

Daum geriye kalan haftalarda, bir Trabzonspor, bir Beşiktaş, iki Galatasaray maçı kazansın ama bir türlü akıllı olamasın; o maçların hepsi futbolsuz kötü maçlar olsunlar. Lakin Beşiktaş ve Trabzonspor'un Fenerbahçe karşısında kazandığı aynı kalitedeki karşılaşmalarda kazanan takımların teknik adamları ince zekalarından dolayı övülsünler, oyunun çirkinliği bahis konusu olmasın...

Biz yemiyoruz bunları ne zamandır Demirkol. Yedirdiğin Fenerbahçeli çoktur gerçi, sen onlarla şimdilik oyalan.

Dienstag, 13. April 2010

Spor Servisi'ne eleştiri

NTVSpor'un Spor Servisi programı genel itibariyle beğendiğim, takip ettiğim bir programdır. Zaman zaman programın asli unsurlarından olan Demirkol'u eleştiririm ama o da daha çok onun özelinde olur, programla ilintili değil. Bu onun programda söyledikleriyle alakalı olsa da. Neyse. Buna rağmen Demirkol benim dikkate değer bulduğum söylediklerine kulak kabartığım bir insan olmaya devam eder her zaman. İbrahim Altınsay, Asena Özkan (bu noktada Rehavet'in Papazın Çayırı'ında yazdığı arşivlik yazıyı tavsiye ederim), Semih Gümüş gibi suret-i haktan görünüp örtülü ve sinsi bir taraftarlık yapmaz. Gerçi Galatasaray taraftarlarının bir kısmı, onu zamanında sinsilikle itham etmişlerdi, ama aynı kişiler programlarında kendilerinin blog yazılarına ve fotoğraflarına yer vermesiyle birden bire 'sinsi Demirkol'dan, sevgili Demirkol' mertebesine yükseltmişlerdi.

Demirkol'a mukabil, Fuat Akdağ, çok daha akli selim ve sempatik bir adam gelmiştir bana. Demirkol'da zaman zaman yakaladığım samimiyetsizlik ve geri dönüşleri onda bariz olarak hissetmedim hiç. Örneğin Demirkol Aragones geldiğinde yazdıklarıyla bugün herkesin öve öve bitiremedeği yazısında bahsettikleri arasında ciddi anlamda çelişkidedir. Yine bir yazısında Deivid'in çizgiyi geçtiği halde gol sayılmayan şutu için bunun gol olduğunu görmek için çizgi hakemine bile gerek yok derken; o günlerde katıldığı bir tv programında hakemin göremediğni, göremeyebileceğini filan söylemiştir.

Esas derdim Spor Servisi idi değil mi; ona dönelim yeniden. Efendim, dikkat ediyorum, programda ciddi manada bir Galatasaray haberi yoğunluğu var. Dünkğ yoğunluğu da bir gün öncesinde Galatasaray'ın maçının oynanmış olmasıyla açıklayalım; pekii bugün nedir Allah aşkına. Bu son günlerde Galatasaray'ın içinde bulundğu durumla ilintili olabilir mi; bilmiyorum. Galatasaray ile verilen haberlerin dişe dokunur şeyler olması sözkonusu olsa yine itirazım olmayacak yoğunluğuna bu kadar. 11:35'de başlayan programda bugün 12:05 e kadar sadece Galatasaray haberlerine yer verildi ve bunların çoğunluğu yine dünde çokça işlenen protestolar, Jo nun bu konuda saha içinde Franco ile ne konuştuğu gibi lüzumsuz ve büyük olasılıkla gerçekle ilişkisi olmayan şeyler. Fenerbahçe ile ilgili bir tek Daum2un iki yıl daha kalmak istediğni söyleyen göstermelik bir haber. Beşiktaşla ilgili de yine çok az sayıda haber. Ve sonra bloglarda yer alan aptal resimler.

Bu mudur yani?

Eli yüzü düzgün tek spor kanalındaki üstelik hiç fena sayılmayacak bir fikirden ortaya çıkan bu programın içeriği bu kadar basit mi olmak zorunda. Kulüplerden haber alamadıkları için masa başında gazete doldurabilmek adına haber uydurananların haberlerine yer vermek midir işin esası? Halbuki futbol üzerine yetkin sözsöylebielcek iki isimden bahsediyoruz. O kadar uzun yapmalarına da gerek yok. Kısa tutsunlar ama Jo'nun Leo Franco'ya kime bu tepkiler diye sormaları okunmasın ekrana ve bunun üzerine konuşulmasın. Arda'nın sezon sonunda bırakma ihtimali ile ilgili her haber okunmasın bir tanesi okunsun yeter. Üzerine de yorum yapılsın. Çok uzağa gitmeye gerek yok aslında, kardeş kalan NTV'deki Yazı İşleri programı örnek alınabilir bu hususta.

Freitag, 19. März 2010

Karıştırarak

Yazmak istediğim şeyler dolaşıyor zihnimde ama bölük pörçük... O yüzden şöyle karıştırarak hepsini bir yazı altına toplamakta zarar yok herhalde...

Fenerbaçe kötü yönetiliyor:
Takımın içinde bulunduğumuz sezon anı itibariyle ligteki konumu ve ortaya koyduğu futbol okları yeniden yönetime doğru çevirdi... Bu anlaşılablir bir durum. Aziz yıldırım'ın 12 yıllık başkanlık döneminde Galatasaray'ın 7. defa şampiyonluğa yaklaşması, Fenerbaçe'nin ise bu süre zarfında ancak 4 defa şampiyon olabilmiş olması bu inançları güçlendiriyor. Ben bu konuda daha farklı düşünüyorum elbette ama bunlar genel inanışı değiştirmeyecek şeyler.

Fenerhçe'nin kadrosu yetersiz:
Bu da yine içinde bulundğumuz dönem itibariyle çokca dillendirilmekte... Kimse szon başında böyle demiyordu ya da çoğunluk... Öte yandan takım sekizde sekiz yaparken de bunu söylemiyordu. Döve Döve şampiyonuz bu sezon diyenler, Santos, Cristian için sezon başında methıyel düzenler şimdi bu adamlardan ve takımdaki diğer yerli isimlerden dolayi kadronunyetersizliğine inanabiliyor. Zaman zaman ben de öyle düsşünüyorum itiraf edeyim. Ama öbür taraftan Fenerbahçe'de beğenilmeyen Selçuk'tan bile bir vites gerideki Hüseyin ile Bursaspor şu an Fenerbahçe'nin önünde. Ozan İpek, Volkan Şen gelse bizim takıma Ali Bilgin'den hiç de farkları kalmaz herhalde. Beşiktaş'ın da kadrosu her durumda Fenerbahçe'den daha geride ama ligte şu anda öndeler... Galatasaray'ın sonuca direk etki edebilecek yıldız oyuncuları fazlaysa da genel donanım anlamında Fenerbaçe bence daha ıyı dızayn edilmiş bir kadro ama işte onlar da bizden yukarda... Yani galiba kadro yetersiz derken biraz hatalı düşünüyoruz.

Spor Servisi:
Kim artık gelir ve Mehmet Demirkol'un Fenerbahçeli olduğunu söylerse ona 'yürü kalk git şurdan' diyeceğim. Trinünden düşerek hayati tehlike yaşayan bir insan olduğu halde ortada hala 'derbi seyircili oynanmalıdır bıdı bıdı' demekten öteye gidemeyen ve net bir duruş alamayan isim sürekli bahsettiği Galatasaray lisesi anılarının ve her defasında gururla sahip olduğunu söylediği o dönemden Galatasaraylı dostlarının etkisinde çokca kalmakta belli ki... 'Ortada hayati tehlike yaşayan bir insan varken bunları tartışıyorsak bırakalım biz bu işi' gibilerinden takındığı sahte mi sahte moralist yaklaşım ise midemi bulandırdı sadece...

Neyse bu türkçe klavey yine ısdırap dolu bir yazı süresi yaşattı bana... Kalanına sonra devam edelim arkadaşlar...

Donnerstag, 25. Februar 2010

"Oyunun güzelligine inanan iyi futbol dilencisiyim" yalani


Memlekette bir de böyle futbolsever kitle var... Yaslari 20'lerden baslayip 40'a dogru uzanan; egitimli; futbolu cok az oynamis, ama cok seyretmis; sehirli; mutlaka yabanci dil bilen bir topluluktan bahsediyorum...

Bunlar blog sahibi; üniversite ögrencisi; NTVSpor, Kanal 24, Haberturk, SKY Türk vs. gibi kanallarda program yapan, yöneticilik, editörlük yapan insanlar...

Bu insanlari ortak noktada bulusturan bir baska özellikleri ise, mütemadiyen futbol denen oyunun güzelliklerine inandiklarini söylemeleri; 'gerektigi zaman' kendi takimlarindan kendilerini soyutlayarak, neredeyse bütün takimlara ayni mesafede duruyoruz numarasi cekerek her bir takim ve durum hakkinda ahkam kesmeye kalkmalari... Onlar icin önemli olanin forma renginin degil evvala sahada oynanan oyun oldugu yalanina inanmamizi beklemeleri...

Bu grubun olaylari okurken ki tavirlarinda bariz bir kibiri görmek de kacilnilmaz. Mesela bunlar yurtdisini da takip edebildikleri icin futbolu, bu oyunu yorumlamaya calisan emekli futbolcu yorumculardan daha iyi anladiklarini, daha iyi bildiklerini küstah bir kibir ve onlari asagilayarak belli ederler...

Bundesliga hakkinda malumat sahibi olmak, Hoeness'i tanimak, Magath takimi kosar abi demek, Mourinho söyle kirik adam saptamasini özel oldugunu sandigi bir anektodla desteklemeye calismak, Ingiltere'yi yakindan takkip etmek vs. vs. vs. bu insanlara diyelim bir Selcuk Yula'yi, bir Cüneyt Tanman'i, bir Sanli Sarialioglu'nu, Ridvan Dilmen'i filan müstehzi ifadelerle asagila hakki verir... Onlarla ilgili konusurken, bunlar sadece topa vurmayi bilen, kücük beyinli, kültürsüz, yurtdisindan haberi olmayan cahil insanlar altmetni net bir sekilde okunur...

Bu grupla ilgili cok önemli bir karakteristiki özellik de, yabanci hocalara karsi ciddi manada bir hayranlik duymaktir... Burda tipik bir kendi toplumuyla iliski kuramadikca icinde bulundugu cemaatin cöplügünde debelenmekte olan ücüncü dünya ülkesi aydin kompleksini görmek mümkündür...

Örnegin bu ülkeden bir sekilde gönderilmis hocalarla ilgili, "yav bu hocada isini yapamamisti, basarili olamadi, kulüp yolunu ayirdi" veya "aslinda iyi hocaydi ama kulüp onu gönderdi, bence taktiksel ve yönetimsel anlamda yanlisti bu hamle" seklinde analize dayali okumalar yapmak yerine, iceriye dönük " ya biz Eric Gerets'i de kovmadik mi, simdi Alman Milli Takimi'nin basindaki adami kovalamaktan beter etmedik mi, filancagi Yeniköy kasabi ilan etmedik mi" seklinde ironik ve güya özelestiri iceren cümlelerle aslinda basbaya kendisini disinda tuttugu is bilmez, futbol bilmez, cahil Türk spor camiasini asagilarlar...

Mesela 2008 Avrupa Sampiyonasi sirasinda bu bahsettigim sporsever cemaatinin en belirgin üyelerinden bir tanesi Hirvat Milli Takimi'nin hocasini Bilic'i korkunc bir hayranlikla övmekle mesgulken Fatih Terim'i sadece asagiliyordu... Fatih Terim'i savundugum sanilmasin, hic sevmem; ama onun karsisinda konumlandirilan Bilic en az onun kadar uzak durulasi ve elestirilesi birisidir... Halbuki bizim bu ücüncü dünya ülkesi aydini kompleksi tasiyan futbolsever cemaatimiz, sirf yabanci oldugu icin onun cok makbul oldugu bir insan oldugu kanaatini tasir.

Örnegin, Thomas Doll gibi vasat bir hocayi koyduklari yeri görüyoruz... Verdigi performans ile o cikartildigi yer ve gösterilen asiri tolerans esit oranda midir sizce; yoksa onun yabanci bir hoca olmasi midir?

Bu durumun cok daha bariz bir sekilde billurlastigi daha iyi bir isim var elimizde; Rijkaard... Neredeyse bir tanri yerine konulan ve yaptigi her seyde keramet aranirken, hicbir sekilde elestirilemeyen Rijkaard'in ismi üzerinde ama onun giyabinda tam manasiyla bir ikiyüzlülük ve ahlaksizlik durusu sergilenmektedir...

Oyunun güzelligine inanlar icin Daum'un oynattigi futbol kazanmamali derken, Rijkaard gibi "total futbol"un temsilcisi, sadece oyunun güzelligi ile ilgilenen birisinin desteklendigi aciktir... Iste ahlaksizlik burda baslar cünkü iki hocayi da izleyen tarafsiz bir göz son haftlardaki maclardan sonra, Daum'u sadece göze hos gelen futbol oynatmak isteyen bir meczup olarak düsünürken, Rijkaard'i tam manasiyla sonuc odakli is yapan bir pragmatist sanir... Ama dedigim gibi bu grubun derdi, hakikatler degil, zihinlerinde yarattiklari ilüzyon ve kendi cöplüklerinde yasadiklari gerceklerdir...

Pekii neden Daum da yabanci oldugu halde bu insanlar tarafindan itibar görmez; cünkü Daum bu ülkeye geldikce buranin insanina yaklasmis, kendisini buraya uydurmakta sikinti yasamamis, bundan gocunmamis ve bunu kompleks yapmamis; yani olumlu ya da olumsuz burali gibi olmaya baslamis bir isim... Bu ülkenin geri kalmis futbolunu gelistirmek icin disardan gelmis uhrevi bir varlik (Rijkaard) gibi degil, o futbol vasatinin icindeki herhangi bir yerli hoca gibi durmaktadir... Ama bunun yaninda ve daha da önemlisi yasadigi kokain skandaliyla kendi kendisini bitirmesidir... Emin olun ayni Daum, o kokain skandaliyla karsi karsiya kalmasa cok büyük olasiklikla Alman Milli Takimi'nin hocasi olmus olacakti ve o zaman ona bakislar simdikinden cok daha farkli olurdu... IlkBesiktas döneminde durum bundan cok da farkli degildi zaten. Dahi Daum yakistirmalari, simdi yaptigi herseye kibirle bakilan bu adama durduk yere yapilmamisti...

Uzun bir ic dökme oldu, farkindayim... Ama ne zamandir beni rahatsiz eder bu durum... Cünkü bu tutarsizlik, bu ahlaksizlik cekilir gibi degil... Bir taraftan biz oyunun güzelligine inaniyoruz, önemli olan öncelikle futbol, oyunu cirkinlestiren rakibini oynatmayan bu ligin anadolu takimlarindan igreniyorum, sahada sadece futbol oynatmak isteyen Rijkaard'i o yüzden bu kadar seviyorum laflarinin arkasindan Mourinho'ya duyulan hayranlik beni kusturma noktasina getirdi...

Ziya Dogan futbol katili, Mourinho bir sihirbaz ve karizma...

Mittwoch, 24. Februar 2010

Bari sen yapma bunu Ridvan


Ridvan Dilmen, Bursaspor hezimetinden sonraki %100 futbol programinda, Daum'un Alman Die Welt gazetesine verdigi röportajdan bahsediyor ve hocanin menejere ihtiyaci oldugunu söyledigini bunun da anlaminin onun Aykut'tan rahatsizlik duymak oldugunu söylüyor...

Haber su linkten okunabildigi gibi, www.ntvmsnbc.com'dan video galeriye girilerek adi gecen programin 22 subat tarihli sayisindan görüntülere de ulasabilabilir... Video'nun 17:20'inde bu noktalar basliyor...

Simdi gelin Daum'un röportajina bakalim;

"...Oliver Bierhoff ist enorm wichtig. Auch er hat einen großen Anteil daran, dass sich das Bild der Nationalmannschaft so ins Positive verändert hat. Seine Position, quasi die Schnittstelle zwischen Mannschaft und Verband, ist heutzutage in diesem Geschäft unverzichtbar. Bei all´ dem, was auf die Trainer und die Spieler einprasselt, brauchst du jemanden, der dir den Rücken frei hält oder auch mal das Wort ergreift, wenn es unbequem wird..."

Simdi de bunun cevirisini yapalim:

"Oliver Biefhoff cok önemlidir. Alman Milli Takimi'nin resminin pozitif manadaki büyük degisiminde onun da cok büyük bir katkisi vardir. Onun, takimla ile federasyon arasindaki pozisyonu bu sektörde artik vazgecilmezdir. Hoca ve futbolcularin baski altina alindigi her noktada arkanda olan, gerekli noktalarda gerekli aciklamalari yapan böyle birisine ihtiyacin vardir"

Simdi siz bu yazida Aykut'a hocanin lafi nasil getirdigini, Aykut'u ne sekilde ima etmis olabilecegini sormaz misiniz kendinize... Burdan Ridvan Hoca'nin anladigi manada bir yorumu cikartmak onun kelimeleriyle ifade edersek "kizim sana söylüyorum gelinim sen anla" zorlamasiyla ancak mümkün olabilir...

Bu ise neresinden tutarsaniz tutun, elinizde kalir cünkü:

1. Birazcik Avrupa tecrübesi olanlar, Bati toplumunun imalarla konusmaktan cok fazla haz etmedigini daha dogrusu buna yatkin olmadiklarini, söylemek istediklerini daha direk söylediklerini bilir. Bu 'kizim sana söylüyorum gelinim sen anla' anlayisi tam da ifadenin kendisini acik ettigi gibi sark kültürüne aittir...

2. Bati-Dogu arasindaki benim yukarda yaptigim yüzeysel sosyolojik tespitten bagimsiz olarak, bu tip isleri yapanlarin, gazetcileri kastediyorum, yani iste mesela Ridvan Hoca'nin, beyan neyse ona bakmasi gerekir, beyanda olmayanlara mevzuyu baglamasi, kendince zorlamala yorumlarda bulunup, cikarimlar yapmasi dogru olmaz... Röportajin gerek bizi ilgilendiren Bierhoff gerekse de geri kalan kisminda 'Aykut', 'Fenerbahce', 'Daum'un Fenerbahce yasadigi sikintilar' filan seklinde konus basliklari asla sözkonusu degildir... Yukarda link var, isteyen acar okur, Almacasi olmayan da bana güvensin.

3. Bütün bunlarin disinda bu röportajin neden yapildigini bilmemek, konunun ne üzerinde döndügünden haberdar olmamak, sonucta böyle haksiz cuvallamalara yol acar maalesef, cünkü hikayenin esasi su sekildedir:

Alman Futbol Federasyonu ile Löw-Bierhoff ikilisinin basini cektigi teknik ekip arasinda gecen haftalarda bir sözlesme uzatma krizi yasandi. Bu kriz iyi sonuclanmadi ve icerde yasanan tartismalar hic olmayacak sekilde disari yansidi... Daum'a da temelde bu sorulmus; ondan bu krizi nasil yorumladigi ve bu konu hakkinda ne düsündügü ögrenilmek istenmis...

Daum da soruya, Federasyonun bu yaptigini anlamadigini, belki kendi degerini düsürmek istemedigini ama bu sekilde davranarak cok daha büyük bir imaj kaybina ugradigi seklinde yanit vermis.

Akabinde de gazeteci, Bierhoff'un özellikle de bu tartismada cok fazla elestirildigini, en büyük imaj kaybina onun ugradigini ve en önemlisi bugün medyada onun ne icin gerekli oldugu sorsunun soruldugunu söylemis... Iste bütün bunlarin üzerine Daum, Bierhoff konusa deginmis ve yukarda da cevirdigim gibi onun gereksiz oldugu iddia edilen görevinin öneminden hicbir sekilde Aykut'a gölge düsürme imasi tasimayan cümlerle bahsetmis...

Röportajin geri kalan kisminda ise, Daum, eski takimlari Köln ve Leverkusen'in ligteki durumlari hakkinda konusmus...

Bütün olay budur...

Burda sorulacak soru su sevgili Ridvan Dilmen'in nasil böyle bir yaklasim sergiledigidir... Tahmin ediyorum Hoca güvendigi bazi insanlar tarafindan kandirildi... Onun Almanca bildigini sanmiyorum, Alman futbolunu takip ettigine, bu Bierhoff-Löw-Federasyon ekseninde dönen tartismalardan haberdar olduguna inanmiyorum... Galiba birileri- kimse artik o insanlar bilmem ama, iyi niyetli olmadiklari kesin; Ridvan hocayi bu konuda manipüle etmis... O da maalesef özellikle de son haftalardaki sonuclarin kizginligi ile olsa gerek buna inanmis veya inanmak istemis...

Üzücü... En azindan sözkonusu Aykut Kocaman oldugu icin Ridvan Hoca bu konuda daha dikkatli olmaliydi.

Montag, 22. Februar 2010

Ridvan'a bir özür borcunuz yok mu?


Dünkü derbi sonrasi yazilan yazilardan bir tanesi cok ilgi cekiciydi. Demirkol'un bugünkü Milliyet'te cikan yazisindan bahsediyorum.

Diyor ki Demirkol,

"Savunması sorunlu bir takım olarak başladığı sezonda Galatasaray artık dinamik bir savunma takımı..."

ve devam ediyor,

"...Başta Hollandalının bir B planı olmayışı eleştiri konusuydu. Atletico maçı dün önümüze bırakın B’yi Z planını koydu. Galatasaray sezon başında neyi temsil ediyorsa bugün tam tersi noktada çünkü..."

Demirkol burda yuvarlak konusmus. Rijkaard'in B plani olmayisi elestiri konusuydu derken, elestiriyi yapani ve o elestiriyi yapti diye o kisiye neler yapildigini es gecmis... Bunu ilk olarak elestiri konusu yapan Ridvan Dilmen'di... Ve o bu lafi eder etmez, tanrilarina laf edilmesinden dolayi ciddi manada yaralanma yasamis narsist Galatasaray taraftari, kendisine etmedik küfürler, yapmadik hakaretler birakmamisti...

Aceto adli blogun sahibi kendi bilmez de ayni hakareti edenlerden birisiydi, genc sporseverlerin sevgilisi Banu Yelkovan, hakaret olmasa da müstehsiz bil dille Ridvan'i diline dolamisti, ve yukardaki yazinin sahibi olan yazar da, üstü kapali olarak Ridvan'a cakanlardandi...

Neydi bu Rijkaadrperestlerin o zamanlar söyledikleri; "Rijkaard sistem hocasidir, karsisindaki rakibe ve sonuca göre sistemiyle oynamaz, bir A plani olusturur ve onu mükemmellestirmekle ugrasir" vs.

Bugün gelinen noktada ise yine Demirkol'dan alinti yaparak,

"...Yani Rijkaard bırakın A planından B’ye geçmeyi, Z’yi bile zorluyor... Oyunu enine geniş oynayan bir takım olmaktan dar alan savunması yapan ve direkt kaleye yönlenen bir ekibe çevirildiler...."

Galatasaray'in geldigi noktadan hayranlikla bahsedebiliyorlar... Hadi anliyoruz, Rijkaard ne yaparsa yapsin bunda bir keramet bulacaksiniz; ama en azindan aylar evvel bugün Rijkaard'in övdügü yönlerinizi eksik oldugu icin elestiren adama karsi yaptiginiz hakaretlerden dolayi özür dileyin...

Sonntag, 21. Februar 2010

Overrated#1: Yildirim Türker

2000'li yillarin basinda onu ilk tanidigimd Radikal gazetesindeki kösesinde, itiraf etmeliyim ki cok begenmistim. Uzun yillar da kalemindeki leziz tada hayran kalarak okumaya devam ettim onu.

Fakat zaman icerisinde beni rahatsiz eden seylerle karsilasmaya basladim onda. Säyledikleriyle yaptiklari arasinda tutarsiz bir insan karsima cikmaya basladi. Kemalizme karsi sert elestiriler yöneltirken, hatta Kemalist Kisilik Bozuklugu gibi kendine özgü bir kavrami dahi kabul ettirirken esasinda kendi icerisindeki kemalizm ile yüzlesmedigini görmeye basladim. "Türbanlilari cagdaslastirmaliyiz" diyen Türkan Saylan övgüsü ve onu hümanist olarak degerlendirmesi cok önemli bir veriydi mesela. Onun övülüp durulan vicdani bu kadar aslinda. Yani tam bir vicdansiz vicdan kumkumasi.

Bildigi tek sey oturdugu yerden ahkam kesmek olanlardan birisi de o. Hicbir yerde elini tasin altina sokarken görmedik, cok sükür...

Neyse lafi uzatmadan onu Etyen Mahcupyan'in ehlil kalemine birakalim:

"Kendisini kirli siyasetin disinda duran, mazlumdan yana siyasetini tavizsizce sürdüren 'hic yaslanmayan bir taze gelin' saniyor..."

Donnerstag, 18. Februar 2010

Ibrahim Altinsay ve bitmek bilmeyen ahkamlari


Besiktas camiasinin ic yapisini cok bilmiyorum. Disardan gördügüm kadariyla Ibrahim Altinsay'a karsi büyük bir hayranlik besleniyor. Bir türlü anlayamadigim bu durumun nedenini de o cok iyi bilmedigim ic yapiya bagliyorum. Her halde bir bildikleri var insanlarin seklinde...

Onlarin bildikleri kendilerine kalsin ve Altinsay'i yüceltmeye devam etsinler, ben düsündüklerimi söylemeden edemeyecegim...

Benim zihnimde Altinsay, edindigi Radikal Gazetesi'ndeki kösesinden gazetenin spor servisinin yayin cizgisine uygun sekilde fevkalade ahlakci, biz bu oyunun güzelliklerinin pesindeki futbol dilencileriyiz diyen samimiyetsiz, sikici ve tek bildigi sey koca koca ahkamlar kesmek olan bir adam. Yazilarinin icine zorlama bir Hrant, ermeni meselesi, kürt meselesi, escinsel meselesi ekleme cabasi ve bunlardan bahsetmesi (yanlis anlasilmasin, bu konulara deginmesine kategorik anlamda karsi degilim, otursun söyle dört basi mamur bir kürt sorununa iliskin makale yazsin, memnun olurum, onun yaptigi, hic alakasi yokken birden bire futbolda yasanan bir aksakligi bir sekilde kürtlere de söyle yapan bir ülkede aksi beklenemez gibilerinden bir sekilde baglamaya calismak ve bu tribünlere ve profilini az cok tahmin ettigi Radikal okuyucularina göz kirpmaktir) bu samimiyetsizligin ve gösterisin ispati...

Kendisinin Besiktas kongresi öncesi ve sonrasi yazdiklari ortada. Ama onca talep olmasina ragmen aday olup da elini tasin altina koydugu görülmedi.

Kurulu kösesindeki konfor esliginde ahkam kesmek kolay. Yukarda bahsetmeye calistigim "sol durus" soslu yazilarla hayran kitlesini genisletmek cok güzel; ama is tasin altina eli sokmaya gelince yok...

Lafi suraya getircem, bugün kösesinde yine bir ahkam kesmis:

"Aidatını yatırdığı halde oy vermeye gelmeyen 5 binden fazla üyeyi ve Demirören’e oy vermeyen 3 bini aşkın kişiyi bir yana bırakıyorum. Demirören’e “Yeter” diyenlerin ezici bir çoğunluğu Kongre üyesi değil ki! Çoğu yüksek giriş ücreti yüzünden kulübün dışına atılmış taraftarlar. Taraftar ile Kongre arasındaki yarılmanın sebebi bu.
Bu yarılmayı ortadan kaldırmanın devrimci ve reformcu çözümleri var. Ben reformcu çözümü söyleyeyim:
Kendine çok güveniyorsa Yönetim, toplar bir olağanüstü tüzük kongresi... Giriş ücretini
2 bin liradan 200 liraya indirir. Yıllık aidatı da 50 liradan 300-400 liraya çıkartır. Halkın kulübünün kapılarını taraftara açar. Sonra da Kongre’de oy vermek için bekleme süresini iki yıldan altı aya indirir. Kulübünü çok seviyorsa da, Beşiktaş’ın ‘B’sinden haberi olmayan
kongre üyelerini temizler ayrıca."

Neden birileri, 'iyi de kardesim sen bu takimda yöneticilik yapmadin mi, o zaman neden degistirmediniz' diye sormaz?

Mittwoch, 17. Februar 2010

Guus Hiddink


Fenerbahce'nin kiymetini bilemedigi teknik adamlardan birisi idi. Sonra uzaktan izledik durduk basarilarini. Yasina ragmen sahip oldugu enerjisiyle ayni anda hem bir kulüp takimini hem de cok uzaklardaki bir milli takimi calistirabildi ve bu görevlerinde hep basarili oldu...

Onun bir faydasi da saniyorum, milli takim üzerinde sürekli egemenligini hissetirmek isteyen Galatsarayli lobisinin Ersun Yanal, Senol Günes gibi isimlere yaptigini ona yapamayacak olmasi...

Lakin fotodaki bakislari beni ürküttü. "N'oluyoruz lan" dermis gibi...

Freitag, 12. Februar 2010

Okay Karacan'i elestirmeye devam

Okay Karacan elestirileri bazi bloggerlarda infiale yol acmis. Kendisinin twitterda yaptigi samimi üzüntü bildirisi anlasilan onu seven futbolseverlerin de icine dokunmus...

Okay Karacan'i elestirenlerin önemli bir kisminin küfürlerle bu isi yapmasi savunulacak degil. Ama su noktayi da es gecmemek lazim. Okay Karacan'a küfürlerle saldirildigi gibi yillardir, Emre Tilev'e de, Ertem Sener'e de ve digerlerine küfür edip durmadilar mi? Acik bakin eksi sözlük'te bu isimlerin basliklarina... Ordaki sinik snoplarin en fazla merhametle yaklastigi isimler Okay Karacan ve Murat Kosova olmustur... Emre Tilev, Ertem Sener gibiler ise her zaman alay konusu edilmistir, kisikleri hice sayilarak...

Simdiye kadar o insanlara yapilanlara ses cikartmazken bugün kalkip 'Okay Karacan'a da bu yapilmaz' diye isyan edip arada futbolun güzelligi klisesine, onun bu oyunu izlerken ne kadar zevkli hale getirdigine vurgular yapmak filan benim nazarimda maalesef kabul görmemektedir...

Okay Karacan'i aynen bir Galatasarayli amigo gibi spikerlik yaptigi icin elestirdim. Bugün de bunun arkasindayim. Baskalari o Antalyaspor gol attiginda da ayni siddette bagirdi diyorlar... Youtube'dan actim görüntüleri yeniden izledim. Kesinlikle degil... Burda tabii, o Galatasaray taraftari oldugu icin veya Antalyaspor karsisinda Galatasaray'in turu gecmesini istediginden böyle yapiyordur demiyorum... Neden böyle yaptigini bilemem, ama ortada net bir sey var. Bu ligi tanimayanlari getirip dinlettirmis olsaydik iclerinden büyük bir kisminin "bu adam Galatasaray'i destekliyor galiba, cok heycanlaniyor onlarin ataklarinda" diyecegine eminim...

Dedigim gibi niyeti beni ilgilendirmiyor, kötü veya iyi... Ortada bir olgu var ve bu olgunun elestirilmeye ihtiyaci oldugu kanaatindeyim...

Maci güzellestirmek, maalesef bir tarafin ataklarinda avaza avaz bagirarak, Arda'nin attigi her calimda zevkten sarhos olmakla olmuyor... Ben spikerin maca biraz da keyifle bakabilenini, olaylar hakkinda espri yapabilenini, rahat olanini, Arda'nin calimlarindan heycana kapilip zevkten dört köse olmasini degil de, o calimlari sevimli bir takim espri ve cagrisimlarla övmeyi bilenini severim... Gerekirse hakeme kizsin, pozisyonlar hakkinda subjektif yorumlarini da yapsin... Ama savunma kalan tarafin cabasini es gecip sürekli atak yapan tarafin hücum girisimlerinden orgazm olup durmasin... Gol oldugunda da o kadar bagirmasina gerek yok...

Emin olun; o her Arda calimindan sonraki kusturucu bagirislarinin yerine 'Antalspor karsisinda Galatasaray oyunuyla bu turu daha fazla hak eden tarafti bence sayin seyirciler' dese beni bu sekilde rahatsiz etmezdi...