Donnerstag, 5. März 2009

Bir röportaj ve büyük bir düs kirikligi...!

Belki her zaman ön plandaydi, ama son zamanlardaki hükümetle girdigi polemikler, patronu oldugu grubun aldigi tarihi vergi cezasi ve vergi kacakciligi ile suclanmasi hadisesiyle iyice gündeme oturmustu resimdeki sahis; Aydin Dogan...

Taraf Gazetesi'nde kendisiyle ilgili röportajlarin yayinlanacagini okudugumda bir hayli heycanlanmistim, ne yalan söyleyeyim... Simdiye kadar Aydin Dogan her zaman kendisine canak sorularla yol acan kendi medya grubundaki gazetecilerin karsisina cikip olaylari anlatiyordu... Dolayisiyla da aklimizdaki hicbir soruya cevap alamiyorduk...

Bu bakimdan simdiye kadarki yayinlariyla medyamizin bence yüz aki olabilmis Taraf Gazetesi'ndeki röportajdan ümitliydim... Aklimiza gelen bütün ters sorular sorulacak ve terletilecek diye bekliyordum Aydin Dogan...

Mesela,

"hükümetin size duydugu kisisel husumetten dolayi bu vergi cezasini verdigini söylüyorsunuz ama, ortaya belgeler cikti ve bu belgelere göre söz konusu hisselerinizi sizin iddia ettiginiz gibi 2007 yilinda degil 2006 yilinda satildigini görülüyor, bunu nasil aciklayacaksiniz?"

Veyahut,

"Hilton arazisiyle ilgili hicbir beklentim yok diyorsunuz ama, orayi imar plani degisikligiyle deger artirima gideceginiz iddialari ayyuka cikti, bunu aciklar misiniz?"

"Onca parayi o eskimis otele sirf aileniz adina park yapmak icin mi döktünüz oraya?"

"Bu cok realist gelmiyor akla, hele hele bir is adamini adina"

"Sabah Gazetesi Ciner Grubunda iken TMSF'ye sikayette bulunup bu gruba el konulmasina siz neden olmamis miydiniz?"

"Türkcell nedeniyle Karamehmet Grubuyla girdiginiz tartisma sonrasinda, size medyada kendi grubunuzdan baska bir medya olusumunu istemediginiz söylenir, bu neden böyle? Bütün diger medya gruplari sizinle ilgili ayni seyleri söylüyor!!"

ve benzeri bir yigin ciddi sorular varken, Taraf Gazetesi yazari Amberin Zaman, sahsin kendi grubundaki yazalari gibi canak sorular sormus, Aydin Dogan'in herseyi gönlünce anlatmasina izin verip, verilen cevaplar hakkinda hicbir serh koymadan sonlandirmis röportaji...

Röportajdan anladigimiz sunlar:

-Aydin Dogan, sütten cikmis ak kasik...
-Türkiye'nin en ilkeli, en bagimsiz ve özgür medya patronu...
-Sirf ailesi adina yesil bir alan olusturmak icin milyonlarca dolari bir hilton arazisine ödeyecek kadar yüce gönüllü bir insan...
-Basbakan cok tahammülsüz, eve grubundaki bazi yazarlar, zaman zaman genel prensiblerinin ötesine geciyor olabilirler, ama basbakan bütün bunlara tolerans göstermek zorunda...
-Bütün bunlarin hepsi Aydin Dogan ve grubuna düsman onlari yok etmek isteyen yandas medyanin basinin altindan cikiyor, Erdogan'i onlar kiskirtiyor kendilerine karsi...

Söyleyecek söz bulamiyorum ben bunlara....

Mittwoch, 4. März 2009

Elinizi cabuk tutun...!


Bu cagri Fenerbahce yönetimine. Daha önce blogta bahsetmistim, kendisinin Fenerbahce'nin takibinde oldugunu okudugum bir haberin üzerine harika olur seklinde...
Bugün Alman gazetesi Express'de okudum... Kendigi sezon sonunda Bayern'i birakiyor... Onunla anlasan bu kaliteli futbolcuyu bonservis bedeli ödemeden kadrosuna katabilecek. Kendisiyle Leverkusen'in yakindan ilgilendigini yaziyordu gazete... Ayni haberde, Leverkusen'in yaninda Hamburger SV ve PSV Eindoven'in da Vam Bommel ile ilgilendinlerinden bahsediyor.
Ama Van Bommel, Hollanda'ya dönmeden evvel iki yil daha disarda oynamak istedigini söylüyor... Gazete "belki de Leverkusen'de?" diye bitirmis haberi, ben de temenni ile belki de Fenerbahce'de? diye bitireyim mevzuu.

Deniz.... Deniz.... Deniz....


Aurelio gittikten sonra göz yasi dökenlere, yahu elimizde Deniz var ne agliyorsunuz, esas ayagi kirilan Deivid bizim icin kayip diyordum...

Deniz'in bu aksamki performansini görünce hic de ilk duyuldugundaki gibi sacmalamadigimi daha iyi anladim. Yok yerden konusmamistim zaten öyle. Gecen sezon, Aurelio'nun sakat oldugu bir dönemde formayi kapan Deniz, muazzam performans gösteriyordu. Hatta vazgecilmez denilen Aurelio iyilestikten sonra acaba, Deniz'in yedegi olarak kalsa mi tartismalari masa üzerine getirilmeye baslanmisti.

Iste bu aksam o adam vardi sahada yeniden uzun zaman sonra. Sivasspor karsisinda Fenerbahce, yine pozisyon ve gol bulmakta zorlanirken, ve artik dakikalar ilerleyip de artik Fenerbahce'nin karakteristik özelligi olan azalan süreye bagli stres kaynakli oyun disiplininden kopma anlari gelirken, aslinda taraftarlarinin övgüleri ve yüceltileri dogrultusunda Alex denilen oyuncunun yapmasi gerekeni yapip, sahneye cikarak muazzam bir gol atti ve takimin üzerindeki stresi alirken, rakibinin tam zamaninda gardini düsürmüs oldu. Alex, sayet Fenerbahce taraftarlarinin bahsettigi gibi, bulunmaz hint kumasi idiyse, onsuz Fenerbahce siradan bir takim oluyorduysa, o bu takimin herseyi idiyse, Deniz'in topu aldigi yerde olmali, onun attigi o olagan üstü calimi atim o muhtesem sutu cekmeliydi... Bunu yapan isim ama, o Alex'i tanrisallastiran Fenerbahce taraftarlarinin en kücük firsatta isliklamaktan ve yuhalamaktan geri durmadiklari Deniz idi.

Iste Deniz'in bu performansi, emegin, mücadelenin, caliskanligin ve özverinin; saklabanliga ve maymunluga cevabiydi...

Bu karsilasmanin Deniz'in hikayesinin yaninda baska anlattiklari da var: Guiza bu takimin maalesef en zayif haklasi. Ve sayet oynayacaksa önünde sadece iki alternatif var:

1. Ya yedek soyunacak ve Fenerbahce rakipleri karsisinda skor avantajini elde ettigi anda kontra atak takimi huviyetine döndügünde cok sevdigi bos alanlari bulabilecegi icin rakip yarisahada, oyuna sonradan girecek.

2. Ya da aynen bu macin bir 15 dakikalik bölümünde oldugu gibi Aragones Guiza ile Semih'i ayni anda sahada tutacak.

Aksi taktirde yani Fenerbahce'nin oyun karakterini olusturan 4-4-1-1 sisteminde maalesef kesinlikle o ilerdeki 1 Guiza olamaz.

Volkan Babacan, iki defa cok hatali cikislariyla gelecek adina cok fazla ümitlenmemiz gerektigi düsüncesini olusturdu zihinlerde.

Önder böyle oynadigi müddetce Fenerbahce'nin sinirli olan yabanci kontenjanlarindan birini stoper bölgesi icin kullanmasi mantikli mi; emin degilim....

Fenerbahce bu galibiyetle büyük olasilikla finalde Besiktas'in rakibi oldu. Ve simdiye kadar oldugu gibi, kupada ligtekinden cok daha farkli oynuyor. Besiktas karsisinda da basarili bir oyun ile yillar sonra hedefe ulasacagini düsünmekteyim.

Dienstag, 3. März 2009

N'olcak bu Schalke 04'nin hali...?


"Meister der Herzen" derler onlar icin... Gönüllerin sampiyonu... Yilini tam olarak hatirlamiyorum, birkac sene önce sampiyonlugu degil son mac son dakikalarda Bayern'e kaptirmislardi da, tüm Almanya da onlarla birlikte göz yasi dökmüstü...
Bes yildir yakindan takip etmeye calisiyorum Schalke'yi... Maalesef iyi yöneticilerinde elinde olamadi o gün bugündür... Önce Almanya'nin Ali Sen'i kulübü ciftligi, takimi oyuncagi gibi gören; iki mac kaybedilse pes pese, takima müdahale etmeye, teknik direktörün isine karismaya calisan, Rudi Assauer menejerlik yapiyordu... Onun yerine basiretsiz, yeteneksiz Müller geldi göreve... Sampiyonlar Ligin'nde seyrek final oynayayan hocalarini kovdu... Bir devre arasinda transfer döneminde ayni bölgeye üc yabanci oyuncu birden transfer etti...
Gecen yil kovduklari, bence basarili, Slomka'nin yerine getirdikleri Hollandali Rutten ile simdi oldukca zor günler yasiyorlar... Fenerbahce'nin duruma cok benziyor aslinda Schalke'nin durumu...
Ikisi de gecen yil Sampiyonlar Ligi'nde ceyrek final oynamis hocalarini ligte sampiyon olamadiklari icin kovmustu. Simdi ikisi de yerine büyük umutlarla getirdikleri hocalarla hedeflediklerininden cok uzaktalar... Evvela Schalke, SL'den ön elemede elenmisti. Atletico'dan dört yiyerek. Sonra Uefa'da gruplardan cikamadi... Bu capta ve bütcede bir kulüp... Ligte Schalke su anda sekizinci sirada... Uefa'ya dahi gitmeleri cok zor seneye... Ve bu aksam Almanya Federasyon Kupasi'ndan da elendiler... Ikinci ligte mücadele eden Mainz'e karsi 1-0 kaybederek... Ve Schalke her sene oldugu gibi bir krize dogru daha sürükleniyor ve esasinda sahip olduklari yönetici ekibiyle de bunu maalesef tamamiyle hak ediyorlar...

Sevgili Aykut Hoca, senin eline dünyanin en iyi kadrosunu verseler, yapacagin yine bu kadardir....


Eski tas eski hamam olmaya basladi hersey yine. Büyükler ait olduklari yerlere dogru hareket ederken, onlari zorlayacagini düsündügümüz, Bursaspor, Kayserispor, Ankaraspor, Gaziantepspor gibi takimlar ise, bir kez daha bizleri yaniltarak büyükler karsisindaki yetersiz anadolu takimi huviyetine döndüler...
Bugün Ankaraspor da bu performansini acik acik gösterdi... Ligin ilk yarisinda 3-1 yendikleri Besiktas karsisinda yine ayni skorlar evinde kaybetti ve kupaya büyük olasilikla veda etti.
Basliktaki elestiri elbette, sadece Ankaraspor'un aynen diger bahsettigim anadolu klüpleri gibi büyükler karsisinda direnc gösteremeyen hale dönüsmesiyle ilgili degil...
Aykut Kocaman'in, idare edemedigi, rotasyon sayesinde bütün oyuncularini hazir tutamadigi icin kücültügü kadrolari asiri yüklenmeden ve mac trafiginden bir süre sonra düsüse geciyor... Diger taraftan, topu durmadan cevirebilme ama bu cevirilen toplari hücum bölgesinde bir türlü pozisyona dönüstürememe sikintisi diger takimlarinda oldugu gibi Ankaraspor'da da devam ediyor...
Böyle olunca da aynen bu aksam ki gibi sefil, sonuca gitmekten aciz, aslinda hicbir sey yapmayan bir Besiktas'a karsi farkli skorlar yenilebiliyor... Ve Ankaraspor'un kadrosu esasinda Sivasspor'dan diyelim, kesinlikle daha iyi bir kadro-idi. Bu deneme hoca ile ilgili son ümitlenmeydi sansim adina. Bu Ankaraspor performansiyla belki bu sefer olacak diye heveslenmistim... Maalesef yine ayni terane...

Samstag, 28. Februar 2009

Neden ümitlenelim?


Fenerbahce, lider Sivasspor'u 4-2 ile gecti. Sevindim desem yalan olur. Sivasspor'un sampiyon olmasini cok istiyorum cünkü.

Fenerbahceliyim, Fenerbahce'nin sampiyonluk sansi matematiksel olarak sürerken kazanmis olmasina sevinmemem tuhaf mi? Degil, degil cünkü bu takim simdiye kadar beni cok aldatti...

Onca sikintiya ragmen fena sayilmayacak bir noktada bitirilmis ilk yarinin arkasindan evinde oynadigi cok önemli bir Trabzonspor macini kazanmasi gerekirken tanrinin yardimiyla farktan kurtuldu... Sampiyon olmak isteyen bir takim Gaziantep'e Istanbul'da sahayi dar etmeliydi... Ne oldu; yine farktan kurtuldu...
10 kisi kalmis Istanbul BB'denin kalesine gidemedi... Yine böyle aldatici bir galibiyetle Hacettepe'yi 7-0 ile gecti arkasindan Ankara'da Genclerbirligi'ne kaybetti...
Kim haftaya Fenerbahce'nin Kayserispor'u yeneceginden emin... Kim bu andan itibaren Fenerbahce bu maclari vermez diyebiliyor...? Saniyorum hic kimse...
Elimizde sadece ümit var... Galibiyetle sahadan ayrildigimiz bir haftanin arkasindan yeniden ümitlenip bir hafta sonra alinan maglubiyet veya beraberlikler sonrasi hayal kirikligi yasamak istemiyorum... Bu takim, bu ekip ümit vermiyor bana cünkü. Ben Aragones'in bu takim üzerinde cok fazla etkisi oldugunu düsünmüyorum artik.
Bugünkü mactaki gibi, rakipleri Fenerbahce'ye önde basmazsa, Alex'i sikistirmayip ona bos alan birakirlarsa, Alex ve arkadaslari maclari aliyorlar, ama ne zamanki rakip cok iyi bozucu ise, Alex'i siki sikiya tutuyor ve ona bos alan birakmiyorsa, savunmadan top cikartmasina engel oluyorlarsa Fenerbahce'nin, özellikle de deplesmanlarda, rakip kaleye bir kere dahi gidemiyor Fenerbahce...
Haftaya yine aynisi olacak... Kayserispor karsisinda pozisyon dahi bulunamadan alinan bir beraberlikle dönülecek Istanbul'a, ve bu hafta yüzbininci kez yeseren ümitler yeniden gömülecek cimlere... Fenerbahce "takim" olamadiktan sonra, bu senaryo böyle devam edecektir..
Ve böyle bir takim sampiyonlugu asla haketmektedir elbette... O yüzden simdiye kadar verdigi mücadele ve azimle bu sampiyonluga Fenerbahce'den cok ama cok daha fazla yakisan Sivasspor'un bugünkü aldigi maglubiyete üzüldüm... Abdullah Avci'nin Istanbul BB'desine, Gaziantep'e, Samet Aybaba'nin Genclerbirligi'ne, puanlar kaptiran, Tolunay Kafkas'in Kayseri'sindan dört yiyen bir takimin Sivas'i bu saatten sonra yenmis olmasinin hicbir manasi yok cünkü...

Mittwoch, 25. Februar 2009

Hadi ordan Ercan Güven...

Ercan Güven bugünkü yazisinda Galatasaray'in yaptigi "kötü" opresyonun bile Fenerbahce'nin uyusuklugundan iyidir buyurmus...

Tabii bu tür yazilar cok yazilir spor medyasinda. Bundan da ötelerini biliriz, "Aragones City git" diye baslik atanlarini da gördük... Lakin Milliyet gazetesi kendisini bu gruptan ayirmayi bilmistir her zaman. Bu gazetenin spor servisi calisanlarinin da yazarlarinin da genel manzarayla örtüsmedigini bilir spor severler... Hatta bundan da öte, genel spor medyasina "ayar" ve etik dersi vermekle mesguldür bu gazetenin elemanlari... Meslektaslarina karsi ukalaca ders verme isini en cok yapan da Ercan Güven isimli yazardir...

Ve bu ismin sürekli elestirdigi medya mensuplarindan hic de farki olmadigini, simdiye kadar ki etik derlesrinin de ciddiye alinmayacak hikayeler oldugunu net bir sekilde göstermistir bu yazisiyla.

Fenerbahce gecmiste yasadigi tecrübelerin isinda bilmektedir ki, bu sirada yapilacak bir teknik adam degisikligi takima fayda getirmemektedir... Kisa süreligine söz konusu olan bir canlanma sonrasi bu degisikligin her zaman icin takimlari geriye götürdügü tecrübeyle sabittir. Futbolda planlar uzun vadeli yapilmalidir ve bunun icin sabir gerekir. Su dönemde yapilacak bir degisiklik bu tür ilkesel duruslara ters olacagi gibi, bulunmus olan cözümün gecici olacagi ve gelecege yönelik bir yatirim olamayacagi aciktir. Bütün bunlarin isiginda Fenerbahce'in Aragones'i göndermeme esasinda su anda yapilmasi gereken en iyi istir ve dogrsunu yapmaktadir. Hem futbol akli acisindan hem de kurumsallasma adina...

Ercan Güven'in söyledikleri ise bütün bunlardan dolayi kendi icerisinde dahi son derece celiskili bos laflar yumadigidir...

Dienstag, 24. Februar 2009

Daum ile Karnaval...

Karnaval treninde bu sene Daum da var... Bayern'i deplasmanda yenmenin tadini cikartiyorlar.






Bir omuz da Schumacher'dan...


FC Köln taraftarlarinin kendilerine bir hayli pahaliya mal olan Podolski icin düzenledikleri kampanya malum. Su resimde görülen kampanya...
Bu kampanya ya bir destek de eski Formul-1 sampiyonu Michael Schumacher'dan geldi... Schumacher, 875 Euroluk Pixel satin almis...
Burdan elde edilmesi beklenen toplam gelir, 937.500 Euro... Simdiye kadar ise 96.000 Euro toplanabilmis, bu sekilde...

Montag, 23. Februar 2009

Nihal Bengisu Habertürk'te...


Demek, türbanli ögrenciler hakkinda "biraz para versen baska yerlerini de acarlar" diyebilmis bir adamin genel yayin yönetmeni oldugu, ufak tefek anlasmazliklar, ego tripleri girmese araya emin cölasan gibi adamlarin yazacagi gazetede yazmayi sindirebiliyorsun icine...
Zaten iki de bir Ayser Arman'a verdigin röpirtajlardan "aman efendim ben türbanliyim ama bakin benim de sizden hic farkim yok" deyip duran Ayse Böhürler olma yolunda ilerledigini acik acik gösteriyordun.
O günlerden beri seninle olan okur-yazar iliskimi rölantiye almistim; Fatih Altayli gibi bir adamla calisma gönüllülügünle bitmistir artik bu iliski...

Ve Skibbe gitti


Beklenen oldu, Galatasaray yönetimi teknik direktörünü kovdu... Ta ilk Bükres hezimetlerinden beri bu dile getiriliyor, medya ve taraftlar tarafindan kulüb üzerine kulüb de teknik adamina o baskiyi hissettiriyordu...

Aslinda bu baski zaman icerisinde Skibbe'yi sürekli yedi bitirdi... Simdi herkes Skibbe'nin oynattigi 3-5-2 sisteminden bahsediyor... Bu adamin bu kadar nevri döndüyse bunun suclusu biraz da bunca zamandir her daim onun üzerinde stres unsuru olarak duran, rahatca calismasini engelleyen siz vampir taraftar ve medyasiniz...

Basardiniz, bir teknik adamin kellesini daha götürdünüz... Önce Ertugrul'u yiyip bitirmistiniz, sonra Aragones ve Skibbe üzerine calistiniz sürekli... Skibbe'yi de halletiniz, zafer sizindir. Sira Aragones'e geldi...

Utanmadan, haysiyetsizce "Aragones City git" diye basliklar atiyorsunuz... Aferin size...

Yanlis anlasilmasin; bu iki hocanin da basarili olduklarini düsünmüyorum, sonuclar ortada, iki hoca da basarisiz oldu.

Ama burda iki noktayi gözden kacirmamak gerek:

1. Bu basarisizliklarin tek nedeni, bu iki teknik adam midir? Bunlar gidince hallolcak mi hersey, düzelecek mi sorunlar? Sahada oynayan o oyuncularin hic mi sucu yok...?

Yahu, dünyanin en kötü hocasi dahi olsa bu insanlar, emin olun futbolu yine de Kocaelispor'un hocasi, Genclerbirligi'nin hocasi kadar biliyordurlar.... Ama o takimlar, yani Kocaelispor ve Genclerbirligi, sahada futbol dersi veriyorsa, burda en dönüp bakilmasi gereken kisiler sahadaki futbolculardir biraz da...

2. Bu adam, yani Skibbe, kendisi mi kurdu bu kadroyu? Herkes Galatasaray ligin en iyi kadrosu oldugunu söylüyor... Olabilir, tek tek oyunculari ele aldinizda bu sonuca varirsiniz... Ama futbol bir takim oyunudur, ve o ekip bir takim olamamissa burda yine sadece suclu hoca degildir... Hoca suclu olabilir, ama o kurulan ekip asla birbirleriyle takim olacak bir yapiyi tasimiyor da olabilir... Bir teknik adamin oyuncularina ulasamasi onun eksikligi kadar, oyunculardan da kaynaklaniyor olabilir... O yüzden takimlari hocanizla birlikte kurmak durumundasinizdir...


Galatasaray bence cok büyük hata yapti... Bu hatanin socunda sampiyonluga ulasabilirler... Yani yeni bir hoca ve havayla ligi alip götürebilirler bundan sonra... Ama isin bir de ilke tarafi var... Prensib ve kurumsallasma tarafi var... Galatasaray da teknik adam kovmak artik bir gelenek halini almaya basladi...

Son bes sezonda benim bildigim bu besince hoca... Halbuki bu 5 sezonda galiba 2 sampiyonluk yasadilar ve gerisi ikincilik... Yahu daha ne olsun... Futbol matematigi icinde rakibi de isin icine katmak gerekiyor... Sizin sonuca varamadiginiz bir anda rakiplerinizin sizden daha iyi oldugunu kabul etmeniz gerekiyor... Üstüne üstlük siz bu ligte her sene Besiktas ve Fenerbahce gibi en az sizler kadar güclü ekiplerle cekisiyorsunuz... Normal degil mi bu bilanco..

Sonntag, 22. Februar 2009

Haklisiniz da....!?

Ali Koc, dünkü hezimetten sonra yine acik sözlü ve medenice aciklamar yapmis mikrofonlara...

Bundan dolayi kendisine yeniden tesekkür etmek lazim... Lakin aciklamarlada kafami kurcaylayan bir sey var, demis ki kendisi:

"...kötü gidişimizi durdurmak için radikal kararlar almamız gerekiyor. Bu yönetiminin kararı değil ama bana göre sezon sonunda da transferde radikal davranmalıyız. ..."

Dogru bence de öyle... Saniyorum su anda akli basinda herkes ayni seyi söylüyor Fenerbahce camiasindaki... Iyi de radikal kadro degisikligini yapmak nasil mümkün olacak... Takimin onbirini olusturan oyuncularin coguguyla sözlesmeler yenilendi... Henüz yenilenmeyenlerden Deivid'in de yakinda imzalamasi bekleniyor... Bence esas sikinti Alex, zaten yeniledi... Carlos da öyle... Kimle yapacaksiniz radikal hamleyi...

Zaten oynamayan, Ali Bilgin, Burak, Maldonado gibi isimleri göndererek mi... Nasil olacak bu?

Ali Koc ayni zamanda dün burda postta belirtigim teknik adamla ilgili sözlerine de aciklik getirmis. Yanlis anlasildigini söyleyip, Aragones'in sezon sonunda karnesini degerlendirerek karar vereceklerinden bahsetmis... Yani, bu demektir ki, Aragones seneye yok, kendimize teknik direktör isimleri arasak fena olmayacak...

Köln'de karnaval havasi, Bayern ise hafiften krize dogru...

Daum Köln'ün basindaki 150. macinda gercek bir zafere ulasti. Almanya'nin tartisilmaz en büyügü Bayern'i üstelik de evinde yenmek kuskusuz bir sansayondur. Ve üstelik bunu basaran Köln...

Hani daha yeni birinci lige cikmis, son yillardaki birincilik performanslarina bakildiginda Bayern, Bremen gibi takimlar icin cerez olmus bir takim ise bu, sansasyon daha da büyüyor haliyle...

BU galibiyetin Daum icin de önemi cok büyük... Bayern ile daha önce karsilastigi hicbir karsilasmayi (Münih'te) kazanamamis.... 1 beraberlik ve 8 maglubiyet yazili kontoda. Korkutucu bir bilanz... Bunun yanina simdilerde biraz durulmus gibi dursa da tarihi Daum-Hoeness düsmanligini eklersek, karsilasmanin ve sonucun ne kadar dramatik oldugunu daha iyi görebiliriz...

Köln, iyi bir kontraatak takimi. Ilerde Novakovic, en ucta... Uzun boylu olmasina ragmen, bileklerine cok hakim, ve topla birlikte driplinkleri o boyda birisi icin cok iyi... Kenarlarda degisen isimler oynasa da, Münih karsisinda Vucicevic ve Ehret oynadi...

Göbegi, Protekiz'den transferi Petit, genc oyuncu Pezzoni, ve daha ilk Bundesliga karsilasmasina cikmis olan 20 yasindaki Brosinski ile kapatmis Daum. Ücü de cok sert oyuncular... Pezzoni'yi bir kenara birakirsak, diger ikisi topla birlikte ileriye dogru hizli cikabilen isimler de... Kapilan toplari bu üc isim hizla Ehret ve özellikle de cok hizli bir oyuncu olan Vucicevic'e verecek ve bu isimler de takimi kenarlardan hücuma tasiyacaklar o sirada yine göbekteki bu üc isim ve Novakovic iceriye kat edecek ve gol pozisyonlarina girecek... Taktik kagit üzerinde böyle... Ve Bayern'in savunmasinin korkunc kötü performansi bu taktigin islerlik kazanmasina bir hayli yardimci olmus...

Köln'ün onyadigi futbol klasik tabirler "Canakkale gecilmez" degildi... Iyi kapandi ama kaptigi toplarla da cok iyi cikti hücuma... Attigi iki gol de oldukca iyi organize cikislarla olusmus kontrataklar neticesindeydi... Yani üretilmis pozisyonlarla... O bakimdan sonuna kadar hakedilmis bir galibiyet oldugunu söylebiliriz bunun...

Diger taraftan Bayer, her halükarda Köln'ü rahat yenebilecek bir takim... Arada ciddi bir kadro kalitesi var...

Ama iste dünkü karsilasma ve bu iki takimin sahaya yansittigi futbol, futbolda sadece pahali yildizlar ile sonuca ulasilmadiginin bir demosu... Köln, olabildigince vasat, Ehret, Vucicevic gibi oyunculariyla Bayern'i yenebiliyorsa, bu bu oyuncularin, agresifligiyle, kazanmaya arzulariyla, emekleri ve yogun cabalariyla mümkün oldu... Buna karsin pahali yildizlarda dolu Bayern'in oyuncularinin arasindaki ciddi iletisim kopuklugu, her bir oyuncunun üzerinde acik ve net bir sekilde görülen atalet, hamlelerdeki gecikmez, ikili mücadelelere girmekteki isteksizlik; ibret vericiydi dogrusu....

Bayern'de Klinsmann yeniden tartismalarin odagi haline geldi... Onun israrla takima katmak istedigi su anda kiralik oynayan Donovan, Hoeness ve Rummenige tarafindan veto yemis durumda... 8 milyon Euro bu adam icin cok diyorlar... Bu durum Klinsmann icin ciddi bir darbe demektir, otoriteyi kaybetme konusunda... Ve sayet sampiyonluk kaybedilirse sadece otoristesi degil koltugu da gidecektir.

Köln'de ise, isler cok iyi gidiyor... Owerath-Meier-Daum triosunun üc yil öncesinin yerler sürünen takimini bu sekilde ayaga kaldirmis olmasi, takdire deger... Gelecek sezon cok daha iyi bir yerde olacaklarina da eminim... Lakin Bayern'den gerisin geriye getirilen Podolski su anda sehirde bir mesih muamelesi görüyor... Kendisi bir hayli problemli ve kaprisli olan bu oyuncunun, sadece takim olabildigi icin bunca mesafe kat edebilmis Köln'ü dilerim krizin icerisine sürüklemez, uyumsuzlugu ve kendisini o sisirmelerin etkisiyle "prens" sanarak....

Samstag, 21. Februar 2009

Fenerbahce'de sorunlar gittikce büyüyor...

Gecen haftaki 7-0'lik galbiyet sonrasi beyinsiz taraftar toplulugu (ki Fenerbahce takiminin bir hayli beyinsiz taraftari var) "iste gördünüz mü Semih farkini, Alex ile Semih nasil güzel ikili oluyorlar" seklinde yorumluyorlardi...

Alex efendi, yine, her zaman oldugu gibi, savunma anlaminda berbat, rakibine cok genis alanlar birakan, derbeder bir takim karsisinda goller atiyor asistler yapiyordu...

Bunun üzerine sayilari bir hayli cok olan beyinsiz Fenerbahce taraftari, "iste Alex bu, gördünüz mü" demeye basladi... "Aragones'e umarim bir mesaj olur" diyorlardi...

Ve bu haftaki Genclerbirligi karsilasmasi... Evet iste Alex... Ve evet, iste Semih ile Alex ikilisinin yan yana oynayan hali... Ne farki var bundan önceki haftalardaki Guiza-Alex ikilisinden..?

Semih'i kahraman yapan, onun takima sonradan girdigi maclarda, takimin sikistigi anlarda attigi gollerdi... O gollerde gözden kacirilan birsey vardi... Onlarin büyük cogunlugu Fenerbahce'nin maci kazanmak icin neyi var neyi yoksa saldirdigi anlarda geliyordu... Semih de cok iyi bir ceza sahasi golcüsü olarak bu firsatlari kacirmayarak, esas sikintinin forvetteki Alex'in yardimcilari (bu gecen sezon Kezman'di, bu sezon Guiza) oldugu hissine kaptirdi bizleri... Ve bu Genclerbirligi macinin gösterdigi birsey var: Sayet onlarin yerine sürekli Semih oynasa, Semih de onlarla ayni kaderi paylasacak.

Yani....?

Yanisi su ki: Sorun Alex.... Ve Fenerbahce bünyesindeki bu hastalikli dokudan kurtulmadigi müddetce buna mahkum... Chelsealere kadar yükselmis, Hollanda'da gol krali olmus bir oyuncu da, Ispanya'da gol krali olmus bir oyuncu da sizin takiminizda silinip gidicekler... Alex denilen bu hastalikli dokuyu tasimak icin feraget ettiginiz bölgeler, sirf ona uydurmak icin kurdugunuz zorunlu onbirler ilerdeki bu partnerlerin canina tessebüs ediyor; sadece Fenerbahce'ye kötülük yapmakla kalmayip... Alex basit maclarda, bos alan buldugunda ortaya cikiyor, gol atiyor, asist yapiyor; böylece istatistikleri altüst ediyor, ama sert oynayan, alani cok iyi daraltan, ona bos alan birakmayan, bir savunma karsisinda silinip gidiyor... bu aksamki ve her zaman oldugu gibi... Siz de bütün takimi Alex'i tasimak adina kurguladiginiz icin o kilitlenince siz de kilitleniyorsunuz...

Sorun sadece bu da degil... Gecen haftalarda Deivid ve Alex oyundan ciktiklarinda el kol hareketi yapmislardi... Bu hafta Ugur Boral... Sonra yine, takimin santraforu Guiza ve kaptani Alex, yedek kulübesinde olduklari bir anda takimlari 2-0 geriye düsünce kulübeyi terk etmislerdi... Noluyor Allah askina...? Bu kadar disiplinsizlik ve basibozukluk nasil mümkün olamiyor, hadi oldu, bunun önlemi neden alinmiyor?

Aragones'i aldigi sonuclardan ziyade buralarda elestirmek lazim... Cünkü bu berbat sonuclarin temelinde oyuncularin sahip oldugu bu bozuk kisilik yapisi yatiyor... Isler iyi giderken iyi de, kötüye gittiginde en büyük darbeyi size bu tip sorunlu insanlar vuruyor da... Bunca artislige ragmen bir sonraki macta cikartilmayip da oyunda kaldigi bir anda diyelim Alex, yine hicbir sey yapmadan tamamliyor maci...

Su acik ki, Aragones ile oyuncular arasinda iletisim problemi var... Ve kurulamadi bu iletisim bir türlü. Bu saatten sonra da düzelmesini beklemez saflik olur... O yüzden yapilmasi gereken ya kadroyu yeniden revize etmek, hocaninizin diline uygun insanlarla, ya da hocanizi degistirmek.... Benim tercihim hala Aragones iel devam etmekten yana... Yani...? Yani, basta Alex olmaz üzere yabancilarin büyük cogunlugu ile yollar ayrilmali, ki bunlarin icinde cok sevdigim Deivid de var... Ama Fenerbahce birakin onlarla yollarini ayirmayi, sürekli sözlesme yeniliyor... Demek ki...? Demek ki, Aragones ile gelecek sezon devam edilmesi ihtimali cok zayif, yani bence... Her ne kadar onlar, biz hocamizla ilgili iki yil hicbir tasarruf düsünmüyoruz diyorlarsa da...

Hadi Bakalim...

Fenerbahce yönetimi olumlu adimlar da atiyor bazi bazi... Bunlardan birisi de Sekip Musturoglu ile birlikte Ali Koc'un ekranlara cikip basina ve kamuoyuna takimla ilgili dürüst, acik ve net cevaplar vermesi...

Bu hafta da bu aciklamardan birinde söyle bir laf etmis Ali Koc:

“Açık ve net bir şekilde söylüyorum, Aragones hakkında 2 sene sonuna kadar hiçbir tasarrufumuz olmayacak. Fenerbahçe’de 2-3 maçın sonucuna göre değerlendirmeler artık geride kaldı. Yaş konusu gündeme geliyor. En büyük sanatkarlar en iyi işlerini son dönemlerinde yapmıştır. Biz hocamızın vizyonuna ve Fenerbahçe’yi getirmek istediği yere güveniyoruz”

Umarim öyledir, umarim hicbir kupaya uzanamasa dahi bir hocayla devam etme karari ona "güvenildigi" icin alinir...

Sene sonu bu girdinin ortaya cikartilmamasi dilegiyle...

Denizli direksiyonu kontrol altina aldi (gibi)...

Trabzsonspor macindaki cok üstün oyunun arkasindan herkesin cok zor gececegini düsündügü bir deplasmandan iyi bir oyunla degilse dahi cok iyi bir skorla ve üc puanla dönmesi Besiktas'in güzel günlerin baslangici olabilir.

Her ne kadar Fenerbahceli olsam da Besiktas'a da her zaman ucundan kiyisindan sempatim olmustur; imrendigim, hayran oldugum zamanlar da olmustur, mesela Seba dönemleri vs... Simdilerde de ise, Denizli ve Demirören'in varligi ile üzülmekteyim onlar adina...

Neyse, aslinda dünkü oyun, tipik bir Mustafa Denizli futbolydu... Denizli'yi Fenerbahce'yi calistirdigi dönemlerde yakindan tanima, oyun felsefesini, futboldan ne anladigini cok iyi anlama firsatimiz oldu. Zaman onu degistirmiyor, daha o dogrusu o kendisini yenilemiyor: Hicbir vakit, belirli bir sistemin, ne oynadigi belli olan bir takimin yaraticisi olmamistir Denizli... Takiminin performansi mactan maca degisiklik arzeder... Oynadigi oyun anlayisi ve sahaya sürdügü kadro da.

Sirtini kendi capinda yildiz denilebilecek oyunculara dayar ve onlarin üzerinden sonuca gider... Süphesiz, basta Tello olmak üzere, Delgado, Nobre, Bobo vs. Türkiye Ligi standartlarinda üst seviyede oyunculardir... Delgado ve Tello'nun sutlarina, tehlikeli serbest vuruslarina; Bobo ve Nobre'nin cezasahasi icerisindeki havadan ve yerden hakimiyetine dayanarak götürmeye calisir isleri... Bu baska takimda baska isimlerle olur... Ama mentalite aynidir. Türkiye Ligi'nin üc büyüklerden birini calistiriyorsaniz bu anlayisla kazanmak cok olasidir... Bu üc kulüp de zaten her vakit en azindan o ligin standartlarinin üzerinde bir donanima sahiptirler... Arkalarindan ciddi bir taraftar destegi de vardir. Bir de buna, takim sampiyonluk havasini yakaladiktan sonraki medya destegi ve yönetimin federasyon ve hakemler üzerine etki etme cabalarinin sonucunu da eklersek, Denizli her zaman sonuca ulasmaya yakindir; bu üc takimdan hangisini calistirirsa calistirsin...

Ne ki bu lig standartlarinda yakaladigi basariyi, onun Avrupa'da göstermesi artik hicbir vakit mümkün degildir... Sadece Avrupa degil, diyelim bu sezon sampiyon olmus bir Denizli takimindan gelecek sezon üstüne koyarak ilerlemesini asla bekleyemezsiniz, hatta onun bu oyun anlayisi sürekliligi ve sistemi saglayamayisi bir sezon sonra sizi hic tahmin etmediginiz sekilde ucurumun ucuna dogru da sürükleyebilir... Besiktas'i maalesef Denizli ile bütün bu tehlikeler bekliyor, bu sezon sampiyon olsalar dahi...

Gelelim Antep'e...

Sahaya iyi yayliyorlar, evet. Topu iyi ceviriyorlar evet. Kenarlara inmeye, oyunu kanatlara acmaya, velhasi modern futbolun gereklerini yerine her vakit getirmeye calisiyorlar... Ama diger taraftan, yedikleri bir gol sonrasi dagilip gitmek, oyundan ve disiplinden tamamiyle kopmak; bulunan onca pozisyonu (Besiktas karisisinda gol alabilmek icin daha kac pozisyon bekliyorsunuz!) golle sonuclandiramamak; esasinda bu takim neden bu kadar asagilarda sorusunun cevabini veriyor... Ve simdiye kadar Antep'i pohpohlamaya calisan Mehmet Demirkol ve taifesini bulundugu yeri hak etmiyor bu takim, serzenislerine cevaben de bizlere; hayir efendim bal gibi de hakediyor, burdan daha bir yere bu haliyle cikamaz bu takim dedirtiyor....

Donnerstag, 19. Februar 2009

Bu kadar kolay mi bu isler...?


Oray Egin'in elinde kalem, sinir tanimadan önüne gelen hakkinda ölcüsüz yazilar yaziyor... Ölcüsüz diyorum zira, yazdigi seylerin büyük bir cogunlugunun yalan oldugu, aciktan yalan oldugu defalarca ortaya ciktigi halde o hic sikilmadan ve utanmadan bir baskasi hakkinda ayni sekilde yazmaya devam ediyor...
Mesela Leyla Ipekci'nin Fetullah Gülen'e yakin oldugunu onlarin sagladigi bursla Amerika'da egitim aldigini söylemisti. Ipek Calislar, birakin burs almayi, ben hayatimda Amerika'ya ayak dahi basmadim dedi...
Perihan Magden'in köskte sarhos olup rezillik cikarttigini, kustugunu vs yazdi; bu yazdiklarinin da yalan oldugu kisa bir süre sonra ortaya cikti.
ATV'deki Canim Ailem dizisinin senaristi, Ismet Berkan'in esi... Dizinin yeni basladigi vakitlerde Perihan Magden diziyi ve Ugur Yücel'i öven yazilar yaziyor.
Oray Egin'in yorumu su sekilde: "Rayting alamayan ve kanal koridorlarinda yayindan kaldirilacagi söylentileri dolasan dizinin senaristi hanimin esi olan genel yayin yönetmenini yagcilik etmek icin... " sekilde bir cümleyle Perihan Magden'i elestirebiliyor...
"Kanal koridolarina rayting alamadigi icin yayindan kaldirilacagi dedikodulari dolasan dizinin..." cümlesi kendisinin kalitesi ve kisiligi hakkinda ciddi ipculari veriyor zaten...
Sadece bu tür iftiralar da degil aslinda; yazarken hakarette de sinir tanimiyor...
Mesela bugünkü yazisinda Mehmet Altan icin, "...Artık dönemlerinin bittiği zannedilen, itibar edilmeyen, yüzlerine bakılmayan adamlar bu sayede parladı... Mehmet Altan, Sabah'ta gün sayıyordu, 'Atarsak tazminatı çok olur, babasına da saygımız var' diye tutuluyordu...." gibi birseyler yazabiliyor...
Emre Aköz icin de, "...Bir yemek yazarından siyasi tetikçi yapıldı..." cümlesini kuruyor. Devami da var: "Sezen Aksu'nun artıkları açık oturumların bir numaralı atıp tutanı oldu..."
Sezen Aksu'nun "artigi" denilen insan da malum, Ali Bayramoglu...
Bu kadar kolay mi hakaret etmek büyük denilecek yüzbinlerce insanin okudugu gazetenin kösesinde. BU derece mesnetsiz atmanin, bu kadar insafsizca hakaretler etmenin ve iftiralarin önüne gececek bir mekanizma yok mudur bir sektörde?

Dienstag, 17. Februar 2009

Mirgün Cabas'in rengi...

En sevdigim programlardandir NTV'deki "Yazi Isleri". Mirgün Cabas'in programdaki partneri dikkate deger buldugum gazetecilerden Rusen Cakir.

Rusen Cakir ile ilgili söylenebilecek cok olumsuz düsünceler olusmadi kafamda. Lakin, Mirgün Cabas aynen Türkiye'nin Nabzi programinin moderatörlerinden Ece Temelkuran gibi objektifligini koruyamiyor ve konuk ettigi "karsi görüsten" gazetecilerle "sevimsiz" polemiklere giriyor. Fehmi Koru ve Yusus Ziya Cömert'e karsi takindigi art niyetli tavirlar; bu kaliteli programin üzerinde defo olarak duruyor...

Kendisin programin yayina ilk basladigi siralarda Mehmet Barlas'a karsi sordugu etik disi soru da hala unutulmus degil. Neyseki o zaman Barlas, Koru ya da Yusuf Ziya Cömert kadar beyefendi davranmamis ve kendisine hak ettigi ölcüde bir cevap vermisti.

Sonntag, 15. Februar 2009

Trabzonspor..?!?!?!?!?!?


Oynadigi bir "büyük" karsilasmayi daha kazanamayarak Besiktas yavas yavas kendisini sampiyonluk yarisinin disina dogru itiyor. Trabzonspor karsisinda topa sahip olan, daha cok rakip kaleye giden, gole yakin olan ve üstün olan taraf (bir ara istatistikler geldi ekrana; ceza sahasina yapilan orta sayisi Besiktas icin 34 gösterirken Trabzonspor icin saniyorum 5 idi) Besiktas'ti, lakin oyunsal anlamdaki bu üstünlügünü sonuca yansitamadi.

Besiktas mi üstün oynadi yoksa Trabzonspor mu onun oynamasina kendi ceza sahasina cekilerek izin verdi; ya da Trabzonspor mu oynayamadi Fenerbahce karsisindaki gibi yoksa Besiktas mi Fenerbahce'den cok daha iyi yayildigi icin sahaya ve daha iyi oynadigi icin izin vermedi Trabzonspor'a?

Bu sorularin cevabi saniyorum "hepsi" olarak gecerli...

Evet Besiktas cok üstün gözüktü, ama bunda kacinilmaz olarak Trabzonspor'un 1-0'lik skoru korumak adina geriye cekilip Besiktas'i kendi sahasinda kabul edisi de cok etkiliydi. Trabzonspor Fenerbahce macindakinden cok gerideydi; ama Besiktas da o zamanki Fener'den daha agresif ve istekliydi...

Neyse... Sonuc olarak, ortaya cikan beraberlik ile haftanin en karli takimi Fenerbahce oldu. Ama Trabzonspor takipcilerinden birisi olan Besiktas'a deplasmanda yenilmeyerek bir diger karli tarafti... En yakin rakibinden halen 5 puan önde. Lakin henüz bir sey söylemek icin cok erken...

Besiktas cephesinde ise isler cok icacici degil gibi... Ligin ilk yarisinda Fenerbahce ve Galatasaray'a karsi kaybederek büyük yara almislardi. Su anda henüz onlarla karsilasmadilar ama, evinde oynadiklari Trabzonspor macini süphesiz kazanmayi bekliyordu. Olmadi. Cuma gün Antep ile oynayacaklari karsilasma kendileri icin cok önemli. O macla ile birlikte yaristan bir hayli kopabilirler... Zira su anda Trabzonspor ve Sivas'tan 6 puan gerideler. Ve daha Galatasaray, Fenerbahce, Kayserispor gibi "devedisi" rakiplerle karsilasacaklar... Görüntü cok icacici degil. Ama bu görüntü aslinda Fenerbahce ve Galatasaray icin de gecerli... Yani hala birseyler söylemek icin, cok cok cok erken...

Samstag, 14. Februar 2009

Yalanci Galibiyet

Fenerbahce'nin aldigi 7-0'lik galibiyet aldatmamali... Degisen bir sey var mi yok mu; bunu bu haftadan itibaren oynadigi maclarda yeniden ele almak lazim...

Hacettep kalecisinden savunma oyuncularinin herbirine, ortahadan forvet ucuna kadar tüm hatlariyla gücsüz, cok gücsüz; derbeder bir takim. Bu takimi Istanbul'da yenmek kadar normal ne olabilir. Sampiyonluguna oynadigi dönemleri birakin, lige havlu attigi, en kötü sezonlarini gecirdigi zamanlarda dahi Fenerbahce'nin bu seviyedeki rakipleri karsisinda Istanbul'dan ezici farklarla galip ayrildigini söylüyor bize hafizamiz...

Bu sefer dört degil de yedi gol oldu; o kadar...

Macin icin yazacak cok fazla bir sey de yok... Ama oyuncularin bazilari icin söylenecek sözler var...

Ali Bilgin... Nasil bri transfer aklidir onu bu takima getirmek bilmiyorum... Bu derece basit bir ekip karsisinda dahi bir kere dahi olumlu bir is yapmamak; savunmada ise ayni sekilde bulundugu yere adam kacirmak... Ancak böyle bir performansla mümkün olur... Ve o performansin sahibi iki yildir Fenerbahce formasini islatiyor...

Deivid, gol atti ama, harika da bir goldü, kendi potansiyelinin cok gerisinde, kac haftadir. Bu hafta da öyleydi. Kazim ondan ck daha hareketli ve istekli göründü gözüme...

Gökhan Emreciksin icin birsey söylemeye cok erken, ama su haliyle Kazim'in yedegi olur ancak.

Emre.... Tribünlerin gözüne girmeyi cok istiyor. Üzerindeki Galatasarayli kimliginin hala onu Fenerbahceli taraftarlarin nazarinda sempatik kilmadiginin farkinda. O da bunu ekstra isler yaparak delmeye calisiyor... Ama öyle olunca takimin en hizli ataga kalma cabalarinda dahi sürekli topu dolastirarak, ayaginda haddinden fazla top tutarak takimin hizini kesiyor. Hatta tek basina bütün ortasahayi kat etmek, hem de bir gectigi oyuncuyu bir daha gecme gibi sevdasi; kaptirilan toplar neticeisinde ani ataklar olarak geri dönüyor Fener kalesine...

Guiza.... Atilan her golde, tribünde dügün havasi eserken, insanlar eglenip takimi ve oyunculari kutlarken, kendisini hicbir tribündeki sevincten ve mutluluktan uzak durusu... Sadece Fenerbahce'nin onu degil, onun da Fenerbahce'yi sevemediginin kaniti... Bu isinin sonucu da korkarim Kezman'inkinden farkli olamayacak...

Fenerbahce tribünleri... Anladik, Alex'e tapiyorsunuz, anladik koskoca camiayi onun gibi keyfekeder top oynamayi seven bir isme tabi tutmaktan dahi utanmiyorsunuz. Ama ligin belli ki en zayif takimi karsisinda attigi iki gol icin diger oyunculari ve emeklerini hice sayip, sadece Alex icin tezahürat yapmak, ne basit ne kötücül bir seydir... Bu zihniyet hakim oldukca bu takima, hicbir zaman bir üst vitese gecemeyecektir bu takim...

Freitag, 13. Februar 2009

Fenerbahce üzerine...(yeniden)!

Fenerbahce'de isler yolunda gitmiyor...
Ilk yari bittiginde bir hayli ümitliydi taraftarlar, ümitliydik. Evindeki oynayacagi Trabzon macindan itibaren zirveye dahi cikmasi ihtimali cok uzak görünmüyordu....

Lakin isler hic de iyi gitmedi. Trabzon karsisinda özellikle ikinci yarida ortaya koydugu futbolla ciddi bir hayal kirikligi yaratti. Sonrasindaki Antep macinda galibiyetin gelecegine neredeyse herkes inaniyordu; ama sonuc orda da malum. Ikinci yarinin ücüncü macinda, on kisi Istanbul BB karsisinda linan maglubiyet, sadece maglubiyet degil, rakip kaleye dahi dogru düzgün gidemeyiz, kayde deger tek bir pozisyon bulamayis, bardagi tasiran son damla oldu...

Bir süreligine kinina sokulmus kiliclar yeniden cekildi... Hedef tahtasinda elbette Aragones var. Alex saha da yürür; suclu Aragones'tir... Juvenstus'un istedigi iddia edilen Lugano, bilmem kacinci defa arkasina adam kacirip takiminin x'inci defa benzeri bir pozisyondan gol yemesinin en büyük nedenlerinden birisi olur; suclu Aragones, yillarin tecrübesi Carlos arkasina konstrasyon eksikliginden kaynakli sürekli adam kacirir, kisisel hatalar yapar; suclu Aragones, milyon dolarlik Guiza geldiginden beri forsuzdur; suclu Aragones...

Sonuc ortada, elbette Aragones icin basarili denilemez- hasa!. Bunda birkac mac evveline kadar kendisinin daha sistemli ve daha istikrarli bir takim yaratma cabasi icerisinde oldugunu, ve bir süre sonra bunu daha net bir sekilde görecegimizi söylemistim. Trabzonspor karsilasmasindan bu yana gecen üc macta bu konuda ileriye gidilmedigini bilakis daha da geriye gidildigini görünce yanildigimi düsünmeye basladim...

Oyun anlaminda kayda deger bir gelisme ve ümit isigi olmadigi gibi, mücadele edilen kulvarlarda da bir bir cepheler yitirilmeye baslandi. Önce sampiyonlar ligi hezimeti, sonra uefa'ya dahi katilamamak, arkasindan sampiyonluk yarisinda bir hayli geride kalmak, ligte... Bir tek Türkiye kupasi icin sansi hala yüksek takimin.

Bütün bunlarin isiginda elbette Aragones'in basarili oldugundan ya da isini simdiye kadar iyi yaptigindan bahsedilemez... Ama bunun karsiligi takimi daha da yalnizlastiracak, kaosa yol acacak cözümler sonulmamalidir ortaliga...

Besiktas son yillarda diger iki büyük rakibini gerisinde kaldiysa, bu yaptigi yanlis hoca tercihlerinden ziyade o hocalari gönderme zamanlamasindaki hatalardan kaynaklaniyordu. Yillar evvel Del Besque'i kovduklarindan su andaki Fener'den cok farkli degildi durum. Ve Besiktas o günden bu güne bu hatasini sürekli tekrarladi. Her bir yeni teknik adam yerine geldiginden daha kötüye götürdü takimi...

Fenerbahce de bu hususta tecrübelidir, aslinda. Lorant elbette bu takimin hocasi olacak capta birisi degildi. Ama medyanin baskisiyla kovuldugunda Lorant ve yine o medya istegiyle Oguz Cetin geldiginde Fenerbahce, hatirlanacaktir, ligin ilk yarinsinda Lorant ile topladigi puanlar olmasa kümeden düsme noktasina gelecekti... Halbuki Oguz tam da medyanin istedigi gibi cikartiyordu takimi. O zamanlarda da simdiki gibi mütemadiyen su oynar bu oynamaz manipülasyonu yapiliordu medyada. Kadro önerileri sunuluyordu vs.

Fenerbahce taraftarlari, sayet takimlarini seviyorlarsa en azindan sezon sonuna kadar Aragones'e ve takima destek olmalidirlar... Su noktada yapacak baska bir sey yok cünkü... Aragones'in su anda gönderilmesi demek, bunca süre icerisinde katedilmis kurumsallasma yolundaki mesafelerin cöpe atilmasi, on yil öncesinin takimi olma yolunda yeniden hizla ilerlemek demektir.

Sezon sonunda varilan nokta, alinan sonuclar neticesinde devam edilecek midir, yoksa yollar ayrilacak midir; karar verilir... Esasina bakilirsa sonuc ne olursa olsun bir teknik adamla ikinci seneye girmek denenilmesi gereken bir cabadir. Ama Fenerbahce'nin henüz bu olgunluga ulasmis bir takim ve camia oldugu kanaatinde degilim...

Donnerstag, 12. Februar 2009

Tercihini de al git Mesut...!


Bu ise istirak etmekte biraz gecikti gibi. Esasina bakarsaniz hic yazmayi düsünmüyordum... Lakin kendisinin dünkü oynan Almanya-Norvec hazirlik karsilasmasi sonrasi mikrofana söylediklerini duyunca birseyler yazmaya karar verdim.
Evet söyle diyordu Mesut, spikerin kendisinin Almanya milli takimin tercih etmesiyle ilgili sorusuna: "Ich fühle mich wohl hier. Ich habe hier viele Freunde, ich bin hier geboren... deswegen kommt andere Nation nicht in Frage.."
Cevirisi söyle: "Kendimi burda huzurlu hissediyorum. Burda dogdum, burda bircok arkadasim var. Kendimi buraya ait hissediyorum, o yüzden baska hicbir takim (ya da kelime anlamiyla cevirirsek, milli takim) benim icin söz konusu dahi olamaz."
Evet bu kadar acik, bu kadar net. Türkiye'de degil. Türkiye'nin adi dahi yok. "Herhangi" sözcügünü kullaniyor. Nicin idi bunca görültü o zaman. Neden baban ve sen sürekli Türkiye Milli takim yetkililerinden yeteri kadar ilgi görmediginizden bahsediyordunuz. Neyin garantisini ve samimiyetini isteyip duruyordunuz?
Bundan sonra bu tarzdan bir yorum karsima ciktiginda söyleyecegim tek sey olacak :"siktir git". Biz Mesut'u elimizden kacirdik, geregini yapamadik diye hayiflananlara da iyi bir cevap olmus olur umarim Mesut'un bu sözleri... Samimiyet ve karakter sikitinsinin da kimde oldugu daha net anlasilmis olur.

Sonntag, 8. Februar 2009

Kader aglarini Anadolu icin örmüs bir defa...

Aslina bakarsaniz sadece bu sezon degil, son üc sezondur böyle üc büyükler. Son derece kötü oyuncu transferleri, yeteri kadar iyi calismadigi her halinden belli olan teknik direktörler. Ligin diger takimlari da gecen iki sezonda cok kötü oldugu icin üc büyüklerin özellikle de Fenerbahce ve Galatasaray'in defosu cok aciga cikmiyordu.

Ama bu sezon isler farkli, Sivas ve tabii ki daha da önemlisi Trabzon cok ciddiler. Hali hazirda büyüklerden de daha saglam takim hüviyetindeler. Su hafta itibariyle bu iki takim en yakin rakibi ile dört puan fark ile öndeler. Bunlardan sadece bir tanesi sayet yukarda olsa üc büyüklerin, özellikle de Galatasaray'in geriden gelip isleri toparlamasi icin cok büyük bir sansin hala mevcut oldugu söylenebilirdi ama bu sefer iki takim var yukarda. Ikisini de ayni anda geride birakman lazim.

Mümkün degil mi; elbette evet, hem de hala sansi var üc büyüklerin, özellikle de Galatasaray'in. Ama bir de ortada ortaya konulan futbol var. Bu takimlarin da birbirleriyle oynayacaklari maclar var. Yani Trabzon'u ve Sivas'i yakalamaya calisacak olan Galatasaray, Fenerbahce ve Besiktas ile oynayacak. Aynisi elbette Fenerbahce ve Besiktas icin de gecerli. Daha bir de bu takimlarin, kolay lokma olmayan Gaziantep, Kayseri gibi takimlarla deplesmanda oynayacaklarini göz önünde bulundurursak, ilk defa, yani ben bu oyunu izledim izleyeli ilk defa Anadolu'dan bir sampiyon icin sartlar bir hayli müsait ilerliyor. Umarim öyle de olur ve büyükler de kendilerine söyle dönüp bir bakarlar...

Freitag, 6. Februar 2009

Kayseri Kadir Has Stadyumu...!

Kadir Has Stadyumu sonunda aciliyor. Daha önce de bu stadyumla ilgili postlar girmis ve artik bu beklemeden ev ertelemeden sikildim demistim. Umarim yine aynisi gerceklesmez ve yakinda oynanacak olan Kayserispor-Fenerbahce maciyla acilisa gecer.

Kayseri cok büyüyor. Üniversitesi cok gelisti son yillarda. Simdi bir de vakif üniversitesi kurmuslar. Olaganüstü yeni bir sehirler arasi otobüs terminali acmislar. Sehrin cevre yolu otobanlarla yeniden düzenlenmis. Bir de bunun üzerine harika bir stadyum. Belki yakinda da daha büyük ve estetik bir havaalani. Ve bütün bunlarin hepsi son birkac yila sigan gelismeler. Ne diyelim AKP ve iktidarlari ve basta Abdullah Gül olmak üzere Kayserili bakanlar sagolsun, önce. Sonra da isadamlari... Gidin bakin üniversitenin neredeyse bütün binalari baska bir is adaminin adini tasiyor. Ne diyelim Allah her sehre böyle isadami nasip etsin.

Lakin renkleri degistirilmediyse koltuklarin, tam bir felaket...

19. Hafta'da TSL...!

Yine bir haftasonu geldi catti. Simdiye kadar ki tahminlerimde hic de icacici sonuclara ulasamamissam da, tahmin yürütmek konusunda israrliyim...

Haftanin acilis maci Trabzon'da. Herkesin favorisi Trabzon, elbette. Ama ben flash bir tahminde bulunacagim ve bu macta Ankaragücü'nün Trabzon'dan en az beraberligi kotaracagini iddia edecegim.

Cumartesi üc mac var. Sirasiyla; Hacettepe-Eskisehir, Sivas-Kocaelispor ve Galatasaray-Kayserispor. Ilk mac ile ilgili hemen tahmine gecelim: Eskisehir. Bu ayni zamanda bir temmenidir de. Sivas-Kocelispor maci icin ise, tabii ki ben de cogu kimse gibi Sivas diyecegim, ama Sivas'in son haftarin yogun temposundan ve özellikle de Galatasaray'la olan kupa mücadelesinden bir hayli darbeli ciktigini, en azindan mental anlamda, düsünüyorum. Ve bu durum onlari etkileyebilir. Keza Sivas oyun anlaminda da kac haftadir aslinda olumlu sinyaller sunmuyor. Aksamki önemli mücadelenin ise ben beklenilenin aksine cekismeli olmayacagini ve Galatasaray'in Kayseri'yi rahat gececegini düsünüyorum. Kayseri, bir proje olarak türk futbolu icin cok önemli ama maalesef istenileni bir türlü veremiyor ve bu Galatasaray karsinda da devam edecek.

Pazar cok güzel mücadeleler olacak. TV'den verilmedigi icin izleyemeyecegimiz bir Gaziantep-Ankara maci var mesela. Gecen haftaki oyunlarin bakarsak Antep favori. Lakin Ankara'yi da cok yabana atmamak lazim. Tahminim beraberlik yönünde.

Bir diger iki kiymetli takim arasinda oynanak olan mac ise Genclerbirligi-Bursapor mücadelesi. Bursasporlu taraftarlarin Samet Aybaba'nin yüzünü dahi görmeye tahammül edemeyecegi düsüncesindeyim. Ama sonuc galiba onlar adina üzücü olacak. Dilerim bu kötü gidis Ertugrul Hoca'ya taninan kredinin tükenmesine yol acmaz.

Antalya-Denizli maci ilgimi en az ceken karsilasmalardan, tahmin de yapmayayim en iyisi. Kapanis maclari ise Besiktas ve Fenerbahce'nin Konya ve Belediye'yi yenmesiyle sonuclanacaktir.

Donnerstag, 5. Februar 2009

Aragones oyuncularina güvenmiyor....!


Fenerbahce Bursaspor'u rahat denilebilecek bir galibiyetle gecerken ben gözümdeki Aragones degerini kaybettim.

Bazilari oldukca hakli denilebilecek onca elestiriye karsi simdiye kadar ki Aragones'e olan sevgimin temelinde onun Fenerbahce camiasi üzerindeki alisagelmis futbol zihniyetinin kliselerini ilkeleri ve futbol bilgisiyle sarsacagi yönündeydi. Mesela o gelmeden evvel de sayisiz basarilar kazanmis koskoca camiayi artik 32 yasina gelmis bir oyuncuya tabi tutan insanlarin köhnelesmis zihniyetiydi Aragones'in sonuc odakli olmadan calismayanin gözünün yasina bakmadigi bir ekip kurarak yikmasini istedigim/ bekledigim. Ilk darbeyi her seye ragmen Alex'e mütemadiyen forma vermesi ve farkli bir takim seyler denememisyle yemistim kendisinden. O vakit, bunca tepkinin önüne simdilik gecemiyor bu isi belki zamanla halledecek diye beklerken, bu aksam oynan Bursaspor karsilasmasi bütün umutlarimin tükenmesine yol acti.

Ne diyordu Aragones devre arasinda: "Ben devre arasi transferine karsiyim. Bu takima ve oyunculara güvenmediginiz anlamina gelir. Ben ise oyuncularima güveniyorum ve bu ekiple sampiyonluga ulasacagim" Harika sözlerdi.

Ama maalesef bunlarin hepsi kagit üzerinde kalan ifadelermis. Simdiye kadar Alexsiz, Ugursuz, Volkan (1)siz, Deivid'in takimin liderligini oynadigi, Semih'in fotvette yer aldigi takimlari sürerdi kupada Aragones. Beklentimiz esas ligte sürekli sans verdigi ama sistemi icerisinde aksayan veya bir türlü bekledigi verimi alamadigi oyuncularin yerlerini bu kupa onbirinden oyuncularla zaman icerisinde takviye edecektir yönündeydi. Lakin kendisi ve takim icin cok önemli oldugu asikar olan bu aksamki mücadelede Aragones, turu kendince riske atmamak icin kaleci ve Vederson disinda tamamiyle "as" kadroyla cikti sahaya. Hani su ligte sürekli kullandigi; Trabzon ve Gaziantep karsisinda hicbir varlik gösteremeyen onbir...

Belli ki Aragones turu riske atmak istemiyordu. Semih'in oynadigi, Deivid'in Alex'in yerinde merkezde oldugu bir takim ile oyalanacak vakti yoktu: yani Aragones apacik güvenmiyordu bu oyuncularina. Alex ve Guiza onun icin en önemli silahlar bu takimdaki. Basi sikistiginda direk sarildigi. Iste bu nokta tam bir cöküs, tam bir hayal kirikligidir benim icin. Zira ilkeler degil, sonuc odakli zihniyet kazanmistir bu aksam; gelecek degil gün kurtarilmistir. Takimina güvendigini iddia eden hoca megerse takimdaki sadece 13 oyuncusunagüvenmekteymis esasen ...

Evet, Alex iki golle son haftalardaki formsuzlugundan cikis icin oldukca iyi bir moral bulmustur, Guiza'ya attigi gol belki terapi etkisi yapmistir vs. Ama tam tersi de olabilirdi degil mi; zira bu adamlar degil miydi, Antep'in ve Trabzon'un kalesine dahi gidemeyen...

Ankaraspor-Denizlispor: 2-1

Firsat buldukca, tv'de naklen verildikce kacirmamaya calisiyorum anadolu takimlariminin maclarini. O bakimdan Besiktas-Antalyaspor macinin yerine Ankaspor-Denizlispor macini tercih edebiliyorum.

Ibrahim'in icin hazirlanmis daglar gibi atese gagasinda bir damla su ile ucan güvercin misali, hicbir cürmü olmasa da her tarafi üc büyüklerin kapladigi spor medyasina inat anadolu takimlarinin maclarindan haberler veremek istiyorum blogta. O yüzden önceligi- elbette Fenerbahce'den sonra bu takimlar aliyor.

Ne ki bu durum iyi bir de sbair gerektiriyor zira dünkü kalitesizligi görünce Ankaraspor-Denizlispor macindaki, insan buraya ayirdigim saati gidip evde bitirmem gereken yazilar icin ayirirdim diyebiliyor. Neyse...

Bir önceki paragraftaki serzenisten de anlasilacagi üzere rezalet bir macti Ankara kirsalinda oynann dünkü ceyrek final karsilasmasi. Ilk mactaki 1-1'lik skor Ankaralilarin isine yaradigi icin cok düsük tempolu, cok rolantide bir futbol tercih ettiler, skor avantajini korumak istiyorlardi. Denizlispor iste bir miktar cirpindi ama kapasitesi yetmedi.

Bu ikilinin ilk maclarindanki dengeli mücadeleye aldanip o macin devam eden haftasindaki Denizlispor-Galatasaray macinin Galatasaray icin sanildigi kadar kolay olmayacagini iddia etmistim. Öyle ya, adamlar ligin teperindeki Ankaraspor ile oldukca basabas bir futbol oynamislardi. Ama görünen o ki, bulundugu yeri hak etmeyen Denizli degil, Ankaraspor imis. Dünkü mücadele de oldukca esit gecti zira. Ankaraspor'un buldugu ilk gol, Bilal Kisa'nin her zaman deneyip de tutturamadigi berbat sutlarindan ilk defa bir tanesinin kaleyi bulmasiyla gerceklesmisti. Yillardir bu elemani izlerim, her zaman savruk ve dengesizdir, o noktalardan da cömertce sürekli sut ceker, ama denedigi 20 suttan ancak birisi dünkü gibi kaleyi basarili bir sekilde bulurdu o % 5 lik ihtimal de talihsiz Denizli'nin basina patladi. O ana kadar Ankaraspor'un da birkac tane disinda kaydeger hicbir aksiyonu yoktu halbuki.

Denizlispor ise bugün de ögrendigim teknik direktörleri Umit Kayihan'i gönderme eyleminden sonra iyice krizin icerisine süreklenen bir kulüp hüviyetinde. Bundan birkac yil evvel ligin son macinda kaybettigimiz sampiyonlugun bas müssebbibi olarak onlari hic sevemesem de bu durumlar oldukca düsündürücü kendileri adina. Muazzam bir zemine sahip stadyumlari. Harika tribünleri ve seyircileri var. Saniyorum Ersun Hoca'nin da ilk dogdugu yer. Futbol adina bunca olumlu özelligi bünyesinde barindiran bir sehrin icine düstügü bu durum hakikaten düsündürücü.

Son söz Meye'ye...

Bir 70 dk daha oynadi dün. geldi geleli 250. dk'si bu onun. Üc mac oynadi, ikinsinde 70'er dakika, birinde 90 dakika sahada kaldi. Kesin kanaatim: Fevkalede kötü bir transfer. Bir önceki Ankaraspor postunda biraz daha detayli yazdim neden iyi bir futbolcu olmadigi yönündeki düsüncelerimle ilgili, yeniden girmeye gerek yok. Yine olumlu hareket sifir, pasa hatasi yüzdesi cok yüksek, girdigi pozisyon yok, kazandigi ikili mücadele yok, aldigi hava topu sifir, son derece agir, bilekleri kesinlikle yumsak degil... Ve bu oyuncu icin gözden cikartilan deger De Nigris... Daha gelmiyorum Davos'a... Pardon daha da söz söylemiyorum olcakti o....

Mittwoch, 4. Februar 2009

Bi sus artik...!

Bülent Uygun futbolumuzda son dönemlerin yükselen "yildizi" Hakkini teslim edelim, Sivasspor'un bu basarisinda en büyük pay sahiplerinden. Üstelik bu seneki devam eden performanslariyla da gecen seneki cikislarinin tesadüf olmadigini kismen göstermis oldular....

Ne ki bu basarinin mimarlarindan Bülent Uygun'un spor camiasinda bir türlü sevilemedigini gözlemliyoruz. Ki bunun icerisinde kendisinin bir Fenerbahceli olmasi ve o yüzden de en basta Galatasarayli futbolseverler tarafindan "reddedilmesi" sözkonusu. Tabii onlar Bülent'in hirtligindan, hamasi konusmalarindan, mütemadiyen rol calmalarindan sikayet ettiklerini söylüyorlar ama yemezler, böyle olmasa da bir sebepleri olurdu "o" bahsettigim kesimin Bülent Uygun'unu ve basarisini tanimamak icin. Zira o bahsettigimiz insanlarin bu sözü gecen negatif özelliklerden neredeyse hicbirini tasimayan Aykut Kocaman icin söyledikleri de ortada.

Neyse konuyu dagitmayalim ve Bülent Uygun'a dönelim yeniden. Bülent Uygun üzerinde fikir sahibi olan ve negatif görüs belirtenler elbette bir paragraf yukarda bahsettigim "malum" Galatasarayli kesimden mütesekkil degil. Futbola oldukca objektif bakabilen, taraftarlikla nesnelligi yeri geldiginde ayirt edebilen (evet iclerinden pek cok Galatasaray taraftari da bu ikinci kesimin), sagduyu sahibi pek cok insanin da bugün Bülent'i sevemedikleri bir gercek. Bir önceki paragrafta bahsetmeye calistigim taraftar grubundan olussa Bülent sevmezlik hic ciddiye almaya degmezdi ama az evvel de bahsettigim gibi neredeyse hicbir Allah'in kulu tarafindan sevilmiyor kendisi- ben de dahil.

Iste tam da bu noktada Bülent Uygun'un söyle bir kendisine dönüp bakmasi gerekiyor saniyorum. Belki rezalet diksiyonundan, kahvehanelerde racon kesen mahalle kabadayisi vücud dilinden baslayabilir degistirmeye, sonra belki biraz daha az konusmayi ögrebilir. Fatih Terim'e özenmektense avrupa'da örnek alabilecek cok daha centilmen beyefendi teknik direktör ikonlari secebilir kendisine (bkz. Ottmar Hitzfeld). Bunlari yapinca is biter mi; emin degilim. Zira Bülent'in mütemadiyen hamasi konusmalar yaptigina sahit oluyoruz. Ve bunun tedavisi de saniyorum ancak ideolojik dönüsümle mümkün. Bu saatten sonra ondan böyle bir degisim beklemek söz konusu olabilir mi; sanmiyorum. Ama baslikta da dedigim gibi, az uz konusursa en azindan bu hamasi ve sovenist söylevlerininin bombardimindan biraz daha az etkileniriz, onu da görmezden gelmek mümkün olabilir belki...

Dienstag, 3. Februar 2009

Bayern önliberoyu siklastiriyor...!


Gecen seneki Zenit firtinasindaki en büyük pay sahiplerinden biriydi resimdeki yakisikli. Bugün web sayfasindan bildirildigine göre gelecek sezondan itibaren Bayern formasi giyecek Anatolij Timoschtschuk.
Tek kelimeyle olaganüstü bir transfer yapti Bayern. Bayern'in elinde o bölgede direk oynatabilecegi dört futbolcusu var halen: Van Bommel, Ze Roberto, Ottl ve Borowski. Ze Roberto artik iyice yaslandi, seneye buralarda olur mu bilinmez, Van Bommel da yine, Bayern'in gözden cikarttigi bir diger oyuncu. Van Bommel'in mac icindeki agresif tavirlari ve takimini sik sik eksik birakmasi onun gelecek yil Bayern'de olmayacak olmasinin nedenleri arasinda. Ottl her ne kadar ben kendisini cok begensem de galiba hicbir zaman Bayern ayarinda bir takimin istedigi seviyeye gelemeyecek. Geriye bir tek Borowski kaliyor. O yüzden Timo'nun Bavyera'ya dogru seyahat etmesi oldukca anlasilir, ve isim ve kalite olarak da dörtdörtlük bir transferdir.
Hoeness bu isi biliyor mirim.

Montag, 2. Februar 2009

Ernst...


Focus: Schalke 04, transferin kapanmasina az bir süre kala, Ernst ve Streit ile yollarini ayirdi. Ernst, 2005 yilindan beri formasini giydigi Schalke'den Besiktas'a transfer oldu. Türklerin ifadesine göre bonservisi 3 milyon euro.
FAZ: Ernst Besiktas ile 30 haziran 2011 yilina kadar anlasma imzaladi. Yillik 2 milyon euro alacak yeni takimindan.

Sonntag, 1. Februar 2009

Fenerbahce avcunu yalarken...!

Guiza, Maldona'da, Josico, Ali Bilgin, Kazim Kazim, Yasin Cakmak....

Transfer politikasi bu ekibi olusturmus bir yönetim ile bu sonuc sasirtici degil aslinda.

Bundesliga'da 18. Hafta...!


Hafta tam olarak tamamlanmadi, bugün iki karsilasma daha var ama, hafta ici islerin yogunlugu nedeniyle yazmak sikinti oldugu icin dünkü oynanan maclarin dahi güme gitmesi tehlikesi oluyor. O bakimdan ben pazar sabahlari, cumartesi ve cumadan kalma maclarin özetini, Bundesliga'dan vermeye calisacagim.

Haftanin ilk ve ikinci devrenin acilir maci cuma aksami Hambur'ta oynandi. Bayern'in iki golünün verilmedigi karsilasmada Hamburg, Petric'in attigi tek golle galip geldi. Bayern'in gollerinin verilmemis olmasi, Hamburg'un galibiyeti haketmedigi anlamina da gelmemeli tam anlamiyla. Zira muazzam bir ilk yari oynadilar, iki toplari direkten döndü. Karsilasma boyunca her zaman Bayern'den bir vites öndelerdi. Bu galibiyetle Hamburg, Bayern'in 1 puan üzerine de cikmis oldu.

Cumartesi ögleden sonrasinin karsilasmalari ise oldukca heycanli mücadelelere sahne oldu.

Lider Hoffenheim icin Energie Cottbus mücadelesi tarihi bir anlam da ifade ediyordu. Cünkü bu Hoffenheim'in yeni yuvasindaki ilk resmi karsilasmaydi. Rhein Necker Arena'daki ilk mücadelesini Hoffenheim, cok iyi bir oyunla olmasa da, 2-0 ile kazanmayi bildi. Ilk gol Ba'dan geldi, ikincisi ise yeni transfer Sanogo'dan. Hoffenheim'in eksikleri coktu; Ibisevic, Obasi ve Eduardo takimin en önemli üc hücum silahi saha yer alamadi. O bakimdan kötü oyuna ragmen alinan bu üc puana tahmin ediyorum bütünüyle memnun kalinmali. Bu galibiyetle Hoffenheim yeniden Bayern'in 3 puan üstüne yükseldi. Ama hocalari ihtiyati elden hala birakmiyor: "Gökkubbe basimiza yikilmadigi müddetce, Bayern bu sezon sampiyon".

Bir baska heycanli mücadele de, Dortmund'da oynandi. Skibbe'nin biraktigi yerden üzerine koyarak ilerleyen Bayer Leverkusen, Dortmund karsisinda da olagan üstü hizli ve pasa dayali futbolunu yine sergiledi, bastan sona da üstün tarafti ama kacirdiklari onlarca sansin yüzünden ancak beraberlik cikartabildiler bu deplesmandan. Dortmund'da mac baslarken hafta ici oynanan Bremen karsisinda kupa macinda merdiven bosluguna düserek hayatini kaybeden talihsiz taraftar icin saygi durusunda bulunuldu.

Hannover-Schalke mücadelesinin galibi ise ev sahibi ekip. Schalke'de kriz devam ediyor. Her sey üstüste gelecek ya; yiginla gol pozisyonuna girdiler ama bir türlü topu filelerle bulusturamadilar. Kahredici bir dizi talihsizlik evresi icerisindeler; dilerim cikarlar bir sekilde... Oldukca büyük ümitler ve pahali transferle baslayan sezonun simdiye kadarki gelindigi yer tam bir hayal kirikligi. Bu noktadan itibaren besinci siraya yükselip UEFA'ya katilabilmek Schalke icin en büyük amac olmali. Ama isler bu hedef icin de hic kolay degil; cünkü Wolfsburg, Bremen, Stuttgart, Dortmund, Berlin, Leverkusen ve Hamburg ile kapisacaklar bu hedefte.

Köln gibi bu ligin güclü gelenege sahip ama son senelerde sürekli ikinci lige düsmek ve tekrar birinci lige cikmak arasinda giden takimlardan M'Gladbach ile Stuttgart arasindaki karsilasmanin galibi, beklenildigi gibi ev sahibi Stuttgart'ti. Devre arasinda yaptiklari onca transfer de, teknik direktör degisikligi de onlari kurtarmaya yeter mi bilmiyorum. Son sirada olmari ve sadece 11 puan toplamis olmalari bu konuda iyimser olmamizi engelliyor ama öbür taraftan, kümede kalma mücadelesinde cekisecegi diger takimlarin da durumu kendisinden cok iyi degil.
Bu sezonun süpsiz performanslarinindan birini de Berlin sergiliyor. Bu hafta da Frankfurt karsisinda sahadan galip ayrildilar. Iki takim da teknik adamlariyla sözlesmelerini uzatarak ciktilar karsilasmaya, iki tarafin da durumdan memnun oldugu anlimina gelir bu. Berlin, bu glibiyetle Hoffenheim'in 2 puan gerisinde ikinci siraya yükseldi.
Cumartesi'nin son karsilasmasi da Köln ile Wolfsburg arasindaydi. Gecen haftalarda yagan yogun kar, Köln'ün sahasini da mahvetmisti. Türkiye'deki herhangi bir anadolu takiminin sahasi gibiydi. Hatta karsi karsiya kaldigi bir pozisyonda Ishiaku'nun ayaginin zemine takilip topu galeciye teslim etmesi ile galibiyete dahi mal oldu denilebilir bu zemin. Köln'ün sahasinin bu haliyle ilgili en güzel ve esprili yorumu Wolfsburg'lu bir oyuncu yapti: "Köln Podolski icin para biriktirdiginden galiba cimleri yenileyemiyor". Bu humor duygusunun darisi bizim futbolcularimizin basina. Novakovic, Geromel cezali. Wome sakat. Bu derece büyük eksiklere ragmen Köln'ün beraberlikle ayrilmasi hatta ilk yari da cok iyi bir oyun ortaya koymasi, camiaca tatmin edici bulundu. Daum ikinci yari icin hedeflerinin 23 puan oldugunu söylüyordu. 1'ini aldilar kaldi 22. Wolfsburg icin ise acikcasi ne demeli bilmiyorum. Ligteki konumlari iyi, hic fena degil. Ama diger taraftan su anda sirf parayla ordalar diye basarisi bazilarinca kücümsenen Hoffenheim'in harcadigi transfer parasinin bilmem kac katini harcamis olmalarina ragmen bulunduklari yer iyi midir; emin degilim.

Samstag, 31. Januar 2009

Trabzonspor cok istahli...

Günün ilk iki karsilasmasi tahminlerimin dogrultusunda sonuclanmisti, bu hafta tahmin isinde iyiyiz hadi bakalim derken, ilk darbeyi cok gecmedi, günün ücüncü macindan aldik. Beraber sonuclacagini iddia ettigim Ankaraspor-Trabzonspor karsilasmasi, Trabzon'un üstelik de oldukca rahat bir sekilde 2-0 lik galibiyetiyle sonuclandi.

Karsilasmanin iki golünün de gecen hafta kacirilan Fenerbahce galibiyetinin bas sorumlusu olarak gösterilen iki golcü Gökhan ve Umut'tan gelmis olmasi oldukca manidar, dogrusu. Trabzon Ankaraspor'u cok iyi kilitledi, cok ciddi pozisyonlar da vermedi, birkac pozisyon bulduk Ankara ama, bunlari da bonkörce harcadi. Lakin Trabzonspor öyle bir görüntü sergiliyordu ki; o golleri atmis olsa Ankara, Trabzon'un elinden kurtulmasi mümkün yine de olmazdi. Trabzon her gecen hafta anlasilan o ki bir miktar daha ileriye gidiyor. Tabii yillarin birikmisligi sampiyonluk özleminin basariyla atlatilan her hafta sonrasi takimi biraz daha istahli ve motive hale getiriyor olmasi onlar adina en büyük sans. Oldukca muazzam bir kaleciye sahipler; yillar sonra ilk defa. Song ve Egemen, kemik gibi "masallah". Gökhan ve Umut, belki Sampiyonlar Ligi'nde basarili olmak isteyecek bir takim icin yeterli bir "duo" degil ama, bu ligi kazanmak icin fazlasiyla yeterli. Cale, daha ilk geldigi günden beri begendigim bir oyuncu. Collman da su anki varolan hedef icin yeterli geliyor. Selcuk, bence en iyi yerli oyuncularimizdan. Bütün bunlarin yanina yukarda bahsettigim istah ve takimin oyun ritminin cok iyi oturmus olmasi, Trabzonspor ile ilgili sampiyonluk sansi konusundaki kötümserligi degistiriyor demeliyim.

Rakip Ankaraspor cephesinde ise ortaya konulan islerden cok hosnut kalmadim. Ankaraspor bu maca kadar 33 puandaydi. ligin dördüncü sirasindaydi. Besiktas ve Fenerbahce'yi altina almisti. Galatasaray'in ise gerinsindeydi ama averajla. Oldukca göz kamastirici bir bilanco. Tabii bunlari yapabilmis bir takimdan kendi evinde oynadigi bir karsilasmada insan biraz daha iyi bir performans bekliyor. Cünkü, Ertugrul Saglam'li Kayserispor'un, ve Sivas'in yaptigini yapmasini bekliyorsunuz Ankara'dan da, ama görünen görüntü su haliyle bunu vermiyor. Belki gelecek sezon....

Ankaraspor'da yeni transfer Meye'yi iki mactir oldukca genis bir zaman izleme sansimiz oldu. Kupadaki Denizlispor macinda 70 dk. ve Trabzonspor karsisinda 90 dakika sahadaydi. Sonuc hic tatmin edici degil. Söyle aciklamaya calisayim. Ankaraspor ilerde tek bir golcü birakiyor, onun arkasinda fuleli, hizli, bileklerine hakim üclü bir hat kuruyor (Neca-Bilal, Özer, Mehmet Cakir), bu hattin gerisini ise ikili bir önlibero ile tutuyor. Bekleri siklikla hücumda görüyoruz. Simdi bu sistemde forvetteki oyuncunun klasik bir tabir olacak ama; iki özelligi bünyesinde tasimasi gerekiyor. Sirtini rakibe yasayip kendisinin gerindeki arkadaslarindan aldigi paslari saklayip takimin hücumda cogalmasini saglayacak bir oyuncu olabilmeli. Bu birinci özellik. Bunun icin en önemli sartlar, oyuncu cok güclü olmali ve ayaklarina hakim olmali. Meye güclü görünüyor ama ben 90 dakika boyunca birakin Egemen veya Song'u, zaman zaman birebir mücadele icerisinde oldugu Serkan'a karsi dahi fiziksel bir üstünlük kurdugunu görmedim. Haliyle de hicbir top saklayabilme, takimini rakipleri devire devire (M. Yildiz gibi) hücuma tasima mahirligini göremedik.

Bu tarz bir oyun kurgusunun golcüsünde beklenilmesi gereken diger özellik ise, cok hizli kosular yapabilmesi, genis alanda karsisina aldigi rakip savunmaciyi ikili sikistirma yoksa cogu zaman gecebilmelsidir. Birkac kez Meye'nin Trabzonspor savunmasini takim ilerdeyken az adamla genis alanda yakaladigini gördüm ve hicbirinde karsisindaki tek bir kisiden olusmus Trabzonspor savunmasini gecemedi. Geride biraktigi 160 dk. da bir golcü rakip kaleye tek bir sut cekmez mi; Meye'nin ben ne Denizlispor karsisinda ne Trabzonspor karsisinda rakip kaleye gönderdigi tek bir sutunu dahi görmedim. Mehmet Cakir yokladi rakip kaleyi, Özer , Neca yokladi, Hurriyet, Adem ikilisi ha keza. Hatta Ramazan ve Erhan gibi iki savunmaci dahi rakibi sutlariyla tehdit ettiler ama santrafor Meye'nin tek bir sutunu görmedim ben. Bilmiyorum cok mu erken bu yargi icin ama, asla tatmin edici bir transfer degil.

Daum ile FC Köln üzerine hasbihal

Daum bundan iki sene evvel yaklasik olarak cok ciddi bir riskin altina girmis, tarihi güclü geleneksel ama ayni zamanda 80'li yillardan sonra mütemadiyen krizler icerisine olan sorunlu bir camianin beklentileri büyük bir döneminde Köln'ün basina gecmisti. Hans Peter Lotour'dan devre arasinda aldigi takimini o sezon sonunda bir üst lige, 1. Bundesliga'ya cikartamamisti. Ama esas olarak ondan beklenen bir sezon sonraki basariydi zaten. Bastan baslayabilecegi, transferlerini kendi yapabilecegi bir sezona basliyordu Köln ile ve yapmasi gereken 1. Bundesliga'ya cikmakti. Zorlandi, hem de cok zorlandi, uzun bir süre tabelada ilk üce dahi giremedi, ama basardi, Köln'ü 1.Bundesliga'ya cikartti.

Simdi de amac, takimini orda tutabilmek evvella. Daum bu; vizyonu genis bir adam. Fenerbahce'ye israrla Appiah'i aldirdiginda, hem de 8 milyon Euro'ya, Mehmet Demirkol'un yazisini bir otobüs yolculugunda okumustum, K. Maras-Adana hattinda. Daum'a öfke kusuyordu, Aurelio varken, Kemal varken, Slecuk varken, Olcay varken vs vs vs bu isim alinir mi diyordu özetle. Zaman Demirkol'un ne kadar gudik Daum'un da ne genis bir futbol vizyonuna sahip oldugunu gösterdi. Ve simdi o Daum, Inter formasini giymis, Bremen ile SL'de basarili maclar cikartmis, yine Bremenle, duble yapmis Wome'yi transfer ettirdi takimina. Avrupa Sampiyonasinda Portekiz Milli Takimi'nin kaptani Petit'i aldirdi, Potekiz'de yilin futbolcusu secilen Geromel'i transfer ettirdi. Ümit ve Mondragon gibi deneyimli, Sampiyonlar Ligi oynamis, milli takim tecrübesi olan iki ismi zaten bir sezon öncesinde aldirmisti.

Ista Daum bu, simdiye kadar, Isvicre'den, Avustrya'dan veyahut Rhein bölgesinin kücük takimlarindan yetisen vasat oyuncularla beslenen dar vizyonlu FC Köln'ü bütünüyle milli ve deneyimli oyunculardan kurdu. Ancak öyle stabil ve birinci ligte daimi olan bir takim kurulabilirdi ona göre. Sezonun ilk yarisini 22 puan ile kapatti. Simdilik iyi durumdalar. Ikinci yari da hedefleri 23 puan toplayip 45 puan ile ligi kapatmak. Bu da saniyorum onlari 13 ile 10. sira arasinda bir yerlerde tutar.

Girisi cok uzattik; esas amacim Daum'un Köln'ün yerel gazetesi Kölner Stadt Anzeiger'e verdigi röportajdan özet sunmakti. Simdi ona gecelim:

KSTA: Herr Daum, önce Wolfgang Owerath, Daum ve Meier, simdi de Podolski; burdan söyle bir anlam cikartabilir miyiz: Köln güclü bir gelecek yaratmak icin eski basarililara mi dönüyor?

Daum: Hayir. Cünkü mesela Podolski Köln'deyken Köln muazzam basarilar elde etmedi ki oraya geri dönsün. Podolski'yi takip ettik. Münih'te futbolcu olarak kendisini cok gelistirdi. O yüzden Podolski'yi aldik biz evvela. Tabii Köln ile Podolski arasinda özel bagi da gözardi etmiyorum.

KSTA: Sizin Köln'de olmadiginiz vakitlerde, Köln'de gecmisteki basarilara hüzünlü gözlere bakan
bir melankoli hakimdi. Simdi ki Köln, ileriye dogru bakabilecek özgüvene sahip mi?

Daum: Tabii ki gururuyluyuz, Köln'ün gecmisinden ve o gecmisi yapan degerleden dolayi. Ama ayni zamanda cok iyi biliyoruz ki, Kön'ün gelecegini olusturmak icin günlük hedefler olusturmaliyiz. FC Köln yeniden bir perspektif olusturdu kendine. Takimdaki gelismeleri düsündügünmüzde iyimser olmamak elde degil. Hissediliyor ki, burda bir takim iyi isler yapiliyor, insanlarin bu takima güveninin artmasina yol acacak.

KSTA: Podolski'nin transferi krilma adina bir adim midir?

Daum: Podolski'yi transfer edebilmis olma duruma geldigimiz icin su anki takima tesekkür edebilmeliyiz. Bunu unutmamak lazim. Takimin yasamasina adina insanlarin gösterdigi yogun caba cok güzel.

KSTA: Kölnlü birisi icin bir fenomen midir, insanlari sicak kalpli bir sekilde karsilamak?

Daum: Kölnlüler tabii ki sunun farkinda: Sayet Podolski Köln sevgisine sahip olmasa burda olmazdi, derdi para olsaydi su anda cok baska yerde olurdu. Ista taraftarla da bunun karsiligi olarak büyük bir sevgiyle kucakliyorlar Podolski'yi.

KSTA: Eminiz ki Podolski Köln'ün olusturmaya calistiginiz bu geleceginde bir hayli dominant bir rol oynayacak. Genel anlamda futbolda yildizlara nasil bir yer acilmistir, yoksa onlar aslinda isin ruhunu bozmakta midirlar?

Daum: Tabii ki hayir. Futbolda taraflarin kendiriyle kimliklestirebilecekleri yildizlara her zaman ihtiyac vardir. Yildizlarla calismak bana her zaman cok büyük haz vermistir. Cünkü yildizlar sonucta takimlari icin her zaman onlardan beklenenden daha fazlasini vermeye hazirdirlar.

18. Hafta ve Tahminler...

Begeneni cok olmasa da (bloglara bir bakar misiniz, bu ligin takimlarindan cok Ispanya'nin, Ingiltere'nin ve Italya'nin takimlari hakkinda bilgiler aktariliyor okuyuculara. Üstelik bu bloglarin yazarlari hani o ülkede yasayan insanlar da degiller. Öyle olanlara sözüm olamaz zaten.) benim cok sevdigim Türkcell Süper Lig bu hafta da bir hayli heycanli karsilasmalarla gelecek ekrana. Haftanin ilk karsilasmasi bir derbi: Kayserispor-Sivasspor.

Iki takim da ligimizin son senelerinde parildayin yildizlari. Umarim bir süre sonra bu derbi, ki muhtesem yeni stadta oynanir ve bu hafta oldugu gibi yayin kurulusu da yayinlamaya devam eder. Bu ligin bu takimlara cok ihtiyaci var cünkü. Ve aslinda Sivas'in daha da büyümesi, ancak Kayseri ile arasindaki rekabetle gercekci ve mümkün olabilir, Fenerbahce ile Galatasaray ile boyölcüserek degil. Aynisi Kayseri icin de gecerli. O bakimdan bu tür derbilerin artmasi ve ekiplerin birbirleri arasinda tatli rekabetin olusmasi cok önemli. Tahmine gelirsek; bence beraberlik. Kayseri bana kalirsa gecen hafta Genclerbirligi karsisinda yasadigini tekrar yasamayacak.

Kocaelispor Genclerbirligi karsilasmasinin galibi ise bence coktan belli: Genclerbirligi.
Ve yine cok önemli bir mac da Ankara'da oynanacak: Ankaraspor-Trabzonspor. Sezonun hemen basinda karsilastiklari icin bu ekip Trabzon sansliydi cünkü su anki oturmus Ankaraspor yoktu karsilarinda. Kayipsiz gecmislerdi. Ama bu sefer öyle olmayacak. Özellikle muazzam bir takim savunmasi olan Ankaraspor beraberligi alacak rakibinden.

Günün kapanis karsilasmasi ise Galatasaray ile Denizlispor arasinda. Ridvan'a baktim, rahat gecer diyor. Hasstir ordan dedim kendi kendime. Denizspor'u kupadaki Ankaraspor karsisinda izledim, gecen hafta. Ankaraspor ile aralarindan cok büyük bir fark olmadigini gördüm. Oldukca direncli bir takim. Besiktas'i da zorlamis diye okumustum, Inönü'deki karsilasmada. Galatasaray'in bu sezon cok önemli bir parcasi olan Lincoln yok mesela yine. Hücumda sikintilari oluyor zaten Lincoln olmayinca. Bence Denizlispor da beraberligi alacak.

Ankaragücü-Konyaspor maciyla ilgili hicbir sey söylemiyorum, cünkü yeni teknik ekipten sonra Ankaragücü'nü hic izlemedim, o yüzden mantikli bir tahmin yürütmem mümkün degil. Banko maclardan birisi de Bursa'da. Bursaspor, Hacettepe'yi cok rahat gececek. Eskisehir-Belediye maci ise bebarelik olabilme ihtimalini de tasisa bence ev sahibi galibiyete daha yakin taraf. Pazarin önemli maclarindan biri de Kadiköy'de. Antep, bu sezon eski günlerine dönüyor gibi görünmekte. Sezon basinda da Antep'te oynanan karsilasmada Fenerbahce'yi tokatlamislardi. Ama o mac ölcü olmasin, o zamanlar Fener'i yenmeyeni dövüyorlardi zaten. Simdi Kadiköy'de ve o tarihten bu tarihe bir hayli yol almis Fenerbahce 3 puanin sahibi olacak. Besiktas, son iki haftadir sansli. Denizlispor ve Antalyaspor evine geliyor. Hafif capta kriz yasadiklari bu dönemde cok iyi oldu onlar icin bu. Galip gelecek taraf elbette Besiktas.

Donnerstag, 29. Januar 2009

Fener iyi yolda... hem de cok iyi...!

Fenerbahce'yi izlemek zevk veriyor bana bu sezon. Ne kadar basarili olmus olursa olsun, Zico'yu ve takimini bir türlü sevememistim ben. Tam manasiyla tarig edemiyordum ama bir sogukluk yasiyordum o takima karsi. Saniyorum bunun nedeni takim icerisindeki laubalilikti. Mac seciyorlardi. Fenerbahce'nin bulunmaz hint kumasi Alex'in bünyesinde halen devam eden bu laubalilik Zico sayesinde tüm takima sirayet etmisti. Mac seciyorlardi; Chelsea'i karsisinda disedis oynayabilen, Inter'e sahayi dar eden takim, icerdeki maclarda hicbir sey yapmiyordu. Hele hele bir beraberligin bile yeterli olacagi Galatasaray karsilasmasindak acz bardagi tasiran son damla olmustu.

Aragones'in Fenerbahcesi ise, halen hocanin bence istedigi takimin % 30'unu ancak görebiliyoruz sahada ama, bunun tam tersi her maca ayni ciddiyetle cikan daha "takim" olmus bir takim. Aragones'in oyun anlayisi Zico'nunkinden cok farkli. Zico temposu düsük bir takim yapmisti. Cünkü ona göre bu takim yüksek tempoda oynayamazdi, kadro müsait degildi, oyuncularin yetenegi buna el vermiyordu, yüksek tempolu oynanirsa pas hatasinin yüksek olacagini ve bunun takima zarar verecegini düsnüyordu. Bu taktikle oynadi ve avrupa'da cok basarili oldu. Aragones ise aksini yapiyor. Tempolu genis alanda, hizli, pas yaparak dikine hücuma cikan, beklerin sürekli atakta oldugu bir takim. Bu takimi yaratmak kolay degil elbette. Cünkü iki sezondur temposu düsük olan bir takimi bir anda birkac bites yukari cikartmaya calisirsaniz, avrupa'da bu sezon yasanan hayal kirikligi ve sezon basindaki bocalama kacinilmaz olur. Ama artik yavas yavas bu tempolu oyunu tutturmaya basladi takim. Son iki karsilasmanin, yani dünkü Bursa ve gecen hafta sonu oynanan Trabzonspor karsilasmalarinin soluk kesen temposu buna cok iyi bir örnek.

Tabii Fener halen cok kisir hücum bölgesinde. Savuma kurgusu iyi olan ekipler karsisinda pozisyon bulmakta halen cok zorlaniyorlar. Dünkü macta dahi, yani o kadar iyi oldugu söyledigimiz macta, topu topu üc pozisyonu var Fener'in. Gol de bir duran toptan (korneri kullanan isim Alex degil, ve Fenerbahce Alex'siz de kornerden gole ulasabiliyor, bu da Alex'in bu takim hicbir sey olmaz diyenlere kapak olsun yeniden). Bunun nedeni belli, takim temposunu arttirdi ama bu tempo da halen yetersiz.

Sayet bir vites daha artirirsa bu tempoyu, ki saniyorum 3-5 mac sonunda o noktaya da ulasacaktir, su anda karsisinda pozisyon bulmakta zorlandigi, savunma kurgusu nisbeten iyi olan Sivas, Bursa, Ankaraspor, Trabzonspor karsisinda da daha net pozisyonlara ulasabilcek bir takim olacaktir. Cünkü temponuz ne kadar artarsa rakibinizin savunmasinda hata yapmasini daha cok saglarsiniz, onlari ters ayak üzerinde yakalamak daha cok mümkün olur, hizli ataklar, ve hizli ama hatasiz pas trafigi savunma kurgusunun bozulmasina yol acar.

Fenerbahce'nin mevcut tempo seviyesi, saniyorum halen Hacattepe, Kocaeli, Konyaspor gibi takimlarin savunmasinda gedik acabilmek icin yeterli. Ama dedigim gibi bundan bir süre sonra bu takimlarin bir vites üzerindeki takimlarin savunmasini da acmak simdiki kadar zor olmayacak. Ve bu teknik ekip devam ettikce, bir süre sonra Avrupa'daki rakipleri karsisinda da tutunabilecek ve pozisyonlara ulasabilecek bir tempoya erisecek takim. O yüzden sabirla beklenmeli Aragones'in takimi.

Aydinlik günler cok uzaklarda degil...

Mittwoch, 28. Januar 2009

Bak su ise sen...

Huub Stevens adi midemi kaldirir. Ne zaman duysam yüzüm eksir, midemde meydana gelen bu rahatsizliktan dolayi.

Efendim kendisi bir zamanlar, üc-dört yil evvel, Köln'ü calistirmaktaydi, 2. Bundesliga'da. O sezon takimi birinci lige cikartmayi basardi. Tüm Köln halki kendisini cok sevmisti, haliyle. 1. Bundesliga'da da onunla devam etmek icin can atiyorlardi. Ama o da ne, Stevens takimi birakti. Mazaretu vardi ama: "Esim hasta, Hollanda'da onun yaninda olmaliyim." Hakketen de Stevens'in esi kanser hastasi. Yogun tedavi görüyor. O bakimdan kendisinin bu sözleri elbette yürek buruklugu yaratarak kabul gördü camiada. Arkasindan ögrendik ki, Roda takimi calistiyor Stevens Hollanda'da. Olabilir dedik; karisinin yaninda ama ayni zamanda bos da durmak istemiyor elbette. Ayni ülkede olmak farkli sehirler dahi olsa yeter onun icin. Hem Hollanda dedigin nedir ki, bir ucundan digeri ucu en fazla iki saatini alir. Neyse.. Buraya kadar hersey normal.

Sonra bir de baktim ki, Roda'yi birakan Stevens tekrar Bundesliga'ya dönmüstü. Hamburger SV'nin basina. E yuh artik dedim icimden. Hani hastaydi senin esin, hani onun yaninda olmak istiyordun. Arastirdim hala hasta esi. Neyse efendim bu mide bulantisi o zaman basladi bu isme karsi iste. Arkasindan basarili denilebilecek bir 1,5 sene gecirdi kendisi Hmaburger SV ile. Sonrasi mi..? Sonrasi cok ilginc. Yine kendisiyle mutlu iken camia, onunla devam etmek istiyorken Stevens karisinin yaninda olmasi gerektigini anladi tekrar. Yuh artik dedim kendi kendime. Kesin bu isin altinda bir is vardi ama ne; sonra anlasildi tabii, meger hocasini kovan PSV ile anlasmis arkadasimiz.

Simdi ögrendik ki PSV'den de ayrilmis. Sebeb bu sefer esi degil. Olamaz zaten yaninda. Pekii nedir: Oyuncularla yeterince diyalog kuramamis. Onca sene futbol ile ilgileniyorum, böyle bir bahaneyi ilk defa duydum hayatimda. PSV bu sezon AZ'nin cok gerisinde kalmisti. Bir süre sonra onun Bundesliga'da bir takim calistirirken görürsek sasirmayalim derim.

Dienstag, 27. Januar 2009

Biraz daha sagduyu...!

Fenerbahce ilk yarinin sonlarina dogru cok iyi toplarlanmis, üst üste 10 hafta kaybetmeyerek sezon basindaki derbeder görüntüsünden uzaklasmisti.

Bu noktadan sonra basta Aragones olmak üzere hedef tahtasinda olan herkes daha bir sevimli görülmeye baslanmisti. Ama o da ne; haftasonu oynanan ve aslinda yine kaybedilmeyen bir Trabzonspor karsilasmasi sonrasi bloglar arasinda dolasirken, tvlerde spor programlarini izlerken edindigim izlenim bu ilk cinnet halinin yeniden ortaya ciktigi yönünde...

Mehmet Demirkol diyor ki mesela pazar aksami TRT Stadyumunda o küstah gülüsünü kondurdugu dudagiyla, "Aragones mutsuz... Sene basinda deydiler ki Aragones'e 'senin elindeki kadro bu sen bu oyuncularla oynacaksin.' Eminim imza atmazdi Fenerbahce'ye.."

Ayni programin sunucusu da, Hakan'a soruyor: "Sence Fenerbahce'nin sampiyonluk sansi bu karsilasmadan sonra da devam ediyor mu?" Höh diyesi geliyor insanin. Sonuca bakiyorum: 0-0. Ortada bir facia yok. Evet oyun olarak rakip bir adim önde; ama o rakip Trabzonspor. Bu ülkenin en büyük camialarindan. Bu sezonun en istahli sampiyon adaylarindan. Lig ikincisi. Sonra lig tabelasina bakiyorum. Fenerbahce besinci sirada, ama, lider ile arasinda sadece dört puan fark var. üstündeki takimlarin ikisiyle de ayni puanda.

Nasil bu kadar cabuk dönüsebiliyor fikirler, nasil bu kadar kolay bir mac sonucundan bir baska mac sonucuna düsünceler degisiyor; anlamak mümkün degil. Aragones yine hedef tahtasinda. Alex oyundan cikar miymis, vatandaslari Josico ve Guiza'yi kolluyormus, bir an evvel gitmesi gerekiyormus vs vs vs.

Halbuki hicbir sey bitmis degil. Ve Fenerbahce'nin kadro kalitesi, bireysel anlamda yetenekli oyunculardan olussa da iyi degil. Cünkü birtakim dengesizlikler iceriyor. Ortasaha cok ciliz. Takimin beyni denilen, taraftarlarin sevgilisi, sadece yürüyor sahada, 14 milyon euroluk forveti asla ve asla takimin sistemine ver hücum partneri Alex'e uyum saglayabilmis degil. Bunca eksikligin icinde varilan nokta hic de kötü degil bence. Illaki elestirilecek birisi varsa o da bu takimi kuranlardir, ve bu takimi Aragones kurmamistir.

Montag, 26. Januar 2009

Hoffenheim yeni evine tasindi...!

Bundesliga'da bu sezon firtina gibi esen Hoffenheim, insaati tamamlanan yeni stadyumuna tasindi. Birkac gün evvel klüb baskani Hoop stadyumun acilisini gerceklestirdi.


Stadyumun kapasitesi "simdilik" 30.150. Tahmin ediyorum takimin taraftari miktari arttikca bu kapasiteyi de genisleeteceklerdir. Bu Stadyumun maliyeti ise 60 Milyon Euro'dur yaklasik.



Bu stadyumun bir diger anlami da su: Simdiye kadar maddi anlamda SAP'nin baskani Hoop'un cebine bagli olan takim, artik bu tesisler sayesinde kendi bütcesini olusturabilecek bir camia olmaya yolunda. Ikinci yarida oynanilacak olan sekiz karsilasmanin biletleri simdiden tükenmis durumda. Bundan da öte, 40 loca ve 1400 Business koltuk 2010 yilina kadar tutulmus durumda. Hoop'un ifadelerine bakilirsa su anda zaten tutulmus olan Business koltuklari icin 320 sirketin de sira da bekliyor.

Sonntag, 25. Januar 2009

Fenerbahce-Trabzonspor: 0-0

Iki post evvel haftanin tahminlerini yapmistim kendimce. Tahminlerimin icinde bu maca kadar bir karsilasmayi saymazsak hic birini tutturamamistim, ilginctir yanilmayi en cok istedigim macta yanilmadim.

Sonucta Fenerbahce'nin takilacagi yönündeki iddiam herhangi bir veriye dayanmiyordu aslinda. Öylesine bir his. Metafiziki bir durumdu. Oluyor bazen bu. Old Traffort'ta Man U'yu 1-0 yendigimiz mactan önce de olmustu bu his yogunlasmasi, Inter'i Istanbul'da yendigimiz mactan önce de... Neyse, maca dönelim.

Karsilasmayi Fenerbahce kazanabilirdi de. Ama kazanabilirligi kadar kaybetme ihtimali de vardi. Heleki ikinci yaridaki Trabzonspor'u görünce Fenerbahce 1 puana dua etmeli seklinde düsünülebilir. Ama ilk yariya bakarsak da, Trabzon da cok net pozisyonlara sahipti evet ama gole daha yakin olan ekip her haliyle Fenerbahce idi. Hülasa, beraberlik, adalet duygusu acisindan bu macin en optimum sonucuydu. Galatasaray'in takildigi bir haftada, kendinden yukardaki rakibiyle olan bu karsilasmayi kazanmak cok önemliydi Fenerbahce icin elbette. Ama bu ligte bu puanlarin kaybedilmesi normaldir.

Maci uzun uzun anlatmaya gerek yok. Soluk da yetmez zaten. Nerdeyse her saniyesi pozisyondu. Ben bireysel anlamda Fenerbahceli oyuncularin durumlarina egilme taraftariyim.

Ümid ederim diyecegim ama ise yaramayacagini biliyorum; Alex'in bu haftaki oyunu "aman efendim onsuz Fenerbahce bir hic, o bulunmaz bir hint kumasi, o insanötesi bir varlik, o tanrinin bir lütfu" gibi sacmalayanlara kapak olmustur. Fenerbahce ayaga pas yaparak tempolu bir hücum futbolu oynamak istiyor. Ama o da ne; Alex'in ayagina gelen her top ile takim ya temposunu kaybediyor, cünkü Alex durarak oynuyor, ya da biraz sert oynayan onun yanindaki rakibine taopu teslim ediyor. Ve inanilmaz bir vurdumduymazlikla zahmet edip kaptirdigi pesi alma cabasi icerisine girmiyor da. Ayni zamanda, korneri ve duran toplari sadece onun iyi kullanabildigini düsünen bu Alex hayranlari Alex'in bu macta kullandigi duran toplara da biraz daha normal gözle bakabilmislerdir.

Fenerbahce savunmasi cok iyi; ama takim halinde savunmaya kapandiklarinda, kale önüne yigildiklarinda. Sayet, biraz acik oynayip hucüma cikarlarsa, golü düsünüyorlarsa savunma darmadagin oluyor. Besiktas macinda, Kayseri macinda, Galatasaray macinda ve Arsenal macinda avarel Edu ve ruh hastasi Lugano'nun arasina atilan her top gol veya gol pozisyonu olmustu. Trabzonsporlu forvetler becerikli veya sansli olsa bunun bir tekrari bu macta da sözkonusu olacakti. O halde nedir; Fenerbace birbirlerine oldukca benzerlik arzeden bu iki oyuncudan en azindan birinden vazgecip, ki bu isim bence avarel Edu olmalidir, onun yerine Lugano ile iyi bir ikili olusturabilecek, onun arkasina kacirdigi top ve adamlari süpürebilecek güclü olmasa da, cevik ve hizli bir oyuncunun alinmasi lazim. Ki bu oyuncunun oyuna topu sokma konusunda mahir bir isim olmasi lazim.

Ve Guiza... Saniyorum ona taninan kredilerin artik tükenmesinin zamanidir. Fenerbahce'nin oyun yapisi bu. Bu saatten sonra cift forvetli sisteme gecilemeyecegine göre. Bu sistemde de Guiza'nin basarili olamayacagi net bir sekilde ortaya ciktigina göre saniyorum Semih ile maclara baslamakta fayda var.

O halde Cöp tekesi: Guiza, Alex, Lugano, Edu.

Ve iyiler.

Deivid... Her yerdeydi. ortahada, savunmada, kanatlarda, ve forvette. Herseyi yapti. O bu takimin en degerli oyuncusu.

Gökhan Gönül... Cok güzel bindirmeler, cok cabuk geri dönüsler. Yattara'nin son dereceli tehlikeli kesmelerine ters kademeye müthis zamanlarda girerek yaptigi yerinde müdahaleler. Sen cok degerlisin Gökhan.

Selcuk... Bazen tuttugu formun da havasiyla kendisini devlestiren düz ve isvi futbolcu kimliginden show adamina dönüsmeye basladi. Bu eksiklikleri görmezden gelirsek, hele ki, Josico'yu göz önüne alirsak, Selcuk, Ballack gibi kaliyor onun yaninda.

Trabzonspor harika oynadi. Ilk yaridaki, Galatasaray macinda hic begenmemistim mesela onlari. Cok fazla maclarini izlememistim. Ama o Galatasaray maciyla edindigim izlenim Trabzonspor'un bu sezon sonuca gidemecegi yönündeydi. Sampiyonluk yarisinda. Ama bu mactaki performanslariyla bu düsüncelerimi bütünüyle degistirdiler. Olaganüstü bir iki yönlü futbol anlayislari var. Cok iyi basiyorlar. Kondisyonlari da cok iyi. Eger gol bölgesindeki elemanlari bir gömlek daha iyi futbolcular da olsa idi, bu hafta tarihi bir skorla Kadiköy'den ayrililabilirlerdi.