Freitag, 26. Dezember 2008

Kayseri Kadir Has Stadyumu

Son bitirilis tarihi nedir bilmiyorum, acikcasi umrumda da degil artik. Bilme kacinci aksama ve gecikme. Bilmem kacinci acilis tarihinin tutturulamamasi. Artik sinirim bozuluyor. Cünkü cok heveslenmis, bayramlik alinmis köylü cocuklari gibi mutlu olmustum bu stadyum haberini duyunca ilk.

O yüzden biraz da bu kizginligim. Asagida Agustos sonu cekilmis fotograflarini görceksiniz stadyumun. Onun üzerine gecen dört ayda zaten cok fazla yol alindigini sanmiyorum. Zaten Kayseri'de kis cok zorlu gecer. Bir süredir el sürülemiyordur. Bu görüntülerden benim anladigim bu stadyumun hizmete girmesi en yakin gelecek sezon basidir. O da cok iyi yüksek bir ihtimal degil yine sahsi kanimca.





Not: Fotograflar wowturkey.com'dan.

CL Arenasinda nostaljik bir seyahat

Günümüz futbolseverlerinin en fazla ilgiyle takip ettigi lig hic süphesiz Sampiyonlar Ligi. Pekii hafizalarimizi söyle bir yokladigimizda hatirliyor muyuz ilk Sampiyonlar Ligi ne zaman yapildi, hangi takim finali kazandi vs? Hatirlayanlar vardir elbette. Ama öyle tahmin ediyorum ki cogunun zihinde aynen benim de dün bu kücük arastirmayi yapmaya baslamadan önce fark ettigim gibi silinip gitmistir.

Ben de bunun üzerine 1993'ten 1997'e kadar olan süreyi kapsayan kücük bir seyahat hazirladim sizler icin. Sadece final maclarinin üzerinde durdum. Daha detayli bir arastirma icin maalesef yeteri kadar zaman yoktu. Sonraki zamanlar kapsayan bir post da borcumuz olsun.

Dikkatinizi cekecektir sizin de videolari izledikten sonra. O tarihe kadar finallerde bariz bir Italyan hakimiyeti var. Milan pespese 3 Juvestus da 2 defa finale kalmis. Ikisi de bunlardan birer tanesini kazanmis. Geri kalanlarini ise, 1 Alman, 1 Hollanda, 1 de Fransiz takimlari kazanan taraf olmuslar. O tarihe kadar hicbir Ingiliz takiminin birakin kupa kazanmayi, finale dahi gelememis olmasi elbette dikkat cekici. Ispanyollari ise 1 defa 1994 yilind Milan'in karsisinda kepaze olurken Barcelona ile görüyoruz.

Neyse efenim iyi seyirler.

5. Borussia Dortmund - Juventus Turin 1997 CL Final (Münih)

Uygun stadyum mu bulunamiyordu; bilmiyorum. Basladigindan 4 sene sonra yeniden Münih'e verilmesi final macinin cok ilginc.

Neyse, maca gelelim. Tabii bu kapismada favori bir sezon öncesinin sampiyonu Juventus. Karsilasma boyunca da atak olan taraf yine onlar. Ama efektif olan, cok iyi kontraya cikan ve yakaladigi pozisyonlari affetmeyen Hitzfeld'in yarattigi mucize Dortmund. Kisa sürede Dortmund 2-0 önde. Ama usta hoca Hitzfeld hala birakmiyor sogukkanliligini cok küyük bir sevinc yasadiktan sonra konstresini hic bozmadan devam ediyor karsilasmayi izlemeye. Del Piero cok klas bir olle skoru 2-e getiriyor.

Juventus maci cevirecek derken, Hitzfeld yine ustaligini konusturuyor. Skorunun üstüne yatmak icin savunma oyuncusu almak yerine genc bir oyuncuyu aliyor oyuna. Lars Ricken. 18 yasinda. Ve bu oyuncu yakaladigi pozisyonu affetmiyor. Cok klas bir golle sonuclandiriyor maci ve Hitzfeld'in efsanesinin ismini kaziyor Sampiyonlar Ligi defterine.

4. Juventus - Ajax 1996 CL Final (Roma)

Ajax'in bir sezon öncesi sampiyonluga ulasan kadrosu yeterince yagmalanamamis olacak ki henüz, 1996'daki finalde yine görüyoruz kendilerini.

Bu sefer rakipleri Milan degil (ilginc) ama bir yine bir Italyan; Juventus.

Karsilamanin normal süresi kir sacli delikanli Ravanelli'nin ve Litmanen'in golleriyle 1-1 bitiyor. Uzatmalarda da gol olmuyor. Penaltilarda ise, Edgar Davids (kendisi daha sonra Juventus formasi giymistir, bildigimiz gibi) kaciriyor ve Juventus Lippi ile kupaya ulasan taraf oluyor.

3. Ajax - AC Milan 1995 CL Final (Viyana)

Bu seferde Avusturya'nin estetik saheseri baskenti Viyana'dayiz. Finaldeki isimlerden bir tanesi yine AC Milan. Bosuna dünyanin en büyük takimi denmiyor saniyorum onlar icin.

Milan o sezonda Capello tarafindan calistiriliyor. Ajax ise Van Gaal'in komutasi altinda.

Ajax bir sene öncesinin kupasi sahibi Milan'i 1-0 maglup ederek kupaya ulasiyor. Ilk basta bu süpriz gibi görülsede, Ajax'in kadrosundaki isimlere göz attigimizda hic de süpriz olmadigi anlasiliyor.

Daha sonralari, Milan, Madrid, Barcelona ve Juventus gibi takimlarda uzun süre forma giyen, Seedorf, Davids, Kluviert, Van der Saar, Overmas Ajax'in kupaya uzanan bu takiminda forma giyen isimler.

Ajax'in golünü atan isim ise Patrick Kluivert. Ve o golü attiginda 18 yasinda.

2. AC MILAN - Bercelona CL Final 1994 (Atina)

Ikinci duragimiz ise Atina. Bir sene sonra Milan yine finale kalan takim. Bu sefer rakibi Barcelona.

Barcelona'nin basinda görüntülerde de görüdügmüz gibi efsane isim Cruyff var. Diger tarafta ise buz adam Capello.

Karsilasma öncesi Barcelona acik favori. Ama sonuc cok sasirtici. Milan, Massaro'nun 2, Savicevic ve Desailly'in birer golüyle 4-0 gibi spektaküler bir skorla galip geldi.

Bir tarafta Papin, Savicevic gibi isimleri görürken diger tarafta Romario'yu, Keomann'i görmek beni heycanlandirdi acikcasi.

1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)

Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.

Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.

Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.

Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.

Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.

1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)

Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.

Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.

Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.

Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.

Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.

Ridvan Dilmen Bursa'da...

Eger büyük bir süpriz olmazsa (ki haberin icin Ridvan adi geciyorsa bu tür süprizler süpriz sayilamaz) Ridvan Dilmen Bursaspor'un basina gececek.

Bursaspor, son yillarda performans acisindan cok gerilere düsmüsse de bu ligin kiymetlilerindendir. Olmazsa olmazidir. Eger Anadolu'dan bir sampiyon cikacaksa hic süphesiz bu potansiyeli en fazla tasiyan takimdir. Taraftariyla, güclü gelenegiyle, yerel medyasiyla vs. O bakimdan Ridvan gibi popüler ve kendi capinda iddiali bir adamin orayi tercih etmesi anlasilabilir.

Ama ben bu gelismeden cok mutlu ve ümitli degilim, ne yalan söyleyim. Ridvan ismi bana hic güven telkin etmiyor.

Herseyden evvel Ridvan'in bahsedildigi kadar veya övüldügü kadar üstün teknik dehasi olduguna inanmiyorum ben. Bursaspor ile de vasatin üzerinde bir performans cikaracigini asla düsünmüyorum. Beni Ridvan ile iligli en fazla endiselendirense bir süre sonra birakip gidebilecegi ihtimali kulübü. Bu konuda Ridvan maalesef hic güvenilir degildir.

Bir süre sonra onu yeniden tvlerde büyüklerin hocalarini asip kestigini görürsek sasirmayalim derim ben.

Donnerstag, 25. Dezember 2008

Sivas'a yeni stadyum...

Daha Futbolun Kabeleri postunun mürekkebi kurumamisken, internette Bülent Uygun'un verdigi bir röportaja rastladim. Hoca orda, Basbakan'in, simdiki stadin yerine TOKI'ye 35.000 kisilik yeni bir stadyum yaptirdigindan bahsediyor. Benim icin cok yeni ama bir o kadar da mutluluk verici bir haber bu. Sizlerle paylasmadan edemedim.

Bülent Hoca'yi, ne yalan söyeyim pek sevmem. Cok konusuyor. Konusurken sanki biraz bos konuyor. Fazla hamaset edebiyatlarina daliyor, popülizm yapiyor sikca. Ama bu Sivasspor'un elde ettigi basarinin üstünü örtmez elbette. Onun bundaki payini da görmezden gelemeyiz. O yüzden hakkini vermek lazim ki, son iki senenin en flas hocasidir kendisi.

Bülent Hoca röportajda ayrica, bu sene gecen senenden farklarinin daha fazla deneyim ve dikkat oldugunu söylüyor. 5 puan öndeyken sampiyonlugu kaybettiklerini bu sene ayni hatayi yapmayacaklarindan bahsediyor.

Bülent hoca bunlarin yaninda, oyuncularina "türbülans" gibi komik bir isim koyduklari özel antreman metodlari uyguladiklarindan bahsediyor. Bu antreman metoduna göre her futbolcu icin ayri bireysel antreman programi varmis ve programlar o futbolcunun kendi kisisel gelisimini daha olumlu yönde etkiliyormus. Ersun Yanal'in da benzeri bir sistemde calistigindan bahsedilirdi.

Bülent Hoca'nin ayrica hakemlerle ilgili de önerisi var. Bülent Hoca hakemlerin antreman yaptiracak antrönerlerinin olmadigindan bahsediyor. Maclarda yapilanlari ve oyuncu davranislarini onlara gösterecek bir analizin eksikliginden sikayetci hoca. Hakemlerin emeklilik maaslarinin ve sosyal haklarinin olmasi gerektigini sözlerine eklemis ayrica. Bunlarin eksikliginin onlarin isini profesyonelce yapmasini etkilediginden bahsediyor.

Röportajin tamamini ve yukarda bahsettiklerimle ilgili detayli bilgileri gazeteden okuyabilirsiniz.

Ediz Bahtiyaroglu


Özer Hurmaci ile birlikte Aykut Hoca'nin futbolumuza kazandirdigi bir diger genc yetenek. Stoper. 1986 dogumlu. 1.90 boyunda. Cok yetistirebildigimiz bir futbolcu tipi degil aslinda bu tarz oyuncular. En büyük artisi ise, Fenerbahce formasi giyen Edu veya Lugano'dan cok daha iyi sokabiliyor topu oyuna. Modern futbolda bu özelligin ne kadar önemli oldugunu ise hepimiz biliyoruz. Genclerbirligi'nde parlak bir performans sergiyelen Risp'i yedekte birakti.

Futbolun Kabeleri...

Futbolun sadece sahada olan bitenle iliskili degilim. Oyuncularin kimligi, ne kadar yetenekli oluslari, AC Milan-Inter karsilasmasinin sonucu kadar, takimlarin forma estetikleri de ilgilendirir beni. Ve tabii ki de her biri bir takimin (veya bazen birkac takimin birden) magbedleri olan stadyumlar da her zaman ilgimi cekmis, yeni yapilan bir stadyumlarla ilgili insaat gelismelerini adim adim takip etmeye calismisimdir.


Hic alakam olmadigi halde, Kayseri Kadir Has Stadyumu'nun ihalesi iptal edilince Kayserisporlular kadar üzüldüm. Trabzon'da 70.000; Ankara'da ve Izmir'de 52.000; Antalya, Sivas ve G.Antep'te 35.000 kisilik futbol stadyumlarinin kondurulmasini cocuklugumda milli takimimiz aday kadrosu aciklandiginda Fenerbahce'den Ridvan Dilmen, Galatasaray'dan Ugur Tütüneker, Tanju Colak vs. gibi Avrupa'daki filanca bir takimdan falanca bir türk futbolcusunun cagiracalagini hayal ettigim gibi hayal ediyorum simdi.
Ülkemizin bu konuda kisir olmasi beni stadyum askindan irak tutmuyor elbette. Elimizin altinda internet tiklayip dolasiyoruz dünyanin tüm estetik ve ambiyans saheseri stadyumlarini. Bu postta bunlarin bir derlemesini yapmaya calistik.
Ilk sirayi, Avrupa'nin en büyük stadyumu Camp Nou aliyor haliyle, devam edenleri seyirci kapasitesine göre siraladim:

1. Camp Nou, Bacelona, FC Barcelona, 99.000:


2. Wembley, London, Milli Takim, 90.000:



3. Santiago Barnebau, Madrid, Real Madrid, 81.000:



4. Stade de France, Paris, Milli Takim, 80.000:


5. Guiseppe Meazza, Milano, AC Milan/Inter, 80.000:


6. Old Trafford, Manchester, ManU, 76.000:


7.Allianz Arena, Münih, FC Bayern, 70.000:



8. Veltins Arena, Gelsenkirchen, Schalke 04, 61.00:

9. St. James Park, Newcastle, Newcastle United, 53.000:



10. LTU Arena, Dusseldorf, Fortuna Dusseldorf, 52.000:


11. Amsterdam Arena, Amsterdam, Ajax, 52.000:



12. Manuel Luiz de Lopera, Sevilla, Betis Sevilla, 52.000:


......
Elbette belirli bazi kriterler cercevesinde bu postu hazirlamissak da, neden bu stadyum secildi de, x stadyumundan burda bahsedilmemis sorusu icin tek bir cevap yok. Mesela Emirates Stadyumundan bahsetmedim, cünkü Wenger'i sevmem, ondan dolayi Arsenal'i sevmem ve bu yüzden Emirates stadyumundan bahsetmem hic. 45.000 kapasitenin altina düsmüs olan bir stadyumun benim icin cezbediciligi yoktur, bu da baska bir sebep. Bazi stadyumlar icin de, yeterli güzellikle fotograflara rastlayamadigim icin buraya girememislerdir. Ve tabii ki zaman; bu kadarcik bir calismayi hazirlamak icin dahi, inanmayacaksiniz belki ama, 1 saatten fazla zaman harcadim. Bu yüzden sinirlar keyfi ve dar oldu.
Not: Fotograflar icin, Uefa.com, Stadionwelt.de ve Fussballtempel.net sitelerinden istifade edilmistir.

Dienstag, 23. Dezember 2008

Ottmar Hitzfeld ile Röportaj...


Maalesef ben degilim röportaji yapan. Ama bunu cok isterdim, o ayri mesele.
Üzerinde hergün baski oldugunu, bu baskinin sagligini, yasam kalitesini tehdit ettigini ve bu yüzden artik klüb takimi calistirmak istemedigini söyleyerek ayrilmisti Hitzfeld Bayern'den. Onun icin desteklerdim Bayern'i. O gidince Bundesliga'nin degeri de düsüyor. O derece kiymetli gözümde.
Hoca simdi Isvicre milli takimini calistiriyor. Haliyle eskisi kadar ekranlarda ve gazetelerde göremiyoruz kendisini. Özlemistik. Sükür ki bu hafta Alman haftalik gazetesi Die Welt'e bir röportaj vermis degerli hoca. Özetleyerek ve cevirerek aktariyorum röportaji:

Welt Online: Eski takiminiz, Sampiyonlar Ligi eleme mücadelesinde Sporting Lisbon'la eslesti. Bu eslesmeden ne bekliyorsunuz?
Ottmar Hitzfeld: Bayern, simdiye kadar avrupa maclarinda iyi bir performans sergiledi. Lisabon karsisinda da bunun devam edecegini düsünüyorum. Bayern'in yari finale kadar ilerleyecegini düsünüyorum, belki finale de...

WO: Neden sadece Bayern alman futbolunun Sampiyonlar Ligi'ndeki temsilcisi oluyor?

OH: Bu tabii alman futbolu icin üzücü. Ama bu tecrübeye ve kaliteye dayali bir durum. Ayirca Sampiyonlar Ligi'nin Bayern icin her zaman ayri bir anlami olmustur.
WO: Sizden sonra göre gelen Klinsmann, Haziran sonundan bu yana Bayern Münih'te görev yapiyor. Su ana kadarki performansini nasil degerlendiriyorsunuz Klinsmann'in?
OH: Klinsmann baslangictaki bazi zorlanmalari atlatabildikten sonra takimi iyi kurgulamayi basardi. Sistemi otutturdu. Sezon basinda cok sayida gol görüyorlar kalelerinde. Simdi defansiv anlamda oldukca stabil durumdalar. Ilk devreyi basarili bir sekilde bitirmesinin en önemli nedeni de bence defanstaki bu basaridir.

WO: Klinsmann ilk geldiginde göreve, Bayern Münih'te bir devrim olacagindan söz ediliyordu.
OH: Tabii normal bir sey, yeni bir teknik adamin yeni seyler denemesi, kendine göre bir sistem otutturma cabasi icerisinde olmasi. Yenilikler her zaman icin iyidir. Onun en dogal hakkidir bazi seyleri benden farkli yapmak. Bu beni sasirtmadi.
WO: Ilk devrede, Klinsmann zorlandigi anlarda sistemini yeniden 4-4-2'ye yani sizin sisteminize cevirdi. Bu sizde bir memnuniyet yaratti mi?
OH: Hayir. Bu mantigin gerektirdigi bir seydi ve süpriz olmadi. Eger yeni denenilen birseyde basarili olunamiyorsa, normal olarak test edilmis olana yönelilir. Bu böyledir. Ve 4-4-2 sistemi bir sezon evvel Bayern'in basariyla uyguladigi bir sistemdi.

WO: Bu seneyi, Alman Milli Takim acisindan nasil degerlendiriyorsunuz?

OH: Avrupa Sampiyonasi'nda finale kaldilar. Bu onlar adina konusuyor zaten. Dünya Kupasi grup eleme mücadelelerine de cok iyi basladir. Löw cok iyi is cikartti.

WO:Frings ve Ballack gibi tecrübeli oyunculardan vazgecilebilecegi yönünde cok tartisma yasandi, bu konuda ne diyeceksiniz?

OH: Bir teknik adamin genc oyunculari ön plana cikartmasi istenir. Ve Almanya'da üzerinde durulabilecek, güvenilebilecek pek cok genc yildiz yetisiyor. Ama öbür taraftan, tecrübeleri oyuncularda da kolay kolay vazgecilmez. Ballack, su anda Alman Milli Takiminin en önemli oyuncusudur. Ve dünya standartlarindadir.

WO: Podolski'nin Bayern'den ayrilmasi gerektigini düsünüyor musunuz?

OH: Podolski uzun süreler caba sarf etti, kadroya girebilmek icin. Maalesef olmadi. Saniyorum artik onun icin de daha fazla sans bulup kendisini daha fazla gelistirebilecegi bir yere gitmesinin zamani geldi.

WO: Bundesliga'ya yeni cikmis Hoffenheim, ilk yarinin süpriziydi. Bu modellin gelecekte alman futbolundaki yeri ne olacaktir?

OH: Bu projenin arkasinda ne kadar ciddi bir paranin yatirildigina bakarsak saniyorum bu kadar büyük sansasyon olmadigini anlariz su anki durumun. Hoffenheim'in basariya ulasmasindaki bu konzeptin gelecekte ise yarayacagina eminim. Ve baska deneyenleri de olacaktir. Her halükarda Hoffenheim dikine oyunu ve hizli konbinasyonlariyla alman futboluna heycan getirdi.

WO: Ikinci devrede de Hoffenheim'in ayni performansi gösteregine inaniyor musunuz?

OH: Evet. Ama bilmeleleri ve kendilerini ayarlamalari gereken bir sey var: Ikinci yari takimlar onlari tanidigi icin durmanin yollarini daha rahat bulacaktir.

WO: Bunca sene kulüb teknik direktörlügü yaptiktan sonra, milli takim calistirisi olmak nasil bir sey?

OH: Hayat kalitem yükseldi. Günlük stresten uzaklastim. Kulüb takimlarini birakip, milli takim calistirici ve televizyon yorumcusu olmak benim bilincli yaptigim bir secimdi zaten.

WO: Cünkü bu sayede daha baski var üzerinizde?

OH: Baski insanin üzerinde her zaman var. Simdi de Isvicre ile 2010 Dünya Kupasi'na katilma mücadelesi icerisindeyiz. Ama bu baski, günlük hissedilen bir baski degil.

WO: Bundesliga'ya yeniden dönmek sizin icin, söz konusu olabilir mi?

OH: Böye birsey su asama da düsenemiyorum bile.

Montag, 22. Dezember 2008

UK Championship 2008

Ve UK Championship'te zafer Shaun Murpyh'nin. Dün gece gec saatlere kadar süren final karsilasmasinda genc oyuncu Murpyh zor da olsa finali rakibi Fu karsisinda 10-9 kazanarak zafere ulasti.

Murpy ayni zamanda bu turnuvadaki sergiledigi performansla iki sene evvelki günlerine döndügü izlenimi verdi. Bu Murpyh'nin kariyerinde kazandigi ücüncü turnuva, yani WeltRang listesini etkileyen.
Bu turnuva neticesinde elde ettigi basariyla Shaun Murpy dünya siralamasinda ücüncü siraya yükseldi. HongKonglu rakibi Fu ise altinci sirada yer alti.
Listenin ilk onunu olusturan isimler su sekilde:
  1. Ronnie O'Sullivan (ENG)
  2. Stephen Maguire (SCO)
  3. Shaun Murphy (ENG)
  4. Allister Carter (ENG)
  5. Ryan Day (WAL)
  6. Marco Fu (HKG)
  7. Joe Perry (ENG)
  8. John Higgins (SCO)
  9. Mark Selby (ENG)
  10. Mark Allen (NIR)

Musa Aydin


Sivasspor ligimize renk katan takimlarin basinda geliyor. Kadrosuna baktigimizda cok büyük yildiz olacaktir ilerde dedigimiz pek fazla oyuncu da yok aslinda. Zira bu Sivasspor kadro itibariyle büyük oranda bir zamanlar ligin cesitli anadolu takimlarinda vasat performans sergileyen oyunculardan kurulu.

Ama bu oyuncular icerisinde de parmak isittiranlar yok degil. Bunlardan birisi de Musa Aydin. Kendisinin Genclerbirligi kalesine gönderdigi sut, onun kalitesi hakkinda ciddi ipculari veriyor zaten. Ama mac icerisindeki genel performansi da hakikaten cok umut verici. Yasi 28. Genc bir futbolcu diyemeyiz. Ilerde cok büyük bir yildaz da olacak diyemeyiz. Komik olur. Büyük takimlardan birine gecerse ayni isleri yapabilir mi, ondan da emin degilim. Zira mezarliklar bu sekilde kendi takimlarinda parlayip büyük takimlarda yok olup giden oyuncularla dolu.

Ben onun herhangi bir Istanbul takimina transfer olmasini da istemiyorum. Sivasspor bu istikrarini devam ettirebilirse zaten her yil bir süre Avrupa'da futbol oynayacaktir. Bir tur olur, iki tur olur, üc tur olur; fark etmez. Bu ona yeter. Ilhan Parlak gibi, Kemal Aslan gibi, Burak Yilmaz gibi hayal kirikligi olacagina varsin iyi oldugu yerde devam etsin.

Sonntag, 21. Dezember 2008

Bir derbinin ardindan..!

Az önce sonuclanan Galatasaray-Besiktas karsilasmasi tuttugum takim olmamasina ragmen Besiktas icin öfke ve üzüntü karisimi bir duygu yumagina sürükledi beni.

Futbolla ilk tanistigim zamanlarda Besiktas Türkiye Ligi'ni kasip kavuruyordu. Ben o zaman cevremdeki herkesin Fenerbahceli olmasindan kaynakli bir Fenerbahce taraftariydim ama Besiktas gözümde ligin en iyi takimiydi. Gordon Milne'nin o Besiktas'i saniyordum ki hicbir zaman yenmek mümkün olmaz. Istatistikleri bilmiyor Besiktas'in aslinda diger iki büyük, Fenerbahce ve Galatasaray karsisinda aslinda gecmisi itibariyle daha gerilerde oldugunu bilmiyordum.

Iste Süleyman Seba'nin sebatla belki de, gerisinde kaldigi diger iki büyügünün boyuna yetistirdigi takimi simdi yine istikrarli bir sekilde yok ediliyor. Besiktas'in sahaya koydugu futbol, kadrosundaki futbolcular, bel bagladigi yildizlari, getirdigi ve kovdugu teknik adamlari vs. Insanin Besiktasli olmasina gerek yok bu manzara karsisinda üzüntü duymasi icin. Koskoca bir camia, bir dev nasil bu hale getirilebilir, öfke duymamak mümkün degil...



Karsilasmanin kirilma ani, elbette Delgado'nun kirmizi kartiydi. Hakeme bu kart icin bir sey diyemiyorum, esas sakatlik, bu hakemlik standartini ülkenin basina bela edenlerde. Kurallarda belki yaziyor evet, sizden sari kart isteyen oyuncuya kart göstermelesiniz diye. Ama bu kurallarda zaman zaman elbette esnetilebilir, esnetilmelidir. Yoksa o kurallara bakilirsa her macta korner atislari sirasinda ceza sahasinda yasananlardan dolayi en az dört penalti olmali. Delgado, israrli sekilde faulle durduruluyor Galatasarayli futbolcular tarafindan. Oyuncu artik isyan ediyor, cani yaniyor. Kart göstersene diyor. Refleks. Hakemin otoritesini sarsacak, kendi takima avantaj ve/veya rakip takima dezavantaj saglayacak hicbir sey ifade etmiyor o jest. Yeter artik diyor, yeter. Canim yaniyor. Gör artik. Ve rakip oyuncularin darbelerine maruz kaldigi icin magdur tarafta olan Delgado, bir de üstüne kart görerek, oyun disina atiliyor. Oyuncusu oyundan atildigi icin eksik kalan takim da magdur duruma düsüyor. Az evvel en önemli oyuncusu sürekli faulle durduruldugu icin oyuna hakimiyet kurmakta zorlaniyordu o takim, simdi bir de o oyuncusu atildigi icin iyice magdur taraf oluyor.

Hakem ne icin orda; adalet dagitmak icin. Böyle yaparak adalet dagitilmis mi oluyor pekii? Hayir aksine, yukarda dedigim gibi bir taraf ciddi manada dezavantaja ugruyor. Böyle hakemlik müessesine lanet olsun demek geliyor insanin icinde. Baska birsey degil.

Ilk golde Rüstü'ye faul yapilip yapilmadigi, Lincoln'e yapilan hareketin penalti olup olmadigi konularina da bir sey diyemiyorum artik.

Tabii bu hakem durumu Besiktas'in icler acisi halinin üzerine örtemez. Zapo'ya, Seric'e, Holosko'ya, Bobo'ya bir takimi mahkum birakanlar gitmeden Besiktas'in belini dogrultmasi mümkün degil.

UK Championship 2008



Bir süredir Snooker ve dolayisiyla aktif turnuva UK Championship'i ihmal ettik. En sonra ceyrek final karsilasmalariyla ilgili postu girmistik.

Dün yari final karsilasmalari da tamamlanmis oldu ve bugün aksam saatlerinde finalde Fu-Murpyh karsilasacak. Yarinalde Murphy'in Maguire'i ezici bir skorlar saf disi etmesi biz, O'Sullivan taraftlarini mutlu etti. Zira Ronnie'nin siralamadaki en yakin takipcisi Maguire'in elenmesi final oynayamayacak ve haliyla turnuvayi kazanamayacak olmasi onu bir sonraki turnuvaya kadar Ronnie'nin arkasinda tutmaya yetti.

Yarin ise benim acik ara favorim Shaun Murpyh. Bahis firmalarinin da öyle.

"Dan dun..."

Bir sey oldu Altan Tanrikulu'na. Az sayidaki iyi adamdan birisiydi, hala öyle hos.

Lakin son günlerde sacmaliyor gibi sanki.
Örnegin dünkü yazisinin son paragrafinda söyle demis Altan Tanrikulu :

"...Aragones'ten çok bahsetmek istemiyorum.. Eğer şampiyonluğa oynayan bir takım 6 haftadır gol atamayan bir rakip karşısında; üstelik 2-0 öndeyken bu kadar zorlanıyorsa bir sorun var demektir.. Bütün "pas" yapan, "adam geçen", "çabuk" oynayan adamlarınızı çıkarıp, "dan dun" oynayarak Konya'yı yenersiniz.. Yenersiniz de Kiev'de gol pozisyonuna bile giremezsiniz...."

Fenerbahce'nin bu seneki en büyük sikintisinin hücumda cogalmak ve gol pozisyonlarina girmek oldugu zaten biliniyor. Bu yeni birsey degil. O yüzden paragrafin ilk basinda söylediklerine itiraz da edemiyorum ama son kismi ne alla'seversen Altan Bey?

Bütün pas yapan, cabuk oynayan adamlari cikartip dan dun oynayan adamlari almak demek ne demek? "Dan dun" tuhafliginin haftanin birden fazla gününde cok büyük bir gazetenin hatiri sayilir bir kösesine sahip olan bir gazetecinin siginacagi, siginmasi gerektigi sözler oldugunu düsünmüyorum. Aksine bu lafi edebilmis olmasi onun, herhangi bir tasra kirathanesindeki futbol izleyicisinden farkli olmadigini gösterir bence.

Maci izledik. Degisiklikler su sekilde gerceklesti: Emre cikti, Deniz girdi. Deniz mi dan-dun oynayan bir oyuncu. Dan-dun oynamak ne demek hem? Emre ikinci yarinin basindan oyundan ciktigi ana kadar sahada yoktu adeta. Buna karsilik risk almak isteyen Konyaspor karsisinda deplasmanda öne gecmis ve 3 puana yakin olan ekibini kaza kursununa kurban gitmemesi icin oyundan düsen bu oyuncusunun yerine Deniz gibi orta sahayi saglamlastirabilecek bir oyuncuyu oyuna almasi kadar normal ne olabilir bir hocanin? Diger degisiklikle su sekildeydi: Ugur-Vederson. Herhalde, birazcik vicdan ve izan sahibi olan herkes kabul edecektir ki, Ugur bir virtüöz iken Vederson bir kazma degildir. Esasen teknik acidan seviye olarak birbirlerine yakindirlar. Ve yine Ugur oyundan cikarken hic de Altan Bey'in iddia ettigi gibi pas yapan, oyun kuran adam gecen vs oyuncu tipinden örnekler de sunmuyordu. Bir hayli kötü durumdaydi ve oyundan cikmasi kadar anlasilir bir sey yoktu. Son degisiklik de, Deivid-Ali Bilgin seklinde gerceklesti. Ali Bilgin ile Deivid kiyaslanamaz evet, ama yine unutmayalim ki Deivid de oyundan ciktigi sirada artik oyundan cok düsmüstü. Aragones de her zamanki gibi takiminin direncini güclü tutmak icin o dakikalarda degisikliklere gidiyor burda da gayet adaletli davraniyor. Deivid bu hafta Alex'ten de kötüydü o yüzden onu cikartti. Ama aksi de olabilirdi. Deivid cikinca yerine alabilecegi oyuncular icerisinde en iyisinin Ali Bilgin olmasi da saniyorum herhalde Aragones'in sucu degil...?

Altan Tarikulu bugünkü yazisinda benzeri bir tuhafliga imzasini atmis:

"...Denizli hucumu Bobo ve Holosko üzerine kurmali. Nobre'yi ikinc yarilarda kullanmali. Holosko ve Bobo'nun hem sürati hem adam eksiltme özellikleri hem de gol vuruslari Nobre'ye oranla daha iyi. Besiktas hücum hattini bu ikili üzerine kurarsa tekrar sampiyonlugun en güclü adayi olur...."

Bu kadar basit iste bu is. Mustafa Denizli neden bunu akil edemiyor bilmiyorum. Altan Tanrikulu cözmüs halbuki...

Freitag, 19. Dezember 2008

Murat Tosun...


Ankaraspor bu sezon gösterdigi performansla dikkat cekiyor. Sivas'a alistik. Sahip oldugu olanaklar ve kadro derinligi ile Kayserispor'un da yaptiklari hic süpriz degil. Gerci Kayseri'den yapabileceginin de altinda kaldi gibi.

Ligin esas süprizi, kendileri de sezon basinda daha cok sakin sakin takilmak isteyen Ankaraspor camiasinin ortaya koydugu performans. Durum böyle olunca tabii Ankaraspor'un oyunculari büyüklerin istahlarini kabartiyor. En fazla Özer Hurmaci dikkat topluyor. Hurriyet'in de adinin Besiktas ile gectigini duydum. Ne kadar dogru bilmiyorum. Mehmet Cakir'in zaten simdiye kadar neden byüklerin dikkatini cekmedigini anlamamistim, Ankaraspor vardi onun farkinda. Sakatlanmasaydi o da bu sezon sonunda transfer borsasini mesgul edebilirdi.

Simdiye kadar adinin bu söylentiler icerisinde dolasmamiyor olmasina sasirdigim bir isim daha var Ankaraspor'da: Murat Tosun. Murat Tosun, istatisliklerle hic aram olmadigi icin simdi kesin rakamlari veremeyecegim ama, biliyoruz ki, bu seneki Ankaraspor performansinda golleri ve asistleriyle birlikte en fazla katkisi olan oyunculardan. Uzun boyuna ragmen bileklerine cok hakim. Oyun zekasi cok güclü. Caliskan. Birkac sezon öncesinin popüler forveti De Nigris'i kulübeye göndermis olmasi süpriz olmasa gerek.

Özer zaten biliniyor, Theo Weeks'ten de zaten bahsettik bu blogta, onlarin yaninda Murat ve bir de savunma oyuncusu Ediz'i gözden kacirmayalim derim ben.

Kim ciksin...Kim ciksin...?

Bilingisi üzre bugün ögleden sonra Sampiyonlar Ligi ve Uefa kurallari cekilecek. Galatasaray da yoluna devam ettigi icin özellikle Uefa Kupasi ile ilgili bölümü sicak takip altinda tutacagiz ülke olarak.

Muhtemel rakipler su sekilde: Bordeaux, Bremen, Shaktar, Aalborg, Zenit, Marsilya ve Kiev.

Öyle tahmin ediyorum herkes, yani Galatasaray'in yoluna devam etmesini isteyenler Aalborg'u istiyor. Aalborg gercekten zayif da mi öyle isteniyor yoksa isminin cilizligina aldanip bu kaniya variliyor; cok emin degilim. Sanki ikincsi. Öyle oldugu icin de bence tehlikeli bir eslesme olur. Zira ne oldugunu pek bilmedigimiz bir rakiple karsi karsiyasiz. Metalist icin de ayni seyler söyleniryordu en basta. Ama öteyandan, Bordeaux ve Kiev bir hayli tanidik takimlar ve saniyorum Galatasaray'in klise tabirle disine göre. Bremen, Marsilya, Zenit kuralari hic iyi olmaz. Galatasaray acisindan. Shaktar icin ise hicbir yorum yapamiyorum.