Skibbe'den umutluydum. Galatasaray'da olsun, Almanya'da calistirdigi cesitli takimlarda olsun, kendisin güven duymami saglayan bir cizgi koymustu ortaya. Doll da öyleydi. Ama görünen o ki, Doll gibi Skibbe de hayal kirikligi olacak.
Eskisehirspor bu kadrosuyla, Bülent Uygun ile ciksaydi karsilasmalara, eminim ki, Galatasaray ve Trabzonspor'a bu kadar kolay teslim olmazlardi.
Bülent Uygun'un nerde oldugunu biliyorum. Bu takimin basinda zaten olmasinin mümkün olmadigini da bilyiorum. Demek istedigim sadece, artik teknik direktör olarak iceriye daha fazla yönelmemiz gerektigi.
Umarim, yanilirim ama icimden bir ses, Skibbe ile Eskisehirspor'un ürkülen bir deplasman olmaktan uzak olacagini iddia ediyor.
Sonntag, 2. Oktober 2011
Bilmem Kacinci Kez Merhaba
Sevgili Arkadaslar,
artik kacinci kez bu tarz bir yazi yaziyorum; bilmiyorum. O yuzden ben bile kendim yazdigimi ciddiye alamaz oldum; dolayisiyla siz de "hadi arkadasim, simdi yeniden bir suru perspektif ciziyorsun iki gun sonra yeniden yazmaz olursun" derseniz, valla haklisiniz derim, cunku bunun boyle olmayacagini artik ben de garanti edemiyorum.
Neyse, en son yazdigim posta baktim, M. Ali Aydinlar federasyon baskani adayi olmus, onun uzerine yazmisiz. Kendisinin nasil bir siyasi proje ile oraya getirtildiginden haberdar olmadan. Arkasindan da malum firtina koptu. O gunlerde bir cumle dahi yazmayip simdi ortaya cikmanin utanc verici bir durum oldugunu kabul ediyorum ve bu utanci tasiyorum, su anda. Ama bu donemde inanin zerre kadar keyfim kalmamisti yazmaya. Dahasi Herhangi bir anlamda umitli olmanin da manasiz oldugunu dusunmekteydim. Ne oldugunu hala tam manasiyla anlamadigim bir senaryo yazilmis cizilmis; oynaniyordu ve burda onun karsisinda umitlenip umitlenip cirpinmanin zavalliligina teslim olmak istemedim.
Sike sorusturmasi demisken. Bu sorusturmanin salt bir temizlik operasyonu olmadigi ilk gunden belliydi ilerleyen gunler bunu daha da netlestirdi. Kocaman in dedigi gibi, su futbol dünyasinda tek kirli Fenerbahce imis ve gerisi pürü pakmis gibi hedefe Fenerbahce'ye yerlestirdiler, yanina da gaz alma mahiyetli oldugu belli olan birkac yan aktor koydular, Türkiye degisiyorcu tetikcilerin de destegini alarak mezkur siyasi operasyonu temizlik operasyonu olarak paketleyip koydular onumuze.
Fenerbahce futbol takiminin bu duruma karsi onurli bir direnc gösterecegini ve bir sahsiyet baskaldirisina girisecegini cok iyi biliyordum; tek endisem giden oyunculardan dolayi artik kalite olarak buna guclerinin yetip yetmeyecegi idi; hakikaten de takimda ne Lugano nun ne Niang'nin ne de Santos'un yeri dolacak gibi duruyor ama takim verdigi olaganüstü mücadele ile bu durumu da tolere etmeyi basariyor.
Sike sorusturmasi hakkindaki düsüncelerimin detayina, takimin durumuna, yeni transferlere ilerleyen postlarda deginiriz diyerek simdilik burda kapatalim.
artik kacinci kez bu tarz bir yazi yaziyorum; bilmiyorum. O yuzden ben bile kendim yazdigimi ciddiye alamaz oldum; dolayisiyla siz de "hadi arkadasim, simdi yeniden bir suru perspektif ciziyorsun iki gun sonra yeniden yazmaz olursun" derseniz, valla haklisiniz derim, cunku bunun boyle olmayacagini artik ben de garanti edemiyorum.
Neyse, en son yazdigim posta baktim, M. Ali Aydinlar federasyon baskani adayi olmus, onun uzerine yazmisiz. Kendisinin nasil bir siyasi proje ile oraya getirtildiginden haberdar olmadan. Arkasindan da malum firtina koptu. O gunlerde bir cumle dahi yazmayip simdi ortaya cikmanin utanc verici bir durum oldugunu kabul ediyorum ve bu utanci tasiyorum, su anda. Ama bu donemde inanin zerre kadar keyfim kalmamisti yazmaya. Dahasi Herhangi bir anlamda umitli olmanin da manasiz oldugunu dusunmekteydim. Ne oldugunu hala tam manasiyla anlamadigim bir senaryo yazilmis cizilmis; oynaniyordu ve burda onun karsisinda umitlenip umitlenip cirpinmanin zavalliligina teslim olmak istemedim.
Sike sorusturmasi demisken. Bu sorusturmanin salt bir temizlik operasyonu olmadigi ilk gunden belliydi ilerleyen gunler bunu daha da netlestirdi. Kocaman in dedigi gibi, su futbol dünyasinda tek kirli Fenerbahce imis ve gerisi pürü pakmis gibi hedefe Fenerbahce'ye yerlestirdiler, yanina da gaz alma mahiyetli oldugu belli olan birkac yan aktor koydular, Türkiye degisiyorcu tetikcilerin de destegini alarak mezkur siyasi operasyonu temizlik operasyonu olarak paketleyip koydular onumuze.
Fenerbahce futbol takiminin bu duruma karsi onurli bir direnc gösterecegini ve bir sahsiyet baskaldirisina girisecegini cok iyi biliyordum; tek endisem giden oyunculardan dolayi artik kalite olarak buna guclerinin yetip yetmeyecegi idi; hakikaten de takimda ne Lugano nun ne Niang'nin ne de Santos'un yeri dolacak gibi duruyor ama takim verdigi olaganüstü mücadele ile bu durumu da tolere etmeyi basariyor.
Sike sorusturmasi hakkindaki düsüncelerimin detayina, takimin durumuna, yeni transferlere ilerleyen postlarda deginiriz diyerek simdilik burda kapatalim.
Sonntag, 12. Juni 2011
Mehmet Ali Aydinlar'in Adayligi

Bugün biraz sagda solda oturup cay, kahve vs. icerken gazetelerin büyük bir cogunlugunu da karistirma firsatina eristim. Ben hala internetten saglikli bir sekilde okuyamiyorum gazeteleri.
Özellikle simdiye kadar mütemadiyen büyük bir Aziz Yildirim karsitligi yapmis spor yazalarinin büyük bir istahla ve sevincle Mehmet Ali Aydinlar'in TFF Baskanligina adayligini desteklediklerini gördüm. Hemen hepsinin ortak söylemi, Türk futbolunu üzerinde kendisinden habersiz kus bile ucamaz Aziz Yildirim'a ragmen M. Ali Aydinlar'in baskan secilebilecek olmasi büyük bir olay...
Türk futbolunu hatta daha da ileriye götürerek Türk sporunu Aziz Yildirim'in yönettigi sacmaligini simdilik bir kenara koyalim ve bizim icin kiymetli bir isim olan Aydinlar ismi icin bu adayligin ne anlama geldigini tartisalim isterim...
Aydinlar potansiyel bir Fenerbahce baskan adayidir. Kadinlar Voleybol subesinde gerceklestirdikleri ile kisa sürede pek cok taraftarca sevilmis, hayranlik duyulmus bir kisidir. Bu haliyle, her ne kadar bu sampiyonluktan sonra sus pus olup ortaliktan kaybolmus olsalar da hic de azimsanmayacak ordanki Aziz Yildirim karsiti Fenerbahcelilerin de ümit tasiyicisi olmaya baslamistir...
Zaten Aziz Yildirim da "bir gün ben gidecegim ve Mehmet Ali Aydinlar'in yeri Fenerbahce baskanlik koltugudur" demisti.
Yani aslinda birkac muhtemel basarisiz sonuc sonrasinda Aydinlar'in Fenerbahce baskani olmasi cok da süpriz olmayacakti. Bütün bu durum Aydinlar'in zihninde de ciddi bir hat yaratmis olacak ki, o, Aziz Yildirim'a ragmen ve üstelik Fenerbahce'nin son yillarda tepe asagi gitmesi icin elinden geleni üstelik de ahlaksizca yapmaktan geri kalmayan, Besiktas-Galatasaray-Trabzonspor ve Gaziantep hattinin destegiyle secilmeye gönül indirmise benziyor... Kendisi "elbette Fenerbahce de beni destekleyecektir" diyor ama benim okuduklarimdan anladigim, Fenerbahce cephesinin, özellikle de Aziz Yildirim'in, aday olmak icin yukarda saydigim ekibin teklifiyle karar verirken kendisinden herhangi bir görüs sormayan, aday olduktan sonra da bu konuyu yine kendisiyle paylasma geregi duymayan Aydinlar'a kirgin oldugu yönünde.
Bu bilgiler ne kadar dogru, acikcasi hicbir fikrim yok. Ama bircok farkli yerde birbirine benzer ifadeler olduguna göre, tahmin ediyorum, bu kirginlik veya kizginlik durumu mevcut.
Neyse, Aziz Yildirim'in kimi destekleyecegi veya kimi baskan yaptirmak isteyecegi benim acimdan cok önemli degil aslinda; diger isim Mehmet Ali Aydinlar oldugu müddetce... Neticede karsimizda bir Haluk Ulusoy yok ve benim acimdan ister Aydinlar kazansin isterse de Aziz Yildirim'in destekleyecegi iddia edilen Göksel Gümüsdag, sonucta büyük bir Fenerbahce cephesi oturmayacak koltukta...
Benim esas üerinde durmak istedigim Mehmet Ali Aydinlar'in bu secimden zaferle cikmasi halinde nasil bir gelecek ile karsi karsiya kalacagi...
Bir defa kendisi cok iyi bir Fenerbahceli olarak bilindiginden, olasi baskanligi döneminde, yine olasi bir Fenerbahce basarisi halinde her ne kadar su anda kendisini oraya getirmek isteyenler Besiktas-Trabzon-Galatasaray hattiysa da, Fenerbahce'nin haksiz basarilarinda pay sahibi oldugu iddia edilecek ve yipratilacaktir. Bu olasilik, onun acisindan söyle bir sonucu da gebedir saniyorum: kendisi bunlarin farkinda oldugu icin Fenerbahce'ye gereginden fazla mesafeli davranma durumu ve bunun sonucunda olusabilecek olan bir karsi bloka istemeden de olsa sampiyonluk mücadelesinde destek saglamis olma hali. Örnegin bu sezon sözkonusu olsaydi, Trabzonspor icin pozisyon almis gibi görünme riskiyle karsi karsiya kalabilirdi, tarafsiz olacagim derken.
Mehmet Ali Aydinlar icin bekleyen bir diger risk ise, Fenerbahce'nin basarisizlikla sonuclandirdigi sezonlarda Aziz Yildirim'in haksiz da olsa hedefinde yer alacak olmasi ve bu durumun onun olasi bir Fenerbahce baskanligini daha o zamandan sakatlastirmasidir. Zira, her basarisiz sezonun arkasindan Aziz Yildirim muhaliflerinin sayisi artacak da olsa, bu basarisizliklarda Mehmet Ali Aydinlar'in da Yildirim'in isaret edecegi gibi suclanacagini, Fenerbahce kiyilirken buna Federasyon baskani olarak tepkisiz kaldigi düsünülecektir. Bu da, o taraftar toplugu acisindan Ayindlar'in uygun bir baskan olmayacagi anlami tasiyacaktir. Tabii mevcut kulüp yapisiyla taraftar topluluklarinin o kulübün baskani hakkinda ne düsündügü cok önemli olmayabiliyor, ama hicbir manasinin olmadigini söylemek de dogru olmaz.
Acikcasi ben, sayet Mehmet Ali Aydinlar hakikaten Fenerbahce baskanligini düslüyorsa bu hamlesini o acidan baktigimda kendisi adina cok mantikli bulmadim. Cünkü yukarda da aciklamaya calistigim gibi her durumda kendisi hedefe konulacak isimdir. Tabii benim göremedigim pek cok detay olabilir ve bu yüzden Aydinlar'in adayligi hem anlamli hem de kendisi adina faydali olacaktir. Umit ederim öyle olur ben yanilirim. Her ne olursa olsun Türk futbolu üzerindeki Galatasaray hegamonyasinin en azindan bu dönemde de etkisiz olacagini görmekteyiz, bu mutluluk verici. Zira simdiye kadar istisnalar disinda Federasyon baskanlari genelde Galatasarayli olurlardi...
Donnerstag, 2. Juni 2011
"Trabzonspur'u da kutlamak lazim..,"
"En az onlar da Fenerbahce kadar sampiyonlugu hakettiler", diye gider bu klise son günlerde. Bazen yanina "kupa keske ortadan ikiye ayrilsa da birisini birine birisini digerine vermek mümkün olsa".
"Trabzonspur'u kutlamak lazim, Fenerbahce'nin sampiyonlugunu onlar bu kadar anlamli kildilar..."
Sonuncu kismen anlasilabilir ama diger iki yumurtlama ürünü ve benzeri simdi aklima gelmeyen birsürüsünü duydukca ben, "noluyor yavu bu trabzon'u onore etme sevdasi nedendir" diye sormadan edemiyorum, vallahi.
Fenerbahce, 2005-2006 senesinde ve gecen sezon sampiyonlugu son macta kaybederken kimse, "Fenerbahce de bu kupayi haketti onu da kutlayalim" demedi.
Trabzonspor'un esprisi nedir, ayni puani almasi mi Fenerbahce ile... Inanmam.
Sakin bu, "aslinda biz Trabzonspur'un olmasini can-i gönülden isterdik ama lanet olsun ki Fenerbahce oldu" demek isteyip de diyemeyenlerin ic kazintisi olmasin
"Trabzonspur'u kutlamak lazim, Fenerbahce'nin sampiyonlugunu onlar bu kadar anlamli kildilar..."
Sonuncu kismen anlasilabilir ama diger iki yumurtlama ürünü ve benzeri simdi aklima gelmeyen birsürüsünü duydukca ben, "noluyor yavu bu trabzon'u onore etme sevdasi nedendir" diye sormadan edemiyorum, vallahi.
Fenerbahce, 2005-2006 senesinde ve gecen sezon sampiyonlugu son macta kaybederken kimse, "Fenerbahce de bu kupayi haketti onu da kutlayalim" demedi.
Trabzonspor'un esprisi nedir, ayni puani almasi mi Fenerbahce ile... Inanmam.
Sakin bu, "aslinda biz Trabzonspur'un olmasini can-i gönülden isterdik ama lanet olsun ki Fenerbahce oldu" demek isteyip de diyemeyenlerin ic kazintisi olmasin
Montag, 30. Mai 2011
Saka misiniz yavu siz?
"Sevimli" Baskan Sadri Sener ve onun "delikanli" takimi artik giderek bir saka halini almaya basladilar.
Rakibiniz, hatta düsmaniniz ne olursa olsun bir miktar onurlu olmalidir. Ne yalan söyleyeyim ve ben bunu söyledigimde belki bir takim okurlar kizacaktir ama ben son iki sezonda, Bursaspor ve Trabzonspor gibi takimlari gördükce Galatasaray iyi rakipmis demekten kendimi alamiyorum.
Kaybetmenin ve yenilmenin de bir haysiyeti bir onulu durusu olmalidir. Ama her cümlelerinde delikanliliklarina vurgu yapan bu camia bir türlü yedigi darbeyi hazmedemedi. E bu da aslinda büyüklük kibirine kapilan kücüklerin gösterecegi bir tepki sanirim, normal olarak.
Bu sakaci ekip simdi de ligin tescil edilmemesi gerektigini düsünüyormus. Dayanak noktalari ise, Türk siyaset tarihinin ve dahi futbol tarihinin son yüzyilda basina gelmis en büyük felaketlerden birisi olan Gökcekler...
Konunun detayina surdan hakim olabilirsiniz, sinirlerinize hakim olabilirseniz elbette.
Sonntag, 29. Mai 2011
Aziz Yildirim'i Tartismak

Genel kani Fenerbahceli taraftalarin bir "monoblok" ima ettigi yönündedir. Özellikle bu sezon ayyuka cikan Türkiye'nin 4'te 3'ü Fenerbahce'den nefret ediyor söylemi ve bunun devaminda "biz bize yeteriz" yaklasimi bu iddiayi destekler niteliktedir.
Halbuki basarisiz olunan sezonlarin sonunda ortaya cikan görüntü ise bunun cok da öyle olmadigini anlatmaktadir bize...
Sayisal bir veri yok elimde. Ama biliyorum ki, su dönemlerde bloglarda dolasan; blog yazan, blog takip eden Fenerbahcelilerin büyük cogunlugu Aziz Yildirim ismine karsi ciddi manada tepki duymaktadir...
En önemli, en kaydedeger Fenerbahceli bloglarda yogun bir Aziz Yildirim muhalefeti güdülür. Oralarda Aziz Yildirim hakkinda yazilan her olumsuz yorum, okurlarin hemen hepsinden destek görmüstür. Yapilan yorumlara itiraz edenler pek göze carpmaz.
Bu elbette kesin bir yargi koymaz ortaya... Ama hic olmazsa bir seyi söyler: evet bu yönetiminden hoslanmayan bir grup var. Sayisi azdir veya coktur, önemli degil. Önemli olan varliklaridir. Ve evet bunlar baskanin degismesini istemektedirler.
Buraya kadar sorun yok. Burda, en azindan benim nazarimda deginilmesi gereken ve bu yazinin da yazilmasina neden olan esas husus; bu elestirilerin sadece sonuclar hüsran oldugu zaman ortaya cikiyor olmasi.
Fenerbahce bu sezon da bu performansa ragmen sampiyon olmayabilirdi. Son macta Sivasspor karsisinda sansiz bir puan kaybi yasanabilirdi. Gecen sezon Trabzonspor karisinda oldugu gibi. Her sey ayni; Kocaman'in hic fena sayilmayacak teknik adamlik performansi, 17 maclik seri, olaganüstü mücadele, basarili transfer hamleleri, bunlarin hepsi sabit ama sadece ve sadece Sivasspor macinin sonucu farkli... O zaman biliyoruz ki, bircok yerde "Aziz Yildim istifa" yazisi okuyor olacaktik, bugün.
O halde simdi neden degil? Yanlis anlasilmak istemem, Yildirim'in elestiriliyor veya tartisiliyor olmasi degil beni rahatsiz eden. Bunu yanlis buluyor da degilim. Bilakis, Yildirim elestirilerinin cogunu okudugumda, ben de bir hayli ikna oluyorum söylenenlerden. Yani bana uzak seyler de degil elestiriler.
Ama sonuca göre bu isin yapilmasi, yani sonuclar kötüyken firina sürülüp, iyiyken buzdolabina konmasinda bir sorun görüyorum. Ikinci olarak, bu hususun kriz zamanlarinda tartisiliyor olmasinin tartisma acisindan su günde tartisilmasindan daha verimsiz ve sonucsuz olacagini düsünüyorum. Bu meseleler su günlerde ele alinsa saniyorum daha verimli tartismalara ulasilir. Degerlendirmeler daha objektif olur.
Elbette kizginlik sonrasinda nasil negatif anlamda bir subjektiflik sözkonusu ise, bu tür basarilar sonrasindaki degerlendirmelerde de pozitif bir subjektiflik duruma sinebilir. Bu tehlike yine mevcut. Olabilir, yine de yakin zamanda bu konunun tartisilmasidan bence fayda vardir. En azindan muhalif olan kisilerin kaleminden bloglar arasinda...
Samstag, 28. Mai 2011
Emenike Transferi Üzerine

Emenkie transferi öncelikle hayirli ugurlu olmali, olsun.
Bu boyun borcunu ödedikten sonra gelelim ana temaya... Transfer elbette süpriz olmadi, söylentiler bizlere bir Emenike asinagili kazandirmis, en azindan ben, lig sonlarina dogru artik "bizim Emenike" demeye baslamistim.
Üzelerek itiraf etmeliyim ki bloglari, artik eskisi kadar yogun takip etmiyorum. O yüzdendir ki, en fazla, "Fenerbahceli taraftarlarin genel anlamda bu isten memnun oldugunu görüyorum" diyebiliyorum.
Ben de kendimi o kanatta görüyorum. Neden memnunuz pekii:
1. Bir defa karsimizda Youla, Preko olmaya aday, sadece süratiyle, kapanan kücük takimlarin üzerine abluka kurmus ve bu yüzden de gerisinde genis alanlar birakmis büyük takimlarla oynanan maclarda parlayan ve sirf bu ilüzyon sayesinde kendisine transfer sansi yaratmis adamlardan degil. Süratinin yaninda, boga gibi gücü ve mücadeleden cekinmeyen bir yapisi var. Klise cümle kurgusuyla "bir drogba degil" demek gereksiz, ama dedim artik. Ve fakat onda olan herseye sadece daha az kalitatif ölcüde bünyesinde sahip.
2. Istenildigi kadar tartisila dursun; yasi genc bir oyuncu. Gelisime acik ve Asamoah Gyan, Drogba vs. olmamasi icin hicbir sebep yok.
Gelelim itirazlara... Elbette comak sokucular bos durmuyor. Iclerinde samimi kaygi tasiyan Fenerbahcelilerin yaninda, sadece ve sadece Fenerbahce sözkonusu oldugu icin hemen her müsbet durumu basitlestirmeye ve degersizlestirmeye calisan kötücülükle kusatilmis genis bir güruh var, onlara göre bu transfer cok yanlis. Sebepleri:
1. Niang varken, bu adam ancak yedek olur. Yedek oynayacak birisi icin de, bu kadar para verilmez.
Bu argümana benim cevabim su. Birincisi biz Kocaman'in nasil bir sistemde oyanayacagini bilmiyoruz. Muhtemelen, bu sene de büyük bir yüzdeyle bagli kaldigi Niang'in tek santrafor oldugu klasik Fenerbahce ile devam edecektir, ya da edebilir diyelim. Ama yine biliyoruz ki, Kocaman yenilige, denemeye ve farkli isler yapmaya heveskar bir isim. Ki bunu krizlerle dolu son derece kritik bu sezonda dahi denemekten kacinmamis bir isim. Lafin özü: Emenike nin yedek kalacagina yönelik kesin bir kanaat yanlis.
Velev ki, öyle... Niang'in yasinin 32 oldugunu, zaman zaman yildirici rakip savunmalarin sertlige müsade eden Türk hakemligi sayesinde sakantlandigini düsünürsek, Emenike gibi gelecek vaat eden bir ismin yedek kalacak olsa dahi bu paraya alinmasinda bir sakinca yok.
Bu argümana ücüncü cevap. Paradan size ne arkadas, birakin onlari muhasebeciler düsünsün.
2. Emenike trasnferi ahlaki degil. Evet, evet yanlis okumadiniz. Bu komik argümani ileri sürenler de var. Bu gülünc duruma düsenlerin basinda da Ercan Güven geliyor herhalde.
Bu elestire cok söz söylemek gerekli mi bilmiyorum. Cünkü bu elestiri bütünüyle kötü iyet tasimakta ve yok yerden uydurulmakta. Bunlarin söyledikleri Emenike'nin sakatligi bahnede ederek Fenerbahce macinda oynamadigi. Fenerbahce yönetimi de bu transferi yaparak bu ahlaksizliga ortak olmus. Buraya yazarken bile sikildim bu durumdan. Birseyler söylemeye hakikaten gerek yok buna..
Freitag, 27. Mai 2011
Bagis Erten'Den güzel bir analiz.
Fenerbahce'nin ikinci yaridaki performansini ilginc bir sekilde herkes, neredeyse, devre arasi kampina bagladi. Kimse birkac haftada bu derece büyük degisiklik nasil olur, devre arasiyla bunun bu derece büyük iliskisi olamaz demedi...
Üstelik baska hususlar da atlandi. Örnegin Fenerbahce ilk yarinin sonlarina dogru da kipirdanmisti. Bu atlanmisti. Cok iyi hatirliyorum, Aykut Kocaman'in ben askerdeyken okudugum bir Sabah Gazetesi röportajini. Orda kendisi uzun uzun anlatmisti takimdaki gelismeleri. Ligin ilk yarisinin bitmesine bile bir hayli zaman vardi. Iyilesmeler belki skor olarak net hissedilmiyor, futbol anlaminda da sahada yeteri kadar kendini göstermiyordu. Ben o dönem maclari izlemeyemedigim icin kendi fikirlerimi söyleyemiyorum. Ama röoprtajdan anlasiliyorduki, takimin pas yüzdesi, temposu, etkin kosu mesafesi vs. gibi bir cok verilerde iyilesme oldugunu anlatiyordu tek tek hoca sayisal degerlerle de bunlari destekleyerek.
Ikinci yariyla birlikte gözden kacan bir baska husus da suydu, Trabzonspor beklenmedik bir puan kaybi döngüsü yasayinca Fenerbahce'nin motivasyonu ilk yaridakinin üzerine cikmisti. Ve Fenerbahce'nin ilk yarida yaninda olmayan sansi yaver gitmisti. Hakikaten de ben, ligin ilkyarisindaki kendim izleyemedigim ama arkadaslarimdan sorusturdugum Ankaragücü ve Gaziantep maclarindaki Fenerbahce'nin galip gelinen Antalya ve Manisaspor maclarindakilerden kötü oldugunu düsünmüyorum.
Neyse, Radikal'den Bagis Erten, benim bu dediklerimle paralel ama cok daha degerli cok daha güzel bir yaziya imza atmis. Okunmasinda ve okutulmasinda fayda var.
Bagis Erten: Kos Alex kos
Üstelik baska hususlar da atlandi. Örnegin Fenerbahce ilk yarinin sonlarina dogru da kipirdanmisti. Bu atlanmisti. Cok iyi hatirliyorum, Aykut Kocaman'in ben askerdeyken okudugum bir Sabah Gazetesi röportajini. Orda kendisi uzun uzun anlatmisti takimdaki gelismeleri. Ligin ilk yarisinin bitmesine bile bir hayli zaman vardi. Iyilesmeler belki skor olarak net hissedilmiyor, futbol anlaminda da sahada yeteri kadar kendini göstermiyordu. Ben o dönem maclari izlemeyemedigim icin kendi fikirlerimi söyleyemiyorum. Ama röoprtajdan anlasiliyorduki, takimin pas yüzdesi, temposu, etkin kosu mesafesi vs. gibi bir cok verilerde iyilesme oldugunu anlatiyordu tek tek hoca sayisal degerlerle de bunlari destekleyerek.
Ikinci yariyla birlikte gözden kacan bir baska husus da suydu, Trabzonspor beklenmedik bir puan kaybi döngüsü yasayinca Fenerbahce'nin motivasyonu ilk yaridakinin üzerine cikmisti. Ve Fenerbahce'nin ilk yarida yaninda olmayan sansi yaver gitmisti. Hakikaten de ben, ligin ilkyarisindaki kendim izleyemedigim ama arkadaslarimdan sorusturdugum Ankaragücü ve Gaziantep maclarindaki Fenerbahce'nin galip gelinen Antalya ve Manisaspor maclarindakilerden kötü oldugunu düsünmüyorum.
Neyse, Radikal'den Bagis Erten, benim bu dediklerimle paralel ama cok daha degerli cok daha güzel bir yaziya imza atmis. Okunmasinda ve okutulmasinda fayda var.
Bagis Erten: Kos Alex kos
Mittwoch, 25. Mai 2011
Kurnaz Demirkol

Aslinda daha önce dönebiliyordum bloga. Malum uzun bir aradan sonra yeniden baslamaya karar vermistik ama bu seferde araya müthis özgürlükcü ülkemizin enfes mekanizlarindan birisi daha devreye girmis ve bizler blogspot a erisemez olmustuk. Bu da motivasyonumu yeniden koparmisti buralardan.
Acildiktan sonra ise yazmaya baslayamadim. Cünkü komik ama komik oldugu kadar sevimli bir gerekcem vardi: Cünkü Fenerbahce cok iyi gidiyordu ve yazarsam bu büyü bozulacak diye korktum. Yani bir nevi totem yaptim ama son mac bitisine kadar yazmamaya karar verdim.
Sampiyonluk camiamiza hayirli olsun. Umarim ilerleyen günlerde meseleyle ilgili uzun uzun konusur yazisiriz. Ben bu dönüs postunu yine büyük askim M. Demirkol'a ayiracagim.
Kendisini malum cok severim.
Hazret gecen haftaki sali günkü uzun yazisinda Aykut Kocaman'a övgüler dizmis. Kurnaz ya, lafin icerisine "sene basinda Kocaman'in takimi icin 'son 30 senenin en kötüsü demistim'" vs gibi laflar sikistirmayi da ihmal etmemis. Güya özelestiride bulunuyor, samimi oldugu hissini yaymaya calisiyor, zamaninda elestirirken de art niyet tasimadigini yazdiklarinin sadece bir analiz oldugunu ima etmeye gayret ediyor. Biz de salagiz ya yutuyoruz bunu.
Halbuki hafizasi biraz güclü olanlar hatirlayacaktir, Demirkol'un o zamanlar nasil bir kibir ve küstahlikla yüklendigini Kocaman'a. Elestirilerinin dozunun basit bir analizden öte oldugunu. Kayserispor macindan sonra, akil olmadigini biliyorduk meger matematik de yokmus derken ve Denizli'nin yabanci sinirini asmasindan sonraki en büyük skandalin Kayseri'ye stoper götürmemek oldugunu söylerken ne derece kaynagi belirsiz bir kinle yüklendigini hatirliyoruz kendisinin hocamiza...
Kocaman'i savunan Altan Tanrikulu ile giristigi polemikte de neler yazdigini hatirliyoruz. Zaten biraz kalite olsaydi bizim medyamizda, bu sampiyonlugun hemen ertesinde Tanrikulu cikar o zamanlara atif yaparak bir bir suratina vururdu Demirkol gibilerinin yazdiklarini. Ama tabii ahlak konusunda cok eksigi oldugu icin bizim spor medyasinin birbirlerinin her daim ahbabi olan bu adamlar, iliskilerindeki yakinliklari bir kenara birakip da bu ahlaki kaygilari önceleyemiyorlar. Bakin Ridvan da bu konuda sessiz.
Ve bu bozuk zeminde elbette Demirkol'un sene basinda yazdiklarini böyle kivrak bir manevrayla maniple edip, dün "tifil" gördügü ve kellesinin yakinda alinacagindan emin oldugu Kocaman'a karsi bugün onun artik futbol dünyasinda yerini saglamlastirmis güclü bir figür oldugu gercegini görünce yaninda konumlanmaya calisiyor. Bu saatten sonra Demirkol'un Kocaman ile ilgili yazdigi her yaziyi böyle okumak mümkün. Taa ki onun yeninden zayifladigi ana kadar.
Dienstag, 1. März 2011
Arda'nin anlasilamaz degeri

Arda Turan ne zamandir futbol oynamiyor? Aylar oldu. Bu arayi da sakatligi nedeniyle vermek zorunda kaldi.
Hadi sakatlanmadan önce, ligteki, Galatasarayla Avrupa'daki, milli takimla Euro 2008'deki futbolundan dolayi önemli kulüplerin transfer listesinde olmasina inanabiliyorum. Ama daha gecenlerde gördügüm aylardir top oynamayan bu 'büyük' yetenegin hala büyük dünya kulüplerinin transfer listesinde oldugundan bahsedilmesine akil erdiremiyorum.
Bayern'in de Arda'nin pesinde oldugu söyleniyordu... Yahu neymis bu Arda? Nasil bir yetenek ne önemli bir degermis. Esi benzeri saniyorum kolay kolay bulunamayacak durumdaymis... Bayern gibi bir kulüp bile ne zamandir fubol oynayip oynamadigina bakmadan hala talep olabiliyor Arda'ya...
Yoksa bu spor medyasi bizi aptal mi saniyor?
Kimya bozucu Aykut Kocaman
"Trabzonsor'un üc penaltisi incelensin" demisti Aykut Hoca. Demez olaydi... Nasil olduysa o laf üzerine pek hassas bir ruhsal yapiya sahip narin Trabzonspor'un kimyasi bozuldu ve ikinci yarinin baslamasiyla birlikte puanlari pes pese kaybetmeye basladi.
Türk spor medyasinin essiz kalemleri ve Trabzonspor'un yöneticileri her kaybettikleri mactan sonra bütün bu kayiplardan sorumlu olarak Aykut Hoca'yi isaret etmekteler. Onun metafizik boyutlarda dolasan etki gücü bir anda koskoca bir takimi tepetaklak asagiya düsürebilmekteymis megerse...
Türk spor medyasinin essiz kalemleri ve Trabzonspor'un yöneticileri her kaybettikleri mactan sonra bütün bu kayiplardan sorumlu olarak Aykut Hoca'yi isaret etmekteler. Onun metafizik boyutlarda dolasan etki gücü bir anda koskoca bir takimi tepetaklak asagiya düsürebilmekteymis megerse...
Montag, 28. Februar 2011
Aykut Kocaman üzerine (1)

"Aykut Kocaman üzerine (1)" seklinde bir baslik, hem parantez icerisinde ima ettigi gibi bir dizi yazinin pespese gelecegini, hem de Yildirim Türker gibi usta isi bir portre yazisi yazacagimi isaret eden bir tini iceriyor olabilir, farkindayim.
Gelgelelim, cok da iddiali bir yazi beklemiyor sizi geride, onu söyleyeyim. Bu yaziyi yazmak askerdeki günlerimden bu yana hep aklimdaydi, bugüne kismet oldu.
Aykut Kocaman benim "ask" düzeyinde sevdigim, formasini sirtimda tasimayi hayal ettigim, mahalle arasinda top oynarken kendi kendimi gaza getirmek icin top ayagima geldiginde onun adini yine kendi kendime spikerlik yaparak zikrettigim yani kendimle özdeslestirdigim tek isim. Onun hakkinda yazilan kitap ise futbol üzerine okudugum sadece 3 kitaptan bir tanesi. Bu derece deperli olan bir ismin benim icini teknik direktörlük serüveni de bir hayli önemliydi. Maalesef mi demeliyim bilmiyorum ama ben sinemaya biraz da yönetmen sanati gözüyle baktigimdan "yönetmen" filmi olmayan filmleri cok ciddiye almiyorum. Futbolu da aslinda, biraz ama, bu gözle takip ediyorum.
Sahadaki takimin bir teknik direktör takimi olmasi önemli oluyor benim icin o takima sempati duymam acisindan. Özellikle "entelektüel-sol" futbol severler gibi "Schalke'yi severim, cünkü Schalke Gelsenkirchen'in maden iscilerinin takimi" demem, Schalke'yi takip ederim, cünkü onun saha kenarindan Magath vardir. Rangnick varken de izler, severdim Schalke'yi. Ama baska bir gün örnegin Huub Stevens gelir oraya, o zaman izlemeyi birakirim örnegin ben Schalke'yi...
Yeniden Aykut Kocaman'a dönelim. Aykut Hoca'yi da Istanbulspor serüveninden bu yana yakindan takip ettim. Aykut Kocaman'in adamligini, efendiligini vs. bir kenara birakalim. Esasen bir insan da zaten olmasi gereken hasletler, hani olmazsa anormal olmasi beklenen durumlar nedense böyle cok atif yapilan meziyetlermis gibi gösteriliyor. Böyle olunca da bu insanin hic hata yapmayan, hic kirlenmeyen, hic kurusu olmayan bir insan gibi algilanmasina yol aciliyor. Ve yeri gelip her insan gibi böyle düzgün kisilikler de "kusur" islediklerinde cok tuhaf karsilaniyor. Bkz. Trabzonspor'un son üc penaltisi incelenmelidir demeci sonrasinda kopan yaygara...
O yüzden Aykut Hoca'nin karakteri onu bu derece sevmemde süphesiz en büyük rolu oynayan etkendir ama bu onu yazi konusu yapmami gerektirmez.
Aykut Kocaman teknik adam her daim ayriksi bir yerde durdu. Ne Malatyaspor'da, ne Konyaspor'da ne de Ankaraspor'da somut bir basariya imza atamadi. Sayet somut basari bir kupa ise. Fenerbahce'nin basina gectigi ilk dönemlerde onun basarisiz olmasi icin elinden geleni arkasina koymayanlar, örnegin Demirkol, "Aykut Kocaman'in bu takimlarinda hicbir basarisi yok" dedi. Galiba onun o takimlarla bir kupa kaldirmasini, ya da Sivasspor gibi sampiyonluga oynamasini filan bekliyordu.
Halbuki futbol sonucuna pek cok parametrenin icice gecerek etki ettigi kompleks bir oyun. Bülent Uygun'un Sivasspor ile yakaladigi havayi belki yine kendisi bir daha hicbir takimda yakalayamacak. Ya da tersinden Aykut Kocaman gibi Abdullah Avci da hicbir somut basariya sahip degil. Onun da mi basarisiz oldugunu iddia edecegiz o halde?
Bakmamiz gereken bu hocanin eline aldigi takimlara imzasini atip atamadigir. Belki kadrosundaki yetersizlik, belki oyuncularin kaliteli de olsa karakter olarak kendisine uymayislari, belki yönetimle olan iletisim bozuklugu, belki camianin yetersizligi sonuca gitmesinin önünde birer engel olarak karsimiza cikar ama bu durum yapilanlari görmezden gelmeye neden olmamalidir.
Aykut Hoca'nin calistirdigi bütün takimlar belli bir sistem dahilinde ve plan cercevesinde oynamaya gayret göstermislerdir. Topa sahip olmak, topu cevirmek ve pas yaparak rakip kaleye inmek önemli karakteristik özelliktir Aykut Hoca icin. Savunma cok önemlidir ve bütün takim toplu halde savunmaya katki yapmalidir. Cok sert takimlar, öncelikle rakibini bozmayi düsünen ekipler ona göre degildir. Ve Konyaspor'da da, Malatyaspor'da da, Ankaraspor'da da bu durum net bir sekilde gözlemlenebilmistir.
Mesela Malatyaspor'un oynadigi bir Galatasaray karsilasmasi var. Soncu beraberlikle bitmisti ama ben o dönem Galatasaray'i bu derece mahkum eden, bu derece ezerek oynayan bir adanolu takimi hatirlamamaktaydim. Bu özelligi her maca yayamadilar, saniyorum camia icindeki bir takim catismalar ve oyuncu yetersizligi bunun temel nedenlerindendi ve hoca ayrilmak durumunda kaldi. Ya da Konyaspor'da iken Fenerbahce'nin meshur Anelka'nin faul yaparak attigi golle galip geldigi olay macta, Konyaspor Fenerbahce'ye adeta fark atacak bir oyun ortaya koymaktaydi ki o pozisyon bir anda altiüst etti herseyi... Anakaraspor'dayken de böyle belli cizgide, standartta cok macini izleyebildik. Herkes onun cok iyi kadrosu olan Ankaraspor'da is yapamadigini söyler halbuki onun cok iyi denilen oyunculari Ankaraspor dagildiktan sonra gittikleri takimda hic de önemli yerlerde olamamislardir. Mehmet Cakir Trabzonspor'da kadroya giremedi. Gerci su anda sakat ama olmasa durum degismezdi. Tita'dan bir Popov gibi, bir Cangele gibi bahsedebiliyor muyuz? Meye nerde? Ya da Kanote'den haberi olan var mi? Erhan Güven, Ömer Aysan, Ediz Bahtiyaroglu, Adem, Bilal... Su anda bu isimlerden önemli bir takimda önemli bir yer sahibi olan var mi? Bir tek Hürriyet Antep'in ortasahasinda kendisine yer bulabildi...
Yani demem o ki, anlatildigi kadar ciddiye alinacak bir kadrosu da yoktu/yokmus...
Böyle bir adamin sadece Fenerbahce degil, ülke futbolu acisindan da basariya ulasmasi cok önemli. O yüzden Fenerbahce'de sampiyonluga ulasmasini cok istemekteyim. Ondan bir Fatih Terim olmaz, olursa ancak efsane bir hoca olarak kendine has karakteriyle nevi sahsina münhasir bir "Aykut Hoca" dogar...
Ben bunun en basta cok mümkün olabilecegini düsünmemekteydim. Özellikle de Aykut Kocaman'in, egilmez bükülmez karakteri Fenerbahce'nin basinda cok sorun olur gibi bir fikrim vardi. O ise beni yaniltti. Saha disi etkenlerle de cok iyi basaedebilecegini kanitladi. Teknik acidan da Fenerbahce bence gecen seneki Daum döneminden daha cesitlemeli bir oyun oynuyor. Dia ve Niang gib iki ismi de takim kazandiran o.
Yani aslinda bu güzel insanin Fenerbahce'in basinda sampiyon olarak uzun süreli calismasini temenni etmemizin önünde hicbir engel yok. Umarim, ikinci yarinin baslamasiyla birlikte yaninda olan sansi sezon sonuna kadar onu terk etmez ve sadece Fenerbahce degil ülke de güzek bir futbol adami kazanmis olur.
Allah'in sopasi yok diye buna mi denir?

Trabzonspor-Kayserispor henüz baslamis. Ama o da ne? Kayserispor kalecisi Hamido, topu kaleden uzaklastirayim derken Trabzonsporlularin ayaklarina nisanliyor ve takiminin sonucu itibariyle geriye düsmesine neden olan bir harekette bulunuyor.
Su ise bakin ki, bu hareketin neredeyse birebir aynisini Volkan Babacan Fenerbahce karsilasmasinda yapmis; bircok insan bunun bir "kiyak" olduguna inanmisti, inanmakla kalmamis bunu imali laflarla disa vurmustu. Bunlardan birisi de Sadri Sener, Trabsonspor baskani idi.
Hakikaten bir ilahi adalet mekanizmasi varsa herhalde bu aksam yasadigimiz örnek, Sadri Sener'e Volkan'a yaptigi haksizliklardan dolayi verilecek en büyük cezaydi.
Umarim kendisi de bunu anlamis ve utanmistir yaptigindan, söylediginden.
Sonntag, 27. Februar 2011
Seriye devam: Fenerbahce-Kasimpasa: 2-0

Bugün gazetelere bakma firsatim olmadi. Eminim ki, özellikle köselerde bol bol Fenerbahce'nin 'tad vermedigi'nden, 'galibb geldi ama...'larindan, 'skor aldatmasin'larindan, 'kafalarda biraktigi soru isaretleri'nden, 'böyle giderse sampiyon olamazlar onu söyleyim"lerinden vs. bahsetmislerdir.
Oyun kötüydü evet. Hatalar coktu, amenna. Lakin unutulmamasi gereken bir nokta var; bu takim son 5 haftada, stres dozu üst düzeyde, zorluk derecesi had safhada önemli maclari basariyla geride birakti. O karsilasmalarin üzerine bir miktar gevsemek gerekiyordu, gevsenilmeliydi. Kasimpasaspor da bu ara gecis icin oldukca iyi bir rakipti. Iste dünkü karsilasmadaki "düsüs"ün, "konsantrasyon eksikligi" sebeplerini burda bulabiliriz.
Bu Fenerbahce'ye pahaliya patlayabilirdi, sükür ki olmadi. Ama aksi yönde bir oyunda da her zaman sonuc istenildigi gibi olmayabiliyor. Mesele burda takimin kaslarini birazcik gevsettigi bir karsilasmada da 3 puani cebine koyup koymadigidir; ve bu takim bunu basarmistir. Öyle tahmin ediyorum, ilerde yine "mana ve önemi" daha farkli olan karsilasmalarda (mesela Bursaspor karsisinda) son haftalardaki Fenerbahce'yi yeniden görebilecegiz.
Fakat bunun disinda genele isaret eden baska bazi endise verici hususlar da yok degil. Örnegin Niang veya Dia'nin oyunu rölantide götürmeye calistiklari görüldü, bu da yukarda anlatmaya calistigim gibi normaldi ama ayni zamanda bunun disinda bu oyuncularin cok farkli sorunlari da göze carpti. Daha önceki maclarda da farkedildigi gibi. Iki oyuncu da maalesef son toplari kullanmakta, topu uygun zamanda uygun noktaya cikartmakta fevkalade kötü idiler ve bu yukarda bhsetmye calisitigim "gevsemeyle" de ilintili degil. Tama temel bir sorun var. Özer'de de ayni sikinti yine mevcut. Bu durum öyle kolay kolay halledilebilir mi, cok emin degilim. Özer'den umidim yok. Niang da baska yönleriyle öyle etkileyici bir oyuncu ki, bu tarafini görmezden -takima zaman zaman cok zarar verse de- gelebiliyorum, ama Dia'dan hala ümitli olmaya calisacagim. O etkileyici hizi ancak toplari daha dogru kullanirsa manali olabilir cünkü ve henüz daha yasi cok genc. Bu kismi üzerinde calisilirsa olaganüstü bir oyuncuyu futbol piyasasina sunabiliriz. Aksi halde gecen hafta Besäktas karsilasmasinda kiyisindan döndügümüz, fark atacakken fark yemenin izdirabini cok aci yesilde ilerde tekrar tekrar yasayabiliriz.
Aykut Kocaman'in üzerinde ilerde daha detayli bir seyler yazacak olmakla birlikte Stoch'u kullanmaya calismamasi hakkinda bir iki laf etmeden de gecmeyelim; ve Özer'den de mi daha etkisiz kalirdi bu cocuk oyuna girse son iki karsilasmada diye soralim.
Samstag, 26. Februar 2011
Bu kuşak farklı bir kuşak
Futbolda yeni bir kuşak var teknik adamlar bazında. Bülent Uygun, Ertuğrul Sağlam, Tolunay Kafkas ve belki bunlardan biraz daha öncesine denk gelen ama büsbütün de ayrı düşünemeyeceğimiz Aykut Kocaman, efendim apayrı bir kategoride değerlendirilmesi gereken ama yaş ve duruş itibariyle bunların yanına monte edebileceğimiz Abdullah Avcı ve Ersun Yanal...
Bu kuşak kendilerinden önce gelen, çok çalışan ama çalışkanlıkları neticesinde yine de 'kazanan' bir profili ortaya koymayı başaramamış Ziya Doğan, Smaet Aybaba, Giray Bulak, Rıza Çalımbay gibilerinden farklılar... Her Anadolu takımında seyyar dolaşan, Sakıp Özberk, Hüseyin Kalpar, Yılmaz vural, Erdoğan Arıca vs. gibileriyle ise kıyaslanmaları asla mümkün değil.
Herşeyden önce belli ki Avrupa futbolunu takip ediyorlar. Sahip oldukları bir futbol felsefesi ve oyun planı var. Bunun neticesinde, aynen Aykut Kocaman'ın Sota için yaptığı harika tespitteki gibi; iyi organize olan, olanlı oynayan, bir düzen çerçesinde bir şeyler yapmaya çalışan birer antrenör takımı yaratıyorlar.
Bakın Tolunay Kafkas'ın Kayserispor ve Gaziantep'te yaptıklarına. Her iki takımda da teknik direktörün imzası net bir şekilde hissedilmekteydi. Her ne kadar Demirkol vs. gibiler Aykut Kocaman'ın Malatyaspor, Konyaspor ve Ankaraspor'da hiçbir başarısı yok dese de; biz onun bütün bu takımlarda emsallerinden farklı bir oyun oynadığını hatırlıyoruz. Sürekli pas yapan, pas yaparak kaleye inmeyi düşünen, rakibi oynatmamayı değil; kendisi oynayarak sonuca ve galibiyete gitmeye çalışan takımlar yaptı Aykut Kocaman. Erttuğrul Sağlam'dan bahsetmeye zaten gerek yok. Bülent Uygun da yine- insan olarak antipatik bir portre çizse de- Sivasspor'dan sonra Eskişehir'de ayrıksı bir performans sergiliyor.
Bu hocalardan biri veya birkaçı, Ertuğruk Sağlam'ı saymazsak, şampiyon hoca ünvanını pek yakında kazanacaktır. Ve böylece büyük bir gaz ve koca bir porsiyon şansla ülkenin futbol kültürüne egemen olan Terim ve Denizli ilüzyonundan kurtulmuş olacağız.
Bu kuşak kendilerinden önce gelen, çok çalışan ama çalışkanlıkları neticesinde yine de 'kazanan' bir profili ortaya koymayı başaramamış Ziya Doğan, Smaet Aybaba, Giray Bulak, Rıza Çalımbay gibilerinden farklılar... Her Anadolu takımında seyyar dolaşan, Sakıp Özberk, Hüseyin Kalpar, Yılmaz vural, Erdoğan Arıca vs. gibileriyle ise kıyaslanmaları asla mümkün değil.
Herşeyden önce belli ki Avrupa futbolunu takip ediyorlar. Sahip oldukları bir futbol felsefesi ve oyun planı var. Bunun neticesinde, aynen Aykut Kocaman'ın Sota için yaptığı harika tespitteki gibi; iyi organize olan, olanlı oynayan, bir düzen çerçesinde bir şeyler yapmaya çalışan birer antrenör takımı yaratıyorlar.
Bakın Tolunay Kafkas'ın Kayserispor ve Gaziantep'te yaptıklarına. Her iki takımda da teknik direktörün imzası net bir şekilde hissedilmekteydi. Her ne kadar Demirkol vs. gibiler Aykut Kocaman'ın Malatyaspor, Konyaspor ve Ankaraspor'da hiçbir başarısı yok dese de; biz onun bütün bu takımlarda emsallerinden farklı bir oyun oynadığını hatırlıyoruz. Sürekli pas yapan, pas yaparak kaleye inmeyi düşünen, rakibi oynatmamayı değil; kendisi oynayarak sonuca ve galibiyete gitmeye çalışan takımlar yaptı Aykut Kocaman. Erttuğrul Sağlam'dan bahsetmeye zaten gerek yok. Bülent Uygun da yine- insan olarak antipatik bir portre çizse de- Sivasspor'dan sonra Eskişehir'de ayrıksı bir performans sergiliyor.
Bu hocalardan biri veya birkaçı, Ertuğruk Sağlam'ı saymazsak, şampiyon hoca ünvanını pek yakında kazanacaktır. Ve böylece büyük bir gaz ve koca bir porsiyon şansla ülkenin futbol kültürüne egemen olan Terim ve Denizli ilüzyonundan kurtulmuş olacağız.
Freitag, 25. Februar 2011
Shameless

Yeni bir ülkeye yerleşmenin en güzel yanlarından bir tanesi... Henüz daha yeterli sayıda ve dozda edinilememiş arkadaşlıklar varken ve boş vakitlerin çoğu evde harcanırken yapılan en güzel şeylerden bir tanesi herhalde işe yarar tv kanalları ve programlar keşfetmek. İşe yarardan kastım, eğlenceli.
Almanya'dan döndükten sonra keşfettiğim bir kanal e2. Gecenin ilerleyen satlerinde alt yazılı yayınladıkları dizileri ilgimi çekiyor. Ama bir tanesine kadar rastladıkça izliyordum. Fakat daha yakın zamanda yayınlanmaya başlayan 'shameless' apayrı bir tad verdi bana. Mizah ve Zeki Demirkubuz filmlerinden tanıdık olduğum iç burkan hüzün güzel bir karışım içinde.
Bu kanalın zaten belli bir izleyici kitlesi vardır ve onlar çoktan farketmiştir diziyi. Ama ben yine de hatırlatmak veya tavsiye etmek istiyorum: Shameless, perşembe geceleri 23:00'de e2'de. Gecenin daha ilerleyen saatlerinde de tekrarı var.
Hayal kırıklığının adı: FB Ülker

Basketboldan teknik anlamda futbol kadar anlamam. Zaten farkındasınızdır, futbolda da genelde maçları teknik yönden irdelemekten uzak duruyorum. Çünkü aynı şeyleri bir klişe çerçevesinde tekrar edip durmak zorunda kalıyorsunuz bir süre sonra.
Efendim Alex geriye az geldi, filanca ileriye destek vermediği için takım hücumda çoğalamadı, bekler ortasahanın birer parçası olamadılar... Bunları ne okuduğum yazılarda duymak istiyorum artık ne de kendim birşeyler söyleceksem sohbetimin içerisinde malzeme etmek... Hal böyleyken zaten teknik olarak hakkında fazla malumatım olmayan basketbol müsabakası üzerinde teknik analiz yönünden bu yazıda topa girmem sözkonusu olamaz...
Ben her zaman olduğu gibi duygularımdan bahsedeceğim. Kafamın anlamadığı, rasyonel bir temele oturtamadığım, anlamlandıramadığım soruları ortaya bırakıp çekileceğim geriye...
Fenerbahçe Ülker pekçok taraftar topluluğunun da nefret objesi olan baş belası Tanjevic'inden kurtulup yine o taraftar topluluğunun büyük aşkı Aydın Örs ve basketboldan anladığını iddia edenlerin övgüyle bahsettikleri bir koçla başladı sezona...
Diyorum ya ben meseleye uzağım; o yüzden eli kalem tutan ve bu konuda yazı yazan herkesin söylediklerini kayıtsız şartsız kabul ettim. Buna göre Spaja müthiş hocaydı, Ukiç inanılmaz bir transferdi, Lavrinoviç şöyleydi, beriki böyleydi... Fakat dünkü maçtan sonra şunu düşündüm: Anlaşılan benim basketbolda referans kabul ettiğim Fenerbahçeli basketbol severler, PcLion Fc adlı blogtaki arkadaş gibi. Onun Galatasaray'ın her gerçekleştirdiği transfer sonrası büyük bir heycanla ve pozitif düşüncelerle bezediği yorumlarının nerdeyse hemen hepsinin bir süre sonra birer boşluğa düşmesi gibi...
Ukiç... Dün kötü günündeydi de böyle oldu.. kabul etmiyorum. Daha evvel de çok önemli maçlarda benzeri 'saçmalıklarına şahit oldum.
Takım... Rakibi ne istiyorsa ona izin verdi. Belki zaten çok olası değil ama, rakibine kendilerinin onlara attığı farktan daha az bir sayıyla yenilmeye dahi gayret göstermediler. Demek ki takım olamamın tek sorumlusu 'manyak' Tanjeviç değil...
Koç... Takım helva gibi dağılırken hiçbir şey yapmadan izlemek ne anlama gelmektedir?
Elbette FB ülker'in bu sezon gösterdikleri takdire şayan. Ama herhalde öncekilere yapılan haksızlıkları da es geçmemek lazım. Başarıya ulaşılan yola kolay girilmiyor. O takımı yaratmak da kolay olmuyor.
Donnerstag, 24. Februar 2011
Yeniden!

Ne zamandı şu bolga en son post girdiğim; hatırlamıyorum. Bir alttaki posta baksak buluruz tarihi, ama ne önemi var... Aylar olduğu hatta bir süre daha durmuş olsak yılı devirdiğimizi söyleyebiliriz...
Hayatla ilgili benim böyle bir devamlılık sorunum var. Özellikle de hiçbir sorumluluk duygusu hissetmediğim hallerde bir istikrar sorunu yaşamaktayım. Başladığım hiçbir işte de bu yüzden aynı tempoda devam edemem. Blog işi de öyle oldu biraz. Hala buraya girip çıkan veya bu yeni dönüşten sonra tekrar dönüp okumaya niyetli olanlar varsa şimdiden özür dilerim onlardan
En son Fenerbahçe'nin yeniden şampiyonluğa tutunuşu izlemiştik hepberaber. Sonrası yine hüsran oldu; ama o zaman ben çoktan ayrılmıştım burdan, birlikte değerlendiremedik. Bu arada bir askerlik hizmeti sıkıştırdım araya. Zaten biraz da onun stresiydi ta askere gitmeden aylar önce beni burdan kopartan.
Askerdeyken, döndüğümde çok şeyim olacak burayla ilgili yazacağım dedim kendime ama şu anki halime açıkcası bunda da pek gönüllü olmadığını söylemeliyim.
Biz ayrıyken başka bazı şeyler de oldu... Daum gitti. Ben istemiyordum. Kendisini sevmesem de. Fakat şimdi baktığımda iyi ki gitmiş diyorum. Aykut Kocaman geldi göreve. Bunu da istememiştim. Kendisini sevmediğimden değil ama. Bilakis çok severdim; tam da bu yüzden istemiyordum. Bu sevdiğim adamın en başta da Fenerbahçe taraftarlarınca haksızça ve ahlaksızca hırpalanmasından korkuyordum. Neticede korktuğum da oldu. Mesala Trajik adlı blogta açın bakın kendisiyle ilgili neler yazılmış sezon başında. Ya da Lambuja adlı yerde. Buralar Fenerbahçeli olduğu bilinen bloglar. Çok okunanlardan. O yazılan yazıların altındaki taraftar yorumlarına da bakın bir de...
Şu anda işler iyi gidiyor; sükunet hakim. Çok geçmez yarın birgün sonuçlar kötüye gitse işin rengi de değişir elbette.
Neyse... Kocaman oldukça zor olduğunu tahmin ettiğim Fenerbahçe camiasını idare etme işini bence hiç fena yönetmedi şimdiye kadar... Umarım şampiyonluğa ulaşır ve Ayku8t Kocaman gelecek yıl daha rahat çalışmak için kendisine bir alan açar.
Samstag, 15. Mai 2010
Fenerbahçe ve Fenerbahçeli'nin hakkını diğerleri veriyor
Az evvel bloggerlarına laf ettik bu takımın taraftarlarından. Şimdi de medyadaki Fenerbahçeli olanlara öfkelenmek zamanı biraz....
İbrahim Seten, Ferudun Niğdelioğlu, Deniz Derinsu, Gürcan Bilgiç, Rıdvan Dilmen, Mehmet Demirkol filan falan... Bunların hepsi Fenerbahçeli olduğunu söylüyor. Rıdvan dışında hiçbirinden emin değilim. O bir tarafa. Aynı şekilde Rıdvan'ı Daum antipatisini görmezden gelirsek bu grubun dışına atabiliriz.
Diğerlerine gelirsek; sorarım siz bunlardan bir gün olsun bu takımla ilgili olumlu yazılar, övgüye değer hususlara dikkat çekmeler filan gördünüz mü? Şimdi hepsinin kahramını Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam. Fenerbahçe, Aziz Yıldırım ve Daum ne zaman lanet bir şey varsa o zaman yazı konusu bunların. Yalanlandıkları vakit de, 'ee tabii yalanlayacaklar, yoksa başkan onların canını okur' diyerek oyuncuların ağızlarından yazdıkları her saçmalığa da bir şekilde kılıf bulabiliyorlar.
Ama bunların karşısında bazı yazarlardan Fenerbahçe ile ilgili güzel şeyler okuyabiliyoruz. Örneğin Ercan Güven'in bugünkü yazısı. Bu husus, aslında yeni değil. Ama birgün olsun bunlardan Ercan Güven'den çok önceleri haberdar olduğuna emin olduğum Fenerbahçe muhabirleri ve onların müdürleri bahsetme gereği görmediler; neden? Onların ilgi alanında daha çok takımdan ayrılan Edu gibi Carlos gibi adamların ağzından takımlarını ve başkanını kötüleyen tek taraftlı haberler yapmak var. Nasılsa bunları sorgusuz sualsiz kabul edecek ve lanet olsun bu yönetime diyecek yığınla Fenerbahçe taraftarı da var. Onlara göre zaten Fenerbaçe yönetimi her zaman haksız, takımda forma giyen oyuncular ise mutlaka haklı. Neye göre; belli değil. Ibrahim Kutluay da tarşılılmaz ve kusursuzdu takımdan ayrılırken ve onu gönderen Başkan aşağılık bir dikdatörün tekiydi, Edu'nun sakatlık nedeniyle gönderilmesinde de Edu tamamiyle mağdur olmuştu... Aurelio'da da, Semih'te de suçlu olan tek taraf vardı...
Neyse, Fenerbahçe'ya hakkını teslim eden bir isim daha vardı medyada. Benim Kaan Koç'a karşı davranışlarından dolayı hakkında çok ağır şeyler yazdığım Atilla Gökçe. Gökçe de bundan haftalar önce Türkiye'nin Euro 2016 adaylığı için gelen heyet için düzenlenen yat gezisine, davet edildikleri halde sudan sebepler bildirerek katılmayan Rijkaard, Şenol Güneş, Sağlam ve Denizli'ye karşı; verdiği sözü tutan ve daveti kabul edip orda az da olsa adaylık sürecine katkı sağlayan Daum'u övmüştü. Atilla Gökçe olmasaydı, biz Demirkol'dan, ahlak kumkuması Radikal yazarlarından, Gürcan Bilgiç'ten bunları öğrenemeyecektik...
Teşekkürler Atilla Gökçe, teşekkürler Ercan Güven... Güzel oyunun peşinde olmak, kuru boş Rijkaard hayranlığı ve Daum düşmanlığı ile olmuyor maalesef...
İbrahim Seten, Ferudun Niğdelioğlu, Deniz Derinsu, Gürcan Bilgiç, Rıdvan Dilmen, Mehmet Demirkol filan falan... Bunların hepsi Fenerbahçeli olduğunu söylüyor. Rıdvan dışında hiçbirinden emin değilim. O bir tarafa. Aynı şekilde Rıdvan'ı Daum antipatisini görmezden gelirsek bu grubun dışına atabiliriz.
Diğerlerine gelirsek; sorarım siz bunlardan bir gün olsun bu takımla ilgili olumlu yazılar, övgüye değer hususlara dikkat çekmeler filan gördünüz mü? Şimdi hepsinin kahramını Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam. Fenerbahçe, Aziz Yıldırım ve Daum ne zaman lanet bir şey varsa o zaman yazı konusu bunların. Yalanlandıkları vakit de, 'ee tabii yalanlayacaklar, yoksa başkan onların canını okur' diyerek oyuncuların ağızlarından yazdıkları her saçmalığa da bir şekilde kılıf bulabiliyorlar.
Ama bunların karşısında bazı yazarlardan Fenerbahçe ile ilgili güzel şeyler okuyabiliyoruz. Örneğin Ercan Güven'in bugünkü yazısı. Bu husus, aslında yeni değil. Ama birgün olsun bunlardan Ercan Güven'den çok önceleri haberdar olduğuna emin olduğum Fenerbahçe muhabirleri ve onların müdürleri bahsetme gereği görmediler; neden? Onların ilgi alanında daha çok takımdan ayrılan Edu gibi Carlos gibi adamların ağzından takımlarını ve başkanını kötüleyen tek taraftlı haberler yapmak var. Nasılsa bunları sorgusuz sualsiz kabul edecek ve lanet olsun bu yönetime diyecek yığınla Fenerbahçe taraftarı da var. Onlara göre zaten Fenerbaçe yönetimi her zaman haksız, takımda forma giyen oyuncular ise mutlaka haklı. Neye göre; belli değil. Ibrahim Kutluay da tarşılılmaz ve kusursuzdu takımdan ayrılırken ve onu gönderen Başkan aşağılık bir dikdatörün tekiydi, Edu'nun sakatlık nedeniyle gönderilmesinde de Edu tamamiyle mağdur olmuştu... Aurelio'da da, Semih'te de suçlu olan tek taraf vardı...
Neyse, Fenerbahçe'ya hakkını teslim eden bir isim daha vardı medyada. Benim Kaan Koç'a karşı davranışlarından dolayı hakkında çok ağır şeyler yazdığım Atilla Gökçe. Gökçe de bundan haftalar önce Türkiye'nin Euro 2016 adaylığı için gelen heyet için düzenlenen yat gezisine, davet edildikleri halde sudan sebepler bildirerek katılmayan Rijkaard, Şenol Güneş, Sağlam ve Denizli'ye karşı; verdiği sözü tutan ve daveti kabul edip orda az da olsa adaylık sürecine katkı sağlayan Daum'u övmüştü. Atilla Gökçe olmasaydı, biz Demirkol'dan, ahlak kumkuması Radikal yazarlarından, Gürcan Bilgiç'ten bunları öğrenemeyecektik...
Teşekkürler Atilla Gökçe, teşekkürler Ercan Güven... Güzel oyunun peşinde olmak, kuru boş Rijkaard hayranlığı ve Daum düşmanlığı ile olmuyor maalesef...
Mutlu sona az kaldı
Vay be sezondu.
Takım sezona başlarken beni çok fazla tatmin etmemişti hazırlık anlamında. Cristian ismini kabullenememiştim. Topuz'u bünye kabullenmekte güçlük çekiyordu. Bir önceki berbat sezonun en büyük sorumulularından olan kadro büyük ölçüde korunmuştu. Teknik adam olarak, Rijkaard gibi bizleri heycanlandıran bir isimden ziyade, Daum gibi ne olduğu ve ne yapabileceği belli olan bir isim idi hoca vs.
Buna mukabil lige çok iyi girmişlerdi. Lakın sonra acayip bir düşüş içerisine girdiler. O düşüş sürecinde pek çok Fenerbahçeli (ben de dahil) takımdan ümidini kesmişti. Zaten tecrübelerimiz bize bu takımın en ufak bir tökezlemede dahi toprlanabilmek bir yana daha büyük krizlere doğru yuvarlandığını hatırlatıyordu. Ama öyle olmadı ilginç bir şekilde. İstanbul BB maçından sonra gitti dediğimiz lig, şimdi avcumuzun içinde. O günden bu güne gol yemeyen, 9 galibiyet 1 beraberlik alan takımı kutlamaktan başka hiçbir şey kalmıyor geriye.
Yukarda 'ben de takımdan ümidini kesenlerdendim' dedim ama hiçbir vakit de bu takıma, yönetime, teknik ekibe haksızlık etmedim. Anlaşıldığı üzre burda lafım bir grup Fenerbahçeli taraftara, bloggere.
Örneğin takım devre arasında transfer yapmadığında buna karşı o zaman suskun kalıp işler daha sonra kötüye gittiğinde, 'devre arası transfer istemeyen başkan, sensin bunun sorumlusu' diye ünlemeye başlayanlar olmuştu. Şimdi aynı insanlar nedense hiç bu konuya değinmiyorlar. Suskunlar. Bu hususta. Hedeflerinde ve yazı konularında malzeme olarak Adnan Polat, Yıldırım Demirören ve Ankaragücü yetkilileri vs. var daha çok. Yarın şampiyonluğu kaçırsa bu takım, kalemlerini yine Aziz Yıldırım olmak üzere içeriye doğru kıracaklardır bunlar.
İşte böyle de bir ahlaksız ve omurgasız bir taraftar topluluğu var bu takımın. Ahlaksız cünkü, devre arası transfer kararı alıp almamak o günün şartlarında değerlendirilecek bir şeydir. Yani o karar alındığı anda bu iş eleştirilecekse eleştirilecek, değilse de savunulacaktır. O zaman suskun kalıp aradan geçen zaman içerisinde öngörüleyemecek 6 sakatlığın da etkisiyle takımın düşen performansından ötürü sonradan bu ara transferdeki pasifliği eleştirmektir işte ahlaksızlık. Ve yine ahlaksızlıktır işler kötü gittiğinde bunları yazarken düzeldiğinde hedef saptırmak. Çünkü bu insanlar o zaman Aziz Yıldırım ve ekibini diktatörlük gibi Hıncalesk ağızlarla dahi eleştirirken bugün Fenerbahçe'de skorların dışında o zamandan bu yana hiçbir değişiklik yapılmamıştır.
Neyse bu mevzuu çok uzar. Ne desek de boş, onlar işler kötüye gidince içeriyi, iyi gidince de dışarıyı eleştirmeye devam edeceklerdir.
Gelelim yarın ki maça. Bence sorun çıkmayacak ve Fenerbahçe sahadan galip ayrılarak o çok kişinin canını sıkacağı şampiyonluğa ulaşacaktır.
Takım sezona başlarken beni çok fazla tatmin etmemişti hazırlık anlamında. Cristian ismini kabullenememiştim. Topuz'u bünye kabullenmekte güçlük çekiyordu. Bir önceki berbat sezonun en büyük sorumulularından olan kadro büyük ölçüde korunmuştu. Teknik adam olarak, Rijkaard gibi bizleri heycanlandıran bir isimden ziyade, Daum gibi ne olduğu ve ne yapabileceği belli olan bir isim idi hoca vs.
Buna mukabil lige çok iyi girmişlerdi. Lakın sonra acayip bir düşüş içerisine girdiler. O düşüş sürecinde pek çok Fenerbahçeli (ben de dahil) takımdan ümidini kesmişti. Zaten tecrübelerimiz bize bu takımın en ufak bir tökezlemede dahi toprlanabilmek bir yana daha büyük krizlere doğru yuvarlandığını hatırlatıyordu. Ama öyle olmadı ilginç bir şekilde. İstanbul BB maçından sonra gitti dediğimiz lig, şimdi avcumuzun içinde. O günden bu güne gol yemeyen, 9 galibiyet 1 beraberlik alan takımı kutlamaktan başka hiçbir şey kalmıyor geriye.
Yukarda 'ben de takımdan ümidini kesenlerdendim' dedim ama hiçbir vakit de bu takıma, yönetime, teknik ekibe haksızlık etmedim. Anlaşıldığı üzre burda lafım bir grup Fenerbahçeli taraftara, bloggere.
Örneğin takım devre arasında transfer yapmadığında buna karşı o zaman suskun kalıp işler daha sonra kötüye gittiğinde, 'devre arası transfer istemeyen başkan, sensin bunun sorumlusu' diye ünlemeye başlayanlar olmuştu. Şimdi aynı insanlar nedense hiç bu konuya değinmiyorlar. Suskunlar. Bu hususta. Hedeflerinde ve yazı konularında malzeme olarak Adnan Polat, Yıldırım Demirören ve Ankaragücü yetkilileri vs. var daha çok. Yarın şampiyonluğu kaçırsa bu takım, kalemlerini yine Aziz Yıldırım olmak üzere içeriye doğru kıracaklardır bunlar.
İşte böyle de bir ahlaksız ve omurgasız bir taraftar topluluğu var bu takımın. Ahlaksız cünkü, devre arası transfer kararı alıp almamak o günün şartlarında değerlendirilecek bir şeydir. Yani o karar alındığı anda bu iş eleştirilecekse eleştirilecek, değilse de savunulacaktır. O zaman suskun kalıp aradan geçen zaman içerisinde öngörüleyemecek 6 sakatlığın da etkisiyle takımın düşen performansından ötürü sonradan bu ara transferdeki pasifliği eleştirmektir işte ahlaksızlık. Ve yine ahlaksızlıktır işler kötü gittiğinde bunları yazarken düzeldiğinde hedef saptırmak. Çünkü bu insanlar o zaman Aziz Yıldırım ve ekibini diktatörlük gibi Hıncalesk ağızlarla dahi eleştirirken bugün Fenerbahçe'de skorların dışında o zamandan bu yana hiçbir değişiklik yapılmamıştır.
Neyse bu mevzuu çok uzar. Ne desek de boş, onlar işler kötüye gidince içeriyi, iyi gidince de dışarıyı eleştirmeye devam edeceklerdir.
Gelelim yarın ki maça. Bence sorun çıkmayacak ve Fenerbahçe sahadan galip ayrılarak o çok kişinin canını sıkacağı şampiyonluğa ulaşacaktır.
Abonnieren
Posts (Atom)