The Crucible, diger bir ifadeyle Snooker Dünya Sampiyonasinda ilk tur mücadeleleri tamamlandi... Ilk turda hic süpriz yasanmadi, bütün favoriler, Maguire, Selby, Higgins, Murphy, Hendry, Robertson, Fu, Junhui, O'Sullivan, Allen, Carter vs. yoluna devam eden isimler oldular...
Freitag, 24. April 2009
Ronnie hic tat vermiyor..
The Crucible, diger bir ifadeyle Snooker Dünya Sampiyonasinda ilk tur mücadeleleri tamamlandi... Ilk turda hic süpriz yasanmadi, bütün favoriler, Maguire, Selby, Higgins, Murphy, Hendry, Robertson, Fu, Junhui, O'Sullivan, Allen, Carter vs. yoluna devam eden isimler oldular...
Fink ve Besiktas iliskisi...
Mittwoch, 22. April 2009
Martin Lanig
Gectigimiz sezon 2. Bundesliga'da Fürth'te tanidim ilk kendisini... Ondan beridir de severek ve ilgiyle takip ederim... Buraya yazmak icin de gec bile kaldim.
Dienstag, 21. April 2009
Hani Daum Fener'e geliyordu?
Sonunda!
Ugur Boral kadro disi birakilmis... Sivasspor ile oynanacak macin kadrosun alinmamis...
Montag, 20. April 2009
Favoriler tam gaz....
Ilk iki gün sonucunda alinan sonuclarda süpriz cikmadi Sheffield'teki dünya sampiyonasinda...
Sonntag, 19. April 2009
Bu yönetim gitmeli mi?
Bu sezon ortaya cikan olumsuz sonuclar, taraftarlari isyana sürüklemeye basladi... Zaten millet olarak kanimiz kaynar sürekli, cok severiz böyle ani kararlar vermeyi, yakip yikmayi, herseyi sil bastan almayi vs...
Aragones disiplini!
Aragones'i tüm bu berbat bilancoya ragmen seviyorum...
Tükenmis takim....
Samstag, 18. April 2009
Come on Ronnie!
Dünya Sampiyonasi 2009 bugün son sampiyon Ronnie O'Sullivan'in iddiasiz rakibi Stuart Bingham ile olan maciyla acildi...Tuncay, Aurelio ve Zico...
Freitag, 17. April 2009
UEFA'da yari final...
Ridvan Dilmen'in tahminleri...
Tahmin ediyorum medyamizda eskisi kadar tahmin firtinasi esmiyor... Havasi alinmis durumda bu balonun...
Donnerstag, 16. April 2009
Hazir misin Ronnie?
Laudrup gitti, Tutumlu'ya yine Türkiye yolu gözüktü...
Klinsmann, gidici (mi?)

Mittwoch, 15. April 2009
Bunlar mi örnek alinmasi gereken kisiler...?

Dienstag, 14. April 2009
Arda Turan'in özürü...
"Pazar gecesi Ali Sami Yen Stadı'nda maçın bitimine doğru yaşanan istenmeyen olaylar beni de derin üzüntüye boğmuştur. Özellikle Milli Takım ve Fenerbahçe'den her zaman ağabey olarak gördüğüm, sevdiğim ve ailesiyle görüştüğüm Semih Şentürk ile istemeden ve düşünmeden içine düştüğümüz durum ve ortaya çıkan fotoğraf hiç bir zaman arzu etmediğim ve hiçbir zaman onaylayamayacağım görüntülere neden oldu.
Gerek kişiliğim gerekse futbol kimliğime yakışmayan bu olayın içinde Semih Şentürk'le birlikte olumsuz olarak anılmak bizim gibi birbirine saygı ve sevgisi tartışılmaz iki oyuncunun görebileceği en büyük cezadır diye düşünüyorum. Semih Şentürk'ün içten açıklaması ve yaklaşımı içinde hissettiklerini ben de onun gibi bir ağabeyim için düşünüyorum. Saha içinde yaşanan olumsuzlukların saha içinde kalması gerektiğini biliyorum. Kimin haklılığından çok dostluğumuzun, ağabey-kardeş ilişkimizin devamının önemli olduğu bilincinde yaşananlardan dolayı tüm spor kamuoyundan ve Türk halkından özür dilerim. Ayrıca Semih Şentürk ile bugüne kadar gelen inanılmaz dostluğumuzun asla tükenmeyeceğini buradan belirtirken, ona olan sevgi ve saygımın ise sonsuza kadar süreceğinin bilinmesini isterim."
Buraya kadar hersey güzel. Semih'in özüründen bir gün sonra Arda'nin da bunu yapmasi dikkate deger. Ama heycana kapilmamak gerektigini, iki futbolcunun da pazar aksami yaptigi rezilligin böyle bir özürle kapatilacak seyler olmadigini düsünmekteyim. Bunun da ötesinde Arda'ya daha da mesafeliyim. Zira bu özür aciklamasi mac icinde olan bitenle alakali. Pekii mactan sonraki o "berbat" aciklamayi napcaz? O attilan yumruklarin sayisindan dehset verici bir sekilde bahsedildigi, bir Galatasarayli icerde disarda da hicbir yerde korkmaz herkes ile heryerde karsi karsiya gelmeye haziriz kabadayiliklarin icine serpistirildigi aciklamadan bahsediyorum... Onun icin de bir özür gerekmiyor mu?
Tabii bir de Milliyet Gazetesinin bir haberi var, bu aciklamadan evvel: Aciklamada Arda, vicdanin rahat olmasindan bahsediliyor. Semih'in kendisinden bekledigi özür ile ilgili de ne özrü kardesim olaylari baslatan kendileri diyor.
Daha sonraki özür aciklamasinda Arda bu haberi yalanlamis gerci ama, haberi yapan gazetenin Milliyet olmasi, ve haberin bir muhaberin imzasiyla verilmis olmasi, beni süphelendirmiyor degil... Haberin dili de bir hayli sahici. Zira, ne özrü, olaylari onlar baslatti diyen dil mactan hemen sonra yapilan aciklamalardaki dille oldukca büyük bir benzerlik arzediyor.
Hülasa demek istedigim bu iki oyuncunun, özellikle de Arda'nin özürünün yasanan kepazeligin üzerinin örtülmesine yetmeyecegine inaniyorum, bu acidan da hicbir kiymeti yok benim icin....
Montag, 13. April 2009
atv Haber nereye kosuyor!
Her ne kadar sikisik durumlarda, mesela 28 Subat sürecinde, en az digerleri kadar devletciyse de, laiklik konusundaki takintilari o zamanlarda, yine Dogan Grubundan farksizsa da,
Fenerbahce ve Galatasaray üzerine oyunlar oynaniyormus!

Galatasaray'in baskani Adnan Polat dün mactan sonra "Fenerbahce ve Galatasaray birlikte bu yarisin disinda tutulmaya calisiyordu, bu plani uygulamaya calisanlar basardi..." diyor...
Delikanli Arda....

Arda ile ilgili övgü dolu satirlarimin mürekkebi daha kurumadan onun dünkü mac sonunda yaptigi aciklamalar bana iyi bir kapak oldu.
Gün Lugano'ya vurma günü müdür?
Sonntag, 12. April 2009
Bu takimdan utanmaya basladim...
Donnerstag, 9. April 2009
Yalan
Beter olsunlar

Degil mi ki o Karl Heinz Rummenige, yaptigi rotasyon nedeniyle Hitzfeld'i tüm kameralarin önünde itin götüne sokmaya calismistir...
Sonntag, 5. April 2009
Kaldi:8
Sampiyon adaylari üzerine beyin jimnastigi-2
Dienstag, 24. März 2009
Iyi de hirsizin hic mi sucu yok!?
Daum'un gelmesi ne kadar olasi?
Sonntag, 22. März 2009
About Schmidt
Samstag, 21. März 2009
Galatasaray, Karim Haggui'ye sulaniyormus...
Sonucu basindan belli mac; Sivasspor-Besiktas: 1-1
N'oldu, rengin soldu..?
Karl-Heinz... Degil mi ki o, futbol dünyasinin gelmis gecmis en beyefendi insani Ottmar Hitzfeld'i tüm kameralarin önünde "Fußball ist kein Mathematik, das man berechnen kann" diyerek elestirmeye kalkmistir... Iste o gün bugündür ne Bayern'i ne bu arkadasimi sevebilmisimdir....
Arkadasimizin dün, SL Ceyrek Finalde Barcelona ile karsilasacaklarini ögrendigi anda yüzünün aldigi hal... Avrupa Yakasi'ndan Dursun'la selamlayalim kendisini...
Aha! Kahn Schalke'ye menejer olma yolunda...O je...
Gürkan Zengin atv'de...
Freitag, 20. März 2009
Bursaspor-Fenerbahce: 2-1
Skordan ve atilan gollerin dakikasindan gecen haftaki Kocaelispor macindaki gibi bir tablo ile karsi karisya kalmis olabilecegimizi saniyorum macla ilgili...
Ben bu maci Fenerbahce'nin kesinlikle kazanip yine bir "yalanci" heveslendirme isine girecegini saniyordum taraftarini ama Allah'tan bu hafta olsun istikrar sahibi oldular da bu kötü sakayi yapmadilar bizlere...
Hep söylüyorum, kac mactir... Fenerbahce'nin kadrosunda ciddi bir revizyona ihtiyac var... Ama maalesef kadronun iskeletini olusturan herkes ile zaten uzatildi sözlesme... Bu demektir ki, Aragones gidecek buralardan sene sonu... Bu durumun Fenerbahce'ye faydasinin dokunacagini ise sanmiyorum... Yani demem odur ki, sadece bu sezon degil, gelecek sezon icin de yeni birsey yok pek...
Poldi-Pixel
Ekranda acilir acilmaz göründügü icin resmin üst taraflari hemen doldurulmus ama asagilar hala yayla gibi. Bir tek kulüb üyesi bazi iyi niyetli insanlarin verdigi birkac mesaj var ama onun disinda oralarin isi daha cok...
Van Bommel: Ich bleibe- ach wie schade!
Arda, yapma gözümsün...
Bu sevimli insan dün mactan sonra, anladigim kadariyla dramatik beraberligin verdigi üzüntüyle, elenisin faturasini kendileri 'Kadiköy'e gidecek diye yüregine inmek üzere olanlara' kesmis. Adres belli... Buyrun iste Fenerbahceliler, rahatlayin, daha da ötesi bir yerinize kina yakin, elendik diyor...
Arda'nin haklilik payi yok mu; var... Hakikaten de onlar Kadiköy'de oynarlarsa biz yerinden dibine gireriz diyen yiginla Fenerbahceli var...Galatasaray'in orda final oynamasini gönülden isteyen Fenerbahceli var miydi bilmiyorum, ama hic umursamayan Fenerbahceliler de coktu... Benim gibi...
Bir de meselenin öbür tarafi var... Camia olarak, grub maclarindan itibaren kendini bu sekilde motive eder havalara girersen... Yani Kadiköy'de final oynayacagiz seklinde... Birak taraftari, kulübünün yöneticileri rakipleri provake etme amacli hedefimiz Kadiköy'de final sloganlari atmaya baslarsa... Karsi tarafin zaten var olan düsmanligini daha da artirmaktan baska hicbir sey yapmamis olursun... Isler yolunda giderken, turlari gecerken iyiydi... Sagduyu cagrisi vs yapilmiyor daha ne olduki, iki takim eledik diye haavlara girmeyelim demek yoktu, aksine bu provakasyonlar devam ediyordu... Simdi kaybedince sitem etmek mi geldi aklina, esas kazanirken söylebilmek gerekiyordu bunlari...
Ama Milan'i dahi safdisi birakmis Bremen taraftarinda dahi final laflari edilmezken henüz, simdi ceyrek finaldeler hala sesleri cikmiyor, Galatasaray ta ilk maclardan beri kendi kendisini Kadiköy'de final oynayacagiz diye gaza getirmekle mesguldü... Bu durum karsi tarafin provake edilmesini gectim, takimi ve camiayi haddinden fazla beklenti icine soktugu icin önümüzdeki günlerde sözkonusu olmasi beklenen ev yapimi krizin de en bastan sebebi olacaktir... Cünkü, normal karsilanmasi gereken bir elenis, var olan büyük beklenti ve hayallerle birlikte ciddi bir travmaya dönüsmek üzere...
Fikri takip nerde?
Bugün yazacaklarini asagi yukari tahmin ettigim icin dün gece Mehmet Demirkol'un ilk mactan sonra yazdigi yaziyi cikartmistim... Bugünkü rövans macinda insan, elbette bir yazardan yapmasi gerekeni bekliyor ve bir fikr-i takip yapsin istiyor. Nedir o?
Yazdigi o son cümleye deginsin, hani "dogulular cikmadiktan sonra Galatasaray kesinlikle finalin ilk ismi..." öngörüsü... Ve megerse ne kadar yanilmisim deyip önce kendisine sonra bizlere saygisi oldugunu göstersin...
Ama yok bütün bir yaziyi aslinda icinde hicbir degerli analiz barindirmayan laf kalabaliklariyla gecistirmis... Yazinin sonunda agzinizda, "yahu zaten normalmis Galatasaray'in bu sonucu almasi" seklinde bir tat kaliyor...
Guerrero'nun o sansli golü olmasa Hamburg'un geri dönmeye ve beraberligi oynamaya ne niyeti ne mecali vardi... Ve sonucta nerdeyse ayni oyunla 2-0 bitebilirdi... O zaman Mehmet Demirkol'un, bugün yazisinda evvelki yazisinda yazdigi o "muhtesem" öngörüye atif yapacagindan, "bakin ben demistim" havasina gireceginden eminim...
Medyanin yeni Hincal'i olmak yolunda ilerleyen Demirkol'a bu yolda basarilar...
Mehmet Demirkol'un yazarligi...
Zico'nun son kurbani Lucescu...
Zico'yu gönderdikten sonra Aziz Yildirim hem taraftarlar icerisinden hem de sütre gerisinde bekleyip firsat buldugu her anda kendisine saldiran medya cevresinin hedef tahtasina oturtulmustu...
Fenerbahce'nin gecen her basarisiz "günü", buna karsin Zico'nun elde ettigi her basari Aziz Yildirim icin korkulu rüyalar görmenin sebebi olabiliyor bu yüzden...
-Bak gördün mü sen Zico'yu gönderdin simdi takimin nal topluyor...
-Bak gördün mü senin gönderdigin Zico, UEFA'da firtina gibi esiyor...
Sanirsiniz Zico'lu Fenerbahce son iki sezonda kendi liginde firtina gibi esmis... Sanirsiniz Zico'nun Fenerbahcesinin lig performasi Aragones'inkinden cok farkliymis gibi.... Zico'nun takimi ilk senesinde 70 puan, ikinci senesinde 71 puan toplamisti... Ve o iki sezonda da lig bu sezonki kadar zor da degildi... Neyse...
Zico, CSKA'nin basina gecti... Hazir, kurulmus iyi bir takim. Daha yakin zamanda UEFA kupasini kaldirmis. Her sezon oldukca istikrarli sekilde hem de UEFA'da hem Sampiyonlar Ligi'nde performans sergilenmis...
Ama, aman Allahim o da ne... Sanki CSKA Zico gelmeden evvel bir hicmis gibi... Sanki CSKA normal sartlar altinda Aston Villa'yi gecemezmis gibi, sanki geldikten bir ay sonra eledigi Aston Villa macina kadar yoktan bir takimi var etmis gibi, basliklar hazirdi...
Zico'nun son kurbani bilmem kim... Zico firtisini esmeye devam ediyor... Zico'nun Kadiköy'de finale cikmasi ihtimali Aziz Yildirim'in rüyalarini kaciriyor vs vs vs...
Bütün bunlara takilmamin nedeni su: Bunlar aslinda Fenerbahce'nin mevcut durumunda istifade ederek, kulübü daha fazla kaos ve cikmazin icine sokma adina yapilan manipülatif haberler... Art niyet var gerisinde... Her sey bir tarafa, hastalikli ve haksiz bir yaklasim var...
E noldu simdi, Zico elendi... Ne diyecegiz, ayni mantikla "yahu bu Aziz Yildirim ne ileri görüslü adammis, görüyor musun su Zico'yu bir Shaktar'i gecemedi" demek gerekmez mi?
Donnerstag, 19. März 2009
Hamburg hak etmemisti ama...
Ilk maci kendi evinizde oynamissiniz. Simdi rövansi deplasmanda yapiyorsunuz. Ilk mactan elde ettiginiz skor, 1-1, sizin icin dezavantaj teskil ediyor... Buna göre nasil bir taktiksel anlayisla cikarsiniz...
Ya rakibinize cok büyük bir saygi göstererek mümkün oldugunda tempoyu düsürerek, rakibin mac boyunca sabirla tek bir hatasini beklersiniz ve ona göre sonuca gitmeye calisirsiniz...
Ya da, 1-1'in üzerindeki tüm beraberliklerin size yarayacagini düsünerek olabildigince acik, saldirgan gol yemeyi göze alan ama ayni zamanda gol atmaya amacli bir tatiksel kurgu...
Hamburg aynen ilk mactaki gibi birinci secenegi tercih etti. Halbuki daha önceki karsilasmalar gösteriyordu ki, Galatasaray karsisinda tempoyu düsürürseniz onlar karsisinda hicbir sansiniz yok. Ama ne zamanki üzerine gidersiniz Galatasaray'in savunmasini hataya zorlayip gol bulabilirsiniz... Bordeux maci özellikle de bu gercegin cok net bir göstergesi önünüzde. 3-1 gerideyken iki kere Galatasaray kalesine gelen Bordeux birden bire istedigi sonuca ulasabilmisti... Yani aslinda Hamburg'un bastan beri yapmasi gereken, mac 2-0 olduktan sonra yaptiklariydi... Diger taraftan taktik ustasi denilen Jol'un tek bildigi sey, Serkan Kurtulus'un arkasina sarkarak pozisyon bulmaya calismak oldugunu koskoca ilk yarida görmüs olduk...
Bunun disinda, ikili pozisyonlardaki yavaslik ve yanibasindan gecen oyuncuya ayagini dahi uzatmaktan aciz Hamburglz oyuncularin cogunlugu, savunmadaki daginiklik karsilasma icin Hamburg'un hem mental hem de taktiksel acidan iyi hazirlanmadiginin kanitiydi... Zaten ilk olarak ligi, ikinci olarak da Almanya kupasini önemseyen Hamburg'un bu istemezligi de anlasilabilir bir yere kadar...
Böyle bir rakibi bulmusken Galatasaray'in turu gecememis olmasi ise onlar icin önümüzdeki günlerde kafa yormalari gereken konular olmali... Teneke takarak kovduklari Skibbe olsaydi, böyle berbat bir rakibe karsi basarisiz olurlar miydi; hic sanmiyorum...
Bu sonuc, birkac post öncede de yazdigim gibi turu kaybetmekten cok daha öte seyler ifade ediyor Galatasaray icin... Skibbe gönderilirken, en Skibbe'ciler dahi, "aslinda iyi oldu kan degisikligi gerekiyordu" diyorlardi... Simdi eminim yeniden bunu sorgulayacaklardir... Bülent'in simdiye kadar ki performansi bile tartisilmaya baslanacak... Bundan sonra ligte kaybedecegi puan ya da puanlar ciddi ciddi sikinti olacak onun icin... Galatasaray camiasinda beklentiler cok büyüktü cünkü... Vasati gecemeyen ve kupanin favorilerinden denilebilecek hicbir takimi dahi elememisken (ki elendikleri Hamburg dahi bu kupanin favorilerinden asla degil ve bir sonraki turu asla göremez) Kadiköy'e yürüyoruz havasina girmek bu beklentinin ve özgüvenin büyüklügüyle alakaliydi... Bu anlasilabilir bir durum, zira Galatasaray tartismasiz bu ülkenin avrupadaki en basarili temsilcisi. Gecmisteki basarilar ortada. Bütün bunlar elbette camia üzerinde ciddi beklentiler ve özgüven olusturuyor. Ama iste bir de realiteler var...
Öyle tahmin ediyorum, gelecek sezonu dahi göremeyecek Bülent Korkmaz Galatasaray'da...
Cüneyt Cakir
Bu ligte hakemler cok tartisiliyor. Güvenilecegimiz dogru düzgün kimse yok... Ama herhalde piyasadakiler icin bu yukardaki kadar berbati da yok hakemlerimiz arasinda. Digerlerinin, en azindan büyük bir cogunlugunun, yeneteksiz ve basiretsiz olduklarindan ötürü kötü yönettiklerini söyleyebilir, kötücül taraflarinin oldugundan öyle kolay kolay bahsedemeyebilirsiniz. Ama Cüneyt Cakir öyle mi; bana kalirsa kendisi sadece kötü bir hakem degil ayni zamanda bir hayli "kötücül" yönleri olan bir "insan"
Mesut Özil kadroda yok
Lakin, bu haberi duyunca hafiften keyiflenmedim degil... Hani diyorlardi ya sürekli, "bu cocuk samimiyet istiyor", "bu cocuk 'beni bir mac kadroya alip sonra cagirmayacaginizi nerden bileyim, bana garanti verin' diyordu", hani bu cocugun gerekirse ayagina gitmeliydik ve gerekirse ona, icerdeki onlarca degerli futbolcuya vermedigimiz sözü verip, kadro garantisi vermeliydik vs... Iste bunlarin hepsinin Türk milli takimi tarafina yönlendirilmis haksiz elestiriler oldugunun ortaya cikmasi nedeniyle hafiften keyiflendim desem yalan olmaz, bu haber üstüne...
Ve gercekten Mesut ve daha da önemlisi Babasi, Türkiye Milli Takim yetkililerinden bu sartlarin yerine getirilmesini bekledilerse iki kat daha sevindirici hale geliyor bu haberler...
Bir turdan daha ötesi...
Hafta sonu oynanan Trabzonspor macinda galibiyetin kil payi kacirilmasi, esasinda Galatasaray camiasinin su anda ne kadar kirilgan bir zemin üzerinde hareket ettigini gösteriyordu... 2-5'lik Kocaelispor hezimetinin arkasindan kimi bazilarinin hatta fasistce cikislariyla kovduklari Skibbe'nin yerine gelen Bülent Kormaz'a karsi Lincoln'ü kenarda otutturdugu icin öfke kusulmaya baslanmisti. "Lincoln oynatilsaydi mac kaybedilmezdi" önermesinden hareketle daha cok bu isyanlar mayalaniyordu. Halbuki, Skibbe gittikten sonra etegi zil calanlar ve "iste büyük Kaptan", "Galatasaray'in aradigi ve ihtiyaci olan bu 'ruh' baska birsey istemez" gibilerinden nutuk atanlardi bunlarin bir kismi yine...
Bu durum, bugün Hamburg karsilasmasinin olasi bir olumsuz halinde camianin ve taraftarlarinin nasil tepkiler vereceginin de görüntüsünü sunuyor bizlere... O yüzden Galatasaray, bugün sayet Hamburg'u gecerse mütemadiyen ertelenmekte veya palyatif cözümlerle (Skibbe'nin gönderilip Bülent'in getirilmesi gibi) üstü örtülmeye calisilmakta olan kriz halinden uzaklasmak adina bir hayli önemli bir adim daha atmis olacak. Aksi taktirde, daha birkac gün önce el üstünde tutulan Bülent'in kovulmasi gerektigi tartismalari yapilmaya baslanip, yeni bir krizin esigine dogru sürüklenecek....
Dienstag, 17. März 2009
Santra'da Besiktas'in adi yok...
ATV'nin Santra'si, evet kabul ediyorum, hicbir ise yaramaz. Selcuk Manav'in ikide bir Ispanya, Fransa, Ukrayna yollarina düserek hazirladigi gereksiz bantlar ve birkac tuhaf yorumcunun yorumlarindan mütesekkil.
Ama yine de, yine bir baska büyük kanal olan Show TV'nin Alti Pas'indan daha cok saygi duyuyorlar izleyicilere. Her hafta saatleri belli. Sekmiyor. Düzenleri belli...
Neyse... Dedim ya zaten ise yaramaz bunlarin hicbirisi... O yüzden elestirilecek cok sey bulunur... Ama Santra'da dikkatimi ceken cok ilginc birsey var: Bu programda Besiktas'tan hic bahsedilmiyor. Her hafta mutlaka bir Tranzonsporlu konuk oluyor... Trabzonspor konusuluyor... Cüneyt Tanman ve Selcuk Yula sayesinde zaten Fenerbahce ile Galatasaray vazgecilmez. Mustafa Culcu da hakemlere giydirme vazifesini yerine getiriyor. Slecuk Manav da asli astari olmayan transfer dosyalarini haber diye millete kakalamakla mesgul. Ve program dikkatimi cekiyor bütün bunlarla tamamlaniyor ve Besiktas'tan bir kelime dahi bahsedilmiyor. E bu takim sampiyonluga kosuyor... Hadi onu gectim, Fenerbahce ve Galatasaray ile birlikte bir büyük de Besiktas degil mi? O halde neden deginilmiyor ona hic?



