Fenerbahce'yi izlemek zevk veriyor bana bu sezon. Ne kadar basarili olmus olursa olsun, Zico'yu ve takimini bir türlü sevememistim ben. Tam manasiyla tarig edemiyordum ama bir sogukluk yasiyordum o takima karsi. Saniyorum bunun nedeni takim icerisindeki laubalilikti. Mac seciyorlardi. Fenerbahce'nin bulunmaz hint kumasi Alex'in bünyesinde halen devam eden bu laubalilik Zico sayesinde tüm takima sirayet etmisti. Mac seciyorlardi; Chelsea'i karsisinda disedis oynayabilen, Inter'e sahayi dar eden takim, icerdeki maclarda hicbir sey yapmiyordu. Hele hele bir beraberligin bile yeterli olacagi Galatasaray karsilasmasindak acz bardagi tasiran son damla olmustu.
Aragones'in Fenerbahcesi ise, halen hocanin bence istedigi takimin % 30'unu ancak görebiliyoruz sahada ama, bunun tam tersi her maca ayni ciddiyetle cikan daha "takim" olmus bir takim. Aragones'in oyun anlayisi Zico'nunkinden cok farkli. Zico temposu düsük bir takim yapmisti. Cünkü ona göre bu takim yüksek tempoda oynayamazdi, kadro müsait degildi, oyuncularin yetenegi buna el vermiyordu, yüksek tempolu oynanirsa pas hatasinin yüksek olacagini ve bunun takima zarar verecegini düsnüyordu. Bu taktikle oynadi ve avrupa'da cok basarili oldu. Aragones ise aksini yapiyor. Tempolu genis alanda, hizli, pas yaparak dikine hücuma cikan, beklerin sürekli atakta oldugu bir takim. Bu takimi yaratmak kolay degil elbette. Cünkü iki sezondur temposu düsük olan bir takimi bir anda birkac bites yukari cikartmaya calisirsaniz, avrupa'da bu sezon yasanan hayal kirikligi ve sezon basindaki bocalama kacinilmaz olur. Ama artik yavas yavas bu tempolu oyunu tutturmaya basladi takim. Son iki karsilasmanin, yani dünkü Bursa ve gecen hafta sonu oynanan Trabzonspor karsilasmalarinin soluk kesen temposu buna cok iyi bir örnek.
Tabii Fener halen cok kisir hücum bölgesinde. Savuma kurgusu iyi olan ekipler karsisinda pozisyon bulmakta halen cok zorlaniyorlar. Dünkü macta dahi, yani o kadar iyi oldugu söyledigimiz macta, topu topu üc pozisyonu var Fener'in. Gol de bir duran toptan (korneri kullanan isim Alex degil, ve Fenerbahce Alex'siz de kornerden gole ulasabiliyor, bu da Alex'in bu takim hicbir sey olmaz diyenlere kapak olsun yeniden). Bunun nedeni belli, takim temposunu arttirdi ama bu tempo da halen yetersiz.
Sayet bir vites daha artirirsa bu tempoyu, ki saniyorum 3-5 mac sonunda o noktaya da ulasacaktir, su anda karsisinda pozisyon bulmakta zorlandigi, savunma kurgusu nisbeten iyi olan Sivas, Bursa, Ankaraspor, Trabzonspor karsisinda da daha net pozisyonlara ulasabilcek bir takim olacaktir. Cünkü temponuz ne kadar artarsa rakibinizin savunmasinda hata yapmasini daha cok saglarsiniz, onlari ters ayak üzerinde yakalamak daha cok mümkün olur, hizli ataklar, ve hizli ama hatasiz pas trafigi savunma kurgusunun bozulmasina yol acar.
Fenerbahce'nin mevcut tempo seviyesi, saniyorum halen Hacattepe, Kocaeli, Konyaspor gibi takimlarin savunmasinda gedik acabilmek icin yeterli. Ama dedigim gibi bundan bir süre sonra bu takimlarin bir vites üzerindeki takimlarin savunmasini da acmak simdiki kadar zor olmayacak. Ve bu teknik ekip devam ettikce, bir süre sonra Avrupa'daki rakipleri karsisinda da tutunabilecek ve pozisyonlara ulasabilecek bir tempoya erisecek takim. O yüzden sabirla beklenmeli Aragones'in takimi.
Aydinlik günler cok uzaklarda degil...
Donnerstag, 29. Januar 2009
Mittwoch, 28. Januar 2009
Bak su ise sen...
Huub Stevens adi midemi kaldirir. Ne zaman duysam yüzüm eksir, midemde meydana gelen bu rahatsizliktan dolayi.
Efendim kendisi bir zamanlar, üc-dört yil evvel, Köln'ü calistirmaktaydi, 2. Bundesliga'da. O sezon takimi birinci lige cikartmayi basardi. Tüm Köln halki kendisini cok sevmisti, haliyle. 1. Bundesliga'da da onunla devam etmek icin can atiyorlardi. Ama o da ne, Stevens takimi birakti. Mazaretu vardi ama: "Esim hasta, Hollanda'da onun yaninda olmaliyim." Hakketen de Stevens'in esi kanser hastasi. Yogun tedavi görüyor. O bakimdan kendisinin bu sözleri elbette yürek buruklugu yaratarak kabul gördü camiada. Arkasindan ögrendik ki, Roda takimi calistiyor Stevens Hollanda'da. Olabilir dedik; karisinin yaninda ama ayni zamanda bos da durmak istemiyor elbette. Ayni ülkede olmak farkli sehirler dahi olsa yeter onun icin. Hem Hollanda dedigin nedir ki, bir ucundan digeri ucu en fazla iki saatini alir. Neyse.. Buraya kadar hersey normal.
Sonra bir de baktim ki, Roda'yi birakan Stevens tekrar Bundesliga'ya dönmüstü. Hamburger SV'nin basina. E yuh artik dedim icimden. Hani hastaydi senin esin, hani onun yaninda olmak istiyordun. Arastirdim hala hasta esi. Neyse efendim bu mide bulantisi o zaman basladi bu isme karsi iste. Arkasindan basarili denilebilecek bir 1,5 sene gecirdi kendisi Hmaburger SV ile. Sonrasi mi..? Sonrasi cok ilginc. Yine kendisiyle mutlu iken camia, onunla devam etmek istiyorken Stevens karisinin yaninda olmasi gerektigini anladi tekrar. Yuh artik dedim kendi kendime. Kesin bu isin altinda bir is vardi ama ne; sonra anlasildi tabii, meger hocasini kovan PSV ile anlasmis arkadasimiz.
Simdi ögrendik ki PSV'den de ayrilmis. Sebeb bu sefer esi degil. Olamaz zaten yaninda. Pekii nedir: Oyuncularla yeterince diyalog kuramamis. Onca sene futbol ile ilgileniyorum, böyle bir bahaneyi ilk defa duydum hayatimda. PSV bu sezon AZ'nin cok gerisinde kalmisti. Bir süre sonra onun Bundesliga'da bir takim calistirirken görürsek sasirmayalim derim.
Efendim kendisi bir zamanlar, üc-dört yil evvel, Köln'ü calistirmaktaydi, 2. Bundesliga'da. O sezon takimi birinci lige cikartmayi basardi. Tüm Köln halki kendisini cok sevmisti, haliyle. 1. Bundesliga'da da onunla devam etmek icin can atiyorlardi. Ama o da ne, Stevens takimi birakti. Mazaretu vardi ama: "Esim hasta, Hollanda'da onun yaninda olmaliyim." Hakketen de Stevens'in esi kanser hastasi. Yogun tedavi görüyor. O bakimdan kendisinin bu sözleri elbette yürek buruklugu yaratarak kabul gördü camiada. Arkasindan ögrendik ki, Roda takimi calistiyor Stevens Hollanda'da. Olabilir dedik; karisinin yaninda ama ayni zamanda bos da durmak istemiyor elbette. Ayni ülkede olmak farkli sehirler dahi olsa yeter onun icin. Hem Hollanda dedigin nedir ki, bir ucundan digeri ucu en fazla iki saatini alir. Neyse.. Buraya kadar hersey normal.
Sonra bir de baktim ki, Roda'yi birakan Stevens tekrar Bundesliga'ya dönmüstü. Hamburger SV'nin basina. E yuh artik dedim icimden. Hani hastaydi senin esin, hani onun yaninda olmak istiyordun. Arastirdim hala hasta esi. Neyse efendim bu mide bulantisi o zaman basladi bu isme karsi iste. Arkasindan basarili denilebilecek bir 1,5 sene gecirdi kendisi Hmaburger SV ile. Sonrasi mi..? Sonrasi cok ilginc. Yine kendisiyle mutlu iken camia, onunla devam etmek istiyorken Stevens karisinin yaninda olmasi gerektigini anladi tekrar. Yuh artik dedim kendi kendime. Kesin bu isin altinda bir is vardi ama ne; sonra anlasildi tabii, meger hocasini kovan PSV ile anlasmis arkadasimiz.
Simdi ögrendik ki PSV'den de ayrilmis. Sebeb bu sefer esi degil. Olamaz zaten yaninda. Pekii nedir: Oyuncularla yeterince diyalog kuramamis. Onca sene futbol ile ilgileniyorum, böyle bir bahaneyi ilk defa duydum hayatimda. PSV bu sezon AZ'nin cok gerisinde kalmisti. Bir süre sonra onun Bundesliga'da bir takim calistirirken görürsek sasirmayalim derim.
Dienstag, 27. Januar 2009
Biraz daha sagduyu...!
Fenerbahce ilk yarinin sonlarina dogru cok iyi toplarlanmis, üst üste 10 hafta kaybetmeyerek sezon basindaki derbeder görüntüsünden uzaklasmisti.
Bu noktadan sonra basta Aragones olmak üzere hedef tahtasinda olan herkes daha bir sevimli görülmeye baslanmisti. Ama o da ne; haftasonu oynanan ve aslinda yine kaybedilmeyen bir Trabzonspor karsilasmasi sonrasi bloglar arasinda dolasirken, tvlerde spor programlarini izlerken edindigim izlenim bu ilk cinnet halinin yeniden ortaya ciktigi yönünde...
Mehmet Demirkol diyor ki mesela pazar aksami TRT Stadyumunda o küstah gülüsünü kondurdugu dudagiyla, "Aragones mutsuz... Sene basinda deydiler ki Aragones'e 'senin elindeki kadro bu sen bu oyuncularla oynacaksin.' Eminim imza atmazdi Fenerbahce'ye.."
Ayni programin sunucusu da, Hakan'a soruyor: "Sence Fenerbahce'nin sampiyonluk sansi bu karsilasmadan sonra da devam ediyor mu?" Höh diyesi geliyor insanin. Sonuca bakiyorum: 0-0. Ortada bir facia yok. Evet oyun olarak rakip bir adim önde; ama o rakip Trabzonspor. Bu ülkenin en büyük camialarindan. Bu sezonun en istahli sampiyon adaylarindan. Lig ikincisi. Sonra lig tabelasina bakiyorum. Fenerbahce besinci sirada, ama, lider ile arasinda sadece dört puan fark var. üstündeki takimlarin ikisiyle de ayni puanda.
Nasil bu kadar cabuk dönüsebiliyor fikirler, nasil bu kadar kolay bir mac sonucundan bir baska mac sonucuna düsünceler degisiyor; anlamak mümkün degil. Aragones yine hedef tahtasinda. Alex oyundan cikar miymis, vatandaslari Josico ve Guiza'yi kolluyormus, bir an evvel gitmesi gerekiyormus vs vs vs.
Halbuki hicbir sey bitmis degil. Ve Fenerbahce'nin kadro kalitesi, bireysel anlamda yetenekli oyunculardan olussa da iyi degil. Cünkü birtakim dengesizlikler iceriyor. Ortasaha cok ciliz. Takimin beyni denilen, taraftarlarin sevgilisi, sadece yürüyor sahada, 14 milyon euroluk forveti asla ve asla takimin sistemine ver hücum partneri Alex'e uyum saglayabilmis degil. Bunca eksikligin icinde varilan nokta hic de kötü degil bence. Illaki elestirilecek birisi varsa o da bu takimi kuranlardir, ve bu takimi Aragones kurmamistir.
Bu noktadan sonra basta Aragones olmak üzere hedef tahtasinda olan herkes daha bir sevimli görülmeye baslanmisti. Ama o da ne; haftasonu oynanan ve aslinda yine kaybedilmeyen bir Trabzonspor karsilasmasi sonrasi bloglar arasinda dolasirken, tvlerde spor programlarini izlerken edindigim izlenim bu ilk cinnet halinin yeniden ortaya ciktigi yönünde...
Mehmet Demirkol diyor ki mesela pazar aksami TRT Stadyumunda o küstah gülüsünü kondurdugu dudagiyla, "Aragones mutsuz... Sene basinda deydiler ki Aragones'e 'senin elindeki kadro bu sen bu oyuncularla oynacaksin.' Eminim imza atmazdi Fenerbahce'ye.."
Ayni programin sunucusu da, Hakan'a soruyor: "Sence Fenerbahce'nin sampiyonluk sansi bu karsilasmadan sonra da devam ediyor mu?" Höh diyesi geliyor insanin. Sonuca bakiyorum: 0-0. Ortada bir facia yok. Evet oyun olarak rakip bir adim önde; ama o rakip Trabzonspor. Bu ülkenin en büyük camialarindan. Bu sezonun en istahli sampiyon adaylarindan. Lig ikincisi. Sonra lig tabelasina bakiyorum. Fenerbahce besinci sirada, ama, lider ile arasinda sadece dört puan fark var. üstündeki takimlarin ikisiyle de ayni puanda.
Nasil bu kadar cabuk dönüsebiliyor fikirler, nasil bu kadar kolay bir mac sonucundan bir baska mac sonucuna düsünceler degisiyor; anlamak mümkün degil. Aragones yine hedef tahtasinda. Alex oyundan cikar miymis, vatandaslari Josico ve Guiza'yi kolluyormus, bir an evvel gitmesi gerekiyormus vs vs vs.
Halbuki hicbir sey bitmis degil. Ve Fenerbahce'nin kadro kalitesi, bireysel anlamda yetenekli oyunculardan olussa da iyi degil. Cünkü birtakim dengesizlikler iceriyor. Ortasaha cok ciliz. Takimin beyni denilen, taraftarlarin sevgilisi, sadece yürüyor sahada, 14 milyon euroluk forveti asla ve asla takimin sistemine ver hücum partneri Alex'e uyum saglayabilmis degil. Bunca eksikligin icinde varilan nokta hic de kötü degil bence. Illaki elestirilecek birisi varsa o da bu takimi kuranlardir, ve bu takimi Aragones kurmamistir.
Montag, 26. Januar 2009
Hoffenheim yeni evine tasindi...!
Bundesliga'da bu sezon firtina gibi esen Hoffenheim, insaati tamamlanan yeni stadyumuna tasindi. Birkac gün evvel klüb baskani Hoop stadyumun acilisini gerceklestirdi.

Stadyumun kapasitesi "simdilik" 30.150. Tahmin ediyorum takimin taraftari miktari arttikca bu kapasiteyi de genisleeteceklerdir. Bu Stadyumun maliyeti ise 60 Milyon Euro'dur yaklasik.

Bu stadyumun bir diger anlami da su: Simdiye kadar maddi anlamda SAP'nin baskani Hoop'un cebine bagli olan takim, artik bu tesisler sayesinde kendi bütcesini olusturabilecek bir camia olmaya yolunda. Ikinci yarida oynanilacak olan sekiz karsilasmanin biletleri simdiden tükenmis durumda. Bundan da öte, 40 loca ve 1400 Business koltuk 2010 yilina kadar tutulmus durumda. Hoop'un ifadelerine bakilirsa su anda zaten tutulmus olan Business koltuklari icin 320 sirketin de sira da bekliyor.
Sonntag, 25. Januar 2009
Fenerbahce-Trabzonspor: 0-0
Iki post evvel haftanin tahminlerini yapmistim kendimce. Tahminlerimin icinde bu maca kadar bir karsilasmayi saymazsak hic birini tutturamamistim, ilginctir yanilmayi en cok istedigim macta yanilmadim.
Sonucta Fenerbahce'nin takilacagi yönündeki iddiam herhangi bir veriye dayanmiyordu aslinda. Öylesine bir his. Metafiziki bir durumdu. Oluyor bazen bu. Old Traffort'ta Man U'yu 1-0 yendigimiz mactan önce de olmustu bu his yogunlasmasi, Inter'i Istanbul'da yendigimiz mactan önce de... Neyse, maca dönelim.
Karsilasmayi Fenerbahce kazanabilirdi de. Ama kazanabilirligi kadar kaybetme ihtimali de vardi. Heleki ikinci yaridaki Trabzonspor'u görünce Fenerbahce 1 puana dua etmeli seklinde düsünülebilir. Ama ilk yariya bakarsak da, Trabzon da cok net pozisyonlara sahipti evet ama gole daha yakin olan ekip her haliyle Fenerbahce idi. Hülasa, beraberlik, adalet duygusu acisindan bu macin en optimum sonucuydu. Galatasaray'in takildigi bir haftada, kendinden yukardaki rakibiyle olan bu karsilasmayi kazanmak cok önemliydi Fenerbahce icin elbette. Ama bu ligte bu puanlarin kaybedilmesi normaldir.
Maci uzun uzun anlatmaya gerek yok. Soluk da yetmez zaten. Nerdeyse her saniyesi pozisyondu. Ben bireysel anlamda Fenerbahceli oyuncularin durumlarina egilme taraftariyim.
Ümid ederim diyecegim ama ise yaramayacagini biliyorum; Alex'in bu haftaki oyunu "aman efendim onsuz Fenerbahce bir hic, o bulunmaz bir hint kumasi, o insanötesi bir varlik, o tanrinin bir lütfu" gibi sacmalayanlara kapak olmustur. Fenerbahce ayaga pas yaparak tempolu bir hücum futbolu oynamak istiyor. Ama o da ne; Alex'in ayagina gelen her top ile takim ya temposunu kaybediyor, cünkü Alex durarak oynuyor, ya da biraz sert oynayan onun yanindaki rakibine taopu teslim ediyor. Ve inanilmaz bir vurdumduymazlikla zahmet edip kaptirdigi pesi alma cabasi icerisine girmiyor da. Ayni zamanda, korneri ve duran toplari sadece onun iyi kullanabildigini düsünen bu Alex hayranlari Alex'in bu macta kullandigi duran toplara da biraz daha normal gözle bakabilmislerdir.
Fenerbahce savunmasi cok iyi; ama takim halinde savunmaya kapandiklarinda, kale önüne yigildiklarinda. Sayet, biraz acik oynayip hucüma cikarlarsa, golü düsünüyorlarsa savunma darmadagin oluyor. Besiktas macinda, Kayseri macinda, Galatasaray macinda ve Arsenal macinda avarel Edu ve ruh hastasi Lugano'nun arasina atilan her top gol veya gol pozisyonu olmustu. Trabzonsporlu forvetler becerikli veya sansli olsa bunun bir tekrari bu macta da sözkonusu olacakti. O halde nedir; Fenerbace birbirlerine oldukca benzerlik arzeden bu iki oyuncudan en azindan birinden vazgecip, ki bu isim bence avarel Edu olmalidir, onun yerine Lugano ile iyi bir ikili olusturabilecek, onun arkasina kacirdigi top ve adamlari süpürebilecek güclü olmasa da, cevik ve hizli bir oyuncunun alinmasi lazim. Ki bu oyuncunun oyuna topu sokma konusunda mahir bir isim olmasi lazim.
Ve Guiza... Saniyorum ona taninan kredilerin artik tükenmesinin zamanidir. Fenerbahce'nin oyun yapisi bu. Bu saatten sonra cift forvetli sisteme gecilemeyecegine göre. Bu sistemde de Guiza'nin basarili olamayacagi net bir sekilde ortaya ciktigina göre saniyorum Semih ile maclara baslamakta fayda var.
O halde Cöp tekesi: Guiza, Alex, Lugano, Edu.
Ve iyiler.
Deivid... Her yerdeydi. ortahada, savunmada, kanatlarda, ve forvette. Herseyi yapti. O bu takimin en degerli oyuncusu.
Gökhan Gönül... Cok güzel bindirmeler, cok cabuk geri dönüsler. Yattara'nin son dereceli tehlikeli kesmelerine ters kademeye müthis zamanlarda girerek yaptigi yerinde müdahaleler. Sen cok degerlisin Gökhan.
Selcuk... Bazen tuttugu formun da havasiyla kendisini devlestiren düz ve isvi futbolcu kimliginden show adamina dönüsmeye basladi. Bu eksiklikleri görmezden gelirsek, hele ki, Josico'yu göz önüne alirsak, Selcuk, Ballack gibi kaliyor onun yaninda.
Trabzonspor harika oynadi. Ilk yaridaki, Galatasaray macinda hic begenmemistim mesela onlari. Cok fazla maclarini izlememistim. Ama o Galatasaray maciyla edindigim izlenim Trabzonspor'un bu sezon sonuca gidemecegi yönündeydi. Sampiyonluk yarisinda. Ama bu mactaki performanslariyla bu düsüncelerimi bütünüyle degistirdiler. Olaganüstü bir iki yönlü futbol anlayislari var. Cok iyi basiyorlar. Kondisyonlari da cok iyi. Eger gol bölgesindeki elemanlari bir gömlek daha iyi futbolcular da olsa idi, bu hafta tarihi bir skorla Kadiköy'den ayrililabilirlerdi.
Sonucta Fenerbahce'nin takilacagi yönündeki iddiam herhangi bir veriye dayanmiyordu aslinda. Öylesine bir his. Metafiziki bir durumdu. Oluyor bazen bu. Old Traffort'ta Man U'yu 1-0 yendigimiz mactan önce de olmustu bu his yogunlasmasi, Inter'i Istanbul'da yendigimiz mactan önce de... Neyse, maca dönelim.
Karsilasmayi Fenerbahce kazanabilirdi de. Ama kazanabilirligi kadar kaybetme ihtimali de vardi. Heleki ikinci yaridaki Trabzonspor'u görünce Fenerbahce 1 puana dua etmeli seklinde düsünülebilir. Ama ilk yariya bakarsak da, Trabzon da cok net pozisyonlara sahipti evet ama gole daha yakin olan ekip her haliyle Fenerbahce idi. Hülasa, beraberlik, adalet duygusu acisindan bu macin en optimum sonucuydu. Galatasaray'in takildigi bir haftada, kendinden yukardaki rakibiyle olan bu karsilasmayi kazanmak cok önemliydi Fenerbahce icin elbette. Ama bu ligte bu puanlarin kaybedilmesi normaldir.
Maci uzun uzun anlatmaya gerek yok. Soluk da yetmez zaten. Nerdeyse her saniyesi pozisyondu. Ben bireysel anlamda Fenerbahceli oyuncularin durumlarina egilme taraftariyim.
Ümid ederim diyecegim ama ise yaramayacagini biliyorum; Alex'in bu haftaki oyunu "aman efendim onsuz Fenerbahce bir hic, o bulunmaz bir hint kumasi, o insanötesi bir varlik, o tanrinin bir lütfu" gibi sacmalayanlara kapak olmustur. Fenerbahce ayaga pas yaparak tempolu bir hücum futbolu oynamak istiyor. Ama o da ne; Alex'in ayagina gelen her top ile takim ya temposunu kaybediyor, cünkü Alex durarak oynuyor, ya da biraz sert oynayan onun yanindaki rakibine taopu teslim ediyor. Ve inanilmaz bir vurdumduymazlikla zahmet edip kaptirdigi pesi alma cabasi icerisine girmiyor da. Ayni zamanda, korneri ve duran toplari sadece onun iyi kullanabildigini düsünen bu Alex hayranlari Alex'in bu macta kullandigi duran toplara da biraz daha normal gözle bakabilmislerdir.
Fenerbahce savunmasi cok iyi; ama takim halinde savunmaya kapandiklarinda, kale önüne yigildiklarinda. Sayet, biraz acik oynayip hucüma cikarlarsa, golü düsünüyorlarsa savunma darmadagin oluyor. Besiktas macinda, Kayseri macinda, Galatasaray macinda ve Arsenal macinda avarel Edu ve ruh hastasi Lugano'nun arasina atilan her top gol veya gol pozisyonu olmustu. Trabzonsporlu forvetler becerikli veya sansli olsa bunun bir tekrari bu macta da sözkonusu olacakti. O halde nedir; Fenerbace birbirlerine oldukca benzerlik arzeden bu iki oyuncudan en azindan birinden vazgecip, ki bu isim bence avarel Edu olmalidir, onun yerine Lugano ile iyi bir ikili olusturabilecek, onun arkasina kacirdigi top ve adamlari süpürebilecek güclü olmasa da, cevik ve hizli bir oyuncunun alinmasi lazim. Ki bu oyuncunun oyuna topu sokma konusunda mahir bir isim olmasi lazim.
Ve Guiza... Saniyorum ona taninan kredilerin artik tükenmesinin zamanidir. Fenerbahce'nin oyun yapisi bu. Bu saatten sonra cift forvetli sisteme gecilemeyecegine göre. Bu sistemde de Guiza'nin basarili olamayacagi net bir sekilde ortaya ciktigina göre saniyorum Semih ile maclara baslamakta fayda var.
O halde Cöp tekesi: Guiza, Alex, Lugano, Edu.
Ve iyiler.
Deivid... Her yerdeydi. ortahada, savunmada, kanatlarda, ve forvette. Herseyi yapti. O bu takimin en degerli oyuncusu.
Gökhan Gönül... Cok güzel bindirmeler, cok cabuk geri dönüsler. Yattara'nin son dereceli tehlikeli kesmelerine ters kademeye müthis zamanlarda girerek yaptigi yerinde müdahaleler. Sen cok degerlisin Gökhan.
Selcuk... Bazen tuttugu formun da havasiyla kendisini devlestiren düz ve isvi futbolcu kimliginden show adamina dönüsmeye basladi. Bu eksiklikleri görmezden gelirsek, hele ki, Josico'yu göz önüne alirsak, Selcuk, Ballack gibi kaliyor onun yaninda.
Trabzonspor harika oynadi. Ilk yaridaki, Galatasaray macinda hic begenmemistim mesela onlari. Cok fazla maclarini izlememistim. Ama o Galatasaray maciyla edindigim izlenim Trabzonspor'un bu sezon sonuca gidemecegi yönündeydi. Sampiyonluk yarisinda. Ama bu mactaki performanslariyla bu düsüncelerimi bütünüyle degistirdiler. Olaganüstü bir iki yönlü futbol anlayislari var. Cok iyi basiyorlar. Kondisyonlari da cok iyi. Eger gol bölgesindeki elemanlari bir gömlek daha iyi futbolcular da olsa idi, bu hafta tarihi bir skorla Kadiköy'den ayrililabilirlerdi.
Samstag, 24. Januar 2009
Sivasspor-Galatasaray: 2-0
Haftanin en önemli maclarindandi. Ligin tepesindeki iki takim karsi karisiya geliyor. Beklenti cok yüksek elbette. Ama o da ne; futbola bu derece cok önem verilen, sadece yerlisi degil Avrupa'daki nerdeyse bütün liglerin yakindan takip edildigi bir ülkede; ciddi bir tezat olarak böyle akil almaz derecede berbat bir sahada, zeminde futbol oynanilmak zorunda kaliniyor. Oyuncularin ayakta durmasi mümkün degil. Top ceviremiyorlar. Futbol oynanmanin ötesinde zemin oyuncularin sakatlanmasina yol acacak ciddi dezavantajlar tasiyor. Özellikle yedek kulübelerinin önündeki o su birikintisinin varligi dahi tek basina skandaldir ve o bölgede herhangi bir oyuncunun ciddi manada sakatlanmamasi icten bile degildir. Nitekim Mohammed Ali sakatlandi. Daha dogrusu yaralandi demek lazim. Sakat kelimesini futbol icerisinde bir terim olmasi nedeniyle bu skandali hafifletici etki bile tasiyabilir; o yüzden kacinmak lazim.
Maca gelirsek... Galatasaray bu rezil sahaya ragmen top oynamaya calisan, iyi kötü pas girisimlerinde bulunan, tam manasiyla tehlikeli olmasa da hafif capta tehlike kokan varyasyonlarda bulunan tarafti. Ta ki Ümit Karan'in atilmasina dek. O ana kadar mac daha cok beraberligi hak ediyordu, illaki bir galibiyet cikacaksa bunu hak eden taraf Galatasaray'di. Ama Ümit Karan'in atilmasi sonucu direk etkiledi. Umarim hakem Ümit Karan'i hakli bir kararla atmistir. Eger Ümit Karan'in dedigi gibi su parcaciklarina attigi tekme nedeniyle sicrayan buz taneciklerinin üzerine hakemin üzerine gelmesiyse bu kirmizi kartin nedeni; cok yazik. Bu noktada Herr Skibbe'ye hak vermemek elde degil. Hak vermemek elde degil, elde olmasina da, kendisine insan sormadan da edemiyor: Hakem hatalariyla kazandiginiz maclarda neden bunlardan bahsetmiyordunuz sevgili Hocam?
Neyse cok deginmeye gerek yok daha fazla hakem konusuna. Macin ikinci yarisi ise, bir hayli heycanli ve Sivasspor adina eglendirici gecti. Son zamanlarda takimlarimizda dikkatimi cekmeye baslayan skor olarak rahatlayan tarafin sonrasinda eline gecen gol sanslarini laubalice ve özensizce harcamasinin bir benzerini Sivas'ta da gördük. Mac daha farkli olabilirdi de. Unutmadan; Ümit Karan'in karti icin birsey diyemiyorum ama, Yaser'in kesinlikle kirmizi kart görmesi gereken yerde de sariyla yirtmasi kayitlara gecmeli ve Skibbe'ye bunu da hatirlatmali.
Maca gelirsek... Galatasaray bu rezil sahaya ragmen top oynamaya calisan, iyi kötü pas girisimlerinde bulunan, tam manasiyla tehlikeli olmasa da hafif capta tehlike kokan varyasyonlarda bulunan tarafti. Ta ki Ümit Karan'in atilmasina dek. O ana kadar mac daha cok beraberligi hak ediyordu, illaki bir galibiyet cikacaksa bunu hak eden taraf Galatasaray'di. Ama Ümit Karan'in atilmasi sonucu direk etkiledi. Umarim hakem Ümit Karan'i hakli bir kararla atmistir. Eger Ümit Karan'in dedigi gibi su parcaciklarina attigi tekme nedeniyle sicrayan buz taneciklerinin üzerine hakemin üzerine gelmesiyse bu kirmizi kartin nedeni; cok yazik. Bu noktada Herr Skibbe'ye hak vermemek elde degil. Hak vermemek elde degil, elde olmasina da, kendisine insan sormadan da edemiyor: Hakem hatalariyla kazandiginiz maclarda neden bunlardan bahsetmiyordunuz sevgili Hocam?
Neyse cok deginmeye gerek yok daha fazla hakem konusuna. Macin ikinci yarisi ise, bir hayli heycanli ve Sivasspor adina eglendirici gecti. Son zamanlarda takimlarimizda dikkatimi cekmeye baslayan skor olarak rahatlayan tarafin sonrasinda eline gecen gol sanslarini laubalice ve özensizce harcamasinin bir benzerini Sivas'ta da gördük. Mac daha farkli olabilirdi de. Unutmadan; Ümit Karan'in karti icin birsey diyemiyorum ama, Yaser'in kesinlikle kirmizi kart görmesi gereken yerde de sariyla yirtmasi kayitlara gecmeli ve Skibbe'ye bunu da hatirlatmali.
Freitag, 23. Januar 2009
Ankaraspor-Konyaspor: 3-0
Ikinci yarinin acilis macinda bugün aksam Ankaraspor ile Konyaspor karsi karsiya geldi. Maci Ankaraspor'un kazanacagini tahmin ediyordum ama bu kadar kolay olacagini sanmiyordum. Karsilasmanin daha 1. dk'sinda defanstan cikarken kaptirilan tehlikeli bölgedeki top Mehmet Cakir'in mahir ayaklarindan gole dönüstü. Bu gol Ankaraspor'un oyununu cok rahatlatti. Cünkü Konyaspor belliydi ki daha cok ayaga pas yapmaya calisan, topa sahip olmayi ve onu cevirmeyi seven Ankaraspor'a karsi sert pres ile ise soyunmustu. Bu gol olmasaydi bir hayli zorlanabilirdi Ankaraspor sanki. Attigi bu golün üstüne bir süre yatan Ankaraspor ilk yarinin sonlarina dogru "meshur" pas oyunlarindan birkac demet sundu. Konyaspor biraz da sansiz tarafti iki tane -bence- tartismali penalti calindi aleyhlerine. Biri gol olmadi da ikincisini affetmedi neden ilkonbirde olmadigini anlamadigim Neca.
Ankaraspor maci rahat cikartti. Konyaspor'dan oyun anlayisi olarak da kadro olarak da zaten bir numara büyüklerdi. Konyaspor eksik kalinca bu daha da artti. Onliberolarin istahli sekilde hücum bölgelerinden dolasmalari, sag-bek ve sol-bekleirn caplarina bakmadan mütemadiyen kanattan bindirme yapmalari, ilerdeki tek forvet Konate'nin yipratici kosulari ve presleriyle oldukca güzel bir takim görüntüsü verdiler. Ama ikinci yari iyice gardi düsmüs Konyaspor karsisinda sonuc sadece 3-0 ile bitmisse -evet sadece yoksa 6-0 olurdu mac cok rahat; bu aslinda oyun disiplinine takim kimligine cok önem veren Aykut Kocaman'in ögrencilerinin bu duruma oldukca büyük tezat olusturacak sekilde bencil ve disiplinden yoksun oynamalarindan ötürüydü. Özellikle de Özer ve Bilal bu konuda basi ceken isimlerdi.
Maci izlemeye en cok da Theo Weeks icin gittim. Ne ki ilk yarinin "tesadüfen" parlayan yildizi hocasi tarafindan yine Adem Kocak'a tercih edilmemisti. Zaten kendisini tanidiysak bu hocasinin ona verdigi degerden degil Adem Kocak'in sakat olmasindanmis. Bu takimin su anda var olan tek sikintisindan bahsedeceksek o da bu nokta. Oldukca genis ve lig standartlarinda iyi bir kadroya sahipler. Ve oyuncularin kaliteleri birbirine yakin. Bu adam varken sunlar nasil oynar diyemiyorsunuz pekcok bölgede. Ama bu pekcok kaliteli isimden bazilari neredeyse hic kullanilmadan ilk yarida simdi takimdan ayrilmak durumundalar.
Risp, Tita, Konate ve De Nigris nerdeyse hic kullanilmadilar koskoca ilk yarida. Simdi Risp, De Nigris vs. beklenen verimin alinmdigi icin gönderilmek isteniyor. Bir oyuncudan beklenilen verimin alinip alinmayacagi nasil belli olur cok merak ediyorum simdi. Fenerbahceliler söylese ki, Maldonado'dan gerekli verimi alamadik. Cok anlasilir. Cünkü Sampiyonlar Ligi de dahil pekcok macta kendisine sans verildi oynama firsati edindi kendisi. Ama hicbic mactaki performansi bir digerinden farkli ve tatmin edici degildi. Pekii Risp kac macta forma giydi bu sene; hic. De Nigris; cok az. Tita nerdeyse hemen hic. Tek basina atreman performansi yeterli midir böyle birsey icin.
Cok ünlü ve kabul görmüs teknik direktörlerinin sistemetik sekilde uyguladiklari bir yöntem vardir: Rostasyon. Iste Ankaraspor'da su anda eksik olan bu. Bazi oyuncular mütemadiyen kendi aralarindan macin 60.dksindan itibaren degistirilmelidir mesela. Yana maca Hurriyet-Adem önliberosuyla ciktiysa hoca ilerleyen dakikakarda sonuc ne olursa olsun Theo Weeks'i almalidir maca. Ve sayet bir süre böyle devam ederse, belli bir süreden sonra da bu iki isimden birisi yedek baslarken Weeks onun yerine onbirde baslamalidir. Murat Tosun'un, Konate'nin ve De Nigris'in performansini ancak birbirlerine esit oranda sans verdiginiz anda degerlendirebilirsiniz. De Nigris gitti simdi Meye geldi. Degisen ne olacak cok merak ediyorum, ve kendi tahmini söyleyeyim, ne Konate ne de Meye dogru düzgün oynatilmayacaktir hocalari tarafindan onlarin yerine mütemadiyen Murat'i görecegiz kadroda.
Ankaraspor maci rahat cikartti. Konyaspor'dan oyun anlayisi olarak da kadro olarak da zaten bir numara büyüklerdi. Konyaspor eksik kalinca bu daha da artti. Onliberolarin istahli sekilde hücum bölgelerinden dolasmalari, sag-bek ve sol-bekleirn caplarina bakmadan mütemadiyen kanattan bindirme yapmalari, ilerdeki tek forvet Konate'nin yipratici kosulari ve presleriyle oldukca güzel bir takim görüntüsü verdiler. Ama ikinci yari iyice gardi düsmüs Konyaspor karsisinda sonuc sadece 3-0 ile bitmisse -evet sadece yoksa 6-0 olurdu mac cok rahat; bu aslinda oyun disiplinine takim kimligine cok önem veren Aykut Kocaman'in ögrencilerinin bu duruma oldukca büyük tezat olusturacak sekilde bencil ve disiplinden yoksun oynamalarindan ötürüydü. Özellikle de Özer ve Bilal bu konuda basi ceken isimlerdi.
Maci izlemeye en cok da Theo Weeks icin gittim. Ne ki ilk yarinin "tesadüfen" parlayan yildizi hocasi tarafindan yine Adem Kocak'a tercih edilmemisti. Zaten kendisini tanidiysak bu hocasinin ona verdigi degerden degil Adem Kocak'in sakat olmasindanmis. Bu takimin su anda var olan tek sikintisindan bahsedeceksek o da bu nokta. Oldukca genis ve lig standartlarinda iyi bir kadroya sahipler. Ve oyuncularin kaliteleri birbirine yakin. Bu adam varken sunlar nasil oynar diyemiyorsunuz pekcok bölgede. Ama bu pekcok kaliteli isimden bazilari neredeyse hic kullanilmadan ilk yarida simdi takimdan ayrilmak durumundalar.
Risp, Tita, Konate ve De Nigris nerdeyse hic kullanilmadilar koskoca ilk yarida. Simdi Risp, De Nigris vs. beklenen verimin alinmdigi icin gönderilmek isteniyor. Bir oyuncudan beklenilen verimin alinip alinmayacagi nasil belli olur cok merak ediyorum simdi. Fenerbahceliler söylese ki, Maldonado'dan gerekli verimi alamadik. Cok anlasilir. Cünkü Sampiyonlar Ligi de dahil pekcok macta kendisine sans verildi oynama firsati edindi kendisi. Ama hicbic mactaki performansi bir digerinden farkli ve tatmin edici degildi. Pekii Risp kac macta forma giydi bu sene; hic. De Nigris; cok az. Tita nerdeyse hemen hic. Tek basina atreman performansi yeterli midir böyle birsey icin.
Cok ünlü ve kabul görmüs teknik direktörlerinin sistemetik sekilde uyguladiklari bir yöntem vardir: Rostasyon. Iste Ankaraspor'da su anda eksik olan bu. Bazi oyuncular mütemadiyen kendi aralarindan macin 60.dksindan itibaren degistirilmelidir mesela. Yana maca Hurriyet-Adem önliberosuyla ciktiysa hoca ilerleyen dakikakarda sonuc ne olursa olsun Theo Weeks'i almalidir maca. Ve sayet bir süre böyle devam ederse, belli bir süreden sonra da bu iki isimden birisi yedek baslarken Weeks onun yerine onbirde baslamalidir. Murat Tosun'un, Konate'nin ve De Nigris'in performansini ancak birbirlerine esit oranda sans verdiginiz anda degerlendirebilirsiniz. De Nigris gitti simdi Meye geldi. Degisen ne olacak cok merak ediyorum, ve kendi tahmini söyleyeyim, ne Konate ne de Meye dogru düzgün oynatilmayacaktir hocalari tarafindan onlarin yerine mütemadiyen Murat'i görecegiz kadroda.
Türkcell Süper Lig yeniden ve tahminler...
Uzun bir devre arasindan sonra (saniyorum 6 haftalik) mesin yuvarlak yeniden sahaya iniyor. Futbolseverler icin bu aralar elbette özleticidir. Türkcell Süper Lig'i gibi bir lig dahi özlenebilmektedir.
Bunun yaninda cok da heycanli bir acilis haftasi bizleri bekliyor. Acilis maci Ankaraspor ile Konyaspor arasinda. Fenerbahce'nin Trabzon ile, Sivas'in da Galatasaray ile oynayacak olmasi ve cuma maci olmasi hasabiyle bosalan dördüncü naklen yayin kontenjanini doldurmak Ankaraspor ile Konyaspor'a düsmüs. Temposu cok yüksek bir karsilasma beklemiyorum. Ve öyle tahmin ediyorum Ankaraspor 3 puani kazanan ekip olacak.
Cumartesi günü ise öglen saatinde oynanacak cok önemli bir macla basliyor. Sivasspor-Galatasaray. Hemen herkes Sivas'in sayet bu sezon gecen seneki gibi büyükler karsisindaki basarisizligini sürdürmez ve onlardan da puan almasini bilirse zirvedeki sansinin cok ciddi oldugu kanaatinde. Keza Sivas bu sene simdiye kadar Fenerbahce'den 3, Tranbzon deplesmanindan da 1 puan cikartti. Galiba Besiktas ile de Istanbul'da berabere kalmisti. Oldukca iyi sonuclar. Ama ben yine de Galatasaray karsisinda Sivas'in sonuca gidebilecegini sanmiyorum. Beraberlik degil, hem de 3 puan sari kirmizililara. Günün ayni saatinde yapilacak diger üc karsilasmada da, iki evsahibi Ankaragücü ve Kayserispor sirasiyla Antalyaspor ve Genclerbirligi karsisinda galibiyet elde ederken, Eskisehir-Gaziantepspor karsilasmasi beraberlikle biter tahminindeyim.
Günün kapanis maci Besiktas ve Denizli arasinda ve bence tahmin yürütmeye de hacet yok sonucla ilgili.
Pazar günün ilk iki karsilasmasi Bursaspor-Belediye ve Kocalelispor-Hacattepe karsilasmalariyla ilgili hic ahkam kesme taraftari degilim. Aksam ki mac ise cok önemli ama gönlüm Fenerbahce'den yana oldugu icin akli bir tahmin yürütmeden uzak olacagimi itiraf etmeliyim. Gönlüm Fenerbahce'nin kazanmasini isterken, hislerim sanki takilacagimiz yönünde.
Bunun yaninda cok da heycanli bir acilis haftasi bizleri bekliyor. Acilis maci Ankaraspor ile Konyaspor arasinda. Fenerbahce'nin Trabzon ile, Sivas'in da Galatasaray ile oynayacak olmasi ve cuma maci olmasi hasabiyle bosalan dördüncü naklen yayin kontenjanini doldurmak Ankaraspor ile Konyaspor'a düsmüs. Temposu cok yüksek bir karsilasma beklemiyorum. Ve öyle tahmin ediyorum Ankaraspor 3 puani kazanan ekip olacak.
Cumartesi günü ise öglen saatinde oynanacak cok önemli bir macla basliyor. Sivasspor-Galatasaray. Hemen herkes Sivas'in sayet bu sezon gecen seneki gibi büyükler karsisindaki basarisizligini sürdürmez ve onlardan da puan almasini bilirse zirvedeki sansinin cok ciddi oldugu kanaatinde. Keza Sivas bu sene simdiye kadar Fenerbahce'den 3, Tranbzon deplesmanindan da 1 puan cikartti. Galiba Besiktas ile de Istanbul'da berabere kalmisti. Oldukca iyi sonuclar. Ama ben yine de Galatasaray karsisinda Sivas'in sonuca gidebilecegini sanmiyorum. Beraberlik degil, hem de 3 puan sari kirmizililara. Günün ayni saatinde yapilacak diger üc karsilasmada da, iki evsahibi Ankaragücü ve Kayserispor sirasiyla Antalyaspor ve Genclerbirligi karsisinda galibiyet elde ederken, Eskisehir-Gaziantepspor karsilasmasi beraberlikle biter tahminindeyim.
Günün kapanis maci Besiktas ve Denizli arasinda ve bence tahmin yürütmeye de hacet yok sonucla ilgili.
Pazar günün ilk iki karsilasmasi Bursaspor-Belediye ve Kocalelispor-Hacattepe karsilasmalariyla ilgili hic ahkam kesme taraftari degilim. Aksam ki mac ise cok önemli ama gönlüm Fenerbahce'den yana oldugu icin akli bir tahmin yürütmeden uzak olacagimi itiraf etmeliyim. Gönlüm Fenerbahce'nin kazanmasini isterken, hislerim sanki takilacagimiz yönünde.
Donnerstag, 22. Januar 2009
De Nigris yolcu mu...?
De Nigris ile ilgili blogumuzun kisacik tarihine sigan ücüncü post oluyor. Daha önce takimda yer bulamasindan dolayi cikan söylentilerden bahsetmistik. Arkasindan bu söylentiler yalanlandi. Ama o zaman yine de söyle demistim: Bu laflari etmemisse bile oynamadigi icin rahatsizligini dile getirmistir, veyahut cok gecmez getirir.Bu beklenir cünkü De Nigris olaganüstü bir yetenek degilse dahi, Ankaraspor, Ankaragücü, Gaziantep, Bursaspor ayarindaki takimlarda her zaman banko oynayabilecek yetenekte ve seviyede bir oyuncudur. Ama bir türlü Aykut Kocaman ile yildizlar barismadi. Ben burda Aykut Kocaman'in tutucu futbol mentalitesinin de etkili oldugunu düsünüyorum. Nitekim söylentiler cikti ortaya. De Nigris'in Ankaragücü'ne gideceginden bahsediliyor. Bu olay shasim adina da üzücü oldu cünkü Ankaraspor'u takim olarak sempatiyle karsiliyorum. Ayni zamanda De Nigris bu ligte sahada en cok görmek istedigim adamlardandir. Bu ikisinin birlikteligi benim icin sevindiriciydi. Ama görünen o ki ayrilik cok uzak degil....
Mittwoch, 21. Januar 2009
Taraftar Sosyal Anketi
Akademik bir araştırma için cevaplanması gereken ve mümkün olduğunca fazla deneğin katılması gereken bir anket var. Sonuçları "Medya ve Devletin, Sporda Şiddet Üzerine Ters Etkileri" başlıklı akademik çalışmaya referans olacak. Ayrıntılı bilgi Taraftar Sosyal Anketi Blog 'da. Herkese teşekkürler.
Montag, 19. Januar 2009
Ve Masters'in sampiyonu "The Rocket"
Vaauvv diyerek baslamak istiyorum dünkü final karslasmasi icin. Daha dogrusu dün baslayip bu günün ilk saatlerine kadar süren final maci icin. Soluk kesen bir macti. Iki oyuncunun uzun süren maca ragmen konsantrasyonlarini üst seviyede tutabilmemeleri, safety oranlari % 84'lerden pot oranlarini % 90'lari düsürmemeleri tek kelimeyle olaganüstüydü.Karsilasma 3-1 iken Ronnie icin cok zor olmayacak diyordum, sonra birden bire Selby'nin 4-3 getirmesine sahit olduk. Ve ilk bölümü Ronnie'nin galibiyetiyle 4-4 bitirdik.
Aksam bölümde ise heycan ve gerilim bir üste cikmisti. Ronnie'in pespese kazandigi üc frameden öyle ikisi varki bir taraftan macin heycaninin doruk noktaya ciktigi anlardi diger taraftan bu frameler ayni zamanda Ronnie'nin geriden gelip maci kazandigi frameler olmasi hasabiyle de özeldi. Özeldi zira, biz Ronnie hayranlarin en cok üzüldügü ve kizdigi sey kendisinde, cabuk konstrasyon kaybi yasamasi, geriye düstügünde, "snooker" edildiginde oyuna yeniden dönmemesi, savasmamasi idi. Ama bu sefer öyle yapmadi Ronnie. Kazandigi frame'in bir tanesinde sahadaki mevcut puanlar dahi arayi kapatmaya yetmiyor ekstra 8 puan olmasi gerekiyordu. Ve bunu basardi Ronnie. O muazzam safetyleri Mark Sleby'nin faul yapmasina yol acti vebu ekstra puanlari aldi. Bu framde sondan bir önceki top olan pempeyi köseye sokusu var ki, benim onca izledigim snooker maclari icindeki en olagan üstü sayiydi. Bulundugum yerden ayaga firladigimi hatirliyorum bu muhtesem sayi karsisinda.
Maci sonucta 10-8 kazanan Ronnie kariyerindeki dördüncü Masters zaferine ulasti. Ve Hendry ile birlikte bunu basaran ikinci kisi olma ünvanini kazandi. Diger taraftan dünya siralamasinin zirvesindeki yerini de korudu.
Podolski Köln'de...

Podolski re-loaded de diyebilirdik basliga. 3 yillik aradan sonra Podolski yeniden ren sehrine dönüyor, yuvasina, Podolski oldugu yere. Dogrusunu isterseniz ben bu trasnferin mümkün oldugunu düsünmüyordum hicbir zaman. Bayern 10 milyon Euro'ya transfer etmisti kendisini ve en az bu rakama tekrar satmak istiyordu. Cünkü Podolski'den futbolcu olarak verim alamamislardi ( 3 sezonda toplam 12 gol) bir de maddi anlamda zarar etmek istemiyordu elbette bu isin sahi Hoeneß. Ama anlasilan o ki, Köln'ün 7,5 Milyon Euro'luk fiyatina "fit" olmuslar. Bu da sasirtti beni, 7,5 milyon Euro tek bir oyuncu icin ve FC Köln. Birbirlerine cok uzak kavramlar aslinda. Bu da gösteriyor ki, Daum-Meier ikilisi, Köln'ü sinif atlatma cabasini oldukca ciddiye aliyorlar. Podolski bu paraya deger mi, Köln'e ne kadar faydali olur kisimlarini simdilik bir kenara birakarak, Podolski'nin transferle ilgili kendi web sayfasinda yaptigi aciklamayla kapatalim:
"Köln'le 1. Temmuz 2009 tarihinden gecerli olacak sekilde bir anlasmaya vardik. Önümün ne olacagini belirleyen ve üzerimdeki spekülasyonlara son veren bir karara varilmasindan ötürü cok memnunum. Daum ve Meier ile yaptigim görüsmeler cok olumlu gelismisti ve klubün konzeptinden etkilendim, ikna oldum. Ama yaza kadar tüm konstrasyonumla Bayern'e hizmet edecegim"
Sonntag, 18. Januar 2009
Fenerbahce-Eskisehirspor: 3-0
Fenerbahce Fortis Türkiye Kupasi'nin son macinda sahaya yine tam kadro cikmisti. Aragones selefinin aksine kupa maclarinda da takimi as kadroyla sürüyor sahaya. Bunun bu mac icin elbette anlasilir tarafi vardi. Haftaya cok önemli bir lig macina cikiyor Fenerbahce. Trabzonspor karsisina cikacak takiminin provasini yapma firsati bulmus oldu bu sekilde hoca uzun devre arasindan sonra.Fenerbahce maca yine bilindigi gibi baslamisti. Hani pozisyon bulamayan, bulmakta zorlanan, kabiz Fenerbahce var ya; heh iste ondan bahsediyorum. Ama bu sefer pozisyon bulamasa dahi rakiplerine de pozisyon vermeyen Fenerbahce savunmasi daha macin onuncu dakikasinda iki tane cok büyük pozisyonlar vermisti rakibine. Eskisehirsporlular biraz daha becerikli ve sansli olsalardi mac o dakikada 0-2 idi, Fenerbahce acisindan. Bu andan bir müddet sonra Eskisehirspor hakettigi golü bulmustu ama, bence olmayan bir ofsayta kurban gitti o gol. Tam ben, Fenerbahce'de ilerleme var, ligin ilk yarisinda oynanan karsilasmada eksik rakibi karsisinda bu derece ezik oynayan Fenerbahce simdi eksik olmayan Eskisehir karsisinda direnebiliyor derken, Eskisehirsporlu bir futbol oyundan atildi. Yapilan hareketin direk kirmizi kartlik olup olmadigi elbette tartisilir da, faulü yapan oyuncunun daha evvelden bir sarisinin oldugu ve kirmizi olup olmadigi tartisilir olsa dahi, sari oldugu su götürmez bir gercek olan pozisyon sonrasi atilmasi kacinilmazdi, ve atildi. O dakikadan sonra cosmustu Fenerbahce. Sonucu biliniyor 3-0.
Fenerbahce'de sahada en az topla bulusan, en az olumlu isler yapan, en fazla caba gösteren oyuncun her zamanki gibi Alex olmasi tabii ki sasirtici degildi ama, kahredici olan, bu ismin ilk iki golde direk imzasinin bulunmasiydi. Birincisinde golü atti, ikincisinde korneri ortalayan isimdi. Ve Alex bulunmaz hint kumasidir, o Allah'in bir lütfudur diye sacmalayanlarin eline yeniden koz vermis olundu. Zira ilk golde golü atan Alex'ten cok Guiza'nin muhtesem ara pasiydi dikkat edilmesi gereken. Kornerden gelen golün tek sebebi de Alex degil elbette, Fenerbahce Alex'siz de kornerlerden cok gol bulabilir, bulabilmistir de. Ama tabii gözler yine istatistiklere takilacak ve Alex'in gol ve asist sayisiyla ilgilenecekler. 90 dakika kaldigi sahada ne kadar olumlu is yaptigini kimse düsünmeyecek.
Eskisehir icin de birseyler söylemeden gecmemek lazim. Oyunculari atilana kadar cok iyiydiler. Fenerbahce'ye önde bastilar, cok pozisyon buldular, korkusuzdular ve aslinda galibiyet icin cikmislardi Istanbul'da sahaya. Eksik kalmasalardi sonuc cok daha farkli da olabilirdi.
Samstag, 17. Januar 2009
Güle Güle Kardelen...
Kardelen daha 8 yasindaydi. Paderborn'da ikamet eden bir gurbetci ailenin dünyalar tatlisi kizinin adi. Pazartesi saat 14 civarlarindan arkadaslariyla oynamak icin cikiyor Kardelen. Ve Haftayi ailesi Kardelen'in cenazesini defnedilmek üzere memleketlerine göndererek kapatiyorlar. Carsamba günü cünkü ormanda joging yapan birisi buluyor Kardelen'in cesetini ve yirtilmis elbiselerini pempe eldivenlerini. O eldivenleri nasil sirindir kim bilir. Minicik ellerine annesi onlari giydirirken en son tahmin etmemisti tabii ki, onu bir ormanda bulacagini. Adli tip diyor ki, Kardelen öldürülmedne önce tecavüze ugramis. Icime birseylerin oturdugunu hissediyorum. Bu haberi duyunca daha da öfke ve üzüntüyle boguluyor icim. Gözlerim yasariyor senin icin Kardelen haberleri her actigimda. Varsa bir Tanri ve varsa onun cenneti, umarim onun en güzel kösesinde o güzel gülüsünle oturuyorsundur.
Lig Tv...
Galatasaray Fortis Türkiye Kupasi'ndaki grup mücadelerinden üst tura cikmayi garantilemis. Malatyaspor mücadelesi esasen su Antalya'da olup biten devre arasi hazirlik maclarindan öte birsey ifade etmiyor Galatasaray icin. Muhtemelen diger maclarda kullanmadigi oyunculari sürecekti saha hoca. Lig karsilasmasi da degil ki herbiri önemli olsun.
Ayni saatlerde bir mac daha oynaniyor. Altay-Ankaraspor. Gruptan cikan ikinci takimi belirlemesi acisindan cok önemli bir karsilasma. Altay futbolumuzun köklü kulüplerinden. Ankaraspor yapay ama öbür taraftan bu sezon takdire deger bir oyun anlayisinin basarili temsilcisi. Bu iki takim arasindaki karsilasma süphesiz "sade" futbol severcin ötekinden cok daha kiymetli.
Ama yayinlanmiyor. Bir taraftan Fortis Kupasi'nin heycansizligindan, zevksizliginden söz ediliyor ama öbür taraftan kupalarin heycana deger ender karsilasmalarindan biri olan bir karsilasma yayin politikasina kurban gidiyor. Biz de futbolumuzun nasil gelisebilecegi üzerine durmadan bos bos cene yoruyoruz.
Ayni saatlerde bir mac daha oynaniyor. Altay-Ankaraspor. Gruptan cikan ikinci takimi belirlemesi acisindan cok önemli bir karsilasma. Altay futbolumuzun köklü kulüplerinden. Ankaraspor yapay ama öbür taraftan bu sezon takdire deger bir oyun anlayisinin basarili temsilcisi. Bu iki takim arasindaki karsilasma süphesiz "sade" futbol severcin ötekinden cok daha kiymetli.
Ama yayinlanmiyor. Bir taraftan Fortis Kupasi'nin heycansizligindan, zevksizliginden söz ediliyor ama öbür taraftan kupalarin heycana deger ender karsilasmalarindan biri olan bir karsilasma yayin politikasina kurban gidiyor. Biz de futbolumuzun nasil gelisebilecegi üzerine durmadan bos bos cene yoruyoruz.
Ronnie O'Sullivan vs. Stephen Maguire
Gecen pazar baslayan Master turnuvasi, artik sona yaklasti. Islerin yogunlu nedeniyle blogta isleyemedik gelismeleri günlük, ama umarim bu son iki günde, en azindan yari final ve final karsilasmalariyla ilgili bilgileri buraya aktarmakta tembellik etmeyiz.
Masters Turnuvasinda bugün yari final karsilasmalari yapilacak. Günün ilk maci, John Higgins ile Mark Selby arasinda. Günün esas maci ise, prime time konulmus elbette. Dünya siralamasinin zirvesindeki iki isim, Stephen Maguire ve O'Sullivan aksam tsi ile 21:00'de kapisacaklar. Bir önceki tunuvanin sampiyonu Shaun Murphy ise daha ceyrek finale kalamadan Junhui karsisinda 6-4 kaybederek elendi.
Masters Turnuvasinda bugün yari final karsilasmalari yapilacak. Günün ilk maci, John Higgins ile Mark Selby arasinda. Günün esas maci ise, prime time konulmus elbette. Dünya siralamasinin zirvesindeki iki isim, Stephen Maguire ve O'Sullivan aksam tsi ile 21:00'de kapisacaklar. Bir önceki tunuvanin sampiyonu Shaun Murphy ise daha ceyrek finale kalamadan Junhui karsisinda 6-4 kaybederek elendi.
Zico ve gönderilme nedenleri...
Baslikta bahsettigim ifade artik midemi bulandiracak derece klise bir hal almaya basladi. Bundan bir önceki postta piyasaya yeni sürülen nedenlerden bir tanesinin Zico'nun isine karistigi icin gitmis oldugu iddiasi oldugunu söylemistim. Zekamizla alay edercesine.
Simdi de bu sahte hazineyi desmeye devam ediyorlar. Zico'nun agabeyinin agzindan verilen habere göre, Kadiköy'de 2-2 bite bir Denizlispor karsilasmasi sonrasi Aziz Yildirim soyunma odasina inmis ve futbolcularla tartismis. Bagirdigi isim ise ilginc: Appiah. Bunun üzerine kahraman ve ilkeli Edu (Zico agabeyi ve yardimcisi) Baskana kizmis. Muhtemelen burda isiniz yok demistir. Yersen.
Nereden tutarsan elinde kalan bir sacmalik dizesi. Haberde macin 30 Nisan 2007 de oldugundan bahsediliyor. Yanlis/Yalan. 29 Nisan 2007 de mac. Devam ediyorum. Aziz Yildirim, soyunma odasina girip Appiah'a bagirmismis. Appiah, hani su birakin 2007 sezonun sonlarini 2006 da sampiyonlugun kactigi Denizlispor macindan bu yana Fenerbahce'nin hayrini göremedigi oyuncusu. Ona kizmis Aziz Yildirim. Fenerbahce'nin o mactaki kadrosuna bakalim bir de:
Serdar- Serkan, Önder, Edu, Ugur- Tuncay, Deniz, Aurelio, Tümer, Alex- Kezman.
Yedekler: Volkan, Kerim, Can, Selcuk, Olcan, Deivid.
Anlasilan o ki, Appiah'in hayaletiyle kavgaya tutusmus Aziz Yildirim.
Simdi de bu sahte hazineyi desmeye devam ediyorlar. Zico'nun agabeyinin agzindan verilen habere göre, Kadiköy'de 2-2 bite bir Denizlispor karsilasmasi sonrasi Aziz Yildirim soyunma odasina inmis ve futbolcularla tartismis. Bagirdigi isim ise ilginc: Appiah. Bunun üzerine kahraman ve ilkeli Edu (Zico agabeyi ve yardimcisi) Baskana kizmis. Muhtemelen burda isiniz yok demistir. Yersen.
Nereden tutarsan elinde kalan bir sacmalik dizesi. Haberde macin 30 Nisan 2007 de oldugundan bahsediliyor. Yanlis/Yalan. 29 Nisan 2007 de mac. Devam ediyorum. Aziz Yildirim, soyunma odasina girip Appiah'a bagirmismis. Appiah, hani su birakin 2007 sezonun sonlarini 2006 da sampiyonlugun kactigi Denizlispor macindan bu yana Fenerbahce'nin hayrini göremedigi oyuncusu. Ona kizmis Aziz Yildirim. Fenerbahce'nin o mactaki kadrosuna bakalim bir de:
Serdar- Serkan, Önder, Edu, Ugur- Tuncay, Deniz, Aurelio, Tümer, Alex- Kezman.
Yedekler: Volkan, Kerim, Can, Selcuk, Olcan, Deivid.
Anlasilan o ki, Appiah'in hayaletiyle kavgaya tutusmus Aziz Yildirim.
Samstag, 10. Januar 2009
Zico ve imzasi...

Zico'nun CSKA ile anlastigi haberlerini aldik. Cok sevindim buna. Sevincimin nedenine dönecegim birazdan.
Kendisi Fenerbahce ile Sampiyonlar Ligi ceyrek finaline ulasarak, takiminin tarihindeki en basarili teknik direktörü olarak anilmaya hak kazanmisti. Ama ayni teknik adam, kaldigi iki sezon icerisinde takimin ligteki performansiyla hic de tatmin edici sonuclara ulasamadi. Bir keresinde sampiyonluga ulasti evet; ama o sampiyonluga Fenerbahce sadece 70 puan ile ulasti. Halbuki bir sezon evvel ikinci olan takim Daum ile 81 puan toplamisti. Gönderildigi ikinci sezonda ise 71 puan ile ikinci olabildi. Aslinda rakiplerinin performansi cok kötü olmasaydi ilk senesinde de sampiyon olamayacakti.
Zico'nun Fenerbahcesi cok anlasilmaz bir takim olmustu. Chelsea, Inter, Sevilla karsisinda onca basarili mücadeleyi sahaya koyabilmis takim birkac gün sonra hadi hepsini gectim, sampiyonluga direk etki edecek, sezonun en önemli macinda Galatasaray karsisinda silinip gidiyordu sahadan. Bir beraberlik dahi yeterliydi aslinda Fenerbahce'nin sampiyonluga ulasmasi icin. Ama Sevilla karsisinda takimini muazzam hazirlayan hoca Galatasaray karsisinda ayni basariyi gösteremedi. Ve daha pek cok lig macinda da. Bu soruyu Aziz Yildirim da sordu muhetemelen kendine. Nasil oluyor da, Sevilla veya Inter'i üstelik de oynayarak, mücadele ederek, rakibine oyununu kabul ettirerek yenen takim, bu iki takimdan "zayif" oldugu kesin olan Galatasaray karsisinda üstelik de sampiyonlugua direk etki edecek karsilasmada silinip gidiyor ?
Sonucta kendince daha iyisini buldugu anda (Luis Aragagones) Zico ile yollarini ayirdi.
Zico, gecmisin cok önemli bir futbolcusuymus. Benim yasim yetmedigi icin izlemedim onu. Ama ona yetisenlerden olusan büyük bir zümre Zico'nun Fenerbahce ile yollarini ayirmasina cok büyük öfke duymaya baslamis ve bu konuda tüm oklari baskana yöneltmis durumda. Bir de bunun üzerine bu sezon basinda yapilan olaganüstü kötü baslangic, ve SL'de gecen sezon firtina gibi esen takimin hicbir karsilasmada ortaya herhangi bir kisilik koymadan elenmesi, karsi cepheyi güclendirirken ve Zico'yu özleyenlerin sayisini arttirdi.
"Yönetim Zico'yu oyaladigi icin kendisine Avrupa'da takim bulamadi maalesef" diye sacma sapan analizler yapilmaya bile baslanmisti.
Zico CSKA ile anlasti da, onun Özbekistan'da bir takim calistirmak zorunda kalmasinin faturasi dahi kendisine cikartilmasindan kurtuldu artik yönetim.
Zico etrafinda ortaya konulan bu mitlestirme ve Zico'yu yüceltirken onun karsisindaki yönetimi yerin dibine batirmaya calisma cabasinin ürettigi bir diger argümanda son zamanlar "Zico islerine karisildigi icin ayrildi takimdan" seklinde tezahür ediyor. Bunu iddia edenlerin ya kendi zekalariyla ilgili bir sikintilari var ya da bizleri aptal saniyorlar.
Aziz Yildirim Zico ile devam etmemesinin nedenini "gecen yil sampiyon olamamis olmamizi kabul edemiyorum" diyerek belli etti. Bir de bunun üzerine Zico'nun ücretinde artis istemesi, ve yönetimin buna yanasmayisi Luis Aragones ile de anlasinca bugünkü sonucu hazirladi. Ama ortaya simdi yukarda bahsettigim sacma sapan bir neden atiliyor: Zico isine karistigi icin ayrilmismis. Sampiyon olabilseydi Fenerbahce o isine karisilan Zico devam ediyordu su anda. Bunu kimse söylemiyor. Fenerbahce yönetimi diger taraftan konusmalari askiya aldi, görüsmeleri erteledi. Kendisi isine karisildigi icin rahatsiz olan bir insan maasina zam isteyip görüsmeyi bekler mi yönetimle.
Zico simdi CSKA ile anlasti. Ordaki performansina paralel olarakl Luis Aragones'in yurt icindeki calisma sartlari sihat kazanacak veya kötülesek. Zico'nun CSKA'da cok basarili olacagina inanmiyorum, onun ordaki olasi basarisizligi sonrasi da su anda her firsatta Aragones'e Zico üzerinden vurmaya calisanlarin sesi en azindan bir süre kisilacaktir. Bu da süphesiz Aragones'in üzerinde biraz daha az manipülasyonlarin yapilacagi anlami tasir.
Ankaraspor-Kayserispor: 1-2
Ligin "saygideger" iki takimini izlemek icin gectim tv'nin basina. Kayserispor beklentilerimi karsiladi, maci da hakkiyla kazanan taraf olarak gruplardan cikma mücadelesinde cok büyük bir avantaj elde etti. Öbür taraftan Ankaraspor bir yandan tahmin ettigimin cok gerisinde bir oyun ortaya koydu, ama diger yandan bu beni hic de sasirtmadi.
Senecy-Batak, Ediz, Erhan, Ugur- Adem, Theo, Hurriyet, Bilal, Özer, Mehmet Özdemir. Gibi bir onbirle sahaya cikartmis hoca takimini.
Aykut Hoca'nin genclere firsat vermesini takdir ederim. Bu sayede zaten Özer'den Ediz'den, Murat Tosun'dan vs bahsedebiliyoruz su anda. Ama öbür taraftan zaman zaman bu isi abarttigini ve baska tarafini birakin kendi ayagina kursun siktigini düsünüyorum bu haliyle. Hadi Murat Tosun'u gectim, ligteki maclarda sürekli oynatti onu. Biraz dinlendireyim istemis olabilir. Kadrosunda Neca, De Nigris ve Konate'nin oldugu bir takin neden Mehmet Özdemir ile cikar sahaya? Var mi bunun akla mantiga yakin bir tarafi! Karsinizdaki takim Kayserispor. Yoluna devam edebilmesi icin sizi mutlaka yenmesi gerekiyor. Ve kaybettiginiz anda bir hayli sikintiya sokmus oluyorsunuz gruptan cikma konusunu.
Haliyle öyle oldu, neredeyse kaleye su cekemeden tamamlayacaklardi maci. Konate ve Mehmet Cakir'i oyuna sokmayi akil edebildi de hoca, takim birkac sut ile rakibini tehdit etti o dakikaden sonra. Golde de Konate'nin payi cok büyüktü. Ama yetmedi sonucu degismereye.
Aykut Kocaman daha önceki takimlarinda elde ettigi vasat performanslar sonucunda kendi icerisinde degisme gider ve futbol mentalitesini degistirir diye ümitlenmistim. Ama degisen hicbir sey yok maalesef. Ikinci yari sayet bu devam ederse Ankaraspor ciktigi yerden inecektir geriye dogru.
Kayserispor ise harika bir takim savunmasina sahip. Sikintilari gol bölgesinde cogalamamalari. Saniyorum bunun icin Agahowa degil de, farkli formasyonda bir golcüye ihtiyaclari var. Mehmet Yilmaz gibi. Bu benim düsüncem tabii, yaniliyor olabilir. Ama bu oyun onlarin ikinci yarida, en azindan Ankaraspor'un üzerinde olmayi hakeden bir takim olduklari izlenimi verdi. Saniyorum da öyle olacak.
Senecy-Batak, Ediz, Erhan, Ugur- Adem, Theo, Hurriyet, Bilal, Özer, Mehmet Özdemir. Gibi bir onbirle sahaya cikartmis hoca takimini.
Aykut Hoca'nin genclere firsat vermesini takdir ederim. Bu sayede zaten Özer'den Ediz'den, Murat Tosun'dan vs bahsedebiliyoruz su anda. Ama öbür taraftan zaman zaman bu isi abarttigini ve baska tarafini birakin kendi ayagina kursun siktigini düsünüyorum bu haliyle. Hadi Murat Tosun'u gectim, ligteki maclarda sürekli oynatti onu. Biraz dinlendireyim istemis olabilir. Kadrosunda Neca, De Nigris ve Konate'nin oldugu bir takin neden Mehmet Özdemir ile cikar sahaya? Var mi bunun akla mantiga yakin bir tarafi! Karsinizdaki takim Kayserispor. Yoluna devam edebilmesi icin sizi mutlaka yenmesi gerekiyor. Ve kaybettiginiz anda bir hayli sikintiya sokmus oluyorsunuz gruptan cikma konusunu.
Haliyle öyle oldu, neredeyse kaleye su cekemeden tamamlayacaklardi maci. Konate ve Mehmet Cakir'i oyuna sokmayi akil edebildi de hoca, takim birkac sut ile rakibini tehdit etti o dakikaden sonra. Golde de Konate'nin payi cok büyüktü. Ama yetmedi sonucu degismereye.
Aykut Kocaman daha önceki takimlarinda elde ettigi vasat performanslar sonucunda kendi icerisinde degisme gider ve futbol mentalitesini degistirir diye ümitlenmistim. Ama degisen hicbir sey yok maalesef. Ikinci yari sayet bu devam ederse Ankaraspor ciktigi yerden inecektir geriye dogru.
Kayserispor ise harika bir takim savunmasina sahip. Sikintilari gol bölgesinde cogalamamalari. Saniyorum bunun icin Agahowa degil de, farkli formasyonda bir golcüye ihtiyaclari var. Mehmet Yilmaz gibi. Bu benim düsüncem tabii, yaniliyor olabilir. Ama bu oyun onlarin ikinci yarida, en azindan Ankaraspor'un üzerinde olmayi hakeden bir takim olduklari izlenimi verdi. Saniyorum da öyle olacak.
Freitag, 9. Januar 2009
Lig tv ve Logosu

Lig Tv'yi pek begenmiyorum, hatta hic begenmiyorum diyebilirim.
Istanbul disinda verdikleri görüntüler berbat oluyor. Spilerleri ise yaramaz, yorumculari da öyle. Tek güzel yanlari, logolari. Primiere veya Sky Sport'u gördükten sonra kalitesizligin doruklarini daha iyi anliyorsunuz, ne ki diger taraftan sektörde onlari tehdit eden tek kurumun Dogan Grubuna ait D-Sport'un olmasi herseye ragmen, ehven-i ser mantigiyla kendilerine mahkum birakiyor bizi.
Dilegim odur ki bu isleri her zaman icin yurt sathinda en azindan standartlarin üzerine cikartan Dogus Grubunun NTV'si elatar ve daha kaliteli spikerle daha kaliteli yayincilik anlayisinin sahaya sürüldügü bir ortam kendisine zemin kazanir.
Abonnieren
Posts (Atom)