Samstag, 2. Mai 2009

El Clasico'ya dair tek güzellik: Irlanda birasi...

Normalde huyum degildir, yerimden kalkip Ispanya ligi izlemek icin bar aramak... Bu zahmete sadece Sampiyonlar Ligi icin katlanirim... Ingiltere Ligi zaten ilgi alanim disindadir...

Görüyorsunuz bir futbol blogu sahibi olarak ne kadar 'ilgiliyim' futbolun her rengine! Tabii burdaki etken sadece ilgisizlik degil... Türkiye'de NTVSpor, Kanal 24 gibi kanallar yabanci ligleri sifresiz yayinliyorlar... Futbolseverlerin cogunun zaten sahip oldugu Lig TV'nin yan kanaliyla Ingiltere de cok uzakta kalmiyor izleyicilere... Tabii is sadece maci izlemekle bitmiyor... Bir ülke futbolu hakkinda yorum yapabilmek icin, takimlar hakkinda konusabilmek icin, en azindan benim ölcülelerime göre o ligin mac anlarinin disinda kalan dönemlerinde de takimlarla ilgili olan biten hakkinda bilgi sahibi olmak lazim... Bu durum Türkiye'deki pek cok kanal sayesinde yine mümkün...

Benim yasadigim ülke ise bu konuda Türkiye'ye göre tam bir 'cöl'... Ispanya, Ilgiltere, Italya gibi ülkelerin futboluna egilebilmek icin kendi evine Premiere alman gerekiyor... Premiere denilen sey, bir adet Pay TV, yayinci kurulus; yani Lig TV'nin Almanya subesi... Böyle bir olaginiz yoksa da sokaklara dökülüp mac yayini da yapan barlarda solugu almaniz gerekiyor... Sigaranin insani nefes alamayacak hale getiren agir dumanina ve eve geldikten sonra insani kendisinden igrendiren elbiseye sinmis kokusuna katlanmak zorundasiniz... Tabii bir de sadece görüntüyü görebilmek ve icerdeki futbolla ilgilenmeyen kalabaligin görültüsü de cabasi... Bütün bunlarin karsiliginda sadece macin 90 dakikasini elde edebiliyorsunuz... Mac önünde, devre arasinda veya sonunda ne olup bittigini ögrenmeniz mümkün olmuyor haliyle...

Iste bütün bu nedenlerden ötürü Almanya'da yasamaya basladim baslayali ciddi bir kopus yasadim diger liglerden... Bugün biraz da can sikintisi beni El Clasico'yu izlemek icin bir bar yolu tutmaya itti... Solugu bir Irish Pub'ta aldim... Ben oraya gittigimde zaten skor 1-3 idi... Bir ara eski bir macin devre arsinda özeti mi acaba diye düsündüm... Hayir daha devre arasi da olmamisti... Sonra acaba mac Barcelona'da miydi diye aklimdan gecirdim... Yanimdaki "ehtiyar" Madrid'te oldugunu söyledi... Kücük bir sok halindeydim...

Hep duyardik Türkiye'deki Avrupa futbolunu da en az Türkiye Ligi kadar yakindan takip edenlerden; Madrid, Barcelona karsinda cok formsuz bu sezon diye ama bu derece büyük bir kalibre farki oldugunu hic düsünmemis, hic duymamistim...

Barcelona'nin dillere destan futbolu herkesce biliniyor da, Madrid, nasil bu kadar sefil olabiliyor aklim almiyor... Madrid'in iyi yönetilmedigini hep düsünmüsümdür evvelden beri... Belirli bir sistem oturtup, birkac yili asan bir süreyi kapsan bir sistem oturtma pesinde olmaktan ziyade piyasadaki en popüler futbolculari yükle miktarda paralarla transfer ederek kisa süreli basarilarin pesinde kosan bir takim olmustur... Bu plan zaman zaman tutar zaman zaman tutmaz... Belli ki bu sezon tutmamis... Ama bu kadar da rezalet olmaz ki... Real'in oynadigi futbolun bu berbat seviyesini Barcelona'nin büyük futboluyla aciklayamayiz...

Isirganlik ve mücadele adina hicbir sey görmedim Real adina maalesef... Raul'un Ispanya Milli Takiminda olmamasi meger ne hakli bir kararmis, Türkiye'de olsaydi bu mac sonunda isliklanmisti, eminim...

Real'in bu direncsizligi mactan zevk almami da engelledi... Bir mac cekismeliyse zevk verir bana... Böyle bir dengesizlik karsisinda zevk almak mümkün olmuyor maalesef... Ben de Guinness icip Barcelona taraftari güzel Ispanyol kizlarini izledim mac boyunca...

Freitag, 1. Mai 2009

Illüzyon


Bugünlerde Besiktas semalarinda günes daha bir baska isildiyor... Bunun temelinde elbette Besiktas'in ligin zirvesinde bulunmasi ve sampiyonlugun en büyük adayi olmasi yatiyor... Ne ki bu günesin isiltilari, gözleri bir hayli kamastirmis, ruhlari sarhos etmise benzer...

Bugünlerde ortaya dökülüp sacilan Mustafa Denizli güzellemelerinin, baska bir anlami olamaz yoksa... 

Besiktas, dedigim gibi, sampiyonlugun en güclü adayi... Muhtemelen de sampiyon. Bu elbette " basari". Öbür taraftan Besiktas sampiyon olsa dahi toplayacagi puan en fazla 70. Bu da lig tarihinin en düsük performansiyla sampiyon olan Zico'nun berbat Fenerbahcesinin "üstün" basarisinin egale edilmesi anlamina geliyor... 

Son yillarin en kötü sezonlarindan birini yasiyoruz... Fenerbahce ve Galatasaray yönetim hatalarinin kurbani olarak zaten zirve yarisindan uzaklar... Ankaraspor, Eskisehirspor, Kayserispor, Gaziantepspor, Genclerbirligi sahip olduklari potansiyeli ve kaliteyi lige maalesef tam manasiyla yansitamamislar... Bir tek son yillara nazaran daha bir kipirdanmis Trabzonspor vardi, onun da birde bire düsüse gecmesi yine saniyorum Besiktas'in sansi olarak degerlendirilmeli... Yani ligte isleri yolunda giden ve yapmasi gerekenleri geregince yapmaya özen gösteren nerdeyse sadece bir ekip var ve onlar da ilginctir su anda zaten Besiktas'in önündeler... 

Mustafa Denizli'nin geldigi zamanlarda kaybettigi puanlar aslinda normal sartlarda o Besiktas'in ligten havlu atmasina anlamina gelirdi... Ama bu yukarda saydigim etmenler dolayisiyla Besiktas lige tutundu... Ve tabii bunun sayesinde kopulmayan sampiyonluk yarisinin son düzlügünde bir Mustafa Denizli takimindan her zaman bekleyecegimiz skor odakli futbolla elde edilen seri galibiyetlerle ulasildi bu noktaya... 

Velsahil, Mustafa Denizli ile ilgili güzelleme yapmanin; bakin görüyor musunuz o geldi artik baskan da konusmuyor gibilerinden (sanki baskan cocuk, Denizli de onun agzina biber sürerek onu terbiye etmis bir yetiskin) normal bir zekanin gölüp gececegi abartili övgülerin; onun Türkiye'nin en büyük iki hocasi oldugunu iddia eden klise ve biktirici argümanlarin (nedense Türkiye futbolunun bu en büyük hocasi, Kocaelispor, Manisaspor, Aachen gibi siradan takimlara gittiginde herseyi eline yüzüne bulastirmakta); onu gülünc bir sekilde Einstein'a, bir futbolcunun agzindan alindigi iddia edilen bir demecle benzetmelerinin  kabul edilir hicbir tarafi yok... 

Tabii ki Denizli ile Besiktas yollarini ayirmayacaktir ve tabii ki elde edilecek olan bu sampiyonluk cok önemlidir... Ama bu Besiktas'ta lale devrinin geldiginin anlamina gelmez... Bana kalirsa Besiktas Denizli ile gelecek yil cok büyük sikintilar icerisinde olacaktir ve muhtemelen büyüklerin hocalari icerisinde yollanmasi gündeme gelecek ilk kisi halini alacaktir... Bunlarin farkina varilsa saniyorum fena olmaz... Yoksa bugün onu yere göge sigdiramayan medyanin yarin alay etmesini görerek akil saglimizi yitirme asamasina gelebiliriz... 

Bundesliga'da calkantiya neden olan bir söylenti: Magath, Schalke 04'e?!


Ben Klinsmann'in yerine getirilecek isim üzerinde birtakim spekülasyonlarin yapilmasini beklerken, bomba Stuttgart merkezli bir gazetenin yaydigi haberle, Schalke kanadindan geldi...

Bilindigi gibi yakin bir zaman evvel Schalke de hocasini göndermisti... Henüz onun yerine kimin gelecegi kesinlesmedi... Schalke'de yasanan bir diger degisiklik de, menejer Andreas Müller'in de gönderilmesi oldu... O koltuk da bos...

Yine bilingidi gibi Magath da Wolfsburg'ta sadece teknik direktör olarak degil, ayni zamanda menejer olarak görev yapmakta...

Yani aslinda bir hayli üstüste gelen bir durum var...

Konuyla ilgili taraflar cok fazla renk vermiyor...

Magath, daha cok sessiz kalmayi yeglerken, "bunlar bize zarar vermek icin yapilmis haberler" demekle yetiniyor...

Wolfsburg yöneticileri, bu habere cok ciddi tepki gösteriyorlar ve tam da sampiyonluk yolunda ilerlerken böyle bir haberin piyasaya sürülmesinin hic de iyi niyetle yapilmis bir haber olmadigini düsünmekteler... Dikkat cektikleri bir diger nokta ise, haberi yapan kaynak Stuttgart civarlarindan... Stuttgart'in da su anda sampiyonluk yolunda Wolfsburg'un en büyük rakiblerinden biri oldugunu düsünürsek, bu kaygi yersiz gözükmemekte...

Schalke kanadi ise, Magath'in ne kadar büyük bir hoca oldugunu söyleyip durmakta, daha ilerisi henüz seslendirilmedi...

Ortaya dökülüp sacilanlardan tam bir resim cikartmak mümkün degil ama, benim hislerim sanki bu isin hakikaten halledildigi ve Magath'in bir sampiyonlukla Wolfsburg'a veda edecegi yönünde...

Wolfsburg gibi rahat calisma imkani buldugu, yaptigi hatalari transferlerin göze cok batmadigi, kendisine uzun zaman verildigi ve süre tanindigi bir yerden, Schalke gibi teknik adam ve menejerlerinin üzerinde cok ciddi baski yapan, cok büyük beklentiler icinde olan ve bu yüzden iyi konumda bitirilmis bir lig performans veya Sampiyonlar Ligi performansiyla asla tatmin olmayan bir camiaya gecis onun icin ne kadar avantajli veya dezavantajli olur simdilik girmeyelim ve söylentilerin resmilesmesini bekleyelim...

Donnerstag, 30. April 2009

Gerets'in aciklamasinin zamani...


Bilindigi üzre Eric Gerets yaptigi aciklamayla gündeme bomba gibi düstü: "Marsilya'dan sene sonu ayriliyorum".

Tabii bu durum, bizim gazetelerimiz icin cok önemli bir malzeme olusturacaktir... Daha bugünden bütün gazetelerimiz Gerets'i Galatasaray'a, Fenerbahce'ye getirmekle mesguller...

Beni ise bu durumun olusturmasi muhtemel yeni bir birliktelik ilgilendirmekte. Henüz Alman tabloid basininda dahi ismi gecmiyor kendisinin ama, tam da Bayern'in hocasi Klinsmann'i gönderdigi, ve yerine getirdigi Heynckes'in gecici bir süre bu görevde kalacak olmasinin net bir sekilde aciklandigi bir dönemde Eric Gerets'in bu cikisinin bir manasi oldugu kanaatindeyim...

Her ne kadar Gerets'in Almanya deneyimi cok parlak degilse de sonrasinda yasadigi Marsilya basarisi ve öncesindeki PSV deneyimi saniyorum onu Bayern'in basina gecirilmesi icin yeterli olacaktir... Ayni zamanda Almanlar icin cok önemli olan' yabanci bir hoca ise bile Almanca bilsin' beklentisini karsiladigini düsünürsek ondan daha uygun bir isim su anda görünmemektedir Bayern icin...

Dienstag, 28. April 2009

Ersun Yanal ve Tranzonspor


Iki gün bilgsayardan uzak kalmak durumda oldum, futbol piyasasinda akil almaz derecede carpici gelismeler yasandi... Ersun Yanal ve Jürgen Klinsmann'in kovulmalarindan bahsediyorum... Bir sonraki postta, Klinsmann olayina döneriz, simdi Ersun Yanal'in kovulmasiyla ilgili konuya deginelim...

Yanal, son zamanlarda eski heycanimi yitirsem de, bu ligte kâle aldigim az sayidaki teknik adamdan birisidir... Belagatinin kötülügü, karnindan konusup durmasi, icine düstügü kriz anlarindan kendini cok iyi ifade edemesiyle vs. esasinda bir hayli olumsuzluklari beraberinde tasisa da, teknik adamlik acisindan bakildiginda, ayricalikli bir yere her daim konulmayi hakedenlerdendi...

Onun Trabzonspor deneyimi ise beni ümitlendirmisti... Cünkü Trabzonspor'u camia olarak sevmesem de, ligin kalitesinin artmasi, heycaninin yükselmesi acisindan varliklarini Türkcell Süper Ligi acisindan cok önemli buluyorum, o yüzden de güclü olmalarini hep temenni etmisimdir, dedigim gibi cok sevmedigim bir camia olmalarina ragmen...

Ersun Yanal'in performansinin tartisilmaz oldugunu iddia etmiyorum, aksine bir hayli sorgulanmasi gerektigi kanaatindeyim... Trabzonspor performansindan bahsediyorum... Sorgulanmak, tartisilmak, kritize edilmek ile kovulmak ayni seyleri ifade etmiyor ama... Medyaki haberlerde Ersun Yanal'in istifa ettiginden bahsediyor ama ben bilerek kovulmak fiilini kullaniyorum, cünkü ortada bir kisinin gönüllü olarak görevi birakmasi söz konusu degil... Istifaye zorlanilmis, birsekilde baska cikar yolu birakilmamis bir adamdan bahsediyoruz ki, bu da benim icin istifa degil, kovulmak dir...

Bulduklari her firsatta kendilerini övmekten, ne kadar delikanli olduklarindan bahsetmekten bikmayan Trabzonlularin, ayni zamanda silaha meraki bilinmektedir ve kendileri bu durumun konusulmasindan da bir hayli keyif alirlar... Ne ki, silah kullanmaya bu derece hevesli Trabzonlular, kullandiklari silahla hedef belirlemekte ayni oranda becerikli degiller, cünkü kendi ayaklarina sikma konusunda bunlar kadar mahir baska hicbir camia görmedim...

Bundan evvelki dört sezonda lig sonunda Trabzonspor'un aldigi puanlara bakalim...

1. 2007-2008: 49 Puan/ 6. Sira
2.2006-2007: 52 Puan/ 4. Sira
3.2005-2006: 52 Puan/ 4. Sira
4.2004-2005: 77 Puan/ 2. Sira

Bu sezon ise ligin bitmesine henüz 5 hafta varken 53 puan toplamislar ve lig ücüncüsü durumundalar... Yani geri kalan bes haftayi sakin kafayla calisma imkani buldugunu farzettigimiz olasi bir Ersun Yanal-Trazbzonspor beraberliginde lig sonuna kadar 11 puanin daha toplanip 64 puana ulasilarak, ligin en az ücüncü bitirilecegini öngörmemiz hic de hayalperestce olmaz... Bu da demektir ki, alasagi edilen kisi, son bes sezon icerisinde esasinda en iyi ikinci dereceyi elde eden kisi...

Ve Trabzonspor takimini düsündügümüzde bütün sezonu 13 oyuncu ile oynamak zorunda olduklarini görüyuruz... Yani ortada muazzam kaliteli ve ayni zamanda genis kadrosu olan bir takim yok... Hatta daha ileri giderek söylecek olursak, Kayserispor'un, Ankaraspor'un vs. kadrosundan cok daha üstün oldugunu rahatlikla ifade edemeyiz... Trabzon camiasi, harcanan milyon dolarlardan bahsediyorlar... Dogru... Ama bu sadece bu sezon olmadi ki, Trabzonspor, her dönem, üc büyüklerden sonra transfere en fazla para harcayan takim...

Ve siz düz bir mantikla, 'Sivasspor bu bütcesiyle ligin tepesinde dolasirken, biz onlardan üc kat fazla harcadigimiz halde onlarin altinda kaliyoruz o halde basarisisiz' diyorsaniz... Sunu da sormaniz lazim kendinize... 'Ama bizden üc kaf fazla para harcayarak lige giren Galatasaray ve Fenerbahce'De bizim altimizda... Besiktas ise kil payi ile bizden önde...'

Yani aslinda nerden bakarsaniz bakin kabul edilirligi bir hayli tartisilir bir hamleyi gerceklestirmis bulunuyor Trabzonspor... Ama bekleniyordu böyle bir hamle, o ayri... Zira mikro milliyetcilige cok düskün bu sehir, yillardir hep bizim evlatlarimiz klisesi pesinde kosup durmakla mesgul... Yanal'in en bastan beri onlar icin cok sevimli bir figür olmadigini, bu cami üzerinde karabasan gibi dolasan pekcok sayidaki 'Trabzonspor-bilge'sinden biri olan Serdar Bali'nin cümlelerinden okuyabilirsiniz... Ama ligin belli bir süresinde iyi giderken bu baltalar topragin altina gömülmüstü...

Sadece mevcut verilerden hareketle bu alinan kararin sacmaligini anlamak mümkün ama bir de pekii bundan sonrasi ne olacak diye sordugunuzda karsilastiginiz cevaplarla durumun vehametinin sanilandan daha büyük oldugunu görüyoruz... Kim gelebilir Trabzonspor'un basina... Bütün bu son yillarda olan biten sevimsizliklerden sonra kim gönlüyle kendisini atese atmak isteyecektir... Cünkü karsinizda düsünmekten aciz, herseyin en iyisini bekleyen ve hala 70'li yillardaki Trabzonspor efasenesinin rüyasini görmekle mesgul bir camia mevcut ve siz bu insanlarla muhatap olmak zorundasiniz... Yabanci bir hoca, yine olmayacaktir, cünkü gelecek olan bir yabanci hoca ile bundan daha iyi bir yerde olmak mümkün olmayacak bir sene icinde bu da yine, öfkeleriyle ünlü ve bu öfkelerinden hastalikli bir zevk alan bu sehrin insanlarinin o gelecek olan yabanci hocaya da sehri dar etmelerine yol acacaktir... Ve yine sehrimizin evladi edebiyati yapilmaya baslanacaktir...

Yani Trabzonspor hicbir zaman bir daha asla 'Trabzonspor' olamayacaktir...

Sonntag, 26. April 2009

Siradisi bir golcü: Claudio Pizarro


Gecen hafta, Sabah, Milliyet vs. gibi gazetelerde okumustum Pizarro'yu istedigini Fenerbahce'nin... Gectim... Ciddiye almadim... 

Ama bir blog yazari arkadasin yazdiklarini okuyunca üzerinde durmanin manasi olabilecegini düsündüm. Söz konusu yazida arkadasimiz, Perulu bir arkadasindan ülkesinde bu tür söylentilerin ciktigini söylemis.... Öyle olunca "olabilir ha" dedim kendi kendime... Sonra tabii su da mümkün: Belki onlar da Türkiye basinindan bu söylentilerin ciktigi kanisina vardilar... Neyse...

Pizarro, benim uzun yillardir, yani ta Bayernli yillarindan beri takip ettigim bir isimdir, ve oldukca siradisi, pekala muazzam sifatiyla tanimlanabilecek bir futbolcudur... Golcüdür... Biraz savruk, daginik görülebilir, öyledir de hakikaten, ama bazen akil almaz isler, olaganüstü goller atar... Sadece golde degil, ayni zamanda ikili oyunlariyla takimin bütün sistemi üzerinde harika denilecek düzeyde müsbet katilari vardir... 

Bu ismin Fenerbahce'ye transferi sayet hakiki manada söz konusu ise, bu Aziz Yildirim döneminin en büyük transferlerinden birisi olur... Bunda hic süphem yok... 

Ama bu ne kadar mümkündür, bilmiyorum... Kendisi Chelsea'nin oyuncusu... Bu sezon Bremen'de kiralik oynadi... Eger mümkün olsa saniyorum ilk Bremen almak isteyecektir onu, o da Bremen'i, hic kuskusuz... Ama Bremen, maddi anlamda Fenerbahce'nin üzerine cikamaz, o ayri... 

Neyse, kendisinin ülkesinde pek de temiz olmayan bir takim "para" islerinden dolayi savcilikla basinin dertte oldugunu ekleyerek kapatalim mevzuyu...

Ey Galatasarayli, dön ve sor kendine; "ne gecti eline?"


Daha önce söyledim, simdi yenilemekte sakinca görmüyorum: Gecen sezonki sampiyonluk, ligin bitmesine "bes kala" yapilan teknik adam operasyonu gibi korkunc bir seyin üzerini örtüyor, hatta örtmek ne kelime, belki de o degisiklik sayesinde sampiyon olduk inancina sokarak yanlisa yönlendirdigi icin tehlikeleri icerisinde barindiriyordu... 

Skibbe kovuldugunda bayram edenlerin, simdi sormasi lazim: "e ne gecti elimize...?" Veyahut, "Skibbe devam etseydi, yine alacagimiz en kötü pozisyon zaten burasi degil miydi?"

Sahip oldugumuz futbol mentalitesinin bu sorularla zihinleri kurcalalanmasina ve alinacak cevaplarla yüzlesme gayreti icinde olunmasina izin verecegini sanmiyorum... Yine de ben sorumu sorup cekiliyorum aradan...

Gelelim maca... 

Macin geneline bakarsak, Galatasaray'in cok da fena oynamadigini söyleyebiliriz... Konuk ekip Ankaraspor neredeyse pozisyon bulamadan beraberlikle ayrildi sahadan... "Bencilligi" artik iyice göze batan Mehmet Cakir'in kacirdigi pozisyon da gol olabilse, maglubiyetle ayrilabilirlerdi sahada... Bu da sahadaki oyun icin cok dramatik ve haksiz bir sonuc olurdu, nitekim...

Isin taktik analizine girmenin cok manasi yok, kanimca... Galatasaray, zaman zaman cok estetik görüntü ihtiva eden pas trafine sahit olduk... Bunlar neticesinde elde edilen pozisyonlarin sayisi da az degildi... Karsilarindaki takimin düzeyini de göz önünde bulundurdugumuzda, son haftalardaki Galatasaray'da bir kipirdanmanin oldugu söylenebilir... Kim bilir belki bunda hala sampiyonluga inaniyor olmanin da etkisi vardi...

Milli Takima kadar yükselmis "sol-bek" Hakan Balta'nin rakip yarisahaya neredeyse hic gecmemis olmasi cok ilginc degil mi? Öbür bek, Serkan Kurtulus'un durumu berikinden cok farkli degildi... 

Bülent Korkmaz, Lincoln sorununu asmis gibi gözüküyor ama, taze bir Baros sikintisinin yasanmasi saniyorum süpriz olmayacak... 

Gelelim lig durumuna... Ben Galatasaray icin ligin bittigini cok önceden iddia ediyordum... O bakimdan benim icin yeni bir durum yok... Ama sampiyonlugu hala elde edeceklerini söyleyen pek cok sayida Galatasarayli vardi, saniyorum bu mactan sonra onlarin da fikirlerinde yavas yavas degismeler olmustur... Galatasaray icin bugünden sonra elde edilebilecek en iyi yer, lig ücüncülügür... Ne önemi var denilebilir, bence var... Bu derece, Bülent Korkmaz-Galatasaray beraberligini sürdürmeye yardimci olabilir...

Manuel Neuer ve Sempati!

Kalecilerin agresifligi, önündeki savunma oyuncularina bagirip cagirmasi, garip hareketler, izleyicilere antipatik geleceginden emin oldugum gereksiz sinir patlamalari vs.  Bayern'in eski kalecisi Oliver Kahn'dan itibaren sanki matah bir seymiscesine özellikle de Alman futbol camiasinda yürürlüge sokulmus durumda... 

Özellikle yeni kusak kalecilerin Kahn abilerine benzeme cabasi gözlerden kacmiyor...Bu durum ilk olarakbir arkadasimin renkli tabiriyle "yavru Kahn" Tim Wiese'de kendini göstermisti...  Daha sonra, özellikle de Kahn'in cok degerli(!) "tipp"leriyle Michael Rensing, ona benzeme cabasi icerisine girdi... Ve bunun son örnegini dünkü Bayern-Schalke macinin acik bir sekilde gözler önüne serdigi gibi Manuel Neuer'da görüyoruz... Sadece macin son saniyesinde Hamit'in güzel sutunu cikartiktan sonra gidip korner diregini cikartmasi degildi Kahn taklitleri... Daha evvel, Sosa'nin kullandigi serbest vurusu karsisindaki Schalke barajindan bir oyuncuya, sut cekildiginde kafasini egdigi icin cikismasi da buna cok iyi bir örnek... Kendisinin takim arkadasina karsi yaptigi bu tuhaf sinir gösterisi, sadece siddet icerdigi icin rahatsiz edici degil, ayni zamanda bir hayli yapmaciklik ve yapay bir öfkeyi icerisinde ihtiva ettigi icin mide bulandirici da... 

Evet yapmaciklik... Her ne kadar bu tür agresiflik, her durumda en azindan benim icin rahatsiz ediciyse de, Kahn'in üzerine bu elbisenin bir hayli iyi oturdugunu biliyoruz... Kahn da zaman zaman bu isi teatrel bir hale sokmussa da, genel anlamiyla o "öfke hali" Kahn'in özünde, karakterinde tasidigi bir özellik.... Lakin, ne Rensing, ne Neuer icin bunlari söyleyebiliriz... Onlar özellikle öyle olma cabasi icerisindeler ve bu kalitesiz öfke gösterileri, kendilerinin berbat oyunculuk yetenekleriyle gözleri bir hayli rahatsiz edici bir hal almakta... Bu da bu isimlerin antipatiklesmesi konusunda oldukca cok sey ifade ediyor... 

Samstag, 25. April 2009

Sivasspor

Sivasspor ligin ezberini bozmaya devam ediyor... Ve bu sefer durum cok farkli... Sivasspor'un durumunu, bir zaman Kocaelispor'un, bir zaman Gaziantepspor'un, bir dönem Vestel Manisa'nin yaptigina benzetemeyiz... Birincisi iki senedir üst üste Sivasspor yarisin icinde... Ikincisi, diger bahsettigimiz takimlar sadece ligin tepesini bir süre karistilar ama sonra tutunamayip inise gectiler, Sivasspor ise buna karsin sezon sonuna kadar yarisin icinde olacagini gösteriyor bize her hafta...

Ben acikcasi, pespese alinan Fenerbahce mglubiyetleri ve beklenmedik sekilde berabere biten Ankaraspor karsilasmasi sonrasi Sivasspor'un direncinin kirilacagini ve daha fazla yukariya tutunamayacaklarini düsünüyordum... Lakin onlar, icerde ve disarda istikrarli bir sekilde kazanmaya devam ederek, saygi duyulmayi bir kez daha hak ettiler...

Bugünkü maca dönersek... Beklentim kisir gececek bir mac ve sonucta ortaya cikacak muhtemel bir beraberlikti... Macin basla düdügü ile birlikte, Sivasspor'un daha konsantre, daha istekli, daha isirgan taraf oldugunu gördük... Ikili mücadelere girislerindeki kararlilik ve sertlik bunun göstergesiydi... Bunun meyvesini cok cabuk gördüler zaten...

Karsilasmanin daha altinci dakikasinda atilan gol Sivasspor'un her seyi tam istedigi kivama soktu... Öyle ya kendilerinin en iyi yaptiklari sey, erken bir gol bularak, geriye yaslanmak, sert savunmayla rakibi yipratmak ve mümkünse baskin bir hücumla ikinciyi bulmak... Iste karsilasmanin hemen basinda gelen bu gol -üstelik bir hayli kombinasyonel ve sag-bekin cizgiye inerek iceri kestigi top ile geldigi icin bir hayli modern- oyunu Sivas'in damak tadina uygun bir hale soktu... Gerek bu golde gerekse de ücüncü golde cok büyük bir pozisyon hatasi yapan Serkan, bir hayli yüklü bir yillik gelir istedigi icin yeni sözlemesinde anlasilamayip Trabzonspor yolunu tutmustu...

Golden sonraki Sivasspor'un yaptigi fazla geriye yaslanis, kendileri icin olumsuz olacak diye düsünmekteydim ki, demin bahsettigim gibi ani, adeta kontra-futbol kitabindan alinan bir hücumla ikinci gole ulasti... Ikinci golü atan isimse, sol-bek Abdurrahman...

Bu sag-bek ve sol-bek kavramlarina özellikle vurgu yapiyorum cünkü, "modern" futbolun geregi, bu oyuncular oyun genelinde savunmadaki görevlerini aksatmamak sartiyla sürekli hücum bölgesinde cogalmalidirlar... Bizim ligimizin büyüklerinde ise bu durum bir hayli geri seviyede henüz... Ama Sivasspor bir büyük olmamasina ragmen, bu kaideye uyan/uymaya calisan bir ekip ve saniyorum Besiktas, Galatasaray, Fenerbahce gibi takimlarin ligin 29.Haftasinda hala önünde bulunmasi biraz da bundan kaynaklanmakta...

Karsilasmanin ikinci yarisi basladiginda, 60. Dakikaya kadar böyle gidebilirse Sivas, maci da alir derken ben kendi kendime, yine ani bir hücumla ücüncü golü de buldular... Ondan sonra mac zaten bitti... Biraz daha ciddi olabilseler, dördüncüyü bulabilmeleri cok muhtemeldi....

Sivasspor'un bu farkli galibiyeti esasinda sadece onlarin sampiyonluk mücadelesi icin önem tasimiyordu... Futbolseverlerin artik varligini ciddi bir sekilde hissetmeye basladiklari bir Sivasspor-Trabzonspor mücadelesi/cekismesi var... Iki sezon evvelki olayi Trabzonspor-Sivasspor mücadelesiyle baslayan ve Sivasspor'un ilerleyen dönemlerde ligin tepesinde dolastikca yayin haklarinda Trabzonspor'un önüne gecmek istemsi, daha dogrusu hicbir iddiasi olmayan Trabzonspor'un maclarinin canli veriyorsunuz ama lig ligin tepelerinde dolastigimiz halde bizimkini vermiyorsunuz serzenisleri, Trabzonspor camiasini bir hayli öfkelendirmekteydi... Iste bu cekisme mini bir Galatasaray-Fenerbahce rekabetinin olusmasina zemin hazirliyor yavas yavas...

Elbette hala Trabzonspor'un büyüklügüne erisemez Sivasspor, ama ilerleyen yillarda da bu basarilarini istikrarli bir sekilde sürdürürlerse, Trabzonspor-Sivasspor rekabeti ligimiz icin de hayirlara vesile olabilir...

Son sampiyon tükenirken...

Ronnie O'Sullivan'in dünkü session sonrasi hic tad vermedigini yazmistim, bugün bu gercek oldu.... Dün 9-7 önde bitirdigi session sonrasi bugün son sessionda karsi karsiya gelen bu ikisimden Mark Allen, Ronnie'yi agir bir yenilgiye ugratarak, karsilasmayi 13-11 kazandi... Böylece, son sampiyon daha ikinci turda turnuvadan elenirken, kendisinin, uzun süre sonra bu turnuvayi üstüste kazanan ikinci oyuncu olma hayallerini de suya düsürmüs oldu... 

Skorun 13-11 olmasi esasinda bahsettigim gibi cok agir bir yenilgi olmadigini gösterebilir bize ama oyun anlaminda bakarsak, Mark Allen degil de, daha güvenli ve daha az riziko ile oynayan bir oyuncu olsaydi bu kadar uzun süre de sürmezdi mücadele... Ronnie O'Sullivan'i bu kötü formla en düsük berbat oyuncular bile yenebilirdi zaten...

Diger karsilasmalarda, mesela Hendry, Junhui cekismeli bir mac sonunda gecti... Murphy, Fu'yu resmen masadan siliyor. Aktuel oyun sonucu 11-3... Yani Fu'nun fazla sansi yok... 

Freitag, 24. April 2009

Ronnie hic tat vermiyor..


The Crucible, diger bir ifadeyle Snooker Dünya Sampiyonasinda ilk tur mücadeleleri tamamlandi... Ilk turda hic süpriz yasanmadi, bütün favoriler, Maguire, Selby, Higgins, Murphy, Hendry, Robertson, Fu, Junhui, O'Sullivan, Allen, Carter vs. yoluna devam eden isimler oldular... 

Ikinci turda, Murphy-Fu, Junhui-Hendry gibi bir hayli ilginc ve heycanli gecmeye aday karsilasmalari izleyecegiz... 

Burdaki Murphy-Fu eslesmesi beni cok mutlu etti... Az evvel baslayan karsilasmayi Murphy 2-1 önde götürmekte... Bu eslesmeden mutlu oldum zira, Fu, son zamanlardaki bütün eslesmelerinde Ronnie'e karsi bariz bir üstünlük kurmus durumda ve onun korkulu rüyasi olma yolunda... Murphy ise Fu'yu pekala eleyecek gücte bir isim ve Ronnie asla ters gelmemekte... En formda zamanlarinda dahi O'Sullivan'in Murphy'i 6-0 vs gibi ezici skorlarla gectigini biliyorum...

Kagit üzerinde kolay gecmesi beklenen Ronnie O'Sullivan-Mark Allen mücadelesi ise bir hayli büyük bir cekismeye sahne oluyor... Dün baslayan ve bugün ikinci "session"a devam edilen mücadelede, taraflar 6-6 esitlik halinde... Ronnie'nin performansi hic de icacici degil... Biliyoruz ki Ronnie zaten turnuvalarin sonlarina ve büyük maclara dogru aciliyor ve gercek performansini o zamanlarda sergiliyor... Ama öbür taraftan bu "tuhaf"lik onun cogu zaman beklendiginden daha evvel elenmesine yol acabiliyor... Mark Allen karsisinda da elenmesi hic de zayif bir ihtimal olmayan bir Ronnie görüyoruz...

Taraftari degilim ama mantikli düsündügümde turnuvanin favorisi gördügüm Higgins ise tam da bekledigim gibi oldukca "solid" bir performansla ilk turu gecti ve hakikaten de cok ciddiye alinmasi gereken bir isim...

Gelismelerle birlikte olmaya devam edecegiz efenim....

Fink ve Besiktas iliskisi...

Besiktas'in Frankfurt'un orta saha oyuncusu Michael Fink ile anlastigi yazilmakta Türk basininda... Mevzuu hanüz Alman basinindan da teyit edemedim... Lakin en son ki Ernst tecrübesi bu haberlere karsi daha ikna kiliyor beni...

Su kesin: Fink Frankfurt'tan ayrilacak... Ama nereye? Iste orasi muglakti simdiye kadar... Ama dedigim gibi yerli basinda imza atildigindan bahsediliyor... Olabilir..

Bunun dogru oldugu kabulunden hareketle konuyla ilgili birkac sey söylemek isterim: Her seyden evvel Ernst'in performansinin tatmin edici olmaktan da öteye gecmesi bu transfere daha da hevesli kilmistir Besiktas kanadini ve tahmin ediyorum, ortada duran bu Ernst olgusu olmasa, su anda bu transfere karsi daha fazla süpheyle bakilcakti...

Fink, Ernst ile kiyaslanamaz bile... Ondan daha genc, ama Ernst, Milli Takima kadar yükselmis bir kariyeri cebinde tasiyordu buraya gelmezden evvel. Her ne kadar Besiktas'a gelmeden hemen önceki performans seviyesi, bugünkü Besiktas'ta gösterdiginin cok altindaysa da Fink ile yine de deger skalasinda kiyaslanamazdi... Yani aslinda Besiktas icin bir hayli soru isaretleri icermesi muhtemel bir transfer ile karsi karsiyayiz...

Bu sezon Frankfurt'ta 27 lig macina cikmis... Bunlardan 24'ü ilkonbirde. Frankfurt ile attigi gol sayisi 5. Bir önlibero icin fena bir sayi degil bence... Objektif kriterlerle yapilan degerlendirmeye baktimizda ise, Frankfurt genel kadrosu icerisinde en faydali olmus oyunculardan birinden bahsettigimizi söylebiliriz... Lakin bu da cok fazla umutlu olmayi gerektirmiyor... Zira, Fink'ten daha az sayida forma giyse de performans ortalamasi, ayni kriterler geregince cok gerisinde kalmamis Galatasaray'dan tanidigimiz Inamoto'nun... Ondan süphesiz daha üstün bir isim Fink, ama Ernst'in yarattigi heycani ve iyimserligi cok cabuk olumsuza cevirebilecek bir isim olma potansiyelini yine kendi icerisinde tasiyor...

Hülasa, Besiktas'a, tipik bir Alman caliskanligi ve disiplinli profesyonelligi ile faydasi olacaktir, ama bu beklentileri karsilar mi veya ne kadar karsilar, benim icin kocaman bir soru isaretidir... Transfer ettigimiz oyuncunun Bundesliga'nin ortanin alti seviyelerinden bir takimin oyuncusu oldugunu unutmayalim...

Mittwoch, 22. April 2009

Martin Lanig


Gectigimiz sezon 2. Bundesliga'da Fürth'te tanidim ilk kendisini... Ondan beridir de severek ve ilgiyle takip ederim... Buraya yazmak icin de gec bile kaldim. 

Dikkat Cekenler serisinin nadide bir parcasi o benim icin. 1984 dogumlu Lanig, santrafor arkasi oynayan bir oyuncu. Hücumcu bir orta saha veya forvet diyebiliriz... Uzun boyludur ama oyuna olan agirligi fizik gücüyle degil, bilekleriyledir...

Bu sezon basinda, Fürth birinci lige cikmayi basaramadiysa da kendisi gösterdigi üstün performans sayesinde Vfb Stuttgart'a transfer oldu... Önceleri yedek kaliyordu ama son zamanlarda bütünüyle kendisini takima kabul ettirmeyi basardi ve ilk onbirin degismez isimlerinden... 

Bonservis bedelinin cok ucuk bir boyutta oldugunu sanmiyorum en azindan bir süre daha... Kulüplerimizin yakindan takip etmesi gerektigini düsünüyorum kendisini...

Dienstag, 21. April 2009

Hani Daum Fener'e geliyordu?

Star Gazetesi spor servisinin yaptigi bir haberden bahsetmistim daha evvel blogta. O haberin yalan oldugunu iddia etmistim, bugün Express'te yayinlanan bir Daum röportaji o haberin hakikaten de "bomba" oldugunu kanitlayan cinsten...

Zira Daum acikca söz veriyor ve "seneye de burdayim, cok isimiz var" diyor...

Röportajdan bazi satirbaslari:

-Mondragon, sürekli aldigi paranin artirilmasini talep ediyor, bu takim icinde ligte kalma mücadelesinin yapildigi su asamada huzursuzluk yaratmiyor mu?

-Ben ondan cok memnunum. Cok iyi bir performans sergiliyor. Gelecek yili da onunla planliyorum. Alacagi para ile olan bölüm ise benim is alanima girmiyor..


-Yönetimin destegini hala arkanizda hissediyor musunuz, Stuttgart macindan sonra bazi elestiriler vardi

-Elestirileri kulak arkasi ettim. Ama su anki telasi anlayabiliyorum. Takimdaki istikrarsizlik tabii ki sinirleri bozdu... Bu da bir takim duygusal tepkilerin olusmasina yol aciyor. Yönetim cok iyi bir is basardi... Bu yönetimle cok iyi bir yerlere gelecegimize inaniyorum. Ve tekrar etmek istiyorum: Biz simdiye kadar, hedefimize ulastik. Geriye kalan haftalarda da iki galibiyet daha alip, hedeflemiz oldugumuzun da üzerinde bir yerlerde ligi bitirecegiz. 12. sirada ligi bitirmek benim icin optimal bir sonuc.


-Gelecek yil da FC'de kalacaksiniz?

-Evet, gelecek sezonda burdayim. Bundan yüzde yüz emin olabilirsiniz. Bu konuda hic acik kapi birakmak istemiyorum.


-Ama Schalke'nin teknik direktör arayislari icerisinde sizin de adiniz geciyor sürekli?

-Bu konuda benim yapabilecegim bir sey yok. Su ama kesin bir sekilde söylebilirim: Schalke yönetiminden herhangi bir teklif almadim. Burda devam etmek istiyorum.


-Hedef?

-Ligten cikma olaganüstüydü. Simdi kümede kalmayi basarmaliyiz. Bu tam bir varolus savasi. Gelecek sezon da büyük bir is bekliyor bizi. Ligte daha yukarilara dogru hareketlenmek istiyoruz. Ücüncü sezonda ise cok daha büyük hedefler pesindeyiz...


-Bu demek oluyor ki, siz daha uzun süreler FC'desiniz?

-Evet bu konuda takima simdiden söz verebilirim.


Bunlar tamami degil, bazi oyuncular hakkinda vs de aciklamalar var Daum'un. Ilgilenenler surdan devam edebilirler.

Sonunda!


Ugur Boral kadro disi birakilmis... Sivasspor ile oynanacak macin kadrosun alinmamis... 
Disiplin cezasi uygulanmis... Ankaraspor macinda Deivid ile sahada girdigi tartismalar ve pesisira oyundan ciktiktan sonra kulübedeki tavirlari yüzünden...

Böyle bir tavir icin gec bile kalindi bence... Hatta kendisinin Sivasspor macinda degilse bile hafta sonu yeniden takimda yer alacagini düsündügüm icin bu cezanin aslinda yetersiz de olduguna inaniyorum...

Montag, 20. April 2009

Favoriler tam gaz....



Ilk iki gün sonucunda alinan sonuclarda süpriz cikmadi Sheffield'teki dünya sampiyonasinda...

Ronnie O'Sullivan-Bingham: 10-5
Steven Hendry-Williams: 10-7
King-McLeod: 10-6
Carter-Greene: 10-5
Dott-Hawkins: 10-8

Bunlar iki günlül periyodlarin sonucunda tamamlanmis olanlar... Bir de bugün baslayan ve yarin tamamlanacak olanlar var. Onlarda da aktuel durum su sekilde: 

Mark Allen-Gould: 7-2
Selby-Walden: 6-3

Bu iki karsilasmanin yaninda yarin iki yeni mac daha baslayacak. 

Marco Fu-Swail
Junhui-Wenbo

Allen-Gould karsilasmasinin galibi ki sonuclardan belli kimin galib gelecegi, O'Sullivan ile karsi karsiya gelecek...

Marco Fu'nun da bir an evvel elenmesini temenni ediyorum. Ronnie onu son zamanlarda hic yenemiyor ve artik nerdeyse Besiktas karsisindaki Fenerbahce gibi olmaya basladi...

Sonntag, 19. April 2009

Bu yönetim gitmeli mi?


Bu sezon ortaya cikan olumsuz sonuclar, taraftarlari isyana sürüklemeye basladi... Zaten millet olarak kanimiz kaynar sürekli, cok severiz böyle ani kararlar vermeyi, yakip yikmayi, herseyi sil bastan almayi vs...

Gercekten de bu sezon alinan bu berbat sonuclarin sorumlusu, ya da daha dogru bir ifadeyle en büyük sorumlusu Fenerbahce yönetimi... Bunda süphe yok. 

Lakin burda dogru olan yönetimin sapkasini ceketini alip, cekip gitmesi midir, yoksa durup hatalarini düzeltmesi mi? 

Taraftarlarin bazisinca yapilmasi gereken belli: Yönetim istifa . Olabilir, dogrusu bu olabilir; bilmiyorum. Ben öyle düsünmüyorum... 

Fenerbahce'yi tutmaya basladim baslayali, yönetimde bulunan ekipleri hatirliyorum da, bir anda aman Allah'im sakin gitmesin bu yönetim bir yere diyesim geliyor...

Lukovcanlari, Pesicleri alip gelenler, Hoticleri transfer edenler, Bursasporlu vasatin vasati Fethi'yi dahi transfer etmeyi beceremeyenler, kulübü kendi cikartlari ve reklami icin kullanmaktan baska hicbir sey yapmayanlar... 

Bütün bunlar bundan evvelki yönetimden aklimda kalanlar... Bu hatalarin bazilarini bu yönetim de yapmadi mi; tabii ki yapti... Yoksa neyi tartisacagiz burda! Ama ayni zamanda sefilleri oynayan bir takim dünya devleriyle ayni düzeyde gelir elde eden bir kulüb haline geldiyse bu bu yönetimin sayesinde olmustur...

Simdi burda kimse kalkip Fenerbahce büyük camiadir, hicbir zaman sefilleri oynamamistir hamaseti yapmasin... Pekala sefil ve kepaze oldugu dönemleri oldu bu kulübün... Wagenhauslar, Hoticler, sadece sig futbol bilgisinin ürünü olarak giymedi bu takimin formasini, parasizliktan alinmak zorunda kalinan isimlerdi... Toprak diye bir insani transfer ettiler, Ali Nail'i vs. yilin transferi diye... Bu derece düsmüstü ayaga... Cengiz kurtarici olacakti güya... 

Ve yine kimse cikip da, Fenerbahce sayet dünyanin dev kulüpleriyle ayni ekonomik gelir elde eden kulüb olmussa bu Fenerbahce ürünlerini alan büyük traftarlarinin sayesinde olmustur da demesin... Cünkü en az Fenerbahce'ninki kadar büyük belki daha kalabalik bir Galatasaraylilar toplulugu var... O kulübün gelirleri neden Fenerbahce'ninkinin yanina yaklasamiyor... Bunlar kadar yoksa da Besiktas'in yiginla destekleyeni var; o kulüb de maddi anlamda Fenerbahce ile yarisamaz... Bütün bunlar bu yönetim sayesinde olmustur... 

Herkes, PVH'lerin, Anelkalarin, Ortegalarin, Alexlerin formasini giydigi bir takimda Josico'nun, Maldonado'nun ne isi var diyor... Haklilar ama, o bahsi gecen isimleri alip getireler de bu insanlar degil miydi? 

Ezeli rakiplerinin stadyumlarinin hala yenilenemedigi bir halde Fenerbahce'nin stadyumunda bir UEFA finali oynanabilecekse, bu bu yönetimin sayesindedir... O bicimsiz stadyumunda, sadece belirli bazi yerlerinde oynama yapilmis, restore edilmis halde hala futbol oynamak zorunda olabilirdik, baska bir yönetimle... 

Daha iyisi gelebilcekse tabii ki gidebilirler, itirazim yok ama, elimizdeki örneklere bakiyorum... Dedigim gibi hemen kabus gibi Tahsin Kaya, Güven Sazak, Ali Sen, Vefa Kücük, Hasan Özaydin, Sadettin Saran isimleri aklima geliyor ve "yok yok bu insan malzemesinden daha iyi bir yönetim bulunamazdi" diyorum...

Aragones disiplini!


Aragones'i tüm bu berbat bilancoya ragmen seviyorum...

Lakin onu bazi noktalarda hic anlayamiyorum... Bu noktalardan bir tanesi de onun cok övülen o disiplin hadisesi...

Kim nerden ne sekilde cikartti bilmiyorum ama israrla Aragones'in cok disiplinli bir insan oldugu söylendi durdu...

Ama ilginctir ben Fenerbahce'de bu sezon hicbri disiplin kontrolü be hamlesiyle karsilasmadim...

-Kazim'in sürekli olaylari yansiyor basina bunlarin hepsi degilse de en azindan bir kismi dogrudur, bakiyorsun Kazim yine de takimda mütemadiyen yer bulabiliyor...

-Ugur Boral oynadigi rezalet futbola bakmadan oyundan her cikartilisinda el kol hareketleri, sevimsiz jest ve mimiklerle yakalaniyor kameralara yedek kulübesine otururken...

-Selcuk gecen hafta kaleyi tekmeleyerek cikti oyundan bugün baktik Ankaraspor macinda kaptan yapilmis... Onun yerine oyuna giren ve gecen haftaki o berbat Fenerbahce'nin en iyisi olan Deniz yine kadroda yok...

Simdi disiplinli olan takim buysa, disiplinsizlik nasil olacak bilmiyorum, bilen varsa aydinlatsin beni lütfen...

Tükenmis takim....

Fenerbahce takim halinde bitmis... Aziz Yildirim israrla takimina güvendigini söylerek onlari kalan maclar icin motive etmeye calissin, onlarin sahada iki pasi üstüste yapacak mecali yok... 

Esasinda Fenerbahce'nin sorunlari ikinci yari basladigindan itibaren hep ayni:

-Rakip sahaya topu tasimakta zorlaniyor... 
-Ileri uc oyunculari topu ilerde saklayip ortasaha oyuncularinin ileriye cogalmasini saglayamiyor... 
-Oyunu kenarlara yaymakta zorlaniyor...

Bütün bunlari takimin yetersizligine yormak da dogru olmaz... Bazi maclarda pekala bu oyuncular bu sezon iyi oyun cikarttilar... Ama maalesef bu cok az sayida kaldi... Onun disinda Aragones, oyun sisteminde cok tutucu davrandi... Iyice kilitlenen ve rakip takimlari acma konusunda cok fazla ise yaramayan mevcut sistem üzerinde hicbir oynamaya gitmedi... Sistem üzerindeki bu israrini bir noktaya kadar anlamak mümkün; uzun süreli mac pratigi ile sistemin tikir tikir islemesini saglamak istiyorsun... 

Iyi de o halde, o sistem icerisinde aksaklik gösteren oyuncular üzerinde neden hicbir degisiklik yapilmiyor?

-Ugur Boral her hafta dökülüyor, ama bir sonraki hafta yine takimda... 
-Guiza her macta dökülüyor, ama Ilhan'i bir kez olsun onbire koymak aklina gelmiyor hocanin...
-Deivid, taninmayacak halde, Kazim da, ama hala Gökhan Emreciksin oynayamiyor... 
-Deniz oyuna girdigi her macta Selcuk'tan da Emre'den de, hatta Deivid'den de üretken oldugunu gösterdi hücumda, ama bir sonraki hafta yine takimda olamiyor... 

Böyle oldugu zaman haliyle, formsuz oyunculari kenara alip bir süre onlari dinlendirme ve belki de yeniden sarj olmalarini saglama, öbür taraftan da yedekte bekleyen oyuncularin kendilerini göstermelerinin önüne gecmis oluyorsunuz...

Sözgelimi bugün de, Ugur Boral yerine giren Vederson, Kazim'in yerine giren Gökhan ve Deivid'in yerine giren Ilhan, sonucu degistirmeye yetmediyse de seleflerinden cok daha iyi performans gösterdiler... Oyuna hareket getirebildiler... Ama haftaya yine hicbir oynamayak... Biliyorum.

Yazik oldu; cünkü sampiyonluk zaten haftalar önce kacmisti ama ikinci olup sampiyonlar ligine gitme ihtimali Fenerbahce'nin yine de oldukca yüksekti... Cünkü Sivas'i ve Trabzon'u alta almak geri kalan haftalarda hic de olanaksiz degildi ama, anlasilan oyuncularin bunu istedikleri yok...

Kendileri bilirler... Benim esas merak ettigim, bu dökülen kadro icin neden yönetimin israrla sözlesme uzattigi... Halbuki bitmis bir kadro ile karsi karsiyayiz...

EK: Blog camiasinda, Bülent Uygun'un ve Aykut Kocaman'in Fenerbahce'ye bilerek yenildiklerini söyleyip duran ici pislik dolu asagilik yaratiklar dolasiyor... Umarim ilk yaridaki Sivasspor maci ve bu Ankaraspor maci bahsedilen yaratiklarin iclerindeki pislikleri ortaliga dökmelerinin önüne bir süre gecer... 

Samstag, 18. April 2009

Come on Ronnie!

Dünya Sampiyonasi 2009 bugün son sampiyon Ronnie O'Sullivan'in iddiasiz rakibi Stuart Bingham ile olan maciyla acildi...

Daha önce söyledigim gibi bu turnuva en uzun maclarin yapildigi turnuva... Toplamda 19 Frameden olusuyor ilk karsilasmalar... O yüzden karsilasmalar iki bölüm halinde oynaniyor, tabii her bölümde kendi arasinda ufak molalara sahne oluyor... Ilk macin ilk bölümünün ilk 6 frameini izledim... Cok iyi basladigi karsilasmayi 2-0 önde götürürken Ronnie, pespese yaptigi safety hatalariyla üc frame üstüste kaybederek 2-3 geriye düstü... Altinci frame ise, bir hayli sasnsiz bir sekilde kaybedildi, Bingham tarafindan... Macin gidisati geregi ben su yedinci frame bitene kadar kahvaltimi yapar gelirim derken, döndügümde macin ilk bölümünün bittigini ögrendim... Anlasilan ben tvnin basindan kalkinca cosmustu Ronnie ve ilk bölümü 6-3 önde bitirmis... 

Karsilasmanin ikinci bölünü bugün aksam.. Ögleden sonra ise günün ikinci önemli maci, Mark Williams ise Steven Hendy arasinda yapilacak... Captan bir hayli düsmüs bu iki efsanenin maci benim icin ilgi cekici degil ama belki eski hayranlarinca izleyeme deger...