Samstag, 10. Januar 2009

Zico ve imzasi...


Zico'nun CSKA ile anlastigi haberlerini aldik. Cok sevindim buna. Sevincimin nedenine dönecegim birazdan.
Kendisi Fenerbahce ile Sampiyonlar Ligi ceyrek finaline ulasarak, takiminin tarihindeki en basarili teknik direktörü olarak anilmaya hak kazanmisti. Ama ayni teknik adam, kaldigi iki sezon icerisinde takimin ligteki performansiyla hic de tatmin edici sonuclara ulasamadi. Bir keresinde sampiyonluga ulasti evet; ama o sampiyonluga Fenerbahce sadece 70 puan ile ulasti. Halbuki bir sezon evvel ikinci olan takim Daum ile 81 puan toplamisti. Gönderildigi ikinci sezonda ise 71 puan ile ikinci olabildi. Aslinda rakiplerinin performansi cok kötü olmasaydi ilk senesinde de sampiyon olamayacakti.
Zico'nun Fenerbahcesi cok anlasilmaz bir takim olmustu. Chelsea, Inter, Sevilla karsisinda onca basarili mücadeleyi sahaya koyabilmis takim birkac gün sonra hadi hepsini gectim, sampiyonluga direk etki edecek, sezonun en önemli macinda Galatasaray karsisinda silinip gidiyordu sahadan. Bir beraberlik dahi yeterliydi aslinda Fenerbahce'nin sampiyonluga ulasmasi icin. Ama Sevilla karsisinda takimini muazzam hazirlayan hoca Galatasaray karsisinda ayni basariyi gösteremedi. Ve daha pek cok lig macinda da. Bu soruyu Aziz Yildirim da sordu muhetemelen kendine. Nasil oluyor da, Sevilla veya Inter'i üstelik de oynayarak, mücadele ederek, rakibine oyununu kabul ettirerek yenen takim, bu iki takimdan "zayif" oldugu kesin olan Galatasaray karsisinda üstelik de sampiyonlugua direk etki edecek karsilasmada silinip gidiyor ?
Sonucta kendince daha iyisini buldugu anda (Luis Aragagones) Zico ile yollarini ayirdi.
Zico, gecmisin cok önemli bir futbolcusuymus. Benim yasim yetmedigi icin izlemedim onu. Ama ona yetisenlerden olusan büyük bir zümre Zico'nun Fenerbahce ile yollarini ayirmasina cok büyük öfke duymaya baslamis ve bu konuda tüm oklari baskana yöneltmis durumda. Bir de bunun üzerine bu sezon basinda yapilan olaganüstü kötü baslangic, ve SL'de gecen sezon firtina gibi esen takimin hicbir karsilasmada ortaya herhangi bir kisilik koymadan elenmesi, karsi cepheyi güclendirirken ve Zico'yu özleyenlerin sayisini arttirdi.
"Yönetim Zico'yu oyaladigi icin kendisine Avrupa'da takim bulamadi maalesef" diye sacma sapan analizler yapilmaya bile baslanmisti.
Zico CSKA ile anlasti da, onun Özbekistan'da bir takim calistirmak zorunda kalmasinin faturasi dahi kendisine cikartilmasindan kurtuldu artik yönetim.
Zico etrafinda ortaya konulan bu mitlestirme ve Zico'yu yüceltirken onun karsisindaki yönetimi yerin dibine batirmaya calisma cabasinin ürettigi bir diger argümanda son zamanlar "Zico islerine karisildigi icin ayrildi takimdan" seklinde tezahür ediyor. Bunu iddia edenlerin ya kendi zekalariyla ilgili bir sikintilari var ya da bizleri aptal saniyorlar.
Aziz Yildirim Zico ile devam etmemesinin nedenini "gecen yil sampiyon olamamis olmamizi kabul edemiyorum" diyerek belli etti. Bir de bunun üzerine Zico'nun ücretinde artis istemesi, ve yönetimin buna yanasmayisi Luis Aragones ile de anlasinca bugünkü sonucu hazirladi. Ama ortaya simdi yukarda bahsettigim sacma sapan bir neden atiliyor: Zico isine karistigi icin ayrilmismis. Sampiyon olabilseydi Fenerbahce o isine karisilan Zico devam ediyordu su anda. Bunu kimse söylemiyor. Fenerbahce yönetimi diger taraftan konusmalari askiya aldi, görüsmeleri erteledi. Kendisi isine karisildigi icin rahatsiz olan bir insan maasina zam isteyip görüsmeyi bekler mi yönetimle.
Zico simdi CSKA ile anlasti. Ordaki performansina paralel olarakl Luis Aragones'in yurt icindeki calisma sartlari sihat kazanacak veya kötülesek. Zico'nun CSKA'da cok basarili olacagina inanmiyorum, onun ordaki olasi basarisizligi sonrasi da su anda her firsatta Aragones'e Zico üzerinden vurmaya calisanlarin sesi en azindan bir süre kisilacaktir. Bu da süphesiz Aragones'in üzerinde biraz daha az manipülasyonlarin yapilacagi anlami tasir.

Ankaraspor-Kayserispor: 1-2

Ligin "saygideger" iki takimini izlemek icin gectim tv'nin basina. Kayserispor beklentilerimi karsiladi, maci da hakkiyla kazanan taraf olarak gruplardan cikma mücadelesinde cok büyük bir avantaj elde etti. Öbür taraftan Ankaraspor bir yandan tahmin ettigimin cok gerisinde bir oyun ortaya koydu, ama diger yandan bu beni hic de sasirtmadi.

Senecy-Batak, Ediz, Erhan, Ugur- Adem, Theo, Hurriyet, Bilal, Özer, Mehmet Özdemir. Gibi bir onbirle sahaya cikartmis hoca takimini.

Aykut Hoca'nin genclere firsat vermesini takdir ederim. Bu sayede zaten Özer'den Ediz'den, Murat Tosun'dan vs bahsedebiliyoruz su anda. Ama öbür taraftan zaman zaman bu isi abarttigini ve baska tarafini birakin kendi ayagina kursun siktigini düsünüyorum bu haliyle. Hadi Murat Tosun'u gectim, ligteki maclarda sürekli oynatti onu. Biraz dinlendireyim istemis olabilir. Kadrosunda Neca, De Nigris ve Konate'nin oldugu bir takin neden Mehmet Özdemir ile cikar sahaya? Var mi bunun akla mantiga yakin bir tarafi! Karsinizdaki takim Kayserispor. Yoluna devam edebilmesi icin sizi mutlaka yenmesi gerekiyor. Ve kaybettiginiz anda bir hayli sikintiya sokmus oluyorsunuz gruptan cikma konusunu.

Haliyle öyle oldu, neredeyse kaleye su cekemeden tamamlayacaklardi maci. Konate ve Mehmet Cakir'i oyuna sokmayi akil edebildi de hoca, takim birkac sut ile rakibini tehdit etti o dakikaden sonra. Golde de Konate'nin payi cok büyüktü. Ama yetmedi sonucu degismereye.

Aykut Kocaman daha önceki takimlarinda elde ettigi vasat performanslar sonucunda kendi icerisinde degisme gider ve futbol mentalitesini degistirir diye ümitlenmistim. Ama degisen hicbir sey yok maalesef. Ikinci yari sayet bu devam ederse Ankaraspor ciktigi yerden inecektir geriye dogru.

Kayserispor ise harika bir takim savunmasina sahip. Sikintilari gol bölgesinde cogalamamalari. Saniyorum bunun icin Agahowa degil de, farkli formasyonda bir golcüye ihtiyaclari var. Mehmet Yilmaz gibi. Bu benim düsüncem tabii, yaniliyor olabilir. Ama bu oyun onlarin ikinci yarida, en azindan Ankaraspor'un üzerinde olmayi hakeden bir takim olduklari izlenimi verdi. Saniyorum da öyle olacak.

Freitag, 9. Januar 2009

Lig tv ve Logosu


Lig Tv'yi pek begenmiyorum, hatta hic begenmiyorum diyebilirim.
Istanbul disinda verdikleri görüntüler berbat oluyor. Spilerleri ise yaramaz, yorumculari da öyle. Tek güzel yanlari, logolari. Primiere veya Sky Sport'u gördükten sonra kalitesizligin doruklarini daha iyi anliyorsunuz, ne ki diger taraftan sektörde onlari tehdit eden tek kurumun Dogan Grubuna ait D-Sport'un olmasi herseye ragmen, ehven-i ser mantigiyla kendilerine mahkum birakiyor bizi.

Dilegim odur ki bu isleri her zaman icin yurt sathinda en azindan standartlarin üzerine cikartan Dogus Grubunun NTV'si elatar ve daha kaliteli spikerle daha kaliteli yayincilik anlayisinin sahaya sürüldügü bir ortam kendisine zemin kazanir.

Yusuf'un transferi...

Günlerdir Yusuf ile yatip kalkiyoruz. Ha oldu ha olcak derken, sonunda gerceklesti beyzadenin transferi.

Ama beklenenden farkli olarak süpriz bir sekilde Besiktas'a. Yusuf'un Trabzonspor'a yaptigi etik midir yoksa profesyonel oyunculuk kurallari icerisinde kabul görmesi gereken bir sey midir; bilemiyorum, ama bence Trabzon adina hayirli bir is olmusken, Besiktas'in önce Mustafa Denizli, arkasindan da Yusuf transferleriyle düstükleri ve daha da derinlerine inecekleri kesin olan kuyuyu hak ettiklerini düsünüyorum artik.

Mustafa Denizli'yi hoca diye takimin basina getirirseniz, Yusuf gibi, birkac sezon evvel Fenerbahce'de ortaya koyduklariyla ne yapabilecegi ya da yapamayacagi belli olan adami da transfer edersiniz, devre arasi kurtaricisi olarak. Pek birsey kalmiyor maalesef söylenecek.

Roguy Meye mi; o da kim..?


Gecenlerde NTV'de Bülent Uygun, Ankaraspor'un kendilerinin de uzun süredir takip ettigi ama Ankaraspor devrede olunca geri cekildikleri bir transferi gerceklestirmek üzere oldugunu söylemisti.

Söz konusu oyuncu icin "gelecegi cok parlak" gibilerinden seyler söylüyordu. Tita'yi Antalyaspor'a kiralayan Ankaraspor'un Roguy Meye adinda 22 yasinda, Gabonlu, Macaristan liginden bir oyuncuyu transfer ettigini, etmek üzere oldugunu ögrendik. Ligte simdiye kadar 13 gol atmis. Milli takimda da, giydigi 19 forma altinda 2 gole ulasmis. Istatistikleri cok sevmem, sahada görmek lazim. Boyu 177 cm. Ideal santrafor boyu degildir bu benim icin.

Aykut Kocaman'in oyuncu secebilirligine güvenmem. Ama Bülent Uygun bu konuda iyidir bence. Ayni sekilde Ankaraspor'un su anki harika kadrosunu kuran Ankaraspor yönetim ekibi de belli ki bu isi iyi biliyor (Theo Weeks, Mehmet Cakir, Neca, De Nigris, transferlerinin hicbirisini Aykut Kocaman yapmadi).
Rotasyon yaparak mümkün olan en yüksek verimi kadrodaki bütün oyunculardan alma konusunda cok basarili bulmadigim; De Nigris ve cok az ve kisa forma sansina bulmasina ragmen, bu firsati buldugu her anda bende olumlu izlenimler birakmis Konate'yi koca bir devrede yaninda oturtarak Murat Tosun'a imtiyazli denilecek derecede süre vermis bir hocanin Meye'ye ne kadar sans verecegini ise cok merak ediyorum.

Mittwoch, 7. Januar 2009

Fenerbahce vs. Bursaspor: 2-1

Özlemisim... Birkac haftalik futbolsuzlugun üzerine kosa kosa gectim tv'nin basina. Fenerbahce bildigimiz gibiydi. Bursaspor karsisinda yine pozisyon bulmakta zorlandi. Bunun nedenleri belli: Kazim ve Ugur, Fenerbahce'nin oynadigi sistem geregi, takimi hücuma tasimakla mükellefler, ne iki ikisi de bu konuda yeterli performans sergileyemiyorlar. Burda da kalmiyor aksaklik. Bu sistemde bu oyunculardan birisi, diger kanattaki cizgiye inip takimina pozisyon yaratmaya calisirken, digeri ceza sahasina kendi kanadindan bindirme yaparak, rakip ceza sahasi icerisinde cogalmayi saglamali. Maalesef bu da cok fonksiyonel degil. Ne Kazim, ne de Ugur, diger maclarda oldugu gibi dün de tehlikeli olabilecek bir tane dahi orta yapamadilar ceza sahasina.


Hucüm sikintisinin bir diger nedeni, Guiza'nin gerisinde oynayan iki oyuncunun- ki bu dünkü macta Alex ve Deivid'di; olmasi gerektigi kadar hareketli ve delici olmayislari. Yan bu oyuncular takimin savunma veya önlibero oyuncularindan aldiklari toplari hücum bölgesine tasimak ve buraya gelindiginde ya forveti pozisyona sokmak icin ara toplar santraforla varyasyonlar yapmak durumunda ya da kendi dripling yetenekleriyle rakip defans oyuncularinin dengesini bozarken hücumda cogalan diger arkadaslarina pozisyon yaratmak durumdalar. Alex'in dripling özelligi zaten yok. Deivid'de var. Ama o da hala cok formsuz. Bu iki oyuncu formsuz ve hareketli olmayinca, ayni zamanda ilerdeki eleman Guiza ile de yeteri kadar uyum icinde olamadiklarindan (ikili-üclü kombinasyonlarla iceriye katetmek gibi) geriye bir tek care haliyor; Alex'in rakip stoperlerin arkasina Guiza'yi uzun toplarla kacirmak. Bu ise maalesef yeterli olmuyor.


Bütün bunlarin üzerine Fenerbahce göbegini tutan Selcuk-Maldonado-Deniz-Josico gibi oyuncularin hicbirinden geriden gelip rakibi sutlari ve paslariyla tehdit edecek durumda olmadiklarini eklersek, sikintinin temeli ortaya cikar maalesef.


Bütün bunlara ragmen, Fenerbahce'nin rakibine pozisyon vermemesi ve bir maci daha gol yemeden tamamlamasi sevindirici elbette. Öyle bir his var ki icimde bu sezon Türkiye Kupasi Fenerbahce'nin.


Takimin parildayani: Selcuk

Tüm caliskanligi ile savunmadaki verimliligini hücumda da saglamaya calisiyor. Ve cabasi karsilik da görüyor. Bir macta daha golü buldu. Onun attigi golü dahi "ya görüyor musunuz, Alex attirdi yine diye" gargara yapanlar Galatasaray macinda iki kornerde pespese rakibi tehdit eden ve bunlardan birini gol yapan kisinin Selcuk oldugunu ve bundan da önemlisi o ortalar hicbirini Alex'in yapmadigini hatirlamak istemiyorlar.


Takimin döküleni: Gökhan Gönül

Gecen seneki Galatasaray ile oynanan kupa macinda yaptiklarindan beri sevmiyorum bu cocugu. Fena futbolcu olmadigina ben de kanaat getirdim ama, abartildigi kadar olmadigini düsünüyorum ayni zamanda. Fakat kendisi "oldum ben" derdinde herhalde ki, orta yapmasi gereken hicbir pozisyonu dogru hamleyle degerlendiremeyip, tek basina show yapma derdine düsmekle ve daha da ötesi bütün bu sacmaliklarinda topu rakibe kaptirarak takiminin geride eksik yakalanmasina neden olmakla sahanin en berbat oyuncusu madalyasini boynuna takmayi sonuna kadar hak ediyordu. Ama koyunun olmadigi yerde her daim Abdurrahman Celebi muamelesi göreceginden, ondan bu konuda düzelme de beklemiyorum.
Hakem:
Begendigim bir hakem degildir. Yine peynir ekmek dagitir gibi dagitti sari kartlari. Galiba, Deivid'in cezasahasi icerisinde eline carpan topu da atlayarak Bursaspor'un penaltisini vermedi. O anda mac 1-0 di hala.
.....
Birkac sözde Bursaspor icin etmek istiyorum.
Bursaspor bence lig standartlarinda getirebilecegi en iyi hocayi getirdi. Potansiyelleri zaten var. Biraz daha iyi bir kadro kurabilirlerse, özellikle Samet Aybaba'nin takimin basina bela ettigi yabancilardan kurtulup dogru düzgün birseyler bulabilirlerse gelecek yillarda Ertugrul Saglam ile birlikte güzel ve günesli günlere yelken acacaklardir, eminim.

Van Bommel ile Fenerbahce iliskisi...


Van Bommel'i kac yildir yakindan izliyorum. Cok begendigim bir oyuncudur. Ara ara ariza cikartir, agresiflesir vs ama verimli bir iscidir orta sahada.

Bayern ile ne zamandir sorun yasiyor. Sezon sonu sözlesmesi bitecek ve galiba Bayern Münih devam etmek istemiyor onla. Yasinin artik 31'e gelmis olmasinin da bunda etkisi oldugu kadar, Van Bommel'in, mac icerisinde sinirlerini kaybedip gördügü kirmizi kartlarla takimini yalniz birakmasi da etken saniyorum.

Bütün bunlarin dogrultusunda Fenerbahce orta sahasi icin Appiah'tan sonra gelebilecek en iyi oyuncu diye düsünüyordum kendi kendime hep. Bugün benzeri bir haberi de Fotomac yapmis. Fotomac'in yaptigi habere inanilir mi; sizi bilmem ben pek inanmam. Ama adinin tartisilmaya acilmis olmasi, essegin aklina karbuz kabugu düsürmek misali hayirlidir zannimca.

Dienstag, 6. Januar 2009

Hosgeldiniz..!


Savas...!

Yakinimizda bir yerlerde kan dökülüyor. Cok fazla uzatmayacagim girisi. Ne kadar aci duyuyoruz desek de hicbir zaman tam manasiyla o acinin mertebesini anlayamacagiz, basimiza gelmedigi müddetce.





Kaynak: Ap

Kac gündür gazeteleri okuyorum. Köselerde ya tamamiyle sözü duyguya birakip göz yasi dökenleri görüyorum, ya da Cengiz Candar gibi bunca kanin akitildigi bir durumda dahi soguk kanli bir sekilde 'ama Hamas da terör yapiyor' mealinde asab bozucu yazilar görüyorum. Kesmiyordu ikisi de. Ahmet Insel' i okuyana kadar.

Savasin basindan beri okuyabildigim yerli medyadaki yazilar icerisinde en niteliklisi.

Süpriz cikar mi...?

Fenerbahce bu hafta icerisinde Alex, Lugano ve Maldonado konusunda sözlesme yenileme sartlarini konusmak icin sözü gecen futbolcularin menejeri Juan Figer ile görüsme yapacak.

Lugano konusunda kimse süpriz beklemiyor sanirim, o is tatliya baglanacak. Maldonado konusunda da saniyorum süpriz olmayacak ve bu oyuncula sözlesme yenilenmeyecek. Esas dikkat ceken mevzuu Alex. Henüz sözlesmesinin uzatilmamasi ve yönetimin kendisine karsi gösterdigi tavirdan rahatsizligini dile getirmisti Alex gecenlerde. Bu konu üzerine cok tartisma dönüyor zaten Fenerbahce camiasinda. Alex her seye ragmen takimda kalacak, bundan eminim.
Biz Alexsevmezler icin de maalesef mutluluk bir baska bahara. Tuncay, Aurelio ve Zico kaybiyla traftarin gözünde, bence haksiz yere, bir hayli prestij kaybeden yönetim, bunca seveni olan bir oyuncuyu gözden kolay kolay cikartamayacaktir. Ama simdilik.

Sabah'a Genel Yayin Yönetmeni...!

Madem blogumuzun genel cercevesinden ciktik bir kere iyice sapitalim yolumuzu ve su siralar Genel Yayin Yönetmeni Ergun Babahan'in istifasindan sonra gazetenin basina kimin gececegine bakalim.

Ergun Babahan'in istifasi elbette yeniden sektörde Sabah'i bitirip rakipsiz kalmak isteyen Dogan Grubu yayin organlarinin basta da Hurriyet yazarlarinin istahini kabartmis durumdalar. Düne kadar onlara göre "omurgasiz" olan Babahan, bugün Sabah'in sahiplerinin iktidar yandasligina daha fazla tahammül edemedigi icin istifa etmek zorunda kalan bir "gazateci". Hakikaten öyle mi bilmiyoruz, benim edindigim izlenim, kendisinin cok sinik bir karakter oldugu, bu tarz ilkesel cikislarin cok beklenmeyecegi, 28 Subat dönemindeki gösterdigi performansla sonradan gösterdigi Demokrat taraflarinin sahte oldugu yönünde. Biraz mizmiz bir karekter de denilebilir. O bakimdan onun Sabah'tan ayrilmasi kayiptan daha ziyade iyi degerlendirilebilirse gazete icin kazanc bile denilebilir.

Önemli olan yerine gececek isim: Su anda Sule Talu ismi önplanda. Öyle görünüyor. Sule Talu zaten simdiye kadar Babahan'in yardimciligini yapti gazetede, yapiyi iyi biliyor, onun sonrasinda da halen Barlas ile birlikte gecici Genel Yayin Yönetmeni.

Ama benim tercihim daha evvelinde bir baska gazetede cok genc yaslarda bu isi yapmis, gazetecilik yeteneginden, onurlu olusundan, dürüst olususundan, kaliteli olusundan, iktidar yanlisi asla olmayacagindan hic kimsenin süphe etmeyecegi Umur Talu. Kendisi ister mi, yoksa Sabah sahipleri hakikaten gazeteyi iktidar yalakasi yapmak icin kullanmak isteyen insanlardir o yüzden bu is icin uygun bir ismi düsünürler mi bilemem. Ama eger Sabah yönetimi, sahipleri, hakikaten Gazete cikartmak istiyorlar, Hurriyet karsisinda Sabah'i her zamanki oldugu yerde tutmak istiyorlarsa, yok olup gitmesini istemiyorlarsa bunu yapmak zorundalar ve bunun icin en uygun isim süphesiz Umur Talu.

Ölmeden evvel izlenmesi gereken 5 saheser

Her nekadar "spor" belli basli türleriyle ilgili yazi yazdigimiz bir blogsa da burasi, arada bir böyle kacamaklar yapip farkli konulara dalip cikmak istiyorum. Bunlardan birisi de, sinemaseverlere nacizane film önerileri:

1. Yol:
Ilk sirayi Yol'a vermemin nedeni bahsettigim filmler icerisinde en eskisinin onun olmasidir.


2. Masumiyet:

Sinemasever olup da bu filmi izlememek, izlememis olmak mümkün mü? Zeki Demirkubuz'un iddiasiz, minimalist ama ayni zamanda mesela bir Nuri Bilge Ceylan gibi sanat sinemasi modernistliginin sikiciligi icerisine hapsetmeden cektigi filmleriyle benim yönetmenim oldugunu söyleyebilirim.

3. Yazgi:

Üstadin bir diger saheseri. Albert Camus'un eseri "Yabanci" dan esinlerek yazilmis senaryosuyla Masumiyet'e nazaran daha agir ve daha felsefi bir film demek mümkün. Bu filmde de aynen yukardaki Masumiyet'te oldugu gibi erkek oyuncu degil de yardimci erkek oyuncu performansina dikkat cekmek isterim. Birinde Haluk Bilginer, digerinde Engin Günaydin, oyunculugun doruklarinda dolasiyor.

4. Piyano Ögretmeni:

Nobel ödüllü yazar Elfriede Jelinek'in ayni adli eserinden uyarlanma Haneke filmi. Bu filmi izleyebilmek icin elbette oldukca saglam sinirlere sahip olmak lazim. Bilenler bilir, bilmeyenler icin Haneke'nin ne tarz bir yönetmen oldugunu anlatmak icin ise uzun uzun ayri bir post yazmak lazim. Bu film cercevesinde sunu söyleyelim sadece: Jiletle masturbasyon yaptiriyor kadina.

5. Gecmisi olmayan adam:

Aki Kaurismaki'nin herbir filmi digerinden güzel. Arasindan secmekte zorlandim. Hepsini buraya yazmak mümkün. Ama 5 film yazmak durumda kaldigim icin bir tanesini sectim. Gecmisi Olmayan Adam'i. Aki Kaurismaki, minimalist sinema dilini, kuru, köseli, yani kaygan olmayan ironisyle süsleyen bir yönetmen. Ayni zamanda anlatimindaki berrakligi onun sikici olmamasinin en büyük etkeni.

Pedro Geromel

Ne zamandir aklimda bu arkadasla ilgili yazmak. Unutuyorum, bugüne kismetmis. Kendisini 1. FC Köln'de izledim bu sene. Harika bir savunma oyuncusu. Uzun boylu. 187 cm. Hava toplarinda cok iyi o yuzden. Lakin cok iri degil, bu yüzden omuza omuza mücadelelerde bir Servet ne bileyim bir Lugano performansi beklenmemeli ondan, ama ceviklik konusunda da onlar bunun eline su dökemez elbette. Ayni zamanda topu cok iyi kullanabilen, bileklerine hakim, esnek bir savunma oyuncusu. 1985 dogumlu. Guimares takimindan geldi sene basinda Köln'e. Bir sezon daha ayni performansi sergilerse, Bayern'in yolunu tutabilir kendisi.

Ara Transferler...

Fenerbahce, her seye ragmen ara transferin simdilik en hizlisi. Abdulkadir Kayali ve Gökhan Emreciksin Fenerbahce'ye dogru süzülecekler.

Abdulkadir Kayali'yi hic tanimiyorum, ahkâm kesmeyeyim o yüzden. Onun hakkinda biraz daha detayli bilgiye vakif oldugu anlasilan blog kardesimiz, joga bonito'dan ulasilabilir.

Ben Gökhan Emreciksin transferi ile ilgili birseyler söylemek istiyorum: Bu transferin fuzuli oldugunu düsünenler var. Ali Bilgin, Burak Yilmaz, Kazim ve Deivid'in oldugu yerde Gökhan Emreciksin'in transfer edilmesinin gereksizligine vurgu yapiliyor. Simdi üseniyorum arayip bulmaya, yoksa bu sekilde yorumlarin yer aldigi bloglarin postlarinin linklerini vermek mümkündü. Neyse uzatmayalim.

Bu yaklasim temelde dogruysa da Fenerbahce özelinde incelendiginde gecerliligini kaybediyor. Cünkü, Burak Yilmaz ve Ali Bilgin'den Fenerbahce'nin verim alamayacagi ortada. Kazim'in ise dengeli ve istikrarli bir oyuncu oldugu iddia edilemez. Hatta bana kalirsa Kazim yedekte birakilip takimi ateslemek icin sonradan oyuna alinmasi gereken jokerden ötesi degil. Geriye bir tek Deivid kaliyor, Gökhan Emreciksin'in geldigi yerde. Gerek Deivid'in cok yönlülügü, gerekse de Gökhan'in solda da oynabilecek olmasi- ki Aragones ortasaha kenar oyuncularini cizgiye yapisik oynatmiyor, onlarin iceri katetmesini istiyor; bu transferin fuzuli oldugu önkabullerini gecersiz kiliyor.

Ve Yalanlandi...

"Aykut Kocaman irkcilik yapiyor" haberi bomba cikti. Dün haberin yalanlanmasini bekliyorum demistim, possta. Cok gecmedi De Nigris, kamp yaptiklari otelde aciklamayi yalanladi.

Zaten bahsi gecen röportajin icerisinde Hamilton'dan da bahsediliyordu. Oyasaki Hamilton uzun zamandir Ankaraspor formasi giymiyor. Ve ikisi bir aradayken, yani De Nigris ile Hamilton, Aykut Kocaman Ankaraspor'u birakmisti. Yeniden geldiginde ise Hamilton yoktu artik. Bu bile süpheye neden oluyordu zaten.

Ama her seye ragmen, De Nigris'in oynamadigi icin huzursuz oldugunu ve bir sekilde bu rahatsizligini dile getirmis olabilecegini veya getirecegini düsünüyorum önümüzdeki günlerde.

Montag, 5. Januar 2009

De Nigris'in aciklamalari...

De Nigris'in teknik direktörü- eskisi mi demeliydim, Aykut Kocaman hakkinda söyledikleriyle uyandik bugün sabah.

De Nigris'e göre Aykut Hoca, sistematik sekilde irkcilik yapiyor. Türk oyunculari savunurken yabancilarin yüzüne bakmiyor. Geldiginden beri simdiye kadar bir kere bile teknik direktörünün kendisiyle konusmadigindan bahsediyor. Ayrica De Nigris, bu konuda yalniz olmadigini, hocanin takim arkadasi Hamilton icin de aynisini yaptigini ve o futbolcunun da kulüpte su anda cok zor anlar yasadigini vs söylüyor.

Bir kere Hamilton olayini ayri degerlendirmek lazim saniyorum, cünkü Hamilton su anda takimda degil ve Aykut Kocman yokken gönderildi bu takimdan. Bu haliyle bakinca bu aciklamalarin icersinde hata olmus olmasi ihtimali de yüksek gibi geliyor insana. Yarin birgün De Nigris bu aciklamalari yalanlarsa sasirmam.

Ama öbür taraftan Aykut Kocaman'in futbolcu secimiyle ilgili birseyler de söylemek gerekiyor sanirim. De Nigris'in patlamasini bekliyordum, ama bu kadar agirini tahmin etmemistim. Bekliyordum cünkü, bugün hangi takimin kadrosunda olsa banko oynatilacak bir oyuncu De Nigris. Bunun kendisi de farkinda. Gaziantep'teki performansiyla transfer oldu Ankaraspor'a da. Ama bu konularda Aykut Kocaman, benim de cözemedigim sekilde anlasilmaz isler yapiyor. Sadece De Nigris meselesi degil, daha önceki calistirdigi takimlarda da Aykut Kocaman, bu tarz, kadroyu ilk elinize aldiginizda tahtaya yazacaginiz onbirde kendisine banko yer bulabilecek isimleri kenarda birabiliyor. Saniyorum burdaki etken irkcilik degil. Aykut Kocaman, yildizlarla oynayamiyor. O bakimdan da her zaman vasat bir teknik direktördür ve öyle kalacaktir.

Donnerstag, 1. Januar 2009

Kücük bir Nostalji...

Fenerbahce'nin izledigim ilk maci, 1987 senesine denk gelir. Rakip Besiktas'tir. Ve Fenerbahce sahadan 4-0 gii agir bir skorla ayrilmistir. O sirada kaledeki isme, benim Fenerbahceli olmamda yogun emegi olan komsu agabeyler küfür ederken ben sadece futbolun ne oldugunu ögrenme cabasi icerisinde bu adamin hakikaten iyi bir kaleci olmadigini düsünmekle yetiniyordum.
O ismin adi Lukovcan'di. Bu geldi aklima birden. Ve o tarihten bugüne dogru sayarak bir takim "balon" transferlerin albümünü olusturmak istedim.

1. Zvan (Jivan) Lukovcan

Sol tarafta resmi görünen yakisikli Fenerbahce'ye 1986'dan 1988'e kadar iki sezon Fenerbahce formasi giymis. Ilk baslarda fena sayilmayacak performanslar cikartmis. Yugoslavya milli takiminin da kalesini koruyormus o zamanlar, ilginc. Lakin benim hatirladigim 1987-1988 sezonunda berbat for sezon gecirmisti.

Kendisinin parmadiginin birinin olmadigi söylenir. Bilmiyorum ne kadar dogru. Ayni sekilde bir keresinde tesislerde o zaman Fenerbahce yönetici olan Aziz Yildirim tarafindan yedigi goller yüzünden kovalanmisligi söz konusuymus. Bu daha da ilginc.



2. Czestaw Jakolcewicz:
Ikinci isim 1990 senesinde saniyorum takima sonradan katilan ve ilk ciktigi karsilasma Galatasaray ile idiydi. O karsilasmada akil kalanlar, Galatasaray'in Tanju'nun 2 golüyle kazanmasi, Yusuf'un Fenerbahceli bir futbolcuya attigi tokat, yagmur nedeniyle camura kesen sahada herkesin üstü basi camur icindeyken Fenerbahceyle ilk macin cikan Jako'nun üstünün kirlenmemis olmasi o sirada bazi Fenerbahceli taraftarlar tarafindan "yav bizimklerin her tarafi camur icindeyken adam bir tane bile camur sicratmadi üstüne" seklinde övgülere mazhar olmustur.

Jakolcewicz, Fenerbahce'nin 2-1 kaybettigi bu macta tek golünü atan kisiydi, penaltidan. Cok umutlanmistik kendisinden ama sezon sonunda gönderilmisti. Sonralarda Hakan Sükür tipi santrafor arayan su günlerde orta sahada hem prens yapan hem hücuma katkida bulunan oyuncu arayislarinda olan Fenerbahce'de o zamanlar mütemadiyen libero arayisi icindeydi.


3. Ivan Vishnewski:
Ücüncü olarak sectigim isim "Visnevski". Cizgiden rövasatayla bir top cikarti diye hatirliyorum. O da o zamanlarda Fenerbahce'nin deli gibi arayip durdugu liberolardan.
Sonuc; sonuc basarisiz elbette. Yukardaki "Jako" dan önce mi bu takimin formasini giydi, yoksa sonra mi geldi su anda tam hatirlayamiyorum yalniz.


4. Poitr Soczynski:
O dönemlerdeki libero takintisini bir baska disa vurumu. Maalesef o da tatmin edemedi. Galiba 1991-1992 sezonunda takimin formasini giydi ve bir sezon sonunda gönderildi.


5. Dzoni Novak:

1992-1993 sezonunda Fenerbahce'ye transfer olmus slovenyali. Ilk trasnfer oldugunda, yani yaz döneminden ligler baslayana kadar olan sürec icerisinde cok övülüyordu kendisi. Sol tarafta oynuyordu, ortasahada.

Cok kivrak ve süratli oldugu söyleniyordu. Tahmin ediyorum mütemadiyen sol taraftan driplinkleriyle cizgiye iner ordan ceza sahasina geriye dogru yerden toplar cikartirdi. Hatta Besiktas ile 2-2 kalinan bir macta saniyorum bu sekilde bir asisti vardi. Yukardakiler kadar hayal kirikligi olmasa da cok da fazla tatmin etmemisti kimseyi.

6. Stanimir Stoilov

Ayni sezonda Novak'la gelmis bir diger oyuncudur Stoilov. Cok iyi bir sol ayagi oldugu söyleniyordu. Ama ondan da istifade edilemedi. Bunun en büyük nedeni de, sene basinda yasadigi sakatlikti.
Uzun arastirmalar onun takimla birlikte cekilmis bir fotografina ulasamadik.


7. Demir Hotic

Ve iste efsane. Yok bundan büyük bir transfer Fenerbahce tarihinde. Saniyorum Güven Sazak yönetiminin magrifetiydi. Uzun yaz boyunca bir türlü yabanci oyuncu transfer edemediler. Transfer sezonunun sonlarina dogru apar topar getirilmisti, saniyorum Bosna'dan.

Ilk ciktigi karsilasma, o zaman yeni baslayan atv'nin yayin hakkini aldigi TSYD Kupasi idi. Galatasaray'a karsi o macta ceza sahasi icerisinden bos kaleye gümlettigi bir sut var ki, akil almaz birseydi. Gol olmamisti ama anlasilan iyi bir futbolcu aldik demistik. Sonrasi hava civa cikti tabii. Sonra da gitti. Tüm kariyeri boyunca Fenerbahce'deki, sadece 1 gol atabilmisti. O da cok tesadüfi bir göntüntü sergiliyordu.



8. Andreas Wagenhaus:


Hotic ile birlikte gelmislerdi. Sazak'in bir kabus gibi baskanligina cöktügü ve Osieck'in kendince birseyler yapmaya calistigi Fenerbahce'de. Hotic kadar facia degilse de, Fenerbahce'nin daha sonraki dönemlerde formasini giymis ve begeni toplamis, unutulmazlar arasina girmis, Uche veya Högh gibi bir óyuncu da olamamistir. Iyi giden bir Galatasaray macinda Erdal'in omuzlarina basarak bir hava topunda penaltiya sebebiyet vermisligi vardir, Ali Sami Yen'de. Hakem Ahmet Cakar. Cok canim sikilmisti.


Genel Fenerbahce taraftarinin aksine ben yine de severdim kendisini. O zavalli Fenerbahce takiminda, en azindan fiziksel özellikleriyle iyi bir durusu vardi, güclüydü. Hava toplarini alabiliyordu ki, özellikle Hakan Sükür'le cok büyük bir hakimiyet kurmus Galatasaray'a karsi iyi bir silah olabilirdi bu hali. Gerci onun karsisinda cok basarili olamadi o ayri.
...
Bu arastirmada secilen isimler daha cok unutulmaya yüz tutanlar. Uche yok mesela. Cünkü Uche'yi herkes hatirliyor hala. Högh de öyle. Ama Wagenhaus öyle degi. Ve amac, okurlardan birisi bu isimlerden birisini gördügünde, "evet ya vay anasini Hotic gibi bir adam bile forma giymsti" diyebilmeli. Secilmis isimler genelde bu amaca yöneliktir.

Mittwoch, 31. Dezember 2008

Boeteng Köln'de...

Böyle diyor Köln'ün yerel gazetesi Express. Express yaziyorsa genelde söyle bir durur ve olayin üzerinden birkac günün gecip baska kaynaklarin da bu transferi onaylamasini beklerim.

Ama anlasilan o ki bu sefer tamam. Ganali ortasaha oyuncusu Boeteng Köln'ün yolunu tutmus durumda. Boeteng'in agzindan Ocak'ta Köln'deyim dedigi yazilmis.



Böyle bir elemana ihtiyaci var miydi Köln'ün pekii? Elemani pek tanimiyorum. Ortasaha oyuncusu ama, defansif özellikleri agirlikli olan bir oyuncu mu yoksa daha hücuma dönük, takimin santraforlarini paslariyla besleyebilecek bir filigran mi?

Sayet ilk sikki temsil ediyorsa acikcasi cok gerekli oldugundan emin degilim, o bölgeyi, Petit ve Pezzoni ile oldukca basarili bir sekilde domine edebildi FC bu sezonun ilk yarisinda zaten. Esas eksikligi, Antar'in oynadigi forver arkasi ortasaha oyuncusuydu. Lübnanli'dan neredeyse hic faydalanamadi. Ve anlasilan o ki, Antar su anda kulüple sorun yasiyor. O bakimdan onun yerine alinmis bir oyuncuysa cok yerinde bir transfer olmustur demek.

Ümit Özat ile Röportaj

Fenerbahce'de bir hayli olumlu izler biraktiktan sonra hem kendi hem de cocuklarinin gelecegi acisindan Avrupa yolunu tutmus, kendisine bu konuda firsat saglayan eski hocasi Daum'un yanina gitmisti büyük kaptan.

Ilk senesinde Köln'de, oldukca iyi isler yapti. Ikinci ligin asist kraliydi. Sag-bekte oynuyordu ve Köln taraftari onu cok benimsemisti. Bu durum kendisini kisa süre zaten belli etti ve takimdaki daha ikinci senesinde kaptanlik mevkiine yerlestirildi.

Ama olcak bu ya, kaptan bir karsilasmada sahanin ortasina yigildi kaldi. Az su icti dediler. Kilo vermek icin hem agir antreman yaptigi halde cok yemek yemedi dediler kisa sürede bir sürü kilo vermis bu olma dediler vs. Ama sonuc farkli cikti. Kalbinde iltihap varmis. Nedir, ne degildir bilmiyorum ama, futbol oynama ihtimali yeniden görünen o ki cok az.

Neyse giris faslini cok uzattik. Takimiyla birlikte su anda Türkiye'de olan Umit röportaj vermis bir gazeteye. Istedim ki görmeyenler olabilir, bir kismini burda özetleyerek atkaralim bu röportajin.

Fenerbahce'de iken de hep akli basinda laflar etmisti Kaptan. Simdi de devam ediyor. Mesela gazetecinin, "İLK 6 hafta 4 yenilgi, son 10 haftada 8 galibiyet, 2 beraberlik... Bu nasıl iş?" sorusuna,

“ASLINDA bu sezon Zico’yla yaşadığımız ilk seneye benziyor. Hem rakipler, hem bizlerin çok puan kaybettiği 2006-07 gibi. Ama geçen seneki takımdan çok da olmasa iskelette eksilme var. Sakatlıklar var. Yeni hoca geldi. Takımı tanıması zaman alıyor. Bu ortamda hoca ilk etapta gördüğü oyunculara şans vermeye çalışıyor. Bu tür kayıplar normal. Ama Sivas ve Trabzon’u ayrı tutunca 3 Büyük takım puantaj olarak çok düşük kaldılar. Şampiyonluğu kaybettiğimiz sene ilk yarıyı 43 puanla, sezonu 81 puanla bitirdik Zico ile 67 ile ligi garantilemiştik. Genel düşüş var.”

gibi son derece makul cevaplar vermis. Mesela Fenerbahce taraftarinin genelinde görünen, Aragones kaka o geldi böyle oldu ah Zico olsa böyle mi olurdu gibilerinden sacmalamasinin izlerini görmek mümkün degil bu akli basinda adamda.

Devam edelim.

soru: "BUNUN sebebi lig mi, Fener mi, Zico-Aragones geçişinin faturası mı?"

“AVRUPA’DA çeyrek final oynamış bir F.Bahçe daha iyi olmalıydı. İlk haftalar
topladığın puanlar önemlidir. İkinci yarılar hem hava, hem fiziki şartlar itibariyle çok zor olur. İlk yarı daha iyi yerlere getirir. F.Bahçe’yi başarılı kılan iki derbiyi iyi geçmesi oldu. İki derbiyi iyi değerlendirdiler. Zirveye ortak olmasının nedeni iki derbi galibiyeti. G.Saray, 1996 -98 arası iki derbi kazanmadan şampiyon oldu. Puan olarak geride isen derbiler 6 puan değerinde. F.Bahçe 12 puan aldı. Hem de moral buldu. Tablo Anadolu takımlarının çıkışını, 3 Büyükler’in düşüşünü gösteriyor.”
Ve esas bombayi Argones hakkindaki düsüncelerinde patlatiyor büyük kaptan. Aragones'in geldigi günden bu yana, yasindan saglik durumuna ordan Ispanya ile elde ettigi sampiyonlugu o kadroyu ben de yapardim demeye getirene kadar herseyi diline dolayan densizlere su güzel cevabi yapistiriyor tokat gibi:

“AVRUPA şampiyonu oldu, her şeyi dediler, ‘Biz de yapardık’ falan filan. İspanya 30 sene şampiyon olmamış. Bir başarısı var inkâr edilemez. Kalkıp Aragones’in antrenörlüğünü tartışmak cahillik olur. Maçtaki hatalarını tartışabilirsin. Ama antrenörlük bilgisini, tecrübesini tartışmak cahillik. Hiddink 3 ay kaldı F.Bahçe’de. Kötü müydü? Senden sonra gitmiş Real Madrid’i çalıştırmış. Rusya’ya yarı
final oynatmış. Başarmadığı iş yok. Kötü mü peki? Türk takımları Del Bosque,
Aragones, bilmem kimi getiriyor. Adamlar Cannavaro, Guti, Figo,
Beckham, Ronaldo, Ronaldinho ile çalışmış. Ama sen adamın eline Ahmet’i
Mehmet’i veriyorsun, aynı başarıyı bekliyorsun.
"
Ve kaptan devam ediyor:

"...Oyuncu grubu, malzeme iyi olmazsa Mourinho’yu getirsen hikâye. Bugün bizim ligimizdeki sekizinci dokuzuncu takıma Mourinho’yu getir. Seviye aynı kalır. Bu ülkedeki 70 milyon, iki şeyi çok iyi biliyor: Spor ve siyaset. Ama ikisinde de geldiğimiz nokta ortada. Bakıyorsun, başarı kazanan 3 tane hoca (Terim, Denizli, Güneş) çıkartmışsın.”
Fenerbahce'nin ihtiyaci oldugu söylenen önlibero mevkiisine olasi bir transferle ilgili de,

“ÜÇ tane ön libero var. Chelsea’den Essien gelecekse gelsin. Selçuk’tan
iyisini almayacaksan niye alacaksın.”


demis. Fenerbahce'nin ligteki sansiyla ilgili ise oldukca iyimser Ümit Özat:

“AVRUPA’DA başarısız oldu bu takım. Ama Türkiye Ligi’nde başarısız denildiği sezonda liderin 2 puan gerisinde. Kımıldarsa ligin üstüne çıkar. F.Bahçe’nin herkes kadar, hatta herkesten fazla şampiyonluk şansı var. Biraz kımıldarsa en güçlü adaydır. İlk yarıdaki gibi kötü başlarsa, rakiplerin durumu önemli. Rakipler kaybetmezse şansı azalır.”

Özat'in Guiza sorunsaliyla ilgili söyledikleri ise bir hayli ilginc ve dikkat deger bence.

“YILLARDIR bu böyle. Ben 6 yıl oynadım. İleri ucu ile arkası arasındaki uçurum çok fazla. Güiza yalnız kalıyor. Semih’le oynadığında 2-3 kişiyle ceza alanına giriyor ama Alex de olunca bu kez orta saha düşüyor. Sonra Kayseri maçındaki gibi 4-1 yeniliyorsun.. Güiza’nın La Liga’da 27 gol atması önemli bir kriter. Ben Avrupa’da oynadım.. Uyum sorununu bilirim. Deivid için neler söylediler.. Ben ‘Futbolcunun kralı’ demiştim. Yanılmadım. Şimdi ‘Deivid yok böyle oldu’ dediler. Güiza da patlama yapacak. Bir kenara yazın, ben yine yanılmayacağım.”

Röportajin bence en dikkate deger kisimlari burasiydi. Ama daha detayli halini isteyen yukardaki linkten okuyabilir.

Kaynak: 27/12/08 tarihli Vatan Gazetesinden Hakan Yasar röportaji

Ve Mehmet Yildiz kaldi...

Klise spor diliyle söylersek Mehmet Yildiz Sivasspor'da devam ediyor yoluna. Birkac post evvel bu sonucun ortaya cikacagini söylemistik. Kahin degiliz tabii ki, Bülent Hoca'nin telefonda 5 Milyon Euro veren alir lafi vadigimiz bu sonucu önceden mustuluyordu.
Bence varilan bu sonuc her iki taraf icin de iyi oldu. Hatta üc taraf. Sivasspor, kendi sisteminin cok önemli bir parcasi olan oyuncusundan ayrilmak zorunda kalmadi ve basarisini kalicilandirmak yolunda önemli bir kazanc elde etti. Galatasaray, elindeki forvet bollugu icerisinde transfer etseydi bence oldukca büyük masraf yapacak ama bunun karsiliginda cok büyük verim alamayacakti. Mehmet Yildiz ise, kendisini var eden bu sistemden ve takimdan koparak yitip gitme tehlikesinden kurtuldu.