Freitag, 24. April 2009

Ronnie hic tat vermiyor..


The Crucible, diger bir ifadeyle Snooker Dünya Sampiyonasinda ilk tur mücadeleleri tamamlandi... Ilk turda hic süpriz yasanmadi, bütün favoriler, Maguire, Selby, Higgins, Murphy, Hendry, Robertson, Fu, Junhui, O'Sullivan, Allen, Carter vs. yoluna devam eden isimler oldular... 

Ikinci turda, Murphy-Fu, Junhui-Hendry gibi bir hayli ilginc ve heycanli gecmeye aday karsilasmalari izleyecegiz... 

Burdaki Murphy-Fu eslesmesi beni cok mutlu etti... Az evvel baslayan karsilasmayi Murphy 2-1 önde götürmekte... Bu eslesmeden mutlu oldum zira, Fu, son zamanlardaki bütün eslesmelerinde Ronnie'e karsi bariz bir üstünlük kurmus durumda ve onun korkulu rüyasi olma yolunda... Murphy ise Fu'yu pekala eleyecek gücte bir isim ve Ronnie asla ters gelmemekte... En formda zamanlarinda dahi O'Sullivan'in Murphy'i 6-0 vs gibi ezici skorlarla gectigini biliyorum...

Kagit üzerinde kolay gecmesi beklenen Ronnie O'Sullivan-Mark Allen mücadelesi ise bir hayli büyük bir cekismeye sahne oluyor... Dün baslayan ve bugün ikinci "session"a devam edilen mücadelede, taraflar 6-6 esitlik halinde... Ronnie'nin performansi hic de icacici degil... Biliyoruz ki Ronnie zaten turnuvalarin sonlarina ve büyük maclara dogru aciliyor ve gercek performansini o zamanlarda sergiliyor... Ama öbür taraftan bu "tuhaf"lik onun cogu zaman beklendiginden daha evvel elenmesine yol acabiliyor... Mark Allen karsisinda da elenmesi hic de zayif bir ihtimal olmayan bir Ronnie görüyoruz...

Taraftari degilim ama mantikli düsündügümde turnuvanin favorisi gördügüm Higgins ise tam da bekledigim gibi oldukca "solid" bir performansla ilk turu gecti ve hakikaten de cok ciddiye alinmasi gereken bir isim...

Gelismelerle birlikte olmaya devam edecegiz efenim....

Fink ve Besiktas iliskisi...

Besiktas'in Frankfurt'un orta saha oyuncusu Michael Fink ile anlastigi yazilmakta Türk basininda... Mevzuu hanüz Alman basinindan da teyit edemedim... Lakin en son ki Ernst tecrübesi bu haberlere karsi daha ikna kiliyor beni...

Su kesin: Fink Frankfurt'tan ayrilacak... Ama nereye? Iste orasi muglakti simdiye kadar... Ama dedigim gibi yerli basinda imza atildigindan bahsediliyor... Olabilir..

Bunun dogru oldugu kabulunden hareketle konuyla ilgili birkac sey söylemek isterim: Her seyden evvel Ernst'in performansinin tatmin edici olmaktan da öteye gecmesi bu transfere daha da hevesli kilmistir Besiktas kanadini ve tahmin ediyorum, ortada duran bu Ernst olgusu olmasa, su anda bu transfere karsi daha fazla süpheyle bakilcakti...

Fink, Ernst ile kiyaslanamaz bile... Ondan daha genc, ama Ernst, Milli Takima kadar yükselmis bir kariyeri cebinde tasiyordu buraya gelmezden evvel. Her ne kadar Besiktas'a gelmeden hemen önceki performans seviyesi, bugünkü Besiktas'ta gösterdiginin cok altindaysa da Fink ile yine de deger skalasinda kiyaslanamazdi... Yani aslinda Besiktas icin bir hayli soru isaretleri icermesi muhtemel bir transfer ile karsi karsiyayiz...

Bu sezon Frankfurt'ta 27 lig macina cikmis... Bunlardan 24'ü ilkonbirde. Frankfurt ile attigi gol sayisi 5. Bir önlibero icin fena bir sayi degil bence... Objektif kriterlerle yapilan degerlendirmeye baktimizda ise, Frankfurt genel kadrosu icerisinde en faydali olmus oyunculardan birinden bahsettigimizi söylebiliriz... Lakin bu da cok fazla umutlu olmayi gerektirmiyor... Zira, Fink'ten daha az sayida forma giyse de performans ortalamasi, ayni kriterler geregince cok gerisinde kalmamis Galatasaray'dan tanidigimiz Inamoto'nun... Ondan süphesiz daha üstün bir isim Fink, ama Ernst'in yarattigi heycani ve iyimserligi cok cabuk olumsuza cevirebilecek bir isim olma potansiyelini yine kendi icerisinde tasiyor...

Hülasa, Besiktas'a, tipik bir Alman caliskanligi ve disiplinli profesyonelligi ile faydasi olacaktir, ama bu beklentileri karsilar mi veya ne kadar karsilar, benim icin kocaman bir soru isaretidir... Transfer ettigimiz oyuncunun Bundesliga'nin ortanin alti seviyelerinden bir takimin oyuncusu oldugunu unutmayalim...

Mittwoch, 22. April 2009

Martin Lanig


Gectigimiz sezon 2. Bundesliga'da Fürth'te tanidim ilk kendisini... Ondan beridir de severek ve ilgiyle takip ederim... Buraya yazmak icin de gec bile kaldim. 

Dikkat Cekenler serisinin nadide bir parcasi o benim icin. 1984 dogumlu Lanig, santrafor arkasi oynayan bir oyuncu. Hücumcu bir orta saha veya forvet diyebiliriz... Uzun boyludur ama oyuna olan agirligi fizik gücüyle degil, bilekleriyledir...

Bu sezon basinda, Fürth birinci lige cikmayi basaramadiysa da kendisi gösterdigi üstün performans sayesinde Vfb Stuttgart'a transfer oldu... Önceleri yedek kaliyordu ama son zamanlarda bütünüyle kendisini takima kabul ettirmeyi basardi ve ilk onbirin degismez isimlerinden... 

Bonservis bedelinin cok ucuk bir boyutta oldugunu sanmiyorum en azindan bir süre daha... Kulüplerimizin yakindan takip etmesi gerektigini düsünüyorum kendisini...

Dienstag, 21. April 2009

Hani Daum Fener'e geliyordu?

Star Gazetesi spor servisinin yaptigi bir haberden bahsetmistim daha evvel blogta. O haberin yalan oldugunu iddia etmistim, bugün Express'te yayinlanan bir Daum röportaji o haberin hakikaten de "bomba" oldugunu kanitlayan cinsten...

Zira Daum acikca söz veriyor ve "seneye de burdayim, cok isimiz var" diyor...

Röportajdan bazi satirbaslari:

-Mondragon, sürekli aldigi paranin artirilmasini talep ediyor, bu takim icinde ligte kalma mücadelesinin yapildigi su asamada huzursuzluk yaratmiyor mu?

-Ben ondan cok memnunum. Cok iyi bir performans sergiliyor. Gelecek yili da onunla planliyorum. Alacagi para ile olan bölüm ise benim is alanima girmiyor..


-Yönetimin destegini hala arkanizda hissediyor musunuz, Stuttgart macindan sonra bazi elestiriler vardi

-Elestirileri kulak arkasi ettim. Ama su anki telasi anlayabiliyorum. Takimdaki istikrarsizlik tabii ki sinirleri bozdu... Bu da bir takim duygusal tepkilerin olusmasina yol aciyor. Yönetim cok iyi bir is basardi... Bu yönetimle cok iyi bir yerlere gelecegimize inaniyorum. Ve tekrar etmek istiyorum: Biz simdiye kadar, hedefimize ulastik. Geriye kalan haftalarda da iki galibiyet daha alip, hedeflemiz oldugumuzun da üzerinde bir yerlerde ligi bitirecegiz. 12. sirada ligi bitirmek benim icin optimal bir sonuc.


-Gelecek yil da FC'de kalacaksiniz?

-Evet, gelecek sezonda burdayim. Bundan yüzde yüz emin olabilirsiniz. Bu konuda hic acik kapi birakmak istemiyorum.


-Ama Schalke'nin teknik direktör arayislari icerisinde sizin de adiniz geciyor sürekli?

-Bu konuda benim yapabilecegim bir sey yok. Su ama kesin bir sekilde söylebilirim: Schalke yönetiminden herhangi bir teklif almadim. Burda devam etmek istiyorum.


-Hedef?

-Ligten cikma olaganüstüydü. Simdi kümede kalmayi basarmaliyiz. Bu tam bir varolus savasi. Gelecek sezon da büyük bir is bekliyor bizi. Ligte daha yukarilara dogru hareketlenmek istiyoruz. Ücüncü sezonda ise cok daha büyük hedefler pesindeyiz...


-Bu demek oluyor ki, siz daha uzun süreler FC'desiniz?

-Evet bu konuda takima simdiden söz verebilirim.


Bunlar tamami degil, bazi oyuncular hakkinda vs de aciklamalar var Daum'un. Ilgilenenler surdan devam edebilirler.

Sonunda!


Ugur Boral kadro disi birakilmis... Sivasspor ile oynanacak macin kadrosun alinmamis... 
Disiplin cezasi uygulanmis... Ankaraspor macinda Deivid ile sahada girdigi tartismalar ve pesisira oyundan ciktiktan sonra kulübedeki tavirlari yüzünden...

Böyle bir tavir icin gec bile kalindi bence... Hatta kendisinin Sivasspor macinda degilse bile hafta sonu yeniden takimda yer alacagini düsündügüm icin bu cezanin aslinda yetersiz de olduguna inaniyorum...

Montag, 20. April 2009

Favoriler tam gaz....



Ilk iki gün sonucunda alinan sonuclarda süpriz cikmadi Sheffield'teki dünya sampiyonasinda...

Ronnie O'Sullivan-Bingham: 10-5
Steven Hendry-Williams: 10-7
King-McLeod: 10-6
Carter-Greene: 10-5
Dott-Hawkins: 10-8

Bunlar iki günlül periyodlarin sonucunda tamamlanmis olanlar... Bir de bugün baslayan ve yarin tamamlanacak olanlar var. Onlarda da aktuel durum su sekilde: 

Mark Allen-Gould: 7-2
Selby-Walden: 6-3

Bu iki karsilasmanin yaninda yarin iki yeni mac daha baslayacak. 

Marco Fu-Swail
Junhui-Wenbo

Allen-Gould karsilasmasinin galibi ki sonuclardan belli kimin galib gelecegi, O'Sullivan ile karsi karsiya gelecek...

Marco Fu'nun da bir an evvel elenmesini temenni ediyorum. Ronnie onu son zamanlarda hic yenemiyor ve artik nerdeyse Besiktas karsisindaki Fenerbahce gibi olmaya basladi...

Sonntag, 19. April 2009

Bu yönetim gitmeli mi?


Bu sezon ortaya cikan olumsuz sonuclar, taraftarlari isyana sürüklemeye basladi... Zaten millet olarak kanimiz kaynar sürekli, cok severiz böyle ani kararlar vermeyi, yakip yikmayi, herseyi sil bastan almayi vs...

Gercekten de bu sezon alinan bu berbat sonuclarin sorumlusu, ya da daha dogru bir ifadeyle en büyük sorumlusu Fenerbahce yönetimi... Bunda süphe yok. 

Lakin burda dogru olan yönetimin sapkasini ceketini alip, cekip gitmesi midir, yoksa durup hatalarini düzeltmesi mi? 

Taraftarlarin bazisinca yapilmasi gereken belli: Yönetim istifa . Olabilir, dogrusu bu olabilir; bilmiyorum. Ben öyle düsünmüyorum... 

Fenerbahce'yi tutmaya basladim baslayali, yönetimde bulunan ekipleri hatirliyorum da, bir anda aman Allah'im sakin gitmesin bu yönetim bir yere diyesim geliyor...

Lukovcanlari, Pesicleri alip gelenler, Hoticleri transfer edenler, Bursasporlu vasatin vasati Fethi'yi dahi transfer etmeyi beceremeyenler, kulübü kendi cikartlari ve reklami icin kullanmaktan baska hicbir sey yapmayanlar... 

Bütün bunlar bundan evvelki yönetimden aklimda kalanlar... Bu hatalarin bazilarini bu yönetim de yapmadi mi; tabii ki yapti... Yoksa neyi tartisacagiz burda! Ama ayni zamanda sefilleri oynayan bir takim dünya devleriyle ayni düzeyde gelir elde eden bir kulüb haline geldiyse bu bu yönetimin sayesinde olmustur...

Simdi burda kimse kalkip Fenerbahce büyük camiadir, hicbir zaman sefilleri oynamamistir hamaseti yapmasin... Pekala sefil ve kepaze oldugu dönemleri oldu bu kulübün... Wagenhauslar, Hoticler, sadece sig futbol bilgisinin ürünü olarak giymedi bu takimin formasini, parasizliktan alinmak zorunda kalinan isimlerdi... Toprak diye bir insani transfer ettiler, Ali Nail'i vs. yilin transferi diye... Bu derece düsmüstü ayaga... Cengiz kurtarici olacakti güya... 

Ve yine kimse cikip da, Fenerbahce sayet dünyanin dev kulüpleriyle ayni ekonomik gelir elde eden kulüb olmussa bu Fenerbahce ürünlerini alan büyük traftarlarinin sayesinde olmustur da demesin... Cünkü en az Fenerbahce'ninki kadar büyük belki daha kalabalik bir Galatasaraylilar toplulugu var... O kulübün gelirleri neden Fenerbahce'ninkinin yanina yaklasamiyor... Bunlar kadar yoksa da Besiktas'in yiginla destekleyeni var; o kulüb de maddi anlamda Fenerbahce ile yarisamaz... Bütün bunlar bu yönetim sayesinde olmustur... 

Herkes, PVH'lerin, Anelkalarin, Ortegalarin, Alexlerin formasini giydigi bir takimda Josico'nun, Maldonado'nun ne isi var diyor... Haklilar ama, o bahsi gecen isimleri alip getireler de bu insanlar degil miydi? 

Ezeli rakiplerinin stadyumlarinin hala yenilenemedigi bir halde Fenerbahce'nin stadyumunda bir UEFA finali oynanabilecekse, bu bu yönetimin sayesindedir... O bicimsiz stadyumunda, sadece belirli bazi yerlerinde oynama yapilmis, restore edilmis halde hala futbol oynamak zorunda olabilirdik, baska bir yönetimle... 

Daha iyisi gelebilcekse tabii ki gidebilirler, itirazim yok ama, elimizdeki örneklere bakiyorum... Dedigim gibi hemen kabus gibi Tahsin Kaya, Güven Sazak, Ali Sen, Vefa Kücük, Hasan Özaydin, Sadettin Saran isimleri aklima geliyor ve "yok yok bu insan malzemesinden daha iyi bir yönetim bulunamazdi" diyorum...

Aragones disiplini!


Aragones'i tüm bu berbat bilancoya ragmen seviyorum...

Lakin onu bazi noktalarda hic anlayamiyorum... Bu noktalardan bir tanesi de onun cok övülen o disiplin hadisesi...

Kim nerden ne sekilde cikartti bilmiyorum ama israrla Aragones'in cok disiplinli bir insan oldugu söylendi durdu...

Ama ilginctir ben Fenerbahce'de bu sezon hicbri disiplin kontrolü be hamlesiyle karsilasmadim...

-Kazim'in sürekli olaylari yansiyor basina bunlarin hepsi degilse de en azindan bir kismi dogrudur, bakiyorsun Kazim yine de takimda mütemadiyen yer bulabiliyor...

-Ugur Boral oynadigi rezalet futbola bakmadan oyundan her cikartilisinda el kol hareketleri, sevimsiz jest ve mimiklerle yakalaniyor kameralara yedek kulübesine otururken...

-Selcuk gecen hafta kaleyi tekmeleyerek cikti oyundan bugün baktik Ankaraspor macinda kaptan yapilmis... Onun yerine oyuna giren ve gecen haftaki o berbat Fenerbahce'nin en iyisi olan Deniz yine kadroda yok...

Simdi disiplinli olan takim buysa, disiplinsizlik nasil olacak bilmiyorum, bilen varsa aydinlatsin beni lütfen...

Tükenmis takim....

Fenerbahce takim halinde bitmis... Aziz Yildirim israrla takimina güvendigini söylerek onlari kalan maclar icin motive etmeye calissin, onlarin sahada iki pasi üstüste yapacak mecali yok... 

Esasinda Fenerbahce'nin sorunlari ikinci yari basladigindan itibaren hep ayni:

-Rakip sahaya topu tasimakta zorlaniyor... 
-Ileri uc oyunculari topu ilerde saklayip ortasaha oyuncularinin ileriye cogalmasini saglayamiyor... 
-Oyunu kenarlara yaymakta zorlaniyor...

Bütün bunlari takimin yetersizligine yormak da dogru olmaz... Bazi maclarda pekala bu oyuncular bu sezon iyi oyun cikarttilar... Ama maalesef bu cok az sayida kaldi... Onun disinda Aragones, oyun sisteminde cok tutucu davrandi... Iyice kilitlenen ve rakip takimlari acma konusunda cok fazla ise yaramayan mevcut sistem üzerinde hicbir oynamaya gitmedi... Sistem üzerindeki bu israrini bir noktaya kadar anlamak mümkün; uzun süreli mac pratigi ile sistemin tikir tikir islemesini saglamak istiyorsun... 

Iyi de o halde, o sistem icerisinde aksaklik gösteren oyuncular üzerinde neden hicbir degisiklik yapilmiyor?

-Ugur Boral her hafta dökülüyor, ama bir sonraki hafta yine takimda... 
-Guiza her macta dökülüyor, ama Ilhan'i bir kez olsun onbire koymak aklina gelmiyor hocanin...
-Deivid, taninmayacak halde, Kazim da, ama hala Gökhan Emreciksin oynayamiyor... 
-Deniz oyuna girdigi her macta Selcuk'tan da Emre'den de, hatta Deivid'den de üretken oldugunu gösterdi hücumda, ama bir sonraki hafta yine takimda olamiyor... 

Böyle oldugu zaman haliyle, formsuz oyunculari kenara alip bir süre onlari dinlendirme ve belki de yeniden sarj olmalarini saglama, öbür taraftan da yedekte bekleyen oyuncularin kendilerini göstermelerinin önüne gecmis oluyorsunuz...

Sözgelimi bugün de, Ugur Boral yerine giren Vederson, Kazim'in yerine giren Gökhan ve Deivid'in yerine giren Ilhan, sonucu degistirmeye yetmediyse de seleflerinden cok daha iyi performans gösterdiler... Oyuna hareket getirebildiler... Ama haftaya yine hicbir oynamayak... Biliyorum.

Yazik oldu; cünkü sampiyonluk zaten haftalar önce kacmisti ama ikinci olup sampiyonlar ligine gitme ihtimali Fenerbahce'nin yine de oldukca yüksekti... Cünkü Sivas'i ve Trabzon'u alta almak geri kalan haftalarda hic de olanaksiz degildi ama, anlasilan oyuncularin bunu istedikleri yok...

Kendileri bilirler... Benim esas merak ettigim, bu dökülen kadro icin neden yönetimin israrla sözlesme uzattigi... Halbuki bitmis bir kadro ile karsi karsiyayiz...

EK: Blog camiasinda, Bülent Uygun'un ve Aykut Kocaman'in Fenerbahce'ye bilerek yenildiklerini söyleyip duran ici pislik dolu asagilik yaratiklar dolasiyor... Umarim ilk yaridaki Sivasspor maci ve bu Ankaraspor maci bahsedilen yaratiklarin iclerindeki pislikleri ortaliga dökmelerinin önüne bir süre gecer... 

Samstag, 18. April 2009

Come on Ronnie!

Dünya Sampiyonasi 2009 bugün son sampiyon Ronnie O'Sullivan'in iddiasiz rakibi Stuart Bingham ile olan maciyla acildi...

Daha önce söyledigim gibi bu turnuva en uzun maclarin yapildigi turnuva... Toplamda 19 Frameden olusuyor ilk karsilasmalar... O yüzden karsilasmalar iki bölüm halinde oynaniyor, tabii her bölümde kendi arasinda ufak molalara sahne oluyor... Ilk macin ilk bölümünün ilk 6 frameini izledim... Cok iyi basladigi karsilasmayi 2-0 önde götürürken Ronnie, pespese yaptigi safety hatalariyla üc frame üstüste kaybederek 2-3 geriye düstü... Altinci frame ise, bir hayli sasnsiz bir sekilde kaybedildi, Bingham tarafindan... Macin gidisati geregi ben su yedinci frame bitene kadar kahvaltimi yapar gelirim derken, döndügümde macin ilk bölümünün bittigini ögrendim... Anlasilan ben tvnin basindan kalkinca cosmustu Ronnie ve ilk bölümü 6-3 önde bitirmis... 

Karsilasmanin ikinci bölünü bugün aksam.. Ögleden sonra ise günün ikinci önemli maci, Mark Williams ise Steven Hendy arasinda yapilacak... Captan bir hayli düsmüs bu iki efsanenin maci benim icin ilgi cekici degil ama belki eski hayranlarinca izleyeme deger...

Tuncay, Aurelio ve Zico...

Bu üc isim süphesiz Fenerbahcelilerin büyük bir cogunlugunca özleniyor... Özleniyor olmasi, elbette takimin bu sezon icine düstügü berbat bilanco ile birebir alakali... Isler yolunda gidiyor olsaydi, geri dönüp bu isimleri aramayacaktik...

Bu isimlerin özlenmesinde problem yok da, bunlarin takimdan ayrilmasinda yönetimi suclamak üzerinde düsünülmesi gereken bir nokta...

Tuncay ve Aurelio, kendi istegiyle ayrildi... Bu hususta yönetime en ufak bir elestiri getirilemez... Ikisiyle anlasma saglamak icin bir hayli caba sarfedilmis, ama razi edilememislerdir... Hatta Aurelio, esasinda sözkonusu sözlesmeyi de ciddiye almayarak cekip gitmistir... Kendisine verilen ceza bu noktada yönetimin hakkli oldugunu bir kez daha gözler önüne sermektedir...

Zico meselesi ise bu yukardaki isimden biraz daha farkli... Bu noktada yönetime elestiride bulunmak anlasilabilir, zira Zico ile isteseydi Fenerbahce yönetimi bu sezon da devam ederdi... Bence etmeliydi... Kendisini cok sevmiyor olsam da, devam etmenin dogru oldugunu düsünmekteydim o vakit... Bundan dolayi yönetimin yaptigi bir hataydi ama öbür taraftan dogru bulmasam da yönetimi anlaybiliyorum bu hususta... Chelsea, Sevilla, Inter gibi takimlarla kafa kafaya mücadele edebilmis bir takimin Türkiye liginde cok kötü performans gösteriyor olmasindan dolayi rahatsizlik duymus olabilirler ve haklilar da... Ben de bu durumdan rahatsiz oldum sürekli... O yüzden onaylamasam da yönetimi cok iyi anlayabiliyorum bu kararindan dolayi...

Gecenlerde Magath'a kovuldugu Bayern'e yeni takimiyla 5 tane atinca bir spor programinda su soru soruldu: Bayern'e karsi daha cok motive oluyor musunuz, ordan kovulmus olmak sizi etkiliyor mu? Bu bes gollü galibiyet, sizi bu noktada rahatlatti mi?

Magath'in cevabi bugün Zico'ya tapmakla mesgül olan Fenerbahce taraftarlarina kapak olacak cinstendi:

-Benim Bayern yönetimine her zaman büyük bir saygim vardir... Yaptiklari isi cok takdir ederim. Ve ben her zaman söylemisimdir, Bayern yönetimine, camiasina cok mütesekkirim, cünkü kariyerimdeki iki Almanya sapiyonlugu ve Alman kupasi sampiyonluguna onlar sayesinde ulastim, Bayern'de olmasam kariyerimde bu basarilacak olmayacakti...

Iste bu kadar... Fenerbahce'nin tarihindeki en yüksek Avrupa performansina ulastiginda basinda Zico vardi, evet... Ama sunu da unutmamak lazim: Bu sadece Zico sayesinde olmamistir. O basariya ulasmada, takimdaki oyuncularin, taraftarin, kötü zamanlarda hocasinin arkasinda durabilen yönetimin, ve kulübün sahip oldugu teknik olanaklarin; velhasil bircok etkenin payi vardir. Ve bütün bunlar sayesinde, Fenerbahce Zico'ya ne kadar mütesekkir ise Zico da Fenerbahce kulübüne o derece mütesekkirdir... Kendisinin kariyerinde elde ettigi en büyük basari da Fenerbahce ile elde ettigi bu ceyrek final ve bu Fenerbahce sayesinde olmustur...

Bütün bunlari sunun icin yazma geregi duydum: Fenerbahce'nin ayagi ne zaman tökezlese, hemen bir grup Fenerbahceli, yönetime disini cikartirken -ki bu kabul edilebilir birsey- lafi bir sekilde Zicolarina getirip, ah o büyük Zicomuz, kahramanimiz gönderilmeseydi böyle olur muydu hic kivaminda sacmalamakla mesguller...

Her seyden evvel, birazcik felsefe ile hasirnesir olmus, sistemli düsünme aliskanligi edinebilmis bir insanin cok cabuk farkinda olabilecegi gibi bu yaklasim son derece sig bir düsünce pratiginin ürünüdür... Fenerbahce su anda Aragones ile cok kötü günler geciriyor olabilir... Ama bu demek degildir ki, sayet Zico olsaydi takimda su anda bundan cok daha basarili olurdu... Bunun öyle olup olmayacagini bilmek, ancak bu durum gercek olmus olmasi halinde mümkündür... Aksi takdirde, yani su anki sartlarla, bunun icin ic cekmek dahasi ileriye gidip, onun devam edecek olmasi halinde basarinin, garanti olacagini varsaymak, fuzuli bir cabadir, ve kacinilmasi gereken bir seydir...

Bizlerin, Fenerbahce taraftarlarinin yapmasi gereken, böyle ikide bir geriye dönüp gereksiz varsayimlarla mevcut bozuk ruh halini daha da zehirlemek yerine var olan durumun gelecege yönelik iyilesmesi icin neler yapilabilir, bunlarin üzerine kafa yormaktir...

Freitag, 17. April 2009

UEFA'da yari final...


Uefa yari final eslesmeleri, iki Alman ile iki Ukrayna'linin eslesmeleri seklinde gerceklesti...

Almanya'da cok nadir bulunan bir balkonda, yine cok nadir rastlanan ilik bir bahar aksaminda raki-mangal eglencesi karsilasmalardan uzaklastirdi beni... Arkadaslarimin mizmizlanmasini göze alarak yine de arada bir City-Hamburg macina göz attim. Ikinci yarinin basindan City'li oyuncunun atildigi ana kadar izledigim karsilasmada Hamburg cok büyük bir sasla turu gecen taraf oldu anlasilan...

Hamburg, Galatasaray macinda cok formsuzdu... Galatasaray'in hatasiyla turu gecmisti... Tarafsiz gözle iki karsilasmayi izleyen bir futbolsever icin Hamburg'un turu gecmesi insanin icine sinmeyecek bir durumdu... O formsuzlugun üzerine ben Hamburg'un bir tur daha gececegine inanmiyordum ama City'i Hamburg'ta oynadigi ve bu sezonun ikinci yarisinin basinda Bayern'i ezdigi futbolun benzeri bir oyunla yenerek tura ulasti... Ingilitere'deki karsilasmada ise en azindan benim izleyeme firsat buldugum dönemlerde cok sansliydi... Oldukca iyi firsatlar bulmustu City, direkten dönen iki muazzam gol, ofsayt oldugu icin gecerlilik kazanmayan bir gol, Robinho'nun kacirdigi karsi karsiya pozisyon; hepsi benim izledigim kisasik bölümün icerisinde olup bitiyordu... Bence cok agir olan bir ikinci sari ile bir City'li oyuncu oyundan atilinca mac da bitti...

Kiev'in Paris'i elemesi süpriz olmadi ama, aldigi sonuclara bakarsak kupanin da en önemli favorisi gibi gözükmekte; iste bu benim icin süpriz...

Mehmet Demirkol'un kupayi alacak muhtemelen dedigi Eric Gerets'in Marsilya'sinin da Shaktar'a elenmesi benim icin memnuniyet vericiydi... Yoksa o yine bildik, biz adami kovduk adam simdi UEFA'yi aldi klisesiyle beynimize tecavüz edilip durulacakti...

Bremen, Diego'sunun sayesinde turu gecti, Diego Italyan rakiplerine karsi daha bir aziyor; nedense... Milan'i yikan isim de oydu...

Tahminim, Bremen-Kiev finali olacagi yönünde... Gönlüm Bremen'den yana ama, öngörüm Kiev'in kupaya ulasan taraf olacagi yönünde...

Son yillardaki, SL degilse de UEFA'daki bu Dogu Avrupa takimlarinin basarisi bizim takimlarimizin da futbolcu ve teknik adami pazarini doguya dogru kaydirmasi gerektigini söylemiyor mu bize?

Ridvan Dilmen'in tahminleri...


Tahmin ediyorum medyamizda eskisi kadar tahmin firtinasi esmiyor... Havasi alinmis durumda bu balonun...

Bu israri sürdüren isimlerden birisi Ridvan Dilmen. Nedir, nasil olur; anlamiyorum, Ridvan Dilmen bu isin piiri gibi gösteriliyor...

Yaptigi tahminlere bakiyorum... Bahis bültenlerini eline ilk defa alan ve az cok futboldan anlayan herkesin yapacagi tahminlerden daha farkli degil...

Ligteki konumlarina bakiyor, ev sahibi takim olup olmamasina bakiyor ve ona göre su alir diyebiliyor...

Sectigi ve yorumladigi maclarin hepsi oranlari cok düsük ve zaten kagit üzerinde favorisi belli olanlardan mütesekkil. Besiktas-Bursaspor maci icin Besiktas alir diyor... Iyi de bunun icin senin o köseyi kullanmana gerek yok ki Ridvan'im...

Herkesin ilk aklina gelen olasilik bu zaten. Esas bu isi yapiyorsan, sayet Bursa bir süpriz yapabilecekse bunu yakalayabilmelisin. Maalesef kendisi bu yönde hicbir tahminde bulunmaz...

"Bayern evinde Frankfurt'a kaybetmez, Schalke, evinde Energie'yi yener. Barcelona, Betis'i yener vs..."

Donnerstag, 16. April 2009

Hazir misin Ronnie?


Sezonun en büyük, en prestijli, en cok para getiren, en uzun, en zor, en... en... en... snooker turnuvasi Dünya Sampiyonasi cumartesi start aliyor. 

Siki bir Ronnie taraftari olarak, onun gectigimiz yil kazandigi sampiyonlugu muhafaza etmesini bekliyecegiz... 

Kendisi bu sezon da su ana kadar dünya siralamasinda birinci sirada, ne ki son iki sezonki formundan uzak.  Otoritelerce ayni zamanda favori olarak da gösterilmiyor bu turnuva icin nedeni: Simdiye kadar iki defa üstüste bu turnuvayi kazanan sadece iki isim olmus da o yüzden...

Ronnie'nin bu stabiliteyi saglayacagina inanmiyorlar... Olabilir, zaten kendisi cok kolay dagilip gitmesi, konsatrasyonunu uzun süre üst seviyede tutma konusunda sikinti yasamasiyla ünlü... 

Ayni otoriteler, Maguire'in ve Carter'in favori oldugu yönünde görüs belirtiyorlar... Selby'i de es gecmeden. Ben ise elbette Ronnie'nin almasini istiyorum, ama bu sezonki formuyla bunun zor oldugu kanaatini ben de tasiyorum, ama favori olarak yukarda ismi gecen kisileri degil, Higgins'i görüyorum...

Laudrup gitti, Tutumlu'ya yine Türkiye yolu gözüktü...

Spartak, Laudrup'u kovmus... Tutumlu, Türkiye'deki büyüklere basin araciligiyla olta atip durur gayri...

Bu arada, CSKA ile 2 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 maglubiyet alarak lige baslayan Zico da cok iyi bir start verememis anlasilan...

Klinsmann, gidici (mi?)


Bayern tribünlerinde en azindan Almanya'da yasadigim su bes senede böyle bir sahne ile karsilastigimi hatirlamiyorum...

Artik Bayern'e bir yenilik gelmeli, Bayern "klasikler"den kurtulmali, modern futbol dünyasina ayak uydurmali diyenlerin (ki aralarindan Barcelona macinin devre arasinda göz yasi döken Udo Lattek de vardi) isaret parmagi ile göstererek gelisini kutladiklari Klinsmann rüyasinin Bayern'de sona erdigi kesinlikle kazandi... 

Hatta yönetimin de bu isi bitirdigi ama aciklamayi ne zaman yapacaklarini henüz netlestirmedikleri iddia ediliyor...

Mittwoch, 15. April 2009

Bunlar mi örnek alinmasi gereken kisiler...?


Biliyorum, konu biraz bayatladi... Biliyorum, o berbat karsilasmayi cok uzattik. Ama su resim icin ben de icimde kalanlari yazmazsam rahatlayamayacagim bir türlü...

Malum, derbide yasanan olaylari kinarken pek kaliteli medyamiz bu yukardaki fotografi göstererek, bakin bir bizimkilere, bir de bu dünyaca ünlü oyunculara... Keske bizim oyuncularimiz da bu ustalarindan birseyler ögrenebilselerdi gibilerin beylik laflar... Siki bir Galatasarayli oldugunu bildigimiz yakisikli ankirmen Ali Kirca bile fönlü saclariyla ayni seyleri söylüyordu, etkileyici olduguna emin oldugu tok sesiyle oynaya oynaya.

Agiz birligi edilmiscesine yapilan bu yorumlara ciddi bir itirazim var.

Öncelikle örnek oldugunu iddia edilen bu iki isme bir bakalim...

Carlos... Yardimci hakeme, orospu diyen oyuncu degil mi o? Hakeme su sisesi attigini da hatirliyorum. Gecenlerde de Bünyamin Gezer'e, Kayserispor macinda gösterdigi kirmizi kart icin deli isareti yapmisti... Kendisi ayni zamanda, alenen mac secen, özellikle de deplasman maclarindan zerre kadar saglamadigi konsantrasyonu ile sürekli kötü performans sergileyen ama ne hikmetse Kadiköy'de cok degisen bir isim... Bu mudur, ahlakli sporcu, bu mudur profesyonellik?

Lincoln... Hani su sürekli izinsiz ülkesine giden oyuncu... Disiplin kurallarini hice sayan... Kendisini oyundan alan hocasinin üzerine yürüyüp küfürler savuran... Caninin istedigi deplasmanlara gidip istemedigine gitmeyen... Maclarda bol bol kendini yere atip haksiz penalti ve serbest vuruslar kazanmaya calisan isim..

Bu mudur profesyonellik, bu mu örnek olmasi gereken isim?

Itirazimin ikinci temel noktasi su:

Profesyonellik demek, kisinin takimdan kendisini soyutlamasi mi demek ayni zamanda? Futbol, kollektif bir spor dali. Bir takim sporu... Oyuncudan beklenen takimla bütünlesmesi... Kendisini o takimin bir parcasi olarak hissetmesi ve takimdaki diger oyuncularla arasinda aile baglarini andiracak en azindan saha icerisinde bir yakinligin kurulmasi...

Pekii bu iki isim ne yapmaktadir... Sahada kan gövdeyi götürürken, umursamazca olaylari izlemesi, aslinda kendilerinin profesyonellik denilen "naneyi" sadece para kazanmaya indirgediklerini gösteriyor... Kendilerinden tarafimizca beklenen, tabii ki gidip mevcut kavganin bir parcasi olmasi degil... Beklenilen, mesela Lincoln'ün Arda'yi, Carlos'un Semih'i ayirmasidir... Guiza, tam da Arda Semih'e o övgüyle bahsettigi yumruklarinindan birini atarken yüzünü burusturarak Semih'in önüne siper olmusken yakalanmis objektiflere... Pekii Guiza, profesyonel degil midir?

Lincoln icin daha fazla bir sey söylemeyecegim, gerisi Galatasaraylilari ilgilendirir, ama bir Fenerbahceli olarak, mesela PVH'nin böyle bir durumda yanginin tam da orta yerinde olacagindan adim gibi eminim, o yüzden Carlos buralardan gittiginden hicbir zaman bir PVH gibi yer etmeyecektir, taraftarlarin gönlünde. Nedeni, yukardaki fotograftaki durusta gizli...

Dienstag, 14. April 2009

Arda Turan'in özürü...

Arda, derbi sonrasi yasanan olaylardan sonra biraz gecikmeli de olsa bir özür metni yayinlamis, saniyorum kulübün resmi web sitesinde.

Metin su sekilde:

"Pazar gecesi Ali Sami Yen Stadı'nda maçın bitimine doğru yaşanan istenmeyen olaylar beni de derin üzüntüye boğmuştur. Özellikle Milli Takım ve Fenerbahçe'den her zaman ağabey olarak gördüğüm, sevdiğim ve ailesiyle görüştüğüm Semih Şentürk ile istemeden ve düşünmeden içine düştüğümüz durum ve ortaya çıkan fotoğraf hiç bir zaman arzu etmediğim ve hiçbir zaman onaylayamayacağım görüntülere neden oldu.

Gerek kişiliğim gerekse futbol kimliğime yakışmayan bu olayın içinde Semih Şentürk'le birlikte olumsuz olarak anılmak bizim gibi birbirine saygı ve sevgisi tartışılmaz iki oyuncunun görebileceği en büyük cezadır diye düşünüyorum. Semih Şentürk'ün içten açıklaması ve yaklaşımı içinde hissettiklerini ben de onun gibi bir ağabeyim için düşünüyorum. Saha içinde yaşanan olumsuzlukların saha içinde kalması gerektiğini biliyorum. Kimin haklılığından çok dostluğumuzun, ağabey-kardeş ilişkimizin devamının önemli olduğu bilincinde yaşananlardan dolayı tüm spor kamuoyundan ve Türk halkından özür dilerim. Ayrıca Semih Şentürk ile bugüne kadar gelen inanılmaz dostluğumuzun asla tükenmeyeceğini buradan belirtirken, ona olan sevgi ve saygımın ise sonsuza kadar süreceğinin bilinmesini isterim."

Buraya kadar hersey güzel. Semih'in özüründen bir gün sonra Arda'nin da bunu yapmasi dikkate deger. Ama heycana kapilmamak gerektigini, iki futbolcunun da pazar aksami yaptigi rezilligin böyle bir özürle kapatilacak seyler olmadigini düsünmekteyim. Bunun da ötesinde Arda'ya daha da mesafeliyim. Zira bu özür aciklamasi mac icinde olan bitenle alakali. Pekii mactan sonraki o "berbat" aciklamayi napcaz? O attilan yumruklarin sayisindan dehset verici bir sekilde bahsedildigi, bir Galatasarayli icerde disarda da hicbir yerde korkmaz herkes ile heryerde karsi karsiya gelmeye haziriz kabadayiliklarin icine serpistirildigi aciklamadan bahsediyorum... Onun icin de bir özür gerekmiyor mu?

Tabii bir de Milliyet Gazetesinin bir haberi var, bu aciklamadan evvel: Aciklamada Arda, vicdanin rahat olmasindan bahsediliyor. Semih'in kendisinden bekledigi özür ile ilgili de ne özrü kardesim olaylari baslatan kendileri diyor.

Daha sonraki özür aciklamasinda Arda bu haberi yalanlamis gerci ama, haberi yapan gazetenin Milliyet olmasi, ve haberin bir muhaberin imzasiyla verilmis olmasi, beni süphelendirmiyor degil... Haberin dili de bir hayli sahici. Zira, ne özrü, olaylari onlar baslatti diyen dil mactan hemen sonra yapilan aciklamalardaki dille oldukca büyük bir benzerlik arzediyor.

Hülasa demek istedigim bu iki oyuncunun, özellikle de Arda'nin özürünün yasanan kepazeligin üzerinin örtülmesine yetmeyecegine inaniyorum, bu acidan da hicbir kiymeti yok benim icin....

Montag, 13. April 2009

atv Haber nereye kosuyor!

Evvelden beri atv-Sabah grubu, Dogan Medya'dan benim icin daha sempatik olmustur. Bu Dinc Bilgin-Zafer Mutlu ikilisi bu gruba sahipken de böyleydi...

Her ne kadar sikisik durumlarda, mesela 28 Subat sürecinde, en az digerleri kadar devletciyse de, laiklik konusundaki takintilari o zamanlarda, yine Dogan Grubundan farksizsa da,
onlara nisbeten cogu zaman daha liberal, daha özgürlükcü, daha renkli bir medya grubu niteligindeydi...
Grubun basina gelenler medya dünyasini birazcik yakindan takip edenlerce biliniyor. Bir süre her yere sahip olmak isteyen Aydin Dogan tarafindan el konulmaya calisilmistir. Sonra bu olmayinca, yine ayni kisiler tarafindan kendi icerisindeki cok büyük bir kadro kopartilarak Vatan Gazetesi olusturulmustur. Amac bellidir; Dogan'in güdümündeki Vatan Gazatesi sayesinde Sabah iciye gücsüzlestirilecek ve Hurriyet-Milliyet sektörde iyice yalnizlasacaktir. Biraz da bütün bu kötücük isler beni bu gruba daha cok sempati beslememi saglamistir.
Hic sevmedigim halde Fatih Altayli yönetimindeki Sabah'i Ciner Grubundayken Hurriyet ile olan cekismelerinden desteklemisimdir. Sonra yine nasil olduysa grub TMSF'ye gecmistir... Ondan sonra da AKP'ye yakinligi bilinen Ahmet Calik grubu devraldi.
Gelecek olan tepkiler, özellikle Dogan Medyasindan belliydi. "AKP Sabah ve atv'yi de ele gecirdi." "Sabah ve atv artik AKP'nin yayin organlaridir" vs. Bu böyle olmasa da öyle denilecekti. Cünkü bu grubun prestijinin düsmesi, yitmesi, raytinglere, tirajlara o da, haliyle sektördeki gücüne yansiyacakti.
Calik grubu aldiktan sonra malum, atv Haber'in basindaki isim Ali Kirca, Show Tv'ye transfer oldu. Anlasilan Ali Kirca da bu yeni patronlarin AKP elemanlari olacagini düsünüyordu. Böyle bir seyi, yani ayriligi Calik'in istedigini düsünmüyorum ben, zira kendisi Hincal Uluc gibi, Erdal Safak gibi bütün merkezci, laikci, devletci isimleri gazetede tuttu. Eminim Ali Kirca ile de haber merkezinde devam etmek isterdi...
Neyse, Ali Kirca'dan bosalan haber merkezinin basina, son olarak Fuat Ugur isimli bir zat getirildi. Fuat Ugur yönetimindeki atv Haber ise, tam da rakiplerinin iddia ettigi gibi yandas medya yayin organi olma konusunda hizla ilerliyor...
Birkac örnek vereyim...
Secim arifesinde, kendisi hakkinda cok lekeleyici suclar bulunamayan Kemal Kilicdaroglu'nun kardesinin yaptigi bir takim usulsüzlükler isitilip isitilip atv Haber'de ekranlara getiriliyordu.... Haberin anonslari ise söyle oluyordu genelde: "Kilicdaroglu'nun yolsuzluklari..."
Sadece bu da degil... AKP'nin elinde olmayan ama kazanilmasi istenilen bazi önemli noktalarda rakip adaylar üzerinde sürekli yipratici yayinlar yapildi. Mesela Eskisehir BB Baskani Büyükersen'in, yolsuzluk yaptigi iddiasi bir hafta boyunca ekranlarda döndü durdu atv Haber'de. Ilginctir secimden iki hafta önce oluyordu bu. Adana'daki Aytac Durak'in secim yatirimi olarak vaktinden önce hizmete soktunu iddia ettikleri metroyu da haber yaptilar... Secimden sonra da, Adana'da secimler israrla hile yapildigini vurgulayici yayinlar yaptilar... Güvenlik kameralariyla elde edilmis ne oldugu da cok net anlasilmayan, sadece valilikte secim aksami sürekli bir takim secim pusulalariyla mesgul olan insanlarin calismalari yansiyordu ekrana. atv Haber bunlarin oy pusulasi degistirilmesi oldugunu iddia ediyordu. Arkasi cikmadi elbette...
Tabii bütün bu cirkinlikler cezasiz kalmadi... Birkac ay evvel diger üc büyük kanalin haberlerini hemen ensesinde dolsan, raytinlerde ilk 15'lerde dolasan atv Haber artik, Fox Haber'in dahi gerisinde ve 30. Siralarda geziniyor... Daha da asagiya düsmesi saniyorum muhtemel... Umarim öyle de olur...

Fenerbahce ve Galatasaray üzerine oyunlar oynaniyormus!


Galatasaray'in baskani Adnan Polat dün mactan sonra "Fenerbahce ve Galatasaray birlikte bu yarisin disinda tutulmaya calisiyordu, bu plani uygulamaya calisanlar basardi..." diyor...

Sonrasinda ordaki muhabirlerden bir tanesi federasyon baskanindan bahsetmeye calisiyor, ve Polat'in tepkisi, "birakin onu ya..."

Besiktasli degilim allahtan. Olsaydim sayet, yillardir bu üc büyük arasinda aleyhine yapilan hakem hatalarinda uzak ara ön sirada olan takimin taraftari olarak bu aciklamalar karsisinda öfkeden deliye dönerdim... Cok parlak bir performansla olmasa da, en azindan üzerinde leke olmayan bir sampiyonluga dogru kosarken bir baskasinin bu basarinin üzerine böyle bir leke calmaya calismasina karsi deliye dönerdim... Allahtan degilim de, aklimi koruyabiliyorum... 

Neyse biz Polat'a elalemin basarisina leke sürmeye calisacagina Allah korusun yikilsa yüzlerce insanin hayatini tehlikeye atacak olan su stadin hesabini ver diyerek cekilmek istiyorum aradan.

Delikanli Arda....


Arda ile ilgili övgü dolu satirlarimin mürekkebi daha kurumadan onun dünkü mac sonunda yaptigi aciklamalar bana iyi bir kapak oldu.

Meger ne safmisim bu kisiyi sempatik ve sevimli bulurken.

Semih'le yasadigi olay sonrasinda Arda'yi dinlerken, karsimda Kurtlar Vadisi'nden firlamis, veyahut "üsüyoruz Reis, herseyi yapabiliriz"ci Ozan Kütahyali'yi yumruklayan lumpenlerden birisiyle karsi karsiya oldugumu düsündüm.

Semih'e kac yumruk attigindan bahsediyordu bögüre bögüre. Kendisinin bir yumruk fazla atmis olmasindan ne kadar da memnundu. Belli ki bu sayisal yumruk üstünlügü onun özgüvenini parlatmis bir hayli, "biz büyüklerimize saygi gösteririz ama büyüklerimiz de büyüklügünü bilsin yoksa haddini bildidiriz böyle icabinda" yollu seyler söylüyordu, gerdanini kivira kivira...

Aferin Arda, delikanli oldugunu, yigit ve bilegi kuvvetli oldugunu herseyden evvel bundan cok büyük bir memnuniyet duyacagina emin oldugun taraftarlarina gösterdin. Futbol oynamayinca acigi neyle kapatacagini iyi biliyorsun belli ki. Bu yolda sana hayirli yolculuklar artik...

Gün Lugano'ya vurma günü müdür?

Futbol adina özellikle Fenerbahce cephesinde hicbir sey olmadigi icin daha fazla dünkü derbi üzerine yazmak istemiyordum. Hele ki, futbol oynayamayan yeteneksizlerin taraftarlarini rakip takim oyuncularina yaptiklari cirkefliklerle tavlamaya calisanlarin zehirledigi zemini tartisma konusu etmemeye özellikle de önem gösterme niyetindeydim...

Ne ki, mactan sonra Galatasaray cephesinden gelen aciklamalar, futbolcularin ve kimi taraftar bloglarinin yazdiklari bu konudaki inadimi kirdi...

Simdiye kadar, blog arsivi istenirse taranabilir, Fenerbahce'de en sevmedigim oyuncularin basinda Lugano geldigini, onun "psikopat" triplerinden hic hoslanmadigimi, böyle bir oyuncuyu Fenerbahce formasi altinda görmek istemedigimi, esasinda onun bu tavirlarinin en cok da Fenerbahce'ye zarar verdigini, sürekli nefret objesi oldugunu, takimi cok kritik anlarda yalniz biraktigini vs vs vs söyledim durdum...

O yüzden bugün gönül rahatligiyla kendisine karsi gerceklestirilen bu linc karsisinda yanibasinda konumlandirabiliyorum kendimi. Yanindayim derken, Emre'ye attigi kafayi savunuyor degilim elbette.

Derdim baska...

Mac sonunda, yöneticilerin, futbolcularin agzinda dünkü rezaletin tek bir nedeni vardi: Lugano. Fenerbahceli Lugano'nun yaptigi hareket bu olaylari bu noktaya getirdi deniyordu. Hakan Sükür TRT'de diyor ki, bu hareket insanlik disi. Arkadan yapiyor. Oyuncu korumasiz. Yaptigi tek bir sey var bunlari söylerken: Galatasaraylilarin bu hareket sonrasi yaptiklari anlasilabilir göstermek. Lugano bunu hak etti demeye getiriyor. Sabri'nin mac basindan beri yaptiklarindan bahsedilmiyor. O oyunu zehirlemiyor sanki... Emre Asik, dünkü macin sonucunda neredeyse Hz. Isa muhteremliginde nitelenmeye baslandi: "Hakem Emre'ye neden kirmizi kart gösterdi anlamadim. Zavalli Emre, hem kafa yedi, hem kirmizi kart". Sözkonusu olan oyuncunun, Türkiye'nin en centilmen oyunculari listesinde ilk bes yüze dahi giremeyecegini biliyoruz. Onu yillardir izliyoruz, Lugano'dan daha makbul bir isim olmadigini hepimizin malumu... Nasil bunlar bilinirken, Emre Asik icin sütten cikmis ak kasik muamelesi yapilabilir...

Her sey bir tarafa, Lugano'nun atmis oldugu kafa nasil oluyor da, oranin böyle savas alanina dönmesini hakli cikartabiliyor? Kendi sahasinda galip gelemeyen ve Türkiye Kupasi, Uefa derken bu beraberlikle birlikte artik ligi de kaciran futbolcularin taraftarlarina sirinlik gösterisi yapmasindan baska birsey degil bu saldirganliklar...

Sonntag, 12. April 2009

Bu takimdan utanmaya basladim...

Fenerbahce'den bahsediyorum... Bu sezonki performansiyla beni sürekli kizdirdi, ama bu aksamki karsilasmada utandim kendi takimindan... 

Fenerbahce'nin Galatasaray karsisinda "ezik" oynadigi cok mac hatirliyorum. Fark yedigi. Ama o maclarda hep söyle bir durum vardi: Fenerbahce kötü bir sezon geciriyor, Galatasaray ise kimisinda Tanjulu, Prekazili kimisinda ise Hakanli, Tugayli altin caglarini yasiyordu... Fenerbahce Bursaspor'lu Fethi'yi dahi transfer edemeyecek kadar derbederdi... Toprak, Ümit ve Pingel ile transfer dönemlerini kapatiyordu, kadro yeterliliginden degil, oyuncu alabilecek yetenekte yönetimlere sahip olamadigi icin...

Simdi öyle mi; hayir... Kalenizde Türkiye'nin en iyisi var. Sag bekiniz, Milli Takim'in futbolcusu, o sakatlaninca yerine gecen, Terim'in Belcika Milli Takimina kaptirdigimiz icin ic cektigi Önder. Sol bekiniz dünyaca ünlü bir isim. Orta sahanizda Inter'de, Newcastle'de forma giymis bir oyuncu var. Forvette 14 milyon Euroluk bir isim var. Yaninda Türkiye Milli Takiminin santraforu duruyor. Saginizda Deivid oynuyor, kalitesi belli. Rakibiniz ise, iyi bir kadrosu var evet ama, bir kriz icerisinde, sakatliklardan muzdarip. Sikintilar icerisinde. 

Böyle bir ortamda Fenerbahce'nin üst üste dört pas yapabildigi oyun süresi dakika bazinda cift haneli rakamlara ulasamiyor. Deplasmanda oynadiginiz bir macta zaten kadro yapiniza uygun olan kontra futbolunu oyun anlayisi olarak benimsemis olmaniz anlasilir, ama allah askina bu mudur kontra futbolu... Kapanip-acilmanin bir prensibi yok mudur? 

Aragones israrla pas yapan, pas yaparak tempoyu artiran bir takim kurmak istedigini söylüyor... Ama Fenerbahce, ilginctir, bu karsilasmada geriden topu ileriye dogru, hedefsiz, amacsiz ve bilincsiz bir sekilde ileriye gönderip durdular. Ve o toplar da yeniden Galatasarayli futbolcularin ayaklarinda eriyip Fenerbahce kalesine döndü. Tamam oyuncular bu formata, bu pas oyununa ayak uyduracak capta oyuncular olmayabilirler... Ama aylardir calisiyor bu takim bu hocayla... Bu konuda hic mi ilerleme olmaz. 

Kazanmaktan baska sansiniz yok. Ama oyun plani uzun toplarla Guiza'yi savunma arkasina kacirmaktan ibaret, baska hicbir sey yok. 

Isin esas can sikici tarafi, Fenerbahce bu sisteme uymadigi acikca belli olan oyuncularin neredeyse tamamiyle sözlesme yenilendi... Nasil ümitli olunabilir gelecek sezon adina... Bu oyuncularla bu sistem oturabilse zaten simdiye kadar otururdu ama belli ki olmuyor... 

Galatasaray ise Fenerbahce'ye nazaran daha cok futbol oynamayi isteyen, oynayan, oynayabilen tarafti. Özellikle ilk 20 dakika maci kopartacak pozisyonlari da elde etti. Volkan Fenerbahce'yi kurtaran isimdi... 

Futbolcu bazinda Fenerbahce'de, kaleci Volkan ve oyuna sonradan giren Deniz disinda olumlu hicbir isim yoktu... 14 Milyon Euroluk Guiza ne top sürebilmekte, ne de kendisine gönderilen toplari basariyla kontrol edebilmekte... Semih, cok kötüydü. Deivid, herkesin bu adam Fenerbahce'de ne isi var dedigi ilk sezonunda dahi bundan cok iyiydi. Emre'yi bu takima transfer edenlere lanet olsun. Gökhan Gönül gittikce koca bir balon olmakta. Carlos, zaman zaman Kewell, zaman zaman Baros tarafindan maymuna cevrilmis... 

Fenerbahce... midemi bulandiriyorsun...

Donnerstag, 9. April 2009

Yalan

Star gazetesi Daum'un seneye Fenerbahce ile anlastigini simdiki takimi Köln'ün maddi sikintilari nedeniyle kendi istedigi gibi bir takim kuramayacagini düsündügünü yazmis Köln gazetesi Express'e dayandirarak haberi...

Girdim baktim Express'in sayfasina... Arsivi taradim, anahtar kelimelerle ilgili aramalari yaptim ama sonuca varamadim... Böyle bir haber yok. Anlasilan Star Gazetesi calisanlari masa basinda oturup yumurtlamislar bunu...

Dün de Hurriyet'te Aragones ile anlasildigini yaziyordu gelecek sene icin, daha dogrusu devam etme karari alindigini...

Beter olsunlar


Degil mi ki o Karl Heinz Rummenige, yaptigi rotasyon nedeniyle Hitzfeld'i tüm kameralarin önünde itin götüne sokmaya calismistir...

Degil mi ki bu insan, dünyanin belki de en centilmen ve basarili teknik direktörüne hic hak etmedigi bir küstahlikTa bulunmustur...

Degil mi ki sirf bu yüzden Hitzfeld'in Bayern ile iliskileri kopmustur...

Bana da geriye Rummenige ve o zaman onun verdigi bu sacma sapan tepkiye ve Hitzfeld'e yaptigi haksizliklara bir dur diyemeyen, sesini cikartamayan diger yönetim ekibine ve Bayern camiasina bu Barcelona hezimeti kapak olsun demek kalir...

Umarim artik, Ribery'i, Toni'yi, Podolski'yi yildiz sanmaktan vazgeceler... Umarim artik ayaklari yere basar ve seviyelerinin hic de öyle iddia ettikleri gibi tepelerde dolasmadigini anlarlar...

edit: Bayern'de Klinsmann'in hafta sonu oynanacak olan Frankfurt macinda olup olmayacagi tartisiliyor ve iyi bir cözüm yolu bulabilirlerse olmayacaktir, bundan eminim... Bundan sonrasi icin sunu söylemek mümkün: Klinsmann'in takimin basinda kaldigi her gün zaruretten kaynaklanmaktadir...

Sonntag, 5. April 2009

Kaldi:8

Sivaspor icin bu "safak" sayisi. Bunu nasil asarlar, bilmiyorum. Ama ben genel futbol camiasinin aksine Sivasspor'a hala derin bir sempati ve sevgi besliyorum. Basarili olmalarini, yani sampiyonlugu gögüslemelerini de derin bir heycanla bekliyorum...

Bundan birkac hafta önce Sivas hatta daha fazla bir puan farkiyla öndeyken bu derece heycanli degildim. Ben onlarin aynen gecen seneki gibi Fenerbahce hezimetleri sonrasi serbest düsüse gececegini saniyordum. Ama öyle olmadi... Agir aksak da olsa puanlari toplarlamayi ve Besiktas'a en azindan kaybetmemeyi bildiler... Özellikle de dünkü Denizli deplasmani hersey icin biraz daha fazla ümitlenebilme sebebiydi. Simdi geriye asmalari gereken sekiz hafta kaldi... Bu sekiz haftada onlar icin en büyük rakip Besiktas. Sirasiyla bu iki ekibin kalan maclarina bakalim...

27. Hafta:
-Kocaelispor-Besiktas
-Sivasspor-Antalyaspor

28. Hafta:
-Besiktas-Bursaspor
-Antalyaspor-Sivaspor

29.Hafta:
-Eskisehirspor-Besiktas
-Sivaspor-Tarbzonspor

30.Hafta:
-Besiktas-Fenerbahce
-Gaziantep-Sivaspor

31.Hafta:
-Ankaraspor-Besiktas
-Sivaspor-Büyüksehir Belediye

32.Hafta:
-Ankaragücü-Besiktas
-Hacettepe-Sivaspor

33.Hafta:
-Besiktas-Galatasaray
-Sivasspor-Genclerbirligi

34.Hafta:
-Denizlispor-Besiktas
-Galatasaray-Sivaspor

Fikstüre de bakildiginda görülecegi üzre cok zor bir sekiz hafta bekliyor Sivaspor'u. Besiktas'in Fenerbahce ve Galatasaray ile daha maclari var ama, Sivaspor'un da ligin son haftasinda Galatasaray ile karsilasacagini ve Trabzonspor ile de oynamadigini unutmamak gerek.

Sivaspor'un burdan sampiyonluk cikartmasi hala mucize... Bunda süphe yok... Ama her seye ragmen buraya kadar gelmeleri cok büyük bir basari... O yüzden sonuna kadar da onlari desteklemeyi sürdürecegim bu sezon...


Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi-2

Bu konuda daha evvel bir post yazmistim... Ligin sonlari yaklasmisken ve sitedeki anketin süresi tamamlanmisken yeni bir degerlendirmenin yazilmasi gerekiyor saniyorum...

Daha önceki postta, sirasiyla Galatasaray, Fenerbahce, Trabzonspor, Sivasspor ve Besiktas seklinde takimlara sampiyonluk sansi tanimistim... Ilginctir, en az sans verdigim ekip Besiktas, su andaki en sansli takim görünümünde... Ufukta herhangi bir tekleme sinyalleri de vermiyorlar... Besiktas'a yeniden döneriz, ama evvela Galatasaray ve Fenerbahce'den bahsedelim istiyorum...

Galatasaray, her seye ragmen lig sampiyon bitirme konusundaki en güclü ekipti... Ne var ki, el yordamiyla kulüp icerisinde yarattiklari kriz onlarin kacinilmaz olarak bu sona varmasina yol acti... Camia olarak hala sampiyonluga inaniyorlar... Galatasaray camiasinin bu özgüveni takdire sayandir zaten... Daha grup maclarinda kendilerini coktan UEFA'nin sampiyonu da ilan ediyorlardi... Lakin ben öyle düsünmüyorum. Deplasmandaki Trabzonspor beraberligi ve Hamburg karsisinda alinan maglubiyet bence Galatasaray'in sampiyonlugu da yitirdigini anlatan karsilasmalardi. Ama esasen dedigim gibi bu yola zaten Skibbe kovulup da Bülent yerine getirildiginde girilmisti... Sis bulutlarinin dagilip da gercegin ortaya cikmasi bir kac mac sürdü... Gecen yil Feldkamp'in kovulmasindan sonra da benzeri itirazlari dile getirmistim, ama o kovulmanin neticeisinde üst üste alinan alti galibiyet ve ulasilan sampiyonluk elbetteki yanlisin yanlis oldugunu ortadan kaldirmiyordu. Aksine yanlisi dogruymuscasina resmettidigi icin takima uzun vadede zarar vermesi kacinilmazdi... Ayni senaryonun bu sezon da gerceklesecegini varsaydilar, ama papaz her zaman pilav yemedi...

Fenerbahce icin artik birseyler söylemek istemiyorum... Biktim. Hevesim de yok. Daha önceki postta en cok sans gördügüm ekiplerdendi. Cünkü sahada oturtulmaya calisilan bir sistem ve taktik anlayisi görüyordum. O posttu girdigim zamanlarda da takim toparlanma asamasindaydi ve herkes gibi ben de bunun istikrarli bir sekilde devam edecegini, oturmus kadronun mac pratigini arttirdikca Aragones'in oynatmaya calistigi sistemin daha da basarili bir sekilde kendini gösterecegini düsünüyordum. Yanildim. Nedenine uzun uzun anlatmaya gerek yok yeniden.

Besiktas'a yeniden dönersek... Ben hala Besiktas adina cok sevinemiyorum, sampiyon olsalar da bu degismeyecek. Mustafa Denizli gibi bir isim o takimin basinda oldugu müddetce de o takim adina sevinmek mümkün olamaz bence... Besiktas, tam da Mustafa Denizli sayesinde sampiyon olacaktir belki, ama bu onlarin mesela gelecek sezon kriz yasamayacaklar ihtimalini degistirmez. Dogrudur, her takim kriz yasayabilir. Ama takiminiz basinda Denizli varsa bunun olmasi daha muhtemeldir... Bu sezonki diger iki büyügün istikrarsizligi Mustafa Denizli'nin her zamanki gibi, hicbir taktiksel anyalis ve sistem cercevesi icerisine otutturmadan macina ve pozisyonuna göre oynattigi "curcuna" ekibi adina islerin yolunda gitmesine neden olmustur. Ama bu durum gelecek sezon böyle olmayacaktir. Kendi yaklasik on aylik bir süre icinde Besiktas'in basinda olmus olacak, belki sampiyonluk da kazandirmis olacak, sezon basini hazrlik kampini ve istedigi transferleri yapmis olacak ama beraberinde su da olacak: Besiktas hala bir mac Yusuf, bir mac Tello, bir mac Delgado sayesinde puanlar toparlarken ortaya taraftari ümitlendirecek herhangi bir karakter veya kimlik koymayacak. Ve bu, sampiyonluk düzgülügüne girildigi su dönemde cok sorum olmaz ama sezon basinda böyle oldugu icin homurtularin yükselmesine neden olacak...

Tranzonspor'dan bahsetmek istemiyorum. Bence onlarin da herhangi bir sansi yok. Ümit ederim, Ersun Yanal ile yollarini ayirmazlar...

Sivasspor ile ilgili de yeni bir post girmek istedigim icin burda birsey yazmak istemiyorum.

Dienstag, 24. März 2009

Iyi de hirsizin hic mi sucu yok!?


Galatasaray camiasinda Bülent Kormaz'a öfke dinmiyor... Eldeki en büyük argümanda Lincoln'e karsi yapilan disiplin uygulamasi ve onun kaybedilmesi... Bu yüzden de maclarin kaybedilgini iddia ediyorlar...


Büyük hocalik, büyük ve ayni zamanda sorunlu oyunculari kullanabilmekle mümkündür... Alex Ferguson, Ottmar Hitzfeld, veyahut, Lucescu...


Hitzfeld, biyografisinde söyle birseyden bahsediyordu konuyla ilgili: "Ben Basler'i oyundan alirken mutlaka beraberinde takimdaki diger yildizlardan birini de cikartiyordum rotasyon dogrultusunda o zaman Basler'in oyundan alinisina tepkisi daha hafif oluyordu" diyor... Buna benzer yiginla örnek bulabiliriz o kitapta...


Bunlarin dogrultusunda, ben de pek cok Galatasarayli gibi Bülent'in Lincoln krizini kesinlikle iyi yönetemedigi kanaatindeydim...


Lakin isin bir de diger tarafi var... Lincoln'ün yaptiklari ortada... Deplasmandaki Hamburg macinda Lincoln'ü oyundan almayi teknik acidan tartisabiliriz... Cogu bunun yanlis oldugunu iddia ediyor... Olabilir, bence aksine dogruydu...


Ama bunun teknik bir mesele olmasindan öteye gectigini görmek lazim... Cikarken teknik direktöre alenen küfür eden iceriye girmek üzereyken, geriye dönüp teknik adamin üzerine yürüyen bir adamdan bahsediyoruz.... Kaldi ki bu Lincoln'ün ilk olayi degil... Schalke'de iken de en sorunlu oyuncu Lincoln'dü... Slomka hala nefretle aniyor kendisini... Ülkesinden her zaman gec gelmeleri... Simdi de izinli olmadigi halde ülkesine gidisi vs.


Bir oyuncunun, alenen kislik bozuklugu oldugu belli olan, bu taraflarindan hic bahsetmiyor olmayi da anlamiyorum... Daha da ötesi ürkütücü buluyorum: Zira lanet olasi bir yengiye, tüm ilkeleri ayaklar atlina aliyoruz... Alex kendi web sitesinden calistigi her teknik direktörü, ve sistemlerini elestiriyor... Yönetim ile anlasmasinin gecikmesini yine kendi web sitesinde elestiriyor... Ve hicbir taraftar bu konuya deginmiyor... Alex'in dokunulmazligi devam ediyor taraftar bazinda...


Halbuki, Alex, Lincoln gibi adamlar bu yaptiklariyla birakin Bülent'i Aragones'i sunu bunu, takimin kendisini, ismini ve onurunu ayaklar atlina aliyor... Ve buna ses cikartilmiyor... Buna da mesefa konulmasi gerekiyor halbuki... Kendilerinin bizlere tattiracagi güzel bir golün veya galibiyetin keyfi karsiliginda onlarin kulüpleri babalarinin ciftligi gibi kullanmasina daha ne kadar sessiz kalacagiz...

Daum'un gelmesi ne kadar olasi?


Sampiyonluk yolundaki bir takim üst üste iki hafta puan kaybetmesi, o takimin teknik direktörünün tartisilmasini beraberinde getirir. Bu dünyanin her yerinde böyledir...

Fenerbahce'de de olan buydu... Ligteki performans, Avrupa'daki de ayni sekilde tatmin edici degildi ama, sampiyonluk yolundaki diger rakiplerinde de Fenerbahce'den cok farkli olmamasi, bir sekilde Fenerbahce'yi yarisin icinde tuttu hep...


Ve bu durum Fenerbahce yönetiminin bu krizi simdiye kadar cok iyi götürmesine yardimci oldu... Yoksa simdiye kadar Aragones'i gönderirdi, Aziz Yildirim...


Neyse uzatmayalim... Yönetimin onca hatasi, futbolcularin kendi basiretsiz ve istemezlikleri vs hepsinin tek suclusu veya sorumlusu Aragones'mis gibi tüm faturanin ona kesilmesine neden oldu...


Simdi her tarafta Fenerbahce'nin Daum ile ilgilendigini yaziyor... Anlamiyorum, Daum gelecektiyse niye gönderildi bundan üc sezon evvel... Gerci kendisi gitti ama, yönetim de bunu istemese gitmesine engel olamaz miydi, onu kalmasi icin ikna edemez miydi...? Pekii simdi neden yeniden Daum... Kulüp yönetimi bunu yalanlamadigina göre simdiye kadar cikan söylentilerin haksiz olmadigi düsünülebilir... Isin ilginci Daum tarafi da henüz net bir yalanlama yapmadi...


Daum'dan gelen tek ses simdiye kadar: "Bu konuda yorum yapmak istemiyorum"... Bu isi kesinlikle istemeyecek, kategorik olarak reddecek bir adamin söyleyecegi laflar midir bunlar...? Tabii ki degil... Avukati ise, "Daum, türklerin iddia ettigi gibi gelecegi yönünde sinyal veriyor degil... Ama türklerin Daum'a karsi olan yogun ilgisi biliniyor.."


Daum'u tanidigim kadariyla, "Daum bu isi kesinlikle reddeder, zaten su anda bir takim calistiyor ve orda gayet mutlu" diyemiyorum... Daum'un Köln ile elde ettikleri ortada... Bir hayli asama katettiler. Ama yine de dedigim gibi Daum'u tanidigim kadariyla, Bogaz'in ve Fenerbahce'nin isiltisinin onun gözünü kamastirmayacagini iddia edemeyiz... Dünya'nin en cok kazanin takimlari listesinin tepelerinde dolasan bir ekibin basina gecmek varken, bir Podolski'yi almak icin kapi kapi kaynak bulmak icin dolasan bir kulüp ile devam etmeyi ne kadar ister; bilemiyorum... En azindan akli celinemez diyemiyorum...


Saniyorum Daum'un bu olayla ilgili düsünceleri önümüzdeki aylarda kesinlik kazanacak... Bunda da en önemli etken, FC. Koeln kulübünün gelecek sezon icin Daum'un önüne nasil bir plan koyacagiyla direk bagli... Sadece Podolski ile kapanirsa Köln acisindan gelecek sezon yatirimlari, Daum'un Fenerbahce'ye gelecegine kesin gözüyle bakabiliriz...

Sonntag, 22. März 2009

About Schmidt


Daha önce en sevdigim filmlerle ilgili bir liste yazmistim... Nasil olduysa bu filmi atlamisim... Benim cok "derinlikli" kriterlerim yoktur... En önemli kriterim filmin etkisinde günlerce kalabilmis olmaktir... Filmi izledikten sonra ne kadar cok cevremdekilere teklifsiz filmden sahneler anlatmaya basliyorsam, sabah kalktigimda aklima düsüyor, gece uyumadan evvel hatirliyorsam o kadar iyi olmustur o film... O kadardir yani...
About Schmidt, dün kacinci defa izledim bilmiyorum, her zaman beni simsiki sarmayi basarabilmis bir filmdir... Öyle ki, benim zihnimde kendine yer acmis ve filmden sonra DVD reyonlarinda dolasirken, ister istemez onun tadini alabilecegim filmler var midir acaba diye hep benzerlerini ararken yakalamisimdir kendimi... durmadan...
Dün bir kez daha izledim, üstelik de Fenerbahce'nin macinin oynandigi bir günde... Maca tercih ettim... Güney Kore'nin daglarinda dolasan uzak dogulu "mönsch"lerin huzuruna eristim yeniden...

Samstag, 21. März 2009

Galatasaray, Karim Haggui'ye sulaniyormus...


Öyle diyor Köln merkezli bölgesel gazete Express. Bu sezon basina kadar 11'in degismez isimlerindedi... Bu sezon hep yedek kaldi... Iyi de oldu bence. Cok yakindan takip etmedim ama, ilginctir; sürekli büyük hatalar yapan bir isim olarak dikkatimi cekerdi... Ya o hep bana denk geliyordu... Bilmiyorum, ama ben cok taraftari olmazdim böyle bir transferin...

Sonucu basindan belli mac; Sivasspor-Besiktas: 1-1


Sonucu basindan belli-idi diyorum ama, macin özellikle ikinci yarisindaki görüntü macin her an taraflardan birine gidebilecek bir potansiyeli tasidigini glsteriyordu.
Gecen haftadan Fenerbahce ve Galatasaray'in bu yarista artik isleri bitti demistim. Sagolsun, Fenerbahce beni utandirmadi, dün. Önümüzdeki maclarin sonucuna göre Galatasaray konusunda da hakli olup olmadigimi görecegiz... Yine büyük konusacagim ve bugünkü sonuclar itibariyle bu ilikinin yanina Trabzonspor'u da ekleyecegim...

Dönelim yeniden haftanin en önemli macina...

Sivasspor'u bu ligi yakindan taniyan herkes cözmüs durumda... Geride rakibi oldukca sert bir futbolla durdurmaya calisiyorlar... Sonra tempolu baskin hücumlarla gol bularak öne gecmeye calisiyorlar... Sayet bunu basarirlarsa ne ala; o vakit gerideki sertliklerinin dozajini artirarak o skoru korumaya ugrasiyorlar... Rakip bugünkü Besiktas gibi erken bir geri dönüs golü bulursa bu taktikleri suya düsebiliyor... Ama bulamazsa ikinciyi de yine bir kontradan bularak maci alabiliyorlar... Bu oyun anlayislari onlari sevimsiz kilan etmenlerden... Ama kadro ve taktik olgunluk anlaminda daha fazlasini da bizlere sunamayacak bir takim, bahsettigimiz... Eger Sivas, golü yiyen taraf olursa, özellikle de böyle büyük maclarda, oyun disiplininden hemen kopmasi ile ünlü bir takim... Fenerbahce maclarinda bunun örnegini gördük... Bugünkü macta böyle bir duruma düsmemis olmamalari ise tam bir sans... Sayet kupada oynanan Galatasaray macinda da Kamanan'in o füzesi olmasa, orda da ayni sikintiya girerlerdi... Neyse, konumuz bu mac...


Besiktas ise tipik bir Mustafa Denizli takimi... Allah düsman oldugum bir takimin basina dahi vermesin bu hocayi... Besiktas Mustafa Denizli ile sampiyon olabilir, sorun o degil... Ama hicbir vakit ne oynadigi belli olan, sistemli ve kisikli bir takim olamaz... Yoktur cünkü Denizli'nin heybesinde bunlarin karsiligini verecek yetiler... Kadrosundaki lig standartinin üzerindeki oyuncularin sirtini yüklenip giden bir takimdan bahsederiz sürekli, onun calistirdigi takimlarda... Bu macta da ayni manzara ile karsi karsiyaydik... Yusuf'un tamamiyle bireysel yeteneklerine bagli solosu ile iceri katedisi ve sonrasinda Tello'nun cektigi güzel sutla elde edilen gol, tüm bir doksan dakikada bahsedebilecegimiz Besiktas adina...

Besiktas'ta da, Ernst son haftalardaki formunda uzakti... Ekrem Dag, Murat Erdogan ile girdigi her mücadeleden maglup ayrildi, ama buna Denizli'nin bir cözüm aramayisi cok ilgincti... Sivas'in golü de burdan geldi... Sivaspor'da ise, Murat Erdogan'i cok begendim... Genelde begendigim Musa Aydin fevkalade kötüydü... Takima adina harcadigi iki pozisyon ise akil almaz derecede önemliydi... Thum en önemli isleri yapan isimlerden, golü de o atti.

Mehmet Yilmaz icin uzun uzun birseyler yazmak lazim ama, simdilik kisacik geceyim... Ikili oyun nedir, nasil oynanir konusunda zerre kadar fikri olmayan, futbol zekasi sifir bir isim.... Allah'tan, kendi adlarina, Galatasaray böyle bir isim icin 5 Milyon Euro vermemis devre arasinda...

Melih Gümisbicak ile ilgili de dikkatimi ceken bir husus vardi... Lig TV spikerleri en kücük ve masum konularda dahi yorum yapmadan mac anlatmalariyla biliniyorlar ve bu yönleri aslinda benim icin cok büyük bir eksiklik... Tarafsiz olmak adina cok kuru ve yavan bir durum cikiyor cünkü ortaya... Hal böyle iken; Melik Gümisbicak'in, Sivassppor'lu Ibrahim'in gördügü sari kartla ilgili "gec bile kaldi bu karti görmek icin" laflari cok dikkat cekiciydi... Hakli olmasina hakliydi ama, genelde böyle davranmadiklari icin dikkat cekiciydi...

N'oldu, rengin soldu..?


Karl-Heinz... Degil mi ki o, futbol dünyasinin gelmis gecmis en beyefendi insani Ottmar Hitzfeld'i tüm kameralarin önünde "Fußball ist kein Mathematik, das man berechnen kann" diyerek elestirmeye kalkmistir... Iste o gün bugündür ne Bayern'i ne bu arkadasimi sevebilmisimdir....

Arkadasimizin dün, SL Ceyrek Finalde Barcelona ile karsilasacaklarini ögrendigi anda yüzünün aldigi hal... Avrupa Yakasi'ndan Dursun'la selamlayalim kendisini...

Aha! Kahn Schalke'ye menejer olma yolunda...O je...


Kisa bir süre önce kovdugu pek antipatik ve bir o kadar da beceriksiz Müller'in yerine Schalke menejer arayislarini sürdürüyor... Basina yansiyan haberlere göre, bir süreligine hakkinda Hoeness'in yerine gececegi yönünde spekülasyonlar yapilan Kahn Schalke'ye menejer olmak üzere... Görüsmeler iyi yoldaymis... Gelismeleri ve konuyla ilgili daha genis bir öznel yorumu ileriye sakliyorum...

Gürkan Zengin atv'de...


Fuat Ugur'un gelisiyle birlikte iyice AKP yanlisi bir cizgiye kayan ve oldukca kan ve prestij kaybeden atv Haber'i kurtacagini sanmiyorum ama, yine de kanala renk ve heycan vereceginden dolayi yerinde bir transfer olarak görüyorum Gürkan Zengin'in CNN Türk'ten atv'ye gecisini...


Ana Haber ile bir iliskisi olacak mi; tabii henüz belli degil...

Freitag, 20. März 2009

Bursaspor-Fenerbahce: 2-1

Gecen haftaki Kocaelispor macindan sonra artik bu sezon bu takimin hicbir macina gitmeyecegim demistim, sözümü tuttum ve bu maca gitmedim... O yüzden macla ilgili birsey söyleyemeyecegim...

Skordan ve atilan gollerin dakikasindan gecen haftaki Kocaelispor macindaki gibi bir tablo ile karsi karisya kalmis olabilecegimizi saniyorum macla ilgili...

Ben bu maci Fenerbahce'nin kesinlikle kazanip yine bir "yalanci" heveslendirme isine girecegini saniyordum taraftarini ama Allah'tan bu hafta olsun istikrar sahibi oldular da bu kötü sakayi yapmadilar bizlere...

Hep söylüyorum, kac mactir... Fenerbahce'nin kadrosunda ciddi bir revizyona ihtiyac var... Ama maalesef kadronun iskeletini olusturan herkes ile zaten uzatildi sözlesme... Bu demektir ki, Aragones gidecek buralardan sene sonu... Bu durumun Fenerbahce'ye faydasinin dokunacagini ise sanmiyorum... Yani demem odur ki, sadece bu sezon degil, gelecek sezon icin de yeni birsey yok pek...

Poldi-Pixel

1. FC Koeln kulubü veyahut taraftarlarinin parlak bir fikirle hayata gecirdikleri Poldi-Pixel projesi bir hayli hizli ilerliyor. Resim oldukca büyük oldugu icin üc parca halinde ScreeShot yaptim ve üc resim sirasiyla yukardan asagiya dogru Poldi-Pixel projesinin bütününü sergiliyor...

Ekranda acilir acilmaz göründügü icin resmin üst taraflari hemen doldurulmus ama asagilar hala yayla gibi. Bir tek kulüb üyesi bazi iyi niyetli insanlarin verdigi birkac mesaj var ama onun disinda oralarin isi daha cok...






Van Bommel: Ich bleibe- ach wie schade!

Bir hayli güzel hayaller kurmustum ama suya düstü... Bayern ile Van Bommel bir yil daha uzatmislar.

Arda, yapma gözümsün...

Galatasaray'in icerisinde sempatik buldugum tek sima-dir kendisi. Haliyle sevdigim bir isimdir... O soldan soldan böyle ceylan gibi seke seke rakibi dagittikca, "neden Fener'de degil bu adam" diye gipta ederim...

Bu sevimli insan dün mactan sonra, anladigim kadariyla dramatik beraberligin verdigi üzüntüyle, elenisin faturasini kendileri 'Kadiköy'e gidecek diye yüregine inmek üzere olanlara' kesmis. Adres belli... Buyrun iste Fenerbahceliler, rahatlayin, daha da ötesi bir yerinize kina yakin, elendik diyor...

Arda'nin haklilik payi yok mu; var... Hakikaten de onlar Kadiköy'de oynarlarsa biz yerinden dibine gireriz diyen yiginla Fenerbahceli var...Galatasaray'in orda final oynamasini gönülden isteyen Fenerbahceli var miydi bilmiyorum, ama hic umursamayan Fenerbahceliler de coktu... Benim gibi...

Bir de meselenin öbür tarafi var... Camia olarak, grub maclarindan itibaren kendini bu sekilde motive eder havalara girersen... Yani Kadiköy'de final oynayacagiz seklinde... Birak taraftari, kulübünün yöneticileri rakipleri provake etme amacli hedefimiz Kadiköy'de final sloganlari atmaya baslarsa... Karsi tarafin zaten var olan düsmanligini daha da artirmaktan baska hicbir sey yapmamis olursun... Isler yolunda giderken, turlari gecerken iyiydi... Sagduyu cagrisi vs yapilmiyor daha ne olduki, iki takim eledik diye haavlara girmeyelim demek yoktu, aksine bu provakasyonlar devam ediyordu... Simdi kaybedince sitem etmek mi geldi aklina, esas kazanirken söylebilmek gerekiyordu bunlari...

Ama Milan'i dahi safdisi birakmis Bremen taraftarinda dahi final laflari edilmezken henüz, simdi ceyrek finaldeler hala sesleri cikmiyor, Galatasaray ta ilk maclardan beri kendi kendisini Kadiköy'de final oynayacagiz diye gaza getirmekle mesguldü... Bu durum karsi tarafin provake edilmesini gectim, takimi ve camiayi haddinden fazla beklenti icine soktugu icin önümüzdeki günlerde sözkonusu olmasi beklenen ev yapimi krizin de en bastan sebebi olacaktir... Cünkü, normal karsilanmasi gereken bir elenis, var olan büyük beklenti ve hayallerle birlikte ciddi bir travmaya dönüsmek üzere...

Fikri takip nerde?

Yazarlik namusu evvela fikr-i takip gerektirir. Bunu yapmayan yazarin "namus"undan süphe etme hakkimiz sonuna kadar saklidir...

Bugün yazacaklarini asagi yukari tahmin ettigim icin dün gece Mehmet Demirkol'un ilk mactan sonra yazdigi yaziyi cikartmistim... Bugünkü rövans macinda insan, elbette bir yazardan yapmasi gerekeni bekliyor ve bir fikr-i takip yapsin istiyor. Nedir o?

Yazdigi o son cümleye deginsin, hani "dogulular cikmadiktan sonra Galatasaray kesinlikle finalin ilk ismi..." öngörüsü... Ve megerse ne kadar yanilmisim deyip önce kendisine sonra bizlere saygisi oldugunu göstersin...

Ama yok bütün bir yaziyi aslinda icinde hicbir degerli analiz barindirmayan laf kalabaliklariyla gecistirmis... Yazinin sonunda agzinizda, "yahu zaten normalmis Galatasaray'in bu sonucu almasi" seklinde bir tat kaliyor...

Guerrero'nun o sansli golü olmasa Hamburg'un geri dönmeye ve beraberligi oynamaya ne niyeti ne mecali vardi... Ve sonucta nerdeyse ayni oyunla 2-0 bitebilirdi... O zaman Mehmet Demirkol'un, bugün yazisinda evvelki yazisinda yazdigi o "muhtesem" öngörüye atif yapacagindan, "bakin ben demistim" havasina gireceginden eminim...

Medyanin yeni Hincal'i olmak yolunda ilerleyen Demirkol'a bu yolda basarilar...

Mehmet Demirkol'un yazarligi...


"Doğu bloku takımlarından biri ile finale kadar karşılaşmadığı sürece Galatasaray bu kupanın bir numaralı adayı."

Böyle buyuruyordu Mehmet Demirkol, ilk Hamburg macindan sonra...

Kabul ediyorum, Galatasaray UEFA'da cok saygideger bir performans sergiledi... Ligtekiyle kiyaslandiginda özellikle... Sadece o da degil, Benfica ve Hertha performanslari ortada... Lakin bütün bunlar Galatasaray'i kupanin favorisi olarak göstermek olarak nasil yeterli olabiliyordu anlamiyorum... Dedigim gibi; Galatasarayli taraftarlari bu konuda anlarim. Onlarin cogu 80 dogumlular ve sonrasi... Galatasaray'in o tarihlerden bu yana Avrupa'da yaptiklari ortada... Ondan bu özgüven ve beklenti anlasilabilir...

Ama Mehmet Demirkol'a n'oluyor... Kendisi sözüm ona Türkiye'nin bu isi en iyi yapan isimlerinden. Böyle bir ismin biraz daha analize dayali konusmasini beklenmez mi?

Ne demek dogu bloku takimlarindan biriyle karsilasmadigi müddetce... Manchester City cantada keklik mi? Sampiyonlar Ligi'nden gelmis Aalborg'un ne oldugunu biliyor musun... PSG var.. Marsilya var... Milan'i saf disi birakmis Bremen var... Udinese var... Ne zamandan beri, bir Italyan takimi bir Türk takimi karsisinda rakip dahi sayilmaz oldu...

Analiz mi oluyor simdi bu?

Zico'nun son kurbani Lucescu...

Böyle diyordu bir haber basligi CSKA'nin Shaktar ile oynadigi ilk macin sonunda...

Zico'yu gönderdikten sonra Aziz Yildirim hem taraftarlar icerisinden hem de sütre gerisinde bekleyip firsat buldugu her anda kendisine saldiran medya cevresinin hedef tahtasina oturtulmustu...

Fenerbahce'nin gecen her basarisiz "günü", buna karsin Zico'nun elde ettigi her basari Aziz Yildirim icin korkulu rüyalar görmenin sebebi olabiliyor bu yüzden...

-Bak gördün mü sen Zico'yu gönderdin simdi takimin nal topluyor...
-Bak gördün mü senin gönderdigin Zico, UEFA'da firtina gibi esiyor...

Sanirsiniz Zico'lu Fenerbahce son iki sezonda kendi liginde firtina gibi esmis... Sanirsiniz Zico'nun Fenerbahcesinin lig performasi Aragones'inkinden cok farkliymis gibi.... Zico'nun takimi ilk senesinde 70 puan, ikinci senesinde 71 puan toplamisti... Ve o iki sezonda da lig bu sezonki kadar zor da degildi... Neyse...

Zico, CSKA'nin basina gecti... Hazir, kurulmus iyi bir takim. Daha yakin zamanda UEFA kupasini kaldirmis. Her sezon oldukca istikrarli sekilde hem de UEFA'da hem Sampiyonlar Ligi'nde performans sergilenmis...

Ama, aman Allahim o da ne... Sanki CSKA Zico gelmeden evvel bir hicmis gibi... Sanki CSKA normal sartlar altinda Aston Villa'yi gecemezmis gibi, sanki geldikten bir ay sonra eledigi Aston Villa macina kadar yoktan bir takimi var etmis gibi, basliklar hazirdi...

Zico'nun son kurbani bilmem kim... Zico firtisini esmeye devam ediyor... Zico'nun Kadiköy'de finale cikmasi ihtimali Aziz Yildirim'in rüyalarini kaciriyor vs vs vs...

Bütün bunlara takilmamin nedeni su: Bunlar aslinda Fenerbahce'nin mevcut durumunda istifade ederek, kulübü daha fazla kaos ve cikmazin icine sokma adina yapilan manipülatif haberler... Art niyet var gerisinde... Her sey bir tarafa, hastalikli ve haksiz bir yaklasim var...

E noldu simdi, Zico elendi... Ne diyecegiz, ayni mantikla "yahu bu Aziz Yildirim ne ileri görüslü adammis, görüyor musun su Zico'yu bir Shaktar'i gecemedi" demek gerekmez mi?

Donnerstag, 19. März 2009

Hamburg hak etmemisti ama...


Hamburg, karsilasmayi 3-2 kazandi ama. Sahsen ben onlarin bunu cok fazla hak etmedikleri düsüncesindeyim... Olayi söyle toparlamaya calisayim:

Ilk maci kendi evinizde oynamissiniz. Simdi rövansi deplasmanda yapiyorsunuz. Ilk mactan elde ettiginiz skor, 1-1, sizin icin dezavantaj teskil ediyor... Buna göre nasil bir taktiksel anlayisla cikarsiniz...

Ya rakibinize cok büyük bir saygi göstererek mümkün oldugunda tempoyu düsürerek, rakibin mac boyunca sabirla tek bir hatasini beklersiniz ve ona göre sonuca gitmeye calisirsiniz...

Ya da, 1-1'in üzerindeki tüm beraberliklerin size yarayacagini düsünerek olabildigince acik, saldirgan gol yemeyi göze alan ama ayni zamanda gol atmaya amacli bir tatiksel kurgu...

Hamburg aynen ilk mactaki gibi birinci secenegi tercih etti. Halbuki daha önceki karsilasmalar gösteriyordu ki, Galatasaray karsisinda tempoyu düsürürseniz onlar karsisinda hicbir sansiniz yok. Ama ne zamanki üzerine gidersiniz Galatasaray'in savunmasini hataya zorlayip gol bulabilirsiniz... Bordeux maci özellikle de bu gercegin cok net bir göstergesi önünüzde. 3-1 gerideyken iki kere Galatasaray kalesine gelen Bordeux birden bire istedigi sonuca ulasabilmisti... Yani aslinda Hamburg'un bastan beri yapmasi gereken, mac 2-0 olduktan sonra yaptiklariydi... Diger taraftan taktik ustasi denilen Jol'un tek bildigi sey, Serkan Kurtulus'un arkasina sarkarak pozisyon bulmaya calismak oldugunu koskoca ilk yarida görmüs olduk...

Bunun disinda, ikili pozisyonlardaki yavaslik ve yanibasindan gecen oyuncuya ayagini dahi uzatmaktan aciz Hamburglz oyuncularin cogunlugu, savunmadaki daginiklik karsilasma icin Hamburg'un hem mental hem de taktiksel acidan iyi hazirlanmadiginin kanitiydi... Zaten ilk olarak ligi, ikinci olarak da Almanya kupasini önemseyen Hamburg'un bu istemezligi de anlasilabilir bir yere kadar...

Böyle bir rakibi bulmusken Galatasaray'in turu gecememis olmasi ise onlar icin önümüzdeki günlerde kafa yormalari gereken konular olmali... Teneke takarak kovduklari Skibbe olsaydi, böyle berbat bir rakibe karsi basarisiz olurlar miydi; hic sanmiyorum...

Bu sonuc, birkac post öncede de yazdigim gibi turu kaybetmekten cok daha öte seyler ifade ediyor Galatasaray icin... Skibbe gönderilirken, en Skibbe'ciler dahi, "aslinda iyi oldu kan degisikligi gerekiyordu" diyorlardi... Simdi eminim yeniden bunu sorgulayacaklardir... Bülent'in simdiye kadar ki performansi bile tartisilmaya baslanacak... Bundan sonra ligte kaybedecegi puan ya da puanlar ciddi ciddi sikinti olacak onun icin... Galatasaray camiasinda beklentiler cok büyüktü cünkü... Vasati gecemeyen ve kupanin favorilerinden denilebilecek hicbir takimi dahi elememisken (ki elendikleri Hamburg dahi bu kupanin favorilerinden asla degil ve bir sonraki turu asla göremez) Kadiköy'e yürüyoruz havasina girmek bu beklentinin ve özgüvenin büyüklügüyle alakaliydi... Bu anlasilabilir bir durum, zira Galatasaray tartismasiz bu ülkenin avrupadaki en basarili temsilcisi. Gecmisteki basarilar ortada. Bütün bunlar elbette camia üzerinde ciddi beklentiler ve özgüven olusturuyor. Ama iste bir de realiteler var...

Öyle tahmin ediyorum, gelecek sezonu dahi göremeyecek Bülent Korkmaz Galatasaray'da...

Cüneyt Cakir

Gaziantepspor, Cakir'in hafta sonu oynayacaklari Trabzonspor macina verilmesine tepki göstermisler.

Bu ligte hakemler cok tartisiliyor. Güvenilecegimiz dogru düzgün kimse yok... Ama herhalde piyasadakiler icin bu yukardaki kadar berbati da yok hakemlerimiz arasinda. Digerlerinin, en azindan büyük bir cogunlugunun, yeneteksiz ve basiretsiz olduklarindan ötürü kötü yönettiklerini söyleyebilir, kötücül taraflarinin oldugundan öyle kolay kolay bahsedemeyebilirsiniz. Ama Cüneyt Cakir öyle mi; bana kalirsa kendisi sadece kötü bir hakem degil ayni zamanda bir hayli "kötücül" yönleri olan bir "insan"

Mesut Özil kadroda yok

Me-süt'ü Milli takima almamis Löw... Haber sitelerine düsmüs hemen bu durum... Esasinda Mesut'un "ulan ben zaten kendimi Alman hissediyorum, bi siktirin gidin basimdan" manasina gelecek cigliklarini duyduktan sonra bu konunun tamamiyle kapanmasi lazim. Ne hali varsa görsün, öyle ya artik onun, bir Podolski'den, bir Odonkor'dan hicbir farki olmamasi lazim bizim icin.

Lakin, bu haberi duyunca hafiften keyiflenmedim degil... Hani diyorlardi ya sürekli, "bu cocuk samimiyet istiyor", "bu cocuk 'beni bir mac kadroya alip sonra cagirmayacaginizi nerden bileyim, bana garanti verin' diyordu", hani bu cocugun gerekirse ayagina gitmeliydik ve gerekirse ona, icerdeki onlarca degerli futbolcuya vermedigimiz sözü verip, kadro garantisi vermeliydik vs... Iste bunlarin hepsinin Türk milli takimi tarafina yönlendirilmis haksiz elestiriler oldugunun ortaya cikmasi nedeniyle hafiften keyiflendim desem yalan olmaz, bu haber üstüne...

Ve gercekten Mesut ve daha da önemlisi Babasi, Türkiye Milli Takim yetkililerinden bu sartlarin yerine getirilmesini bekledilerse iki kat daha sevindirici hale geliyor bu haberler...

Bir turdan daha ötesi...

Galatasaray, bilindigi üze, sayet bugün Hamburg'u elerse UEFA'da ceyrek finale kalan takimlar arasina adini yazdiracak. Bu anlamiyla cok önemli bir mac, bu geceki mac. Ama isin derinine inersek, esasinda cok daha baska seylerde ifade eden bir karsilasmayla karsi karsiyayiz.

Hafta sonu oynanan Trabzonspor macinda galibiyetin kil payi kacirilmasi, esasinda Galatasaray camiasinin su anda ne kadar kirilgan bir zemin üzerinde hareket ettigini gösteriyordu... 2-5'lik Kocaelispor hezimetinin arkasindan kimi bazilarinin hatta fasistce cikislariyla kovduklari Skibbe'nin yerine gelen Bülent Kormaz'a karsi Lincoln'ü kenarda otutturdugu icin öfke kusulmaya baslanmisti. "Lincoln oynatilsaydi mac kaybedilmezdi" önermesinden hareketle daha cok bu isyanlar mayalaniyordu. Halbuki, Skibbe gittikten sonra etegi zil calanlar ve "iste büyük Kaptan", "Galatasaray'in aradigi ve ihtiyaci olan bu 'ruh' baska birsey istemez" gibilerinden nutuk atanlardi bunlarin bir kismi yine...

Bu durum, bugün Hamburg karsilasmasinin olasi bir olumsuz halinde camianin ve taraftarlarinin nasil tepkiler vereceginin de görüntüsünü sunuyor bizlere... O yüzden Galatasaray, bugün sayet Hamburg'u gecerse mütemadiyen ertelenmekte veya palyatif cözümlerle (Skibbe'nin gönderilip Bülent'in getirilmesi gibi) üstü örtülmeye calisilmakta olan kriz halinden uzaklasmak adina bir hayli önemli bir adim daha atmis olacak. Aksi taktirde, daha birkac gün önce el üstünde tutulan Bülent'in kovulmasi gerektigi tartismalari yapilmaya baslanip, yeni bir krizin esigine dogru sürüklenecek....

Dienstag, 17. März 2009

Santra'da Besiktas'in adi yok...


ATV'nin Santra'si, evet kabul ediyorum, hicbir ise yaramaz. Selcuk Manav'in ikide bir Ispanya, Fransa, Ukrayna yollarina düserek hazirladigi gereksiz bantlar ve birkac tuhaf yorumcunun yorumlarindan mütesekkil.

Ama yine de, yine bir baska büyük kanal olan Show TV'nin Alti Pas'indan daha cok saygi duyuyorlar izleyicilere. Her hafta saatleri belli. Sekmiyor. Düzenleri belli...

Neyse... Dedim ya zaten ise yaramaz bunlarin hicbirisi... O yüzden elestirilecek cok sey bulunur... Ama Santra'da dikkatimi ceken cok ilginc birsey var: Bu programda Besiktas'tan hic bahsedilmiyor. Her hafta mutlaka bir Tranzonsporlu konuk oluyor... Trabzonspor konusuluyor... Cüneyt Tanman ve Selcuk Yula sayesinde zaten Fenerbahce ile Galatasaray vazgecilmez. Mustafa Culcu da hakemlere giydirme vazifesini yerine getiriyor. Slecuk Manav da asli astari olmayan transfer dosyalarini haber diye millete kakalamakla mesgul. Ve program dikkatimi cekiyor bütün bunlarla tamamlaniyor ve Besiktas'tan bir kelime dahi bahsedilmiyor. E bu takim sampiyonluga kosuyor... Hadi onu gectim, Fenerbahce ve Galatasaray ile birlikte bir büyük de Besiktas degil mi? O halde neden deginilmiyor ona hic?

Hamburg'ta eksik var...


Galatasaraylilar bu sezon takimlarinin finale cikcagindan eminler... Nasil bu kadar eminler bilmiyorum, neyse... Bu durumun Fenerbahce cephesine de bir hayli korku saldigini ve Aziz Yildirim'in simdiden uykularinin kactigini söylüyorlar... Olabilir, umursamiyorum... Lakin birsey var ki, Galatasaray'in sansi da bir hayli yolunda gidiyor bu serüvende... En azindan simdiye kadar.

Hamburg en etkili elemanlarindan Petric'i Galatasaray'a karsi kullanamayacak. Ayni zamanda Trochowski ile ilgili de süpheler mevcut. Energie macinca aldigi darbeden dolayi...