Sonntag, 22. März 2009

About Schmidt


Daha önce en sevdigim filmlerle ilgili bir liste yazmistim... Nasil olduysa bu filmi atlamisim... Benim cok "derinlikli" kriterlerim yoktur... En önemli kriterim filmin etkisinde günlerce kalabilmis olmaktir... Filmi izledikten sonra ne kadar cok cevremdekilere teklifsiz filmden sahneler anlatmaya basliyorsam, sabah kalktigimda aklima düsüyor, gece uyumadan evvel hatirliyorsam o kadar iyi olmustur o film... O kadardir yani...
About Schmidt, dün kacinci defa izledim bilmiyorum, her zaman beni simsiki sarmayi basarabilmis bir filmdir... Öyle ki, benim zihnimde kendine yer acmis ve filmden sonra DVD reyonlarinda dolasirken, ister istemez onun tadini alabilecegim filmler var midir acaba diye hep benzerlerini ararken yakalamisimdir kendimi... durmadan...
Dün bir kez daha izledim, üstelik de Fenerbahce'nin macinin oynandigi bir günde... Maca tercih ettim... Güney Kore'nin daglarinda dolasan uzak dogulu "mönsch"lerin huzuruna eristim yeniden...

Samstag, 21. März 2009

Galatasaray, Karim Haggui'ye sulaniyormus...


Öyle diyor Köln merkezli bölgesel gazete Express. Bu sezon basina kadar 11'in degismez isimlerindedi... Bu sezon hep yedek kaldi... Iyi de oldu bence. Cok yakindan takip etmedim ama, ilginctir; sürekli büyük hatalar yapan bir isim olarak dikkatimi cekerdi... Ya o hep bana denk geliyordu... Bilmiyorum, ama ben cok taraftari olmazdim böyle bir transferin...

Sonucu basindan belli mac; Sivasspor-Besiktas: 1-1


Sonucu basindan belli-idi diyorum ama, macin özellikle ikinci yarisindaki görüntü macin her an taraflardan birine gidebilecek bir potansiyeli tasidigini glsteriyordu.
Gecen haftadan Fenerbahce ve Galatasaray'in bu yarista artik isleri bitti demistim. Sagolsun, Fenerbahce beni utandirmadi, dün. Önümüzdeki maclarin sonucuna göre Galatasaray konusunda da hakli olup olmadigimi görecegiz... Yine büyük konusacagim ve bugünkü sonuclar itibariyle bu ilikinin yanina Trabzonspor'u da ekleyecegim...

Dönelim yeniden haftanin en önemli macina...

Sivasspor'u bu ligi yakindan taniyan herkes cözmüs durumda... Geride rakibi oldukca sert bir futbolla durdurmaya calisiyorlar... Sonra tempolu baskin hücumlarla gol bularak öne gecmeye calisiyorlar... Sayet bunu basarirlarsa ne ala; o vakit gerideki sertliklerinin dozajini artirarak o skoru korumaya ugrasiyorlar... Rakip bugünkü Besiktas gibi erken bir geri dönüs golü bulursa bu taktikleri suya düsebiliyor... Ama bulamazsa ikinciyi de yine bir kontradan bularak maci alabiliyorlar... Bu oyun anlayislari onlari sevimsiz kilan etmenlerden... Ama kadro ve taktik olgunluk anlaminda daha fazlasini da bizlere sunamayacak bir takim, bahsettigimiz... Eger Sivas, golü yiyen taraf olursa, özellikle de böyle büyük maclarda, oyun disiplininden hemen kopmasi ile ünlü bir takim... Fenerbahce maclarinda bunun örnegini gördük... Bugünkü macta böyle bir duruma düsmemis olmamalari ise tam bir sans... Sayet kupada oynanan Galatasaray macinda da Kamanan'in o füzesi olmasa, orda da ayni sikintiya girerlerdi... Neyse, konumuz bu mac...


Besiktas ise tipik bir Mustafa Denizli takimi... Allah düsman oldugum bir takimin basina dahi vermesin bu hocayi... Besiktas Mustafa Denizli ile sampiyon olabilir, sorun o degil... Ama hicbir vakit ne oynadigi belli olan, sistemli ve kisikli bir takim olamaz... Yoktur cünkü Denizli'nin heybesinde bunlarin karsiligini verecek yetiler... Kadrosundaki lig standartinin üzerindeki oyuncularin sirtini yüklenip giden bir takimdan bahsederiz sürekli, onun calistirdigi takimlarda... Bu macta da ayni manzara ile karsi karsiyaydik... Yusuf'un tamamiyle bireysel yeteneklerine bagli solosu ile iceri katedisi ve sonrasinda Tello'nun cektigi güzel sutla elde edilen gol, tüm bir doksan dakikada bahsedebilecegimiz Besiktas adina...

Besiktas'ta da, Ernst son haftalardaki formunda uzakti... Ekrem Dag, Murat Erdogan ile girdigi her mücadeleden maglup ayrildi, ama buna Denizli'nin bir cözüm aramayisi cok ilgincti... Sivas'in golü de burdan geldi... Sivaspor'da ise, Murat Erdogan'i cok begendim... Genelde begendigim Musa Aydin fevkalade kötüydü... Takima adina harcadigi iki pozisyon ise akil almaz derecede önemliydi... Thum en önemli isleri yapan isimlerden, golü de o atti.

Mehmet Yilmaz icin uzun uzun birseyler yazmak lazim ama, simdilik kisacik geceyim... Ikili oyun nedir, nasil oynanir konusunda zerre kadar fikri olmayan, futbol zekasi sifir bir isim.... Allah'tan, kendi adlarina, Galatasaray böyle bir isim icin 5 Milyon Euro vermemis devre arasinda...

Melih Gümisbicak ile ilgili de dikkatimi ceken bir husus vardi... Lig TV spikerleri en kücük ve masum konularda dahi yorum yapmadan mac anlatmalariyla biliniyorlar ve bu yönleri aslinda benim icin cok büyük bir eksiklik... Tarafsiz olmak adina cok kuru ve yavan bir durum cikiyor cünkü ortaya... Hal böyle iken; Melik Gümisbicak'in, Sivassppor'lu Ibrahim'in gördügü sari kartla ilgili "gec bile kaldi bu karti görmek icin" laflari cok dikkat cekiciydi... Hakli olmasina hakliydi ama, genelde böyle davranmadiklari icin dikkat cekiciydi...

N'oldu, rengin soldu..?


Karl-Heinz... Degil mi ki o, futbol dünyasinin gelmis gecmis en beyefendi insani Ottmar Hitzfeld'i tüm kameralarin önünde "Fußball ist kein Mathematik, das man berechnen kann" diyerek elestirmeye kalkmistir... Iste o gün bugündür ne Bayern'i ne bu arkadasimi sevebilmisimdir....

Arkadasimizin dün, SL Ceyrek Finalde Barcelona ile karsilasacaklarini ögrendigi anda yüzünün aldigi hal... Avrupa Yakasi'ndan Dursun'la selamlayalim kendisini...

Aha! Kahn Schalke'ye menejer olma yolunda...O je...


Kisa bir süre önce kovdugu pek antipatik ve bir o kadar da beceriksiz Müller'in yerine Schalke menejer arayislarini sürdürüyor... Basina yansiyan haberlere göre, bir süreligine hakkinda Hoeness'in yerine gececegi yönünde spekülasyonlar yapilan Kahn Schalke'ye menejer olmak üzere... Görüsmeler iyi yoldaymis... Gelismeleri ve konuyla ilgili daha genis bir öznel yorumu ileriye sakliyorum...

Gürkan Zengin atv'de...


Fuat Ugur'un gelisiyle birlikte iyice AKP yanlisi bir cizgiye kayan ve oldukca kan ve prestij kaybeden atv Haber'i kurtacagini sanmiyorum ama, yine de kanala renk ve heycan vereceginden dolayi yerinde bir transfer olarak görüyorum Gürkan Zengin'in CNN Türk'ten atv'ye gecisini...


Ana Haber ile bir iliskisi olacak mi; tabii henüz belli degil...

Freitag, 20. März 2009

Bursaspor-Fenerbahce: 2-1

Gecen haftaki Kocaelispor macindan sonra artik bu sezon bu takimin hicbir macina gitmeyecegim demistim, sözümü tuttum ve bu maca gitmedim... O yüzden macla ilgili birsey söyleyemeyecegim...

Skordan ve atilan gollerin dakikasindan gecen haftaki Kocaelispor macindaki gibi bir tablo ile karsi karisya kalmis olabilecegimizi saniyorum macla ilgili...

Ben bu maci Fenerbahce'nin kesinlikle kazanip yine bir "yalanci" heveslendirme isine girecegini saniyordum taraftarini ama Allah'tan bu hafta olsun istikrar sahibi oldular da bu kötü sakayi yapmadilar bizlere...

Hep söylüyorum, kac mactir... Fenerbahce'nin kadrosunda ciddi bir revizyona ihtiyac var... Ama maalesef kadronun iskeletini olusturan herkes ile zaten uzatildi sözlesme... Bu demektir ki, Aragones gidecek buralardan sene sonu... Bu durumun Fenerbahce'ye faydasinin dokunacagini ise sanmiyorum... Yani demem odur ki, sadece bu sezon degil, gelecek sezon icin de yeni birsey yok pek...

Poldi-Pixel

1. FC Koeln kulubü veyahut taraftarlarinin parlak bir fikirle hayata gecirdikleri Poldi-Pixel projesi bir hayli hizli ilerliyor. Resim oldukca büyük oldugu icin üc parca halinde ScreeShot yaptim ve üc resim sirasiyla yukardan asagiya dogru Poldi-Pixel projesinin bütününü sergiliyor...

Ekranda acilir acilmaz göründügü icin resmin üst taraflari hemen doldurulmus ama asagilar hala yayla gibi. Bir tek kulüb üyesi bazi iyi niyetli insanlarin verdigi birkac mesaj var ama onun disinda oralarin isi daha cok...






Van Bommel: Ich bleibe- ach wie schade!

Bir hayli güzel hayaller kurmustum ama suya düstü... Bayern ile Van Bommel bir yil daha uzatmislar.

Arda, yapma gözümsün...

Galatasaray'in icerisinde sempatik buldugum tek sima-dir kendisi. Haliyle sevdigim bir isimdir... O soldan soldan böyle ceylan gibi seke seke rakibi dagittikca, "neden Fener'de degil bu adam" diye gipta ederim...

Bu sevimli insan dün mactan sonra, anladigim kadariyla dramatik beraberligin verdigi üzüntüyle, elenisin faturasini kendileri 'Kadiköy'e gidecek diye yüregine inmek üzere olanlara' kesmis. Adres belli... Buyrun iste Fenerbahceliler, rahatlayin, daha da ötesi bir yerinize kina yakin, elendik diyor...

Arda'nin haklilik payi yok mu; var... Hakikaten de onlar Kadiköy'de oynarlarsa biz yerinden dibine gireriz diyen yiginla Fenerbahceli var...Galatasaray'in orda final oynamasini gönülden isteyen Fenerbahceli var miydi bilmiyorum, ama hic umursamayan Fenerbahceliler de coktu... Benim gibi...

Bir de meselenin öbür tarafi var... Camia olarak, grub maclarindan itibaren kendini bu sekilde motive eder havalara girersen... Yani Kadiköy'de final oynayacagiz seklinde... Birak taraftari, kulübünün yöneticileri rakipleri provake etme amacli hedefimiz Kadiköy'de final sloganlari atmaya baslarsa... Karsi tarafin zaten var olan düsmanligini daha da artirmaktan baska hicbir sey yapmamis olursun... Isler yolunda giderken, turlari gecerken iyiydi... Sagduyu cagrisi vs yapilmiyor daha ne olduki, iki takim eledik diye haavlara girmeyelim demek yoktu, aksine bu provakasyonlar devam ediyordu... Simdi kaybedince sitem etmek mi geldi aklina, esas kazanirken söylebilmek gerekiyordu bunlari...

Ama Milan'i dahi safdisi birakmis Bremen taraftarinda dahi final laflari edilmezken henüz, simdi ceyrek finaldeler hala sesleri cikmiyor, Galatasaray ta ilk maclardan beri kendi kendisini Kadiköy'de final oynayacagiz diye gaza getirmekle mesguldü... Bu durum karsi tarafin provake edilmesini gectim, takimi ve camiayi haddinden fazla beklenti icine soktugu icin önümüzdeki günlerde sözkonusu olmasi beklenen ev yapimi krizin de en bastan sebebi olacaktir... Cünkü, normal karsilanmasi gereken bir elenis, var olan büyük beklenti ve hayallerle birlikte ciddi bir travmaya dönüsmek üzere...

Fikri takip nerde?

Yazarlik namusu evvela fikr-i takip gerektirir. Bunu yapmayan yazarin "namus"undan süphe etme hakkimiz sonuna kadar saklidir...

Bugün yazacaklarini asagi yukari tahmin ettigim icin dün gece Mehmet Demirkol'un ilk mactan sonra yazdigi yaziyi cikartmistim... Bugünkü rövans macinda insan, elbette bir yazardan yapmasi gerekeni bekliyor ve bir fikr-i takip yapsin istiyor. Nedir o?

Yazdigi o son cümleye deginsin, hani "dogulular cikmadiktan sonra Galatasaray kesinlikle finalin ilk ismi..." öngörüsü... Ve megerse ne kadar yanilmisim deyip önce kendisine sonra bizlere saygisi oldugunu göstersin...

Ama yok bütün bir yaziyi aslinda icinde hicbir degerli analiz barindirmayan laf kalabaliklariyla gecistirmis... Yazinin sonunda agzinizda, "yahu zaten normalmis Galatasaray'in bu sonucu almasi" seklinde bir tat kaliyor...

Guerrero'nun o sansli golü olmasa Hamburg'un geri dönmeye ve beraberligi oynamaya ne niyeti ne mecali vardi... Ve sonucta nerdeyse ayni oyunla 2-0 bitebilirdi... O zaman Mehmet Demirkol'un, bugün yazisinda evvelki yazisinda yazdigi o "muhtesem" öngörüye atif yapacagindan, "bakin ben demistim" havasina gireceginden eminim...

Medyanin yeni Hincal'i olmak yolunda ilerleyen Demirkol'a bu yolda basarilar...

Mehmet Demirkol'un yazarligi...


"Doğu bloku takımlarından biri ile finale kadar karşılaşmadığı sürece Galatasaray bu kupanın bir numaralı adayı."

Böyle buyuruyordu Mehmet Demirkol, ilk Hamburg macindan sonra...

Kabul ediyorum, Galatasaray UEFA'da cok saygideger bir performans sergiledi... Ligtekiyle kiyaslandiginda özellikle... Sadece o da degil, Benfica ve Hertha performanslari ortada... Lakin bütün bunlar Galatasaray'i kupanin favorisi olarak göstermek olarak nasil yeterli olabiliyordu anlamiyorum... Dedigim gibi; Galatasarayli taraftarlari bu konuda anlarim. Onlarin cogu 80 dogumlular ve sonrasi... Galatasaray'in o tarihlerden bu yana Avrupa'da yaptiklari ortada... Ondan bu özgüven ve beklenti anlasilabilir...

Ama Mehmet Demirkol'a n'oluyor... Kendisi sözüm ona Türkiye'nin bu isi en iyi yapan isimlerinden. Böyle bir ismin biraz daha analize dayali konusmasini beklenmez mi?

Ne demek dogu bloku takimlarindan biriyle karsilasmadigi müddetce... Manchester City cantada keklik mi? Sampiyonlar Ligi'nden gelmis Aalborg'un ne oldugunu biliyor musun... PSG var.. Marsilya var... Milan'i saf disi birakmis Bremen var... Udinese var... Ne zamandan beri, bir Italyan takimi bir Türk takimi karsisinda rakip dahi sayilmaz oldu...

Analiz mi oluyor simdi bu?

Zico'nun son kurbani Lucescu...

Böyle diyordu bir haber basligi CSKA'nin Shaktar ile oynadigi ilk macin sonunda...

Zico'yu gönderdikten sonra Aziz Yildirim hem taraftarlar icerisinden hem de sütre gerisinde bekleyip firsat buldugu her anda kendisine saldiran medya cevresinin hedef tahtasina oturtulmustu...

Fenerbahce'nin gecen her basarisiz "günü", buna karsin Zico'nun elde ettigi her basari Aziz Yildirim icin korkulu rüyalar görmenin sebebi olabiliyor bu yüzden...

-Bak gördün mü sen Zico'yu gönderdin simdi takimin nal topluyor...
-Bak gördün mü senin gönderdigin Zico, UEFA'da firtina gibi esiyor...

Sanirsiniz Zico'lu Fenerbahce son iki sezonda kendi liginde firtina gibi esmis... Sanirsiniz Zico'nun Fenerbahcesinin lig performasi Aragones'inkinden cok farkliymis gibi.... Zico'nun takimi ilk senesinde 70 puan, ikinci senesinde 71 puan toplamisti... Ve o iki sezonda da lig bu sezonki kadar zor da degildi... Neyse...

Zico, CSKA'nin basina gecti... Hazir, kurulmus iyi bir takim. Daha yakin zamanda UEFA kupasini kaldirmis. Her sezon oldukca istikrarli sekilde hem de UEFA'da hem Sampiyonlar Ligi'nde performans sergilenmis...

Ama, aman Allahim o da ne... Sanki CSKA Zico gelmeden evvel bir hicmis gibi... Sanki CSKA normal sartlar altinda Aston Villa'yi gecemezmis gibi, sanki geldikten bir ay sonra eledigi Aston Villa macina kadar yoktan bir takimi var etmis gibi, basliklar hazirdi...

Zico'nun son kurbani bilmem kim... Zico firtisini esmeye devam ediyor... Zico'nun Kadiköy'de finale cikmasi ihtimali Aziz Yildirim'in rüyalarini kaciriyor vs vs vs...

Bütün bunlara takilmamin nedeni su: Bunlar aslinda Fenerbahce'nin mevcut durumunda istifade ederek, kulübü daha fazla kaos ve cikmazin icine sokma adina yapilan manipülatif haberler... Art niyet var gerisinde... Her sey bir tarafa, hastalikli ve haksiz bir yaklasim var...

E noldu simdi, Zico elendi... Ne diyecegiz, ayni mantikla "yahu bu Aziz Yildirim ne ileri görüslü adammis, görüyor musun su Zico'yu bir Shaktar'i gecemedi" demek gerekmez mi?

Donnerstag, 19. März 2009

Hamburg hak etmemisti ama...


Hamburg, karsilasmayi 3-2 kazandi ama. Sahsen ben onlarin bunu cok fazla hak etmedikleri düsüncesindeyim... Olayi söyle toparlamaya calisayim:

Ilk maci kendi evinizde oynamissiniz. Simdi rövansi deplasmanda yapiyorsunuz. Ilk mactan elde ettiginiz skor, 1-1, sizin icin dezavantaj teskil ediyor... Buna göre nasil bir taktiksel anlayisla cikarsiniz...

Ya rakibinize cok büyük bir saygi göstererek mümkün oldugunda tempoyu düsürerek, rakibin mac boyunca sabirla tek bir hatasini beklersiniz ve ona göre sonuca gitmeye calisirsiniz...

Ya da, 1-1'in üzerindeki tüm beraberliklerin size yarayacagini düsünerek olabildigince acik, saldirgan gol yemeyi göze alan ama ayni zamanda gol atmaya amacli bir tatiksel kurgu...

Hamburg aynen ilk mactaki gibi birinci secenegi tercih etti. Halbuki daha önceki karsilasmalar gösteriyordu ki, Galatasaray karsisinda tempoyu düsürürseniz onlar karsisinda hicbir sansiniz yok. Ama ne zamanki üzerine gidersiniz Galatasaray'in savunmasini hataya zorlayip gol bulabilirsiniz... Bordeux maci özellikle de bu gercegin cok net bir göstergesi önünüzde. 3-1 gerideyken iki kere Galatasaray kalesine gelen Bordeux birden bire istedigi sonuca ulasabilmisti... Yani aslinda Hamburg'un bastan beri yapmasi gereken, mac 2-0 olduktan sonra yaptiklariydi... Diger taraftan taktik ustasi denilen Jol'un tek bildigi sey, Serkan Kurtulus'un arkasina sarkarak pozisyon bulmaya calismak oldugunu koskoca ilk yarida görmüs olduk...

Bunun disinda, ikili pozisyonlardaki yavaslik ve yanibasindan gecen oyuncuya ayagini dahi uzatmaktan aciz Hamburglz oyuncularin cogunlugu, savunmadaki daginiklik karsilasma icin Hamburg'un hem mental hem de taktiksel acidan iyi hazirlanmadiginin kanitiydi... Zaten ilk olarak ligi, ikinci olarak da Almanya kupasini önemseyen Hamburg'un bu istemezligi de anlasilabilir bir yere kadar...

Böyle bir rakibi bulmusken Galatasaray'in turu gecememis olmasi ise onlar icin önümüzdeki günlerde kafa yormalari gereken konular olmali... Teneke takarak kovduklari Skibbe olsaydi, böyle berbat bir rakibe karsi basarisiz olurlar miydi; hic sanmiyorum...

Bu sonuc, birkac post öncede de yazdigim gibi turu kaybetmekten cok daha öte seyler ifade ediyor Galatasaray icin... Skibbe gönderilirken, en Skibbe'ciler dahi, "aslinda iyi oldu kan degisikligi gerekiyordu" diyorlardi... Simdi eminim yeniden bunu sorgulayacaklardir... Bülent'in simdiye kadar ki performansi bile tartisilmaya baslanacak... Bundan sonra ligte kaybedecegi puan ya da puanlar ciddi ciddi sikinti olacak onun icin... Galatasaray camiasinda beklentiler cok büyüktü cünkü... Vasati gecemeyen ve kupanin favorilerinden denilebilecek hicbir takimi dahi elememisken (ki elendikleri Hamburg dahi bu kupanin favorilerinden asla degil ve bir sonraki turu asla göremez) Kadiköy'e yürüyoruz havasina girmek bu beklentinin ve özgüvenin büyüklügüyle alakaliydi... Bu anlasilabilir bir durum, zira Galatasaray tartismasiz bu ülkenin avrupadaki en basarili temsilcisi. Gecmisteki basarilar ortada. Bütün bunlar elbette camia üzerinde ciddi beklentiler ve özgüven olusturuyor. Ama iste bir de realiteler var...

Öyle tahmin ediyorum, gelecek sezonu dahi göremeyecek Bülent Korkmaz Galatasaray'da...

Cüneyt Cakir

Gaziantepspor, Cakir'in hafta sonu oynayacaklari Trabzonspor macina verilmesine tepki göstermisler.

Bu ligte hakemler cok tartisiliyor. Güvenilecegimiz dogru düzgün kimse yok... Ama herhalde piyasadakiler icin bu yukardaki kadar berbati da yok hakemlerimiz arasinda. Digerlerinin, en azindan büyük bir cogunlugunun, yeneteksiz ve basiretsiz olduklarindan ötürü kötü yönettiklerini söyleyebilir, kötücül taraflarinin oldugundan öyle kolay kolay bahsedemeyebilirsiniz. Ama Cüneyt Cakir öyle mi; bana kalirsa kendisi sadece kötü bir hakem degil ayni zamanda bir hayli "kötücül" yönleri olan bir "insan"

Mesut Özil kadroda yok

Me-süt'ü Milli takima almamis Löw... Haber sitelerine düsmüs hemen bu durum... Esasinda Mesut'un "ulan ben zaten kendimi Alman hissediyorum, bi siktirin gidin basimdan" manasina gelecek cigliklarini duyduktan sonra bu konunun tamamiyle kapanmasi lazim. Ne hali varsa görsün, öyle ya artik onun, bir Podolski'den, bir Odonkor'dan hicbir farki olmamasi lazim bizim icin.

Lakin, bu haberi duyunca hafiften keyiflenmedim degil... Hani diyorlardi ya sürekli, "bu cocuk samimiyet istiyor", "bu cocuk 'beni bir mac kadroya alip sonra cagirmayacaginizi nerden bileyim, bana garanti verin' diyordu", hani bu cocugun gerekirse ayagina gitmeliydik ve gerekirse ona, icerdeki onlarca degerli futbolcuya vermedigimiz sözü verip, kadro garantisi vermeliydik vs... Iste bunlarin hepsinin Türk milli takimi tarafina yönlendirilmis haksiz elestiriler oldugunun ortaya cikmasi nedeniyle hafiften keyiflendim desem yalan olmaz, bu haber üstüne...

Ve gercekten Mesut ve daha da önemlisi Babasi, Türkiye Milli Takim yetkililerinden bu sartlarin yerine getirilmesini bekledilerse iki kat daha sevindirici hale geliyor bu haberler...

Bir turdan daha ötesi...

Galatasaray, bilindigi üze, sayet bugün Hamburg'u elerse UEFA'da ceyrek finale kalan takimlar arasina adini yazdiracak. Bu anlamiyla cok önemli bir mac, bu geceki mac. Ama isin derinine inersek, esasinda cok daha baska seylerde ifade eden bir karsilasmayla karsi karsiyayiz.

Hafta sonu oynanan Trabzonspor macinda galibiyetin kil payi kacirilmasi, esasinda Galatasaray camiasinin su anda ne kadar kirilgan bir zemin üzerinde hareket ettigini gösteriyordu... 2-5'lik Kocaelispor hezimetinin arkasindan kimi bazilarinin hatta fasistce cikislariyla kovduklari Skibbe'nin yerine gelen Bülent Kormaz'a karsi Lincoln'ü kenarda otutturdugu icin öfke kusulmaya baslanmisti. "Lincoln oynatilsaydi mac kaybedilmezdi" önermesinden hareketle daha cok bu isyanlar mayalaniyordu. Halbuki, Skibbe gittikten sonra etegi zil calanlar ve "iste büyük Kaptan", "Galatasaray'in aradigi ve ihtiyaci olan bu 'ruh' baska birsey istemez" gibilerinden nutuk atanlardi bunlarin bir kismi yine...

Bu durum, bugün Hamburg karsilasmasinin olasi bir olumsuz halinde camianin ve taraftarlarinin nasil tepkiler vereceginin de görüntüsünü sunuyor bizlere... O yüzden Galatasaray, bugün sayet Hamburg'u gecerse mütemadiyen ertelenmekte veya palyatif cözümlerle (Skibbe'nin gönderilip Bülent'in getirilmesi gibi) üstü örtülmeye calisilmakta olan kriz halinden uzaklasmak adina bir hayli önemli bir adim daha atmis olacak. Aksi taktirde, daha birkac gün önce el üstünde tutulan Bülent'in kovulmasi gerektigi tartismalari yapilmaya baslanip, yeni bir krizin esigine dogru sürüklenecek....

Dienstag, 17. März 2009

Santra'da Besiktas'in adi yok...


ATV'nin Santra'si, evet kabul ediyorum, hicbir ise yaramaz. Selcuk Manav'in ikide bir Ispanya, Fransa, Ukrayna yollarina düserek hazirladigi gereksiz bantlar ve birkac tuhaf yorumcunun yorumlarindan mütesekkil.

Ama yine de, yine bir baska büyük kanal olan Show TV'nin Alti Pas'indan daha cok saygi duyuyorlar izleyicilere. Her hafta saatleri belli. Sekmiyor. Düzenleri belli...

Neyse... Dedim ya zaten ise yaramaz bunlarin hicbirisi... O yüzden elestirilecek cok sey bulunur... Ama Santra'da dikkatimi ceken cok ilginc birsey var: Bu programda Besiktas'tan hic bahsedilmiyor. Her hafta mutlaka bir Tranzonsporlu konuk oluyor... Trabzonspor konusuluyor... Cüneyt Tanman ve Selcuk Yula sayesinde zaten Fenerbahce ile Galatasaray vazgecilmez. Mustafa Culcu da hakemlere giydirme vazifesini yerine getiriyor. Slecuk Manav da asli astari olmayan transfer dosyalarini haber diye millete kakalamakla mesgul. Ve program dikkatimi cekiyor bütün bunlarla tamamlaniyor ve Besiktas'tan bir kelime dahi bahsedilmiyor. E bu takim sampiyonluga kosuyor... Hadi onu gectim, Fenerbahce ve Galatasaray ile birlikte bir büyük de Besiktas degil mi? O halde neden deginilmiyor ona hic?

Hamburg'ta eksik var...


Galatasaraylilar bu sezon takimlarinin finale cikcagindan eminler... Nasil bu kadar eminler bilmiyorum, neyse... Bu durumun Fenerbahce cephesine de bir hayli korku saldigini ve Aziz Yildirim'in simdiden uykularinin kactigini söylüyorlar... Olabilir, umursamiyorum... Lakin birsey var ki, Galatasaray'in sansi da bir hayli yolunda gidiyor bu serüvende... En azindan simdiye kadar.

Hamburg en etkili elemanlarindan Petric'i Galatasaray'a karsi kullanamayacak. Ayni zamanda Trochowski ile ilgili de süpheler mevcut. Energie macinca aldigi darbeden dolayi...

Montag, 16. März 2009

Mehmet Ekici ve Deniz Yilmaz


Bu iki gencten birisini önümüzdeki günlerde Bayern'in "A" takiminda görürsek sasirmayalim...

Klose sakat. Alti ile sekiz haftadan bahsediliyor. Donovan yeniden Amerika'ya gitmis, neden gitmis bilmiyorum...

Toni de sakat bu aralar, neyseki haftasonuna yetismesi bekleniyor. Geriye bir tek Podolski kaliyor. Ki kendisi aslinda coktan köprüleri atmisti Bayern'le. Macburiyetten yeniden onun yüzüne bakmak zorunda kaldi. Yani, bu ayni zamanda Bayern'in paf takimindaki hücumcularin da A takimda kendisine yer bulabilme ihtimalinin ciktigi anlamina geliyor. En azindan yedek olarak. Paf takimindaki hücumculardan ikisi de resimlerdeki gencler: Mehmet Ekici (üstte) ve Deniz Yilmaz (altta).


Yalniz Deniz Yilmaz, ne yalan söyleyim, bende cok sempatik bir insanmis izlenimi uyandirmadi. Mesut Özil sevimsizligi aliyorum ondan.