Samstag, 22. August 2009

Neler oluyor bu takima?

Önce Mehmet Topuz'un sakat oldugu haberleri geldi bizlere... Cok üzerinde durulmadi.
Arkasindan Sivasspor macinda Alex arka adalesini tutarak cikti oyundan...
Yetmedi Sion macinda da Deniz ayni sorunla karsilasti...
Ve son olarak da ögreniyoruz ki, Deivid'de de ayni problem var...

Daum Sion macindan sonra bu konuyu arastiracaklarini kan testleri vs yapacaklarini söylüyordu... Ama sorunun ne oldugu belli degil. Sene basi asiri yüklemeyse bunun nedeni; cok kötü... Ilerleyen günlerde daha epeyce oyuncunun saklatligi ile karsilasacagiz demektir...

Freitag, 21. August 2009

Aurelio'nun Galatasaray'a gelebilirligi


Dünkü Sion macini izlerken duydum spikerden; Aurelio kazandi davayi gibilerinden birseyler söyledi... Tahkim kurulu Aurelio'nun ceza ödemesi gerekmedigine kanaat getirmis. Ondan bahsediyor.

Bu karari bekliyordum, zira buna benzer sorunlar genelde oyuncu lehine cözülüyor UEFA'da... Benzeri bir durumun bizim ülkemizde de olmasi beklenirdi haliyle... Neyse uzatmayalim.

Simdi Aurelio rahatlikla Türkiye'de baska bir takimda top kosturabilir. Baska takim derken kimi isaret ettigim elbette belli. Aurelio ile ilgilendigi bir sir olmayan Galatasaray.

Galatasaray istedikten sonra bu transferin gerceklesmeme olasiligi yok. Betis icin su anda pahali bir oyuncu oldugunu okuyorduk sürekli. Ellerinden cikartmak istemeleri normal. Galatasaray'in Aurelio'yu alacak gücü de mutlaka var. Elano'ya, Keita'ya bunca parayi bulduklarina göre ona da bulurlar... Aurelio da seve seve gelir oynar, Galatasaray'da...

Lakin bu transfer ne kadar gereklidir; anlamis degilim. Ayhan dünkü karsilasmanin izleyebildigim bölümlerde gizli kahramaniydi... Baris'in gecen sezondan beri yine o bölgede istikrarli ve basarili bir oyun oynadigini biliyoruz. Mehmet Topal iyilestikten sonra tartisilmaz bir isim zaten. Bir de Mustafa Sarp'i almissin. Belki hatta ilerde, macina göre Elano'yu da orda oynatacaksin... Linderoth'u saymiyorum bile...

O halde ne gerek var Aurelio'ya?

FC Sion-Fenerbahce: 0-2


Artik iyice ümitsiz bir girdaba girmek üzere olan is arama calismalarimin bir yenisinde, birkac is basvurusunu tamamladiktan sonra laptopu sirtlayip ayrildim kütüphaneden... Sirt cantasini eve birakip Köln'de bir Türk kahvehanesinde Fenerbahce'nin macini izlemeye cikacaktim...

O sirada Show Türk'te Sivasspor'un macinin verilmekte oldugunu fark ettim tesadüfen. Bilmiyordum. Bir 20 dk. bakabilirdim; öyle yaptim. Shakhtar'in pas trafigi basimi döndürdü... Sivas'in durumu ise icler acisiydi nerdeyse; neden bu takimin bu kadar dagitildigini ve bu yeni alinanlarin nerden bulunduklarini anlayamadim... Ibrahim Sahin isimli adami daha fazla izleyemeyip, 20 dk. dolmadan kahvenin yolunu tuttum. Yoldayken pespese alinan bu maglubiyetlerle artik bir efsanenin sonuna gelindigini düsündüm.

Bu seferde karsima Trabzonspor'un maci cikti, ben Fener'i beklerken ekranda... D-Smart, Lig Tv, saolsunlar onca para yatiriyorlar bu islere ama anladigim kadariyla maclari dönüsümlü verecek sisteme gecmeyi cok zahmetli görüyorlar... Tiklim tiklim dolmus mekanda kendime yer bulmaya calisirken ne olup ne bittigini anlamadan Toulouse bir tane daha takti Trabzon'a...

Bu karsilasmayla ilgili bir sey yazabilecek durumda degilim... Ama alinan sonucun Trabzonspor'a cürmünden fazla zarar verecegini tahmin ediyorum, düsünüyorum. Hugo Broos'un icin pespese alinan bu maglubiyetler oldukca büyük sanssizlik... Ersun Yanal konusunda cok büyük bir hata yapan bu camia umarim ayni hataya bu alinan maglubiyetler sonrasi yeniden düsmezler ve Broos'un ipini cekmeyi akil etmezler...

Derken Trabzonspor maci biter bitmez mekan sahibi kanali degistirdi ve Fenerbahce macina kavusabildik. Kalabalik. Arkalarda bir yerde kendime bir tabure üstünde yer bulabilmisim. Önümdep ekrani tam olarak görmemi engelleyen, direk ve insanlar... Zaten karsilasma da baslamisti biz Trabzponspor maci bitesinceye kadar beklerken. Kadrolari dinleyemedim cünkü spikeri duyamiyordum, oyunculari secemedim, cünkü cok uzakta oturuyordum vs.

Sürec icerisinde anlamistim; Deivid, Lugano ve Deniz idi takimda kendisine yer bulanlar, bilinenlerin yaninda... Deivid ismi sasirtmadi beni. Deniz; sasirtti ama ayni zamanda bir mantik zeminine de oturuyordu: Lugano oynadigi icin yanina da bir tane topu geriden sokabilen stoper koymak istemisti Daum anlasilan.

Lugano'nun oynamasi ise bekleniyordu ama yine bir hayal kirikligi idi benim icin... Daha iki gün önce havaalanina inmis bir adam ne hakla forma giyebiliyor; anlamiyorum... Ama iste Daum bu, hep böyle yapiyor zaten.

Fenerbahce iyi top ceviriyor. Eyvallah. Tempoyu da yükseltme cabasi icerisinde... Henüz daha bir Shakhtar seviyesinde degil bu pas trafigi. Zamanla o da olacaktir... Orda sorun yok. Ama o noktaya varana kadar Sion, Sivaspor gibi takimlar karsisinda bile pozisyon bulmakta zorlaniyorlar ve zorlanmaya devam edecekler. Bugün de Sion'un orta göbegi Fenerbahce'yi kilitlemekte sikinti yasamadi. Burda Alex'in olmamasinin önemli etkisi var, bunu kabul etmek lazim. Zira Alex ile Guiza artik cok iyi anlasmaya basladilar. Onun yoklugunda Deivid ile Guiza'nin ayni uyum icerisinde olduklarini söyleyemeyiz. Bunun yaninda Deivid, Alex kadar hizli düsünebilen ve ayni zamanda isabetli pas atabilen bir oyuncu degil.

Alex de agir bir oyuncu ama, en azindan cok hizli düsünüyor ve rakip savunma yerlesmemisken pasini aktarabiliyor ileri uca. Deivid ise ya cok kritik pas hatalari yapiyor ya da pas verme konusunda gecikerek, topu kaptiriyor. Alex'in Santos ile sagladigi pas alis veris uyumunu da yine saglayabilmis degil Deivid. Ama sdece Deivid'in Alex'in yerine oynamasiyla tanimlanamazr bu probmlem, zira Süper Kupa karsilasmasinda da Besiktas'in üclü orta sahasi karsisinda etkisizdi Fenerbahce hücumculari. Alex sahadaydi ve sahanin en etkisizlerindedi...

Bu sorunun asilmasi ancak su sekilde mümkün olabilir saniyorum:

1. Emre daha fazla ileri cikip takimin hücum kordinasyonlarinda aktif rol oynarak Alex'in prangalarindan kurtulmasina yardimci olacak, ki bunu son iki mactir yapmaya calisiyor.

2. Su anda da yapiyor ama, ileryen zamanla birlikte artan fiziki gücüyle Andre Santos soldan iceriye kat ederek, takimin orta saha gücüne de katkida bulunacak.

3. Daum, Kazim sevdasindan vazgecip, Topuz veya Özer'den bir tanesinin orda oynamasini saglayacak ve bu oyunculardan oynayani, Santos'un soldan yaptigini sag taraftan yapacak. Yani iceriye katederek Kazim gibi sürekli sag acik oynamaktan ziyade orta saha- oyuncu kurucu gibi oynayarak hem Alex ve Emre'nin yalnizligina care olacak hem de Gökhan'in koridorunu acacak.

Galiba bu üc husus Fenerbahce'nin su anda yasadigi hissedilen o "kabizlik" halinden kurtulmasi icin cok önemli araclar...

Karsilasmanin ikinci yarisinda Semih oynadigi bölümde bu konuda Deivid'ten cok daha basarili gözüktü... Öyle olmasi da zaten beklenebilir bir durum cünkü gecen sezon da orda oynadigi maclarda Semih oldukca iyi performanslar sergilemisti. Bkz. Besiktas-Fenerbahce: 1-2.

Deniz'in sansiz bir sekilde sakatlanmasi ve uzun süre oynayamayacak olmasi karsilasmayla ilgili deginilmesi gereken bir baska husus...

Guiza icin de birseyler söylemeden edemeyecegim. Iyi futbolcu oldugunu düsünüyorum. 14 milyon euro eder mi etmez mi o ayri bir tartisma konusu ama takimin hücum gücüne cok iyi katkilar yaptigi acik. Lakin kabul edelim ki bu adam iyi bir golcü degil. Son vuruslari hic basarili degil. Ikili oyunu oynayabilmesi; hareketligi ile rakip savunmalari dagitmasi; rakip savunmanin arkasina sarkmasi filan harika ama; ama iste iyi bir golcü maalesef degil...

Donnerstag, 20. August 2009

Varan 1: Dieter Hecking


Daha evvel Bundesliga'daki teknik adamlarin durumuyla ilgili girdigim postta, Dieter Hecking'in takimin performansina göre kalip kalmayacaginin belli olacagini söylemistim. Sene sonunu beklemiyordum ama haftalarin biraz daha ilerlemesini bekliyordum acikcasi bu karar icin...

Yanildim, daha ikinci haftadan, istifasin verdi hoca... Tabii ki onu istifaye ikna da etmis olabilirler... Hecking gecen yil da zaten cok günler gecirmisti takimda... Sürekli tartisilan isimdi... Bir sekilde ligte kalinca bu tartismalara kulak tikanip yola devam edildi... Ama futbolun ögrettigi bir sey var ki, böyle yipranmis isimlerle yola devam etsen de cok fazla ilerleyemiyorsun... Bir sezon sonraki ufak tefek aksakliklari tolere edemiyorsun... Ilk iki macta 1 puan aldigi icin bu teknik adam ile yollar ayrilmaz cünkü, sorun daha temelde... Ayni sikintilari Bochum'dan Koller de yasayacaktir, eminim..

Montag, 17. August 2009

Dünden Kalan; Schalke 04- Bochum: 3-0


Fenerbahce macindan eve döndügümde gecenin bir yarisiydi... Ondan evvel izledigim Schalke-Bochum macini yazma firsatim olmadi o yüzden... Ziyani yok. Bugün hallederiz.

Cok spektaküler girmeseler de lige iki haftadir kayipsiz ilerleyerek saglam bir görüntü veriyor Schalkeliler... Saglamlik burda rastgele secilmis kelime degil... Magath ile birlikte Schalke henüz ümit edilenin ve beklenenin cok gerisinde; tamam... Ama gözle görülürür bir gercek var ki takim yavas yavas Magath takimi oldugunu hissettiriyor.

Ne demek o?

Son yillarda Schalke, hep kirilgan ve her an kriz icine düsmeye hazir bir haldeydi... Bu her an krize girebilecek histerik kadin ruh hali yavas yavas yerini terk etmeye hazirlanmisa benziyor. Iste saglamlik bir kez daha cikti karsimiza... Saglamlik; takimdan öte tüm camianin ruh halini ima ediyor aslinda. Magath'a duyulan güvenden baska birsey degil bu.

Yani söylemek istedigimi somutlastirirsak: Bu gecen iki haftada, sayet takim kazanmasa ve bazi puan kayiplarina maruz kalsaydi, alisagelmis Schalke camiasinda homurtular yükselmeye baslar, teknik direktörün yeri sorgulanirdi. Bu sezonki Schalke'de ise, benim edindigim izlenim en azindan, bu gecen iki hafta kayipsiz gecilmemis olsaydi dahi su anki stabil ruh halinde farkli bir görüntü cikmazdi ortaya... Anlatmak istedigim bu...

Maca dönersek. Magath'in 4-4-2'nin baklava dilimi denilen ortasahali dizilisinin temsilcisi oldugunu bilmeyen yok. Gelgelelim, selefleri, Slomka ve Rutten, 4-3-3 oynadiklari icin takimi da ona göre kurmuslardi... Magath geldiginde siskin ama ayni zamanda cok ise yaramayan bir kadro ile karsilasti... Ise yaramiyordu cünkü, oyuncularin büyük cogunlugu hem benzeri pozisyonlarin benzeri seviyedeki oyunculariydi hem de Magath'in 4-4-2'sine uyma konusunda zorluk cikartacak gibi durmaktaydilar... En azindan hücum hattinda... Kuranyi ile ilerdeki cift santrafordan biri tamamdi... Yanina kim konulabilirdi; Farfan, Halil, Sanchez, Asamoah eldeki golcüler... Bunlarin hicbir tanesi ikinci forvet degil bahsedilen sistemde... Fuleli, daha cok acik oynamayi ve kenarlara cekilmeyi seviyorlar... Bir tek Halil icin belki, 4-4-2'nin ikinci golcüsü olmaya uygun denilebilir.

Magath'i bekleyen bir baska problem ise 10 numara pozisyonu... Baklava dilimi denilen ortasaha icin en önemli unsur... Magath'in elindeki kadroda buna uygun isim de yok. Geldiginden beri hayal kirikligindan öteye gitmeyen Rakitic'in buranin oyuncusu olamayacagi acik. Aachen'den gelen Holtby de yine genelde kenarlara kacmaya cizgiye inmeyi filan seven bir oyuncu. Stevanovic'ten öyle bir oyuncu yaratabilirdi belki hoca ama o da hazirlik macinda sakatlandi, uzun bir süre yok. Bir ara Farfan'i düsündügü söyleniyordu.

Iste bu sartlarda cikti iki haftadir Schalke karsilasmalarina... Yukarda bahsettigim nedenlerden ötürü de, kendisinden beklenilen klasik 4-4-2'lilerle cikmiyor sahaya... Dizilis sanki daha cok, 4-1-2-2-1 gibi bir hal aliyor. Yani Kuranyi ilerde tek santrafor. Onun arkasinda forvette ona destek verme yükümlülügündeki isimler Rakitic ve Farfan oluyor. Rakitic ikidir yerini ikinci devrenin hemen basinda Kenia'ya birakiyor... Önlibero bölgesi icin eldeki oyunculardan Jones sakat. Westermann'i orda kullanabilirdi hoca, ama oraya bir oyuncu transfer etmeyi uygun gördü ve Brezilyali Mineiro'yu transfer etti. Onu da Bochum karsisinda ilk defa izleme sansi bulduk... Savunmada ise Magath iki haftadir sahaya sürdügü ekibi degistirmiyor... Pander gelene kadar da öyle gidecek saniyorum...

Magath'in takimlarinin cok pas yapmadigini ortasahayi genelde direk gerekirse uzun toplarla gectiklerini biliyoruz... Bochum'da da durum böyleydi... Özellikle sagdan Rafinha ve bu senenin süprizi Moritz ile cok iyi bindirmeler yapiyorlar... Yüksek oyuncu Kuranyi'in yaratacagi karamboller ve onun acacaga bosluklara, Farfan, Rakitic, Moritz, Westermann (veya bir baskasi) girerek pozisyon bulmaya calisiyorlar... Temposu yüksek ve cok iyi oynayan bir takim halinde degiller henüz ama bu haliyle de sonuca gitmeyi becerebiliyorlar iki haftadir... Bir diger avantajlari ise henüz ciddi ekiplerle karsilasmadilar ve bir süre daha bu kolay fikstür devam edecek...

Zico ile yavas yavas sona dogru (mu?)


Fenerbahce'de büyük bir kitle var Zico'ya tapmaya hazir. Hatta öyleleriyle karsilastik ki, Fenerbahce'nin Zico'dan sonra varoldugunu dahi iddia etme cüretini gösterebildiler...

Gecen yilki yanlis teknik adam tercihi, ya da teknik adama uymayan kadronun korunmasi gibi nedenlerden ötürü Fenerbahce Zico gercegiyle yüzlesemedi...

Avrupa kupalarinda tempoyu düsürerek ve allah var geride iyi alan daraltarak bir hayli de sansla cok iyi bir yere gitmisti... Ama bu Zico'nun koca iki senede Türkiye Ligi icin uygun bir oyun anlayisi olusturamamasi gercegini degistirmedi. Yani aslinda basbayagi vasat bir hocaydi kendisi... Ama dedigim gibi gecen yilki berbat sezon bu gerceklikle yüzlesmesini geciktirdi Fenerbahce'nin... Yani yanlis olanin Zico'nun gidisi degil onun yerine devreye sokulan plan oldugunu göremedi Fenerbahceliler...

Neyseki kuzeylerden gelen haberler bizlere bunu gösteriyor artik yavas yavas... Fenerbahce'nin varligini Zico'ya borclu oldugunu iddia edenler ordan büyük basarilar beklemekteydiler, ama gelgelelim geldigi günden beri bir türlü vasatin üzerine cikamadi Zico performans olarak CSKA'da... Kendisinin performans egrisi tam bir "sinüs" diyagramini andiriyor... Üc hafta üstüste mac kazanmisligi yok... Simdiye kadar sampiyonluk yarisina tutunabilmis olmasi ligteki rakiplerinin de, ayni Fenerbahce döneminde oldugu gibi, cok iyi günler gecirmemesinden... Spartak Moskova, zaten teknik direktörünü kovdu bir defa bu sezon... Zenit de gecen hafta... Bir tek Rubin Kazan simdiye kadar en sorunsuz giden gibi durmakta ama onlarin da iki macta CSKA'ya kaybettiklerini düsünürsek, cok saglam olmadiklari ortada...

Bu hafta alinan sonuclar ama bir cok seyin degismesine yol acabilir... Zaten kulübün Zico'yla yollari ayirmayi düsündügü söylentileri cikiyordu... Belki de deplasmanda alinan Rubin Kazan galibiyeti bu ayriligi ertelemisti... Lokomotiv Moskova karsisinda alinan bu haftaki maglubiyet ise bütün bu krediyi yeniden tüketmeye yol acmis olabilir.

Henüz daha 12 hafta var ama, CSKA, Rubin'in 7, Spartak Moskova'nin da 6 puan gerisinde... Ayrilik cok uzaklarda görünmüyor...

Fenerbahce-Sivasspor: 3-0; güzel galibiyet


Maci izleyenler biliyor. Skorun anlattigi kadar rahat bir galibiyete ulasamadi Fenerbahce. Karsilasmanin 70. dakikasinda gelen gol- ki acik ofsayt, biraz daha gecikseydi su anda bambaska seyler yaziyor olabilirdik. O ilk golü bulunca devamini da artik bekleniyordu...

Nasil ki farkli galibiyetler kötü oyunun üstünü örtemezse, ofsayt olan bir golle ulasilan zorlu bir galibiyet de iyi oyunun üstünü örtemez. Iyi oyundan ziyate, verilen mücadelenin...

Denizlispor karsilasmasindan sonra yazdigim postta, gecen yila nazaran Fenerbahce'nin Denizli ayarindaki takimlar karsisinda daha rahat pozisyona giren bir ekip oldugunu ve bunun bir sene öncesinin takimindan ileriye dogru bir gidis oldugunu söylemistim.

Bu karsilasmada ise bir baska farka daha sahit olduk: Gecen yilki Fenerbahce, böyle sert ve agresif pres yapan takimlar karsisinda ayni direnci ve sertligi gösteremiyor oyundan cabuk düsüyordu... Bu sezon ise, en azindan su geride kalan Sivasspor macinda gördük ki, basta Emre, Cristian ve Gökhan olmak üzere bu agresiflige ayni agresiflikte cevap vermeye calisan bir takim var sahada...

Tabii hersey olaganüstü degil... Mücadele cok iyiydi ama, görüldügü gibi iyi kapanan sert bir takim karsisinda üretken olmakta hala zorluk cekilecek... Koskoca bir ilk yarida rakip kaleye yaklasamadi Fenerbahce... Ikinci yari ise, gole kadar kaydeger iki pozisyon vardi: Emre'nin kisisel cabalariyla yarattigi pozisyon ve direkten dönen sutu; Önder'in kornerden gelen topa öndirekte yaptigi kafa vurusu... Burda tabii maalesef 8. dakikada sakatlanan Alex'in yokluguna yormamak lazim bunu. Böyle sert rakipler karsisinda Alex de cogu zaman etkisiz kalmakta...

Alex'in sakatlanmasindan bahsetmisken, onun yerine giren Deivid'in, Carlos ile birlikte takimin en kötüsü oldugunu ve Daum'un Aragones döneminden ezberledigimiz degisiklik varyasyonlarinin disinda da bazi hamlelere girismesi gerektigini söylemeden edemeyecegim... Mevcut yedek kulübesinden dolayi Daum'un Alex'in yoklugunda Deivid'i kullandigi söylebilir... Dogrudur, ama tecrübelerim ve hislerim bana, yaninda Özer oturuyor olsaydi da Daum Deivid'i oyuna alirdi, demekte...

Gökhan Gönül ve Emre'nin mücadelesine ve gösterdigi iyi oyuna özellikle dikkat cekmek isterim. Bence tartismasiz ikisi takimin en iyisiydi... Emre'nin vücud dilinde 'bu takimin lideri benim' dedigini görür gibiydim... Hakikaten de verdigi mücadele, cektigi sutlar, kaptirdigi topun pesinden deli gibi kosususu, maci illaki kazanmak istemesiyle, Alex'e lider nasil olur dersi veriyordu adeta... Ben kendisinin transferinden dolayi cok kizmistim yönetime ama simdi görüyorum ki haksizmisim... Fenerbahce'yi birkac vites yukariya cikartiyor Emre ve farki yaratan isim oluyor... Lugano'yu bile affetmeye hazirlanan bu camia sen böyle devam ettikce, sana dünden yüregini acacaktir; emin ol...

Fenerbahce savunmasi yine yürekli hoplatti epeyce; tahmin ediyorum... Bunlar olacaktir... Ikili birbirlerine alisincaya ve üzerinlerindeki güvensizlikten kurtuluncaya kadar sürecektir bu durum. Cikilan 5 resmi karsilasmada kalesinde sadece 2 tane gol görmüs bir takimin savunmacilarina biraz daha tolerans göstermenin vakti geldi saniyorum... Önder'i rahat birakip Carlos'a baksalar biraz da Fenerliler cok iyi olacak...

Sonntag, 16. August 2009

Hugo Broos ve Trabzonspor


Trabzonspor'u dün ilk defa izledim... Iki televizyon vardi önümde. Birinde Köln-Wolfsburg, digerinde Trabzonspor-Diyarbakirspor karsilasmasi...

Iki maci kiyaslayinca, birinde takimlarin daha düsük tempoda ama daha kompakt ve daha sistemli oynadiklari görülmekteydi. Digerinde ise, takimlarin temposu berikine nazaran cok daha yüksekti ama ayni zamanda bir topun pesinde iki üc oyuncu kümelenmisken takimlarin geri kalan taraflari onlardan cok kopuk ve uzaklarda konumlaniyorlardi... Yani takimlarda oyuncular birbirlerine yakinlasamiyor; savunma ortasaha, forvet arasinda bütünlesmenin saglanamadigi görülüyordu.

Birinci bahsettigim, yani temposu düsük ama sistemli oynanan Bundesliga karsilasmasi idi. Digeri ise, Trabzon'un Diyarbakirspor ile olan mücadelesi...

Diyarbakir'daki bu hat kopuklugu anlasilabilir. Daha birkac hafta evveline kadar teknik direktörleri sahaya cikacak kadar oyuncuya sahip olmadiklarini söylüyorlardi. Trabzon icin aynisini söylemek mümkün degil... Bu konuda Diyarbakir'in önünde olmalari lazimdi... Aslinda zaman zaman da öyleydiler; büsbütün gözden cikartmayalim...

Hugo Broos'un bu hususta henüz cok calismasi lazim. Yani Trabzonspor'un sadece tempolu oynayan degil ayni zamanda kompakt olabilen bir takim olmasi gerekiyor. Belki de tempoyu biraz daha geriye cekip, yavas yavas rakibini bogan bir ekip olmasi...

Genel anlamda futbol camiasi insafsiz, ama Trabzonspor camiasi bu konuda birincidir. Broos'un sürekli kazanmasi lazim. Aksi taktirde, simdiye kadar, Ziya Dogan, Senol Günes, Ersun Yanal ve daha nicelerine yaptiklarini Broos'a da yaparlar... Sonra da Serdar Bali gibiler, digerlerine oldugu gibi Broos'un da arkasindan cirkince konusmalarini sürdürür...

Lugano yeniden bizde


Fenerbahceli taraftarlarin geneliyle anlasamiyorum.
Onlarin sevdigi isimlerin cogundan ben hoslanmiyorum bir sekilde nasilsa... Lugano da bunlardan birisiydi...

Onu ne karater olarak, saha icinde yansittigi ne de futbolcu olarak sevmiyorum. Cok büyük savunma oyuncusu denilen bu ismin, yaptigi hatalari ben saymaktan bikiyorum mac boyunca. En carpici örneklerden bir tanesi, AZ Alkmaar macinda bundan üc sene evvel, karsilasma 2-1 Fenerbahce lehine devam ederken kaleye sirti dönük oyuncuya yaptigi sacma sapan faulle takimin duran toptan gol yemesinin yolunu acmisti.

Lugano, disarda müsteri bulamayinca 2,5 milyon euroya Fenerbahce'de kalmis yeniden... Hayirli olsun diyelim, Önder ve Bilica'ya bir türlü güven duymayan taraftarlar en azindan biraz daha sükûnete girerler... Gerci hala Lugano yetmez, Edu giderse yerine yenisi alinmalidir diyenler var ama, neyse bosverin onlari artik; onlar ya sayi saymayi bilmiyorlar ya da...

Samstag, 15. August 2009

Cumartesinden kisa kisa

Bugün ne kadar Bundesliga maci olduysa hepsine söyle biraz göz attim. Beraberinde bir de Trabzonsor-Diyarbakirspor karsilasmasini aradan cikarttim. Sonrasinda da Galatasaray-Denizlispor macina niyetlendim. Ilk yarinin sonunda bünye isyan etti ve evin yolunu tuttum.

München-Bremen: Bu karsilasma bir önceki postta da yazdigim gibi Bayern'in hosuna gitmeyecek bir sonucla bitti. Ama ortaya cikan bu sonuc aldatici olabilir; Bayern oyun olarak gelecek icin ümit verirken, Bremen her sezon biraz daha geriye gitmekte... Forvet kismi cok yetersiz bence. Özellikle de Sanogo'yu görmeye tahammül edemiyorum, Bremenliler nasil ediyor bilmiyorum. Ayni seyi savunma icin de söylemek mümkün. Takim savunmasi zaten iyi degil de, bireysel olarak da korkunc hatalar yapiyorlar. Fenerbahceliler de Bilica ve Önder'den sikayet edip dursunlar, Mertesacker ve Pasanen'li bir savunmaya sahip olmak da vardi; Allah muhafaza.

Leverkusen-Hoffenheim: Sevmedigim bir adam (Heynckes) ile sevdigim bir adam (Rangnick) karsi karsiyaydi. Ilginctir, iki sezondur aldigi sonuclarla artik Leverkusen'in Hoffenheim'a ters gelen bir rakip oldugunu söylebiliriz herhalde. Ligte hicbir takim karsisinda düsmedikleri kadar zor duruma düsüyor Hoffenheim, Leverkusen karsisinda. Bugün de öyle oldu.

Hamburg-Dortmund: Daha 12. dakika gösterilirken, 3-1 idi skor tabelasi. Cok fazla söylebilecek birsey yok benim adima, cünkü yayinci kurulus, karsilasma 3-1 olduktan sonra cok fazla dönmedi Hamburg'a... Dortmund icin üzüldüm ne yalan söyleyim.

Frankfurt-Nürnberg: Frankfurt benim net favorimdi. Maca da iyi basladilar, ilk golü buldular, ikinciyi de bulabilecek oyunu oynadilar. Pozisyonlari da buldular. Ama iste sonuc sasirtici olabiliyor bazen, ilerleyen dakikalarda oyun tersine döndü ve Nürnberg beraberligi bence hak ederek aldi.

Stuttgart-Freiburg: Benim sampiyonluk adayim Stuttgart. Bu sezon Bundesliga'da destekledigim takim da ayni zamanda. Beklendigi gibi galip geldiler Freiburg karsisinda. Ama ilk yarida bir hayli zorlandilar. Babbel Hitzfeld'den cok etkilenmis; belli oluyor. Bir cok oyuncuyu rotasyona tabii tutmustu. Hitzlsperger 18 kisilik mac kadrosunda bile degildi. Magnin de disarda birakilanlarda oldu. Martin Lanig'in sakatlanmasi ise sansizlik odun adina. Stuttgart ilerki haftalarda daha iyi olacaktir. Hleb'in daha zamana ihtiyaci var.

Hannover-Mainz: Gecen hafta Leverkusen karsisindaki onurlu mücadelesini bu hafta da Hannover karsisinda sürdürdü Mainz. Respekt. Benim adam Bance golünü atti. Neden iki haftadir yedek cikiyor karsilasmalara anlamiyorum. Her seye ragmen Mainz, iki haftalik görüntü icinde ligten düsmeyi hak edenlerin basinda gelmiyor süphesiz.

Köln-Wolfsburg: Köln'de bugün muazzam bir hava vardi. Tribünler de cok güzeldi. Keske su Kölnlüler, futbolu sevdikleri kadar ondan anlasalar da... Ama ben bu kadar futbolu seven ama ayni zamanda bu derece futbola yüzeysel yaklasan bir topluluk görmedim. Takimlarinin icine düstügü bu durum aslinda hic süpriz degil. Soldo ile ilgili iyi düsünceler tasiyordum basta. Tanidigimdan degil, ama böyle genc teknik adamlara karsi hep iyimser duygular tasirim. Bir de hakkinda iyi seyler söylenip durmaktaydi... Caliskan oldugu, disiplinli oldugu, hirsli oldugu ve cok önemli bir stratejist oldugu yönünde filan. Ama Köln'ün Daum'un 2,5 yil icerisinde zar zor getirdigi noktadan geriye dogru gittini görmekteyim Soldo ile. Dakika 75'e geldiginde sahada yürüyecek hali yoktu artik Kölnlülerin. Daum zamaninda da savunmada sikintilar vardi ama hicbir zaman bu derece sacma sapan bosluklar verdiklerini görmememistim. Ve herseyden önemlisi Daum'layken bu takim genelde savunmaya yaslansa da ileri ciktigi anlarda ne yapacagini bilen, ne oynadigindan haberdar bir ekipti. En azindan bir struktur vardi takimin hücum kimliginde üretken olmasalar da... Simdi icler acisi bir haldeler... Novakovic'in eksikligi vs. degil bunlar. 3-1 ile hafif atlattilar, 7-1 de olabilirdi Wolfsburg maci, Dortmund'da da oldugu gibi... Köln düserse hic süpriz olmaz benim icin artik.

Trabzonspor-Diyarbakirspor: Trabzon galiba erken havaya girdi. Umarim gecen haftaki eforinin yerini bu hafta cinnet almaz. Trabzon'un sükunete ihtiyaci var cünkü. Trabzon'u ben cok tempolu buldum ama hatlar arasi cok kopuktu, ve henüz tam olarak takim olamadiklari gün gibi asikar. Neden herkes onlar icin en hazir takim diyordu; anlamadim. En hazir takim acik ve net bir sekilde Galatasaray. Diyarbakir'in golünü atan isim cok hosuma gitti. Iyi bir golcüye Trabzon'un da ihtiyaci var. Umarim yollarindan dönmezler. Iyi isler yapiyorlar bence cünkü.

Bayern München-Werder Bremen


Bundesliga'da bu hafta birbirinden önemli maclar. Hamburg-Dortmund, Leverkusen-Hoffenheim gibi. Ama hic süphesiz bir mac var ki, aslinda yavas yavas bir klasik olma yolunda ilerliyor ve bu haftanin da en önemli karsilasmasi. Bayern München'in evinde Bremen ile yapacagi karsilasmadan bahsediyorum.

Gecen sezon, Allianz Arena'da, Bayern, 5-2'lik cok agir bir yenilgi almak zorunda kalmisti. Bremen'in isi bu sezon bu kadar olmayacak; hem Bayern güclendi hem de Bremen, Diego'yu kaybederek büyük bir güc kaybina ugradi.

Ama yine de her zaman canini sikmayi basarmistir, Bremen Bayern'in...

Iki tarafta da eksik var. Van Bommel sakat. Ribery de hala 90 dakika oynayacak seviyede degil. Van Gaal, 10 numara pozisyonunda bugün muhtemelen Müller'i kullanacak. Forvette Gomez yine sahada olur, onun partneri ise, emin olamamakla birlikte Olic olacaktir diye düsünmekteyim. Klose saniyorum kulübede oturur. Eksik olan Van Bommel'in yerine herkes Timoschtschuk'u beklemekte ama Van Gaal burda da bir süpriz yapabilir ve onu sahaya sürmeyebilir.

Van Gaal'in oyun anlayisinda bekler cok önemli. Sag veya sol kanatta önce yogun paslarla rakip takimi kümelestirmeye calisiyorlar, ve rakip bu tuzaga düserse, bosalan kanattaki beke ters bir top atiliyor ve o da ileriye cikarak hücuma katiliyor. Lakin bu sefer, Braafheid ve Lahm'in karsisinda Marin ve Özil gibi iki tane cok tehlikeli isim var. O kadar rahat hücuma cikamayacaklardir.

Bremen'in de eksikleri cok. Naldo sakat. Zaten stabilite sorunu yasayan Bremen defansi icin daha da büyük bir handikap bu. Ben pek sevmem ama hocasinin cok güvendigi Boenisch de sakat. Onun yerine Tosic oynayacak solbekte...

Iki takim da henüz oturmus degil. Ama ilk görüntüler, Bayern'in Bremen'e nazaran daha iyi oldugu yönünde... Evinde oynuyor olmasini da göz önünde bulundurursak, Bayern'in favori oldugunu söylebiliriz. Ama kagit üzerinde bunlar. Benim hislerim Bremen'in Bayern'in canini yeniden sikacagi yönünde.

Freitag, 14. August 2009

Rahat birakin artik Hamit'i...


O sadece muazzam bir futbolcu degil, ayni zamanda bir profesyonellik abidesi; olaganüstü karakter sahibi, her zaman rahatlikla sirtinizi yaslayabileceginiz dürüst bir insandir.

Hamit Altintop'tan bahsediyorum. Bir ay evveline kadar Fenerbahce onunla ilgileniyordu. Gelemeyecegi belliydi, ama yine de pesini birakmadilar uzun süre... Ne kadar dogru bilmiyorum; simdi de Galatasaray'in Hamit'in pesini birakmadigi yaziyor.

Fenerbahce ilgilenirken, Hamit'i Bayern'de zor günler bekliyordu. Van Gaal takimin kadrosunu düsürecegini söylüyor ve uzun bir süre sakatlik yasamis olan Hamit en zayif halkalardan biri olarak görülüyordu. O dönemde Fenerbahce'nin (veya her hangi baska bir takim) onun pesinde olmasi cok anlasilabilirdi. O ise her zamanki gibi saga sola aldirmadan isini yapmanin pesine düstü ve kendini ispatladi Van Gaal'a... Simdi Van Gaal ondan sürekli övgüyle bahsediyor, ve o da ilk onbir icin formayi kapmis durumda. Bu haliyle Galatasaray'a, eger haberler dogruysa, tesbihte hata olmazmis, avcunu yalamak düser...

Birakin da Hamit futbolunu oynasin. Biliyoruz ki o Fenerbahce'den, Galatasaray'dan vs. cok daha iyilerine layik.

Van Gaal ile Bayern üzerine dobra dobra


Van Gaal, lafini esirgemeden, politik olmadan, acik acik konusmus... Daha önce Bayern hakkinda yazdigim bir postta, Braafheid ve Pranjiic, transferleri iler birlikte Hoeness ile Van Gaal'in perspektiflerinin ayni olmadigindan ve kafalarindaki Bayern'in cakismadigindan bahsetmistim.

Bahsettigim konusmasinda Van Gaal hakikaten de bunun böyle oldugunun ipuclarini acik bir sekilde seriyor gözler önüne:

-"Benim burda 2 seneden daha uzun bir süreye ihtiyacim var" (Bayern'in Van Gaal ile 2 yillik sözlesme imladigini hatirlayalim).

-"Sampiyonlar Ligini kazanmak cok uzun süre gerektirecek bir is. Belki de ancak benden sonra gerceklesebilecek bir utopi"

-"Benim su andaki amacim, takim üzerinde benim etkim hissedilsin ve sampiyonluk yolunda ilerledigimiz görülsün"

-"Bosingwa konusu kapanmistir, o gelmiyor" (Bosingwa'yi Hoeness'in israrla istemesine ragmen Van Gaal'in gönülsüzlügüne dikkat)

-"Ze Roberto'yu ben olsam birakmazdim, ama ben geldigimde gitmisti . Gomez ve Timoschtschuk transferleriyle de benim hicbir ilgim yok"

Köln'de sular durulmuyor, durulmayacak!


Novakovic, Express'e verdigi röportajda resmen, birakir giderim kafami bozmayin benim diyor... Tartismanin kaynagi ise söyle: Hafta ici oynanan milli maclar icin ülkesinin (Slovenya) milli takim kadrosuna davet edilen Novakovic, davete icabet ediyor ve ülkesinin yolunu tutuyor. Buraya kadar hersey normal.

Sikinti ise surdan basliyor: Novakovic, uzun bir süredir sakat ve Köln formasini giyemiyor. Ve su anda da sakatligi tam manasiyla gecmis degil, en azindan takimda yer alacak seviyede degil. Ama iyilesme döneminde. Bu durumda yeniden sakatligin nüksetme olasigi var elbette. Bu yüzden camia tepkili, ve onu milli takima katilmasini siddetle elestiriyorlar.

Novakovic'in buna karsi ileri sürdügü argüman ise su sekilde: Benim ülkem icin ne kadar önemli oldugum ortada. Grömediniz mi ben oyuna girerken, genc oyuncular ne kadar mutlu oldular, heycanlandilar. Durum böyle iken onlari yalniz birakamazdim. Giderken de fizyoterapistlerle görüstüm, burdan. Onaylarini aldim. 20 dk. oynadim ve hicbir agri da hissetmedim. Bütün bunlara ragmen hala anlayis göstermeyenleri anlamiyorum.

Novakovic sözlerini bir de dedigim gibi kafami bozmayin ceker giderim anlamina gelecek cümlelerle kapatiyor.

Köln'ün durumun iyi olmadigi ortada. Biraz daha bekleseler ücte biri fiyatina alabilecekleri Podolski'ye sacma sapan bir transfer politikasiyla 10 milyon euro vererek her seyleri bagladilar. Kadro sikintili, dar ve yetersiz. Gecen sezonun büyük gayretle elde edilmis olan basarisini bu sezon tekrar etmek güc cünkü ayni yetersizlikte bir kadro iki sezon üst üste ayni gayreti ve enerjiyi gösteremeyebilir; cok zor bur. Novakovic de bunlarin farkinda. Belki de gitmeyi zaten istiyor ve yolunu yapmaya baslamis durumda.

Dienstag, 11. August 2009

Bundesliga'daki teknik adamlarin gelecegi...

Bir önceki postta Labbadia'nin sezon sonunu göremeyecegi iddiasinda bulundum, diger teknik adamlar üzerinden bu tahminlere devam edelim.

Ilk sirayi takimda kalmayi sürdürecekler olanlara vermek istiyorum.

Thomas Schaaf: Bremen'in geleneginde var uzun süre ayni teknik adamla calismak. 1999'da basladigi görevinde su anda Thomas Schaaf ligin en eski teknik adami. Gecen sezon ligte kötüydüler, ama UEFA'da finale cikabildiler... SL+Uefa performansindan kulübün kasasina 30 milyon euro girdigi söyleniyor. Bu sezon da yine gecen senekine benzer bir lig performansi cikartacaklar, bu belli. Savunmadaki sikintilarin halledilmedigi belli oluyor. Ama buna ragmen Schaff'in görevinin basinda kalacagina eminim.

Ralf Rangnick: Hoffenheim efnaseni diye bir baslik acilacaksa futbol tarihinin bir yerlerinde, onun altindaki imzalardan birisi de süphesiz Rangnick'inki olacak. Iyi bir bütce sagliyor baskan, kaliteli transferler yapiyorlar. Ama o oyunculari secebilmek ve onlardan bir takim yaratip performans alabilmek de teknik adam meziyeti. Yani parayla aciklanabilecek bir sey degil Hoffenheim'in bu basarisi. Bu sezon da iyi bir sene gecericekler bence ve Rangnick görevinin basinda devam edeceklerden birisi olacak haliyle...

Lucien Favre: Isini düzgün yapan, istikrarli bir isim. Bu istikrarini koruyacagindan hic süphem yok, onunla yola devam.

Felix Magath: Zor olacak Schalke ile isi. Onarilmasi gereken cok sorun var. O da bunlari bilerek gitti oraya, basaracaktir tahmin ediyorum. Bu yil belki sampiyon olamayacak, ama tatmin edici sonuclara imza atarak gelek yil icin de devam etmeyi garantileyecektir. Zaten eli de bir hayli güclü olarak geldi Schalke'ye... Kolayca kovulacak bir durumda olsaydi Wolfsburg'u birakip oraya gitmezdi saniyorum.

Michael Skibbe: Galatasaray icin profili kücük geldi ama, Frankfurt, Köln, Hannover gibi takimlar icin bicilmis kaftandir bence... Frankfurt'un hedefi olan lig dokuzunculugu bence olasi bir ihtimal, görevinin basinda kalacak olanlardan o da...

Jürgen Kloop: Dortmund'daki ikinci sezonunda takimin üzerine koymaya devam edecek, bundan hic süphem yok. Dortmunda'la gecirecegi ücüncü sezonu heycanla bekliyorum.

Robin Dutt: Bir teknik adamla uzun süreli calisma gelenegine sahip takimlardan birisi de Freiburg.

Armin Veh: Wolfsburg kaldigi yerden devam edecek, ilk macta bunun isaretleri verdi. Basarili gececegi beklenen sezonun arkasindan, elbette Veh de görevine devam edecektir...

Markus Babbel: Lige iyi baslamadilar ama ben Stuttgart ve Babbel'den ümitliyim. Babbel'in de görevinin basinda kalmaya devam edeceklerden oldugunu düsünüyorum.

Bu isimlerin disinda bir de gelecekleriyle ilgili tam bir fikir sahibi olamadiklarim var. Öngöremiyorum. Ayrilmak durumda da kalbilirler, ama devam da edebilirler. Simdi de onlari listeleyim.


Louis Van Gaal: Sampiyon olursa kesin kalir. Ama olamazsa, ne olur akibeti, bilemiyorum. Genel performansina bir bakilir ve duruma göre bir sonuca varilir herhalde... Sampiyon olabilir mi pekii, Bayern; hic belli degil... Elbette favori onlar, ama onlar zaten her sezon favori olarak basliyorlar lige. O yüzden Van Gaal'in akibeti belirsiz bence.

Zvonomir Soldo: Soldo kötü bir tercih degildi aslinda... Ama kurulan takim, yani yürütülen transfer politikasi cok berbatti. Eldeki kisitli bütceyi daha ekonomik degerlendirip, dar kadoruyu derinlestirme arayislarina girmek yerine, üc kurus etmez Podolski'ye 10 milyon vererek transferi bitirdiler nerdeyse... Her hangi bir mevkiide herhangi bir sakatlik olsa simdi yerine koyacak oyuncular yok. Dortmund macinda takimin bicareligine yakindan sahit oldu. Köln'ün durumunu hic iyi görmüyorum. Küme düserlerse Soldo da gider... Ama kalabilirlerse, o da kalir...

Dieter Hecking: Hecking'in durumu da Soldo ile benzerlik tasiyor... Takim, ilerleyen haftalarda ligin dibine demir atacak olursa yol olacaktir... Ama emin bölgelerde dolasabilirse kalir yine...

Thomas Tuchel: Daha 35 yasinda. Maclar baslamadan teknik adamlari Anderson'u kovan Mainz'in basina getirildi. Ikinci bir Kloop gözüyle bakiliyor. Akibetini tam kestirememekle beraberi, küme düsse dahi Mainz devam edecegi yönünde bir hissim var ama tam da emin degilim.

Michael Oenning: Nürnberg'i 2. Bundesliga'dan birinciye basariyla tasidi... Burda ne yaparlar bilmiyorum. Aslinda kendisi ve takimiyla ilgili de cok bir malumatim yok. O yüzden herhangi bir fikrim de yok.

Bunlar da bu sekilde... Sirada gitmesine kesin gözüyle baktimlarim var.

Jupp Heynckes: Zamaninda iyi bir hoca olmus olabilir. Uyguladigi metod ise yaramis filan olabilir vs. Ama o kendisini degisen ve gelisen sartlara adapte etme konusunda böyle dik kafali oldugu müddetce kaybetmeye mahkum olacaktir... Schalke ve M'Gladbach deneyimleri tam bir hüsran oldu, son calistirdigi iki takim. Onlarin yanina Leverkusen'i de ekleyeceginden süphem yok.

Michael Frontzeck: Hep kaybedenlerden birisi de bu. Gecen sene Bielefeld'den kovulmustu. Yanlis hatirlamiyorsam. Gladbach neden böyle bir tercihte buludunde anlamak mümkün degil. Kacinilmaz son bence cok yakin. Ayrilik.

Marcel Koller: Vfl Bochum, gecen sezon zar zor tutundu lige... Eldeki kadroyla daha iyisini yapmak da mümkün olmayabilirdi... Bu sezonda benzeri bir dönem bekliyor onlari. Sonucta ligte kalsalar da herhalde bu ikili arasindaki son sene olacak bu.

Labbadia'yi da dün yazmistik zaten.

Ilk yolcunun adini acikliyorum: Bruno Labbadia


Onca iyi futbolcusuna ragmen Hoffenheim, Köln ve Mönchengladbach'in gerisinde kalarak 1. Bundesliga'ya cikaramamisti FürthLabbadia, ama kendisi Leverkusen ile anlasarak devam edecek olan sezonda 1. Bundesliga'da mücadele etme hakki elde etmisti...

Sasirmistim, Leverkusen'in basina onun getirilmesine... Ligin sonu geldiginde Leverkusen ile Uefa Avrupa Ligi'ne katilmayi bile basaramadi...

Sonrasinda yine sasirtici bir sey oldu, iki sezondur basarisizliklara imza atan bu isim Hamburg'un basina getirildi...

Hamburg'un zaten cok iyi kadrosu vardi, Olic disinda kayiplari da olmadi, ama onun üzerine 24 milyon euro gibi bir transfer harcamasi yaparak kadroyu daha da güclendirdiler... Hesabini yapmadim ama Bayern'den sonra bu sezon en fazla para harcayan takim olmasi lazim transfede... O bahsettigim 24 milyon euro sadece bonservis ücretleri icin ödenen paralardi... Bir de bonservissiz olsa da, Ze Roberto gibi yilligi 3,5 milyon euroya mal olan oyuncular da var...

Bu haliyle de tabii bircogumuz Hamburg'un zirvenin ortagi olacagini düsündük... Ama hazirlik maclari, Uefa ön eleme karsilasmasi (Randers karsisindaki), ve ligin ilk haftasindaki görüntü, Labbadia'nin bir hüsrana daha ugrayacaginin isareti gibiydi...

Benim tahminim o durki, Labbadia ligin sonunu görmeden gidecek olan isimlerden birisi, hatta listenin basina ilk yazacagim isim. Digerleri de baska postta insallah..

Montag, 10. August 2009

Advocaat gitti, sirada Zico mu var?


Zenit St. Petersburg, Hollandali hocasi Dick Advocaat'i kovmus. Aciklamada, 'Advocaat'in bu sezon sonunda Belcika milli takimini calistirma karari almasindan sonra takim sürekli düsüs icinde olmustur' denilmis...

Daha evvel Zenit ile sampiyonluk ve Uefa Kupasi kazanan Advocaat'in bu kadar basarili olmasi beni cok sasirtmisti aslinda, cünkü kendisi benim gördügüm en kötü Hollandali teknik adamlardan...

Bugün benzeri bir habere CSKA da imza atabilirdi, ama Zico cekirge gibi sicramaya devam ediyor... Dördüncü defa (benim sayabildigim) CSKA 90. dakikada attigi golle galibiyete ulasiyor ve Zico ucuna geldigi ipten dönüyor...

9 galibiyete karsilik 5 maglubiyet alinmis "basarili" hoca simdiye kadar ve ligteki rakiplerinin de durumunun kendisinden cok daha iyi olmamasi nedeniyle zirveye tutunmaya devam edebiliyor... Ilerki haftalarda oynanacak olan zorlu maclar, Zico'nun kaderini de tayin edecektir süphesiz...

Denizlispor-Fenerbahce: 0-2; bugün daha iyimserim


Isiklarin kesilmesi daha da ötesi stadyum jenaratörlerinin yetersizligi gibi sacmaliklari saymazsak güzel bir aksamdi; futbol adina...

Ara ara soruyorum; bu takimin Aragones'in takimindan ne farki var diye?

Iste bugün bir cevap aldim buna: bu takim pozisyonlara cok daha rahat giriyor. Guiza'in macin basinda attigi gol disinda, Santos'un iki kere, Alex'in de yine bir kere girdigi net gol pozisyonlarini hatirlayalim... Isik kesintisi rezaleti ve yarim saat beklememe ragmen hala geri gelmemis olmasi sonrasinda maci izlemeyi biraktim, ondan sonra da girdiler mi bilmiyorum... Ama o ana kadar girdikleri pozisyonlar ve savunmasinda acik vermemis olmasi cok olumlu gelismelerdi...

Sizleri bilmem, benim gözlerim özellikle de dört isim üzerinde yogunlasti: Andre Santos, Cristian, Önder, Bilica...

Fenerbahcelilerin bir türlü gözüne girmeyi basaramayan Önder, bütün bu kötümserliklere inat son dört mactir istikrarli performansini sürdürüyor; kutlarim...

Bilica ise aksine 'Fenerbahce illaki savunmaya eleman almalidir diyenlerin' ekmegine yag sürmeye calisiyor sanki. Bu derece gereksiz pas hatasi ve riskli hareketleri ben baska sekilde yorumlayamiyorum...

Andre Santos, cok faydali bir transfer bunu artik rahatlikla söylebiliyorum. Özellikle de Fenerbahce'nin hücum gücüne; Alex ve Guiza'ya cok büyük katkisi olacak... Su anda ama söyle bir eksikligi var: Fiziksel olarak yeterli düzeyde degil ve ilerleyen dakikalarda oyundan düsüyor; hem de ne düsüs...

Tabii bir de Denizli vs neyse de, üst düzey takimlar karsisinda savunmasinin yetersizligi ile Fenerbahce orta sahasina direnc anlaminda ne katacagi soru isareti...

Cristian ile ilgili düsüncelerim maalesef cok müsbet degil... Daha fazla macini izlemeye ve ona süre tanimaya da gerek yok bence artik yargiya varmak icin. Mal ortada... Cok kötü oldugunu iddia etmiyorum. Bir facia, ikinci bir Maldonado vs. degil tabii ki... Ama bu kadar silik ve mücadele gücü bu derece zayif bir isim icin bu parayi ödemeye ve bu kadar Brezilya'ya gidip gelmeye gerek var miydi; hic sanmiyorum...

Gaziantepspor-Galatasaray: 2-3; en haziri Galatasaray (sanki)


Güzel bir futbol resitali izlerim diye gitmistim maca. Elbette Galatasaray'in zorlamasini hem beklemekte hem de temenni etmekteydim- ne de olsa serde Fenerbahcelilik var.

Galatasaray ise hem oyunun hemen basinda gösterdigi akicilik ve istahla hem de Gaziantepspor'un bek olmayan beklerinin ve razelet ötesi kötü savunma oyuncusu Julio Cesar'in da katkisiyla benim bu hefesimi kursagimda birakti.

Galatasaray 2-0 öne gectikten sonra galiba hava sartlarinin da etkisiyla biraz, isi rölantiye aldi ve kendisini gerci cekti. Gaziantep'in ortalamanin üzerinde bir kalitede diyebilecegimiz forvetlerine bu sürecte cok fazla sans tanimadi yine de...

Gaziantep, Galatasaray'in da izniyle geriye düstükten sonra topa daha cok sahip olan ve oyunu domine edermis gibi görünen tarafti. Ama ne yazikki benim gecen sene, Nurallah Saglam yönetmindeyken izledigim birkac mactaki daha kompakt ve daha iyi pas yapan Antep takimindan daha gerideydi, kalite olarak. Bu süre zarfinda da topa agirlikli olarak sahip olan taraf olsa da hicbir zaman esitligi yakalayabilecek bir görüntü yansitamiyordu...

Sonuc itibariyle özetlersek; Antep iyi oynamaya calisan, ama ayni zamanda sanki gecen seneki Antep'ten geriye gitmis bir takim oldugu hissini verdi.

Buna karsin Galatasaray ise, Besiktas ve Fenerbahce icinde lige en hazir ve performans olarak en yukarda giren takim oldugunu gösterdi... Mactan sonraki Rijkaard'in tüm ekibini kapida büyük bir heycanla ve mutlulukla sarilarak karsilamasi ise, takimin icinde bulundugu pozitif havanin ve coskunun ne derece yüksek oldugunu kanitlamaktaydi...

Sonntag, 9. August 2009

Bundesliga cok güzel cünkü;


Ingilizleri veyahut Ispanyollari yakindan takip etme imkânim maalesef yok. Italyanlari ise oldum bittim sevmem. Bundesliga'yi ise yakindan takip etme firsatina sahibim ve bundan büyük bir zevk duymaktayim...

Özel bir ligtir Bundesliga benim nazarimda... Cünkü, Bundesliga her seye ragmen, centilmenligi, adaleti, ahlâki, ilkeyi, prensipleri elden birakmamaya calisan insanlardan mütesekkildir diyebiliriz...

Somut bir örnek verelim. TRT sayesinde Türkiye'de de yakindan izleme sansina sahip futbolseverler. Hoffenheim'in ilk yarida kaydettigi bir gol, gol olarak deger kazanmadi. Daha sonra net bir sekilde cizgiyi gectigi görülen top icin, Hoffenheim tarafindan yapilan degerlendirmeler su sekildeydi:

'Hakemler bulundugu yerden göremediler pozisyonu. Kameralar yerlestirilmeden de bu sorunlain önüne gecmek mümkün olmayacak...'

Bu yanlis karadan istifade eden taraf ise sunlari söylüyordu:

Biz hep söylüyoruz cizgi kamera yerlestirilsin (Hoeness).
Evet top cizgi kesinlikle gecti (Lahm).
O sirada ben tabii ki farketmedim, ve topu cikarttim ama sonradan net bir sekilde görülüyor ki top cizgiyi gecmis (Rensing).

Bundesliga'nin su anda Ingiliz futbolunu talan etmekte olan petrol milyarderlerine gecit vermedigini, yayinci kurulusun maclari olaganüstü kalitede verdigini, küme düsmemeye oynayan Köln vs. gibi takimlarin dahi kombine satislarinin Fenerbahce'ninkinin üzerine ciktigini, seyircilerin her daim tribünleri doldurdugunu, stadyumlarin Avrupa standartlarinin da üzerinde oldugunu da eklemeden gecmemek lazim...

Bundesliga ile ilgili söylenebilecek bir baska husus da su: Bayern München'in bu ligin tartisilmaz en büyügü oldugunu biliyoruz... Ama buna karsin örnegin 2003-2004 sezonundan buyana, Bremen, Stuttgart, Wolfsburg gibi ligin degisik noktalarindan degisik statüdeki takimlarin sampiyonluga ulastigini görmekteyiz... Bunlarin disinda Hamburg, Leverkusen, Schalke gibi sampiyon olamiyor olsa da uzun süredir, her zaman zirveyi zorlayan takimlarin mevcut oldudugunu biliyoruz. Hoffenheim gibi süprizlere de her zaman kapisi aciktir Bundesliga'nin. Bu haliyle de lig bizlere her zaman cok heycanli ve cekismeli bir sezon vaat ediyor...

Avrupa Kupalarindan finale ulasamiyor olmalari Bundesliga'nin kalitesi ile ilgili süphelere yol acabilir. Buna ben katilmiyorum, zira, söz gelimi Ingiltere'nin Chelsea, Liverpool, Manu ve Arsenal'ini geride birakirsak, ligi besinci sirada bitiren takimlarinin hicbir tanesi Bundesliga'da 10. siranin üzerine cikacak seviyede degiller. Bu haliyle de bir hayli homojen ve kaliteli bir ligtir Bundesliga...

Ekonomik hususlarda da diger ülkelere kiyasla denetime cok acik ve belki de görecili olarak en "temiz"i dir... Örnegin Real Madrid'in veya Galatasaray'in kulübü borca sokan ve takimin gelecegini sikinti icinde birakacak transfer hamlelerinin Bundesliga'da olmasi cok söz konusu degildir.