Mittwoch, 31. Dezember 2008
Ve Mehmet Yildiz kaldi...
Dienstag, 30. Dezember 2008
Kayseri Kadir Has Stadyumu (yeniden)
Bekleniliyordu bu durum. Ama ilginctir, bugün ayni kisi agzindan stadin bitmek üzere oldugu, artik gün saydiklarini söyledigi haberleri cikti, beraberinde en yeni fotolarla.


Bahsettikleri "gün sayma" tam olarak ne anlam tasiyor bilmiyorum ama, su haliyle bu stadyumun bu sezon sonuna zor yetisecegini düsünmüyorum. Bitti bitiyor denilen stadin bir hayli ince isinin oldugu kesin.
Yeniden K-1 Yokohama Finalleri
Aslinda Semy Schilt'in bir önceki turda Peter Aerts'a elenmis olmasi bu seferki turnuvayi bir hayli heycanli kiliyordu. Peter Aerts, bu turnuvayi son üc senedir üst üste kazanmis olan dev Semy Schilt'i bir kenarda birakarak geliyordu turnuvaya ve en önemli favorilerden biriydi. Kendisi de zaten daha evvel üc defa kazanmistir bu turnuvayi. Öbür taraftan son senelerde eski formundan oldukca uzaksa da Remy Bonjaks her zaman icin bu turnuvanin favorisiydi. Jerome Lebanner ilerlemis yasina ragmen hicbir zaman kazanamamisti bu turnuvayi ama her zaman da favoriydi. Bu sene de öyle olacakti elbette. Ve yeni kusagin Bad Boy'u Badr Hari firtina gibi eserek geliyordu.
Bu sekilde final macina kadar ulasildi. Remy Bonjasky cok iyi bir oyuncla Lebanner'i saf disi ederken, Badr Hari muhtesem bir karsilasmayla Peter Aerts'i saf disi birakmisti.
Bu ikilinin birbirlerini sevmedigi biliniyordu zaten. O yüzden mac icerisinde olusacak herhangi bir gerginlik süpriz olmayacakti. Asagidaki videodan da görüldügü gibi, basit bir gerginlikten cok daha fazlasi oldu.
Karsilasma sonrasinda Remy Bonjasky'nin göz yaslarini görüyoruz. Bu göz yaslari ne icindi cok cözemedik. Badr Hari'nin yaptiklari elbette kabul edilemezdi K1 kurallari cercevesinde bu durumda da atilmasi tamamiyle dogruydu, karsilasmanin hükmen galinin Remy Bonjasky olarak kararlastirilmasi da. Ama Remy daha önce de buna benzer sahte göz yaslari dökerek trübenlere oynamistir. Burda da karar verilene kadar yerden kalkamicak durumda oldugu izlenimi veren Bonjasky karar aciklanir aciklanmaz dimdik ayaga kalmis ve göz yaslarini akitip ben böyle sampiyonluk istemiyorum dercesine kafasini sallamistir. Badr Hari kadar olmasa da Remy de bu hareketleriyle kaybeden taraf olmustur, en azindan benim gözümde.
Bu olay sonrasi reaksiyonlar ise farkli farkli.
Remy Bonjasky, bu darbe benim icin sanki kurallar icinde yemisim de yerde kalmisim gibisinden pskolojik bir etki yaratabilir ve bunu olumsuz etkileyebilirdi. Badr da zaten bunu istedi. Saha icerisinde bana gücünü geciremeyecegini anlayinca bu sekilde bana vurarak beni yenmek istedi. Ben bu oyuna gelmedim elbette diyerek, bir tarafta ne kadar akilli ve tecrübeli oldugunu kanitlarken, diger taraftan yerde kivranma rolleriyle de belki de dogrusunu yapti dedirtti. Remy ayni zamanda Badr Hari, benim zaferimin piriltisindan calmistir diye kizginligini belirtmistir.
Badr Hari ise asagida görüntülerini izledigimiz video da, kendisinin emosyonel bir insan oldugunu o yüzden böyle bir hata yaptigini söyledi. Ama Remy'i de elestirmeden geri kalmiyordu: "Ben dövüsmek istedim, para vererek buraya bizleri izlemeye gelen insanlara dövüserek gormek istediklerini vermeye calistim, ama o istemedi, sürekli kacti. Bu olaydan sonra da yerden kalmayarak rol yapti"
Turnuda boy gösteren diger isimlerin bu olay hakkindaki degerlendirmeleri ise bir iki istisna disinda Badr Hari'ye yükleniyorlardi. Peter Aerts ve Jerome Lebanner, neredeyse isi, Badr Hari devam edecekse biz yokuza getirdiler. Ve bu durumu, biz sokak dövüsü yapmiyoruz, spor bu ve kurallari var dediler. Cok sempatik ve ringteki ürkütücü görüntülerinden eser yoktu. Badr Hari'nin yakin arkadasi Melvin Manhoef ise, Remy'i cok fazla defansif dövüstügü icin elestiriyor ve "bana birisi böyle birsey yapsa ben direk ringe yeniden döner ve onu öldürene kadar döverdim" diyerek neden en iyi arkadasinin Badr Hari oldugunun ipucunu göstermis oluyordu.
Sonuc Badr Hari yaptigi aptallikla kalirken, Remy turnuvayi ücüncü kere kazanarak 400.000 dolari cebine koyan isim oldu. Ve sporcunun sadece cevik degil ayni zamanda zeki ve ahlakli olmasi gerektigini gösterdi.
Montag, 29. Dezember 2008
Alex homurdaniyor...

"...Diğer taraftan, Fenerbahçe'nin durumunu anlamıyorum. Dört yıldır bu kulübün futbolcusuyum ve sadece dört defa sakatlandım ve hiçbiri de ciddi sakatlıklar değildi. Benim saha içinde ki çalışmam da her zaman iyiydi. Herkese saygı duyuyorum ve herkesin de bana saygı duyduğuna inanıyorum. Ama şuana kadar kulüple yaptığımız görüşmeler sonrasında bende bazı şüpheler uyandı ve bundan dolayı rahatsız oldum. Hele bir de bunca zaman Fenerbahçe forması giymiş ve kulüp için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış olmama rağmen hala bu şüpheleri gideremedim...."
"Fenerbahce benim icin tabii ki önceliklidir ama bunca teklif ortadayken, degerimin bilinecegi yerde oynamayi düsünmek zorundayim"
Mehmet Yildiz....
Ama görünen o ki bu sefer de "yalan" hersey. Bülent Hoca bugün NTV'de Fuat Akdag ile Mehmet Demirkol'un konuguydu ve Mehmet Yildiz icin 5 Milyon Euro'dan bahsetti.
Duyarduymaz geriye kaykildigim sandelyemden düsecektim, zor toparlandim. Mehmet Demirkol bizim söyleyeceklerimizi söyledi zaten orda: O zaman bu sefer de Mehmet Yildiz Sivas'da kaliyor diyebiliriz.
Sonntag, 28. Dezember 2008
Fenerbahce üzerine...
Aragones devre arasi transferlerine karsi. Takima uyum saglamasinin zaman alacagi ve beklenilen verimin elde edilemeyecegini söylüyor.
Aragones'in Fenerbahcelilerin genelinde cok sevildigini sanmiyorum. Buna ragmen yine de Aragones'in Fenerbahce'deki varliginin cok önemli oldugu kanaatindeyim. Fenerbahcelilik kültürü süphesiz Fener'i Fener yapan en büyük etken. Ama öte yandan bu kültür Fener'in eksikliklerinin ve zaman zaman icine düstügü krizlerin de yine en büyük nedeni. Fenerbahce taraftari her zaman icin transfer ister. Sürekli yeni transferler yapilsin ister. Üstelik bu isimlerin takima yarayip yaramayacagi, takimin onlara ihtiyaci olup olmadigi üzerine cok düsünmez. Ünlü isimler olmasi yeterlidir.
Gecmis Feyyaz, Tanju örnekleriyle doludur. Transfer konusundaki en basarili yönetim Aziz Yildirim ekibi dahi, Tümer, Emre Bölezoglu gibi irrasyonel transferlere imza atmistir.
Iste tam da bu noktada Aragones'in varligini cok önemli buluyorum. Aragones kendi futbol akliyla Fenerbahcelilerin sahip oldugu yukarda bahsettigim bu zihniyeti israrla hirpaliyor. Ve dogruyu gösteriyor camiaya. Onlar israrla transfer lazim derken, Aragones devre arasi transferlerinin gereksizliginden dem vuruyor.
Geriye dönüp bakalim söyle bir; hangi devre arasi transferinden verim alabildi Fenerbahce; Simao'dan mi, Maldonado'dan mi, Stevic'ten mi ve adini simdi hatirlayamadigim bir yigin isimden?
Sadece Fenerbahce degil, baska takimlar icin de gecerlidir bu durum. Yerli, ya da ic piyasadan diyelim ve nokta transferlere tamam. Bahsettigimiz, Fenerbahceli taraftarlarin beklentileri icerisinde olan sürekli yeni isimlerin alinmasi.
Aragones'in yaptiklari bu kadarla da sinirli degil bugün ajanslara düsen haberlere bakilirsa. Aragones'in Alex ile ilgili olumsuz rapor verdigi iddia ediliyor. Haberin dili devre arasinda habersizlikten kaynaklanan sayfa boslugu doldurmak icin yapilmis bir asparagas haberi animsatsa da, dogru olabilecek olmasi ihtimali süphesiz Fenerbahce'deki bahsettigimiz zihniyet devrimi icin cok heycan verici.
Samstag, 27. Dezember 2008
Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi
Aslinda bu tür anketler gercek fikiri tam olarak yansitmaya da bilir. Cünkü, Fenerbahce diyelim mesela, oy verenler, kendisi Besiktaslidir ama Fenerbahce'yi sampiyonluga yakin görüyor mudur, yoksa Fenerbahceli oldugu icin mi Fenerbahce'ye oy vermistir. Bu tür durumlarda genelde ikinci sik devreye girer.
Neyse, ben de su ana kadar ki performanslarindan dogrultusunda bu takimlarin degerlendirmesini yapmak niyetindeyim bu postta.
1. Galatasaray: Bana kalirsa sampiyonlugun en büyük favorisi. Nedenlerini ise söyle siralabiliriz:
- Ligin basindaki zorlanmalari ve yeni hocanin alisma devresini atlattilar.
- Türkiye Ligi standartlarinda cok iyi bir kadroya sahipler. Hatta en iyi kadro onlarda diyebilirim.
- Kalede Santics önündeki Servet-Meira onlarin önünde Mehmet Topal-Ayhan ikilisi ve ileri uctaki Lincoln-Baros hatti veya iskeleti hem islerlik hem de form seviyesi acisindan cok iyi durumda.
- Bu tür yarislarda takimin kendine güven duymasi cok önemlidir ve taraftarlarin da takima. Galatasaray da sezon basinda Sampiyonlar Ligi'nden elenerek kücük capta bir krize ve güvensizlige dogru sürüklemisse de camiayi su anda Avrupa'da yoluna devam eden taraf olmalari, kendilerine yeniden "bu ligin aslani biziz" güvenini vermise benziyor.
2. Fenerbahce: Bana kalirsa Gatasaray'dan sonra en yüksek sampiyonluk sansi Fenerbahce'nindir. Hatta bu iki takim arasinda gecer diye düsünüyorum son haftalar. Fenerbahce'nin avantajlari ise sunlar.
- Sampiyonlar Ligi'nden elenmis olmalari travmayi atlatiktan sonra ki atlatilmis durumda o travma, Fenerbahce'nin önündeki tek hedefin lig olmasi ve sadece lige konstre olabilecek olmasi cok büyük bir sans onlar adina.
- Bir hayli tartismali da olsa, büyükler icerisinde iyi kadrolardan ve sonuca etki edebilecek yildizlara sahip takimlardan birisi Fenerbahce, Galatasaray gibi. Guiza-Semih-Alex-Deivid ekipmani her seye ragmen cok tehlikeli ve güclü.
- Fenerbahce'nin diger artisi, diger büyüklere nazaran, ya da sampiyonluk adayi takimlara, iyi savunma kurgusuna sahip olmasi. Ve geriye yaslandigi zaman kolay kolay gedik vermeyisi.
- Herkesin aksine fikstürün de Fenerbahce lehine olabilecegini düsünüyorum. Cünkü bir önceki maddede söyledigim gibi, Fenerbahce'nin cok iyi bir savunma kurgusu var ve esas sikintisi kendisi oynamak ve sonuca gitmek zorunda oldugu maclar. Oysaki, ligin ikinci yarisinda Inönü ve Ali Sami Yen'e gidecek olan Fenerbahce sayet maci kazanmak zorunda olan taraf olmazsa sahadan istedigi sonucu alip cikabilecek sistemi tasiyor.
3. Trabzonspor: Sampiyonluk sansi yukardaki ikiliye göre daha az olmakla birlikte, geride kalan diger adaylardan da daha sansli benim gözümde Trabzonspor. Trabzonspor'un kadrosu sampiyonluk icin yeterli degil. Esasen bu haliyle Trabzonspor'un ligi yukarlarda bitirelebilecek olmasi, ligin son haftasina kadar sampiyonlugu koruyarak kendi marka degerini güclü tutmasi yeterli Trabzonspor icin. Esas hedef gelecek senelerde sampiyonluk olmali.
4. Sivaspor: Sivas'in sampiyon olmasina gerek yok. Iki sezondur istikrarli bir sekilde zirveye oynamalari yeter de artar. Bu sezonda Uefa'ya katilacak seviyeye gelirlerse yeter onlar icin. Sivas icin hedef, bu performanslarini gelecek sezonlara da tasimasi olmali. Iyi bir stadyumla seyircileriyle bütünlesmeli ve ligin sert deplasmaslarindan futbol cenneti sehirlerinden biri olmali. Her sene zirveyi zorlayip samiyon olamasa dahi büyükleri ürküten taraf olabilmeleri. Tesislesmeleri tamamlar, kulüp bütcesini belirli bir güce getirirlerse zaten artik Genclerbirligi veya Bursaspor degil Sivasspor bu ligin Kayseri ile birlikte Deportivosu, Levrkusen'i veya Tottenham'i olurlar.
5. Besiktas: Sayet Ertugrul Saglam devam ediyor olsaydi Besiktas bugün daha iyi bir yerde olurdu bence. Mustafa Denizli ismi Besiktas'in basina gelebilecek en büyük felaketlerden birisiydi ve maalesef geldi. Mustafa Denizli ile Besiktas bu isi kaybetmistir.
6. Ankaraspor: Ankaraspor'un birakalim sampiyonlugu, ligin buralarina kadar gelmeleri sadece bizler icin degil kendileri icin de süpriz. Aslina bakarsak, bence Sivaspor'dan daha iyi bir kadroya sahipler. Ama onlar Sivasspor'un yaptiklarini yapabilirler mi; emin degilim. Oldukca iyi bir ilk yari gecirdiler ve aslinda oldukca stabil denilebilecek bir takim oyunu ve savunmasi sergilediler. En büyük sikintilari gol bulmak. Gol pozisyonlarina girmek veya girdikleri pozisyonlari degerlendirebilmek. Bu konu onlarin en büyük sikintisi, bunu halledebilirlerse, Besiktas'i ve Sivas'i altlarina alabilirler....
...........
Simdilik bu kadar degerlendirmelerimiz. Ilerleyen haftalarda bu yazdiklarimizi unutacak degiliz elbette. Gelecek sonuclara göre, fikri takip yaparak bu posta zaman zaman atiflarda bulunacagiz.
Freitag, 26. Dezember 2008
Kayseri Kadir Has Stadyumu



CL Arenasinda nostaljik bir seyahat
Ben de bunun üzerine 1993'ten 1997'e kadar olan süreyi kapsayan kücük bir seyahat hazirladim sizler icin. Sadece final maclarinin üzerinde durdum. Daha detayli bir arastirma icin maalesef yeteri kadar zaman yoktu. Sonraki zamanlar kapsayan bir post da borcumuz olsun.
Dikkatinizi cekecektir sizin de videolari izledikten sonra. O tarihe kadar finallerde bariz bir Italyan hakimiyeti var. Milan pespese 3 Juvestus da 2 defa finale kalmis. Ikisi de bunlardan birer tanesini kazanmis. Geri kalanlarini ise, 1 Alman, 1 Hollanda, 1 de Fransiz takimlari kazanan taraf olmuslar. O tarihe kadar hicbir Ingiliz takiminin birakin kupa kazanmayi, finale dahi gelememis olmasi elbette dikkat cekici. Ispanyollari ise 1 defa 1994 yilind Milan'in karsisinda kepaze olurken Barcelona ile görüyoruz.
Neyse efenim iyi seyirler.
5. Borussia Dortmund - Juventus Turin 1997 CL Final (Münih)
Uygun stadyum mu bulunamiyordu; bilmiyorum. Basladigindan 4 sene sonra yeniden Münih'e verilmesi final macinin cok ilginc.
Neyse, maca gelelim. Tabii bu kapismada favori bir sezon öncesinin sampiyonu Juventus. Karsilasma boyunca da atak olan taraf yine onlar. Ama efektif olan, cok iyi kontraya cikan ve yakaladigi pozisyonlari affetmeyen Hitzfeld'in yarattigi mucize Dortmund. Kisa sürede Dortmund 2-0 önde. Ama usta hoca Hitzfeld hala birakmiyor sogukkanliligini cok küyük bir sevinc yasadiktan sonra konstresini hic bozmadan devam ediyor karsilasmayi izlemeye. Del Piero cok klas bir olle skoru 2-e getiriyor.
Juventus maci cevirecek derken, Hitzfeld yine ustaligini konusturuyor. Skorunun üstüne yatmak icin savunma oyuncusu almak yerine genc bir oyuncuyu aliyor oyuna. Lars Ricken. 18 yasinda. Ve bu oyuncu yakaladigi pozisyonu affetmiyor. Cok klas bir golle sonuclandiriyor maci ve Hitzfeld'in efsanesinin ismini kaziyor Sampiyonlar Ligi defterine.
4. Juventus - Ajax 1996 CL Final (Roma)
Ajax'in bir sezon öncesi sampiyonluga ulasan kadrosu yeterince yagmalanamamis olacak ki henüz, 1996'daki finalde yine görüyoruz kendilerini.
Bu sefer rakipleri Milan degil (ilginc) ama bir yine bir Italyan; Juventus.
Karsilamanin normal süresi kir sacli delikanli Ravanelli'nin ve Litmanen'in golleriyle 1-1 bitiyor. Uzatmalarda da gol olmuyor. Penaltilarda ise, Edgar Davids (kendisi daha sonra Juventus formasi giymistir, bildigimiz gibi) kaciriyor ve Juventus Lippi ile kupaya ulasan taraf oluyor.
3. Ajax - AC Milan 1995 CL Final (Viyana)
Bu seferde Avusturya'nin estetik saheseri baskenti Viyana'dayiz. Finaldeki isimlerden bir tanesi yine AC Milan. Bosuna dünyanin en büyük takimi denmiyor saniyorum onlar icin.
Milan o sezonda Capello tarafindan calistiriliyor. Ajax ise Van Gaal'in komutasi altinda.
Ajax bir sene öncesinin kupasi sahibi Milan'i 1-0 maglup ederek kupaya ulasiyor. Ilk basta bu süpriz gibi görülsede, Ajax'in kadrosundaki isimlere göz attigimizda hic de süpriz olmadigi anlasiliyor.
Daha sonralari, Milan, Madrid, Barcelona ve Juventus gibi takimlarda uzun süre forma giyen, Seedorf, Davids, Kluviert, Van der Saar, Overmas Ajax'in kupaya uzanan bu takiminda forma giyen isimler.
Ajax'in golünü atan isim ise Patrick Kluivert. Ve o golü attiginda 18 yasinda.
2. AC MILAN - Bercelona CL Final 1994 (Atina)
Ikinci duragimiz ise Atina. Bir sene sonra Milan yine finale kalan takim. Bu sefer rakibi Barcelona.
Barcelona'nin basinda görüntülerde de görüdügmüz gibi efsane isim Cruyff var. Diger tarafta ise buz adam Capello.
Karsilasma öncesi Barcelona acik favori. Ama sonuc cok sasirtici. Milan, Massaro'nun 2, Savicevic ve Desailly'in birer golüyle 4-0 gibi spektaküler bir skorla galip geldi.
Bir tarafta Papin, Savicevic gibi isimleri görürken diger tarafta Romario'yu, Keomann'i görmek beni heycanlandirdi acikcasi.
1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)
Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.
Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.
Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.
Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.
Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.
1. Marseille - Milan 1993 CL Final (Münih)
Ilk duragimiz yukarda videosunu izlediginiz 1993 yili. Sampiyonlar Ligi'nin ilk final karsilasmasi. Yanlis hatirlamiyorsam bu iki ekip bir sezon evvel Avrupa Sampiyon Kulüpler Kupasi'nda karsilasmis ve o zaman da kupayi kazanan takim Marsilya olmustu. Yanlis hatirlamiyorsam.
Final karsilasmasi Almanya'da Münih Olimpiyat Stadyumunda yapilmis.
Takimlarini kadrolarinda ise unutulmaz isimler.
Mesela Milan'da, Van Basten, Donadoni, Rijkard, Massaro forma giyerken, öbür tarafta, Boksic, Pele, Völler ve Barthez gibi isimlere rastliyoruz.
Finali Marsilya yukarda görüntlerini izledigimiz gol ile 1-0 kazanip kupayi kazanan taraf oluyor.
Ridvan Dilmen Bursa'da...
Bursaspor, son yillarda performans acisindan cok gerilere düsmüsse de bu ligin kiymetlilerindendir. Olmazsa olmazidir. Eger Anadolu'dan bir sampiyon cikacaksa hic süphesiz bu potansiyeli en fazla tasiyan takimdir. Taraftariyla, güclü gelenegiyle, yerel medyasiyla vs. O bakimdan Ridvan gibi popüler ve kendi capinda iddiali bir adamin orayi tercih etmesi anlasilabilir.
Ama ben bu gelismeden cok mutlu ve ümitli degilim, ne yalan söyleyim. Ridvan ismi bana hic güven telkin etmiyor.
Herseyden evvel Ridvan'in bahsedildigi kadar veya övüldügü kadar üstün teknik dehasi olduguna inanmiyorum ben. Bursaspor ile de vasatin üzerinde bir performans cikaracigini asla düsünmüyorum. Beni Ridvan ile iligli en fazla endiselendirense bir süre sonra birakip gidebilecegi ihtimali kulübü. Bu konuda Ridvan maalesef hic güvenilir degildir.
Bir süre sonra onu yeniden tvlerde büyüklerin hocalarini asip kestigini görürsek sasirmayalim derim ben.
Donnerstag, 25. Dezember 2008
Sivas'a yeni stadyum...
Bülent Hoca'yi, ne yalan söyeyim pek sevmem. Cok konusuyor. Konusurken sanki biraz bos konuyor. Fazla hamaset edebiyatlarina daliyor, popülizm yapiyor sikca. Ama bu Sivasspor'un elde ettigi basarinin üstünü örtmez elbette. Onun bundaki payini da görmezden gelemeyiz. O yüzden hakkini vermek lazim ki, son iki senenin en flas hocasidir kendisi.
Bülent Hoca röportajda ayrica, bu sene gecen senenden farklarinin daha fazla deneyim ve dikkat oldugunu söylüyor. 5 puan öndeyken sampiyonlugu kaybettiklerini bu sene ayni hatayi yapmayacaklarindan bahsediyor.
Bülent hoca bunlarin yaninda, oyuncularina "türbülans" gibi komik bir isim koyduklari özel antreman metodlari uyguladiklarindan bahsediyor. Bu antreman metoduna göre her futbolcu icin ayri bireysel antreman programi varmis ve programlar o futbolcunun kendi kisisel gelisimini daha olumlu yönde etkiliyormus. Ersun Yanal'in da benzeri bir sistemde calistigindan bahsedilirdi.
Bülent Hoca'nin ayrica hakemlerle ilgili de önerisi var. Bülent Hoca hakemlerin antreman yaptiracak antrönerlerinin olmadigindan bahsediyor. Maclarda yapilanlari ve oyuncu davranislarini onlara gösterecek bir analizin eksikliginden sikayetci hoca. Hakemlerin emeklilik maaslarinin ve sosyal haklarinin olmasi gerektigini sözlerine eklemis ayrica. Bunlarin eksikliginin onlarin isini profesyonelce yapmasini etkilediginden bahsediyor.
Röportajin tamamini ve yukarda bahsettiklerimle ilgili detayli bilgileri gazeteden okuyabilirsiniz.
Ediz Bahtiyaroglu
Futbolun Kabeleri...




6. Old Trafford, Manchester, ManU, 76.000:

8. Veltins Arena, Gelsenkirchen, Schalke 04, 61.00:
9. St. James Park, Newcastle, Newcastle United, 53.000:

10. LTU Arena, Dusseldorf, Fortuna Dusseldorf, 52.000:


Dienstag, 23. Dezember 2008
Ottmar Hitzfeld ile Röportaj...
