
Freitag, 9. Januar 2009
Lig tv ve Logosu

Yusuf'un transferi...
Ama beklenenden farkli olarak süpriz bir sekilde Besiktas'a. Yusuf'un Trabzonspor'a yaptigi etik midir yoksa profesyonel oyunculuk kurallari icerisinde kabul görmesi gereken bir sey midir; bilemiyorum, ama bence Trabzon adina hayirli bir is olmusken, Besiktas'in önce Mustafa Denizli, arkasindan da Yusuf transferleriyle düstükleri ve daha da derinlerine inecekleri kesin olan kuyuyu hak ettiklerini düsünüyorum artik.
Mustafa Denizli'yi hoca diye takimin basina getirirseniz, Yusuf gibi, birkac sezon evvel Fenerbahce'de ortaya koyduklariyla ne yapabilecegi ya da yapamayacagi belli olan adami da transfer edersiniz, devre arasi kurtaricisi olarak. Pek birsey kalmiyor maalesef söylenecek.
Roguy Meye mi; o da kim..?

Söz konusu oyuncu icin "gelecegi cok parlak" gibilerinden seyler söylüyordu. Tita'yi Antalyaspor'a kiralayan Ankaraspor'un Roguy Meye adinda 22 yasinda, Gabonlu, Macaristan liginden bir oyuncuyu transfer ettigini, etmek üzere oldugunu ögrendik. Ligte simdiye kadar 13 gol atmis. Milli takimda da, giydigi 19 forma altinda 2 gole ulasmis. Istatistikleri cok sevmem, sahada görmek lazim. Boyu 177 cm. Ideal santrafor boyu degildir bu benim icin.
Aykut Kocaman'in oyuncu secebilirligine güvenmem. Ama Bülent Uygun bu konuda iyidir bence. Ayni sekilde Ankaraspor'un su anki harika kadrosunu kuran Ankaraspor yönetim ekibi de belli ki bu isi iyi biliyor (Theo Weeks, Mehmet Cakir, Neca, De Nigris, transferlerinin hicbirisini Aykut Kocaman yapmadi).
Mittwoch, 7. Januar 2009
Fenerbahce vs. Bursaspor: 2-1

Van Bommel ile Fenerbahce iliskisi...
Dienstag, 6. Januar 2009
Savas...!

Kaynak: Ap
Kac gündür gazeteleri okuyorum. Köselerde ya tamamiyle sözü duyguya birakip göz yasi dökenleri görüyorum, ya da Cengiz Candar gibi bunca kanin akitildigi bir durumda dahi soguk kanli bir sekilde 'ama Hamas da terör yapiyor' mealinde asab bozucu yazilar görüyorum. Kesmiyordu ikisi de. Ahmet Insel' i okuyana kadar.
Savasin basindan beri okuyabildigim yerli medyadaki yazilar icerisinde en niteliklisi.
Süpriz cikar mi...?
Lugano konusunda kimse süpriz beklemiyor sanirim, o is tatliya baglanacak. Maldonado konusunda da saniyorum süpriz olmayacak ve bu oyuncula sözlesme yenilenmeyecek. Esas dikkat ceken mevzuu Alex. Henüz sözlesmesinin uzatilmamasi ve yönetimin kendisine karsi gösterdigi tavirdan rahatsizligini dile getirmisti Alex gecenlerde. Bu konu üzerine cok tartisma dönüyor zaten Fenerbahce camiasinda. Alex her seye ragmen takimda kalacak, bundan eminim.
Biz Alexsevmezler icin de maalesef mutluluk bir baska bahara. Tuncay, Aurelio ve Zico kaybiyla traftarin gözünde, bence haksiz yere, bir hayli prestij kaybeden yönetim, bunca seveni olan bir oyuncuyu gözden kolay kolay cikartamayacaktir. Ama simdilik.
Sabah'a Genel Yayin Yönetmeni...!
Ergun Babahan'in istifasi elbette yeniden sektörde Sabah'i bitirip rakipsiz kalmak isteyen Dogan Grubu yayin organlarinin basta da Hurriyet yazarlarinin istahini kabartmis durumdalar. Düne kadar onlara göre "omurgasiz" olan Babahan, bugün Sabah'in sahiplerinin iktidar yandasligina daha fazla tahammül edemedigi icin istifa etmek zorunda kalan bir "gazateci". Hakikaten öyle mi bilmiyoruz, benim edindigim izlenim, kendisinin cok sinik bir karakter oldugu, bu tarz ilkesel cikislarin cok beklenmeyecegi, 28 Subat dönemindeki gösterdigi performansla sonradan gösterdigi Demokrat taraflarinin sahte oldugu yönünde. Biraz mizmiz bir karekter de denilebilir. O bakimdan onun Sabah'tan ayrilmasi kayiptan daha ziyade iyi degerlendirilebilirse gazete icin kazanc bile denilebilir.
Önemli olan yerine gececek isim: Su anda Sule Talu ismi önplanda. Öyle görünüyor. Sule Talu zaten simdiye kadar Babahan'in yardimciligini yapti gazetede, yapiyi iyi biliyor, onun sonrasinda da halen Barlas ile birlikte gecici Genel Yayin Yönetmeni.
Ama benim tercihim daha evvelinde bir baska gazetede cok genc yaslarda bu isi yapmis, gazetecilik yeteneginden, onurlu olusundan, dürüst olususundan, kaliteli olusundan, iktidar yanlisi asla olmayacagindan hic kimsenin süphe etmeyecegi Umur Talu. Kendisi ister mi, yoksa Sabah sahipleri hakikaten gazeteyi iktidar yalakasi yapmak icin kullanmak isteyen insanlardir o yüzden bu is icin uygun bir ismi düsünürler mi bilemem. Ama eger Sabah yönetimi, sahipleri, hakikaten Gazete cikartmak istiyorlar, Hurriyet karsisinda Sabah'i her zamanki oldugu yerde tutmak istiyorlarsa, yok olup gitmesini istemiyorlarsa bunu yapmak zorundalar ve bunun icin en uygun isim süphesiz Umur Talu.
Ölmeden evvel izlenmesi gereken 5 saheser

2. Masumiyet:
Sinemasever olup da bu filmi izlememek, izlememis olmak mümkün mü? Zeki Demirkubuz'un iddiasiz, minimalist ama ayni zamanda mesela bir Nuri Bilge Ceylan gibi sanat sinemasi modernistliginin sikiciligi icerisine hapsetmeden cektigi filmleriyle benim yönetmenim oldugunu söyleyebilirim.
3. Yazgi:Üstadin bir diger saheseri. Albert Camus'un eseri "Yabanci" dan esinlerek yazilmis senaryosuyla Masumiyet'e nazaran daha agir ve daha felsefi bir film demek mümkün. Bu filmde de aynen yukardaki Masumiyet'te oldugu gibi erkek oyuncu degil de yardimci erkek oyuncu performansina dikkat cekmek isterim. Birinde Haluk Bilginer, digerinde Engin Günaydin, oyunculugun doruklarinda dolasiyor.

4. Piyano Ögretmeni:
Nobel ödüllü yazar Elfriede Jelinek'in ayni adli eserinden uyarlanma Haneke filmi. Bu filmi izleyebilmek icin elbette oldukca saglam sinirlere sahip olmak lazim. Bilenler bilir, bilmeyenler icin Haneke'nin ne tarz bir yönetmen oldugunu anlatmak icin ise uzun uzun ayri bir post yazmak lazim. Bu film cercevesinde sunu söyleyelim sadece: Jiletle masturbasyon yaptiriyor kadina.

5. Gecmisi olmayan adam:
Aki Kaurismaki'nin herbir filmi digerinden güzel. Arasindan secmekte zorlandim. Hepsini buraya yazmak mümkün. Ama 5 film yazmak durumda kaldigim icin bir tanesini sectim. Gecmisi Olmayan Adam'i. Aki Kaurismaki, minimalist sinema dilini, kuru, köseli, yani kaygan olmayan ironisyle süsleyen bir yönetmen. Ayni zamanda anlatimindaki berrakligi onun sikici olmamasinin en büyük etkeni.

Pedro Geromel
Ne zamandir aklimda bu arkadasla ilgili yazmak. Unutuyorum, bugüne kismetmis. Kendisini 1. FC Köln'de izledim bu sene. Harika bir savunma oyuncusu. Uzun boylu. 187 cm. Hava toplarinda cok iyi o yuzden. Lakin cok iri degil, bu yüzden omuza omuza mücadelelerde bir Servet ne bileyim bir Lugano performansi beklenmemeli ondan, ama ceviklik konusunda da onlar bunun eline su dökemez elbette. Ayni zamanda topu cok iyi kullanabilen, bileklerine hakim, esnek bir savunma oyuncusu. 1985 dogumlu. Guimares takimindan geldi sene basinda Köln'e. Bir sezon daha ayni performansi sergilerse, Bayern'in yolunu tutabilir kendisi.Ara Transferler...
Abdulkadir Kayali'yi hic tanimiyorum, ahkâm kesmeyeyim o yüzden. Onun hakkinda biraz daha detayli bilgiye vakif oldugu anlasilan blog kardesimiz, joga bonito'dan ulasilabilir.
Ben Gökhan Emreciksin transferi ile ilgili birseyler söylemek istiyorum: Bu transferin fuzuli oldugunu düsünenler var. Ali Bilgin, Burak Yilmaz, Kazim ve Deivid'in oldugu yerde Gökhan Emreciksin'in transfer edilmesinin gereksizligine vurgu yapiliyor. Simdi üseniyorum arayip bulmaya, yoksa bu sekilde yorumlarin yer aldigi bloglarin postlarinin linklerini vermek mümkündü. Neyse uzatmayalim.
Bu yaklasim temelde dogruysa da Fenerbahce özelinde incelendiginde gecerliligini kaybediyor. Cünkü, Burak Yilmaz ve Ali Bilgin'den Fenerbahce'nin verim alamayacagi ortada. Kazim'in ise dengeli ve istikrarli bir oyuncu oldugu iddia edilemez. Hatta bana kalirsa Kazim yedekte birakilip takimi ateslemek icin sonradan oyuna alinmasi gereken jokerden ötesi degil. Geriye bir tek Deivid kaliyor, Gökhan Emreciksin'in geldigi yerde. Gerek Deivid'in cok yönlülügü, gerekse de Gökhan'in solda da oynabilecek olmasi- ki Aragones ortasaha kenar oyuncularini cizgiye yapisik oynatmiyor, onlarin iceri katetmesini istiyor; bu transferin fuzuli oldugu önkabullerini gecersiz kiliyor.
Ve Yalanlandi...
Zaten bahsi gecen röportajin icerisinde Hamilton'dan da bahsediliyordu. Oyasaki Hamilton uzun zamandir Ankaraspor formasi giymiyor. Ve ikisi bir aradayken, yani De Nigris ile Hamilton, Aykut Kocaman Ankaraspor'u birakmisti. Yeniden geldiginde ise Hamilton yoktu artik. Bu bile süpheye neden oluyordu zaten.
Ama her seye ragmen, De Nigris'in oynamadigi icin huzursuz oldugunu ve bir sekilde bu rahatsizligini dile getirmis olabilecegini veya getirecegini düsünüyorum önümüzdeki günlerde.
Montag, 5. Januar 2009
De Nigris'in aciklamalari...
De Nigris'e göre Aykut Hoca, sistematik sekilde irkcilik yapiyor. Türk oyunculari savunurken yabancilarin yüzüne bakmiyor. Geldiginden beri simdiye kadar bir kere bile teknik direktörünün kendisiyle konusmadigindan bahsediyor. Ayrica De Nigris, bu konuda yalniz olmadigini, hocanin takim arkadasi Hamilton icin de aynisini yaptigini ve o futbolcunun da kulüpte su anda cok zor anlar yasadigini vs söylüyor.
Bir kere Hamilton olayini ayri degerlendirmek lazim saniyorum, cünkü Hamilton su anda takimda degil ve Aykut Kocman yokken gönderildi bu takimdan. Bu haliyle bakinca bu aciklamalarin icersinde hata olmus olmasi ihtimali de yüksek gibi geliyor insana. Yarin birgün De Nigris bu aciklamalari yalanlarsa sasirmam.
Ama öbür taraftan Aykut Kocaman'in futbolcu secimiyle ilgili birseyler de söylemek gerekiyor sanirim. De Nigris'in patlamasini bekliyordum, ama bu kadar agirini tahmin etmemistim. Bekliyordum cünkü, bugün hangi takimin kadrosunda olsa banko oynatilacak bir oyuncu De Nigris. Bunun kendisi de farkinda. Gaziantep'teki performansiyla transfer oldu Ankaraspor'a da. Ama bu konularda Aykut Kocaman, benim de cözemedigim sekilde anlasilmaz isler yapiyor. Sadece De Nigris meselesi degil, daha önceki calistirdigi takimlarda da Aykut Kocaman, bu tarz, kadroyu ilk elinize aldiginizda tahtaya yazacaginiz onbirde kendisine banko yer bulabilecek isimleri kenarda birabiliyor. Saniyorum burdaki etken irkcilik degil. Aykut Kocaman, yildizlarla oynayamiyor. O bakimdan da her zaman vasat bir teknik direktördür ve öyle kalacaktir.
Donnerstag, 1. Januar 2009
Kücük bir Nostalji...
Kendisinin parmadiginin birinin olmadigi söylenir. Bilmiyorum ne kadar dogru. Ayni sekilde bir keresinde tesislerde o zaman Fenerbahce yönetici olan Aziz Yildirim tarafindan yedigi goller yüzünden kovalanmisligi söz konusuymus. Bu daha da ilginc.
O karsilasmada akil kalanlar, Galatasaray'in Tanju'nun 2 golüyle kazanmasi, Yusuf'un Fenerbahceli bir futbolcuya attigi tokat, yagmur nedeniyle camura kesen sahada herkesin üstü basi camur icindeyken Fenerbahceyle ilk macin cikan Jako'nun üstünün kirlenmemis olmasi o sirada bazi Fenerbahceli taraftarlar tarafindan "yav bizimklerin her tarafi camur icindeyken adam bir tane bile camur sicratmadi üstüne" seklinde övgülere mazhar olmustur.
Ücüncü olarak sectigim isim "Visnevski". Cizgiden rövasatayla bir top cikarti diye hatirliyorum. O da o zamanlarda Fenerbahce'nin deli gibi arayip durdugu liberolardan.
Hotic ile birlikte gelmislerdi. Sazak'in bir kabus gibi baskanligina cöktügü ve Osieck'in kendince birseyler yapmaya calistigi Fenerbahce'de. Hotic kadar facia degilse de, Fenerbahce'nin daha sonraki dönemlerde formasini giymis ve begeni toplamis, unutulmazlar arasina girmis, Uche veya Högh gibi bir óyuncu da olamamistir. Iyi giden bir Galatasaray macinda Erdal'in omuzlarina basarak bir hava topunda penaltiya sebebiyet vermisligi vardir, Ali Sami Yen'de. Hakem Ahmet Cakar. Cok canim sikilmisti. Mittwoch, 31. Dezember 2008
Boeteng Köln'de...
Ama anlasilan o ki bu sefer tamam. Ganali ortasaha oyuncusu Boeteng Köln'ün yolunu tutmus durumda. Boeteng'in agzindan Ocak'ta Köln'deyim dedigi yazilmis.

Böyle bir elemana ihtiyaci var miydi Köln'ün pekii? Elemani pek tanimiyorum. Ortasaha oyuncusu ama, defansif özellikleri agirlikli olan bir oyuncu mu yoksa daha hücuma dönük, takimin santraforlarini paslariyla besleyebilecek bir filigran mi?
Sayet ilk sikki temsil ediyorsa acikcasi cok gerekli oldugundan emin degilim, o bölgeyi, Petit ve Pezzoni ile oldukca basarili bir sekilde domine edebildi FC bu sezonun ilk yarisinda zaten. Esas eksikligi, Antar'in oynadigi forver arkasi ortasaha oyuncusuydu. Lübnanli'dan neredeyse hic faydalanamadi. Ve anlasilan o ki, Antar su anda kulüple sorun yasiyor. O bakimdan onun yerine alinmis bir oyuncuysa cok yerinde bir transfer olmustur demek.
Ümit Özat ile Röportaj
Ilk senesinde Köln'de, oldukca iyi isler yapti. Ikinci ligin asist kraliydi. Sag-bekte oynuyordu ve Köln taraftari onu cok benimsemisti. Bu durum kendisini kisa süre zaten belli etti ve takimdaki daha ikinci senesinde kaptanlik mevkiine yerlestirildi.
Ama olcak bu ya, kaptan bir karsilasmada sahanin ortasina yigildi kaldi. Az su icti dediler. Kilo vermek icin hem agir antreman yaptigi halde cok yemek yemedi dediler kisa sürede bir sürü kilo vermis bu olma dediler vs. Ama sonuc farkli cikti. Kalbinde iltihap varmis. Nedir, ne degildir bilmiyorum ama, futbol oynama ihtimali yeniden görünen o ki cok az.
Neyse giris faslini cok uzattik. Takimiyla birlikte su anda Türkiye'de olan Umit röportaj vermis bir gazeteye. Istedim ki görmeyenler olabilir, bir kismini burda özetleyerek atkaralim bu röportajin.
Fenerbahce'de iken de hep akli basinda laflar etmisti Kaptan. Simdi de devam ediyor. Mesela gazetecinin, "İLK 6 hafta 4 yenilgi, son 10 haftada 8 galibiyet, 2 beraberlik... Bu nasıl iş?" sorusuna,
“ASLINDA bu sezon Zico’yla yaşadığımız ilk seneye benziyor. Hem rakipler, hem bizlerin çok puan kaybettiği 2006-07 gibi. Ama geçen seneki takımdan çok da olmasa iskelette eksilme var. Sakatlıklar var. Yeni hoca geldi. Takımı tanıması zaman alıyor. Bu ortamda hoca ilk etapta gördüğü oyunculara şans vermeye çalışıyor. Bu tür kayıplar normal. Ama Sivas ve Trabzon’u ayrı tutunca 3 Büyük takım puantaj olarak çok düşük kaldılar. Şampiyonluğu kaybettiğimiz sene ilk yarıyı 43 puanla, sezonu 81 puanla bitirdik Zico ile 67 ile ligi garantilemiştik. Genel düşüş var.”
gibi son derece makul cevaplar vermis. Mesela Fenerbahce taraftarinin genelinde görünen, Aragones kaka o geldi böyle oldu ah Zico olsa böyle mi olurdu gibilerinden sacmalamasinin izlerini görmek mümkün degil bu akli basinda adamda.
Devam edelim.
soru: "BUNUN sebebi lig mi, Fener mi, Zico-Aragones geçişinin faturası mı?"
“AVRUPA’DA çeyrek final oynamış bir F.Bahçe daha iyi olmalıydı. İlk haftalarVe esas bombayi Argones hakkindaki düsüncelerinde patlatiyor büyük kaptan. Aragones'in geldigi günden bu yana, yasindan saglik durumuna ordan Ispanya ile elde ettigi sampiyonlugu o kadroyu ben de yapardim demeye getirene kadar herseyi diline dolayan densizlere su güzel cevabi yapistiriyor tokat gibi:
topladığın puanlar önemlidir. İkinci yarılar hem hava, hem fiziki şartlar itibariyle çok zor olur. İlk yarı daha iyi yerlere getirir. F.Bahçe’yi başarılı kılan iki derbiyi iyi geçmesi oldu. İki derbiyi iyi değerlendirdiler. Zirveye ortak olmasının nedeni iki derbi galibiyeti. G.Saray, 1996 -98 arası iki derbi kazanmadan şampiyon oldu. Puan olarak geride isen derbiler 6 puan değerinde. F.Bahçe 12 puan aldı. Hem de moral buldu. Tablo Anadolu takımlarının çıkışını, 3 Büyükler’in düşüşünü gösteriyor.”
“AVRUPA şampiyonu oldu, her şeyi dediler, ‘Biz de yapardık’ falan filan. İspanya 30 sene şampiyon olmamış. Bir başarısı var inkâr edilemez. Kalkıp Aragones’in antrenörlüğünü tartışmak cahillik olur. Maçtaki hatalarını tartışabilirsin. Ama antrenörlük bilgisini, tecrübesini tartışmak cahillik. Hiddink 3 ay kaldı F.Bahçe’de. Kötü müydü? Senden sonra gitmiş Real Madrid’i çalıştırmış. Rusya’ya yarıVe kaptan devam ediyor:
final oynatmış. Başarmadığı iş yok. Kötü mü peki? Türk takımları Del Bosque,
Aragones, bilmem kimi getiriyor. Adamlar Cannavaro, Guti, Figo,
Beckham, Ronaldo, Ronaldinho ile çalışmış. Ama sen adamın eline Ahmet’i
Mehmet’i veriyorsun, aynı başarıyı bekliyorsun. "
"...Oyuncu grubu, malzeme iyi olmazsa Mourinho’yu getirsen hikâye. Bugün bizim ligimizdeki sekizinci dokuzuncu takıma Mourinho’yu getir. Seviye aynı kalır. Bu ülkedeki 70 milyon, iki şeyi çok iyi biliyor: Spor ve siyaset. Ama ikisinde de geldiğimiz nokta ortada. Bakıyorsun, başarı kazanan 3 tane hoca (Terim, Denizli, Güneş) çıkartmışsın.”Fenerbahce'nin ihtiyaci oldugu söylenen önlibero mevkiisine olasi bir transferle ilgili de,
“ÜÇ tane ön libero var. Chelsea’den Essien gelecekse gelsin. Selçuk’tan
iyisini almayacaksan niye alacaksın.”
demis. Fenerbahce'nin ligteki sansiyla ilgili ise oldukca iyimser Ümit Özat:
Röportajin bence en dikkate deger kisimlari burasiydi. Ama daha detayli halini isteyen yukardaki linkten okuyabilir.“AVRUPA’DA başarısız oldu bu takım. Ama Türkiye Ligi’nde başarısız denildiği sezonda liderin 2 puan gerisinde. Kımıldarsa ligin üstüne çıkar. F.Bahçe’nin herkes kadar, hatta herkesten fazla şampiyonluk şansı var. Biraz kımıldarsa en güçlü adaydır. İlk yarıdaki gibi kötü başlarsa, rakiplerin durumu önemli. Rakipler kaybetmezse şansı azalır.”
Özat'in Guiza sorunsaliyla ilgili söyledikleri ise bir hayli ilginc ve dikkat deger bence.
“YILLARDIR bu böyle. Ben 6 yıl oynadım. İleri ucu ile arkası arasındaki uçurum çok fazla. Güiza yalnız kalıyor. Semih’le oynadığında 2-3 kişiyle ceza alanına giriyor ama Alex de olunca bu kez orta saha düşüyor. Sonra Kayseri maçındaki gibi 4-1 yeniliyorsun.. Güiza’nın La Liga’da 27 gol atması önemli bir kriter. Ben Avrupa’da oynadım.. Uyum sorununu bilirim. Deivid için neler söylediler.. Ben ‘Futbolcunun kralı’ demiştim. Yanılmadım. Şimdi ‘Deivid yok böyle oldu’ dediler. Güiza da patlama yapacak. Bir kenara yazın, ben yine yanılmayacağım.”
Kaynak: 27/12/08 tarihli Vatan Gazetesinden Hakan Yasar röportaji
Ve Mehmet Yildiz kaldi...
Dienstag, 30. Dezember 2008
Kayseri Kadir Has Stadyumu (yeniden)
Bekleniliyordu bu durum. Ama ilginctir, bugün ayni kisi agzindan stadin bitmek üzere oldugu, artik gün saydiklarini söyledigi haberleri cikti, beraberinde en yeni fotolarla.


Bahsettikleri "gün sayma" tam olarak ne anlam tasiyor bilmiyorum ama, su haliyle bu stadyumun bu sezon sonuna zor yetisecegini düsünmüyorum. Bitti bitiyor denilen stadin bir hayli ince isinin oldugu kesin.
Yeniden K-1 Yokohama Finalleri
Aslinda Semy Schilt'in bir önceki turda Peter Aerts'a elenmis olmasi bu seferki turnuvayi bir hayli heycanli kiliyordu. Peter Aerts, bu turnuvayi son üc senedir üst üste kazanmis olan dev Semy Schilt'i bir kenarda birakarak geliyordu turnuvaya ve en önemli favorilerden biriydi. Kendisi de zaten daha evvel üc defa kazanmistir bu turnuvayi. Öbür taraftan son senelerde eski formundan oldukca uzaksa da Remy Bonjaks her zaman icin bu turnuvanin favorisiydi. Jerome Lebanner ilerlemis yasina ragmen hicbir zaman kazanamamisti bu turnuvayi ama her zaman da favoriydi. Bu sene de öyle olacakti elbette. Ve yeni kusagin Bad Boy'u Badr Hari firtina gibi eserek geliyordu.
Bu sekilde final macina kadar ulasildi. Remy Bonjasky cok iyi bir oyuncla Lebanner'i saf disi ederken, Badr Hari muhtesem bir karsilasmayla Peter Aerts'i saf disi birakmisti.
Bu ikilinin birbirlerini sevmedigi biliniyordu zaten. O yüzden mac icerisinde olusacak herhangi bir gerginlik süpriz olmayacakti. Asagidaki videodan da görüldügü gibi, basit bir gerginlikten cok daha fazlasi oldu.
Karsilasma sonrasinda Remy Bonjasky'nin göz yaslarini görüyoruz. Bu göz yaslari ne icindi cok cözemedik. Badr Hari'nin yaptiklari elbette kabul edilemezdi K1 kurallari cercevesinde bu durumda da atilmasi tamamiyle dogruydu, karsilasmanin hükmen galinin Remy Bonjasky olarak kararlastirilmasi da. Ama Remy daha önce de buna benzer sahte göz yaslari dökerek trübenlere oynamistir. Burda da karar verilene kadar yerden kalkamicak durumda oldugu izlenimi veren Bonjasky karar aciklanir aciklanmaz dimdik ayaga kalmis ve göz yaslarini akitip ben böyle sampiyonluk istemiyorum dercesine kafasini sallamistir. Badr Hari kadar olmasa da Remy de bu hareketleriyle kaybeden taraf olmustur, en azindan benim gözümde.
Bu olay sonrasi reaksiyonlar ise farkli farkli.
Remy Bonjasky, bu darbe benim icin sanki kurallar icinde yemisim de yerde kalmisim gibisinden pskolojik bir etki yaratabilir ve bunu olumsuz etkileyebilirdi. Badr da zaten bunu istedi. Saha icerisinde bana gücünü geciremeyecegini anlayinca bu sekilde bana vurarak beni yenmek istedi. Ben bu oyuna gelmedim elbette diyerek, bir tarafta ne kadar akilli ve tecrübeli oldugunu kanitlarken, diger taraftan yerde kivranma rolleriyle de belki de dogrusunu yapti dedirtti. Remy ayni zamanda Badr Hari, benim zaferimin piriltisindan calmistir diye kizginligini belirtmistir.
Badr Hari ise asagida görüntülerini izledigimiz video da, kendisinin emosyonel bir insan oldugunu o yüzden böyle bir hata yaptigini söyledi. Ama Remy'i de elestirmeden geri kalmiyordu: "Ben dövüsmek istedim, para vererek buraya bizleri izlemeye gelen insanlara dövüserek gormek istediklerini vermeye calistim, ama o istemedi, sürekli kacti. Bu olaydan sonra da yerden kalmayarak rol yapti"
Turnuda boy gösteren diger isimlerin bu olay hakkindaki degerlendirmeleri ise bir iki istisna disinda Badr Hari'ye yükleniyorlardi. Peter Aerts ve Jerome Lebanner, neredeyse isi, Badr Hari devam edecekse biz yokuza getirdiler. Ve bu durumu, biz sokak dövüsü yapmiyoruz, spor bu ve kurallari var dediler. Cok sempatik ve ringteki ürkütücü görüntülerinden eser yoktu. Badr Hari'nin yakin arkadasi Melvin Manhoef ise, Remy'i cok fazla defansif dövüstügü icin elestiriyor ve "bana birisi böyle birsey yapsa ben direk ringe yeniden döner ve onu öldürene kadar döverdim" diyerek neden en iyi arkadasinin Badr Hari oldugunun ipucunu göstermis oluyordu.
Sonuc Badr Hari yaptigi aptallikla kalirken, Remy turnuvayi ücüncü kere kazanarak 400.000 dolari cebine koyan isim oldu. Ve sporcunun sadece cevik degil ayni zamanda zeki ve ahlakli olmasi gerektigini gösterdi.


