Dienstag, 14. Juli 2009

2009-2010 Sezonunda Fenerbahce-I


Futbolseverler icin yaz dönemi transfer haberlerini takip etmek ve onlardan edindikleri ile takimlarininin gelecek sezonu üzerine ahkam kesmekle gecer... Bu husustan bahseden güzel bir yazi Papazin Cayiri'nda cikmis, okunmasi tavsiye edilir.

Bugün ben de Fenerbahce'nin önümüzdeki, ya da bu diyelim artik bilemiyorum; sezonda sahaya nasil cikacagi üzerine birseyler yazmak istiyorum...

Kendi kanaatim Daum'un daha birkac ay evveline kadar iki sezon üstüste Köln'de sahaya sürdügü dizilisi degistirmeyecegi yönünde... Ilginctir ki, o da aslinda Aragones'in Fenerbahce'sinin cok farkli degil,

yani:

4-2-3-1 gibi bir dizlisten bahsedebiliriz. O da eldeki oyuncular ve olasi transferlerle muhtemelen su sekilde vücud bulacaktir kendine.

Kalede elbette yine Volkan. Savunmanin sagi ve solu belli: Gökhan ve Carlos. Göbekteki isimlerden de birisi yine kesin: Bilica. Ama digeri sayet bir yabanci transfer edilirse veya Lugano ile yeniden anlasilirsa o olacak, ama o gelene kadar da Bekir olacaktir...

Orta sahanin göbeginde, yani klasik ve klise tabirler önlibero dedigimiz bölgede Daum'un da sadece kesici degil ayni zamanda top yapmayi, oyun acmayi, savunmadan aldigi topu ileri sürmeyi bilen oyunculari tercih edecegini düsünüyorum. Hatta eminim. Burda oynacak ilk isim, sezon basi hazirliklarini da kacirmadigi icin gelecek sezon adina kendisinden bir hayli ümitli oldugum Emre olacaktir. Onun yaninda ise Selcuk ve Deniz ikilisinden birine degil de, muhtemelen Aykut Kocaman'in Brezilya'dan getirdigi listeye göre transfer edilecek olan oyuncuya yer verilecektir.

Fenerbahce'nin su anda en kaotik ve nasil sekillenecegi belli olmayan hatti ise orta saha ile santrafor arasini domine eden üclü zincir... Bu üclü zincirin ortasindaki ismin tartismasiz Alex olacagini düsünüyorum, Daum bu hususta, en azindan benim icin tatli bir süprize yer vermeyecektir.

Onun sagi icin aday cok: Deivid, Kazim, Topuz, Özer... Formda bir Topuz'un, Özer'in de solda oynayacagini var sayarak digerlerinden bir adim önde olacagini düsünmek saniyorum cok acemice olmaz... Solunda ise dedigim gibi, Daum yine Deivid'i oynatabilir, Özer'i oynatabilir, hatta belki de oraya sol ayakli bir oyuncu almanin pesine düsebilir... Ama hicbir sartta Ugur'un ilkonbirde kendisine yer bulacagini düsünmemekteyim, belki de temennimin bunda etkisi var... Benim fikrim, Deivid veya Özer'den birisinin orda olacagi seklinde. Galiba Özer...

Zira Daum, o iki kenarda, Köln'den Vucicevic ve Ehret gibi iki tane cok hizli ve bilekleri cok yumsak isme teslim etmisti. Deivid de fluleli ama, Topuz veya Özer kadar delici degil, maalesef...

Hücumdaki isim ise Guiza'nin akibeti belli olmadigi icin henüz netlislik kazanmayacaktir... Sayet Guiza, Semih ikilisi ile girilirse sezona ve gecikmisliginden hareketle Guiza'ya bir takim cezalar verilip yedekte birakilmasina neden olunmazsa, onun Semih'ten daha avantajli olduguna inaniyorum o forma icin. Guiza gider de baska bir oyuncu alinirsa, bu sefer de o isim oynacaktir... Yani bizim genc Semih'e yine kulübe yolu gözükmekte...

Kadro seklinin böyle oldugunu tahmin ettigimiz takimin oyun sekli de yine gectigimiz sezondan büyük farkliliklar arz etmeyecektir...

Daum da Fenerbahce'yi, geriye yaslanan, yogun ve hizli paslarla ani hücumlara cikan bir takim olarak kurgulamaya calisacaktir. Yani en son böyle bir oyun oynuyordu FC Köln'de... Aragones'in de Fenerbahce'ye oynatmak istedigi bundan farkli bir sey degildi...

Ama Daum kendi teknik adamlik meziyetleri ile yani oyuncularla olan iliskisindeki müsbet taraflariyla Aragones'in oyunculardan alamadigi verimi ve performansi alacaktir... Yani Alex'ten Emre'ye, orta saha kenarlarinda oynayan oyunculardan beklere kadar, bireysel anlamda her bir futbolcunun performansi gecen sezona nazaran daha yüksek olacak ve bu da oyuna farklilik olacak yansiyacaktir.

Montag, 13. Juli 2009

Fenerbahce taraftarlari homurdaniyor


Haziran'in bilmem kacina verilen transfer sözlerine ragmen Temmuz'un ortalarina geldigimiz su tarihlerde Fenerbahce'nin yabanci transfer konusunda kücük bir asama dahi katetmemis olmasi hakli olarak taraftlari endiselendiriyor...

Son sezondaki performans ve uzun yillarin getirdigi eskimislikle birlikte taraftlarin Aziz Yildirim'a karsi artik eskisi kadar tolerans, sevgi ve güven beslemedikleri asikâr. Ezeli rakiplerden Galatasaray'in, önce teknik direktör ve yardimcisi arkasindan da Keita gibi gibi flas ve önemli transfer basarilarinin da bizim taraftarlar üzerinde yarattigi kiskaclik duygusunun bu homurdanmalarda etkisi elbette büyük...

Benim kanaatime gelirsek:

Ben yönetimin Haziran ayi tarihli verilmis transfer sözünün zaten sacma ve yersiz oldugunu düsünmekteydim... Önemli olan, iyi, faydali ve nokta transfer olmasi... Ne kadar erken geldiginin önemi yoktur, cünkü. Simdiye kadar adi gecen Poulsen vs. gibi isimlerin de bir oyalamadan ibaret oldugunu, esas alinacak ismin cok daha baska ve hic beklenmedik anda cikacagini düsünmektey(d)im.

".dim" diyorum burda ihtiyatli olarak cünkü, hakikaten de artik en azindan bir ismin kesinlesmesi gerekiyordu... birkac hafta sonra baslayacak olan lige, takimin sezon basi hazirlik kampina katilmamis olan bir isimle baslamasi bir hayli handikap demektir cünkü...

Artik itiraf etmek gerekiyor, Fenerbahce yönetimi dis transferde, icerde oldugu kadar basarili, etkili degil ve üstelik pek dogru secim de yapamiyor...

Fenerbahce'de basarili olamamis olabilir ama süphesiz Guiza iyi bir transferdir, ama diger taraftan ayni yönetim Josico gibi bir adami da transfer etmistir. Lugano, her seye ragmen iyidir, ama Edu gibi bir adami da alip gelebilmistir. Appiah'i kazandirmislardir bu takima, ama ne ilginctir ki, Maldonado'nun da iki yil bu seyircinin ödedigi komnine biletlerden ekmek yemesine vesile olmuslardir...

Yani aslinda dis transfer konusunda vasatin dahi üzerine cikmakta zorlanan bir yönetimimiz var diyebiliriz... Özellikle de Daum ayrildiktan sonra, oyuncu perspektifi cok yeterli olmayan Zico ve Aragones gibi teknik direktörlerle calisan Fenerbahce tüm yabanci transferleri kendi kendisine gerceklestirmek durumunda kalmis ve bu sayede garip menejerlerin tuzaklarina düsmekten kurtulamamistir...

Bu sezon ise simdiye kadar olan gelismeler maalesef pek ümit vermektedir...

Sonntag, 12. Juli 2009

90 Dakika ve Hincal Uluc'un hezeyanlari


Bilindigi gibi NTV'nin kult yapimi 90 Dakika'nin bitirilmesine karar verildi... Buna programin sac ayaklarindan biri olan Hincal Uluc cok öfkelenmis...

Her zamanki sacma sapan komplo teorilerini de ihmal etmemis elbette... Konuyla ilgili yazisinda Hincal Uluc önce Hasmet dostuna atifta bulunmus:

"...Haşmet geçen pazartesi harika bir yazı yazdı.. 'Forma giymiş patronlar' diye.. 'Yeni sezon başlarken, spor medyasında 'Kirli' bir temizlik başlayacak' diyerek.."

Ama esas gelmek istedigi noktayi arkasina saklamis:

"...Onunla bağlayarak dediler ki..
'NTV'nin bağlı olduğu Doğuş'un patronu Ferit Şahenk, maçlarda kendini kaybedecek kadar fanatik bir Fenerlidir. 90 Dakika ise, içlerindeki Fener gönüllüsü Mehmet Yılmaz dahil Aziz Yıldırım'ı fena eleştiriyor. Aziz baskı yaptı. Bitirtti..'..."

Tabii yazisinin gerisinde Hincal Uluc kurnazligi da elden birakmiyor... Kaynagi ne oldugu belli olmayan, muhtemelen ya o iyice eskimis beyninin hezeyanlarindan ya da bir masa arkadasinin sallamasindan hareketle, Aziz'in baski yaparak 90 dakika'yi bitittirdigi camurunu ortaya atiyor önce sonra da su lafi söyleyerek kendisi aradan siyrilmaya calisiyor:

"...İhtimal vermem..
Ferit Bey dostum.. NTV Yönetim Kurulu Başkanı ki, o da Fenerli'dir, Erman Yerdelen enseye tokat denecek ölçüde 40 yıllık arkadaşım.. Bunca yıldır program yapıyoruz.. Söylediklerimizden rahatsız olsalar, yahu şaka yollu ima ederler.. Hatırlamıyorum.. Hele Erman, tersine, hep alkışladı....."

Dostlariyla arasini acmiyor... Olaya ihtimal vermedigini söylüyr... Sonra da esas kizginliginin kaldirilmasina degil, kaldirilma sebebine oldugunu söylüyor:

"...Beni kızdıran, öfkelendiren, bitişin şekli..
12 yıldır "Gık" demeden, 500 program yapan Hıncal, işine son verildiğini Vatan gazetesinde okumamalıydı..
Biz, oradaki dostlarımız, Patron Şahenk, Yönetim Kurulu Başkanı Yerdelen, Genel Müdür Cem Aydın tarafından uğurlanmalıydık.. Haşmet'e, Mehmet'e ve bana, yayında birer çiçek verilerek teşekkür edilmeliydi..
Biz de, bu ekran cehenneminde 12 yıl arkamızda duran NTV yönetimine ve seyircilerimize teşekkür etmeli, el sallayıp veda etmeliydik....."

Sirf bu tarafini ele alirsak cok anlasilir, cok hakli itirazlar... Ama madem sikintin budur ne diye önce Hasmet'in karnindan konusmalarina yer veriyor, arkasindan da ne idügü belirsizlerin kusmuklarina yer veriyorsun kösende; Aziz baski yapti bitittirdi seklinde...

Hincal, kanalin programi kaldirma gerekcesini ise hic inandirici bulmamis üstelik:

"...Ekonomik kriz, NTV'yi de vurmuş.. Bizim program pahalı gelmiş. Yerine daha ucuzunu koyacaklarmış..

Ayip...."

Simdi bu parcalari altalta toplayalim yeniden:

1. Uluc, önce Hasmet'in yeni sezon öncesinde kulüb baskalarinin baskisiyla takim formasi giymis medya patronlarinin kanallarindan temizlige gidecegini söyledigi yazisina yer vermis...

2. Arkasindan da kimin söyledigi belli olmayan mide bulandirici bir kahvehane dedikodusunu ortaya atmis...

3. Sonra kendince patronu ve kanal yönetimindeki dostuyla olan iliskisini bozmamak adina onlara inandigini ve böyle bir iddiaya ihtimal vermedigini yazmis...

4. Ama ne hikmetse kanalin aciklamalarini da hic inandirici bulmamis... Sonra da dömeni yok aslinda ben bitirilmesine degil de bitirilis sekline kiziyorum diye ortaya karmakarisik, corba gibi bir yazi birakmis...

Madem derdin bitirilis sekli, o zaman ne Hasmet'in iddiasina gerek görürsün ne de o sacma sapan dedikoduyu yazmaya...

Ama hepimiz biliyoruz ki Uluc'un derdi bunlar degil... Onlar sadece kurnazlikla o cirkin ve igrenc iddianin pisliginin üzerine bulasmasini önleme cabasi... Yoksa aciktir ki, Galatasaraylilarin büyük bir cocungulu gibi Hincal Uluc da tüm medyayi Aziz Yildirim'in parmaginda oynattigina inanmak ister/ inanir..

-Sabah Gazetesi spor servisinin basinda hasta Galatasarayli Emrah Kayalioglu...
-Vatan Gazatesi spor servisinin basinda Galatasarayli Ibrahim Seten...
-Hurriyet Gazatesi spor servisinin basinda bir baska Galatasarayli Esat Yilmaer...
-NTV Spor'un basindaki isim Fuat Akdag, bildigim kadariyla Besiktasli...
-Zaman Gazetesi ezelden ebede Galatasaray sempatizanidir, biraz da Hocalarinin ve cemaatlerinin etkisiyle cünkü, o cemaat elemanlarinin zamaninda en fazla cöreklendigi yer idi Galatasaray...
-Haberturk'un basindaki isim Halil Özer'in de Galatasarayli oldugunu biliyoruz...

Bir tek Milliyet'in basindaki Cem Sengül ile iligli bir fikrim yok... Ama onun disinda gördügünüz gibi neredeyse bütün büyük medyanin spor servislerinin basinda Galatasarayli isimler var... Burdan tabii su yorum cikmasin; aslinda medya Galatasarayli...

Sunu soruyorum sadece: Bu nasil Aziz Yildirim etkisidir ki, spor servislerinin basindaki isimlerin cogunlugu Galatasarayli?

Bayern'in rekor transferleri

1. Mario Gomez:

Bu sezon itibariye VFB Suttgart'tan, Bayern'e gecen futbolcu. Bedeli 30 Milyon euro. Bu bedelle, Bayern'in tarihindeki en yüksek fiyatla trasnfer edilen oyuncu ünvanini da elinde bulunduruyor... Bu paraya degil, bunun yarisina bile degmez, benim nazarimda o ayri...


2. Frank Ribery:

Öyle tahmin ediyorum hala Galatasaraylilarin icine oturuyordur onunla ilgili bir haber gördüklerinde... Nasil olmasin; su anda rekor ücretle bir büyükten digerine gecmesi tartisiliyor... Ribery, bu seneye kadar Bayern'in yaptigi uluslararasi anlamda en kalibreli ve degerli trasnferdi... Ve ona ödenen bonservis bedelinin de son kurusuna kadar manasiz olmadigini kanitladi... Özellikle ilk sezonunda yaptiklariyla...


3. Roy Makaay:

2003-2004 sezonunda geldi ilk Bayern'e... Dep. La Coruna'dan... Derlerki ondan bir sezon evvel Sampiyonlar Ligi'nde gruplarda karsilasan Deportivo ile Bayern eslesmelerinde Deportivo'nun iki mactan da üstünlük saglayarak ayrilmasinda cok büyük payi olan Makaay ta o zaman Bayern'lilerin aklini celmistir... Kendisi de daha sonra Bayern'in uluslararasi basariya yeniden dönüs emeline ulasmasinda yardimci olamadi ama, ligte gösterdigi performansla o da Ribery gibi o parayi hakedenlerdendi süphesiz....



4. Miroslav Klose:

2007'de Bremen'den 17 Milyon euroya geldi... Bu seneki yasadigi sakatliga kadar da oldukca iyi bir performans gösterdi... Yani kendisinden sikayet edilemez... Bu sezon da, Van Gaal'in, Gomez ile birlikte onu sahaya sürecegi ve bu eslemeden dolayi Toni'nin disarda kalacagi söylenir... Bakalim görelim.



5. Breno:


Tam adini bilmiyorum, önemli de degil... O da 2007'de takima katilanlardan. 12 Milyon euroluk bonservis ücretiyle listede besinci sirada... Ondan ilerde yeni bir Lucio olmasini bekliyorlardi... Ama simdiye kadarki performansiyla tam bir hayal kirikligindan öteye gidemedi... Galiba bu ona taninacak son sezon hak olacak... Bu sezon da o ilerlemeyi gösteremezse kapinin önüne konmasi muhtemel...



6. Lucio:

O da ülke- ve mevkidasi Breno gibi 12 Milyon euroya, Leverkusen'den gelmisti... 2004'de... Galiba ondan kimse sikayetci olamaz... Ama o habire sikayet ediyor bir takim seylerden... Yeni bir söylenti de Van Gaal'in kendisini onbir disinda tutmak istedigi, bu yüzden de zaten iki de bir Italya'ya gitmek istiyorum Almanya'da kislari soguk ve aksamlari cok cabuk oluyor diyen Lucio'nun Inter'e transfer olabilecegi söyleniyor...



7. Luca Toni:

2007'deki dönüsümün ürünlerinden biri de Luca Toni... Florenz'den 11 Milyon € gibi o zamanlarki transfer calkantilarina tezat olacak sekilde mütevazi bir ücretle transfer olmustu... Futbolcugunu sevmem... Ama geldi geleli Bayern icin iyi isler yapti, bunu da inkar edemem... Özellikle Hitzfeld döneminde, Klose ve Ribery gibi elde edilen dublede onun da cok büyük payi vardi... Bu sene takimda bir kalcak olmasi süpheli....




8. Marcell Jansen:

Houness gibi bir kurt nasil böyle bir hata yapabilir ve Jansen gibi bir kazmaya 10 milyon € bonservis öder akil alir gibi degil... Gerci Houness'i de büyütmemek lazim... Podolski, Breno, Haschemian, Schlaudraff vs gibi yiginla hatalli transfere imza atmis bir isimdir kendisi...




9. Van Buyten:

Jansen'den bir szeon evvel ama ayni fiyata takima kazandirilan isim. Hamburg'tan alinsmiti... Breno veya Jansen'e söylenebilecek olumsuz seyleri onun icin söylemek pek mümkün degil... Kanimca oldukca faydali oldu takimina ve hala olmakta, her zaman oynayamiyorsa da...



10. Podolski:

Bu cocugu da 10 milyon € verdi Bayern... Gerci zarar etmedi ayni fiyata yeniden satti Köln'e... Köln de tüm varigini yogunu bu oyuncuya yatirdigi icin simdi kapi kapi dilenip bütce ayarlama pesinde... Daum da bu zavallilik durumundan kacti ya zaten Köln'den...

Bir anektod: Yillar evvel Daum Podolski'yi takima alalim dediginde "o da kim" diye itiraz eden Aziz Yildirim'in futbol bilgisini kücümsemeyelim derdim... Podolski transferine izin vermeyerek en azindan, benim gönlümü caldi!



11. Ze Roberto:

2002'de, yine Leverkusen'den, Ballack ile birlikte gelmisti Bayern'e... Maliyeti 9,5 milyon € idi... Sampiyonlar Ligi finali oynamis takimin oyuncusunun o zamanlar simdikiyle kiyaslandiginda mütevazi kalacak ücreti futbol piyasasinin ekonomik anlamda ne kadar sacma sapan bir boyuta dogru gittigini gösteriyor... O zaman SL finali oynamis Ze Roberto 9,5 milyon €, simdi uluslararasi hicbir degeri olmayan yerel gol krali Gomez 30 milyon €...



12. Sebastian Deisler:

Bunun kadar talihsiz futbolcu azdir yer yüzünde.... Ondan Almanya'nin gelmis gecmis en büyük futbolcularindan birisi olmasi beklenirken, o bir türl sakatliktan cikip futbol oynayamamistir... Depresyon nedeniyle psikiatri kliniginde yatmisligi bile var ki, herhalde futbol dünyasinda esi benzeri yok böyle bir durumun.... 2002'de 9 milyon € ya gelmisti o da... Berlin'den..



13. Claudio Pizzaro:

Bayern'in Bundesliga parlar parlamaz kendisine devsirdigi oyunculardan bir tanesi de perulu yildir Pizzaro. Simdi Chelsea'nin oyuncusu... O vakit, yani 2001'de 8 milyon € ya Bremen'den gelmisti...


14. Valerien Ismael:

Bir Bremen tarlasi mahsulu daha... Klose, Pizarro vs gibi... Ismael 2005'de gelmisti Bayern'e... 8 Milyon €. Saniyorum Magaht döneminin oyuncusu... Beklenini veremedi elbette ama bundan o zamanlar yasadigi uzun boylu sakatliklarin da etkisi vardi...



15. Robert Kovac:

Tarih 2001.. Bayern, Sampiyonlar Ligi'ni kaldirmis... Bundan iki sezon evvel de final oynamis... Ve bunlarin üzerine bir transfer, Leverkusen'den Robert Kovac, bir savunma oyuncusu Bayern'e trasnfer oluyor... Bonsevirsi 7,5 milyon €... Ve esas süpriz bir defe SL kazanmis bir kere de final oynamis takimin birden bire tarihinin en pahali transferi oluyor bu bonservis ücretiyle... Cok ilginc.

Romantik Kanarya'dan bir alinti: Kemalettin Sentürk



Romantik Kanaryalar blogunda arkadasimiz güzel bir Kemalletin Sentürk yazisi yazmis...

Kemalettin'in oyun tarzi, kimligi; her zaman ayricalikli olmustur, yasadigi futbol döneminde etrafindakilere kiyasla... Dönemin Fenerbahce'sinde Uche-Hogh ile kurulmus saglam savunmanin önündeki güclü onliberodur ve saniyorum Türkiye'deki modern anlamda ilk önlibero yine kendisidir... Böyle bir isim icin simdiye kadar herhangi bir post girmeyi akil etmemis olmak benim ayibim olsun ve bu ayibi bana hatirlatan Romantik Kanaryalar bloguna selam olsun, gerisi onun eseri cünkü:

90'lı yılların çilekeş takımında çubuklunun en çok yakıştığı , en şık abilerimizdendi Kemo. Üstün yetenekleri ile olmasa da tekmeye kafa sokan, ısıran, tuttuğunu koparan; emek yoksa ekmek yok şiarıyla 90 dakika soluklanmadan oynardı. 3 yıl üstüste şampiyonluk sözüyle bit pazarına trilyonluk nur yağdırırken, rakibini öpen Kemalettin ne giderdi şimdi, Rakı yanına buz gibi kavun. Kemalettin Şentürk'ü benzerlerinden, çağdaşlarından, meslektaşlarından (Şabanlar, Şaşlar, Sergenler) ayırmam Televole sayesinde olmuştu. Futbolcuların evlerini TV'ye açtıkları dönemde mütevazi evinin zengin kütüphanesi önünde "saçlarına yıldız düşmüş koparma anne" dediğinde mest etmişti beni. Sonrasında İP'nin Atsız'a bu denli yaklaşmadığı dönemlerde, gazete ilanlarında Kemalettin Şentürk (FB'li futbolcu) ilanları ile irkildik. Artık iyiden iyiye çemberin dışına çıkan Kemo Nijeryalı kankası Uche'nin Türk vatandaşlığına geçeceği dönemde bir kez daha araya girdi topu kaptı. Hacı Uluç olarak belirlenen ismi beğenmeyip, "Deniz koydu adını..." Aynı Deniz Uygar bir Ebru Gündeş klibinde oynayınca ben de Ahmet Kaya klibinde oynarım diyerek Fenerbahçe formasıyla son kez bindirdi sol kanattan.Bir görünüp bir kaybolarak geçti kalan futbol hayatı. önce Gaffar Okan'ın Diyarbakır'ında eski Antepli B.Hasan'la siyasi bir kavgaya tutuştu saha ortasında. Akabinde Ege'nin karşı kıyısında " sakallı bir resimdi ne kadar mütebessimdi" edasında göründü elbette halkların ve uzonun rakının kardeşliğinden kelam ederken... Sessiz sedasız bıraktı futbolu diyorduk ki Artvin'in başkalaşmış ilçesi Hopaspor'a transfreini gördük gazetelerde sana da bu yakışırdı dedik. Mücadelesi hiç bitmedi Kemo'nun , yorumculuğunu gördük nadir de olsa, diğer futbolcu eskileri gibi 4 3 3 , 4 4 2 derdine düşmedi, diğer topçu eskileri gibi biz kopenhagdayken , torinodayken mavalları okumadı, sporcuların örgütlenmesi ve sendikalaşması üzerinde durdu. O'nu son görüşümüz de böyle oldu. Kemalettin saha dışında saha içinden çok daha renkli, istikrarlı oldu belki ama yeşil sahalardan da işgal edilmiş Filistin topraklarında kaldırdığı zafer işareti, adaleti ne öte dünyaya ne hakeme bırakan bir öfke ve de Hayrettin'e attığı güzel bir kafa golü bıraktı geriye... "Yani kısacası benim güzel annem..." Kemalettin Şentürk çıkarıp yüreğini ortaya koyan bir adam oldu vesselam...

Freitag, 10. Juli 2009

"Daum uluslararasi mücadeleyle ilgilenmez"

Daum geldikten sonra yazilan iki yazi dikkatimi cekti... Bunlardan oldukca iyi niyetli oldugunu düsündügüm Ugur Meleke imzali olaninda yazar, her zamanki gibi iyice istatistik icerisine batirdigi yazisini okuyucunun basindan asgiya bosaltirken Daum'un kariyerinden özetle bashsetmis ve yazisini 'liglerde iyi performans gösterirken, o takimlarla ciktigi hicbir Avrupa kupasi serüveninde sonuca ulasamamis' iskeletinin üzerine otutturmaya calismis:


"...Daum’un çalıştırdığı 6 farklı takımın (Köln’le ikinci lig macerasını da sayarsak) 5’ini şampiyon yapması tesadüfi bir başarı olamayacağı gibi, Avrupa’da 20 yıla dayanan bir makus talih hikayesi yazması da herhalde tesadüf olamaz. Belli ki Daum çok iyi takımlar kuruyor, kurduğu ekipler hızla lig şampiyonluğunun güçlü adayı oluyor ama Avrupa başarısı için yeterli gelmiyor bir türlü..."






Ve yazar kendince bunun aciklamasini Aziz Yildirim'in demeclerinde bulmus:

"...Ama CNN Türk’te 3. Devre’de açıklamalarını dinlediğim FB Başkanı Yıldırım’ın beklentisi de Avrupa’da başarı değil zaten...."

Bunun cok daha yetersiz, cok daha cürük argümanlar üzerine kurulmus olan yazisinda Mehmet Demirkol ise cok daha direk:

"...Yıldırım yönetiminin 10 yıl önce koyduğu hedefler (Avrupa'da Sampiyonluk hedeflerini kastediyor) Daum’un peşinde olduğu hedefler değil. Daum, Yıldırım’ın son kongre öncesi koyduğu hedeflerin adamı. Lig şampiyonluklarının... İki hafta önce yazmıştım, tekrar ediyorum: Daum uluslararası hedefleri önemsemez. Lig şampiyonluğunun eninde sonunda her şey olduğunu bilir. Ve bu hedefe kilitlenir..."

"Daum uluslararasi hedefleri önemsemez"

Tüylerim diken diken oluyor bu cümleyi okudugumda hala... Ama Hincal Uluc'un tahtina gözünü diktigini coktantir bildigimiz Demirkol'un böyle hicbir somut veriye dayanmayan ama ayni zamanda oldukca spekülatif olma cabasindaki iddialarina alisigiz... O yüzden de cok sasirtici degil elbette.

Yukarda da yazdigim gibi Ugur Meleke'ninki iyi niyetli bir yazi, cünkü o kendince belirli bir takim temmellere (o cok sevdigi istatistiklerine) dayandiriyor iddiasini ve burdan hareketle Daum'un basirili olma ihtimalinin yüksek olmadigi sonuca variyor... Beriki-Demirkol- gibi Daum'un bilerek, isteyerek, bu yolu sectigini iddia etmiyor...

Demirkol ayni yazisinda Daum'a karsi olan sebebini bilemedigimiz öfkesinden (ki kendisini Denizli döneminden beri takip ederim ve o günden bugüne hicbir Fenerbahce teknik adamina sicak bir yaklasim göstermemis, elestirilerinde onlari anlamaya hicbir sekilde calismamistir) mütevellit cesitli ithamlarda bulunmaya devam ediyor:

"...Daum’un, Austria Wien’i nasıl bir yatırımın ortasında terk ettiğini de hatırlayabilmek gerekir. Ligin ilk maçında ısrarla istediği Enke’nin, Aykut Kocaman’ın İstanbulspor’u karşısında eriyişini ve onun Almanya’nın o dönemki en ümit vaat eden kalecisinin arkasında duramayışını da hatırlamak gerekir. Şimdi tıpkı Wien’i bıraktığı gibi şok bir kararla, Köln’ü büyük bir yatırımın ortasında bırakıp Fenerbahçe’nin başına geldi...."

Wien'i bilemicem, o yüzden yorum yapmak istemiyorum... Enke olayinda ise Daum'un cok fazla suclanamayacagini düsünmekteyim, onu da gecelim... Köln'ü büyük bir yatirimin ortasinda birakip Fenerbahce'ye geldi iddiasi üzerinde ise söyleceklerim elbette var:



Köln hic de öyle Demirkol'un iddia ettigi gibi büyük bir yatirimin icinde degildi su anda... Demirkol cok yakindan takip etmedigi belli olan Köln'ün Podolski transferiyle büyük yatirimlar icinde oldugu sanrisina kapilmis anlasilan. Halbuki Daum, tam da Köln'ün yaptigi yatirimlarin yetersizligi yüzünden, bir tek Podolski'nin birakin yukarilara tirmanmayi kümede kalmak icin bile yeterli olamayabilecegini cok iyi bilmesinden; tam da Demirkol'un yukardaki agir ithamini yerle bir edecek bir nedenden, uluslararasi seviyede mücadele edebilme isteginden ötürü Köln'ü birakip Fenerbahce'ye gelmistir...

Daum, begeniriz veya begenmeyiz o ayri konu, ama kendisi hirsiyle, her zaman kendisinden bahsettirme azmiyle, mücadeleciligiyle hepimizin kabul edecegi gibi ünlüdür... Böyle bir adama Avrupa'da basarili olmak gibi bir hedef pesinde kosmaz demek, düpedüz haksizliktir, hatta ayiptir..

Donnerstag, 9. Juli 2009

Tim Borowski


Ugur Meleke ve Demirkol'un piyasaya sürmeye calistigi, "Daum Avrupa'da basarili olmayi asla hedeflemez, o yolda mücadele etmez" hükmüyle ilgili yazacaklarim biraz daha bekleyebilir....

Yerli medyada yer alan Tim Borowski'nin Fenerbahce'ye gelisiyle ilgili söylentilere yer verebiliriz öncelikle...

Ajansspor, "Sport 1.de" ki bu site ayni zamanda DSF adli Alman spor kanalina aittir; Aziz Yildirim'in ekstra Borowski'yi almak icin Münih'e geldigini yazdigini söylemis... Sport 1'in sayfasina girdim baktim, yok böyle bir haber... En azindan ben bulamadim...

Baska Alman medyasinda var mi diye göz attigimda ise, Bild'de bu söylentiye yer verildigini gördüm... Onlar da söylentiyi bir baska Alman sitesi olan Transfermarkt.de'ye dayandirmislardi... Sonra tabii ki, transfermarkt.de'de aldim solugu... Onlar da Ajansspor'a atif yapmislardi...

Yani basladigim yere geri dönmüs, kaynaga ulasma konusunda saglikli bir sonuca varamamistim... Haberin saglimligi acisindan hicbir fikir yürütemeyecegim...

Ama, Borowski'nin Bayern'de gelecegi olmadigini ve takimdan bu sene ayrilacak oyunculardan bir tanesi oldugunu söylebilirim... 5 milyon euro'luk bir ücret de hic fena olmaz hani, Bayern icin... Fenerbahce'ye gelmesini ister miyim pekii; hem de nasil...

Mittwoch, 8. Juli 2009

Daum reloaded


Ikinci Daum dönemi baslamadan evvel konuyla ilgili birseyler söylemek elbette sart... Ama ayni yazinin icine, Daum ülkeye ayak basar basmaz, önce Ugur Meleke, arkasindan da Demirkol'un piyasaya sürmeye ve insanlara ezberletmeye calistigi malum "Daum uluslararasi basari pesinde kosmaz" iddiasinin da üzerinde durmak elzem...

Öncelik, elbette ikinci Daum döneminin neler ifade ettigindedir...

Hic uzatmadan söyleyecegim: Daum'un gelisi beni hic mi hic heycanlandirmadi, mutlu etmedi... Ona, yani teknik adamligina güvenmedigimden degil... Aksine fevkalade iyi bir teknik adam oldugundan, garanti bir basari demek oldugundan hic süphe duymuyorum... O halde nedir bu heycansizligin, mutsuzlugun temeli? Üc eksende ele almak lazim bunun cevabini.

1. Daum, yeni hicbir sey vaad etmiyor... Yani Daum'la birlikte bizi nelerin bekledigini, takimin nasil dizilecegini, ne tarz bir futbol oynacagini; kisacasi futbol anlaminda bize neler sunacagini cok iyi biliyoruz, en azindan tahmin edebiliyoruz... Heycan ise, bilinmeyen denizlerin sularinda daha kolay örgütlenen bir duygudur... Daum kalibresinde ama daha evvel herhangi bir sekilde yakindan tanisma sansina erisemedigimiz bir hoca olsaydi su anda Fenerbahce'nin basinda, yaratacagi heycan da ona paralel olarak daha büyük olurdu...

2. Yukardaki paragrafta özetlediklerimden bagimsiz bambaska bir düzlemde Daum'un gelisinin bende olusturdugu bir kayitsizlik duygusundan bahsedebiliriz yine... Bunun nedeni de Daum'un sahsiyetinde sakli. Her ne kadar teknik adamligi icin olumsuz seyler söylemesem de, ayni seyi kendisinin karakteri icin söyleyemem. Her seyden evvel, korkunc derecede egosu siskin, son derece gecimsiz ve huysuz, pragmatizmden ilkelere asla yer birakmayan; velhasil nerdeyse her bir karakteristiki özelligi ile benden fersah fersah uzak olmasini temenni edebilecegim bir figür karsimda; nasil bundan heycan duyabilirim ki...

"Huzur bulmak icin Sultan Ahmet'e giderim, burda kendimi cok iyi hissediyorum" gibi sözleri, bilmedigi halde Istiklal Marsi'ni söylüyormus gibi dudaklarini kipirdatmasi, imza töreninde Türkce "Aziz Yildirim büyük baskan" komiklikleri ile sig bir popülizme tenezzül edebilen bir karakteri var onun...

3. Son olarak da Daum'un her ne kadar isini iyi yapan bir teknik adam olsa da, tam manasiyla teknik adamlik dilinden hoslandigimi söyleyemem...

Mesela kadroyu ne kadar genis tutarsak tutalim, Daum, belirli bir takim rotasyonlarla kadronun genisliginden faydanlanacak birisi degildir... Cünkü o, Türkiye'de sampiyon olmazsa ipinin cekilecegini cok iyi bilir... Kadroda rostayona giderek kaybedecek puana tahammülü olmaz... Mecbur kalmadikca, birkac hafta pespese puan kayiplari yasamadigi müddetce sonuca gittigi onbiri hicbir zaman bozmaz...

Ayni sekilde Daum, sahada sonuca gitmesine yardimci oldugu müddetce bazi oyuncularinin disiplinsizliklerine göz yumacaktir, kimi bazilarini-özel olanlarini, Alex gibi- digerlerinden ayri yere koyacak ve burda yarattigi adaletsizlik duygusu onu hic ilgilendirmeyecektir... Nitekim, Alex efendi keyfi öyle istedi diye kampa diger arkadaslarindan bilmem kac gün gec katilir, sevgili Aykut Kocaman, "söyleyecek bir sey yok, takimin kaptaninin su anda burda olmasi gerekirdi diye düsünüyorum" der, buna karsin Daum, beyefendiyi hemen takimla calistirmaya baslatip bir de üstüne, "Alex, kendi basina calismalar yaptigi icin su anda takimla birlikte calismasinda sakinca yok" gibilerinden cocuklarin bile gülecegi bir aciklama yapar... Normal zamanlarda bile calismayan Alex, tatilde calisacak, öyle mi?

Fenerbahce'ye geldiginden bu yana faydasi kadar zarari da dokunan Alex, yeniden takimin vazgecilmezi olacaktir maalesef...

Bütün bu sebepleri topladigimizda ise maalesef yekun olarak karsimiza, en azindan benim icin, sevinilecek pek birsey cikmiyor.

Sonntag, 5. Juli 2009

Fikr-i Takip

Daum'un Fenerbahce'ye dönmesi üzerine, blog arsivleri arasindan daha evvel konuyla ilintili yazdigim bazi yazilarin ortaya cikartilmasi ve iceriginin irdelenmesi gerekiyor, yazi namusu bunu gerektiriyor...

Daum'un Fenerbahce yeniden dönmesi ile ilgili haber sezon ortasindan itibaren hep yapilmaktaydi... Bunlardan bir tanesi de Star Gazetesinin haberiydi... Ben de bu haberi elestirmistim, bu blogta... Haberin icerisinde gecenlere degil de, daha cok gazetenin bu haberin Express'ten alindigi iddiasina itiraz etmistim... Cünkü Express'te o vakit öyle bir haber yoktu...

Bununla kalmadi elbette... Neden sonra Daum, Express'e konuk oldu ve bir röportaj verdi. O röportajin özetini de yine blogta aktarmistim. O özetin icinde röoprtajin orjinal linkine de yer vermistim... Röportajda Daum sunlari söylüyordu:

Express'in sorusu: Sie werden dann auch nächstes Jahr beim FC bleiben?

Daum'un cevabi: Ich bleibe. Davon können Sie zu100 Prozent ausgehen. Ich will da keine Fragezeichen im Raum stehen lassen.

Türkcesi, yukarda linkini verdigim postta da bulabilirsiniz, söyle: O halde gelecek sezon da FC'de kaliyorsunuz? Cevap: Evet kaliyorum. Bundan yüzde 100 emin olabilirsiniz. Bu konuyla ilgili herhangi bir soru isareti birakmak istemiyorum.

Tabii Daum'un agzindan bu derece kesin cevaplari duyunca ben de yukarda bahsettigim o postta Star Gazetesini yeniden elestirmistim... Halbuki zaman, Star Gazetesini degil, bizi haksiz cikartti... Daum, sadece bizleri degil, almanlari da kandirmis... Yalan söylemis.

Tabii buna bu kadar da sasirmadigimi söylemeliyim... Cünkü linkini verecegim son postumda bu hususa baska sekilde yaklasmistim...

Daum Fenerbahce'ye gelmesi ne kadar olasi temali postta, Aragones'in Fenerbahce'deki kötü performansi nedeniyle cikan teknik adam söylentilerine deginmis, bu isimlerden biri olan Daum'un Alman basinina Fenerbahce soruldugunda kesin bir dille böyle bir olasiligi reddetmedigini yazmistim.

Ve posttu su cümlelerle bitirmistim:

"Saniyorum Daum'un bu olayla ilgili düsünceleri önümüzdeki aylarda kesinlik kazanacak... Bunda da en önemli etken, FC. Koeln kulübünün gelecek sezon icin Daum'un önüne nasil bir plan koyacagiyla direk bagli... Sadece Podolski ile kapanirsa Köln acisindan gelecek sezon yatirimlari, Daum'un Fenerbahce'ye gelecegine kesin gözüyle bakabiliriz..."

Savasan Fenerbahce


Kulaga cok hos geliyor, savasci sifati Fenerbahce'nin önüne gelince... Hele hele benim gibi futbolun ince ve zerafet taraflari degil de, fizik, güc, taktik ve kondisyon tarafiyla daha cok ilgilenen; yani Barcelona-Chelsea kiyasinda her zaman Chelsea'yi tercih eden birisi icin cok daha eglendirici bir laf...



Aziz Yildirim böyle bir takim kuracagini söylüyor. Bakin Fanatik'e ne demis:

“Takımda kalacak futbolcularla konuştum. Söylediklerim çok netti: Rakipleri öpecek ve üç yıl üst üste şampiyon olacak bir takım kurmak istiyoruz. Siz bu savaşan ekip içinde olacak mısınız? Evet diyorsanız başımın üstünde yeriniz var. Yoksa şimdiden çekip, gidin. Yeni transfer ettiğimiz ve edeceğimiz futbolcular da bu kafada olacak. Önümüzdeki sezon 90 dakika savaşıp, rakiplerine korku saçan bir Fenerbahçe izleyeceğiz...."


Ilginc... Hangi futbolcu kendisine "bu sezon böyle bir takim kuruyoruz, var misin" dendiginde, "yok ben yatmayi düsünüyordum" diyecek ki? Ne mantigi var böyle bir diyalogun, anlamis degilim...

Mesela, Yildirim Alex'e gitti ve dedi bu laflari...

Ne diyecek Alex, 'baska ben yine iki sezon önceki Galatasaray ile yaptigimiz sampiyonluk macinda macta 1-0 gerideyken, ve berabere bile kalsak sampiyonluk adina cok büyük bir avantaj elde edecekken, kullandigim bir serbest vurusta, Galatasaray savunmasinin yeniden bana dogru uzaklastirdigi topu topa benden cok daha uzak Hakan savunmadan deli gibi kosup almaya gelirken ben aval aval elim belimde onu seyredecegim' mi diyecekti?

Achille Emana


Transfer söylentileri bu ismin etrafinda dolasmaya basladigi anda heycanlandim birden. Cünkü cok begenirim kendisini...

Aziz Yildirim'in deli gibi calisan bir takim kuracaginiz hedefine ziyadesiyle uygun bir isim... Amma velakin kendisi tam manasiyla bir libero degil. Mehmet Demirkol'un da Milliyet'e söyledigi gibi esasinda Appiah'a daha benzer... Daha hücuma dönük bir ortasaha oyuncusu... Demirkol Schalke'nin istediginden bahsetmis... Benim bildigim kadariyla da Stuttgart da ilgileniyor kendisiyle... Schalke'den haberim yoktu..

Not: Haberde, Sebastien Thierry diye bir isimden bahsedilmis. Oyuncunun adi oymus gibi... Orda hata var saniyorum, bildigim kadariyla Thierry menejerin ismi.

Samstag, 4. Juli 2009

Bilica ve söylentiler


Spor basinimizda söyle bir gelenek var. Transfer dönemini mesgul etmis, büyüklerden birine transfer olan önemli bir ismin hakkinda cesitli spekülatif haberler yapilir...

Haberler cok zaman iyi niyetli olmayan, ses cikartma gayesi gütmekle birlikte, bozucu etkisi olmasi beklenen art niyetli ürünlerdir... Bozucu etkiden kastim, yapilan transferin cakasina, olumluluguna gölge düsürme cabasi...

Mesela transfer olan oyuncunun olasi "gay"lik durumu cok önemli bir malzemedir... Gecen sene Baros'un yayinlanan cesitli ciplak fotograflarinin da bunu ima etmekten baska gayesi yoktu... Guti diyelim transfer olacak olsa, yazilacak olan ilk konular yine onun bir barda bir erkekle öpüsürken yakalanmis olmasi olacak... Bilica ile ilgili de benzeri bir haber/ söylenti cikti...

Glatasaray'in eski topcusu Capone ile halvet olurken basildiklarini yaziyordu sagda solda... Brezilya'nin zamaninda bu haberlerle calkalandigini yazdilar... Is bununla bitmedi, gecen sene hic gündeme gelmeyen Bilica'nin Sivasspor'da antremanlara sarhos geldigini yazdilar... Bir ara devre arasi tatilinde mi ne, ayrildigi esinin nafakasini ödemedigi icin havaalaninda tutuklandiginindan bahsettiler... Efendim sonra kendisinin simdiye kadar- Sivaspor disinda- oynadigi bütün takimlarin küme düsütünü söylediler...

Simdi sormak isterim, bu söylentiler/ haberler neden Bilica Sivaspor formasi giyerken sürülmedi piyasaya?

Sormaya devam ediyorum: Bilica'nin oynadigi takimlarin küme düsmüs olmasi onun futbolculuk kalitesi hakkinda bize ne kadar fikir verebilir? Podolski Bayern'e 10 milyon euroya transfer oldugunda Köln küme düsmüstü... Sonralari Liverpool formasina kadar uzanmis Voronin de Köln küme düstükten sonra Leverkusen'e gecmisti... Daum'un üstün teknik adamlik performansi devrede olmasa gectigimiz sezon düsmüs olmasi hic de süpriz olmayacak savunmasindaki Geromel'in oynadigini unutmayalim... Geromel'i anlatmaya gerek var mi? Kil payi kümede kalan Gladbach'tan Marin'in Bremen'e gecmesine ne demeli?

Bizim ligimizde Taner Gülleri diye bir oyuncu gecti gecen sezon... Kocaelispor küme düstü, ama söyler misiniz zirvede dolasan, Trabzonspor, Sivaspor, Fenerbahce gibi takimlardan hangisinin golcüsü ondan daha yüksek gol yüzdesi ve son vurusu basari ile oynadi?

Cocuklarinin nafakasinin ödenmemesi neden haber degeri tasiyor? Ya da söyle sorayim; bu durum Bilica'nin futbolculuk kalitesi üzerine ne söylüyor?

Bilica, Fenerbahce'nin bu sezon yaptigi en büyük transferdir... Simdiye kadar olanlari icinde. Giden Lugano'dan da daha iyidir, neden Fenerbahce oynadigini hala anyalamadigim Edu'dan da... Bu sezon sonunda oynayacagi futbolla da takimin en faydali isimlerinden birisi olacagi kesin... Bu yazilari yazanlar da o zamanlar utanmayacaklar elbette yazdiklarindan.

Donnerstag, 21. Mai 2009

Birzamanlar Van Gaal!

Hakedilmis zafer!


Kadiköy'deki yapilan Son UEFA kupasi finalinden zaferle ayrilan taraf herkesin hakkini teslim ettigi üzre Shaktar Donetsk oldu...

Medyada cikan, "hah iste görünüz mü bizm kovdugumuz adam UEFA yi aldi" tantanasinin disinda Shaktar'in ve kupanin üzerine cok fazla birseyler okuma sansi edinemedik... Halbuki Lucescu 5 yillik emek sonucunda ulasti buralara... Üstelik de Shaktar'in bu 5 senelik sürec icerisinde harcadigi paranin miktari az-buz da degil... Simdi bize vaaz cekip kafa sisiren bu basinin onun Türkiye'de 5 sezon calismasina ne kadar yardimci olacaklari tartismalidir halbuki... Sampiyon olamayacagi ilk sezonda gönderilmesi gündeme gelirken taraftar ve yönetim tarafindan medya da onu coktan idam sehpasina yatirmis olurdu... Simdi gelsin yine aynisi yaparlar...

Werder benim sempatimi kazanmis bir takim... Macta da tuttugum taraf haliyle Bremen'di... Lakin macin bastan sona hakimi ve rakibine futbol dersi veren tarafi Shaktar idi; bunu itiraf etmeliyim... Bremen, Diego ve Almeida'nin eksikligini cok hissetti... Onlar olsaydi bu kadar mahkum oynamazdi, belki kupayi da aalabilirdi, ama bu yine de Shaktar'in takim futbolu anlaminda Bremen'den birkac vites üstün oldugu gercegini degistirmezdi... Sadece kale önünde biraz yetersiz idiler...

Simdi bakalim Lucesu ile kim ilgilenecek bizim takimlardan... Galiba Galatasaray yakin o isme... Lucescu ne kadar yakin; bilmiyorum... Benim gönlüm Fener'in basinda onu görmekten yana, ama Fenerbahce orali degil... En azindan öyle görünüyor...

Yaptigi artislikle önce kupada elenen arkasindan da ligteki sampiyonluk avantajini yitiren (oh olsun!) Gerets bu aralar "out", simdi "in" UEFA'yi kaldirdigi icin Lucescu... CSKA'yi sampiyon yaparsa Zico da girecek o potaya... Bu isimler alacak artik basinda teknik adami adaylari yerini...

Samstag, 16. Mai 2009

Van Gaal'in Bayern serüveni baslarken



Bir süredir Van Gaal ile ilgilendigi Bayern'in bilinmekteydi... Bu blogta da saniyorum bir tane post bu konuyla ilgili girilmisti... Gecen hafta ise bu sürec kesinlesti ve Van Gaal Bayern'in gelecek sezondaki hocasi olacagini söyledi...

Tabii simdi merak edilen husus, bunun yani bu birlikteligin neler getirecegi... Bunu elbette simdiden bilmek mümkün olamaz... Sadece mevcut verilerden hareketle bunun üzerine öngörülerde bulunabiliriz...

Evella, Van Gaal'in nasil bir insan olduguna baktam fayda var... Futbolla yakindan ilgilenen hemen herkes onun muazzam bir taktisyen ve ayni zamanda gencleri yetistirme konusunda cok usta bir hoca olduguna inanir... Gecmiste basardiklari bunun kanitidir... Ajax'in tamami 18 ile 22 arasinda degisen oyunculardan olusan kadrosuyla Sampiyonlar Ligi sampiyonluguna ulasmasi bunun icin en iyi örnektir...

Yine ayni sekilde futbol dünyasinin yakinda takip edenler, onun bu pozitif yanlarinin yaninda karakteriyle ilgili iyi seylerin söylenmedigini bilirler... Özellikle medya ile olan iliskilerinde cok ciddi sikintilari olmustur Van Gaal'in her zaman...

Gercekten de portresini yakindan inceledigimizde karsimiza bazi kisilik bozukluklarini psikolojisinde tasiyan bir insan cikmaktadir...

Barcelona'dan ayrilirken söyledigi "benim Ajax ile 6 yilda kazandiklarimi Barcelona yüz yilda kazanamamistir" lafi, "ben en iyiyim" cikislari, "Kimsenin bana taktik ögretmeye kapasitesi yetmez" tripleri, kendine olan güvenini her zaman vurgulamasi ve büyüklügünü sürekli gözümüze sokma cabasinin yaninda baskalarinin takdirine ve onayina sürekli muhtac olmasi ve bunu beklemesi, bunlar karsisinda gösterdigi olaganüstü gururlanmasi, esasinda psikoloji ile yakindan ilgilenenlerin bilebilecegi üzre narsist bir kisilik yapisi tasidigini göstermektedir... Kendisini zor bir insan yapan da bu tarafidir ve Hollanda futbolunda okuduklarimdan anladigim kadariyla en sevilmeyen karakterdir... Van Basten, Cruyff, Koeman onun kavgali oldugu isimlerden bazilari...

Pekii bu taraflari Bayern yönetimi tarafindan bilinmemete midir? Tabii ki hayir. Rummenige'nin söyledigi sözler buna cevap oluyor: "Biz bir sempatasi nesnesi, herkesin sevgilisi olan bir star pesinde degiliz" Yani Bayern'in aradigi isini iyi yapan, medya ile iliskileri ne kadar sorunlu olursa olsun önemli olmayan mesleginde usta bir hoca...

Van Gaal da, Ajax (bir Sampiyonlar Ligi, bir UEFA kupasi, 3 lig sampiyonlugu) ve Barcelona (2 Ispanya ligi sampiyonlugu ve bir Kral kupasi) ile basardiklariyle Bayern icin uygun bir hoca oldugunu kanitliyor... Bir de akici Almanca konusuyor olmasi, onu oldugundan daha degerli kilan bir etken...

Yalniz unutmamak lazim ki bu basarilari Van Gaal'in mazide kalmis isler... Bunlarin üzerine yasadiki Milli Takim, ikinci Ajax ve Barcelona deneyimleri tam manasiyla "perisanlik" örnekleridir... Onun yeniden dogusu ise ancak üc yillik bir emekle AZ Alkmaar ile mümkün olabilmistir...

AZ Alkmaar gibi bir kasaba takimina gelmeyi kabul etmesi bundan üc yil evvel, bu captan düsmenin en önemli göstergesidir... Ilk senesinde yanlis hatirlamiyorsam sampiyonluk yarisinin icinde olmus ama kazanamamistir... Gecen sezon ise berbat bir dönem gecirmislerdir ve düsme hattinin hemen üzerinde dolasmislardir sürekli, saniyorum bu sezonki takimin temellerini yeni yeni o zamanlarda attiklarindan...

Alkmaar basarisini anlatirken yaptigim "ancak üc yillik emekle" vurgusu onun Bayern'de yapip yapamayacaklari icin de anahtar bir sözcüktür...

Sayet Bayern, ilk yilinda belki Sampiyonlar Ligi'ne katilma sansini dahi kaybeden bir performansi göze alip Van Gaal ile uzun süre calismaya kararliysa oldukca basarili bir sürec Bayern adina bizleri beklemektedir, diyebiliriz saniyorum... Ama bizim tanidigimiz Bayern yönetimin bu sekilde bir duruma tahammülü olmaz... Aninda basarili beklerler ve bu durum Barcelona'da mümkün oldugu gibi, ondan sonraki deneyimleriyle ispatlanmistir ki kisa sürede mümkün olamamaktadir da bazen, Van Gaal söz konusu oldugu zaman... Iste bu durumda da Bayern icin bir hayli sikintili bir sürec ufukta kendini göstermektedir...

Benim kisisel fikrimi sorarsaniz da ikinci sik gecerli olacaktir...

Iddaa Tahminleri-16 Mayis

144-Amkar-Rubin Kazan  2  1,80

148-Glasgow Rangers-Aberdeen  Üst  1,60

155-Bochum-Frankfurt  1  1,65

161-B.Leverkusen-M.Gladbach  02(ç)  1,62

210-Grenoble-Nancy  0  2,70

213-St.Etienne-Toulouse  1  1,90

226-Deportivo-Getafe  Üst  1,70

227-Osasuna-Sevilla  Üst  1,70

Yazan: Fabio Luciano

Freitag, 15. Mai 2009

Iddaa tahminleri-15 Mayis

110- Chateauroux-Clermont     1  1,70

112-Montpellier-Ajaccio   Üst  1,80

118-Reims-Tours  Üst  1,90

122-Galway-Bray Wanderers  1  1,80

131-Lanus-Rosario Central   Üst  1,70

Toplam Oran: 17,79


Yazan: Fabio Luciano

Donnerstag, 14. Mai 2009

Yolun Sonu

Bu maç bizim açımızdan sezonun en son maçıydı. Züğürt tesellisi olabilecek kupa ile hem yıllardır süregelen Kupa geyikleri son bulacak hem de tek özelliği Fenerbahçe’nin kazanamamasından ibaret olan bu kupa anlamını iyice yitirecekti.

Maça çok erken girdik diyebilirim. Saat 4 gibi stada girdiğimizde bize ayrılan yerlerin yarısının dolu olması, ki yakıcı bir güneş vardı, beni şaşırttı. Rakip takım tribünleri ise bomboş gözüküyordu. Bu bile kupayı daha çok isteyen tarafın kağıt üzerinde Fenerbahçe olduğu gerçeğini göstermeye yetiyordu. Maç ile birlikte iki takım tribünleri de tamamen dolacaktı.

Maç ile ilgili analize geçmeden önce iğneyi kendimize bir batıralım. Maç başlamadan iki saat önce stadyum hoparlörlerinden bangır bangır müzik çalarken bağırmaya çalışan bizler maç başladığında yorgunluktan ağzımızı açamayacak hale geldik. İstediğinde rakip takım taraftarlarının nasıl organize olabildiğini ve 30 bin kişi tek bir ağızdan nasıl bağırdığına şahit olduk. Açık tribün ise güneşin etkisiyle mayışmış yerinden bile kalkmıyordu adeta. Maç esnasında ise şu an bile hatırlayamadığım ve en sonunda amigoya tezahüratı değiştirmesi konusunda serzenişte bulunulan ve “Beşiktaş’a koymak” ile alakalı anlamsız bir tezahürat yapıldı durdu. Beşiktaş taraftarı ise adeta ders verircesine takımın destekledi. Yani taraftar olarak bizden 1-0 önde başladılar maça. Stad konusuna ise hiç girmiyorum zira Ahmet Bolat’a bir İzmir’li olarak katılıyorum. Berbat bir akustik. Ancak kendinize bağırıyorsunuz ki sesiniz Beşiktaş taraftarı kadar gür çıkmıyorsa işiniz zor.

Gelelim maça…İlk 5 dakika Beşiktaş golü bulana kadar ayağa paslarla bizim daha önceki maçlarda onlara yaptığımızın aynısını bize yapmaya çalışan bir görüntü içindeydi. İlk gol belki de Aragones’in tek eleştirmek istemediğim hamlesi olan Babacan’ın hatasından geldi. Aragones bütün kupayı onunla oynadığı için kendisine bu maçta şans verdi ki bence bu çok yanlış bir hamle değildi. Ama maç ve skor onu haksız gösteriyor bu bir gerçek.

Golden sonra Fenerbahçe daha derli toplu gözüktü. İlk golün ardında gelen kısa süreli şok sonrası kaçan Bobo’nun pozisyonunun ardından Fenerbahçe oyunun kontrolünü ele aldı. Golü de 27. dakikada buldu. İtiraf etmeliyim ki Güiza çok akıllı bir gol attı. Zaten bütün maç boyu görüntüsü de  beni şaşırttı. Çok iyi oynadı. Sağa sola çok sık deplase oldu ama işte onun açtığı boşluklara girecek bir adamı olmayan Fenerbahçe vardı sahada. İlk yarı biterken ise kendi vursa daha iyi olacak pozisyonda Alex’e çıkarmak isteyince  olası bir golden olmamız sonucu 1-1 bitti.

Ne olduysa ikinci yarı oldu. O ana kadar belki çok etkili görünmeyen ki bence bunun sebebi İbrahim Toraman’ın sık ileri çıkmaması idi Uğur Boral oyundan çıktı. Holosko’yu kitlemiş ve oyunun içine çok fazla katılmasına izin vermeyen Uğur’un yerine Semih girdi. Ardında takımın en dinamik, en hırslı ve bir şeyler yapmaya çalışan adamı Emre’de çıkınca takım alt üst oldu.

Takım aslında bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama şirazesi kaydı iyice. Öyle bir takım oldu ki sahadaki kimin nerede oynadığı belli değildi. Ve sonrası malum. Çok istediğimiz kupa hak eden tarafa gitti.

Sahada bir adam vardı ki kendisine olan inancım, saygım, sevgim iyice kayboldu. Evet, Alex de Souza. Fenerbahçe futbol takımının kaptanı. Belki de kendileri için sezonun en önemli maçı. Belki değil öyle. Böyle bir maçta 90 dakika sahada eli belinde dolaşan, yanından geçen topa müdahele etmeyen bir kaptan. Bu saatten sonra çok şey söylemek doğru değil artık onun için.

Gelelim Aragones’e. Sezon başından beri aynı değişiklikleri yapıyordu. Tamam. Ama daha iki hafta önce aynı maçta yaptığı değişikliğin sonucunu göremediyse ve o hatadan ders çıkarmadıysa  söylenecek çok fazla bir söz yok demektir. Emre’yi oyundan alması, o saate kadar takıma katkısı 0 olan ve çıkması yasak olan Alex’i oyunda tutması affedilecek hatalar değil.

Gökhan Gönül tercihini, bu tercihte üçüncü kez ısrarını ise anlamsız buluyorum. Bazı maçlarda yapılan garip tercihlerin o maçın şartları içinde tutmuş olması, diğer maçlarda bu tercihin tutacağı anlamına gelmiyor. İnönü’deki maçta tutan bu hamle de ısrar bu maç için çok anlamsızdı. Kaldı ki Fenerbahçe’nin stoper sıkıntısı da yok. Önder ne zaman görev verilse layıkıyla yerine getirmiş oyuncu. Bu maçta Gökhan’ın yenilen 2 ve 3 gollerdeki hataları ortada ki kendisine zerre kadar kızgınlığım yok. İnönü’de Holosko ve Tello’nun araya atılan toplarda etkili olmaması için yapılan bu tercih bu maçta patladı.

Netice de Beşiktaş oynadığı futbol, hırs, istek ve taraftarıyla bu kupayı sonuna kadar hak etti. Bizim içinse sezon resmen bitmiş oldu.

Futbolcular ise Avrupa ligine 2 ön eleme fazladan oynamayla, sezonu diğerlerinden 1 ay önce açacak olmayla bunu cezasını çekecekler. Biz ise 4 saat ki bunun iki saati güneş altında beklemenin ödülü olarak 4 yiyerek eve döndük.

Bundan sonra yapılması gereken tek bir şey kaldı. Bir insanın karakterini değiştirmek çok zordur. Aziz Yıldırım 57 yaşında. Bu saatten sonra şöyle yapsın böyle yapsın hatalarında ders alsın demenin bir anlamı yok. 12 sene zarfında defalarca kez hata yaptı. Ağır bedeller ödedi. Ama bu 12 senenin hiçbir döneminde olmadı kadar artık eleştirilerin odağında. Hiç bu kadar ağır eleştirilmedi. Yapması gereken sadece futbol takımında değil kendi yönetim kurulunda da ciddi revizyonlar yapması. Bunu yapacağına da inancım açıkçası yok. Çünkü bir kulüpte her gelen gideni aratıyorsa orada mutlaka bir hata vardır. Bu sezonki başarısızlığın en büyük sebebi kurduğu kadro ve hepsinden önemlisi yanlış hoca seçimiyle yönetim ve  onun başıdır.

Kalacaklarsa ki benim fikrim eğer başkan kabinesinde ciddi bir revizyona gidecekse ve işi ustalarına bırakıp gereken önlemleri alarak kimsenin işine karışmayacaksa  bir dönem daha kalmalı. Ama buna olan inancım o kadar azaldı ki artık Aziz Yıldırim’a kal demek bir taraftar olarak içimden maalesef gelmiyor.

Yaptıkları çok ciddi işler olabilir. Ama nasıl bu ülkede insanlar ekonomik göstergelerin iyi olup olmadığını cebindeki paradan anlıyorsa, bizde de tesisleşme, Fenerium, stadyum gelirleri vs. artık kimsenin umurunda değil. Galiba kimse artık bunu yemiyor ki bence de pek haksız sayılmazlar.

Ezcümle bizim adımıza çok kötü geçen bir sezon oldu. Hatırlamak dahi istemeyeceğimiz maçlar oynadık. Elde sadece Gs ve Bjk maçlarında alınan iyi sonuçlar var ki işin acı tarafı da bu olsa gerek. Yıllardır büyük üstünlük sağladığımız ezeli rakiplerimize toplamda son 5 senede bir elin parmaklarını ancak geçecek şekilde yenilip bu mağlubiyetlerin hepsinin telafisi olmayan maçlar olması acı bir tesadüf olsa gerek.


Yazan: Fabio Luciano

Diego da onayladi


Diego, Juventus ile anlastigini söylemis, sadece kagit üzerine atilmis imzalarin eksik oldugunu onun da cuma günene kadar halledilecegini eklemis...

Bayern konusuna ise, evet bir kontak oldu ama benimle degil, menejerimle seklinde olmus... Yani kendisiyle oturulup konusuldugunu iddia eden Hoeness'e kontra da bulunmus bu sekilde...

Saniyorum artik, kimsenin kafasinda süphe kalmamistir...  

Mittwoch, 13. Mai 2009

Altan Tanrikulu


Birkac post evvelki yazdigim macla ilgili yazidan kendisinin bazi sacmalamalarindan bahsetmistim...

Zaman ilerdikce aklima geliyor tek tek arkadasin yorumlari:

"Guiza'nin Besiktas maclarinda daha etkili olmasinin nedenleri Besiktas'in geriye cekilip Fenerbahce'yi beklemesinde gizli... Bu sekilde Guiza kendisine rahat kosu alanlari bulabiliyor..."

Evet, evet; saka degil aynen böyle dedi kendisi... Geriye gömülü olan takimlara karsi daha rahat kosu alanlari buluyormus Guiza...

E daha ne denilebilir ki...