Mittwoch, 7. Januar 2009

Fenerbahce vs. Bursaspor: 2-1

Özlemisim... Birkac haftalik futbolsuzlugun üzerine kosa kosa gectim tv'nin basina. Fenerbahce bildigimiz gibiydi. Bursaspor karsisinda yine pozisyon bulmakta zorlandi. Bunun nedenleri belli: Kazim ve Ugur, Fenerbahce'nin oynadigi sistem geregi, takimi hücuma tasimakla mükellefler, ne iki ikisi de bu konuda yeterli performans sergileyemiyorlar. Burda da kalmiyor aksaklik. Bu sistemde bu oyunculardan birisi, diger kanattaki cizgiye inip takimina pozisyon yaratmaya calisirken, digeri ceza sahasina kendi kanadindan bindirme yaparak, rakip ceza sahasi icerisinde cogalmayi saglamali. Maalesef bu da cok fonksiyonel degil. Ne Kazim, ne de Ugur, diger maclarda oldugu gibi dün de tehlikeli olabilecek bir tane dahi orta yapamadilar ceza sahasina.


Hucüm sikintisinin bir diger nedeni, Guiza'nin gerisinde oynayan iki oyuncunun- ki bu dünkü macta Alex ve Deivid'di; olmasi gerektigi kadar hareketli ve delici olmayislari. Yan bu oyuncular takimin savunma veya önlibero oyuncularindan aldiklari toplari hücum bölgesine tasimak ve buraya gelindiginde ya forveti pozisyona sokmak icin ara toplar santraforla varyasyonlar yapmak durumunda ya da kendi dripling yetenekleriyle rakip defans oyuncularinin dengesini bozarken hücumda cogalan diger arkadaslarina pozisyon yaratmak durumdalar. Alex'in dripling özelligi zaten yok. Deivid'de var. Ama o da hala cok formsuz. Bu iki oyuncu formsuz ve hareketli olmayinca, ayni zamanda ilerdeki eleman Guiza ile de yeteri kadar uyum icinde olamadiklarindan (ikili-üclü kombinasyonlarla iceriye katetmek gibi) geriye bir tek care haliyor; Alex'in rakip stoperlerin arkasina Guiza'yi uzun toplarla kacirmak. Bu ise maalesef yeterli olmuyor.


Bütün bunlarin üzerine Fenerbahce göbegini tutan Selcuk-Maldonado-Deniz-Josico gibi oyuncularin hicbirinden geriden gelip rakibi sutlari ve paslariyla tehdit edecek durumda olmadiklarini eklersek, sikintinin temeli ortaya cikar maalesef.


Bütün bunlara ragmen, Fenerbahce'nin rakibine pozisyon vermemesi ve bir maci daha gol yemeden tamamlamasi sevindirici elbette. Öyle bir his var ki icimde bu sezon Türkiye Kupasi Fenerbahce'nin.


Takimin parildayani: Selcuk

Tüm caliskanligi ile savunmadaki verimliligini hücumda da saglamaya calisiyor. Ve cabasi karsilik da görüyor. Bir macta daha golü buldu. Onun attigi golü dahi "ya görüyor musunuz, Alex attirdi yine diye" gargara yapanlar Galatasaray macinda iki kornerde pespese rakibi tehdit eden ve bunlardan birini gol yapan kisinin Selcuk oldugunu ve bundan da önemlisi o ortalar hicbirini Alex'in yapmadigini hatirlamak istemiyorlar.


Takimin döküleni: Gökhan Gönül

Gecen seneki Galatasaray ile oynanan kupa macinda yaptiklarindan beri sevmiyorum bu cocugu. Fena futbolcu olmadigina ben de kanaat getirdim ama, abartildigi kadar olmadigini düsünüyorum ayni zamanda. Fakat kendisi "oldum ben" derdinde herhalde ki, orta yapmasi gereken hicbir pozisyonu dogru hamleyle degerlendiremeyip, tek basina show yapma derdine düsmekle ve daha da ötesi bütün bu sacmaliklarinda topu rakibe kaptirarak takiminin geride eksik yakalanmasina neden olmakla sahanin en berbat oyuncusu madalyasini boynuna takmayi sonuna kadar hak ediyordu. Ama koyunun olmadigi yerde her daim Abdurrahman Celebi muamelesi göreceginden, ondan bu konuda düzelme de beklemiyorum.
Hakem:
Begendigim bir hakem degildir. Yine peynir ekmek dagitir gibi dagitti sari kartlari. Galiba, Deivid'in cezasahasi icerisinde eline carpan topu da atlayarak Bursaspor'un penaltisini vermedi. O anda mac 1-0 di hala.
.....
Birkac sözde Bursaspor icin etmek istiyorum.
Bursaspor bence lig standartlarinda getirebilecegi en iyi hocayi getirdi. Potansiyelleri zaten var. Biraz daha iyi bir kadro kurabilirlerse, özellikle Samet Aybaba'nin takimin basina bela ettigi yabancilardan kurtulup dogru düzgün birseyler bulabilirlerse gelecek yillarda Ertugrul Saglam ile birlikte güzel ve günesli günlere yelken acacaklardir, eminim.

Van Bommel ile Fenerbahce iliskisi...


Van Bommel'i kac yildir yakindan izliyorum. Cok begendigim bir oyuncudur. Ara ara ariza cikartir, agresiflesir vs ama verimli bir iscidir orta sahada.

Bayern ile ne zamandir sorun yasiyor. Sezon sonu sözlesmesi bitecek ve galiba Bayern Münih devam etmek istemiyor onla. Yasinin artik 31'e gelmis olmasinin da bunda etkisi oldugu kadar, Van Bommel'in, mac icerisinde sinirlerini kaybedip gördügü kirmizi kartlarla takimini yalniz birakmasi da etken saniyorum.

Bütün bunlarin dogrultusunda Fenerbahce orta sahasi icin Appiah'tan sonra gelebilecek en iyi oyuncu diye düsünüyordum kendi kendime hep. Bugün benzeri bir haberi de Fotomac yapmis. Fotomac'in yaptigi habere inanilir mi; sizi bilmem ben pek inanmam. Ama adinin tartisilmaya acilmis olmasi, essegin aklina karbuz kabugu düsürmek misali hayirlidir zannimca.

Dienstag, 6. Januar 2009

Hosgeldiniz..!


Savas...!

Yakinimizda bir yerlerde kan dökülüyor. Cok fazla uzatmayacagim girisi. Ne kadar aci duyuyoruz desek de hicbir zaman tam manasiyla o acinin mertebesini anlayamacagiz, basimiza gelmedigi müddetce.





Kaynak: Ap

Kac gündür gazeteleri okuyorum. Köselerde ya tamamiyle sözü duyguya birakip göz yasi dökenleri görüyorum, ya da Cengiz Candar gibi bunca kanin akitildigi bir durumda dahi soguk kanli bir sekilde 'ama Hamas da terör yapiyor' mealinde asab bozucu yazilar görüyorum. Kesmiyordu ikisi de. Ahmet Insel' i okuyana kadar.

Savasin basindan beri okuyabildigim yerli medyadaki yazilar icerisinde en niteliklisi.

Süpriz cikar mi...?

Fenerbahce bu hafta icerisinde Alex, Lugano ve Maldonado konusunda sözlesme yenileme sartlarini konusmak icin sözü gecen futbolcularin menejeri Juan Figer ile görüsme yapacak.

Lugano konusunda kimse süpriz beklemiyor sanirim, o is tatliya baglanacak. Maldonado konusunda da saniyorum süpriz olmayacak ve bu oyuncula sözlesme yenilenmeyecek. Esas dikkat ceken mevzuu Alex. Henüz sözlesmesinin uzatilmamasi ve yönetimin kendisine karsi gösterdigi tavirdan rahatsizligini dile getirmisti Alex gecenlerde. Bu konu üzerine cok tartisma dönüyor zaten Fenerbahce camiasinda. Alex her seye ragmen takimda kalacak, bundan eminim.
Biz Alexsevmezler icin de maalesef mutluluk bir baska bahara. Tuncay, Aurelio ve Zico kaybiyla traftarin gözünde, bence haksiz yere, bir hayli prestij kaybeden yönetim, bunca seveni olan bir oyuncuyu gözden kolay kolay cikartamayacaktir. Ama simdilik.

Sabah'a Genel Yayin Yönetmeni...!

Madem blogumuzun genel cercevesinden ciktik bir kere iyice sapitalim yolumuzu ve su siralar Genel Yayin Yönetmeni Ergun Babahan'in istifasindan sonra gazetenin basina kimin gececegine bakalim.

Ergun Babahan'in istifasi elbette yeniden sektörde Sabah'i bitirip rakipsiz kalmak isteyen Dogan Grubu yayin organlarinin basta da Hurriyet yazarlarinin istahini kabartmis durumdalar. Düne kadar onlara göre "omurgasiz" olan Babahan, bugün Sabah'in sahiplerinin iktidar yandasligina daha fazla tahammül edemedigi icin istifa etmek zorunda kalan bir "gazateci". Hakikaten öyle mi bilmiyoruz, benim edindigim izlenim, kendisinin cok sinik bir karakter oldugu, bu tarz ilkesel cikislarin cok beklenmeyecegi, 28 Subat dönemindeki gösterdigi performansla sonradan gösterdigi Demokrat taraflarinin sahte oldugu yönünde. Biraz mizmiz bir karekter de denilebilir. O bakimdan onun Sabah'tan ayrilmasi kayiptan daha ziyade iyi degerlendirilebilirse gazete icin kazanc bile denilebilir.

Önemli olan yerine gececek isim: Su anda Sule Talu ismi önplanda. Öyle görünüyor. Sule Talu zaten simdiye kadar Babahan'in yardimciligini yapti gazetede, yapiyi iyi biliyor, onun sonrasinda da halen Barlas ile birlikte gecici Genel Yayin Yönetmeni.

Ama benim tercihim daha evvelinde bir baska gazetede cok genc yaslarda bu isi yapmis, gazetecilik yeteneginden, onurlu olusundan, dürüst olususundan, kaliteli olusundan, iktidar yanlisi asla olmayacagindan hic kimsenin süphe etmeyecegi Umur Talu. Kendisi ister mi, yoksa Sabah sahipleri hakikaten gazeteyi iktidar yalakasi yapmak icin kullanmak isteyen insanlardir o yüzden bu is icin uygun bir ismi düsünürler mi bilemem. Ama eger Sabah yönetimi, sahipleri, hakikaten Gazete cikartmak istiyorlar, Hurriyet karsisinda Sabah'i her zamanki oldugu yerde tutmak istiyorlarsa, yok olup gitmesini istemiyorlarsa bunu yapmak zorundalar ve bunun icin en uygun isim süphesiz Umur Talu.

Ölmeden evvel izlenmesi gereken 5 saheser

Her nekadar "spor" belli basli türleriyle ilgili yazi yazdigimiz bir blogsa da burasi, arada bir böyle kacamaklar yapip farkli konulara dalip cikmak istiyorum. Bunlardan birisi de, sinemaseverlere nacizane film önerileri:

1. Yol:
Ilk sirayi Yol'a vermemin nedeni bahsettigim filmler icerisinde en eskisinin onun olmasidir.


2. Masumiyet:

Sinemasever olup da bu filmi izlememek, izlememis olmak mümkün mü? Zeki Demirkubuz'un iddiasiz, minimalist ama ayni zamanda mesela bir Nuri Bilge Ceylan gibi sanat sinemasi modernistliginin sikiciligi icerisine hapsetmeden cektigi filmleriyle benim yönetmenim oldugunu söyleyebilirim.

3. Yazgi:

Üstadin bir diger saheseri. Albert Camus'un eseri "Yabanci" dan esinlerek yazilmis senaryosuyla Masumiyet'e nazaran daha agir ve daha felsefi bir film demek mümkün. Bu filmde de aynen yukardaki Masumiyet'te oldugu gibi erkek oyuncu degil de yardimci erkek oyuncu performansina dikkat cekmek isterim. Birinde Haluk Bilginer, digerinde Engin Günaydin, oyunculugun doruklarinda dolasiyor.

4. Piyano Ögretmeni:

Nobel ödüllü yazar Elfriede Jelinek'in ayni adli eserinden uyarlanma Haneke filmi. Bu filmi izleyebilmek icin elbette oldukca saglam sinirlere sahip olmak lazim. Bilenler bilir, bilmeyenler icin Haneke'nin ne tarz bir yönetmen oldugunu anlatmak icin ise uzun uzun ayri bir post yazmak lazim. Bu film cercevesinde sunu söyleyelim sadece: Jiletle masturbasyon yaptiriyor kadina.

5. Gecmisi olmayan adam:

Aki Kaurismaki'nin herbir filmi digerinden güzel. Arasindan secmekte zorlandim. Hepsini buraya yazmak mümkün. Ama 5 film yazmak durumda kaldigim icin bir tanesini sectim. Gecmisi Olmayan Adam'i. Aki Kaurismaki, minimalist sinema dilini, kuru, köseli, yani kaygan olmayan ironisyle süsleyen bir yönetmen. Ayni zamanda anlatimindaki berrakligi onun sikici olmamasinin en büyük etkeni.

Pedro Geromel

Ne zamandir aklimda bu arkadasla ilgili yazmak. Unutuyorum, bugüne kismetmis. Kendisini 1. FC Köln'de izledim bu sene. Harika bir savunma oyuncusu. Uzun boylu. 187 cm. Hava toplarinda cok iyi o yuzden. Lakin cok iri degil, bu yüzden omuza omuza mücadelelerde bir Servet ne bileyim bir Lugano performansi beklenmemeli ondan, ama ceviklik konusunda da onlar bunun eline su dökemez elbette. Ayni zamanda topu cok iyi kullanabilen, bileklerine hakim, esnek bir savunma oyuncusu. 1985 dogumlu. Guimares takimindan geldi sene basinda Köln'e. Bir sezon daha ayni performansi sergilerse, Bayern'in yolunu tutabilir kendisi.

Ara Transferler...

Fenerbahce, her seye ragmen ara transferin simdilik en hizlisi. Abdulkadir Kayali ve Gökhan Emreciksin Fenerbahce'ye dogru süzülecekler.

Abdulkadir Kayali'yi hic tanimiyorum, ahkâm kesmeyeyim o yüzden. Onun hakkinda biraz daha detayli bilgiye vakif oldugu anlasilan blog kardesimiz, joga bonito'dan ulasilabilir.

Ben Gökhan Emreciksin transferi ile ilgili birseyler söylemek istiyorum: Bu transferin fuzuli oldugunu düsünenler var. Ali Bilgin, Burak Yilmaz, Kazim ve Deivid'in oldugu yerde Gökhan Emreciksin'in transfer edilmesinin gereksizligine vurgu yapiliyor. Simdi üseniyorum arayip bulmaya, yoksa bu sekilde yorumlarin yer aldigi bloglarin postlarinin linklerini vermek mümkündü. Neyse uzatmayalim.

Bu yaklasim temelde dogruysa da Fenerbahce özelinde incelendiginde gecerliligini kaybediyor. Cünkü, Burak Yilmaz ve Ali Bilgin'den Fenerbahce'nin verim alamayacagi ortada. Kazim'in ise dengeli ve istikrarli bir oyuncu oldugu iddia edilemez. Hatta bana kalirsa Kazim yedekte birakilip takimi ateslemek icin sonradan oyuna alinmasi gereken jokerden ötesi degil. Geriye bir tek Deivid kaliyor, Gökhan Emreciksin'in geldigi yerde. Gerek Deivid'in cok yönlülügü, gerekse de Gökhan'in solda da oynabilecek olmasi- ki Aragones ortasaha kenar oyuncularini cizgiye yapisik oynatmiyor, onlarin iceri katetmesini istiyor; bu transferin fuzuli oldugu önkabullerini gecersiz kiliyor.

Ve Yalanlandi...

"Aykut Kocaman irkcilik yapiyor" haberi bomba cikti. Dün haberin yalanlanmasini bekliyorum demistim, possta. Cok gecmedi De Nigris, kamp yaptiklari otelde aciklamayi yalanladi.

Zaten bahsi gecen röportajin icerisinde Hamilton'dan da bahsediliyordu. Oyasaki Hamilton uzun zamandir Ankaraspor formasi giymiyor. Ve ikisi bir aradayken, yani De Nigris ile Hamilton, Aykut Kocaman Ankaraspor'u birakmisti. Yeniden geldiginde ise Hamilton yoktu artik. Bu bile süpheye neden oluyordu zaten.

Ama her seye ragmen, De Nigris'in oynamadigi icin huzursuz oldugunu ve bir sekilde bu rahatsizligini dile getirmis olabilecegini veya getirecegini düsünüyorum önümüzdeki günlerde.

Montag, 5. Januar 2009

De Nigris'in aciklamalari...

De Nigris'in teknik direktörü- eskisi mi demeliydim, Aykut Kocaman hakkinda söyledikleriyle uyandik bugün sabah.

De Nigris'e göre Aykut Hoca, sistematik sekilde irkcilik yapiyor. Türk oyunculari savunurken yabancilarin yüzüne bakmiyor. Geldiginden beri simdiye kadar bir kere bile teknik direktörünün kendisiyle konusmadigindan bahsediyor. Ayrica De Nigris, bu konuda yalniz olmadigini, hocanin takim arkadasi Hamilton icin de aynisini yaptigini ve o futbolcunun da kulüpte su anda cok zor anlar yasadigini vs söylüyor.

Bir kere Hamilton olayini ayri degerlendirmek lazim saniyorum, cünkü Hamilton su anda takimda degil ve Aykut Kocman yokken gönderildi bu takimdan. Bu haliyle bakinca bu aciklamalarin icersinde hata olmus olmasi ihtimali de yüksek gibi geliyor insana. Yarin birgün De Nigris bu aciklamalari yalanlarsa sasirmam.

Ama öbür taraftan Aykut Kocaman'in futbolcu secimiyle ilgili birseyler de söylemek gerekiyor sanirim. De Nigris'in patlamasini bekliyordum, ama bu kadar agirini tahmin etmemistim. Bekliyordum cünkü, bugün hangi takimin kadrosunda olsa banko oynatilacak bir oyuncu De Nigris. Bunun kendisi de farkinda. Gaziantep'teki performansiyla transfer oldu Ankaraspor'a da. Ama bu konularda Aykut Kocaman, benim de cözemedigim sekilde anlasilmaz isler yapiyor. Sadece De Nigris meselesi degil, daha önceki calistirdigi takimlarda da Aykut Kocaman, bu tarz, kadroyu ilk elinize aldiginizda tahtaya yazacaginiz onbirde kendisine banko yer bulabilecek isimleri kenarda birabiliyor. Saniyorum burdaki etken irkcilik degil. Aykut Kocaman, yildizlarla oynayamiyor. O bakimdan da her zaman vasat bir teknik direktördür ve öyle kalacaktir.

Donnerstag, 1. Januar 2009

Kücük bir Nostalji...

Fenerbahce'nin izledigim ilk maci, 1987 senesine denk gelir. Rakip Besiktas'tir. Ve Fenerbahce sahadan 4-0 gii agir bir skorla ayrilmistir. O sirada kaledeki isme, benim Fenerbahceli olmamda yogun emegi olan komsu agabeyler küfür ederken ben sadece futbolun ne oldugunu ögrenme cabasi icerisinde bu adamin hakikaten iyi bir kaleci olmadigini düsünmekle yetiniyordum.
O ismin adi Lukovcan'di. Bu geldi aklima birden. Ve o tarihten bugüne dogru sayarak bir takim "balon" transferlerin albümünü olusturmak istedim.

1. Zvan (Jivan) Lukovcan

Sol tarafta resmi görünen yakisikli Fenerbahce'ye 1986'dan 1988'e kadar iki sezon Fenerbahce formasi giymis. Ilk baslarda fena sayilmayacak performanslar cikartmis. Yugoslavya milli takiminin da kalesini koruyormus o zamanlar, ilginc. Lakin benim hatirladigim 1987-1988 sezonunda berbat for sezon gecirmisti.

Kendisinin parmadiginin birinin olmadigi söylenir. Bilmiyorum ne kadar dogru. Ayni sekilde bir keresinde tesislerde o zaman Fenerbahce yönetici olan Aziz Yildirim tarafindan yedigi goller yüzünden kovalanmisligi söz konusuymus. Bu daha da ilginc.



2. Czestaw Jakolcewicz:
Ikinci isim 1990 senesinde saniyorum takima sonradan katilan ve ilk ciktigi karsilasma Galatasaray ile idiydi. O karsilasmada akil kalanlar, Galatasaray'in Tanju'nun 2 golüyle kazanmasi, Yusuf'un Fenerbahceli bir futbolcuya attigi tokat, yagmur nedeniyle camura kesen sahada herkesin üstü basi camur icindeyken Fenerbahceyle ilk macin cikan Jako'nun üstünün kirlenmemis olmasi o sirada bazi Fenerbahceli taraftarlar tarafindan "yav bizimklerin her tarafi camur icindeyken adam bir tane bile camur sicratmadi üstüne" seklinde övgülere mazhar olmustur.

Jakolcewicz, Fenerbahce'nin 2-1 kaybettigi bu macta tek golünü atan kisiydi, penaltidan. Cok umutlanmistik kendisinden ama sezon sonunda gönderilmisti. Sonralarda Hakan Sükür tipi santrafor arayan su günlerde orta sahada hem prens yapan hem hücuma katkida bulunan oyuncu arayislarinda olan Fenerbahce'de o zamanlar mütemadiyen libero arayisi icindeydi.


3. Ivan Vishnewski:
Ücüncü olarak sectigim isim "Visnevski". Cizgiden rövasatayla bir top cikarti diye hatirliyorum. O da o zamanlarda Fenerbahce'nin deli gibi arayip durdugu liberolardan.
Sonuc; sonuc basarisiz elbette. Yukardaki "Jako" dan önce mi bu takimin formasini giydi, yoksa sonra mi geldi su anda tam hatirlayamiyorum yalniz.


4. Poitr Soczynski:
O dönemlerdeki libero takintisini bir baska disa vurumu. Maalesef o da tatmin edemedi. Galiba 1991-1992 sezonunda takimin formasini giydi ve bir sezon sonunda gönderildi.


5. Dzoni Novak:

1992-1993 sezonunda Fenerbahce'ye transfer olmus slovenyali. Ilk trasnfer oldugunda, yani yaz döneminden ligler baslayana kadar olan sürec icerisinde cok övülüyordu kendisi. Sol tarafta oynuyordu, ortasahada.

Cok kivrak ve süratli oldugu söyleniyordu. Tahmin ediyorum mütemadiyen sol taraftan driplinkleriyle cizgiye iner ordan ceza sahasina geriye dogru yerden toplar cikartirdi. Hatta Besiktas ile 2-2 kalinan bir macta saniyorum bu sekilde bir asisti vardi. Yukardakiler kadar hayal kirikligi olmasa da cok da fazla tatmin etmemisti kimseyi.

6. Stanimir Stoilov

Ayni sezonda Novak'la gelmis bir diger oyuncudur Stoilov. Cok iyi bir sol ayagi oldugu söyleniyordu. Ama ondan da istifade edilemedi. Bunun en büyük nedeni de, sene basinda yasadigi sakatlikti.
Uzun arastirmalar onun takimla birlikte cekilmis bir fotografina ulasamadik.


7. Demir Hotic

Ve iste efsane. Yok bundan büyük bir transfer Fenerbahce tarihinde. Saniyorum Güven Sazak yönetiminin magrifetiydi. Uzun yaz boyunca bir türlü yabanci oyuncu transfer edemediler. Transfer sezonunun sonlarina dogru apar topar getirilmisti, saniyorum Bosna'dan.

Ilk ciktigi karsilasma, o zaman yeni baslayan atv'nin yayin hakkini aldigi TSYD Kupasi idi. Galatasaray'a karsi o macta ceza sahasi icerisinden bos kaleye gümlettigi bir sut var ki, akil almaz birseydi. Gol olmamisti ama anlasilan iyi bir futbolcu aldik demistik. Sonrasi hava civa cikti tabii. Sonra da gitti. Tüm kariyeri boyunca Fenerbahce'deki, sadece 1 gol atabilmisti. O da cok tesadüfi bir göntüntü sergiliyordu.



8. Andreas Wagenhaus:


Hotic ile birlikte gelmislerdi. Sazak'in bir kabus gibi baskanligina cöktügü ve Osieck'in kendince birseyler yapmaya calistigi Fenerbahce'de. Hotic kadar facia degilse de, Fenerbahce'nin daha sonraki dönemlerde formasini giymis ve begeni toplamis, unutulmazlar arasina girmis, Uche veya Högh gibi bir óyuncu da olamamistir. Iyi giden bir Galatasaray macinda Erdal'in omuzlarina basarak bir hava topunda penaltiya sebebiyet vermisligi vardir, Ali Sami Yen'de. Hakem Ahmet Cakar. Cok canim sikilmisti.


Genel Fenerbahce taraftarinin aksine ben yine de severdim kendisini. O zavalli Fenerbahce takiminda, en azindan fiziksel özellikleriyle iyi bir durusu vardi, güclüydü. Hava toplarini alabiliyordu ki, özellikle Hakan Sükür'le cok büyük bir hakimiyet kurmus Galatasaray'a karsi iyi bir silah olabilirdi bu hali. Gerci onun karsisinda cok basarili olamadi o ayri.
...
Bu arastirmada secilen isimler daha cok unutulmaya yüz tutanlar. Uche yok mesela. Cünkü Uche'yi herkes hatirliyor hala. Högh de öyle. Ama Wagenhaus öyle degi. Ve amac, okurlardan birisi bu isimlerden birisini gördügünde, "evet ya vay anasini Hotic gibi bir adam bile forma giymsti" diyebilmeli. Secilmis isimler genelde bu amaca yöneliktir.

Mittwoch, 31. Dezember 2008

Boeteng Köln'de...

Böyle diyor Köln'ün yerel gazetesi Express. Express yaziyorsa genelde söyle bir durur ve olayin üzerinden birkac günün gecip baska kaynaklarin da bu transferi onaylamasini beklerim.

Ama anlasilan o ki bu sefer tamam. Ganali ortasaha oyuncusu Boeteng Köln'ün yolunu tutmus durumda. Boeteng'in agzindan Ocak'ta Köln'deyim dedigi yazilmis.



Böyle bir elemana ihtiyaci var miydi Köln'ün pekii? Elemani pek tanimiyorum. Ortasaha oyuncusu ama, defansif özellikleri agirlikli olan bir oyuncu mu yoksa daha hücuma dönük, takimin santraforlarini paslariyla besleyebilecek bir filigran mi?

Sayet ilk sikki temsil ediyorsa acikcasi cok gerekli oldugundan emin degilim, o bölgeyi, Petit ve Pezzoni ile oldukca basarili bir sekilde domine edebildi FC bu sezonun ilk yarisinda zaten. Esas eksikligi, Antar'in oynadigi forver arkasi ortasaha oyuncusuydu. Lübnanli'dan neredeyse hic faydalanamadi. Ve anlasilan o ki, Antar su anda kulüple sorun yasiyor. O bakimdan onun yerine alinmis bir oyuncuysa cok yerinde bir transfer olmustur demek.

Ümit Özat ile Röportaj

Fenerbahce'de bir hayli olumlu izler biraktiktan sonra hem kendi hem de cocuklarinin gelecegi acisindan Avrupa yolunu tutmus, kendisine bu konuda firsat saglayan eski hocasi Daum'un yanina gitmisti büyük kaptan.

Ilk senesinde Köln'de, oldukca iyi isler yapti. Ikinci ligin asist kraliydi. Sag-bekte oynuyordu ve Köln taraftari onu cok benimsemisti. Bu durum kendisini kisa süre zaten belli etti ve takimdaki daha ikinci senesinde kaptanlik mevkiine yerlestirildi.

Ama olcak bu ya, kaptan bir karsilasmada sahanin ortasina yigildi kaldi. Az su icti dediler. Kilo vermek icin hem agir antreman yaptigi halde cok yemek yemedi dediler kisa sürede bir sürü kilo vermis bu olma dediler vs. Ama sonuc farkli cikti. Kalbinde iltihap varmis. Nedir, ne degildir bilmiyorum ama, futbol oynama ihtimali yeniden görünen o ki cok az.

Neyse giris faslini cok uzattik. Takimiyla birlikte su anda Türkiye'de olan Umit röportaj vermis bir gazeteye. Istedim ki görmeyenler olabilir, bir kismini burda özetleyerek atkaralim bu röportajin.

Fenerbahce'de iken de hep akli basinda laflar etmisti Kaptan. Simdi de devam ediyor. Mesela gazetecinin, "İLK 6 hafta 4 yenilgi, son 10 haftada 8 galibiyet, 2 beraberlik... Bu nasıl iş?" sorusuna,

“ASLINDA bu sezon Zico’yla yaşadığımız ilk seneye benziyor. Hem rakipler, hem bizlerin çok puan kaybettiği 2006-07 gibi. Ama geçen seneki takımdan çok da olmasa iskelette eksilme var. Sakatlıklar var. Yeni hoca geldi. Takımı tanıması zaman alıyor. Bu ortamda hoca ilk etapta gördüğü oyunculara şans vermeye çalışıyor. Bu tür kayıplar normal. Ama Sivas ve Trabzon’u ayrı tutunca 3 Büyük takım puantaj olarak çok düşük kaldılar. Şampiyonluğu kaybettiğimiz sene ilk yarıyı 43 puanla, sezonu 81 puanla bitirdik Zico ile 67 ile ligi garantilemiştik. Genel düşüş var.”

gibi son derece makul cevaplar vermis. Mesela Fenerbahce taraftarinin genelinde görünen, Aragones kaka o geldi böyle oldu ah Zico olsa böyle mi olurdu gibilerinden sacmalamasinin izlerini görmek mümkün degil bu akli basinda adamda.

Devam edelim.

soru: "BUNUN sebebi lig mi, Fener mi, Zico-Aragones geçişinin faturası mı?"

“AVRUPA’DA çeyrek final oynamış bir F.Bahçe daha iyi olmalıydı. İlk haftalar
topladığın puanlar önemlidir. İkinci yarılar hem hava, hem fiziki şartlar itibariyle çok zor olur. İlk yarı daha iyi yerlere getirir. F.Bahçe’yi başarılı kılan iki derbiyi iyi geçmesi oldu. İki derbiyi iyi değerlendirdiler. Zirveye ortak olmasının nedeni iki derbi galibiyeti. G.Saray, 1996 -98 arası iki derbi kazanmadan şampiyon oldu. Puan olarak geride isen derbiler 6 puan değerinde. F.Bahçe 12 puan aldı. Hem de moral buldu. Tablo Anadolu takımlarının çıkışını, 3 Büyükler’in düşüşünü gösteriyor.”
Ve esas bombayi Argones hakkindaki düsüncelerinde patlatiyor büyük kaptan. Aragones'in geldigi günden bu yana, yasindan saglik durumuna ordan Ispanya ile elde ettigi sampiyonlugu o kadroyu ben de yapardim demeye getirene kadar herseyi diline dolayan densizlere su güzel cevabi yapistiriyor tokat gibi:

“AVRUPA şampiyonu oldu, her şeyi dediler, ‘Biz de yapardık’ falan filan. İspanya 30 sene şampiyon olmamış. Bir başarısı var inkâr edilemez. Kalkıp Aragones’in antrenörlüğünü tartışmak cahillik olur. Maçtaki hatalarını tartışabilirsin. Ama antrenörlük bilgisini, tecrübesini tartışmak cahillik. Hiddink 3 ay kaldı F.Bahçe’de. Kötü müydü? Senden sonra gitmiş Real Madrid’i çalıştırmış. Rusya’ya yarı
final oynatmış. Başarmadığı iş yok. Kötü mü peki? Türk takımları Del Bosque,
Aragones, bilmem kimi getiriyor. Adamlar Cannavaro, Guti, Figo,
Beckham, Ronaldo, Ronaldinho ile çalışmış. Ama sen adamın eline Ahmet’i
Mehmet’i veriyorsun, aynı başarıyı bekliyorsun.
"
Ve kaptan devam ediyor:

"...Oyuncu grubu, malzeme iyi olmazsa Mourinho’yu getirsen hikâye. Bugün bizim ligimizdeki sekizinci dokuzuncu takıma Mourinho’yu getir. Seviye aynı kalır. Bu ülkedeki 70 milyon, iki şeyi çok iyi biliyor: Spor ve siyaset. Ama ikisinde de geldiğimiz nokta ortada. Bakıyorsun, başarı kazanan 3 tane hoca (Terim, Denizli, Güneş) çıkartmışsın.”
Fenerbahce'nin ihtiyaci oldugu söylenen önlibero mevkiisine olasi bir transferle ilgili de,

“ÜÇ tane ön libero var. Chelsea’den Essien gelecekse gelsin. Selçuk’tan
iyisini almayacaksan niye alacaksın.”


demis. Fenerbahce'nin ligteki sansiyla ilgili ise oldukca iyimser Ümit Özat:

“AVRUPA’DA başarısız oldu bu takım. Ama Türkiye Ligi’nde başarısız denildiği sezonda liderin 2 puan gerisinde. Kımıldarsa ligin üstüne çıkar. F.Bahçe’nin herkes kadar, hatta herkesten fazla şampiyonluk şansı var. Biraz kımıldarsa en güçlü adaydır. İlk yarıdaki gibi kötü başlarsa, rakiplerin durumu önemli. Rakipler kaybetmezse şansı azalır.”

Özat'in Guiza sorunsaliyla ilgili söyledikleri ise bir hayli ilginc ve dikkat deger bence.

“YILLARDIR bu böyle. Ben 6 yıl oynadım. İleri ucu ile arkası arasındaki uçurum çok fazla. Güiza yalnız kalıyor. Semih’le oynadığında 2-3 kişiyle ceza alanına giriyor ama Alex de olunca bu kez orta saha düşüyor. Sonra Kayseri maçındaki gibi 4-1 yeniliyorsun.. Güiza’nın La Liga’da 27 gol atması önemli bir kriter. Ben Avrupa’da oynadım.. Uyum sorununu bilirim. Deivid için neler söylediler.. Ben ‘Futbolcunun kralı’ demiştim. Yanılmadım. Şimdi ‘Deivid yok böyle oldu’ dediler. Güiza da patlama yapacak. Bir kenara yazın, ben yine yanılmayacağım.”

Röportajin bence en dikkate deger kisimlari burasiydi. Ama daha detayli halini isteyen yukardaki linkten okuyabilir.

Kaynak: 27/12/08 tarihli Vatan Gazetesinden Hakan Yasar röportaji

Ve Mehmet Yildiz kaldi...

Klise spor diliyle söylersek Mehmet Yildiz Sivasspor'da devam ediyor yoluna. Birkac post evvel bu sonucun ortaya cikacagini söylemistik. Kahin degiliz tabii ki, Bülent Hoca'nin telefonda 5 Milyon Euro veren alir lafi vadigimiz bu sonucu önceden mustuluyordu.
Bence varilan bu sonuc her iki taraf icin de iyi oldu. Hatta üc taraf. Sivasspor, kendi sisteminin cok önemli bir parcasi olan oyuncusundan ayrilmak zorunda kalmadi ve basarisini kalicilandirmak yolunda önemli bir kazanc elde etti. Galatasaray, elindeki forvet bollugu icerisinde transfer etseydi bence oldukca büyük masraf yapacak ama bunun karsiliginda cok büyük verim alamayacakti. Mehmet Yildiz ise, kendisini var eden bu sistemden ve takimdan koparak yitip gitme tehlikesinden kurtuldu.

Dienstag, 30. Dezember 2008

Kayseri Kadir Has Stadyumu (yeniden)

Birkac post evvel söz edilen stadin agustos ayi resimlerini yayinlayip bu is daha cok sürer demistim. Dün de Özhaseki, simdiki stadin yerini devretmek zorunda olduklarini ama, yapilan yeni stadyumun da beklenilen, öngörülen zamanda acilamayacagini bu yüzden de ikinci yari belli bir süre maclarini baska sehirlerde oynamak zorunda olduklarini söyledi.


Bekleniliyordu bu durum. Ama ilginctir, bugün ayni kisi agzindan stadin bitmek üzere oldugu, artik gün saydiklarini söyledigi haberleri cikti, beraberinde en yeni fotolarla.




Bahsettikleri "gün sayma" tam olarak ne anlam tasiyor bilmiyorum ama, su haliyle bu stadyumun bu sezon sonuna zor yetisecegini düsünmüyorum. Bitti bitiyor denilen stadin bir hayli ince isinin oldugu kesin.

Yeniden K-1 Yokohama Finalleri

Daha önce bir dizi post ile turnuvaya deginmistik. Badr Hari vs. Peter Aerts; Remy Bonjaks vs. Jerome Lebanner ve Badr Hari vs Remy Bonjasky maclarinin videolarini da vermistik.

Aslinda Semy Schilt'in bir önceki turda Peter Aerts'a elenmis olmasi bu seferki turnuvayi bir hayli heycanli kiliyordu. Peter Aerts, bu turnuvayi son üc senedir üst üste kazanmis olan dev Semy Schilt'i bir kenarda birakarak geliyordu turnuvaya ve en önemli favorilerden biriydi. Kendisi de zaten daha evvel üc defa kazanmistir bu turnuvayi. Öbür taraftan son senelerde eski formundan oldukca uzaksa da Remy Bonjaks her zaman icin bu turnuvanin favorisiydi. Jerome Lebanner ilerlemis yasina ragmen hicbir zaman kazanamamisti bu turnuvayi ama her zaman da favoriydi. Bu sene de öyle olacakti elbette. Ve yeni kusagin Bad Boy'u Badr Hari firtina gibi eserek geliyordu.

Bu sekilde final macina kadar ulasildi. Remy Bonjasky cok iyi bir oyuncla Lebanner'i saf disi ederken, Badr Hari muhtesem bir karsilasmayla Peter Aerts'i saf disi birakmisti.

Bu ikilinin birbirlerini sevmedigi biliniyordu zaten. O yüzden mac icerisinde olusacak herhangi bir gerginlik süpriz olmayacakti. Asagidaki videodan da görüldügü gibi, basit bir gerginlikten cok daha fazlasi oldu.



Karsilasma sonrasinda Remy Bonjasky'nin göz yaslarini görüyoruz. Bu göz yaslari ne icindi cok cözemedik. Badr Hari'nin yaptiklari elbette kabul edilemezdi K1 kurallari cercevesinde bu durumda da atilmasi tamamiyle dogruydu, karsilasmanin hükmen galinin Remy Bonjasky olarak kararlastirilmasi da. Ama Remy daha önce de buna benzer sahte göz yaslari dökerek trübenlere oynamistir. Burda da karar verilene kadar yerden kalkamicak durumda oldugu izlenimi veren Bonjasky karar aciklanir aciklanmaz dimdik ayaga kalmis ve göz yaslarini akitip ben böyle sampiyonluk istemiyorum dercesine kafasini sallamistir. Badr Hari kadar olmasa da Remy de bu hareketleriyle kaybeden taraf olmustur, en azindan benim gözümde.

Bu olay sonrasi reaksiyonlar ise farkli farkli.

Remy Bonjasky, bu darbe benim icin sanki kurallar icinde yemisim de yerde kalmisim gibisinden pskolojik bir etki yaratabilir ve bunu olumsuz etkileyebilirdi. Badr da zaten bunu istedi. Saha icerisinde bana gücünü geciremeyecegini anlayinca bu sekilde bana vurarak beni yenmek istedi. Ben bu oyuna gelmedim elbette diyerek, bir tarafta ne kadar akilli ve tecrübeli oldugunu kanitlarken, diger taraftan yerde kivranma rolleriyle de belki de dogrusunu yapti dedirtti. Remy ayni zamanda Badr Hari, benim zaferimin piriltisindan calmistir diye kizginligini belirtmistir.

Badr Hari ise asagida görüntülerini izledigimiz video da, kendisinin emosyonel bir insan oldugunu o yüzden böyle bir hata yaptigini söyledi. Ama Remy'i de elestirmeden geri kalmiyordu: "Ben dövüsmek istedim, para vererek buraya bizleri izlemeye gelen insanlara dövüserek gormek istediklerini vermeye calistim, ama o istemedi, sürekli kacti. Bu olaydan sonra da yerden kalmayarak rol yapti"



Turnuda boy gösteren diger isimlerin bu olay hakkindaki degerlendirmeleri ise bir iki istisna disinda Badr Hari'ye yükleniyorlardi. Peter Aerts ve Jerome Lebanner, neredeyse isi, Badr Hari devam edecekse biz yokuza getirdiler. Ve bu durumu, biz sokak dövüsü yapmiyoruz, spor bu ve kurallari var dediler. Cok sempatik ve ringteki ürkütücü görüntülerinden eser yoktu. Badr Hari'nin yakin arkadasi Melvin Manhoef ise, Remy'i cok fazla defansif dövüstügü icin elestiriyor ve "bana birisi böyle birsey yapsa ben direk ringe yeniden döner ve onu öldürene kadar döverdim" diyerek neden en iyi arkadasinin Badr Hari oldugunun ipucunu göstermis oluyordu.

Sonuc Badr Hari yaptigi aptallikla kalirken, Remy turnuvayi ücüncü kere kazanarak 400.000 dolari cebine koyan isim oldu. Ve sporcunun sadece cevik degil ayni zamanda zeki ve ahlakli olmasi gerektigini gösterdi.

Montag, 29. Dezember 2008

Alex homurdaniyor...


Fenerbahce'de tartismalarin odagindaki futbolcusu Alex kafasini cikartti. Bu blogun az sayidaki okurlari bilir ki; Alex'ten hoslanmayiz. Tabii ki futbolculugundan, ama öbür taraftan Alex'in gerek takim icerisinde, gerek yönetm cevresinde gerekse de taraftarlar arasinda ciddi bir agirligi vardir.

O yüzden Alex mevzuu her zaman önemlidir ve kendi görüslerimden de taviz vermeden bu konulari adim adim islemeye calisacagiz bu blogta.

Alex kendi internet sitesinde söyle laflar etmis:
"...Diğer taraftan, Fenerbahçe'nin durumunu anlamıyorum. Dört yıldır bu kulübün futbolcusuyum ve sadece dört defa sakatlandım ve hiçbiri de ciddi sakatlıklar değildi. Benim saha içinde ki çalışmam da her zaman iyiydi. Herkese saygı duyuyorum ve herkesin de bana saygı duyduğuna inanıyorum. Ama şuana kadar kulüple yaptığımız görüşmeler sonrasında bende bazı şüpheler uyandı ve bundan dolayı rahatsız oldum. Hele bir de bunca zaman Fenerbahçe forması giymiş ve kulüp için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış olmama rağmen hala bu şüpheleri gideremedim...."
Alex kulübün kendisine karsi takindigi tavirdan belli ki rahatsiz olmus. Her zaman profesyonellige vurgu yapan, isimi yapiyorsam acalagim paradan da bir kurusu indirim yapmam diyen oyuncu ilginctir bu sefer, kulüp icin onca fedakarlik yapmisken, onca hizmet etmisken bana yapilan reva midir tarzindan kücük emrah makaminda ünlemeye baslamis.
Sitemini ettikten sonra da,
"Fenerbahce benim icin tabii ki önceliklidir ama bunca teklif ortadayken, degerimin bilinecegi yerde oynamayi düsünmek zorundayim"
diyerek aba altindan sopa göstermeyi de unutmamis.
Görünen o ki, Aragones'in Fenerbahce ile sezon sonunda ulasacagi noktayla paralel ölcüde Alex'in de konumu netlesecek. Fenerbahce sampiyon olursa ipler Aragones'in eline gececek ve Alex, o bahsettigi kendini kiymetini bilen cok iyi dört takimdan birine gitmek zorunda kalacak, ama yok Fenerbahce sampiyonlugu kacirirsa diger sampiyon olamamis hocalarin akibeti Aragones'e de ugrayacak ve yolun sonu bu sefer Aragones icin görünürken Alex yeniden iktidarini saglamlastiracak.

Mehmet Yildiz....

Iki senedir adindan cokca söz ettiren futbolcu Mehmet Yildiz. Ilk defa ama bu yakinlarda bu derece transfer oldu oluyor derecesinde kendisinden bahsedilir oldu.

Ama görünen o ki bu sefer de "yalan" hersey. Bülent Hoca bugün NTV'de Fuat Akdag ile Mehmet Demirkol'un konuguydu ve Mehmet Yildiz icin 5 Milyon Euro'dan bahsetti.

Duyarduymaz geriye kaykildigim sandelyemden düsecektim, zor toparlandim. Mehmet Demirkol bizim söyleyeceklerimizi söyledi zaten orda: O zaman bu sefer de Mehmet Yildiz Sivas'da kaliyor diyebiliriz.

Sonntag, 28. Dezember 2008

Fenerbahce üzerine...

Fenerbahce'nin Gökhan Emreciksin'den baska transfer yapmayacagi söyleniyor. Alinmak istenen diger yerlilerin fiyatlarinin yüksekligi yönetimi bu konuda geri adim attirmis. Ayni sekilde Maldonado'nun yerine getirilmek istenen yabanci futbolcu icin de sezon sonunun beklenmesine karar verildigi söyleniyor.

Aragones devre arasi transferlerine karsi. Takima uyum saglamasinin zaman alacagi ve beklenilen verimin elde edilemeyecegini söylüyor.

Aragones'in Fenerbahcelilerin genelinde cok sevildigini sanmiyorum. Buna ragmen yine de Aragones'in Fenerbahce'deki varliginin cok önemli oldugu kanaatindeyim. Fenerbahcelilik kültürü süphesiz Fener'i Fener yapan en büyük etken. Ama öte yandan bu kültür Fener'in eksikliklerinin ve zaman zaman icine düstügü krizlerin de yine en büyük nedeni. Fenerbahce taraftari her zaman icin transfer ister. Sürekli yeni transferler yapilsin ister. Üstelik bu isimlerin takima yarayip yaramayacagi, takimin onlara ihtiyaci olup olmadigi üzerine cok düsünmez. Ünlü isimler olmasi yeterlidir.

Gecmis Feyyaz, Tanju örnekleriyle doludur. Transfer konusundaki en basarili yönetim Aziz Yildirim ekibi dahi, Tümer, Emre Bölezoglu gibi irrasyonel transferlere imza atmistir.

Iste tam da bu noktada Aragones'in varligini cok önemli buluyorum. Aragones kendi futbol akliyla Fenerbahcelilerin sahip oldugu yukarda bahsettigim bu zihniyeti israrla hirpaliyor. Ve dogruyu gösteriyor camiaya. Onlar israrla transfer lazim derken, Aragones devre arasi transferlerinin gereksizliginden dem vuruyor.

Geriye dönüp bakalim söyle bir; hangi devre arasi transferinden verim alabildi Fenerbahce; Simao'dan mi, Maldonado'dan mi, Stevic'ten mi ve adini simdi hatirlayamadigim bir yigin isimden?

Sadece Fenerbahce degil, baska takimlar icin de gecerlidir bu durum. Yerli, ya da ic piyasadan diyelim ve nokta transferlere tamam. Bahsettigimiz, Fenerbahceli taraftarlarin beklentileri icerisinde olan sürekli yeni isimlerin alinmasi.

Aragones'in yaptiklari bu kadarla da sinirli degil bugün ajanslara düsen haberlere bakilirsa. Aragones'in Alex ile ilgili olumsuz rapor verdigi iddia ediliyor. Haberin dili devre arasinda habersizlikten kaynaklanan sayfa boslugu doldurmak icin yapilmis bir asparagas haberi animsatsa da, dogru olabilecek olmasi ihtimali süphesiz Fenerbahce'deki bahsettigimiz zihniyet devrimi icin cok heycan verici.

Samstag, 27. Dezember 2008

Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi

Blogumuzda yaptigimiz anket devam ediyor. Sitenin okur sayisini azligi ankete de yansimis durumda. Katilim henüz cok az. Ama az da olsa bizlere bir fikir sunuyor. Buna göre su anda 3'er kisi Fenerbahce ve Sivasspor'u sampiyonluga en yakin taraf olarak görürken, Galatasaray ve Trabzonspor icin 2'er kisi oy kullanmis. Ankaraspor'a kimse sans tanimazken, Besiktas'a da sasirtici bir sekilde sadece 1 kisi oy vermis.

Aslinda bu tür anketler gercek fikiri tam olarak yansitmaya da bilir. Cünkü, Fenerbahce diyelim mesela, oy verenler, kendisi Besiktaslidir ama Fenerbahce'yi sampiyonluga yakin görüyor mudur, yoksa Fenerbahceli oldugu icin mi Fenerbahce'ye oy vermistir. Bu tür durumlarda genelde ikinci sik devreye girer.

Neyse, ben de su ana kadar ki performanslarindan dogrultusunda bu takimlarin degerlendirmesini yapmak niyetindeyim bu postta.


1. Galatasaray: Bana kalirsa sampiyonlugun en büyük favorisi. Nedenlerini ise söyle siralabiliriz:
  • Ligin basindaki zorlanmalari ve yeni hocanin alisma devresini atlattilar.
  • Türkiye Ligi standartlarinda cok iyi bir kadroya sahipler. Hatta en iyi kadro onlarda diyebilirim.
  • Kalede Santics önündeki Servet-Meira onlarin önünde Mehmet Topal-Ayhan ikilisi ve ileri uctaki Lincoln-Baros hatti veya iskeleti hem islerlik hem de form seviyesi acisindan cok iyi durumda.
  • Bu tür yarislarda takimin kendine güven duymasi cok önemlidir ve taraftarlarin da takima. Galatasaray da sezon basinda Sampiyonlar Ligi'nden elenerek kücük capta bir krize ve güvensizlige dogru sürüklemisse de camiayi su anda Avrupa'da yoluna devam eden taraf olmalari, kendilerine yeniden "bu ligin aslani biziz" güvenini vermise benziyor.

2. Fenerbahce: Bana kalirsa Gatasaray'dan sonra en yüksek sampiyonluk sansi Fenerbahce'nindir. Hatta bu iki takim arasinda gecer diye düsünüyorum son haftalar. Fenerbahce'nin avantajlari ise sunlar.

  • Sampiyonlar Ligi'nden elenmis olmalari travmayi atlatiktan sonra ki atlatilmis durumda o travma, Fenerbahce'nin önündeki tek hedefin lig olmasi ve sadece lige konstre olabilecek olmasi cok büyük bir sans onlar adina.
  • Bir hayli tartismali da olsa, büyükler icerisinde iyi kadrolardan ve sonuca etki edebilecek yildizlara sahip takimlardan birisi Fenerbahce, Galatasaray gibi. Guiza-Semih-Alex-Deivid ekipmani her seye ragmen cok tehlikeli ve güclü.
  • Fenerbahce'nin diger artisi, diger büyüklere nazaran, ya da sampiyonluk adayi takimlara, iyi savunma kurgusuna sahip olmasi. Ve geriye yaslandigi zaman kolay kolay gedik vermeyisi.
  • Herkesin aksine fikstürün de Fenerbahce lehine olabilecegini düsünüyorum. Cünkü bir önceki maddede söyledigim gibi, Fenerbahce'nin cok iyi bir savunma kurgusu var ve esas sikintisi kendisi oynamak ve sonuca gitmek zorunda oldugu maclar. Oysaki, ligin ikinci yarisinda Inönü ve Ali Sami Yen'e gidecek olan Fenerbahce sayet maci kazanmak zorunda olan taraf olmazsa sahadan istedigi sonucu alip cikabilecek sistemi tasiyor.

3. Trabzonspor: Sampiyonluk sansi yukardaki ikiliye göre daha az olmakla birlikte, geride kalan diger adaylardan da daha sansli benim gözümde Trabzonspor. Trabzonspor'un kadrosu sampiyonluk icin yeterli degil. Esasen bu haliyle Trabzonspor'un ligi yukarlarda bitirelebilecek olmasi, ligin son haftasina kadar sampiyonlugu koruyarak kendi marka degerini güclü tutmasi yeterli Trabzonspor icin. Esas hedef gelecek senelerde sampiyonluk olmali.

4. Sivaspor: Sivas'in sampiyon olmasina gerek yok. Iki sezondur istikrarli bir sekilde zirveye oynamalari yeter de artar. Bu sezonda Uefa'ya katilacak seviyeye gelirlerse yeter onlar icin. Sivas icin hedef, bu performanslarini gelecek sezonlara da tasimasi olmali. Iyi bir stadyumla seyircileriyle bütünlesmeli ve ligin sert deplasmaslarindan futbol cenneti sehirlerinden biri olmali. Her sene zirveyi zorlayip samiyon olamasa dahi büyükleri ürküten taraf olabilmeleri. Tesislesmeleri tamamlar, kulüp bütcesini belirli bir güce getirirlerse zaten artik Genclerbirligi veya Bursaspor degil Sivasspor bu ligin Kayseri ile birlikte Deportivosu, Levrkusen'i veya Tottenham'i olurlar.

5. Besiktas: Sayet Ertugrul Saglam devam ediyor olsaydi Besiktas bugün daha iyi bir yerde olurdu bence. Mustafa Denizli ismi Besiktas'in basina gelebilecek en büyük felaketlerden birisiydi ve maalesef geldi. Mustafa Denizli ile Besiktas bu isi kaybetmistir.

6. Ankaraspor: Ankaraspor'un birakalim sampiyonlugu, ligin buralarina kadar gelmeleri sadece bizler icin degil kendileri icin de süpriz. Aslina bakarsak, bence Sivaspor'dan daha iyi bir kadroya sahipler. Ama onlar Sivasspor'un yaptiklarini yapabilirler mi; emin degilim. Oldukca iyi bir ilk yari gecirdiler ve aslinda oldukca stabil denilebilecek bir takim oyunu ve savunmasi sergilediler. En büyük sikintilari gol bulmak. Gol pozisyonlarina girmek veya girdikleri pozisyonlari degerlendirebilmek. Bu konu onlarin en büyük sikintisi, bunu halledebilirlerse, Besiktas'i ve Sivas'i altlarina alabilirler....

...........

Simdilik bu kadar degerlendirmelerimiz. Ilerleyen haftalarda bu yazdiklarimizi unutacak degiliz elbette. Gelecek sonuclara göre, fikri takip yaparak bu posta zaman zaman atiflarda bulunacagiz.

Freitag, 26. Dezember 2008

Kayseri Kadir Has Stadyumu

Son bitirilis tarihi nedir bilmiyorum, acikcasi umrumda da degil artik. Bilme kacinci aksama ve gecikme. Bilmem kacinci acilis tarihinin tutturulamamasi. Artik sinirim bozuluyor. Cünkü cok heveslenmis, bayramlik alinmis köylü cocuklari gibi mutlu olmustum bu stadyum haberini duyunca ilk.

O yüzden biraz da bu kizginligim. Asagida Agustos sonu cekilmis fotograflarini görceksiniz stadyumun. Onun üzerine gecen dört ayda zaten cok fazla yol alindigini sanmiyorum. Zaten Kayseri'de kis cok zorlu gecer. Bir süredir el sürülemiyordur. Bu görüntülerden benim anladigim bu stadyumun hizmete girmesi en yakin gelecek sezon basidir. O da cok iyi yüksek bir ihtimal degil yine sahsi kanimca.





Not: Fotograflar wowturkey.com'dan.

CL Arenasinda nostaljik bir seyahat

Günümüz futbolseverlerinin en fazla ilgiyle takip ettigi lig hic süphesiz Sampiyonlar Ligi. Pekii hafizalarimizi söyle bir yokladigimizda hatirliyor muyuz ilk Sampiyonlar Ligi ne zaman yapildi, hangi takim finali kazandi vs? Hatirlayanlar vardir elbette. Ama öyle tahmin ediyorum ki cogunun zihinde aynen benim de dün bu kücük arastirmayi yapmaya baslamadan önce fark ettigim gibi silinip gitmistir.

Ben de bunun üzerine 1993'ten 1997'e kadar olan süreyi kapsayan kücük bir seyahat hazirladim sizler icin. Sadece final maclarinin üzerinde durdum. Daha detayli bir arastirma icin maalesef yeteri kadar zaman yoktu. Sonraki zamanlar kapsayan bir post da borcumuz olsun.

Dikkatinizi cekecektir sizin de videolari izledikten sonra. O tarihe kadar finallerde bariz bir Italyan hakimiyeti var. Milan pespese 3 Juvestus da 2 defa finale kalmis. Ikisi de bunlardan birer tanesini kazanmis. Geri kalanlarini ise, 1 Alman, 1 Hollanda, 1 de Fransiz takimlari kazanan taraf olmuslar. O tarihe kadar hicbir Ingiliz takiminin birakin kupa kazanmayi, finale dahi gelememis olmasi elbette dikkat cekici. Ispanyollari ise 1 defa 1994 yilind Milan'in karsisinda kepaze olurken Barcelona ile görüyoruz.

Neyse efenim iyi seyirler.

5. Borussia Dortmund - Juventus Turin 1997 CL Final (Münih)

Uygun stadyum mu bulunamiyordu; bilmiyorum. Basladigindan 4 sene sonra yeniden Münih'e verilmesi final macinin cok ilginc.

Neyse, maca gelelim. Tabii bu kapismada favori bir sezon öncesinin sampiyonu Juventus. Karsilasma boyunca da atak olan taraf yine onlar. Ama efektif olan, cok iyi kontraya cikan ve yakaladigi pozisyonlari affetmeyen Hitzfeld'in yarattigi mucize Dortmund. Kisa sürede Dortmund 2-0 önde. Ama usta hoca Hitzfeld hala birakmiyor sogukkanliligini cok küyük bir sevinc yasadiktan sonra konstresini hic bozmadan devam ediyor karsilasmayi izlemeye. Del Piero cok klas bir olle skoru 2-e getiriyor.

Juventus maci cevirecek derken, Hitzfeld yine ustaligini konusturuyor. Skorunun üstüne yatmak icin savunma oyuncusu almak yerine genc bir oyuncuyu aliyor oyuna. Lars Ricken. 18 yasinda. Ve bu oyuncu yakaladigi pozisyonu affetmiyor. Cok klas bir golle sonuclandiriyor maci ve Hitzfeld'in efsanesinin ismini kaziyor Sampiyonlar Ligi defterine.

4. Juventus - Ajax 1996 CL Final (Roma)

Ajax'in bir sezon öncesi sampiyonluga ulasan kadrosu yeterince yagmalanamamis olacak ki henüz, 1996'daki finalde yine görüyoruz kendilerini.

Bu sefer rakipleri Milan degil (ilginc) ama bir yine bir Italyan; Juventus.

Karsilamanin normal süresi kir sacli delikanli Ravanelli'nin ve Litmanen'in golleriyle 1-1 bitiyor. Uzatmalarda da gol olmuyor. Penaltilarda ise, Edgar Davids (kendisi daha sonra Juventus formasi giymistir, bildigimiz gibi) kaciriyor ve Juventus Lippi ile kupaya ulasan taraf oluyor.

3. Ajax - AC Milan 1995 CL Final (Viyana)

Bu seferde Avusturya'nin estetik saheseri baskenti Viyana'dayiz. Finaldeki isimlerden bir tanesi yine AC Milan. Bosuna dünyanin en büyük takimi denmiyor saniyorum onlar icin.

Milan o sezonda Capello tarafindan calistiriliyor. Ajax ise Van Gaal'in komutasi altinda.

Ajax bir sene öncesinin kupasi sahibi Milan'i 1-0 maglup ederek kupaya ulasiyor. Ilk basta bu süpriz gibi görülsede, Ajax'in kadrosundaki isimlere göz attigimizda hic de süpriz olmadigi anlasiliyor.

Daha sonralari, Milan, Madrid, Barcelona ve Juventus gibi takimlarda uzun süre forma giyen, Seedorf, Davids, Kluviert, Van der Saar, Overmas Ajax'in kupaya uzanan bu takiminda forma giyen isimler.

Ajax'in golünü atan isim ise Patrick Kluivert. Ve o golü attiginda 18 yasinda.

2. AC MILAN - Bercelona CL Final 1994 (Atina)

Ikinci duragimiz ise Atina. Bir sene sonra Milan yine finale kalan takim. Bu sefer rakibi Barcelona.

Barcelona'nin basinda görüntülerde de görüdügmüz gibi efsane isim Cruyff var. Diger tarafta ise buz adam Capello.

Karsilasma öncesi Barcelona acik favori. Ama sonuc cok sasirtici. Milan, Massaro'nun 2, Savicevic ve Desailly'in birer golüyle 4-0 gibi spektaküler bir skorla galip geldi.

Bir tarafta Papin, Savicevic gibi isimleri görürken diger tarafta Romario'yu, Keomann'i görmek beni heycanlandirdi acikcasi.

1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)

Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.

Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.

Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.

Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.

Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.

1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)

Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.

Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.

Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.

Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.

Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.

Ridvan Dilmen Bursa'da...

Eger büyük bir süpriz olmazsa (ki haberin icin Ridvan adi geciyorsa bu tür süprizler süpriz sayilamaz) Ridvan Dilmen Bursaspor'un basina gececek.

Bursaspor, son yillarda performans acisindan cok gerilere düsmüsse de bu ligin kiymetlilerindendir. Olmazsa olmazidir. Eger Anadolu'dan bir sampiyon cikacaksa hic süphesiz bu potansiyeli en fazla tasiyan takimdir. Taraftariyla, güclü gelenegiyle, yerel medyasiyla vs. O bakimdan Ridvan gibi popüler ve kendi capinda iddiali bir adamin orayi tercih etmesi anlasilabilir.

Ama ben bu gelismeden cok mutlu ve ümitli degilim, ne yalan söyleyim. Ridvan ismi bana hic güven telkin etmiyor.

Herseyden evvel Ridvan'in bahsedildigi kadar veya övüldügü kadar üstün teknik dehasi olduguna inanmiyorum ben. Bursaspor ile de vasatin üzerinde bir performans cikaracigini asla düsünmüyorum. Beni Ridvan ile iligli en fazla endiselendirense bir süre sonra birakip gidebilecegi ihtimali kulübü. Bu konuda Ridvan maalesef hic güvenilir degildir.

Bir süre sonra onu yeniden tvlerde büyüklerin hocalarini asip kestigini görürsek sasirmayalim derim ben.

Donnerstag, 25. Dezember 2008

Sivas'a yeni stadyum...

Daha Futbolun Kabeleri postunun mürekkebi kurumamisken, internette Bülent Uygun'un verdigi bir röportaja rastladim. Hoca orda, Basbakan'in, simdiki stadin yerine TOKI'ye 35.000 kisilik yeni bir stadyum yaptirdigindan bahsediyor. Benim icin cok yeni ama bir o kadar da mutluluk verici bir haber bu. Sizlerle paylasmadan edemedim.

Bülent Hoca'yi, ne yalan söyeyim pek sevmem. Cok konusuyor. Konusurken sanki biraz bos konuyor. Fazla hamaset edebiyatlarina daliyor, popülizm yapiyor sikca. Ama bu Sivasspor'un elde ettigi basarinin üstünü örtmez elbette. Onun bundaki payini da görmezden gelemeyiz. O yüzden hakkini vermek lazim ki, son iki senenin en flas hocasidir kendisi.

Bülent Hoca röportajda ayrica, bu sene gecen senenden farklarinin daha fazla deneyim ve dikkat oldugunu söylüyor. 5 puan öndeyken sampiyonlugu kaybettiklerini bu sene ayni hatayi yapmayacaklarindan bahsediyor.

Bülent hoca bunlarin yaninda, oyuncularina "türbülans" gibi komik bir isim koyduklari özel antreman metodlari uyguladiklarindan bahsediyor. Bu antreman metoduna göre her futbolcu icin ayri bireysel antreman programi varmis ve programlar o futbolcunun kendi kisisel gelisimini daha olumlu yönde etkiliyormus. Ersun Yanal'in da benzeri bir sistemde calistigindan bahsedilirdi.

Bülent Hoca'nin ayrica hakemlerle ilgili de önerisi var. Bülent Hoca hakemlerin antreman yaptiracak antrönerlerinin olmadigindan bahsediyor. Maclarda yapilanlari ve oyuncu davranislarini onlara gösterecek bir analizin eksikliginden sikayetci hoca. Hakemlerin emeklilik maaslarinin ve sosyal haklarinin olmasi gerektigini sözlerine eklemis ayrica. Bunlarin eksikliginin onlarin isini profesyonelce yapmasini etkilediginden bahsediyor.

Röportajin tamamini ve yukarda bahsettiklerimle ilgili detayli bilgileri gazeteden okuyabilirsiniz.

Ediz Bahtiyaroglu


Özer Hurmaci ile birlikte Aykut Hoca'nin futbolumuza kazandirdigi bir diger genc yetenek. Stoper. 1986 dogumlu. 1.90 boyunda. Cok yetistirebildigimiz bir futbolcu tipi degil aslinda bu tarz oyuncular. En büyük artisi ise, Fenerbahce formasi giyen Edu veya Lugano'dan cok daha iyi sokabiliyor topu oyuna. Modern futbolda bu özelligin ne kadar önemli oldugunu ise hepimiz biliyoruz. Genclerbirligi'nde parlak bir performans sergiyelen Risp'i yedekte birakti.

Futbolun Kabeleri...

Futbolun sadece sahada olan bitenle iliskili degilim. Oyuncularin kimligi, ne kadar yetenekli oluslari, AC Milan-Inter karsilasmasinin sonucu kadar, takimlarin forma estetikleri de ilgilendirir beni. Ve tabii ki de her biri bir takimin (veya bazen birkac takimin birden) magbedleri olan stadyumlar da her zaman ilgimi cekmis, yeni yapilan bir stadyumlarla ilgili insaat gelismelerini adim adim takip etmeye calismisimdir.


Hic alakam olmadigi halde, Kayseri Kadir Has Stadyumu'nun ihalesi iptal edilince Kayserisporlular kadar üzüldüm. Trabzon'da 70.000; Ankara'da ve Izmir'de 52.000; Antalya, Sivas ve G.Antep'te 35.000 kisilik futbol stadyumlarinin kondurulmasini cocuklugumda milli takimimiz aday kadrosu aciklandiginda Fenerbahce'den Ridvan Dilmen, Galatasaray'dan Ugur Tütüneker, Tanju Colak vs. gibi Avrupa'daki filanca bir takimdan falanca bir türk futbolcusunun cagiracalagini hayal ettigim gibi hayal ediyorum simdi.
Ülkemizin bu konuda kisir olmasi beni stadyum askindan irak tutmuyor elbette. Elimizin altinda internet tiklayip dolasiyoruz dünyanin tüm estetik ve ambiyans saheseri stadyumlarini. Bu postta bunlarin bir derlemesini yapmaya calistik.
Ilk sirayi, Avrupa'nin en büyük stadyumu Camp Nou aliyor haliyle, devam edenleri seyirci kapasitesine göre siraladim:

1. Camp Nou, Bacelona, FC Barcelona, 99.000:


2. Wembley, London, Milli Takim, 90.000:



3. Santiago Barnebau, Madrid, Real Madrid, 81.000:



4. Stade de France, Paris, Milli Takim, 80.000:


5. Guiseppe Meazza, Milano, AC Milan/Inter, 80.000:


6. Old Trafford, Manchester, ManU, 76.000:


7.Allianz Arena, Münih, FC Bayern, 70.000:



8. Veltins Arena, Gelsenkirchen, Schalke 04, 61.00:

9. St. James Park, Newcastle, Newcastle United, 53.000:



10. LTU Arena, Dusseldorf, Fortuna Dusseldorf, 52.000:


11. Amsterdam Arena, Amsterdam, Ajax, 52.000:



12. Manuel Luiz de Lopera, Sevilla, Betis Sevilla, 52.000:


......
Elbette belirli bazi kriterler cercevesinde bu postu hazirlamissak da, neden bu stadyum secildi de, x stadyumundan burda bahsedilmemis sorusu icin tek bir cevap yok. Mesela Emirates Stadyumundan bahsetmedim, cünkü Wenger'i sevmem, ondan dolayi Arsenal'i sevmem ve bu yüzden Emirates stadyumundan bahsetmem hic. 45.000 kapasitenin altina düsmüs olan bir stadyumun benim icin cezbediciligi yoktur, bu da baska bir sebep. Bazi stadyumlar icin de, yeterli güzellikle fotograflara rastlayamadigim icin buraya girememislerdir. Ve tabii ki zaman; bu kadarcik bir calismayi hazirlamak icin dahi, inanmayacaksiniz belki ama, 1 saatten fazla zaman harcadim. Bu yüzden sinirlar keyfi ve dar oldu.
Not: Fotograflar icin, Uefa.com, Stadionwelt.de ve Fussballtempel.net sitelerinden istifade edilmistir.

Dienstag, 23. Dezember 2008

Ottmar Hitzfeld ile Röportaj...


Maalesef ben degilim röportaji yapan. Ama bunu cok isterdim, o ayri mesele.
Üzerinde hergün baski oldugunu, bu baskinin sagligini, yasam kalitesini tehdit ettigini ve bu yüzden artik klüb takimi calistirmak istemedigini söyleyerek ayrilmisti Hitzfeld Bayern'den. Onun icin desteklerdim Bayern'i. O gidince Bundesliga'nin degeri de düsüyor. O derece kiymetli gözümde.
Hoca simdi Isvicre milli takimini calistiriyor. Haliyle eskisi kadar ekranlarda ve gazetelerde göremiyoruz kendisini. Özlemistik. Sükür ki bu hafta Alman haftalik gazetesi Die Welt'e bir röportaj vermis degerli hoca. Özetleyerek ve cevirerek aktariyorum röportaji:

Welt Online: Eski takiminiz, Sampiyonlar Ligi eleme mücadelesinde Sporting Lisbon'la eslesti. Bu eslesmeden ne bekliyorsunuz?
Ottmar Hitzfeld: Bayern, simdiye kadar avrupa maclarinda iyi bir performans sergiledi. Lisabon karsisinda da bunun devam edecegini düsünüyorum. Bayern'in yari finale kadar ilerleyecegini düsünüyorum, belki finale de...

WO: Neden sadece Bayern alman futbolunun Sampiyonlar Ligi'ndeki temsilcisi oluyor?

OH: Bu tabii alman futbolu icin üzücü. Ama bu tecrübeye ve kaliteye dayali bir durum. Ayirca Sampiyonlar Ligi'nin Bayern icin her zaman ayri bir anlami olmustur.
WO: Sizden sonra göre gelen Klinsmann, Haziran sonundan bu yana Bayern Münih'te görev yapiyor. Su ana kadarki performansini nasil degerlendiriyorsunuz Klinsmann'in?
OH: Klinsmann baslangictaki bazi zorlanmalari atlatabildikten sonra takimi iyi kurgulamayi basardi. Sistemi otutturdu. Sezon basinda cok sayida gol görüyorlar kalelerinde. Simdi defansiv anlamda oldukca stabil durumdalar. Ilk devreyi basarili bir sekilde bitirmesinin en önemli nedeni de bence defanstaki bu basaridir.

WO: Klinsmann ilk geldiginde göreve, Bayern Münih'te bir devrim olacagindan söz ediliyordu.
OH: Tabii normal bir sey, yeni bir teknik adamin yeni seyler denemesi, kendine göre bir sistem otutturma cabasi icerisinde olmasi. Yenilikler her zaman icin iyidir. Onun en dogal hakkidir bazi seyleri benden farkli yapmak. Bu beni sasirtmadi.
WO: Ilk devrede, Klinsmann zorlandigi anlarda sistemini yeniden 4-4-2'ye yani sizin sisteminize cevirdi. Bu sizde bir memnuniyet yaratti mi?
OH: Hayir. Bu mantigin gerektirdigi bir seydi ve süpriz olmadi. Eger yeni denenilen birseyde basarili olunamiyorsa, normal olarak test edilmis olana yönelilir. Bu böyledir. Ve 4-4-2 sistemi bir sezon evvel Bayern'in basariyla uyguladigi bir sistemdi.

WO: Bu seneyi, Alman Milli Takim acisindan nasil degerlendiriyorsunuz?

OH: Avrupa Sampiyonasi'nda finale kaldilar. Bu onlar adina konusuyor zaten. Dünya Kupasi grup eleme mücadelelerine de cok iyi basladir. Löw cok iyi is cikartti.

WO:Frings ve Ballack gibi tecrübeli oyunculardan vazgecilebilecegi yönünde cok tartisma yasandi, bu konuda ne diyeceksiniz?

OH: Bir teknik adamin genc oyunculari ön plana cikartmasi istenir. Ve Almanya'da üzerinde durulabilecek, güvenilebilecek pek cok genc yildiz yetisiyor. Ama öbür taraftan, tecrübeleri oyuncularda da kolay kolay vazgecilmez. Ballack, su anda Alman Milli Takiminin en önemli oyuncusudur. Ve dünya standartlarindadir.

WO: Podolski'nin Bayern'den ayrilmasi gerektigini düsünüyor musunuz?

OH: Podolski uzun süreler caba sarf etti, kadroya girebilmek icin. Maalesef olmadi. Saniyorum artik onun icin de daha fazla sans bulup kendisini daha fazla gelistirebilecegi bir yere gitmesinin zamani geldi.

WO: Bundesliga'ya yeni cikmis Hoffenheim, ilk yarinin süpriziydi. Bu modellin gelecekte alman futbolundaki yeri ne olacaktir?

OH: Bu projenin arkasinda ne kadar ciddi bir paranin yatirildigina bakarsak saniyorum bu kadar büyük sansasyon olmadigini anlariz su anki durumun. Hoffenheim'in basariya ulasmasindaki bu konzeptin gelecekte ise yarayacagina eminim. Ve baska deneyenleri de olacaktir. Her halükarda Hoffenheim dikine oyunu ve hizli konbinasyonlariyla alman futboluna heycan getirdi.

WO: Ikinci devrede de Hoffenheim'in ayni performansi gösteregine inaniyor musunuz?

OH: Evet. Ama bilmeleleri ve kendilerini ayarlamalari gereken bir sey var: Ikinci yari takimlar onlari tanidigi icin durmanin yollarini daha rahat bulacaktir.

WO: Bunca sene kulüb teknik direktörlügü yaptiktan sonra, milli takim calistirisi olmak nasil bir sey?

OH: Hayat kalitem yükseldi. Günlük stresten uzaklastim. Kulüb takimlarini birakip, milli takim calistirici ve televizyon yorumcusu olmak benim bilincli yaptigim bir secimdi zaten.

WO: Cünkü bu sayede daha baski var üzerinizde?

OH: Baski insanin üzerinde her zaman var. Simdi de Isvicre ile 2010 Dünya Kupasi'na katilma mücadelesi icerisindeyiz. Ama bu baski, günlük hissedilen bir baski degil.

WO: Bundesliga'ya yeniden dönmek sizin icin, söz konusu olabilir mi?

OH: Böye birsey su asama da düsenemiyorum bile.

Montag, 22. Dezember 2008

UK Championship 2008

Ve UK Championship'te zafer Shaun Murpyh'nin. Dün gece gec saatlere kadar süren final karsilasmasinda genc oyuncu Murpyh zor da olsa finali rakibi Fu karsisinda 10-9 kazanarak zafere ulasti.

Murpy ayni zamanda bu turnuvadaki sergiledigi performansla iki sene evvelki günlerine döndügü izlenimi verdi. Bu Murpyh'nin kariyerinde kazandigi ücüncü turnuva, yani WeltRang listesini etkileyen.
Bu turnuva neticesinde elde ettigi basariyla Shaun Murpy dünya siralamasinda ücüncü siraya yükseldi. HongKonglu rakibi Fu ise altinci sirada yer alti.
Listenin ilk onunu olusturan isimler su sekilde:
  1. Ronnie O'Sullivan (ENG)
  2. Stephen Maguire (SCO)
  3. Shaun Murphy (ENG)
  4. Allister Carter (ENG)
  5. Ryan Day (WAL)
  6. Marco Fu (HKG)
  7. Joe Perry (ENG)
  8. John Higgins (SCO)
  9. Mark Selby (ENG)
  10. Mark Allen (NIR)

Musa Aydin


Sivasspor ligimize renk katan takimlarin basinda geliyor. Kadrosuna baktigimizda cok büyük yildiz olacaktir ilerde dedigimiz pek fazla oyuncu da yok aslinda. Zira bu Sivasspor kadro itibariyle büyük oranda bir zamanlar ligin cesitli anadolu takimlarinda vasat performans sergileyen oyunculardan kurulu.

Ama bu oyuncular icerisinde de parmak isittiranlar yok degil. Bunlardan birisi de Musa Aydin. Kendisinin Genclerbirligi kalesine gönderdigi sut, onun kalitesi hakkinda ciddi ipculari veriyor zaten. Ama mac icerisindeki genel performansi da hakikaten cok umut verici. Yasi 28. Genc bir futbolcu diyemeyiz. Ilerde cok büyük bir yildaz da olacak diyemeyiz. Komik olur. Büyük takimlardan birine gecerse ayni isleri yapabilir mi, ondan da emin degilim. Zira mezarliklar bu sekilde kendi takimlarinda parlayip büyük takimlarda yok olup giden oyuncularla dolu.

Ben onun herhangi bir Istanbul takimina transfer olmasini da istemiyorum. Sivasspor bu istikrarini devam ettirebilirse zaten her yil bir süre Avrupa'da futbol oynayacaktir. Bir tur olur, iki tur olur, üc tur olur; fark etmez. Bu ona yeter. Ilhan Parlak gibi, Kemal Aslan gibi, Burak Yilmaz gibi hayal kirikligi olacagina varsin iyi oldugu yerde devam etsin.

Sonntag, 21. Dezember 2008

Bir derbinin ardindan..!

Az önce sonuclanan Galatasaray-Besiktas karsilasmasi tuttugum takim olmamasina ragmen Besiktas icin öfke ve üzüntü karisimi bir duygu yumagina sürükledi beni.

Futbolla ilk tanistigim zamanlarda Besiktas Türkiye Ligi'ni kasip kavuruyordu. Ben o zaman cevremdeki herkesin Fenerbahceli olmasindan kaynakli bir Fenerbahce taraftariydim ama Besiktas gözümde ligin en iyi takimiydi. Gordon Milne'nin o Besiktas'i saniyordum ki hicbir zaman yenmek mümkün olmaz. Istatistikleri bilmiyor Besiktas'in aslinda diger iki büyük, Fenerbahce ve Galatasaray karsisinda aslinda gecmisi itibariyle daha gerilerde oldugunu bilmiyordum.

Iste Süleyman Seba'nin sebatla belki de, gerisinde kaldigi diger iki büyügünün boyuna yetistirdigi takimi simdi yine istikrarli bir sekilde yok ediliyor. Besiktas'in sahaya koydugu futbol, kadrosundaki futbolcular, bel bagladigi yildizlari, getirdigi ve kovdugu teknik adamlari vs. Insanin Besiktasli olmasina gerek yok bu manzara karsisinda üzüntü duymasi icin. Koskoca bir camia, bir dev nasil bu hale getirilebilir, öfke duymamak mümkün degil...



Karsilasmanin kirilma ani, elbette Delgado'nun kirmizi kartiydi. Hakeme bu kart icin bir sey diyemiyorum, esas sakatlik, bu hakemlik standartini ülkenin basina bela edenlerde. Kurallarda belki yaziyor evet, sizden sari kart isteyen oyuncuya kart göstermelesiniz diye. Ama bu kurallarda zaman zaman elbette esnetilebilir, esnetilmelidir. Yoksa o kurallara bakilirsa her macta korner atislari sirasinda ceza sahasinda yasananlardan dolayi en az dört penalti olmali. Delgado, israrli sekilde faulle durduruluyor Galatasarayli futbolcular tarafindan. Oyuncu artik isyan ediyor, cani yaniyor. Kart göstersene diyor. Refleks. Hakemin otoritesini sarsacak, kendi takima avantaj ve/veya rakip takima dezavantaj saglayacak hicbir sey ifade etmiyor o jest. Yeter artik diyor, yeter. Canim yaniyor. Gör artik. Ve rakip oyuncularin darbelerine maruz kaldigi icin magdur tarafta olan Delgado, bir de üstüne kart görerek, oyun disina atiliyor. Oyuncusu oyundan atildigi icin eksik kalan takim da magdur duruma düsüyor. Az evvel en önemli oyuncusu sürekli faulle durduruldugu icin oyuna hakimiyet kurmakta zorlaniyordu o takim, simdi bir de o oyuncusu atildigi icin iyice magdur taraf oluyor.

Hakem ne icin orda; adalet dagitmak icin. Böyle yaparak adalet dagitilmis mi oluyor pekii? Hayir aksine, yukarda dedigim gibi bir taraf ciddi manada dezavantaja ugruyor. Böyle hakemlik müessesine lanet olsun demek geliyor insanin icinde. Baska birsey degil.

Ilk golde Rüstü'ye faul yapilip yapilmadigi, Lincoln'e yapilan hareketin penalti olup olmadigi konularina da bir sey diyemiyorum artik.

Tabii bu hakem durumu Besiktas'in icler acisi halinin üzerine örtemez. Zapo'ya, Seric'e, Holosko'ya, Bobo'ya bir takimi mahkum birakanlar gitmeden Besiktas'in belini dogrultmasi mümkün degil.

UK Championship 2008



Bir süredir Snooker ve dolayisiyla aktif turnuva UK Championship'i ihmal ettik. En sonra ceyrek final karsilasmalariyla ilgili postu girmistik.

Dün yari final karsilasmalari da tamamlanmis oldu ve bugün aksam saatlerinde finalde Fu-Murpyh karsilasacak. Yarinalde Murphy'in Maguire'i ezici bir skorlar saf disi etmesi biz, O'Sullivan taraftlarini mutlu etti. Zira Ronnie'nin siralamadaki en yakin takipcisi Maguire'in elenmesi final oynayamayacak ve haliyla turnuvayi kazanamayacak olmasi onu bir sonraki turnuvaya kadar Ronnie'nin arkasinda tutmaya yetti.

Yarin ise benim acik ara favorim Shaun Murpyh. Bahis firmalarinin da öyle.

"Dan dun..."

Bir sey oldu Altan Tanrikulu'na. Az sayidaki iyi adamdan birisiydi, hala öyle hos.

Lakin son günlerde sacmaliyor gibi sanki.
Örnegin dünkü yazisinin son paragrafinda söyle demis Altan Tanrikulu :

"...Aragones'ten çok bahsetmek istemiyorum.. Eğer şampiyonluğa oynayan bir takım 6 haftadır gol atamayan bir rakip karşısında; üstelik 2-0 öndeyken bu kadar zorlanıyorsa bir sorun var demektir.. Bütün "pas" yapan, "adam geçen", "çabuk" oynayan adamlarınızı çıkarıp, "dan dun" oynayarak Konya'yı yenersiniz.. Yenersiniz de Kiev'de gol pozisyonuna bile giremezsiniz...."

Fenerbahce'nin bu seneki en büyük sikintisinin hücumda cogalmak ve gol pozisyonlarina girmek oldugu zaten biliniyor. Bu yeni birsey degil. O yüzden paragrafin ilk basinda söylediklerine itiraz da edemiyorum ama son kismi ne alla'seversen Altan Bey?

Bütün pas yapan, cabuk oynayan adamlari cikartip dan dun oynayan adamlari almak demek ne demek? "Dan dun" tuhafliginin haftanin birden fazla gününde cok büyük bir gazetenin hatiri sayilir bir kösesine sahip olan bir gazetecinin siginacagi, siginmasi gerektigi sözler oldugunu düsünmüyorum. Aksine bu lafi edebilmis olmasi onun, herhangi bir tasra kirathanesindeki futbol izleyicisinden farkli olmadigini gösterir bence.

Maci izledik. Degisiklikler su sekilde gerceklesti: Emre cikti, Deniz girdi. Deniz mi dan-dun oynayan bir oyuncu. Dan-dun oynamak ne demek hem? Emre ikinci yarinin basindan oyundan ciktigi ana kadar sahada yoktu adeta. Buna karsilik risk almak isteyen Konyaspor karsisinda deplasmanda öne gecmis ve 3 puana yakin olan ekibini kaza kursununa kurban gitmemesi icin oyundan düsen bu oyuncusunun yerine Deniz gibi orta sahayi saglamlastirabilecek bir oyuncuyu oyuna almasi kadar normal ne olabilir bir hocanin? Diger degisiklikle su sekildeydi: Ugur-Vederson. Herhalde, birazcik vicdan ve izan sahibi olan herkes kabul edecektir ki, Ugur bir virtüöz iken Vederson bir kazma degildir. Esasen teknik acidan seviye olarak birbirlerine yakindirlar. Ve yine Ugur oyundan cikarken hic de Altan Bey'in iddia ettigi gibi pas yapan, oyun kuran adam gecen vs oyuncu tipinden örnekler de sunmuyordu. Bir hayli kötü durumdaydi ve oyundan cikmasi kadar anlasilir bir sey yoktu. Son degisiklik de, Deivid-Ali Bilgin seklinde gerceklesti. Ali Bilgin ile Deivid kiyaslanamaz evet, ama yine unutmayalim ki Deivid de oyundan ciktigi sirada artik oyundan cok düsmüstü. Aragones de her zamanki gibi takiminin direncini güclü tutmak icin o dakikalarda degisikliklere gidiyor burda da gayet adaletli davraniyor. Deivid bu hafta Alex'ten de kötüydü o yüzden onu cikartti. Ama aksi de olabilirdi. Deivid cikinca yerine alabilecegi oyuncular icerisinde en iyisinin Ali Bilgin olmasi da saniyorum herhalde Aragones'in sucu degil...?

Altan Tarikulu bugünkü yazisinda benzeri bir tuhafliga imzasini atmis:

"...Denizli hucumu Bobo ve Holosko üzerine kurmali. Nobre'yi ikinc yarilarda kullanmali. Holosko ve Bobo'nun hem sürati hem adam eksiltme özellikleri hem de gol vuruslari Nobre'ye oranla daha iyi. Besiktas hücum hattini bu ikili üzerine kurarsa tekrar sampiyonlugun en güclü adayi olur...."

Bu kadar basit iste bu is. Mustafa Denizli neden bunu akil edemiyor bilmiyorum. Altan Tanrikulu cözmüs halbuki...