


Kaynak: Ap
Kac gündür gazeteleri okuyorum. Köselerde ya tamamiyle sözü duyguya birakip göz yasi dökenleri görüyorum, ya da Cengiz Candar gibi bunca kanin akitildigi bir durumda dahi soguk kanli bir sekilde 'ama Hamas da terör yapiyor' mealinde asab bozucu yazilar görüyorum. Kesmiyordu ikisi de. Ahmet Insel' i okuyana kadar.
Savasin basindan beri okuyabildigim yerli medyadaki yazilar icerisinde en niteliklisi.

2. Masumiyet:
Sinemasever olup da bu filmi izlememek, izlememis olmak mümkün mü? Zeki Demirkubuz'un iddiasiz, minimalist ama ayni zamanda mesela bir Nuri Bilge Ceylan gibi sanat sinemasi modernistliginin sikiciligi icerisine hapsetmeden cektigi filmleriyle benim yönetmenim oldugunu söyleyebilirim.
3. Yazgi:Üstadin bir diger saheseri. Albert Camus'un eseri "Yabanci" dan esinlerek yazilmis senaryosuyla Masumiyet'e nazaran daha agir ve daha felsefi bir film demek mümkün. Bu filmde de aynen yukardaki Masumiyet'te oldugu gibi erkek oyuncu degil de yardimci erkek oyuncu performansina dikkat cekmek isterim. Birinde Haluk Bilginer, digerinde Engin Günaydin, oyunculugun doruklarinda dolasiyor.

4. Piyano Ögretmeni:
Nobel ödüllü yazar Elfriede Jelinek'in ayni adli eserinden uyarlanma Haneke filmi. Bu filmi izleyebilmek icin elbette oldukca saglam sinirlere sahip olmak lazim. Bilenler bilir, bilmeyenler icin Haneke'nin ne tarz bir yönetmen oldugunu anlatmak icin ise uzun uzun ayri bir post yazmak lazim. Bu film cercevesinde sunu söyleyelim sadece: Jiletle masturbasyon yaptiriyor kadina.

5. Gecmisi olmayan adam:
Aki Kaurismaki'nin herbir filmi digerinden güzel. Arasindan secmekte zorlandim. Hepsini buraya yazmak mümkün. Ama 5 film yazmak durumda kaldigim icin bir tanesini sectim. Gecmisi Olmayan Adam'i. Aki Kaurismaki, minimalist sinema dilini, kuru, köseli, yani kaygan olmayan ironisyle süsleyen bir yönetmen. Ayni zamanda anlatimindaki berrakligi onun sikici olmamasinin en büyük etkeni.

Ne zamandir aklimda bu arkadasla ilgili yazmak. Unutuyorum, bugüne kismetmis. Kendisini 1. FC Köln'de izledim bu sene. Harika bir savunma oyuncusu. Uzun boylu. 187 cm. Hava toplarinda cok iyi o yuzden. Lakin cok iri degil, bu yüzden omuza omuza mücadelelerde bir Servet ne bileyim bir Lugano performansi beklenmemeli ondan, ama ceviklik konusunda da onlar bunun eline su dökemez elbette. Ayni zamanda topu cok iyi kullanabilen, bileklerine hakim, esnek bir savunma oyuncusu. 1985 dogumlu. Guimares takimindan geldi sene basinda Köln'e. Bir sezon daha ayni performansi sergilerse, Bayern'in yolunu tutabilir kendisi.Kendisinin parmadiginin birinin olmadigi söylenir. Bilmiyorum ne kadar dogru. Ayni sekilde bir keresinde tesislerde o zaman Fenerbahce yönetici olan Aziz Yildirim tarafindan yedigi goller yüzünden kovalanmisligi söz konusuymus. Bu daha da ilginc.
O karsilasmada akil kalanlar, Galatasaray'in Tanju'nun 2 golüyle kazanmasi, Yusuf'un Fenerbahceli bir futbolcuya attigi tokat, yagmur nedeniyle camura kesen sahada herkesin üstü basi camur icindeyken Fenerbahceyle ilk macin cikan Jako'nun üstünün kirlenmemis olmasi o sirada bazi Fenerbahceli taraftarlar tarafindan "yav bizimklerin her tarafi camur icindeyken adam bir tane bile camur sicratmadi üstüne" seklinde övgülere mazhar olmustur.
Ücüncü olarak sectigim isim "Visnevski". Cizgiden rövasatayla bir top cikarti diye hatirliyorum. O da o zamanlarda Fenerbahce'nin deli gibi arayip durdugu liberolardan.
Hotic ile birlikte gelmislerdi. Sazak'in bir kabus gibi baskanligina cöktügü ve Osieck'in kendince birseyler yapmaya calistigi Fenerbahce'de. Hotic kadar facia degilse de, Fenerbahce'nin daha sonraki dönemlerde formasini giymis ve begeni toplamis, unutulmazlar arasina girmis, Uche veya Högh gibi bir óyuncu da olamamistir. Iyi giden bir Galatasaray macinda Erdal'in omuzlarina basarak bir hava topunda penaltiya sebebiyet vermisligi vardir, Ali Sami Yen'de. Hakem Ahmet Cakar. Cok canim sikilmisti. 
Böyle bir elemana ihtiyaci var miydi Köln'ün pekii? Elemani pek tanimiyorum. Ortasaha oyuncusu ama, defansif özellikleri agirlikli olan bir oyuncu mu yoksa daha hücuma dönük, takimin santraforlarini paslariyla besleyebilecek bir filigran mi?
Sayet ilk sikki temsil ediyorsa acikcasi cok gerekli oldugundan emin degilim, o bölgeyi, Petit ve Pezzoni ile oldukca basarili bir sekilde domine edebildi FC bu sezonun ilk yarisinda zaten. Esas eksikligi, Antar'in oynadigi forver arkasi ortasaha oyuncusuydu. Lübnanli'dan neredeyse hic faydalanamadi. Ve anlasilan o ki, Antar su anda kulüple sorun yasiyor. O bakimdan onun yerine alinmis bir oyuncuysa cok yerinde bir transfer olmustur demek.
“ASLINDA bu sezon Zico’yla yaşadığımız ilk seneye benziyor. Hem rakipler, hem bizlerin çok puan kaybettiği 2006-07 gibi. Ama geçen seneki takımdan çok da olmasa iskelette eksilme var. Sakatlıklar var. Yeni hoca geldi. Takımı tanıması zaman alıyor. Bu ortamda hoca ilk etapta gördüğü oyunculara şans vermeye çalışıyor. Bu tür kayıplar normal. Ama Sivas ve Trabzon’u ayrı tutunca 3 Büyük takım puantaj olarak çok düşük kaldılar. Şampiyonluğu kaybettiğimiz sene ilk yarıyı 43 puanla, sezonu 81 puanla bitirdik Zico ile 67 ile ligi garantilemiştik. Genel düşüş var.”
“AVRUPA’DA çeyrek final oynamış bir F.Bahçe daha iyi olmalıydı. İlk haftalarVe esas bombayi Argones hakkindaki düsüncelerinde patlatiyor büyük kaptan. Aragones'in geldigi günden bu yana, yasindan saglik durumuna ordan Ispanya ile elde ettigi sampiyonlugu o kadroyu ben de yapardim demeye getirene kadar herseyi diline dolayan densizlere su güzel cevabi yapistiriyor tokat gibi:
topladığın puanlar önemlidir. İkinci yarılar hem hava, hem fiziki şartlar itibariyle çok zor olur. İlk yarı daha iyi yerlere getirir. F.Bahçe’yi başarılı kılan iki derbiyi iyi geçmesi oldu. İki derbiyi iyi değerlendirdiler. Zirveye ortak olmasının nedeni iki derbi galibiyeti. G.Saray, 1996 -98 arası iki derbi kazanmadan şampiyon oldu. Puan olarak geride isen derbiler 6 puan değerinde. F.Bahçe 12 puan aldı. Hem de moral buldu. Tablo Anadolu takımlarının çıkışını, 3 Büyükler’in düşüşünü gösteriyor.”
“AVRUPA şampiyonu oldu, her şeyi dediler, ‘Biz de yapardık’ falan filan. İspanya 30 sene şampiyon olmamış. Bir başarısı var inkâr edilemez. Kalkıp Aragones’in antrenörlüğünü tartışmak cahillik olur. Maçtaki hatalarını tartışabilirsin. Ama antrenörlük bilgisini, tecrübesini tartışmak cahillik. Hiddink 3 ay kaldı F.Bahçe’de. Kötü müydü? Senden sonra gitmiş Real Madrid’i çalıştırmış. Rusya’ya yarıVe kaptan devam ediyor:
final oynatmış. Başarmadığı iş yok. Kötü mü peki? Türk takımları Del Bosque,
Aragones, bilmem kimi getiriyor. Adamlar Cannavaro, Guti, Figo,
Beckham, Ronaldo, Ronaldinho ile çalışmış. Ama sen adamın eline Ahmet’i
Mehmet’i veriyorsun, aynı başarıyı bekliyorsun. "
"...Oyuncu grubu, malzeme iyi olmazsa Mourinho’yu getirsen hikâye. Bugün bizim ligimizdeki sekizinci dokuzuncu takıma Mourinho’yu getir. Seviye aynı kalır. Bu ülkedeki 70 milyon, iki şeyi çok iyi biliyor: Spor ve siyaset. Ama ikisinde de geldiğimiz nokta ortada. Bakıyorsun, başarı kazanan 3 tane hoca (Terim, Denizli, Güneş) çıkartmışsın.”Fenerbahce'nin ihtiyaci oldugu söylenen önlibero mevkiisine olasi bir transferle ilgili de,
“ÜÇ tane ön libero var. Chelsea’den Essien gelecekse gelsin. Selçuk’tan
iyisini almayacaksan niye alacaksın.”
Röportajin bence en dikkate deger kisimlari burasiydi. Ama daha detayli halini isteyen yukardaki linkten okuyabilir.“AVRUPA’DA başarısız oldu bu takım. Ama Türkiye Ligi’nde başarısız denildiği sezonda liderin 2 puan gerisinde. Kımıldarsa ligin üstüne çıkar. F.Bahçe’nin herkes kadar, hatta herkesten fazla şampiyonluk şansı var. Biraz kımıldarsa en güçlü adaydır. İlk yarıdaki gibi kötü başlarsa, rakiplerin durumu önemli. Rakipler kaybetmezse şansı azalır.”
Özat'in Guiza sorunsaliyla ilgili söyledikleri ise bir hayli ilginc ve dikkat deger bence.
“YILLARDIR bu böyle. Ben 6 yıl oynadım. İleri ucu ile arkası arasındaki uçurum çok fazla. Güiza yalnız kalıyor. Semih’le oynadığında 2-3 kişiyle ceza alanına giriyor ama Alex de olunca bu kez orta saha düşüyor. Sonra Kayseri maçındaki gibi 4-1 yeniliyorsun.. Güiza’nın La Liga’da 27 gol atması önemli bir kriter. Ben Avrupa’da oynadım.. Uyum sorununu bilirim. Deivid için neler söylediler.. Ben ‘Futbolcunun kralı’ demiştim. Yanılmadım. Şimdi ‘Deivid yok böyle oldu’ dediler. Güiza da patlama yapacak. Bir kenara yazın, ben yine yanılmayacağım.”


Bahsettikleri "gün sayma" tam olarak ne anlam tasiyor bilmiyorum ama, su haliyle bu stadyumun bu sezon sonuna zor yetisecegini düsünmüyorum. Bitti bitiyor denilen stadin bir hayli ince isinin oldugu kesin.

"...Diğer taraftan, Fenerbahçe'nin durumunu anlamıyorum. Dört yıldır bu kulübün futbolcusuyum ve sadece dört defa sakatlandım ve hiçbiri de ciddi sakatlıklar değildi. Benim saha içinde ki çalışmam da her zaman iyiydi. Herkese saygı duyuyorum ve herkesin de bana saygı duyduğuna inanıyorum. Ama şuana kadar kulüple yaptığımız görüşmeler sonrasında bende bazı şüpheler uyandı ve bundan dolayı rahatsız oldum. Hele bir de bunca zaman Fenerbahçe forması giymiş ve kulüp için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış olmama rağmen hala bu şüpheleri gideremedim...."
"Fenerbahce benim icin tabii ki önceliklidir ama bunca teklif ortadayken, degerimin bilinecegi yerde oynamayi düsünmek zorundayim"
2. Fenerbahce: Bana kalirsa Gatasaray'dan sonra en yüksek sampiyonluk sansi Fenerbahce'nindir. Hatta bu iki takim arasinda gecer diye düsünüyorum son haftalar. Fenerbahce'nin avantajlari ise sunlar.
3. Trabzonspor: Sampiyonluk sansi yukardaki ikiliye göre daha az olmakla birlikte, geride kalan diger adaylardan da daha sansli benim gözümde Trabzonspor. Trabzonspor'un kadrosu sampiyonluk icin yeterli degil. Esasen bu haliyle Trabzonspor'un ligi yukarlarda bitirelebilecek olmasi, ligin son haftasina kadar sampiyonlugu koruyarak kendi marka degerini güclü tutmasi yeterli Trabzonspor icin. Esas hedef gelecek senelerde sampiyonluk olmali.
4. Sivaspor: Sivas'in sampiyon olmasina gerek yok. Iki sezondur istikrarli bir sekilde zirveye oynamalari yeter de artar. Bu sezonda Uefa'ya katilacak seviyeye gelirlerse yeter onlar icin. Sivas icin hedef, bu performanslarini gelecek sezonlara da tasimasi olmali. Iyi bir stadyumla seyircileriyle bütünlesmeli ve ligin sert deplasmaslarindan futbol cenneti sehirlerinden biri olmali. Her sene zirveyi zorlayip samiyon olamasa dahi büyükleri ürküten taraf olabilmeleri. Tesislesmeleri tamamlar, kulüp bütcesini belirli bir güce getirirlerse zaten artik Genclerbirligi veya Bursaspor degil Sivasspor bu ligin Kayseri ile birlikte Deportivosu, Levrkusen'i veya Tottenham'i olurlar.
5. Besiktas: Sayet Ertugrul Saglam devam ediyor olsaydi Besiktas bugün daha iyi bir yerde olurdu bence. Mustafa Denizli ismi Besiktas'in basina gelebilecek en büyük felaketlerden birisiydi ve maalesef geldi. Mustafa Denizli ile Besiktas bu isi kaybetmistir.
6. Ankaraspor: Ankaraspor'un birakalim sampiyonlugu, ligin buralarina kadar gelmeleri sadece bizler icin degil kendileri icin de süpriz. Aslina bakarsak, bence Sivaspor'dan daha iyi bir kadroya sahipler. Ama onlar Sivasspor'un yaptiklarini yapabilirler mi; emin degilim. Oldukca iyi bir ilk yari gecirdiler ve aslinda oldukca stabil denilebilecek bir takim oyunu ve savunmasi sergilediler. En büyük sikintilari gol bulmak. Gol pozisyonlarina girmek veya girdikleri pozisyonlari degerlendirebilmek. Bu konu onlarin en büyük sikintisi, bunu halledebilirlerse, Besiktas'i ve Sivas'i altlarina alabilirler....
...........
Simdilik bu kadar degerlendirmelerimiz. Ilerleyen haftalarda bu yazdiklarimizi unutacak degiliz elbette. Gelecek sonuclara göre, fikri takip yaparak bu posta zaman zaman atiflarda bulunacagiz.



Uygun stadyum mu bulunamiyordu; bilmiyorum. Basladigindan 4 sene sonra yeniden Münih'e verilmesi final macinin cok ilginc.
Neyse, maca gelelim. Tabii bu kapismada favori bir sezon öncesinin sampiyonu Juventus. Karsilasma boyunca da atak olan taraf yine onlar. Ama efektif olan, cok iyi kontraya cikan ve yakaladigi pozisyonlari affetmeyen Hitzfeld'in yarattigi mucize Dortmund. Kisa sürede Dortmund 2-0 önde. Ama usta hoca Hitzfeld hala birakmiyor sogukkanliligini cok küyük bir sevinc yasadiktan sonra konstresini hic bozmadan devam ediyor karsilasmayi izlemeye. Del Piero cok klas bir olle skoru 2-e getiriyor.
Juventus maci cevirecek derken, Hitzfeld yine ustaligini konusturuyor. Skorunun üstüne yatmak icin savunma oyuncusu almak yerine genc bir oyuncuyu aliyor oyuna. Lars Ricken. 18 yasinda. Ve bu oyuncu yakaladigi pozisyonu affetmiyor. Cok klas bir golle sonuclandiriyor maci ve Hitzfeld'in efsanesinin ismini kaziyor Sampiyonlar Ligi defterine.
Ajax'in bir sezon öncesi sampiyonluga ulasan kadrosu yeterince yagmalanamamis olacak ki henüz, 1996'daki finalde yine görüyoruz kendilerini.
Bu sefer rakipleri Milan degil (ilginc) ama bir yine bir Italyan; Juventus.
Karsilamanin normal süresi kir sacli delikanli Ravanelli'nin ve Litmanen'in golleriyle 1-1 bitiyor. Uzatmalarda da gol olmuyor. Penaltilarda ise, Edgar Davids (kendisi daha sonra Juventus formasi giymistir, bildigimiz gibi) kaciriyor ve Juventus Lippi ile kupaya ulasan taraf oluyor.
Bu seferde Avusturya'nin estetik saheseri baskenti Viyana'dayiz. Finaldeki isimlerden bir tanesi yine AC Milan. Bosuna dünyanin en büyük takimi denmiyor saniyorum onlar icin.
Milan o sezonda Capello tarafindan calistiriliyor. Ajax ise Van Gaal'in komutasi altinda.
Ajax bir sene öncesinin kupasi sahibi Milan'i 1-0 maglup ederek kupaya ulasiyor. Ilk basta bu süpriz gibi görülsede, Ajax'in kadrosundaki isimlere göz attigimizda hic de süpriz olmadigi anlasiliyor.
Daha sonralari, Milan, Madrid, Barcelona ve Juventus gibi takimlarda uzun süre forma giyen, Seedorf, Davids, Kluviert, Van der Saar, Overmas Ajax'in kupaya uzanan bu takiminda forma giyen isimler.
Ajax'in golünü atan isim ise Patrick Kluivert. Ve o golü attiginda 18 yasinda.
Ikinci duragimiz ise Atina. Bir sene sonra Milan yine finale kalan takim. Bu sefer rakibi Barcelona.
Barcelona'nin basinda görüntülerde de görüdügmüz gibi efsane isim Cruyff var. Diger tarafta ise buz adam Capello.
Karsilasma öncesi Barcelona acik favori. Ama sonuc cok sasirtici. Milan, Massaro'nun 2, Savicevic ve Desailly'in birer golüyle 4-0 gibi spektaküler bir skorla galip geldi.
Bir tarafta Papin, Savicevic gibi isimleri görürken diger tarafta Romario'yu, Keomann'i görmek beni heycanlandirdi acikcasi.
Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.
Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.
Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.
Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.
Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.
Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.
Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.
Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.
Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.
Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.





9. St. James Park, Newcastle, Newcastle United, 53.000:

10. LTU Arena, Dusseldorf, Fortuna Dusseldorf, 52.000:



Az önce sonuclanan Galatasaray-Besiktas karsilasmasi tuttugum takim olmamasina ragmen Besiktas icin öfke ve üzüntü karisimi bir duygu yumagina sürükledi beni.
