Samstag, 7. März 2009

Skibbe'ye santaj!

Galatasaray'in ex-teknik direktörü gectigimiz yillarda bir santajla karsi karsiyaymis...

Kendisin meger Leverkusen'i calistirdigi dönemde (2006) arabasi soyulmus ve Leverkusen'in Besiktas ile yapacagi UEFA kupasi karsilasmasina ait 5 bilet, navigasyon sistemi ve en önemlisi cep telefonu hirsizlarca alinmis...

Esas önemlisi cep telefonu diyorum cünkü cep telefonunda Skibbe'nin eski sevgilisyle birlikte cekilmis, mahkemenin ifadesiyle "cok mahrem" fotograflari varmis... Ve cep telefonunu ele geciren kisi- ki ilginctir kendisi bir kadin polismis; 150.000 Euro istemis Skibbe'den, bu cep telefonundaki fotograflar karsiliginda... Aksi halde kendisini fotograflari bulvar basina satmakla tehdit etmisler...

Neyseki hirsizlar yani bahsettigim polis ve onun sevgilisi, 'kötü' emellerine ulasamadan yakalanmislar...

Gectigimiz persembe tutuklularin mahkemesine baslandi....

Freitag, 6. März 2009

Yine bir akil tutulmasi ve izan eksikligi...


Fenerbahce yönetiminin isi hakikaten zor... Baska kulüplerin taraftar profilini pek bilmiyorum, ama icinde bulundugum icin Fenerbahce camiasinin nasil bir taraftar kitlesinden mütessekil oldugundan haberdarim...
Meshur Bosman kanunlari sayesinde sözlesmesi biten oyuncular istedikleri kulübe gidebiliyor. Sizi birakip da baska kulüpte yasantisina devam etmek isteyen oyuncular icin de elinizden bu anlamda yapacak birsey gelmiyor...
Ya karsinizdaki kulüp sizden cok daha iyi paralari öneriyor oyuncunuza ve siz ekonomik olarak o paralari ödeyecek durumda olamadiginiz icin oyuncunun gidisine engel olamiyorsunuz; ya da oyuncu zaten sizi coktan silmis oluyor ve illaki "o" takimda oynamak istiyor ve siz birakin ücretini cok yukarilara cikarmayi, yollarina altin döseseniz elinizde tutmak icin muvaffak olamiyorsunuz.
Fenerbahce'nin son dönemlerde elinden kacirdigi iddia edilen iki önemli oyuncunun hikayesi de bu sekilde gerceklesmistir. Gerek Aurelio, gerekse de Tuncay tam da kendileri istedikleri icin ayrilmis ve gitmislerdir...
Lakin Fenerbahce taraftari, anlasilmaz bir sekilde, bu konuda sürekli yönetimi suclamaktadir. Hadi Tuncay'i bir kenara birakalim, ama Aurelio tarafindan bu kulüp esasina bakarsaniz bir haylide ahlaksiz bir muameleye tabii tutulmustur nitekim aradaki sözlesmeye mutakip kalmayan Aurelio'nun kendisidir, ve Fenerbahce taraftari illaki bir tepki göstermesi gerekiyorsa o kisi Aurelio olmasi gerekirken, Fenerbahce yönetimine yüklenmektedir.
Ben burda Fenerbahce yönetiminin sözcülügünü yapmak derdin degilim, ama ortaya dökülüp sacilan bu izansizliga artik isyan etmek noktasindayim...
Su siralarda Lugano ile ilgili de imza atilmasi geciktikce taraftarlar huysuzlanmaya basladi... Hedefte yine yönetim var. "Aurelio ve Tuncay gibi bunu da kacirirsaniz elinizden sizler de defolup gidin bu takiminin yönetiminden" denilmeye baslanmis durumda. Halbuki yukarda söyledigim gibi sayet isterse Lugano gitmeyi sizin elinizden cok birsey gelmiyor... Ve taraftarlarin ne yaparsaniz yapin tutun bu adami takimda beklentileri esasinda bütünüyle havada kaliyor; zira sizin o oyuncunun kafasina silah dayamaniz mümkün degil...
Izansizligin diger ayagi da su: Tuncay olsun, Aurelio olsun, Lugano olsun; bu takima bu yönetim, yani simdi o oyuncular kendi istekleri dogrultusunda takimdan ayrildiklari icin hedef tahtasina oturtulan yönetim tarafindan getirilmistir bu takima. Ve yine eminim ki iclerinde simdi Lugano giderse siz de defolup gidin yönetimden diyenlerin de oldugu bir yigin insan ilk geldigi siralarda Lugano ile ilgili "bu da neymis, bundan bir sürü var bu ligte" der iken Aziz Yildirim "Lugano'yu bizzat kendim izledigim ve getirdim ve iyi futbolcudur kefilim" diyerek destek cikmistir o oyuncuya...

Donnerstag, 5. März 2009

Bir röportaj ve büyük bir düs kirikligi...!

Belki her zaman ön plandaydi, ama son zamanlardaki hükümetle girdigi polemikler, patronu oldugu grubun aldigi tarihi vergi cezasi ve vergi kacakciligi ile suclanmasi hadisesiyle iyice gündeme oturmustu resimdeki sahis; Aydin Dogan...

Taraf Gazetesi'nde kendisiyle ilgili röportajlarin yayinlanacagini okudugumda bir hayli heycanlanmistim, ne yalan söyleyeyim... Simdiye kadar Aydin Dogan her zaman kendisine canak sorularla yol acan kendi medya grubundaki gazetecilerin karsisina cikip olaylari anlatiyordu... Dolayisiyla da aklimizdaki hicbir soruya cevap alamiyorduk...

Bu bakimdan simdiye kadarki yayinlariyla medyamizin bence yüz aki olabilmis Taraf Gazetesi'ndeki röportajdan ümitliydim... Aklimiza gelen bütün ters sorular sorulacak ve terletilecek diye bekliyordum Aydin Dogan...

Mesela,

"hükümetin size duydugu kisisel husumetten dolayi bu vergi cezasini verdigini söylüyorsunuz ama, ortaya belgeler cikti ve bu belgelere göre söz konusu hisselerinizi sizin iddia ettiginiz gibi 2007 yilinda degil 2006 yilinda satildigini görülüyor, bunu nasil aciklayacaksiniz?"

Veyahut,

"Hilton arazisiyle ilgili hicbir beklentim yok diyorsunuz ama, orayi imar plani degisikligiyle deger artirima gideceginiz iddialari ayyuka cikti, bunu aciklar misiniz?"

"Onca parayi o eskimis otele sirf aileniz adina park yapmak icin mi döktünüz oraya?"

"Bu cok realist gelmiyor akla, hele hele bir is adamini adina"

"Sabah Gazetesi Ciner Grubunda iken TMSF'ye sikayette bulunup bu gruba el konulmasina siz neden olmamis miydiniz?"

"Türkcell nedeniyle Karamehmet Grubuyla girdiginiz tartisma sonrasinda, size medyada kendi grubunuzdan baska bir medya olusumunu istemediginiz söylenir, bu neden böyle? Bütün diger medya gruplari sizinle ilgili ayni seyleri söylüyor!!"

ve benzeri bir yigin ciddi sorular varken, Taraf Gazetesi yazari Amberin Zaman, sahsin kendi grubundaki yazalari gibi canak sorular sormus, Aydin Dogan'in herseyi gönlünce anlatmasina izin verip, verilen cevaplar hakkinda hicbir serh koymadan sonlandirmis röportaji...

Röportajdan anladigimiz sunlar:

-Aydin Dogan, sütten cikmis ak kasik...
-Türkiye'nin en ilkeli, en bagimsiz ve özgür medya patronu...
-Sirf ailesi adina yesil bir alan olusturmak icin milyonlarca dolari bir hilton arazisine ödeyecek kadar yüce gönüllü bir insan...
-Basbakan cok tahammülsüz, eve grubundaki bazi yazarlar, zaman zaman genel prensiblerinin ötesine geciyor olabilirler, ama basbakan bütün bunlara tolerans göstermek zorunda...
-Bütün bunlarin hepsi Aydin Dogan ve grubuna düsman onlari yok etmek isteyen yandas medyanin basinin altindan cikiyor, Erdogan'i onlar kiskirtiyor kendilerine karsi...

Söyleyecek söz bulamiyorum ben bunlara....

Mittwoch, 4. März 2009

Elinizi cabuk tutun...!


Bu cagri Fenerbahce yönetimine. Daha önce blogta bahsetmistim, kendisinin Fenerbahce'nin takibinde oldugunu okudugum bir haberin üzerine harika olur seklinde...
Bugün Alman gazetesi Express'de okudum... Kendigi sezon sonunda Bayern'i birakiyor... Onunla anlasan bu kaliteli futbolcuyu bonservis bedeli ödemeden kadrosuna katabilecek. Kendisiyle Leverkusen'in yakindan ilgilendigini yaziyordu gazete... Ayni haberde, Leverkusen'in yaninda Hamburger SV ve PSV Eindoven'in da Vam Bommel ile ilgilendinlerinden bahsediyor.
Ama Van Bommel, Hollanda'ya dönmeden evvel iki yil daha disarda oynamak istedigini söylüyor... Gazete "belki de Leverkusen'de?" diye bitirmis haberi, ben de temenni ile belki de Fenerbahce'de? diye bitireyim mevzuu.

Deniz.... Deniz.... Deniz....


Aurelio gittikten sonra göz yasi dökenlere, yahu elimizde Deniz var ne agliyorsunuz, esas ayagi kirilan Deivid bizim icin kayip diyordum...

Deniz'in bu aksamki performansini görünce hic de ilk duyuldugundaki gibi sacmalamadigimi daha iyi anladim. Yok yerden konusmamistim zaten öyle. Gecen sezon, Aurelio'nun sakat oldugu bir dönemde formayi kapan Deniz, muazzam performans gösteriyordu. Hatta vazgecilmez denilen Aurelio iyilestikten sonra acaba, Deniz'in yedegi olarak kalsa mi tartismalari masa üzerine getirilmeye baslanmisti.

Iste bu aksam o adam vardi sahada yeniden uzun zaman sonra. Sivasspor karsisinda Fenerbahce, yine pozisyon ve gol bulmakta zorlanirken, ve artik dakikalar ilerleyip de artik Fenerbahce'nin karakteristik özelligi olan azalan süreye bagli stres kaynakli oyun disiplininden kopma anlari gelirken, aslinda taraftarlarinin övgüleri ve yüceltileri dogrultusunda Alex denilen oyuncunun yapmasi gerekeni yapip, sahneye cikarak muazzam bir gol atti ve takimin üzerindeki stresi alirken, rakibinin tam zamaninda gardini düsürmüs oldu. Alex, sayet Fenerbahce taraftarlarinin bahsettigi gibi, bulunmaz hint kumasi idiyse, onsuz Fenerbahce siradan bir takim oluyorduysa, o bu takimin herseyi idiyse, Deniz'in topu aldigi yerde olmali, onun attigi o olagan üstü calimi atim o muhtesem sutu cekmeliydi... Bunu yapan isim ama, o Alex'i tanrisallastiran Fenerbahce taraftarlarinin en kücük firsatta isliklamaktan ve yuhalamaktan geri durmadiklari Deniz idi.

Iste Deniz'in bu performansi, emegin, mücadelenin, caliskanligin ve özverinin; saklabanliga ve maymunluga cevabiydi...

Bu karsilasmanin Deniz'in hikayesinin yaninda baska anlattiklari da var: Guiza bu takimin maalesef en zayif haklasi. Ve sayet oynayacaksa önünde sadece iki alternatif var:

1. Ya yedek soyunacak ve Fenerbahce rakipleri karsisinda skor avantajini elde ettigi anda kontra atak takimi huviyetine döndügünde cok sevdigi bos alanlari bulabilecegi icin rakip yarisahada, oyuna sonradan girecek.

2. Ya da aynen bu macin bir 15 dakikalik bölümünde oldugu gibi Aragones Guiza ile Semih'i ayni anda sahada tutacak.

Aksi taktirde yani Fenerbahce'nin oyun karakterini olusturan 4-4-1-1 sisteminde maalesef kesinlikle o ilerdeki 1 Guiza olamaz.

Volkan Babacan, iki defa cok hatali cikislariyla gelecek adina cok fazla ümitlenmemiz gerektigi düsüncesini olusturdu zihinlerde.

Önder böyle oynadigi müddetce Fenerbahce'nin sinirli olan yabanci kontenjanlarindan birini stoper bölgesi icin kullanmasi mantikli mi; emin degilim....

Fenerbahce bu galibiyetle büyük olasilikla finalde Besiktas'in rakibi oldu. Ve simdiye kadar oldugu gibi, kupada ligtekinden cok daha farkli oynuyor. Besiktas karsisinda da basarili bir oyun ile yillar sonra hedefe ulasacagini düsünmekteyim.

Dienstag, 3. März 2009

N'olcak bu Schalke 04'nin hali...?


"Meister der Herzen" derler onlar icin... Gönüllerin sampiyonu... Yilini tam olarak hatirlamiyorum, birkac sene önce sampiyonlugu degil son mac son dakikalarda Bayern'e kaptirmislardi da, tüm Almanya da onlarla birlikte göz yasi dökmüstü...
Bes yildir yakindan takip etmeye calisiyorum Schalke'yi... Maalesef iyi yöneticilerinde elinde olamadi o gün bugündür... Önce Almanya'nin Ali Sen'i kulübü ciftligi, takimi oyuncagi gibi gören; iki mac kaybedilse pes pese, takima müdahale etmeye, teknik direktörün isine karismaya calisan, Rudi Assauer menejerlik yapiyordu... Onun yerine basiretsiz, yeteneksiz Müller geldi göreve... Sampiyonlar Ligin'nde seyrek final oynayayan hocalarini kovdu... Bir devre arasinda transfer döneminde ayni bölgeye üc yabanci oyuncu birden transfer etti...
Gecen yil kovduklari, bence basarili, Slomka'nin yerine getirdikleri Hollandali Rutten ile simdi oldukca zor günler yasiyorlar... Fenerbahce'nin duruma cok benziyor aslinda Schalke'nin durumu...
Ikisi de gecen yil Sampiyonlar Ligi'nde ceyrek final oynamis hocalarini ligte sampiyon olamadiklari icin kovmustu. Simdi ikisi de yerine büyük umutlarla getirdikleri hocalarla hedeflediklerininden cok uzaktalar... Evvela Schalke, SL'den ön elemede elenmisti. Atletico'dan dört yiyerek. Sonra Uefa'da gruplardan cikamadi... Bu capta ve bütcede bir kulüp... Ligte Schalke su anda sekizinci sirada... Uefa'ya dahi gitmeleri cok zor seneye... Ve bu aksam Almanya Federasyon Kupasi'ndan da elendiler... Ikinci ligte mücadele eden Mainz'e karsi 1-0 kaybederek... Ve Schalke her sene oldugu gibi bir krize dogru daha sürükleniyor ve esasinda sahip olduklari yönetici ekibiyle de bunu maalesef tamamiyle hak ediyorlar...

Sevgili Aykut Hoca, senin eline dünyanin en iyi kadrosunu verseler, yapacagin yine bu kadardir....


Eski tas eski hamam olmaya basladi hersey yine. Büyükler ait olduklari yerlere dogru hareket ederken, onlari zorlayacagini düsündügümüz, Bursaspor, Kayserispor, Ankaraspor, Gaziantepspor gibi takimlar ise, bir kez daha bizleri yaniltarak büyükler karsisindaki yetersiz anadolu takimi huviyetine döndüler...
Bugün Ankaraspor da bu performansini acik acik gösterdi... Ligin ilk yarisinda 3-1 yendikleri Besiktas karsisinda yine ayni skorlar evinde kaybetti ve kupaya büyük olasilikla veda etti.
Basliktaki elestiri elbette, sadece Ankaraspor'un aynen diger bahsettigim anadolu klüpleri gibi büyükler karsisinda direnc gösteremeyen hale dönüsmesiyle ilgili degil...
Aykut Kocaman'in, idare edemedigi, rotasyon sayesinde bütün oyuncularini hazir tutamadigi icin kücültügü kadrolari asiri yüklenmeden ve mac trafiginden bir süre sonra düsüse geciyor... Diger taraftan, topu durmadan cevirebilme ama bu cevirilen toplari hücum bölgesinde bir türlü pozisyona dönüstürememe sikintisi diger takimlarinda oldugu gibi Ankaraspor'da da devam ediyor...
Böyle olunca da aynen bu aksam ki gibi sefil, sonuca gitmekten aciz, aslinda hicbir sey yapmayan bir Besiktas'a karsi farkli skorlar yenilebiliyor... Ve Ankaraspor'un kadrosu esasinda Sivasspor'dan diyelim, kesinlikle daha iyi bir kadro-idi. Bu deneme hoca ile ilgili son ümitlenmeydi sansim adina. Bu Ankaraspor performansiyla belki bu sefer olacak diye heveslenmistim... Maalesef yine ayni terane...

Samstag, 28. Februar 2009

Neden ümitlenelim?


Fenerbahce, lider Sivasspor'u 4-2 ile gecti. Sevindim desem yalan olur. Sivasspor'un sampiyon olmasini cok istiyorum cünkü.

Fenerbahceliyim, Fenerbahce'nin sampiyonluk sansi matematiksel olarak sürerken kazanmis olmasina sevinmemem tuhaf mi? Degil, degil cünkü bu takim simdiye kadar beni cok aldatti...

Onca sikintiya ragmen fena sayilmayacak bir noktada bitirilmis ilk yarinin arkasindan evinde oynadigi cok önemli bir Trabzonspor macini kazanmasi gerekirken tanrinin yardimiyla farktan kurtuldu... Sampiyon olmak isteyen bir takim Gaziantep'e Istanbul'da sahayi dar etmeliydi... Ne oldu; yine farktan kurtuldu...
10 kisi kalmis Istanbul BB'denin kalesine gidemedi... Yine böyle aldatici bir galibiyetle Hacettepe'yi 7-0 ile gecti arkasindan Ankara'da Genclerbirligi'ne kaybetti...
Kim haftaya Fenerbahce'nin Kayserispor'u yeneceginden emin... Kim bu andan itibaren Fenerbahce bu maclari vermez diyebiliyor...? Saniyorum hic kimse...
Elimizde sadece ümit var... Galibiyetle sahadan ayrildigimiz bir haftanin arkasindan yeniden ümitlenip bir hafta sonra alinan maglubiyet veya beraberlikler sonrasi hayal kirikligi yasamak istemiyorum... Bu takim, bu ekip ümit vermiyor bana cünkü. Ben Aragones'in bu takim üzerinde cok fazla etkisi oldugunu düsünmüyorum artik.
Bugünkü mactaki gibi, rakipleri Fenerbahce'ye önde basmazsa, Alex'i sikistirmayip ona bos alan birakirlarsa, Alex ve arkadaslari maclari aliyorlar, ama ne zamanki rakip cok iyi bozucu ise, Alex'i siki sikiya tutuyor ve ona bos alan birakmiyorsa, savunmadan top cikartmasina engel oluyorlarsa Fenerbahce'nin, özellikle de deplesmanlarda, rakip kaleye bir kere dahi gidemiyor Fenerbahce...
Haftaya yine aynisi olacak... Kayserispor karsisinda pozisyon dahi bulunamadan alinan bir beraberlikle dönülecek Istanbul'a, ve bu hafta yüzbininci kez yeseren ümitler yeniden gömülecek cimlere... Fenerbahce "takim" olamadiktan sonra, bu senaryo böyle devam edecektir..
Ve böyle bir takim sampiyonlugu asla haketmektedir elbette... O yüzden simdiye kadar verdigi mücadele ve azimle bu sampiyonluga Fenerbahce'den cok ama cok daha fazla yakisan Sivasspor'un bugünkü aldigi maglubiyete üzüldüm... Abdullah Avci'nin Istanbul BB'desine, Gaziantep'e, Samet Aybaba'nin Genclerbirligi'ne, puanlar kaptiran, Tolunay Kafkas'in Kayseri'sindan dört yiyen bir takimin Sivas'i bu saatten sonra yenmis olmasinin hicbir manasi yok cünkü...

Mittwoch, 25. Februar 2009

Hadi ordan Ercan Güven...

Ercan Güven bugünkü yazisinda Galatasaray'in yaptigi "kötü" opresyonun bile Fenerbahce'nin uyusuklugundan iyidir buyurmus...

Tabii bu tür yazilar cok yazilir spor medyasinda. Bundan da ötelerini biliriz, "Aragones City git" diye baslik atanlarini da gördük... Lakin Milliyet gazetesi kendisini bu gruptan ayirmayi bilmistir her zaman. Bu gazetenin spor servisi calisanlarinin da yazarlarinin da genel manzarayla örtüsmedigini bilir spor severler... Hatta bundan da öte, genel spor medyasina "ayar" ve etik dersi vermekle mesguldür bu gazetenin elemanlari... Meslektaslarina karsi ukalaca ders verme isini en cok yapan da Ercan Güven isimli yazardir...

Ve bu ismin sürekli elestirdigi medya mensuplarindan hic de farki olmadigini, simdiye kadar ki etik derlesrinin de ciddiye alinmayacak hikayeler oldugunu net bir sekilde göstermistir bu yazisiyla.

Fenerbahce gecmiste yasadigi tecrübelerin isinda bilmektedir ki, bu sirada yapilacak bir teknik adam degisikligi takima fayda getirmemektedir... Kisa süreligine söz konusu olan bir canlanma sonrasi bu degisikligin her zaman icin takimlari geriye götürdügü tecrübeyle sabittir. Futbolda planlar uzun vadeli yapilmalidir ve bunun icin sabir gerekir. Su dönemde yapilacak bir degisiklik bu tür ilkesel duruslara ters olacagi gibi, bulunmus olan cözümün gecici olacagi ve gelecege yönelik bir yatirim olamayacagi aciktir. Bütün bunlarin isiginda Fenerbahce'in Aragones'i göndermeme esasinda su anda yapilmasi gereken en iyi istir ve dogrsunu yapmaktadir. Hem futbol akli acisindan hem de kurumsallasma adina...

Ercan Güven'in söyledikleri ise bütün bunlardan dolayi kendi icerisinde dahi son derece celiskili bos laflar yumadigidir...

Dienstag, 24. Februar 2009

Daum ile Karnaval...

Karnaval treninde bu sene Daum da var... Bayern'i deplasmanda yenmenin tadini cikartiyorlar.






Bir omuz da Schumacher'dan...


FC Köln taraftarlarinin kendilerine bir hayli pahaliya mal olan Podolski icin düzenledikleri kampanya malum. Su resimde görülen kampanya...
Bu kampanya ya bir destek de eski Formul-1 sampiyonu Michael Schumacher'dan geldi... Schumacher, 875 Euroluk Pixel satin almis...
Burdan elde edilmesi beklenen toplam gelir, 937.500 Euro... Simdiye kadar ise 96.000 Euro toplanabilmis, bu sekilde...

Montag, 23. Februar 2009

Nihal Bengisu Habertürk'te...


Demek, türbanli ögrenciler hakkinda "biraz para versen baska yerlerini de acarlar" diyebilmis bir adamin genel yayin yönetmeni oldugu, ufak tefek anlasmazliklar, ego tripleri girmese araya emin cölasan gibi adamlarin yazacagi gazetede yazmayi sindirebiliyorsun icine...
Zaten iki de bir Ayser Arman'a verdigin röpirtajlardan "aman efendim ben türbanliyim ama bakin benim de sizden hic farkim yok" deyip duran Ayse Böhürler olma yolunda ilerledigini acik acik gösteriyordun.
O günlerden beri seninle olan okur-yazar iliskimi rölantiye almistim; Fatih Altayli gibi bir adamla calisma gönüllülügünle bitmistir artik bu iliski...

Ve Skibbe gitti


Beklenen oldu, Galatasaray yönetimi teknik direktörünü kovdu... Ta ilk Bükres hezimetlerinden beri bu dile getiriliyor, medya ve taraftlar tarafindan kulüb üzerine kulüb de teknik adamina o baskiyi hissettiriyordu...

Aslinda bu baski zaman icerisinde Skibbe'yi sürekli yedi bitirdi... Simdi herkes Skibbe'nin oynattigi 3-5-2 sisteminden bahsediyor... Bu adamin bu kadar nevri döndüyse bunun suclusu biraz da bunca zamandir her daim onun üzerinde stres unsuru olarak duran, rahatca calismasini engelleyen siz vampir taraftar ve medyasiniz...

Basardiniz, bir teknik adamin kellesini daha götürdünüz... Önce Ertugrul'u yiyip bitirmistiniz, sonra Aragones ve Skibbe üzerine calistiniz sürekli... Skibbe'yi de halletiniz, zafer sizindir. Sira Aragones'e geldi...

Utanmadan, haysiyetsizce "Aragones City git" diye basliklar atiyorsunuz... Aferin size...

Yanlis anlasilmasin; bu iki hocanin da basarili olduklarini düsünmüyorum, sonuclar ortada, iki hoca da basarisiz oldu.

Ama burda iki noktayi gözden kacirmamak gerek:

1. Bu basarisizliklarin tek nedeni, bu iki teknik adam midir? Bunlar gidince hallolcak mi hersey, düzelecek mi sorunlar? Sahada oynayan o oyuncularin hic mi sucu yok...?

Yahu, dünyanin en kötü hocasi dahi olsa bu insanlar, emin olun futbolu yine de Kocaelispor'un hocasi, Genclerbirligi'nin hocasi kadar biliyordurlar.... Ama o takimlar, yani Kocaelispor ve Genclerbirligi, sahada futbol dersi veriyorsa, burda en dönüp bakilmasi gereken kisiler sahadaki futbolculardir biraz da...

2. Bu adam, yani Skibbe, kendisi mi kurdu bu kadroyu? Herkes Galatasaray ligin en iyi kadrosu oldugunu söylüyor... Olabilir, tek tek oyunculari ele aldinizda bu sonuca varirsiniz... Ama futbol bir takim oyunudur, ve o ekip bir takim olamamissa burda yine sadece suclu hoca degildir... Hoca suclu olabilir, ama o kurulan ekip asla birbirleriyle takim olacak bir yapiyi tasimiyor da olabilir... Bir teknik adamin oyuncularina ulasamasi onun eksikligi kadar, oyunculardan da kaynaklaniyor olabilir... O yüzden takimlari hocanizla birlikte kurmak durumundasinizdir...


Galatasaray bence cok büyük hata yapti... Bu hatanin socunda sampiyonluga ulasabilirler... Yani yeni bir hoca ve havayla ligi alip götürebilirler bundan sonra... Ama isin bir de ilke tarafi var... Prensib ve kurumsallasma tarafi var... Galatasaray da teknik adam kovmak artik bir gelenek halini almaya basladi...

Son bes sezonda benim bildigim bu besince hoca... Halbuki bu 5 sezonda galiba 2 sampiyonluk yasadilar ve gerisi ikincilik... Yahu daha ne olsun... Futbol matematigi icinde rakibi de isin icine katmak gerekiyor... Sizin sonuca varamadiginiz bir anda rakiplerinizin sizden daha iyi oldugunu kabul etmeniz gerekiyor... Üstüne üstlük siz bu ligte her sene Besiktas ve Fenerbahce gibi en az sizler kadar güclü ekiplerle cekisiyorsunuz... Normal degil mi bu bilanco..

Sonntag, 22. Februar 2009

Haklisiniz da....!?

Ali Koc, dünkü hezimetten sonra yine acik sözlü ve medenice aciklamar yapmis mikrofonlara...

Bundan dolayi kendisine yeniden tesekkür etmek lazim... Lakin aciklamarlada kafami kurcaylayan bir sey var, demis ki kendisi:

"...kötü gidişimizi durdurmak için radikal kararlar almamız gerekiyor. Bu yönetiminin kararı değil ama bana göre sezon sonunda da transferde radikal davranmalıyız. ..."

Dogru bence de öyle... Saniyorum su anda akli basinda herkes ayni seyi söylüyor Fenerbahce camiasindaki... Iyi de radikal kadro degisikligini yapmak nasil mümkün olacak... Takimin onbirini olusturan oyuncularin coguguyla sözlesmeler yenilendi... Henüz yenilenmeyenlerden Deivid'in de yakinda imzalamasi bekleniyor... Bence esas sikinti Alex, zaten yeniledi... Carlos da öyle... Kimle yapacaksiniz radikal hamleyi...

Zaten oynamayan, Ali Bilgin, Burak, Maldonado gibi isimleri göndererek mi... Nasil olacak bu?

Ali Koc ayni zamanda dün burda postta belirtigim teknik adamla ilgili sözlerine de aciklik getirmis. Yanlis anlasildigini söyleyip, Aragones'in sezon sonunda karnesini degerlendirerek karar vereceklerinden bahsetmis... Yani, bu demektir ki, Aragones seneye yok, kendimize teknik direktör isimleri arasak fena olmayacak...

Köln'de karnaval havasi, Bayern ise hafiften krize dogru...

Daum Köln'ün basindaki 150. macinda gercek bir zafere ulasti. Almanya'nin tartisilmaz en büyügü Bayern'i üstelik de evinde yenmek kuskusuz bir sansayondur. Ve üstelik bunu basaran Köln...

Hani daha yeni birinci lige cikmis, son yillardaki birincilik performanslarina bakildiginda Bayern, Bremen gibi takimlar icin cerez olmus bir takim ise bu, sansasyon daha da büyüyor haliyle...

BU galibiyetin Daum icin de önemi cok büyük... Bayern ile daha önce karsilastigi hicbir karsilasmayi (Münih'te) kazanamamis.... 1 beraberlik ve 8 maglubiyet yazili kontoda. Korkutucu bir bilanz... Bunun yanina simdilerde biraz durulmus gibi dursa da tarihi Daum-Hoeness düsmanligini eklersek, karsilasmanin ve sonucun ne kadar dramatik oldugunu daha iyi görebiliriz...

Köln, iyi bir kontraatak takimi. Ilerde Novakovic, en ucta... Uzun boylu olmasina ragmen, bileklerine cok hakim, ve topla birlikte driplinkleri o boyda birisi icin cok iyi... Kenarlarda degisen isimler oynasa da, Münih karsisinda Vucicevic ve Ehret oynadi...

Göbegi, Protekiz'den transferi Petit, genc oyuncu Pezzoni, ve daha ilk Bundesliga karsilasmasina cikmis olan 20 yasindaki Brosinski ile kapatmis Daum. Ücü de cok sert oyuncular... Pezzoni'yi bir kenara birakirsak, diger ikisi topla birlikte ileriye dogru hizli cikabilen isimler de... Kapilan toplari bu üc isim hizla Ehret ve özellikle de cok hizli bir oyuncu olan Vucicevic'e verecek ve bu isimler de takimi kenarlardan hücuma tasiyacaklar o sirada yine göbekteki bu üc isim ve Novakovic iceriye kat edecek ve gol pozisyonlarina girecek... Taktik kagit üzerinde böyle... Ve Bayern'in savunmasinin korkunc kötü performansi bu taktigin islerlik kazanmasina bir hayli yardimci olmus...

Köln'ün onyadigi futbol klasik tabirler "Canakkale gecilmez" degildi... Iyi kapandi ama kaptigi toplarla da cok iyi cikti hücuma... Attigi iki gol de oldukca iyi organize cikislarla olusmus kontrataklar neticesindeydi... Yani üretilmis pozisyonlarla... O bakimdan sonuna kadar hakedilmis bir galibiyet oldugunu söylebiliriz bunun...

Diger taraftan Bayer, her halükarda Köln'ü rahat yenebilecek bir takim... Arada ciddi bir kadro kalitesi var...

Ama iste dünkü karsilasma ve bu iki takimin sahaya yansittigi futbol, futbolda sadece pahali yildizlar ile sonuca ulasilmadiginin bir demosu... Köln, olabildigince vasat, Ehret, Vucicevic gibi oyunculariyla Bayern'i yenebiliyorsa, bu bu oyuncularin, agresifligiyle, kazanmaya arzulariyla, emekleri ve yogun cabalariyla mümkün oldu... Buna karsin pahali yildizlarda dolu Bayern'in oyuncularinin arasindaki ciddi iletisim kopuklugu, her bir oyuncunun üzerinde acik ve net bir sekilde görülen atalet, hamlelerdeki gecikmez, ikili mücadelelere girmekteki isteksizlik; ibret vericiydi dogrusu....

Bayern'de Klinsmann yeniden tartismalarin odagi haline geldi... Onun israrla takima katmak istedigi su anda kiralik oynayan Donovan, Hoeness ve Rummenige tarafindan veto yemis durumda... 8 milyon Euro bu adam icin cok diyorlar... Bu durum Klinsmann icin ciddi bir darbe demektir, otoriteyi kaybetme konusunda... Ve sayet sampiyonluk kaybedilirse sadece otoristesi degil koltugu da gidecektir.

Köln'de ise, isler cok iyi gidiyor... Owerath-Meier-Daum triosunun üc yil öncesinin yerler sürünen takimini bu sekilde ayaga kaldirmis olmasi, takdire deger... Gelecek sezon cok daha iyi bir yerde olacaklarina da eminim... Lakin Bayern'den gerisin geriye getirilen Podolski su anda sehirde bir mesih muamelesi görüyor... Kendisi bir hayli problemli ve kaprisli olan bu oyuncunun, sadece takim olabildigi icin bunca mesafe kat edebilmis Köln'ü dilerim krizin icerisine sürüklemez, uyumsuzlugu ve kendisini o sisirmelerin etkisiyle "prens" sanarak....

Samstag, 21. Februar 2009

Fenerbahce'de sorunlar gittikce büyüyor...

Gecen haftaki 7-0'lik galbiyet sonrasi beyinsiz taraftar toplulugu (ki Fenerbahce takiminin bir hayli beyinsiz taraftari var) "iste gördünüz mü Semih farkini, Alex ile Semih nasil güzel ikili oluyorlar" seklinde yorumluyorlardi...

Alex efendi, yine, her zaman oldugu gibi, savunma anlaminda berbat, rakibine cok genis alanlar birakan, derbeder bir takim karsisinda goller atiyor asistler yapiyordu...

Bunun üzerine sayilari bir hayli cok olan beyinsiz Fenerbahce taraftari, "iste Alex bu, gördünüz mü" demeye basladi... "Aragones'e umarim bir mesaj olur" diyorlardi...

Ve bu haftaki Genclerbirligi karsilasmasi... Evet iste Alex... Ve evet, iste Semih ile Alex ikilisinin yan yana oynayan hali... Ne farki var bundan önceki haftalardaki Guiza-Alex ikilisinden..?

Semih'i kahraman yapan, onun takima sonradan girdigi maclarda, takimin sikistigi anlarda attigi gollerdi... O gollerde gözden kacirilan birsey vardi... Onlarin büyük cogunlugu Fenerbahce'nin maci kazanmak icin neyi var neyi yoksa saldirdigi anlarda geliyordu... Semih de cok iyi bir ceza sahasi golcüsü olarak bu firsatlari kacirmayarak, esas sikintinin forvetteki Alex'in yardimcilari (bu gecen sezon Kezman'di, bu sezon Guiza) oldugu hissine kaptirdi bizleri... Ve bu Genclerbirligi macinin gösterdigi birsey var: Sayet onlarin yerine sürekli Semih oynasa, Semih de onlarla ayni kaderi paylasacak.

Yani....?

Yanisi su ki: Sorun Alex.... Ve Fenerbahce bünyesindeki bu hastalikli dokudan kurtulmadigi müddetce buna mahkum... Chelsealere kadar yükselmis, Hollanda'da gol krali olmus bir oyuncu da, Ispanya'da gol krali olmus bir oyuncu da sizin takiminizda silinip gidicekler... Alex denilen bu hastalikli dokuyu tasimak icin feraget ettiginiz bölgeler, sirf ona uydurmak icin kurdugunuz zorunlu onbirler ilerdeki bu partnerlerin canina tessebüs ediyor; sadece Fenerbahce'ye kötülük yapmakla kalmayip... Alex basit maclarda, bos alan buldugunda ortaya cikiyor, gol atiyor, asist yapiyor; böylece istatistikleri altüst ediyor, ama sert oynayan, alani cok iyi daraltan, ona bos alan birakmayan, bir savunma karsisinda silinip gidiyor... bu aksamki ve her zaman oldugu gibi... Siz de bütün takimi Alex'i tasimak adina kurguladiginiz icin o kilitlenince siz de kilitleniyorsunuz...

Sorun sadece bu da degil... Gecen haftalarda Deivid ve Alex oyundan ciktiklarinda el kol hareketi yapmislardi... Bu hafta Ugur Boral... Sonra yine, takimin santraforu Guiza ve kaptani Alex, yedek kulübesinde olduklari bir anda takimlari 2-0 geriye düsünce kulübeyi terk etmislerdi... Noluyor Allah askina...? Bu kadar disiplinsizlik ve basibozukluk nasil mümkün olamiyor, hadi oldu, bunun önlemi neden alinmiyor?

Aragones'i aldigi sonuclardan ziyade buralarda elestirmek lazim... Cünkü bu berbat sonuclarin temelinde oyuncularin sahip oldugu bu bozuk kisilik yapisi yatiyor... Isler iyi giderken iyi de, kötüye gittiginde en büyük darbeyi size bu tip sorunlu insanlar vuruyor da... Bunca artislige ragmen bir sonraki macta cikartilmayip da oyunda kaldigi bir anda diyelim Alex, yine hicbir sey yapmadan tamamliyor maci...

Su acik ki, Aragones ile oyuncular arasinda iletisim problemi var... Ve kurulamadi bu iletisim bir türlü. Bu saatten sonra da düzelmesini beklemez saflik olur... O yüzden yapilmasi gereken ya kadroyu yeniden revize etmek, hocaninizin diline uygun insanlarla, ya da hocanizi degistirmek.... Benim tercihim hala Aragones iel devam etmekten yana... Yani...? Yani, basta Alex olmaz üzere yabancilarin büyük cogunlugu ile yollar ayrilmali, ki bunlarin icinde cok sevdigim Deivid de var... Ama Fenerbahce birakin onlarla yollarini ayirmayi, sürekli sözlesme yeniliyor... Demek ki...? Demek ki, Aragones ile gelecek sezon devam edilmesi ihtimali cok zayif, yani bence... Her ne kadar onlar, biz hocamizla ilgili iki yil hicbir tasarruf düsünmüyoruz diyorlarsa da...

Hadi Bakalim...

Fenerbahce yönetimi olumlu adimlar da atiyor bazi bazi... Bunlardan birisi de Sekip Musturoglu ile birlikte Ali Koc'un ekranlara cikip basina ve kamuoyuna takimla ilgili dürüst, acik ve net cevaplar vermesi...

Bu hafta da bu aciklamardan birinde söyle bir laf etmis Ali Koc:

“Açık ve net bir şekilde söylüyorum, Aragones hakkında 2 sene sonuna kadar hiçbir tasarrufumuz olmayacak. Fenerbahçe’de 2-3 maçın sonucuna göre değerlendirmeler artık geride kaldı. Yaş konusu gündeme geliyor. En büyük sanatkarlar en iyi işlerini son dönemlerinde yapmıştır. Biz hocamızın vizyonuna ve Fenerbahçe’yi getirmek istediği yere güveniyoruz”

Umarim öyledir, umarim hicbir kupaya uzanamasa dahi bir hocayla devam etme karari ona "güvenildigi" icin alinir...

Sene sonu bu girdinin ortaya cikartilmamasi dilegiyle...

Denizli direksiyonu kontrol altina aldi (gibi)...

Trabzsonspor macindaki cok üstün oyunun arkasindan herkesin cok zor gececegini düsündügü bir deplasmandan iyi bir oyunla degilse dahi cok iyi bir skorla ve üc puanla dönmesi Besiktas'in güzel günlerin baslangici olabilir.

Her ne kadar Fenerbahceli olsam da Besiktas'a da her zaman ucundan kiyisindan sempatim olmustur; imrendigim, hayran oldugum zamanlar da olmustur, mesela Seba dönemleri vs... Simdilerde de ise, Denizli ve Demirören'in varligi ile üzülmekteyim onlar adina...

Neyse, aslinda dünkü oyun, tipik bir Mustafa Denizli futbolydu... Denizli'yi Fenerbahce'yi calistirdigi dönemlerde yakindan tanima, oyun felsefesini, futboldan ne anladigini cok iyi anlama firsatimiz oldu. Zaman onu degistirmiyor, daha o dogrusu o kendisini yenilemiyor: Hicbir vakit, belirli bir sistemin, ne oynadigi belli olan bir takimin yaraticisi olmamistir Denizli... Takiminin performansi mactan maca degisiklik arzeder... Oynadigi oyun anlayisi ve sahaya sürdügü kadro da.

Sirtini kendi capinda yildiz denilebilecek oyunculara dayar ve onlarin üzerinden sonuca gider... Süphesiz, basta Tello olmak üzere, Delgado, Nobre, Bobo vs. Türkiye Ligi standartlarinda üst seviyede oyunculardir... Delgado ve Tello'nun sutlarina, tehlikeli serbest vuruslarina; Bobo ve Nobre'nin cezasahasi icerisindeki havadan ve yerden hakimiyetine dayanarak götürmeye calisir isleri... Bu baska takimda baska isimlerle olur... Ama mentalite aynidir. Türkiye Ligi'nin üc büyüklerden birini calistiriyorsaniz bu anlayisla kazanmak cok olasidir... Bu üc kulüp de zaten her vakit en azindan o ligin standartlarinin üzerinde bir donanima sahiptirler... Arkalarindan ciddi bir taraftar destegi de vardir. Bir de buna, takim sampiyonluk havasini yakaladiktan sonraki medya destegi ve yönetimin federasyon ve hakemler üzerine etki etme cabalarinin sonucunu da eklersek, Denizli her zaman sonuca ulasmaya yakindir; bu üc takimdan hangisini calistirirsa calistirsin...

Ne ki bu lig standartlarinda yakaladigi basariyi, onun Avrupa'da göstermesi artik hicbir vakit mümkün degildir... Sadece Avrupa degil, diyelim bu sezon sampiyon olmus bir Denizli takimindan gelecek sezon üstüne koyarak ilerlemesini asla bekleyemezsiniz, hatta onun bu oyun anlayisi sürekliligi ve sistemi saglayamayisi bir sezon sonra sizi hic tahmin etmediginiz sekilde ucurumun ucuna dogru da sürükleyebilir... Besiktas'i maalesef Denizli ile bütün bu tehlikeler bekliyor, bu sezon sampiyon olsalar dahi...

Gelelim Antep'e...

Sahaya iyi yayliyorlar, evet. Topu iyi ceviriyorlar evet. Kenarlara inmeye, oyunu kanatlara acmaya, velhasi modern futbolun gereklerini yerine her vakit getirmeye calisiyorlar... Ama diger taraftan, yedikleri bir gol sonrasi dagilip gitmek, oyundan ve disiplinden tamamiyle kopmak; bulunan onca pozisyonu (Besiktas karisisinda gol alabilmek icin daha kac pozisyon bekliyorsunuz!) golle sonuclandiramamak; esasinda bu takim neden bu kadar asagilarda sorusunun cevabini veriyor... Ve simdiye kadar Antep'i pohpohlamaya calisan Mehmet Demirkol ve taifesini bulundugu yeri hak etmiyor bu takim, serzenislerine cevaben de bizlere; hayir efendim bal gibi de hakediyor, burdan daha bir yere bu haliyle cikamaz bu takim dedirtiyor....

Donnerstag, 19. Februar 2009

Bu kadar kolay mi bu isler...?


Oray Egin'in elinde kalem, sinir tanimadan önüne gelen hakkinda ölcüsüz yazilar yaziyor... Ölcüsüz diyorum zira, yazdigi seylerin büyük bir cogunlugunun yalan oldugu, aciktan yalan oldugu defalarca ortaya ciktigi halde o hic sikilmadan ve utanmadan bir baskasi hakkinda ayni sekilde yazmaya devam ediyor...
Mesela Leyla Ipekci'nin Fetullah Gülen'e yakin oldugunu onlarin sagladigi bursla Amerika'da egitim aldigini söylemisti. Ipek Calislar, birakin burs almayi, ben hayatimda Amerika'ya ayak dahi basmadim dedi...
Perihan Magden'in köskte sarhos olup rezillik cikarttigini, kustugunu vs yazdi; bu yazdiklarinin da yalan oldugu kisa bir süre sonra ortaya cikti.
ATV'deki Canim Ailem dizisinin senaristi, Ismet Berkan'in esi... Dizinin yeni basladigi vakitlerde Perihan Magden diziyi ve Ugur Yücel'i öven yazilar yaziyor.
Oray Egin'in yorumu su sekilde: "Rayting alamayan ve kanal koridorlarinda yayindan kaldirilacagi söylentileri dolasan dizinin senaristi hanimin esi olan genel yayin yönetmenini yagcilik etmek icin... " sekilde bir cümleyle Perihan Magden'i elestirebiliyor...
"Kanal koridolarina rayting alamadigi icin yayindan kaldirilacagi dedikodulari dolasan dizinin..." cümlesi kendisinin kalitesi ve kisiligi hakkinda ciddi ipculari veriyor zaten...
Sadece bu tür iftiralar da degil aslinda; yazarken hakarette de sinir tanimiyor...
Mesela bugünkü yazisinda Mehmet Altan icin, "...Artık dönemlerinin bittiği zannedilen, itibar edilmeyen, yüzlerine bakılmayan adamlar bu sayede parladı... Mehmet Altan, Sabah'ta gün sayıyordu, 'Atarsak tazminatı çok olur, babasına da saygımız var' diye tutuluyordu...." gibi birseyler yazabiliyor...
Emre Aköz icin de, "...Bir yemek yazarından siyasi tetikçi yapıldı..." cümlesini kuruyor. Devami da var: "Sezen Aksu'nun artıkları açık oturumların bir numaralı atıp tutanı oldu..."
Sezen Aksu'nun "artigi" denilen insan da malum, Ali Bayramoglu...
Bu kadar kolay mi hakaret etmek büyük denilecek yüzbinlerce insanin okudugu gazetenin kösesinde. BU derece mesnetsiz atmanin, bu kadar insafsizca hakaretler etmenin ve iftiralarin önüne gececek bir mekanizma yok mudur bir sektörde?

Dienstag, 17. Februar 2009

Mirgün Cabas'in rengi...

En sevdigim programlardandir NTV'deki "Yazi Isleri". Mirgün Cabas'in programdaki partneri dikkate deger buldugum gazetecilerden Rusen Cakir.

Rusen Cakir ile ilgili söylenebilecek cok olumsuz düsünceler olusmadi kafamda. Lakin, Mirgün Cabas aynen Türkiye'nin Nabzi programinin moderatörlerinden Ece Temelkuran gibi objektifligini koruyamiyor ve konuk ettigi "karsi görüsten" gazetecilerle "sevimsiz" polemiklere giriyor. Fehmi Koru ve Yusus Ziya Cömert'e karsi takindigi art niyetli tavirlar; bu kaliteli programin üzerinde defo olarak duruyor...

Kendisin programin yayina ilk basladigi siralarda Mehmet Barlas'a karsi sordugu etik disi soru da hala unutulmus degil. Neyseki o zaman Barlas, Koru ya da Yusuf Ziya Cömert kadar beyefendi davranmamis ve kendisine hak ettigi ölcüde bir cevap vermisti.