Önce toplu sonuclar:
Hertha-Leverkusen: 1-0
Hamburg-Cottbus: 2-0
Wolfsburg-Schalke: 4-3
Bremen-Stuttgart: 4-0
Bochum-Bayern: 0-3
Hannover-Dortmund: 4-4
Köln-M'Gladbach: 2-4
Frankfurt-Hoffenheim: 1-1
Karlsruhe-Bielefeld: 0-1
....
24. Haftayi da Hertha Berlin lider kapatti. Berlinliler kendi evlerinde ligin en iyi hücum organizasyonuna sahip ekiplerinden Leverkusen'i gecerek sampiyonluk yolunda cok önemli bir engeli astilar. Karsilasmada daha iyi gözüken Leverkusen'di. Bence Türkiye liginde olsa bir hafta tartisilacak bir hakem karari vardi lehlerine verilmeyen penaltiyla ilgili. Cok gol kacirdilar ve sonucta bu sezon sikca gördügümüz Berlin sansi ve efektivitesine teslim oldular. Herhta'nin ne oldugunu Galatasaray karsisindaki performansiyla bizim ülkenin futbolseverleri yakindan ögrendi. Böyle bir takim Bundesliga lideri olmasi, herseyden evvel Bundesliga adina utanc verici. Ne ki bu haftaki galibiyetlerine cok moralim bozulmadi zira bu sefer paralari sayesinde mütemadiyen Köln'ün yetistirdigi degerlere sulanan Leverkusenlileri yendiler...
Essegini dövemeyen semerini dövermis derler. Galatasaray karsisinda dökülen Hamburg, disini ligin derbeder takimlarindan Cottbus'a gecirdi. Cottbus yazik, yavas yavas kümeye dogru yol almakta. 22 puanla 17. siradalar.
Ikinci yarinin lideri Wolfsburg, hafta ici sevimsiz menejerleri Müller'e yol vererek krize cözüm arayan ve bu sayede ayni zamanda beni mutlu eden Schalke'ye de acimadi:4-3. Magath sactigi paralar karsiliginda aldigi oyuncular nedeniyle hep elestiriliyor ama, saniyorum hocaligina pekbir sey denemez. Yillardir onca paralar dökülmüs ama hicbir vakit Wolfsburg bu Wolfsburg olamamistir. Uzun vadede Bayern icin en ciddi tehdit unsuru onlar olabilirler... Wolfsburg bu galibiyetle lider Berlin'in takipciligini sürdürmekte, Bayern'in avarajla bir sira altindalar. Ücüncü sirada. Schalke ise orta siralarin abonesi olmusa benziyor. Ve bu sezon sonuna kadar da daha iyisini beklemiyorum onlardan.
Bu ligin en sevdigim ekiplerinden Bremen ise, dokuz mactir kaybetmeyen Stuttgartlilari dörtleyerek gönderdi. Iste bu cilgin tarafi yüzünden seviyorum bunlari ben. En kötü olduklari bu sezonda da dahi, UEFA'ka Milan'i elemeyi, dokuz haftadir yenilmeyen taktiksel ve defansif anlamda son derece disiplinli olan Stuttgart'a dört tane atmayi, Bayern'i Münih'te beslemeyi basardilar. Ligteki konumlari icacici degil, 32 puanla onuncu siradalar. Ama UEFA'daki en büyük favorim benim onlar...
Rakipleri Schalke ve Leverkusen de kaybettigi icin Stuttgart da siralamadaki yerini korudu. 39 puanla altinci sirada. UEFA cizgisinin hemen altinda.
Hafif capli krizin esigine girmisken tam, önce Sampiyonlar Ligi'ndeki Sporting sacmaligi imdatlarini yetisti. Simdi de ligte bu kritik dönemde cikacak en uygun rakiplerden biri ile fikstür olarak denk gelerek karsilasmaktak durumunda kaldilar. Bayern'den bahsediyorum. Onca tantanaya ragmen ligte ikinci siradalar. Hertha'nin birseye benzemeyen futbolu ile de ligin bence yine de en favorisi Bayern. Yalniz Sampiyonlar Ligi'nda bir sonraki turu görebileceklerinden hic ümitli degilim. Bayern karisinda evinde üc yiyen Bochum ise düsme cizgisinin hemen üzerinde konuslanmis durumda. Bir altindaki M'Gladbach ile ayni puandalar. Düserlerse sevinirim diycem ama böyle sevimsiz o kadar cok takim var ki ligte biri gitse digeri duruyor ya da asagidan bir baskasi geliyor...
Futbol söleni Hannover'deydi. Önce Dortmund iki farkli öne gecti. Sonra Hannover beraberligi yakaladi. Sonra muhtesem gollerle Dortmund yeniden iki farkli öne gecti. Son on dakikada Hannover'in geri dönüsü ise olaganüstüydü. Bu mactaki Hannover mücadelesini Aragones'in yerinde olsam hafta boyunca Fenerbahce'nin gamsizlarina seyrettiririm. Belki birsey ögrenirler.
Köln'deki derbi mücadelesini ise konuk ekip M'Gladbach kazandi. Son dört karsilasmadan 3 galibiyet cikartmayi bildiler. Köln cok kötü oynamadi. Ama kolay gol yeme hastaligina döndü yeniden. Ki bu durum saniyorum Daum takimlarinda kronik bir hal. Marin'in fluleri ise görülmeye deger bir hal almaya basladi artik. Bu karsiliginda Köln tablo itibariyle rahat ama, ligin ikinci yarisinda aldigi puanlar seyircilerini tatmin etmiyor. Hedefimiz 23 puan diyordu Daum. Yedi macta yedi puan aldilar. Daha alinmasi gereken 16 puan var. On macta. Bu macin en önemli ani ise süphesiz karsilasma baslamadan evvel Ümit'in futbola vedasini aciklamasiydi. Bütün Köln taraftarlari Ümit icin göz yasi döktü.
Hoffenheim cok iyi basladigi karsilasmayi kaybadebilirdi bile. Sansizliklar yakasini birakmiyor onlarin. Cok önemli oyuncularini sakatlik yüzünden kaybettiler. Ve Sanago gibi tiplerle gol aramak zorunda kaldilar. Bu beraberlik Hoffenheim'a yetmedigi gibi Frankfurtlulari da tatmin etmedi. Tribünlerde teknik adam Funkel sürekli isliklandi. Ne isterler bu taraftarlar anlamiyorum. Frankfurt'un elindeki bu kadroyla daha iyisini yapmasini nasil bekliyorlar; anlamiyorum.
Karsruhe ile Bielefeld arasindaki mac ise düsmeme mücadelesi acisindan cok önemliydi. KSC bastan sona atak oynadi ama, futbol cok aci birsey, Bielefeld'in tek ataginda kalecilerinin hatasiyla kaybettiler. Tam da kaleci demisken, bu kaleciyi Mondragon'un yerine düsünyormus Kölnlü yöneticiler. Aman aman...
Sonntag, 15. März 2009
Hele siz ikiniz biraz ayrisin söyle...
Daha evveli bir post girmistim, saniyorum ilk devrenin yeni bittigi dönemlerdi. Sampiyonluk sanslarini degerlendiriyordum kendimce takimlarin. Ilk iki sirayi Galatasaray ile Fenerbahce aliyordu. Ilginctir en sonda da Besiktas vardi.
Simdi gelinen noktada ise yaristan ilk kopmaya aday olarak bu iki takim ortaya cikiyor. Elbette daha ligin bitmesine cok var. Matematiksel olarak da sanslari sürdügü icin direk olarak bu ikilinin üzerine cizgi cizmek yaniltici olur.
Ama, hadi kadrosunda yeri geldiginde mücadeleyi sonuna kadar birakmayacak tecrübeli yildizlarin varligini da düsünürsek Galatasaray'i bir kenara birakalim ama "gamsiz"larin takimi Fenerbahce icin artik bu is bitmistir. Bundan sonra onlarin zaman zaman, özellikle yukardaki takimlarla olan maclardaki parlamalari hic irgalamayacak. Bu sezon ligte seni destekleyemiyorum artik Fenerbahce...
Simdi gelinen noktada ise yaristan ilk kopmaya aday olarak bu iki takim ortaya cikiyor. Elbette daha ligin bitmesine cok var. Matematiksel olarak da sanslari sürdügü icin direk olarak bu ikilinin üzerine cizgi cizmek yaniltici olur.
Ama, hadi kadrosunda yeri geldiginde mücadeleyi sonuna kadar birakmayacak tecrübeli yildizlarin varligini da düsünürsek Galatasaray'i bir kenara birakalim ama "gamsiz"larin takimi Fenerbahce icin artik bu is bitmistir. Bundan sonra onlarin zaman zaman, özellikle yukardaki takimlarla olan maclardaki parlamalari hic irgalamayacak. Bu sezon ligte seni destekleyemiyorum artik Fenerbahce...
Galatasaray ise dedigim gibi bence hala Fenerbahce'den daha sansli. Ardasi, Barisi, Mehmet Topali, Serveti vs derken sanki is sikistigi anda klise tabirler sahaya yüregini koyarak sonuca giedebilecek bir ekip var orda. Bu olasiligi bir kenara itemiyorum. Lakin Trabzonspor maci gösterdiki Galatasaray'da da isler cok kirilgan bir zemin üzerinde ilerliyor. Lincoln'ün sahada olmamasi ve Bülent Korkmaz'in mac icerisindeki bazi degisiklikleri simdiden kacirilan puanlarin sorumlusu olarak gösteriliyor. Sayet Hamburg karsisinda o basarili skor elde edilmeseydi Bülent-Galatasaray balayi kisa sürede sona erecek ve kulüp yeni bir krizin esigine dogru sürüklenecekti... Simdilik ama, özellikle de UEFA sayesinde bunun önüne gecilebiliyor...
Suclular tespit edildi: Maldonado, Josico ve Kazim!
Fenerbahce'nin kaybettigi günleri takip eden günler dünya bana zehir oluyor. Ama Fenerbahce'nin yenilgisine duydugum üzüntüden degil... Bir hafta önce takim kazandiginda ortada hicbir sey yokmus gibi takinan medyada kaybedilen hafta sonrasi sacma sapan, beyinsiz ve adice yazilmis masabasi haberlerini görmek zorunda kalmaktan...
Bu haftada bunlardan bolca gördük. Simdi Fenerbahce'de yeniden büyük bir operasyonun yapilacagindan bahsediliyor. Düsünüyorsunuz: Alex ile sözlesme imzalandi. Daha sezon basinda 17 milyon Euro verdiginiz adamin dogru düzgün taliplisi yok ki satasiniz dolgun bir fiyata. Yok fiyata verecek haliniz yok. O da elinizde kaldi. Deivid ve Carlos ile de uzatildi. Deniz zaten devam ediyor. Ugur da öyle. Emre de. Edu da da sorun yok. Sorun olmasi ihtimali olan iki isim var: Göknan ve Lugano. Ama onlardan zaten memnun herkes. E kimle yapilacak bu büyük operasyon allah askina!
Kimle olacak; yukarda dedigim gibi suclular belli: Kazim, Maldonado ve Josico. Yahu, bu adamlardan ikisi zaten haftalarda takima giremiyor. Digeri ise cogu zaman yedek. Nasil düsülen bu durumdan bu adamlar sorumlu tutulabilir. Kazim'i bir kenara birakiyorum, diger ikisini bu takimin oyuncusu olmadigi zaten biliyonur ve gönderilmelerinin operasyonel anlamda hicbir degeri yok. Bu ücünü gönderdiniz, düzeldi mi takim? Esas sorun mevcut onbiri olusturan oyuncular.... Tek tek ele aldinizda hepsi süphesiz kiymetli oyuncular ama su kesin ki, bu adamlardan iyi bir takim kurulamadi. Bunu bu sezon gördük. Yapilmasi gereken bu oyuncularla (Alex, Deivid ve Carlos basta olmaz üzere) sözlesme yenilemeye gitmeden ciddi bir revizyona gitmekti... Ama yapiladi, yani gelecek sezon icin de ümitli olmak icin hicbir neden yok.
Freitag, 13. März 2009
Fenerbahce-Kocaelispor:1-1; alkislar Kocaelispor'a!..
Karsilasmanin daha ikinci dakikasinda gelen gol ile herseyin cok kolay olacagi sanilmisti ama; ilerleyen dakikalar bu düsünceyi yanlisladi...
Fenerbahce yine yapti yapacagini ve kisa bir süreligine ümitlendirdigi taraftarlarini aldigi bu beraberlikle yeniden hayal kirikligina ugratmayi bildi. Helal olsun onlara...
Saniyorum Kayserisppor maci sonrasiydi, "aslinda degisen bir sey yok; bu Fenerbahce ile ben Genclerbirligi karsisindaki Fenerbahce arasinda cok bariz farklar görmüyorum, sanki o erken golü bulmasa Fenerbahce bu macta da zorlanirdi" demistim.
Bu düsüncenin saglamasini Kocaelispor karsilasmasinda görmüs olduk. Aslinda erken bulunan gol oyunun tam da Fenerbahce'nin istedigi bir düzene dönmesine yol acmisti... Ama bu sefer farkli olarak iki sey vardi:
1. Fenerbahce gecen iki haftaki kadar etkili degildi kontralarinda... Deivid ve Emre'nin eksikligi kadar Alex'in bu macta gectigimiz iki karsilasmadiki formundan uzak olmasi da etkiliydi elbette.
2. Kayserispor gibi hücum özürlü bir takim yerine, bu sefer bir hayli iyi atak yapabilen bir rakip vardi.
Fenerbahce istedigi kontralari bulamayinca, daha dogrusu kendisi bunu yaratamayinca, Kocaelispor'un etkili ataklari takimi ilerleyen dakikalarda iyice sikintiya soktu ve topu ortasahada kontrol etmekte cok zorlandilar. Bir ara savunmanin uzaklastirdigi her top yeniden Kocaelisporlular eline geciyor ve yeni bir atak olarak Fenerbahce kalesinde bitiyordu...
Dakika 73'dü Gökhan Emreciksin isliklar esliginde sahayi terk eden Kazim'in yerine girdiginde macin sonlarindayiz gibi bir hisse kapildim. Ama daha 20 dakika vardi. Yani Kocaelispor öyle tempolu oynuyor ve Fenerbahce'yi öyle sikistirmisti ki o dakikaya kadar, oyun bir anda algi dünyamda oldugun daha uzun gelmisti bana...
Kocaelispor bu israrli ataklarinin mükafatini cok kritik bir zamanda aldi. Belki biraz daha erken olsa Fenerbahce o golü cikartabilirdi ama is isten gecmisti artik.
Fenerbahce yine yapti yapacagini ve kisa bir süreligine ümitlendirdigi taraftarlarini aldigi bu beraberlikle yeniden hayal kirikligina ugratmayi bildi. Helal olsun onlara...
Saniyorum Kayserisppor maci sonrasiydi, "aslinda degisen bir sey yok; bu Fenerbahce ile ben Genclerbirligi karsisindaki Fenerbahce arasinda cok bariz farklar görmüyorum, sanki o erken golü bulmasa Fenerbahce bu macta da zorlanirdi" demistim.
Bu düsüncenin saglamasini Kocaelispor karsilasmasinda görmüs olduk. Aslinda erken bulunan gol oyunun tam da Fenerbahce'nin istedigi bir düzene dönmesine yol acmisti... Ama bu sefer farkli olarak iki sey vardi:
1. Fenerbahce gecen iki haftaki kadar etkili degildi kontralarinda... Deivid ve Emre'nin eksikligi kadar Alex'in bu macta gectigimiz iki karsilasmadiki formundan uzak olmasi da etkiliydi elbette.
2. Kayserispor gibi hücum özürlü bir takim yerine, bu sefer bir hayli iyi atak yapabilen bir rakip vardi.
Fenerbahce istedigi kontralari bulamayinca, daha dogrusu kendisi bunu yaratamayinca, Kocaelispor'un etkili ataklari takimi ilerleyen dakikalarda iyice sikintiya soktu ve topu ortasahada kontrol etmekte cok zorlandilar. Bir ara savunmanin uzaklastirdigi her top yeniden Kocaelisporlular eline geciyor ve yeni bir atak olarak Fenerbahce kalesinde bitiyordu...
Dakika 73'dü Gökhan Emreciksin isliklar esliginde sahayi terk eden Kazim'in yerine girdiginde macin sonlarindayiz gibi bir hisse kapildim. Ama daha 20 dakika vardi. Yani Kocaelispor öyle tempolu oynuyor ve Fenerbahce'yi öyle sikistirmisti ki o dakikaya kadar, oyun bir anda algi dünyamda oldugun daha uzun gelmisti bana...
Kocaelispor bu israrli ataklarinin mükafatini cok kritik bir zamanda aldi. Belki biraz daha erken olsa Fenerbahce o golü cikartabilirdi ama is isten gecmisti artik.
Donnerstag, 12. März 2009
Galatasaray'a yazik oldu...
Galatasaray ligtekinin aksine UEFA'da basarili bir sekilde yoluna devam ediyor. Uzun bir süresini 10 kisi oynadiklari Hamburg deplasmanindan 1-1 gibi oldukca avantajli bir skorla dönmeleri süphesiz kutlanasi bir durum.
Hamburg anlasilan o ki son iki karsilasmada yedigi 7 golle bir hayli özgüven krizine girmis. Cikmalari icin de kazanmalari lazim. Bu karsilasmada da bu özgüven sikintisinin izlerini yogun bir sekilde gördük. Kendi evinde Bayern gibi bir takima dahi sahayi dar edebilmis bu ekibin koca bir ilk yarida kaydeger hicbir aksiyon sergileyememesi, biraz kipirdanir gibi olsa da on kisi kalmis rakibi karsisinda beklenir bir baski kuramamasi bunun neticesi.
Galatasaray ise oyun anlaminda cok birsey sergiyelemediyse de, Hamburg'a nazaran daha deneyimli, stresle daha iyi basacikabilen, daha "olmus" bir takim görüntüsündeydi... On kisi kalmis olmaktan öte , Emre Asik atildiktan sonra "hakiki" tek bir stoper olmadan skoru koruyabilmek, sans oldugu kadar döktükleri alinterinin ve mücadelenin mükafatiydi. Öyleki gole ihtiyaci olan ve sahada bir kisi fazla olan Hamburglularin sahip olmasi gereken ikinci toplari genelde Galatasarayli oyuncular elde ediyorlar...
Simdi Hamburg Istanbul'a gelecek... Bir hayli endiseli durumdalar. Istanbul cehenneminden cikmak hic de kolay olmayacak diyorlar... Dahasi bu isin onlar icin artik cok zor oldugu kanaatinde büyük bir cogunlugu... Ben de bu macin arkasindan benzeri düsünceleri tasiyorum. Eslesme sonrasi az da olsa Hamburg'u daha sansli görüyordum, ama bu macin isiginda düsüncelerimin degistigini söyleyebilirim. Hamburg sadece kendi özgüven kaybindan degil, berbat savunmasi ve "Galatasaray" ismine karsi duydugu saygi ötesi korkudan dolayi, Galatasaray karsisinda artik daha dezavantajli durumda, nazarimda.
Hamburg anlasilan o ki son iki karsilasmada yedigi 7 golle bir hayli özgüven krizine girmis. Cikmalari icin de kazanmalari lazim. Bu karsilasmada da bu özgüven sikintisinin izlerini yogun bir sekilde gördük. Kendi evinde Bayern gibi bir takima dahi sahayi dar edebilmis bu ekibin koca bir ilk yarida kaydeger hicbir aksiyon sergileyememesi, biraz kipirdanir gibi olsa da on kisi kalmis rakibi karsisinda beklenir bir baski kuramamasi bunun neticesi.
Galatasaray ise oyun anlaminda cok birsey sergiyelemediyse de, Hamburg'a nazaran daha deneyimli, stresle daha iyi basacikabilen, daha "olmus" bir takim görüntüsündeydi... On kisi kalmis olmaktan öte , Emre Asik atildiktan sonra "hakiki" tek bir stoper olmadan skoru koruyabilmek, sans oldugu kadar döktükleri alinterinin ve mücadelenin mükafatiydi. Öyleki gole ihtiyaci olan ve sahada bir kisi fazla olan Hamburglularin sahip olmasi gereken ikinci toplari genelde Galatasarayli oyuncular elde ediyorlar...
Simdi Hamburg Istanbul'a gelecek... Bir hayli endiseli durumdalar. Istanbul cehenneminden cikmak hic de kolay olmayacak diyorlar... Dahasi bu isin onlar icin artik cok zor oldugu kanaatinde büyük bir cogunlugu... Ben de bu macin arkasindan benzeri düsünceleri tasiyorum. Eslesme sonrasi az da olsa Hamburg'u daha sansli görüyordum, ama bu macin isiginda düsüncelerimin degistigini söyleyebilirim. Hamburg sadece kendi özgüven kaybindan degil, berbat savunmasi ve "Galatasaray" ismine karsi duydugu saygi ötesi korkudan dolayi, Galatasaray karsisinda artik daha dezavantajli durumda, nazarimda.
Galatasaray üzerine...
Benim Fenerbahceli oldugum malum. O yüzden ne kadar ciddiye alinir yazdiklarim, Galatasaraylilar tarafindan bilemiyorum. Öbür taraftan Galatasaray camiasina uzak olmak- ister istemez- Galatasaray üzerinde yapilan okumalarin da belirli sigliklar ve eksiklikler icermesini de beraberinde getirebilir...
Neyse, benim derdim, Galatasaray'in Skibbe döneminde yasadigi krizler ve bu krize cözüm olarak hocanin gönderilmesi konusunda bir iki kemal etmek....
Evvelden iyi hatirliyorum; Galatasaray ve Besiktas, teknik adamlariyla istikrarli bir sekilde devam ederken, en ufak sikintida hocasinin kovan ekip olarak Fenerbahce cikiyordu önplana...
Yildirim Demirören dönemi Besiktas'i ile son bes yillik Galatasaray yönetimleri (Lucescu sonrasi) bu resmi ters yüz etmis durumdalar...
Galatasaray camiasi, yasanilan herhangi bir krizde cagreyi hocayi kovmakta buluyor. Dogrudur; bu dünyanin genelinde takimlarin uyguladi bir yöntemdir. Ilk suclular her zaman teknik adamlar olur ve o teknik adamlarin gönderilmesiyle "huzura" erilecegi düsünülür, ya da beklenir... Ama bu durum ayni zamanda yönetimlerin kendi basarisizliklarini, eksikliklerini ve hatalarini örtmek icin kullandiklari cok önemli bir koz halini almistir...
Dönelim Skibbe olayina; kendisi hic de öyle Galatasaray camiasinin iddia ettigi gibi bu yükün altindan kalmayacak derecede capsiz bir adam degildir... Daha önceleri Leverkusen ve Dortmund'u calistirmis bir isme böyle bir laf etmek saniyorum kendisini dev aynasinda görmekle mümkün olabilir. Öbür taraftan Skibbe'nin her teknik adamin oldugu gibi kendisine ait belirli bir futbol anlayisi vardir, ve ona göre bir kadro kurmaya calismak lazimdir... Olanaklar dahilinde. Halbuki onun eline yönetimdeki Adnan Beyler ve Haldun Bey'in futbol görgüsü sayesinde kurulmus bir kadro kurulmus ve "ol" denilmistir. Ama o olamamistir. Olamamasinin icerisinde yiginla etken vardir: Kadro secimi hatasi... Oyuncularin herbirinin kendi icerisinde yasadiklari sikintilari ve bunun gerek bireysel gerekse de takimsal performansa yansimasi. Bazi hakem hatalariyla kaybedilen kritik puanlar. Neden kaynaklandigi hala cok anlasilamayan kritik sakatliklar vs.
Bütün bunlarin sonucunda alinan- zaman zaman da üstüste gelen- maglubiyetler takimi icine soktugu krizden cikartmak icin tek yolun hocayi göndermek oldugu yönünde bir sartlanmisliga itmistir camiayi... Taraftarlarin tribündeki Skibbe istifa sesleri, asagilik medayanin ayagi kim tökezlese onun basina akbaba gibi cökme hastaligi (Aragones'in kaybettigi haftada onun tepesine, Ertuhgrul'un kaybettigi haftada onun tepesine ve nihayetinde Skibbe'nin kaybettigi hafta da onun kafasina), kriz tellalligi yaparak zaten soguk kanli olmakta zorlanan taraftar kitlesini mobilize etme cabalari, ve son olarak bu kirzin icinden cikmak ve biraz soluk almak icin yönetimin, en korunaksiz ve esentiye acik aralik noktada bulunan teknik direktörleri kovma taktigi ile varilan kacinilmaz son: Skibbe kovuldu.
Yerine getirilen isim (kim olursa olsun) bir kan degisikligi nedeniyle o bahsettigimiz nefesin alinmasina yol acti. Bu yeni teknik adamin (yine kim olursa olsun) geldikten sonraki birkac maclik seride sonuca ulasacagini bekliyordum. Öyle de oldu, ilk üc macini kazandi. Ama benim düsüncem bundan sonra ivmenin ters dönecegi yönünde. Burdan mevzuyu hemen Hamburg macina baglamak istiyorum. Galatasaray bugünkü oynayacagi Hamburg maciyla bence kendi sihati acisindan cok önemli bir mücadeleye cikacaktir, zira olasi bir tur kaybi, ve arksindan alinmasi muhtemelen ligteki maglubiyetler yukarda anlatmaya calistigim "kriz" anini yeniden cökertecektir kulübün üzerine. O zaman Skibbe'nin tepesinde dolasan akbabalar, bu sefer Bülent'in üzerinde dolasmaya baslayacaklar. Ve artik Galataaray'da bir gelenek halini aldigini gördügümüz basin sikisinca teknik adam kov huyunun yeninden depresecegini düsünmekteyim.
Pekii bu ne kadar yakin bir ihtimal. Sayet Skibbe devam ediyor olsaydi, Galatasaray'in Hamburg'u gecme ihtimalinin cok yüksek oldugunu düsünürdüm. Ama Bülent'li Galatasaray'in o takimdan cok da degisiklik yasamasa da mevcut sakatliklarin da etkisiyle olumsuz bir sonucun ortaya cikmasinin cok yüksek oldugunu düsünüyorum. Hamburg son haftalarda belirli bir düsüs icerisinde ama diger taraftan da Galatasaray'in bu ana kadar bu sezon UEFA'da karsilastigi bütün takimlardan daha güclü. Skibbe olsaydi daha önceki maclarda gösterdigi gibi ne yapacagini bilebilirdik ve sonuctan da ümitli olmak mümkündü... Ama Bülent'in nasil bir taktiksel kurguya gidecegini hic kestiremiyorum. Daha da ötesi onun hakikaten böyle bir donanima sahip olup olmadigindan dahi cok emin degilim.
Neyse, benim derdim, Galatasaray'in Skibbe döneminde yasadigi krizler ve bu krize cözüm olarak hocanin gönderilmesi konusunda bir iki kemal etmek....
Evvelden iyi hatirliyorum; Galatasaray ve Besiktas, teknik adamlariyla istikrarli bir sekilde devam ederken, en ufak sikintida hocasinin kovan ekip olarak Fenerbahce cikiyordu önplana...
Yildirim Demirören dönemi Besiktas'i ile son bes yillik Galatasaray yönetimleri (Lucescu sonrasi) bu resmi ters yüz etmis durumdalar...
Galatasaray camiasi, yasanilan herhangi bir krizde cagreyi hocayi kovmakta buluyor. Dogrudur; bu dünyanin genelinde takimlarin uyguladi bir yöntemdir. Ilk suclular her zaman teknik adamlar olur ve o teknik adamlarin gönderilmesiyle "huzura" erilecegi düsünülür, ya da beklenir... Ama bu durum ayni zamanda yönetimlerin kendi basarisizliklarini, eksikliklerini ve hatalarini örtmek icin kullandiklari cok önemli bir koz halini almistir...
Dönelim Skibbe olayina; kendisi hic de öyle Galatasaray camiasinin iddia ettigi gibi bu yükün altindan kalmayacak derecede capsiz bir adam degildir... Daha önceleri Leverkusen ve Dortmund'u calistirmis bir isme böyle bir laf etmek saniyorum kendisini dev aynasinda görmekle mümkün olabilir. Öbür taraftan Skibbe'nin her teknik adamin oldugu gibi kendisine ait belirli bir futbol anlayisi vardir, ve ona göre bir kadro kurmaya calismak lazimdir... Olanaklar dahilinde. Halbuki onun eline yönetimdeki Adnan Beyler ve Haldun Bey'in futbol görgüsü sayesinde kurulmus bir kadro kurulmus ve "ol" denilmistir. Ama o olamamistir. Olamamasinin icerisinde yiginla etken vardir: Kadro secimi hatasi... Oyuncularin herbirinin kendi icerisinde yasadiklari sikintilari ve bunun gerek bireysel gerekse de takimsal performansa yansimasi. Bazi hakem hatalariyla kaybedilen kritik puanlar. Neden kaynaklandigi hala cok anlasilamayan kritik sakatliklar vs.
Bütün bunlarin sonucunda alinan- zaman zaman da üstüste gelen- maglubiyetler takimi icine soktugu krizden cikartmak icin tek yolun hocayi göndermek oldugu yönünde bir sartlanmisliga itmistir camiayi... Taraftarlarin tribündeki Skibbe istifa sesleri, asagilik medayanin ayagi kim tökezlese onun basina akbaba gibi cökme hastaligi (Aragones'in kaybettigi haftada onun tepesine, Ertuhgrul'un kaybettigi haftada onun tepesine ve nihayetinde Skibbe'nin kaybettigi hafta da onun kafasina), kriz tellalligi yaparak zaten soguk kanli olmakta zorlanan taraftar kitlesini mobilize etme cabalari, ve son olarak bu kirzin icinden cikmak ve biraz soluk almak icin yönetimin, en korunaksiz ve esentiye acik aralik noktada bulunan teknik direktörleri kovma taktigi ile varilan kacinilmaz son: Skibbe kovuldu.
Yerine getirilen isim (kim olursa olsun) bir kan degisikligi nedeniyle o bahsettigimiz nefesin alinmasina yol acti. Bu yeni teknik adamin (yine kim olursa olsun) geldikten sonraki birkac maclik seride sonuca ulasacagini bekliyordum. Öyle de oldu, ilk üc macini kazandi. Ama benim düsüncem bundan sonra ivmenin ters dönecegi yönünde. Burdan mevzuyu hemen Hamburg macina baglamak istiyorum. Galatasaray bugünkü oynayacagi Hamburg maciyla bence kendi sihati acisindan cok önemli bir mücadeleye cikacaktir, zira olasi bir tur kaybi, ve arksindan alinmasi muhtemelen ligteki maglubiyetler yukarda anlatmaya calistigim "kriz" anini yeniden cökertecektir kulübün üzerine. O zaman Skibbe'nin tepesinde dolasan akbabalar, bu sefer Bülent'in üzerinde dolasmaya baslayacaklar. Ve artik Galataaray'da bir gelenek halini aldigini gördügümüz basin sikisinca teknik adam kov huyunun yeninden depresecegini düsünmekteyim.
Pekii bu ne kadar yakin bir ihtimal. Sayet Skibbe devam ediyor olsaydi, Galatasaray'in Hamburg'u gecme ihtimalinin cok yüksek oldugunu düsünürdüm. Ama Bülent'li Galatasaray'in o takimdan cok da degisiklik yasamasa da mevcut sakatliklarin da etkisiyle olumsuz bir sonucun ortaya cikmasinin cok yüksek oldugunu düsünüyorum. Hamburg son haftalarda belirli bir düsüs icerisinde ama diger taraftan da Galatasaray'in bu ana kadar bu sezon UEFA'da karsilastigi bütün takimlardan daha güclü. Skibbe olsaydi daha önceki maclarda gösterdigi gibi ne yapacagini bilebilirdik ve sonuctan da ümitli olmak mümkündü... Ama Bülent'in nasil bir taktiksel kurguya gidecegini hic kestiremiyorum. Daha da ötesi onun hakikaten böyle bir donanima sahip olup olmadigindan dahi cok emin degilim.
Mittwoch, 11. März 2009
Kadir Has Stadyumu acilisi neden aceleye getirildi?
Kayseri Kadir Has Stadyumu haftasonu yapilan Kayserispor-Fenerbahce maciyla acilirken bir taraftan herkesi kendisine hayran birakti ama diger taraftan, basta zemin olmak üzere varolan eksikler de isin aceleye getirilmesinden kaynakli kusurlar olarak herkesin dikkatini cekti..
Bu aceleyle ilgili popüler bir elestiri yapiliyor: Yerel secimler öncesinde bir propaganda amaci olarak....
Milliyet Gazetesi yazari Mehmet Demirkol da öyle demis: ."..Yerel seçimler öncesi şık bir propaganda olması nedeniyle Fenerbahçe maçında açıldı biliyorsunuz..."
Eletiriyi böyle bir arügaman dolamak ya cok ciddi bir siyasi cehalet ya da kötü niyet gerektiyor. Zira adi üzerinde bu bir yerel secim. Yani Kayseri'de belediyenin üstün gayratiyle gerceklestirilmis bu eserin, Ankara secmeni, Izmir secmeni üzerinde en ufak bir etkisi olmaz. Izmir'de AKP adayi, bu stadyum olmadan evvel ne kadar alacktiysa simdi de o kadar alacaktir. Böyle bir acilis ancak kendi sehrinin nazarindan o siyasi partiyi ve belediye baskani adayini kazancli kilabilir...
Pekii Kayseri'd AKP'nin böyle bir propagandaya ihtiyaci var mi gercekten? Hayir... Kayseri, Izmir icin CHP neyse, AKP icin odur... AKP'in siyasi hayatinda eminim en son kaybedecegi kalelerinden birisidir ve spekülatif tabirle, "ceketi" koysa aday olarak sectirebilir... Yani bu stadyum acilisiyla yapilmak istenen siyasi propagananin en son yapilacagi yerdir Kayseri... Kaldi ki secime daha 20 gün var... Illaki secimden önce bir siyasi amac güdülseydi o bahsedilen hatalar üzerine de calisir ve yine secimden evvel daha mükemmellesmis haliyle acalardi stadyumu... Ve bunu bir özel macla, bir hayli de siyasi propaganda mazlemesi yaparak sunarlardi...
Halbuki Kayserispor-Fenerbahce karsilasmasi, dogal olarak, cünkü resmi bir lig karsilasmasiydi, herhangi "cig" bir siyasi propoaganda malzemesine zemin teskil etmiyordu...
O halde neden bu acele?
Cevabi cok basit aslinda. Kayseri halki bu konularda cok ustalardir... "Marketing" isinde mahirdirler... Simdi sorarim size, Fenerbahce ile oynanacak, lig tv nin canli yayinladigi, tüm gazetecilerin, güclü isimlerinden, bütün ülkenin neredeyse gözünün üzerinde oldugu haftanin en önemli macinda mi bir acilis yapmak istersiniz, yoksa birkac haftalik gecikme sonrasi Lig Tv'nin dahi canli yayinlamaya tenezzül etmeyecegi, diyelim bir Eskisehirspor karsilasmasiyla mi acmak istersiniz sahanizi... Elbette birinci sik gecerli... Yanlis hatirlamiyorsam Kayserispor, Besiktas ve Galatasaray ile evinde oynayacagi karsilasmalari da tamamladi bu sezon icin. O zaman tek sanslari vardi o da gecen haftaki Fenerbahce maci ve o yüzdendi tüm bu acele...
Yani bunun siyasi propaganda kismi cok cok sonra gelecek bir sey, sayet gelirse hakikaten de...
Montag, 9. März 2009
Bilica'ya kanca... derhal!
Ögrendigimiz haberlere göre Lugano, uctu ucacak belki de uctu coktan ya da ucmasi kesin... Adresi, yani yeni adresi Lazio deniliyor... Bilmiyorum...
Sayet Fenerbahce sampiyon olamazsa, ve Lugano da elden kacarsa bakin siz taraftarlarin Aziz Yildirim ve yönetimine duyacagi öfkeye...
Tuncayve Aurelio'dan sonra Lugano'nun da gitmesi karsisinda tahmin ediyorum sinir krizine giren cok olacaktir... Haklilar mi; kesinlikle hayir... Daha önce degindim bu konuya...
Öte yandan iyi oyuncu mu Lugano, ben kendisi icin ancak "eh" diyebiliyorum... Ayrica saha icindeki "psikopat" rolleri de bana cok itici geliyor... Galatasaray'daki Bülent Korkmaz'dan ayni nedenlerden ötürü nefret ederken sirf Fenerbahce formasi giyiyor diye sevecek degilim bu tip adamlari.
Onun zaten cok iyi savunma oyunculugundan ziyade saha icerisindeki agresifligi ve mücadelesiydi Fenerbahcelileri cezbeden... Yerine daha iyisini elbette bulmak mümkün... Benim adayim, Sivaspor stoperi Bilica... Fenerbahce derhal transfer girisimlerine baslamali kendisini...
Sonntag, 8. März 2009
Aristide Bance
Iste sizi onun özelliklerini tasiyan ama uygun fiyata transfer edebileceginiz bir isim, Bance...
Su anda 2. Bundesliga'da Mainz 05 formasi giyen futbolcunun gelecek sezonun 1. Bundesliga'ya gecmesi halinde transfer edilmesi zor olabilir... Zira emin olarak söylebilirim ki, yakin bir zamanda kademe atlayacagi kesin.
1984 dogumlu, uzun boyu (1,92 m) ile hava toplarinda cok etkili ama ayni zamanda yerden de topa cok iyi hakimiyeti var... Su Guiza'nin yerinde onun olmasini cok isterdim Fenerbahce'de...
Ve Kayserispor
Geride kalan Kayserispor-Fenerbahce maci hakkinda söyleyeceklerimiz henüz bitmedi... Biraz da Kayserispor ile ilgili konusmak istiyorum...
Ilk söz yeni stadyumlarina... Disardan yani tvden görüldügü kadariyla cok iyi bir atmosfere sahip, ve bizim bulundugumuz noktalardan anlasildigi kadariyla tek kusuru igrenc koltuk renkleri... Kapasitesi optimal... Kayserispor'u saniyorum dengi rakipleri kiskaniyordur...
Gelgelelim bu olanaklari önlerine serilen Kayserispor teknik ekibine... Sülayman Hurma ve Tolunay Kafkas ikilisi sacilan onca para ve yapilan transferlerle takimlarinin belli bir standartin üzerine cikartamadilar... Elindeki olanaklarla dogru orantili olarak su anda bulunmalari gereken yer ilk besin icinde olmaliydi diye düsünmekteyim...
Evet, Kayserispor bu sezon ilk defa büyüklerden birine kaybediyor... Kayserispor "zor" takim sifatini kazanmislarsa ortada bir basaridan söz edilebilir, ama bu söz konusu basari, elde olanaklar ile kiyaslandiginda, tatmin edici midir emin degilim... Onca gürültüyle birlikte Wigan'dan getirilen oyunculardan hicbir verim alinamamistir. Gecen yilki Iglesias fiyaskosu ve bu sene onun üzerine yapilan yeni bir yanlis transfer: Purovic...
Öyle tahmin ediyorum sene sonu Kayserispor camiasi yeni bir yapilanma icine gidecektir ki bence elzem...
Edu ve Emre
2-0'lik Kayserispor galibiyetinin pesinden söylenmesi gerekenler henüz bitmedi. Macin genel görüntüsü ve Volkan Demirel ile ilgili söyleceklerimi bir önceki postta söyledim. Ama bu macin konusulmasi gereken noktalarin hepsini kapsamiyordu o post. Emre ve Edu'dan da bahsetmek gerekiyordu ama bunlari da o posta eklesem bir hayli uzun ve okunmasi acisindan sikinti verecek bir post cikacakti ortaya...
Ben de bu ikiliyi ayri bir post olarak ele almak istedim...
Emre'nin Fenerbahce'ye gelisinden en bastan beri memnun olmayanlardanim. Evet onun bir vakitler Galatasaray formasi giymesi beni rahatsiz ediyor; bu manada hala "tutucu" taraftar kimligimden kurtulmus degilim. Ama tek etken bu da degil. Emre Galatasaray'da oynarken de, Milli Takim'da oynarken de bulundugu ortamin icindeki en antipatik simge olmayi hep basariyordu ve ben kendisinden hic hoslanmazdim. Bu durum Fenerbahce'ye geldikten sonra da degismedi...
Bu aksamki Kayserispor karsilasmasinda ekranlara takilan bir görüntü: Rakibiyle girdigi mücadele sakatlanip saha kenarinda tedavi gören Emre elini boynuna götürüp rakibine dogru yaptigi "sen öldün" jestiyle son derece cirkin bir görüntü olusturmustur. Ve bu manzara benim onu birakin sevmeyi, ondan nefret etmem konusunda ne kadar hakli oldugumu bir kez daha kanitlamistir...
Ki kendisinin yaptigi tek cirkinlik o da degildi bu macta. Oyundan cikarken, ona elini uzatan teknik adamina karsi takindigi tavir mide bulandiricydi...
Dilegim iyi bir yabanci önlibero transferiyle onun gözlerimizin önünden kaybolup gitmesi ve ortami daha fazla cirkinlestimesine izin verilmemesi...
Gelelim ikinci "bela" Edu'ya... Kendisinin iyi niyetli bir oyuncu olmasindan hic süphem yok. Gayretkesliginden de. Ne ki bunlar bir oyuncuyu takimda tutmak icin yeterli etkenler degil... Kendisinin gecen yildan beri yakindan izleyen herkes onun "sapsallik"lari sayesinde yenilen onca golün sayisindan haberdardir...
-Sampiyonlar liginde kendi kalesine attigi goller,
-Volkan Demirel'in ciktigi pozisyonlarda dahi topa hamle yaparak takimin gol yemesine (gecen yil yapilan Galatasaray karsilasmasi) veya ciddi pozisyonlar vermesine neden olan hatalari...
-Oldukca zayif fizik gücüyle rakilerinin ayakta kaldigi her ikili mücadeleyi yerde sonlandirmasi veya dogru düzgün darbe almadan yere yigilmasi,
-onca uzun boyuna ragmen Mehmet Topuz boyundakilere dahi sürekli hava topu vermesi,
-denge sikintisi nedeniyle yaptigi gec hamleler ve sonucunda yol actigi endirekt serbest vuruslar vs...
Zaten bu seri hatalar zincirinin birkacini bu macta da tekrarladi Edu. Bu sefer Volkan Demirel'in degil Volkan Babacan'in yumruklariyla uzaklastirma oldugu pozisyona müdahele ettigi ve kaleciyi sarsti. Ve yine sacmasapan bir hareketle neden oldugu endirekt serbest vurus da Fenerbahce icin kabusa yol acmadiysa takimin sansindandi...
Bu noktada Aragones'e elestiri yöneltmek saniyorum hakkimiz. Önder haftalar oynuyor ve ben Önder'in oynadigi bir defans hattinin Edu'nunkinden daha zayif olarak görmedim hic. Aksine ben Önder'i, hem yerden hem havadan Edu'dan daha saglam bir savunmaci olarak gördüm... Pekii o halde neden Önder yeniden yedege cekildi?
Ben de bu ikiliyi ayri bir post olarak ele almak istedim...
Emre'nin Fenerbahce'ye gelisinden en bastan beri memnun olmayanlardanim. Evet onun bir vakitler Galatasaray formasi giymesi beni rahatsiz ediyor; bu manada hala "tutucu" taraftar kimligimden kurtulmus degilim. Ama tek etken bu da degil. Emre Galatasaray'da oynarken de, Milli Takim'da oynarken de bulundugu ortamin icindeki en antipatik simge olmayi hep basariyordu ve ben kendisinden hic hoslanmazdim. Bu durum Fenerbahce'ye geldikten sonra da degismedi...
Bu aksamki Kayserispor karsilasmasinda ekranlara takilan bir görüntü: Rakibiyle girdigi mücadele sakatlanip saha kenarinda tedavi gören Emre elini boynuna götürüp rakibine dogru yaptigi "sen öldün" jestiyle son derece cirkin bir görüntü olusturmustur. Ve bu manzara benim onu birakin sevmeyi, ondan nefret etmem konusunda ne kadar hakli oldugumu bir kez daha kanitlamistir...
Ki kendisinin yaptigi tek cirkinlik o da degildi bu macta. Oyundan cikarken, ona elini uzatan teknik adamina karsi takindigi tavir mide bulandiricydi...
Dilegim iyi bir yabanci önlibero transferiyle onun gözlerimizin önünden kaybolup gitmesi ve ortami daha fazla cirkinlestimesine izin verilmemesi...
Gelelim ikinci "bela" Edu'ya... Kendisinin iyi niyetli bir oyuncu olmasindan hic süphem yok. Gayretkesliginden de. Ne ki bunlar bir oyuncuyu takimda tutmak icin yeterli etkenler degil... Kendisinin gecen yildan beri yakindan izleyen herkes onun "sapsallik"lari sayesinde yenilen onca golün sayisindan haberdardir...
-Sampiyonlar liginde kendi kalesine attigi goller,
-Volkan Demirel'in ciktigi pozisyonlarda dahi topa hamle yaparak takimin gol yemesine (gecen yil yapilan Galatasaray karsilasmasi) veya ciddi pozisyonlar vermesine neden olan hatalari...
-Oldukca zayif fizik gücüyle rakilerinin ayakta kaldigi her ikili mücadeleyi yerde sonlandirmasi veya dogru düzgün darbe almadan yere yigilmasi,
-onca uzun boyuna ragmen Mehmet Topuz boyundakilere dahi sürekli hava topu vermesi,
-denge sikintisi nedeniyle yaptigi gec hamleler ve sonucunda yol actigi endirekt serbest vuruslar vs...
Zaten bu seri hatalar zincirinin birkacini bu macta da tekrarladi Edu. Bu sefer Volkan Demirel'in degil Volkan Babacan'in yumruklariyla uzaklastirma oldugu pozisyona müdahele ettigi ve kaleciyi sarsti. Ve yine sacmasapan bir hareketle neden oldugu endirekt serbest vurus da Fenerbahce icin kabusa yol acmadiysa takimin sansindandi...
Bu noktada Aragones'e elestiri yöneltmek saniyorum hakkimiz. Önder haftalar oynuyor ve ben Önder'in oynadigi bir defans hattinin Edu'nunkinden daha zayif olarak görmedim hic. Aksine ben Önder'i, hem yerden hem havadan Edu'dan daha saglam bir savunmaci olarak gördüm... Pekii o halde neden Önder yeniden yedege cekildi?
Iflah olmaz bir vak'a: Volkan Demirel
Sporcu sadece cevik degil, zeki veahlakli da olmalidir... Volkan bir kera daha bu tanima uymadigini kanitladi, bu aksamki "tarihi" karsilasmada... Bu hareketi ilk defa yapiyor olsaydi, cevik ve zeki ama ahlakli degilmis derdik... Ama bu x'inci defa tekrarlanmis bir aksiyon ve Volkan sadece cevik tanimina uyuyor bir yukardaki tanimin...
Fenerbahce eger ilk yarida aldigi tarihi hezimetin "intikam"ini bugün Kayseri'den alamadiysa bunun en bas sorumlusu Volkan Demirel...
Karsilasmanin 54'üncü dakikasindan itibaren bir kisi eksik oynayan Fenerbahce elde ettigi skoru korumayi bildi ama, o dakidan itibaren mac sonuna kadar büründügü oyun kimligi ise yüz kizarticiydi. Fenerbahce bu derece mahkum bu derece caresiz olmamaliydi...
O ana kadar ki oyunu mercek altina alirsak da söylenebilecek olan seyler sunlar:
- Bu karsilasmanin aslina bakarsaniz iki hafta evvel oynanan ve Fenerbahce artik lige havlu atmistir dedigimiz Genclerbirligi mücadelesinden hicbir farki yok. Yani olay tek bir frikikten kaynaklaniyor. O macta Genclerbirligi'nin buldugu frikik golü Fenerbahce'yi krizin icine sokarken bu macta Fenerbahce'nin buldugu frikik golü karsilasmanin kendisi lehine sonuclanmasinda cok önemli bir rol oynadi. Yani sayet Fenerbahce o golü bulamasaydi ve sansiz bir Kayseri golü yeseydi aslinda sahada karsilasacagimiz görüntü bundan iki hafta evvelkinden hic farkli olmayacakti...
Sonuc olarak, Trabzonspor ve Sivaspor'un puanlar kaybettigi bir haftada diger iki büyükle birlikte kazanan ekiplerden birisi olarak Fenerbahce su gün itibariyle sampiyonluga en az diger rakipleri kadar aday oldugunu gösterdi. Ama bu sadece sonuc olarak böyle... Dedigim gibi macin 20. dakikasi civarlarindan yenilebilecek olan bir Kayserispor golü su anda cok baska seyleri konusmamiza neden olabilirdi... Yani ilerki haftalardaki deplasman maclari icin bu mac Fenerbahce adina iyi sinyaller vs vermedi..
Sivasspor-Ankaraspor: 1-1

Kenarda, cevreden, disardan gelip de merkezdeki müktedirlerin keyfini kaciran disarililar her vakit sempati toplamislardir... Ama adi konulmamis bu kurala tezat olusturan bir tür gelisme ile karsi karsiyayiz...
Yillardir ligin tepesinde hüküm süren ama ligin geri kalanin caresizligi nedeniyle defolari bir türlü ortaya simdiye kadar cikartilmayan büyükleri, kisitli bütcesi ve mütevazi kadrosuyla tehdit eden bir disarili dolasiyor ligin tepelerinde son iki yildir...
Ama yukarda da bahsettigim gibi bu takim bir türlü sevilemiyor; disarili oldugu halde, merkezdeki müktedirleri rahatsiz ettigi halde ve bütün bunlari "ciliz" haliyle yaptigi halde... Nedeni elbette cok basit: Bülent Uygun'un ta kendisi...
Tamam; kendisi ligin en beyefendi, en sportmen sahsi da olsa bazilarinca yine de sevilmeyecek ve basarisi kücümsenecektir; sirf Fenerbahceli oldugu icin... Bu sekilde düsünen ruh hastalarini bir kenara birakiyorum. Onlari tartismaya dahi deger bulmuyorum.
Bu rahatsiz grubun disinda, Bülent Uygun'un sirf yaptiklari ve söylediklerinden dolayi Sivasspor'dan uzaklasan, onlarin sampiyonlugunu artik cok da gönülden istemeyen kitleler cogalmaya baslamistir, ve Bülent Uygun bu yolda devam ettigi müddetce bunlarin sayisi artacaktir...
Bütün bunlari, bugünkü macin icerisinde, Sivasspor beraberlik golünü yedikten sonra kendisini yedek kulübesinin camini tekmeyle yere indirmesi ve mac sonunda hakeme yönelik yaptigi cirkin hareketler üzerine yazma ihtiyaci hissettim.
Pekii hareketler cirkinse de Bülent Uygun'un cildirmasina neden olacak hatalar yapti mi hakem? Kesinlikle hayir. Ne Yunus Yildirim, ne Selcuk Dereleli ne de bir baskasi... Bu ligin en kaliteli hakemi kim deseler; cok net sekilde bukünkü macin hakemi Deniz Coban'i gösteririm. Bugünkü macta da ta ki Sivasspor golü yiyene kadar hatasiz mac yönetmisti. Sivas'in beraberlik gölünün arkasindan bana sanki kalan dakikalarda seyircilerden ve ev sahibi takimdan etkilendigi icin tercih haklarini genelde Sivas'tan yana kullandi ve onlarin cezasahasi karambokerinde yaptiklari faulleri görmezden geldi diye düsünmekteysem de bu süre zarfinda sonuca etki edecek hicbir hatasi olmadi...
Bülent Uygun'un kudurmasina neden olsan pozisyon ise, Ankaraspor'un golü attigi pozisyon öncesinde ortasaha da bir faul pozisyonun olup olmadigi... Yayinci kurulus o ani tekrar göstermedi veya ben kacirdim, o yüzden tekrar izleyemedim, ama mac icindeki benzeri hicbir pozisyonu faul olarak calmadigini bildigim icin orda da herhangi bir hatanin sözkonusu oldumadigini düsünmekteyim... Dahasi o atak bir defa Sivasspor cezsahasi yayina kadar gitmis ve defans elemanlarinca savusturulmustur ki o savusturulan top yine cok uzaklastirilamamisken tekrar bir Ankaraspor atagina dönüserek gol olmustur... Yani Sivas'in o ani toparlayacak bir hayli zamani olmustur... Ama tabii sampiyonluga giden yol, Sivaspor'un örnek aldigi büyüklerinin gösterdigi kadariyla cirfeklesmekten gecmemktedir bir hayli... Yani aslinda haksiz oldugunu bile bile bagiracak, cagiracak, bize karsi komplolar kuruluyor diyecek, hakeme yükleneceksin ki, hem kendi hatalarinin üzerini örtebilesin, yenilgiye yol acan hem de geriye kalan haftalarda hakemleri ve spor camiasini etki altina alabilesin ve mümkün ise senin lehine hatalar yapmalarina yolacabilesin....
Mac icin söylenebilecek cok fazla birsey yok. Sivaspor cok zamandir bu puan kayiplarin olusacagina dair ipuclari veriyordu... Kazandiklari hicbir karsilasmayi özellikle son dönemlerde oyun olarak sahaya üstünlüklerini koyarak kazanmamislardi... Genelde oyun planlari su sekilde: Ani bir gol bulmaya calis ve o golün üstüne bir hayli sert oynayarak kapanmak suretiyle yat. Ankaraspor karsisinda yaptiklari da bundan farkli degildi... Golü yiyene kadar da bunda muvaffak oldular. Yedikleri gol dahi bir pozisyon dahilinde gerceklesmedi aslinda. Uzaktan gelen sut, aynen ilk yarida kendi attiklari gibi rüzgarin da yardimiyla hiz kazanip gol oldu...
Oldukca zamansiz gelen bu beraberlik sayisi özellikle de o berbat rüzgara karsi oynayan bir takim icin elbette herseyin sonu demekti ve öyle de oldu... Bastan sona üzerine yatilmaya calisilan gol ve pesinden gidilen oyun plani cöpe gitmis oldu...
Ankaraspor icin aslinda yeni bir sey söyleyemiyorum ben... Aykut Kocaman cok vasat bir teknik direktör ve maalesef kendini hicbir sekilde asamiyor... Ankaraspor'un gol de dahil bir tane dahi cezasahasi pozisyonu yok. Neredeyse Sivaspor'un iki kati kadar topa sahip olma oranina sahiptilere % 90'lara varan pas yüzdesiyle oynadilar ama ilginctir birakin kale ici pozisyonlarini gol disinda kaleyi tutan tek bir tehlikeli sutlari yok...
Kendisi devre arasi verim alamadigi gerekcesiyle, bu lig standarlarindan bir hayli kaliteli diyebilecegimiz bir dizi yabanci oyuncu ile yollarini ayirmistir. Daha önce de yazmistim, sahada sürede alamadigi müddetce oyunculardan verim alip alamamayi neye dayarak belirleyebilirsiniz diye... Adem Kocak'in sakatligi sayesinde ligin ilk yarisinda tanima firsati buldugumuz Theo Weeks Adem düzeldikten sonra yeniden kulübeye mahkum olmus durumda... Adem Kocagin, hatta bazen önliberoyu ücleyip de Muhammed Hanefi'nin oynadigi bir ortasaha kurgusunda Weeks'in oynayamasinin bence hicbir aciklamasi yok... Sene sonunda ondan da verim alinamadigi icin ayrilinilirsa hic sasirmam. Ve bir büyük bütce ve kaliteli kadro yeniden Kocaman'in elinde kadüklestirilip kalinirsa...
Ankaraspor'un golünü atan Umut icin ayri bir paragraf acmak lazim saniyorum. Cocugun golde topu alisi, sürüsü ve köseyi görüsü olaganüstü ama onun disinda ortasahada bir pozisyonda rakibini ekarte edisi var ki; muazzam, izlemeye deger buluyorum ve yabanci olmadigi icin Aykut Kocaman tarafindan yok edilmeyecegine de emin oldugumdan icim rahat...
Yillardir ligin tepesinde hüküm süren ama ligin geri kalanin caresizligi nedeniyle defolari bir türlü ortaya simdiye kadar cikartilmayan büyükleri, kisitli bütcesi ve mütevazi kadrosuyla tehdit eden bir disarili dolasiyor ligin tepelerinde son iki yildir...
Ama yukarda da bahsettigim gibi bu takim bir türlü sevilemiyor; disarili oldugu halde, merkezdeki müktedirleri rahatsiz ettigi halde ve bütün bunlari "ciliz" haliyle yaptigi halde... Nedeni elbette cok basit: Bülent Uygun'un ta kendisi...
Tamam; kendisi ligin en beyefendi, en sportmen sahsi da olsa bazilarinca yine de sevilmeyecek ve basarisi kücümsenecektir; sirf Fenerbahceli oldugu icin... Bu sekilde düsünen ruh hastalarini bir kenara birakiyorum. Onlari tartismaya dahi deger bulmuyorum.
Bu rahatsiz grubun disinda, Bülent Uygun'un sirf yaptiklari ve söylediklerinden dolayi Sivasspor'dan uzaklasan, onlarin sampiyonlugunu artik cok da gönülden istemeyen kitleler cogalmaya baslamistir, ve Bülent Uygun bu yolda devam ettigi müddetce bunlarin sayisi artacaktir...
Bütün bunlari, bugünkü macin icerisinde, Sivasspor beraberlik golünü yedikten sonra kendisini yedek kulübesinin camini tekmeyle yere indirmesi ve mac sonunda hakeme yönelik yaptigi cirkin hareketler üzerine yazma ihtiyaci hissettim.
Pekii hareketler cirkinse de Bülent Uygun'un cildirmasina neden olacak hatalar yapti mi hakem? Kesinlikle hayir. Ne Yunus Yildirim, ne Selcuk Dereleli ne de bir baskasi... Bu ligin en kaliteli hakemi kim deseler; cok net sekilde bukünkü macin hakemi Deniz Coban'i gösteririm. Bugünkü macta da ta ki Sivasspor golü yiyene kadar hatasiz mac yönetmisti. Sivas'in beraberlik gölünün arkasindan bana sanki kalan dakikalarda seyircilerden ve ev sahibi takimdan etkilendigi icin tercih haklarini genelde Sivas'tan yana kullandi ve onlarin cezasahasi karambokerinde yaptiklari faulleri görmezden geldi diye düsünmekteysem de bu süre zarfinda sonuca etki edecek hicbir hatasi olmadi...
Bülent Uygun'un kudurmasina neden olsan pozisyon ise, Ankaraspor'un golü attigi pozisyon öncesinde ortasaha da bir faul pozisyonun olup olmadigi... Yayinci kurulus o ani tekrar göstermedi veya ben kacirdim, o yüzden tekrar izleyemedim, ama mac icindeki benzeri hicbir pozisyonu faul olarak calmadigini bildigim icin orda da herhangi bir hatanin sözkonusu oldumadigini düsünmekteyim... Dahasi o atak bir defa Sivasspor cezsahasi yayina kadar gitmis ve defans elemanlarinca savusturulmustur ki o savusturulan top yine cok uzaklastirilamamisken tekrar bir Ankaraspor atagina dönüserek gol olmustur... Yani Sivas'in o ani toparlayacak bir hayli zamani olmustur... Ama tabii sampiyonluga giden yol, Sivaspor'un örnek aldigi büyüklerinin gösterdigi kadariyla cirfeklesmekten gecmemktedir bir hayli... Yani aslinda haksiz oldugunu bile bile bagiracak, cagiracak, bize karsi komplolar kuruluyor diyecek, hakeme yükleneceksin ki, hem kendi hatalarinin üzerini örtebilesin, yenilgiye yol acan hem de geriye kalan haftalarda hakemleri ve spor camiasini etki altina alabilesin ve mümkün ise senin lehine hatalar yapmalarina yolacabilesin....
Mac icin söylenebilecek cok fazla birsey yok. Sivaspor cok zamandir bu puan kayiplarin olusacagina dair ipuclari veriyordu... Kazandiklari hicbir karsilasmayi özellikle son dönemlerde oyun olarak sahaya üstünlüklerini koyarak kazanmamislardi... Genelde oyun planlari su sekilde: Ani bir gol bulmaya calis ve o golün üstüne bir hayli sert oynayarak kapanmak suretiyle yat. Ankaraspor karsisinda yaptiklari da bundan farkli degildi... Golü yiyene kadar da bunda muvaffak oldular. Yedikleri gol dahi bir pozisyon dahilinde gerceklesmedi aslinda. Uzaktan gelen sut, aynen ilk yarida kendi attiklari gibi rüzgarin da yardimiyla hiz kazanip gol oldu...
Oldukca zamansiz gelen bu beraberlik sayisi özellikle de o berbat rüzgara karsi oynayan bir takim icin elbette herseyin sonu demekti ve öyle de oldu... Bastan sona üzerine yatilmaya calisilan gol ve pesinden gidilen oyun plani cöpe gitmis oldu...
Ankaraspor icin aslinda yeni bir sey söyleyemiyorum ben... Aykut Kocaman cok vasat bir teknik direktör ve maalesef kendini hicbir sekilde asamiyor... Ankaraspor'un gol de dahil bir tane dahi cezasahasi pozisyonu yok. Neredeyse Sivaspor'un iki kati kadar topa sahip olma oranina sahiptilere % 90'lara varan pas yüzdesiyle oynadilar ama ilginctir birakin kale ici pozisyonlarini gol disinda kaleyi tutan tek bir tehlikeli sutlari yok...
Kendisi devre arasi verim alamadigi gerekcesiyle, bu lig standarlarindan bir hayli kaliteli diyebilecegimiz bir dizi yabanci oyuncu ile yollarini ayirmistir. Daha önce de yazmistim, sahada sürede alamadigi müddetce oyunculardan verim alip alamamayi neye dayarak belirleyebilirsiniz diye... Adem Kocak'in sakatligi sayesinde ligin ilk yarisinda tanima firsati buldugumuz Theo Weeks Adem düzeldikten sonra yeniden kulübeye mahkum olmus durumda... Adem Kocagin, hatta bazen önliberoyu ücleyip de Muhammed Hanefi'nin oynadigi bir ortasaha kurgusunda Weeks'in oynayamasinin bence hicbir aciklamasi yok... Sene sonunda ondan da verim alinamadigi icin ayrilinilirsa hic sasirmam. Ve bir büyük bütce ve kaliteli kadro yeniden Kocaman'in elinde kadüklestirilip kalinirsa...
Ankaraspor'un golünü atan Umut icin ayri bir paragraf acmak lazim saniyorum. Cocugun golde topu alisi, sürüsü ve köseyi görüsü olaganüstü ama onun disinda ortasahada bir pozisyonda rakibini ekarte edisi var ki; muazzam, izlemeye deger buluyorum ve yabanci olmadigi icin Aykut Kocaman tarafindan yok edilmeyecegine de emin oldugumdan icim rahat...
Samstag, 7. März 2009
Skibbe'ye santaj!
Galatasaray'in ex-teknik direktörü gectigimiz yillarda bir santajla karsi karsiyaymis...
Kendisin meger Leverkusen'i calistirdigi dönemde (2006) arabasi soyulmus ve Leverkusen'in Besiktas ile yapacagi UEFA kupasi karsilasmasina ait 5 bilet, navigasyon sistemi ve en önemlisi cep telefonu hirsizlarca alinmis...
Esas önemlisi cep telefonu diyorum cünkü cep telefonunda Skibbe'nin eski sevgilisyle birlikte cekilmis, mahkemenin ifadesiyle "cok mahrem" fotograflari varmis... Ve cep telefonunu ele geciren kisi- ki ilginctir kendisi bir kadin polismis; 150.000 Euro istemis Skibbe'den, bu cep telefonundaki fotograflar karsiliginda... Aksi halde kendisini fotograflari bulvar basina satmakla tehdit etmisler...
Neyseki hirsizlar yani bahsettigim polis ve onun sevgilisi, 'kötü' emellerine ulasamadan yakalanmislar...
Gectigimiz persembe tutuklularin mahkemesine baslandi....
Kendisin meger Leverkusen'i calistirdigi dönemde (2006) arabasi soyulmus ve Leverkusen'in Besiktas ile yapacagi UEFA kupasi karsilasmasina ait 5 bilet, navigasyon sistemi ve en önemlisi cep telefonu hirsizlarca alinmis...
Esas önemlisi cep telefonu diyorum cünkü cep telefonunda Skibbe'nin eski sevgilisyle birlikte cekilmis, mahkemenin ifadesiyle "cok mahrem" fotograflari varmis... Ve cep telefonunu ele geciren kisi- ki ilginctir kendisi bir kadin polismis; 150.000 Euro istemis Skibbe'den, bu cep telefonundaki fotograflar karsiliginda... Aksi halde kendisini fotograflari bulvar basina satmakla tehdit etmisler...
Neyseki hirsizlar yani bahsettigim polis ve onun sevgilisi, 'kötü' emellerine ulasamadan yakalanmislar...
Gectigimiz persembe tutuklularin mahkemesine baslandi....
Freitag, 6. März 2009
Yine bir akil tutulmasi ve izan eksikligi...
Fenerbahce yönetiminin isi hakikaten zor... Baska kulüplerin taraftar profilini pek bilmiyorum, ama icinde bulundugum icin Fenerbahce camiasinin nasil bir taraftar kitlesinden mütessekil oldugundan haberdarim...
Meshur Bosman kanunlari sayesinde sözlesmesi biten oyuncular istedikleri kulübe gidebiliyor. Sizi birakip da baska kulüpte yasantisina devam etmek isteyen oyuncular icin de elinizden bu anlamda yapacak birsey gelmiyor...
Ya karsinizdaki kulüp sizden cok daha iyi paralari öneriyor oyuncunuza ve siz ekonomik olarak o paralari ödeyecek durumda olamadiginiz icin oyuncunun gidisine engel olamiyorsunuz; ya da oyuncu zaten sizi coktan silmis oluyor ve illaki "o" takimda oynamak istiyor ve siz birakin ücretini cok yukarilara cikarmayi, yollarina altin döseseniz elinizde tutmak icin muvaffak olamiyorsunuz.
Fenerbahce'nin son dönemlerde elinden kacirdigi iddia edilen iki önemli oyuncunun hikayesi de bu sekilde gerceklesmistir. Gerek Aurelio, gerekse de Tuncay tam da kendileri istedikleri icin ayrilmis ve gitmislerdir...
Lakin Fenerbahce taraftari, anlasilmaz bir sekilde, bu konuda sürekli yönetimi suclamaktadir. Hadi Tuncay'i bir kenara birakalim, ama Aurelio tarafindan bu kulüp esasina bakarsaniz bir haylide ahlaksiz bir muameleye tabii tutulmustur nitekim aradaki sözlesmeye mutakip kalmayan Aurelio'nun kendisidir, ve Fenerbahce taraftari illaki bir tepki göstermesi gerekiyorsa o kisi Aurelio olmasi gerekirken, Fenerbahce yönetimine yüklenmektedir.
Ben burda Fenerbahce yönetiminin sözcülügünü yapmak derdin degilim, ama ortaya dökülüp sacilan bu izansizliga artik isyan etmek noktasindayim...
Su siralarda Lugano ile ilgili de imza atilmasi geciktikce taraftarlar huysuzlanmaya basladi... Hedefte yine yönetim var. "Aurelio ve Tuncay gibi bunu da kacirirsaniz elinizden sizler de defolup gidin bu takiminin yönetiminden" denilmeye baslanmis durumda. Halbuki yukarda söyledigim gibi sayet isterse Lugano gitmeyi sizin elinizden cok birsey gelmiyor... Ve taraftarlarin ne yaparsaniz yapin tutun bu adami takimda beklentileri esasinda bütünüyle havada kaliyor; zira sizin o oyuncunun kafasina silah dayamaniz mümkün degil...
Izansizligin diger ayagi da su: Tuncay olsun, Aurelio olsun, Lugano olsun; bu takima bu yönetim, yani simdi o oyuncular kendi istekleri dogrultusunda takimdan ayrildiklari icin hedef tahtasina oturtulan yönetim tarafindan getirilmistir bu takima. Ve yine eminim ki iclerinde simdi Lugano giderse siz de defolup gidin yönetimden diyenlerin de oldugu bir yigin insan ilk geldigi siralarda Lugano ile ilgili "bu da neymis, bundan bir sürü var bu ligte" der iken Aziz Yildirim "Lugano'yu bizzat kendim izledigim ve getirdim ve iyi futbolcudur kefilim" diyerek destek cikmistir o oyuncuya...
Donnerstag, 5. März 2009
Bir röportaj ve büyük bir düs kirikligi...!
Taraf Gazetesi'nde kendisiyle ilgili röportajlarin yayinlanacagini okudugumda bir hayli heycanlanmistim, ne yalan söyleyeyim... Simdiye kadar Aydin Dogan her zaman kendisine canak sorularla yol acan kendi medya grubundaki gazetecilerin karsisina cikip olaylari anlatiyordu... Dolayisiyla da aklimizdaki hicbir soruya cevap alamiyorduk...
Bu bakimdan simdiye kadarki yayinlariyla medyamizin bence yüz aki olabilmis Taraf Gazetesi'ndeki röportajdan ümitliydim... Aklimiza gelen bütün ters sorular sorulacak ve terletilecek diye bekliyordum Aydin Dogan...
Mesela,
"hükümetin size duydugu kisisel husumetten dolayi bu vergi cezasini verdigini söylüyorsunuz ama, ortaya belgeler cikti ve bu belgelere göre söz konusu hisselerinizi sizin iddia ettiginiz gibi 2007 yilinda degil 2006 yilinda satildigini görülüyor, bunu nasil aciklayacaksiniz?"
Veyahut,
"Hilton arazisiyle ilgili hicbir beklentim yok diyorsunuz ama, orayi imar plani degisikligiyle deger artirima gideceginiz iddialari ayyuka cikti, bunu aciklar misiniz?"
"Onca parayi o eskimis otele sirf aileniz adina park yapmak icin mi döktünüz oraya?"
"Bu cok realist gelmiyor akla, hele hele bir is adamini adina"
"Sabah Gazetesi Ciner Grubunda iken TMSF'ye sikayette bulunup bu gruba el konulmasina siz neden olmamis miydiniz?"
"Türkcell nedeniyle Karamehmet Grubuyla girdiginiz tartisma sonrasinda, size medyada kendi grubunuzdan baska bir medya olusumunu istemediginiz söylenir, bu neden böyle? Bütün diger medya gruplari sizinle ilgili ayni seyleri söylüyor!!"
ve benzeri bir yigin ciddi sorular varken, Taraf Gazetesi yazari Amberin Zaman, sahsin kendi grubundaki yazalari gibi canak sorular sormus, Aydin Dogan'in herseyi gönlünce anlatmasina izin verip, verilen cevaplar hakkinda hicbir serh koymadan sonlandirmis röportaji...
Röportajdan anladigimiz sunlar:
-Aydin Dogan, sütten cikmis ak kasik...
-Türkiye'nin en ilkeli, en bagimsiz ve özgür medya patronu...
-Sirf ailesi adina yesil bir alan olusturmak icin milyonlarca dolari bir hilton arazisine ödeyecek kadar yüce gönüllü bir insan...
-Basbakan cok tahammülsüz, eve grubundaki bazi yazarlar, zaman zaman genel prensiblerinin ötesine geciyor olabilirler, ama basbakan bütün bunlara tolerans göstermek zorunda...
-Bütün bunlarin hepsi Aydin Dogan ve grubuna düsman onlari yok etmek isteyen yandas medyanin basinin altindan cikiyor, Erdogan'i onlar kiskirtiyor kendilerine karsi...
Söyleyecek söz bulamiyorum ben bunlara....
Mittwoch, 4. März 2009
Elinizi cabuk tutun...!
Bu cagri Fenerbahce yönetimine. Daha önce blogta bahsetmistim, kendisinin Fenerbahce'nin takibinde oldugunu okudugum bir haberin üzerine harika olur seklinde...
Bugün Alman gazetesi Express'de okudum... Kendigi sezon sonunda Bayern'i birakiyor... Onunla anlasan bu kaliteli futbolcuyu bonservis bedeli ödemeden kadrosuna katabilecek. Kendisiyle Leverkusen'in yakindan ilgilendigini yaziyordu gazete... Ayni haberde, Leverkusen'in yaninda Hamburger SV ve PSV Eindoven'in da Vam Bommel ile ilgilendinlerinden bahsediyor.
Ama Van Bommel, Hollanda'ya dönmeden evvel iki yil daha disarda oynamak istedigini söylüyor... Gazete "belki de Leverkusen'de?" diye bitirmis haberi, ben de temenni ile belki de Fenerbahce'de? diye bitireyim mevzuu.
Deniz.... Deniz.... Deniz....
Aurelio gittikten sonra göz yasi dökenlere, yahu elimizde Deniz var ne agliyorsunuz, esas ayagi kirilan Deivid bizim icin kayip diyordum...
Deniz'in bu aksamki performansini görünce hic de ilk duyuldugundaki gibi sacmalamadigimi daha iyi anladim. Yok yerden konusmamistim zaten öyle. Gecen sezon, Aurelio'nun sakat oldugu bir dönemde formayi kapan Deniz, muazzam performans gösteriyordu. Hatta vazgecilmez denilen Aurelio iyilestikten sonra acaba, Deniz'in yedegi olarak kalsa mi tartismalari masa üzerine getirilmeye baslanmisti.
Iste bu aksam o adam vardi sahada yeniden uzun zaman sonra. Sivasspor karsisinda Fenerbahce, yine pozisyon ve gol bulmakta zorlanirken, ve artik dakikalar ilerleyip de artik Fenerbahce'nin karakteristik özelligi olan azalan süreye bagli stres kaynakli oyun disiplininden kopma anlari gelirken, aslinda taraftarlarinin övgüleri ve yüceltileri dogrultusunda Alex denilen oyuncunun yapmasi gerekeni yapip, sahneye cikarak muazzam bir gol atti ve takimin üzerindeki stresi alirken, rakibinin tam zamaninda gardini düsürmüs oldu. Alex, sayet Fenerbahce taraftarlarinin bahsettigi gibi, bulunmaz hint kumasi idiyse, onsuz Fenerbahce siradan bir takim oluyorduysa, o bu takimin herseyi idiyse, Deniz'in topu aldigi yerde olmali, onun attigi o olagan üstü calimi atim o muhtesem sutu cekmeliydi... Bunu yapan isim ama, o Alex'i tanrisallastiran Fenerbahce taraftarlarinin en kücük firsatta isliklamaktan ve yuhalamaktan geri durmadiklari Deniz idi.
Iste Deniz'in bu performansi, emegin, mücadelenin, caliskanligin ve özverinin; saklabanliga ve maymunluga cevabiydi...
Bu karsilasmanin Deniz'in hikayesinin yaninda baska anlattiklari da var: Guiza bu takimin maalesef en zayif haklasi. Ve sayet oynayacaksa önünde sadece iki alternatif var:
1. Ya yedek soyunacak ve Fenerbahce rakipleri karsisinda skor avantajini elde ettigi anda kontra atak takimi huviyetine döndügünde cok sevdigi bos alanlari bulabilecegi icin rakip yarisahada, oyuna sonradan girecek.
2. Ya da aynen bu macin bir 15 dakikalik bölümünde oldugu gibi Aragones Guiza ile Semih'i ayni anda sahada tutacak.
Aksi taktirde yani Fenerbahce'nin oyun karakterini olusturan 4-4-1-1 sisteminde maalesef kesinlikle o ilerdeki 1 Guiza olamaz.
Volkan Babacan, iki defa cok hatali cikislariyla gelecek adina cok fazla ümitlenmemiz gerektigi düsüncesini olusturdu zihinlerde.
Önder böyle oynadigi müddetce Fenerbahce'nin sinirli olan yabanci kontenjanlarindan birini stoper bölgesi icin kullanmasi mantikli mi; emin degilim....
Fenerbahce bu galibiyetle büyük olasilikla finalde Besiktas'in rakibi oldu. Ve simdiye kadar oldugu gibi, kupada ligtekinden cok daha farkli oynuyor. Besiktas karsisinda da basarili bir oyun ile yillar sonra hedefe ulasacagini düsünmekteyim.
Dienstag, 3. März 2009
N'olcak bu Schalke 04'nin hali...?
"Meister der Herzen" derler onlar icin... Gönüllerin sampiyonu... Yilini tam olarak hatirlamiyorum, birkac sene önce sampiyonlugu degil son mac son dakikalarda Bayern'e kaptirmislardi da, tüm Almanya da onlarla birlikte göz yasi dökmüstü...
Bes yildir yakindan takip etmeye calisiyorum Schalke'yi... Maalesef iyi yöneticilerinde elinde olamadi o gün bugündür... Önce Almanya'nin Ali Sen'i kulübü ciftligi, takimi oyuncagi gibi gören; iki mac kaybedilse pes pese, takima müdahale etmeye, teknik direktörün isine karismaya calisan, Rudi Assauer menejerlik yapiyordu... Onun yerine basiretsiz, yeteneksiz Müller geldi göreve... Sampiyonlar Ligin'nde seyrek final oynayayan hocalarini kovdu... Bir devre arasinda transfer döneminde ayni bölgeye üc yabanci oyuncu birden transfer etti...
Gecen yil kovduklari, bence basarili, Slomka'nin yerine getirdikleri Hollandali Rutten ile simdi oldukca zor günler yasiyorlar... Fenerbahce'nin duruma cok benziyor aslinda Schalke'nin durumu...
Ikisi de gecen yil Sampiyonlar Ligi'nde ceyrek final oynamis hocalarini ligte sampiyon olamadiklari icin kovmustu. Simdi ikisi de yerine büyük umutlarla getirdikleri hocalarla hedeflediklerininden cok uzaktalar... Evvela Schalke, SL'den ön elemede elenmisti. Atletico'dan dört yiyerek. Sonra Uefa'da gruplardan cikamadi... Bu capta ve bütcede bir kulüp... Ligte Schalke su anda sekizinci sirada... Uefa'ya dahi gitmeleri cok zor seneye... Ve bu aksam Almanya Federasyon Kupasi'ndan da elendiler... Ikinci ligte mücadele eden Mainz'e karsi 1-0 kaybederek... Ve Schalke her sene oldugu gibi bir krize dogru daha sürükleniyor ve esasinda sahip olduklari yönetici ekibiyle de bunu maalesef tamamiyle hak ediyorlar...
Sevgili Aykut Hoca, senin eline dünyanin en iyi kadrosunu verseler, yapacagin yine bu kadardir....
Eski tas eski hamam olmaya basladi hersey yine. Büyükler ait olduklari yerlere dogru hareket ederken, onlari zorlayacagini düsündügümüz, Bursaspor, Kayserispor, Ankaraspor, Gaziantepspor gibi takimlar ise, bir kez daha bizleri yaniltarak büyükler karsisindaki yetersiz anadolu takimi huviyetine döndüler...
Bugün Ankaraspor da bu performansini acik acik gösterdi... Ligin ilk yarisinda 3-1 yendikleri Besiktas karsisinda yine ayni skorlar evinde kaybetti ve kupaya büyük olasilikla veda etti.
Basliktaki elestiri elbette, sadece Ankaraspor'un aynen diger bahsettigim anadolu klüpleri gibi büyükler karsisinda direnc gösteremeyen hale dönüsmesiyle ilgili degil...
Aykut Kocaman'in, idare edemedigi, rotasyon sayesinde bütün oyuncularini hazir tutamadigi icin kücültügü kadrolari asiri yüklenmeden ve mac trafiginden bir süre sonra düsüse geciyor... Diger taraftan, topu durmadan cevirebilme ama bu cevirilen toplari hücum bölgesinde bir türlü pozisyona dönüstürememe sikintisi diger takimlarinda oldugu gibi Ankaraspor'da da devam ediyor...
Böyle olunca da aynen bu aksam ki gibi sefil, sonuca gitmekten aciz, aslinda hicbir sey yapmayan bir Besiktas'a karsi farkli skorlar yenilebiliyor... Ve Ankaraspor'un kadrosu esasinda Sivasspor'dan diyelim, kesinlikle daha iyi bir kadro-idi. Bu deneme hoca ile ilgili son ümitlenmeydi sansim adina. Bu Ankaraspor performansiyla belki bu sefer olacak diye heveslenmistim... Maalesef yine ayni terane...
Abonnieren
Posts (Atom)